Actions

Work Header

Rating:
Archive Warnings:
Category:
Fandom:
Relationship:
Characters:
Additional Tags:
Language:
Türkçe
Series:
Part 1 of İsfad
Stats:
Published:
2026-06-06
Updated:
2026-06-10
Words:
5,053
Chapters:
4/7
Comments:
32
Kudos:
121
Bookmarks:
4
Hits:
1,921

Rehin

Summary:

İso'nun serbest bırakılma vakti gelir, ancak Fadime İso'yu Furtuna'ya geri vermeye hazır değildir.

29. bölüm kına gecesinden itibaren hikaye farklı bir yönde gitmektedir.

Notes:

(See the end of the work for notes.)

Chapter 1: Cellat Düğümü

Chapter Text

Kına bitmiş, Furtuna’lılar oğulları ile malları arasında bir seçim yapmak üzere evlerine gönderilmişti.

“Ölmüştür belki de.” demişti Fadime, Oruç İso’yu sorduğunda. Dışardan buz kesmiş dursa da içi alev alevdi. Kelimeler dudaklarından çıkmıştı ama aklından çıkmıyordu bir türlü.

“Ölmüştür belki de.”

“Ölmüştür belki de.”

“Ölmüştür belki de.”

Aniden doğruldu oturduğu yerden. Aklı İso’nun atölyede beklediğini, sağ olduğunu biliyordu. Ama ruhu daralıyordu sözlerinin yankıları kalbini çevreleyen duvarlara çarparken.  

“Ölmüştür belki de.”

“Ben yatıyorum.” dedi ani kalkışıyla ona dönen gözlere. “İyi geceler.”

Kimsenin cevap vermesine fırsat tanımadan kaçtı İlve’nin odasına. Eşyalarını çoktan taşımıştı oraya. Dolabı açtı, İlve’nin kıyafetlerinin yanına sıkıştırdığı yığından bir pijama aldı, üstünü değiştirdi mekanik hareketlerle. Son düğmeyi iliklerken, bakar kör gözleri aynadaki yansımasını görmeye başladı.

Mavi pijamasını giymişti.

İso’yla yaylaya çıktıkları gece giydiği mavi pijamasını.

“Ölmüştür belki de.”

Yırtarcasına söktü düğmelerini. Dökemediği yaşlar burnunun direğini sızlatırken birkaç düğme yerde yuvarlanmaya başlamıştı. Çıkarttığı pijamaları dolaba tepti gelişigüzel. Eline geçen siyah bir eşofmanı altına geçirdi, üstüne bir şey aramaya mecali kalmadı.

Kendini yatağa attığında yaşlar da süzülmeye başladı şakaklarına. Yan döndü yedirememiş gibi saçlarına karışan damlaları. Eli pikeyi avuçladı tutunma ihtiyacıyla.

Pike de maviydi.

Tutamadığı bir hıçkırığın sesi odaya yayılırken daha da sıkı kavradı kumaşı.

“Ölmüştür belki de.”

“Ölmüştür belki de.”

Uykuya teslim olana kadar ağladı Fadime. Pes etmişti, kulağında çınlayan seslerin karabasan gibi üzerine çökmesine izin verdi.

“Ölmüştür belki de.”

“Ölmüştür belki de.”

**********************************

İso şaşkınlıkla araladı gözlerini. Omuzlarını oynatmaya çalıştı acıyla. Tutulmuştu her yeri ama ipler kıpırdayamayacağı kadar sıkı bağlanmıştı.

Sesin geldiği yöne döndürdü başını.

Atölye yanıyordu!

Korkuyla büyüdü gözleri. Çırpındı durdu nafile bir çabayla. Bağırmak istedi, yardım çağırmaya yeltendi ama ağzına bağladıkları kumaş yuttu sesini.

Alevler giderek yaklaşıyordu, dumanları çoktan sarmıştı etrafı. Gözleri kapanmak üzereyken “Fadime.” diye inledi usulca. “Fadime’m.”

Adamın bedeni bağlı olduğu sandalyeye yığılırken alevler daha da aç bir şekilde saldırdı etrafa.

İso’nun yanındaki duvarda eski bir saat asılıydı, 03.05’i gösteriyordu. Kimsenin ruhu bile duymadan çıkan yangın, atölyeyi sessizce kül etti. Koçaril’er bir sorun olduğunu fark ettiğinde, artık her şey için çok geçti.

********************************

Fadime dehşetle açtı gözlerini. Kaskatı kesilmişti bedeni, ne nefes alabiliyor ne de bağırabiliyordu.

Hareket edebildiği an fırladı yerinden. Tek bir düşünce bile yoktu zihninde. Kalbinin kulaklarını patlatacakmış gibi atmasına sebep olan dehşet ve en temel içgüdüler vardı sadece.

Atölyenin kapısını sökercesine açtığında soluklarının sesi yankılandı duvarlarda.

İso saatlerdir karşısındaki ateşi izliyordu Fadime atölyeyi bastığında. Gelinlik çoktan kül olmuş, kokusu etrafını sarmıştı adamın. Vazgeçmeyecekti Fadime’den, tek bildiği buydu.

Vazgeçmeyecekti vazgeçmemesine de umudu da kalmamıştı. Zor bela kabul edildiği gönülden sürgün yemişti, Fadime ona geri dönmezdi ki.

“Geldi işte!” dedi içindeki küçük ve yalnız İso’nun sesi heyecanla.

Atölyenin kapısında nefes nefese ona bakan kadının yüzü, ilkokulun ilk günü merdivenlerde yanına oturan küçük kızınkiyle karıştı bir an. İso’nun yok olan umudu kabardı birden, içi coşkuyla doldu. Herkes unuturdu İso’yu, herkes. Ama Fadime unutmazdı. Unutmazsa affederdi elbet bir gün. Affetmese de İso bir ömür beklerdi, en azından Fadime’nin onu sevdiğinden emindi. Bunu öz annesi için bile söyleyemeyen bir çocuk, bin ömür de beklerdi affedilmeyi.

Kana kana içti İso karşısındaki güzeli. Susadığını sanıyordu saatlerdir, meğer sadece Fadime’yi özlemişti. Gözleri yavaşça gezindi kadının üzerinde. Sonra çatıldı kaşları. Karısının üzerinde atlet, ayakları çıplaktı. İso’nun içini kaplayan mutluluk yerini telaşa bıraktı aniden. Gözleri Fadime’ninkileri buldu cevap arayışıyla, kadın korkuyla bakıyordu ona.

Ne olmuştu? Şerif Koçari’yi mi basmıştı yoksa?

Panik içinde taradı gözleri karşısındaki bedeni. Fadime’nin de aynısını yaptığından habersizdi. İkisi de diğerinin fiziksel olarak iyi olduğunu anlayınca derin bir nefes aldılar.

Fadime’nin ruhu hala huzur bulamamıştı ama.

“Ölmüştür belki de.”

“SUS ALLAH’IN CEZASI SUS!” diye bağırmak istiyordu artık. Susmuyordu lanet ses. Hiç susmuyordu.

Gözlerinin önündeki görüntü değişti birden. Karşısında sağ salim oturan İso gitti, dumanların içindeki baygın hali geldi.

“Ölmüştür belki de.”

Fadime korkuyla kapatıp açtı gözlerini. Görüntü gitmiş, İso’nun ona telaşla bakan gözleri geri gelmişti. Düşünmedi Fadime. Zaten uyandığından beri düşünebildiğinden emin değildi.

Tek kelime etmeden adama doğru yürüdü hızlı adımlarla. Önünde diz çöküp bacaklarını saran düğümü çözdü önce. Sonra ellerine uzandı. Hırsla açtı düğümleri. Sonunda İso’yu kurtardığında, ellerinde iple dizlerinin üstünde kalakalmıştı.

Çakır İso’yu bağlarken fark etmemişti, ipte cellat düğümü vardı.

“Ölmüştür belki de.”

Fadime boğulduğunu hissetti. Elindeki ilmik onun ruhuna dolanmıştı sanki. Kusacak gibiydi. Ani bir hareketle doğruldu yerinden, fırlatıp attı urganı hala tüten ateşe.

Tekrar önünü döndüğünde İso hala bağlıymış gibi hareketsiz bekliyordu. Gözleri Fadime’yi takip ediyor, elleri ağzındaki kumaşı çıkartmaya bile yeltenmiyordu.

Yutkunamadı Fadime. Karşısındaki mavi gözlere bakmak eziyetti ama bir daha hiç bakamama fikri ölümden beterdi. Bir adım yaklaşıp dizlerinin arasına girdi kocasının. İso sırtını dikleştirip iyice kaldırdı başını. Genç kadın uzandı okşamayı çok sevdiğini daha çok yeni keşfettiği sarı saçlara.  Fadime’nin elleri saçlarında gezinirken gözlerini kapadı İso hissettiği rahatlamayla. Saatlerdir tenini kesen ipin acısı dinmişti tek dokunuşla.

Fadime oyalanmadı. Elleri adamın başının arkasındaki düğümü bulduğunda çözdü onu da. Kalbine attığı düğümleri de bir bir çözüyordu sanki. Zor bela yeniden diktiği duvarları İso’nun tek nefesiyle yerle bir olacak gibiydi. O yüzden çekti kendini geri.

Ne yapacağını bilmiyordu. Burada mı bırakacaktı İso’yu?

Gözleri duvardaki saate kaydı. Üçe iki vardı. Nefesi daraldı tekrardan. Ocağa dönüp çabuk hareketlerle söndürdü ateşi. Emin olmak için birkaç kez dürttü külleri.

İso’ya bakmadan çıkıp gitmekti niyeti. Kapıya kadar ilerledi. Ama eşiği geçemedi.

“Gel.” dediğini duydu kendi sesinin.

Sonra hızla yöneldi eve.

Dış kapıyı açık bırakmıştı çıkarken. Girerken de kapatmadı İso için.

Koridora ulaştığında fark etti, evde boş oda yoktu. Eski odalarında Esme vardı, abisi ve Aleyna kendi odalarındalardı. Fadime de İlve’nin odasına geçmişti.

Dış kapının kilidinin yerine oturmasının sesi kulaklarına ulaştığında gözlerini kapadı Fadime. Çok yorulmuştu. Ağlamaktan, İso’yu görene kadar susmayan seslerden, korkmaktan, yalnızlıktan… Çok yorulmuştu.

O yüzden kendine yüklenmeyi bıraktı, mecali kalmamıştı. İso’ya dönüp ‘geç’ der gibi gösterdi İlve’nin odasını.

İso kapıdan geçtiği anda Fadime’nin kokusu sarmıştı her yanını. Burada uyumuştu belli ki.

Fadime odaya girip yavaşça kapattı kapıyı. Dolaptan bir battaniye ile ince bir örtü çıkartıp adamın kollarına bıraktı, sonra da yatağına uzanıp tepesine kadar çekti pikeyi. Yüzü duvara dönüktü, bu gece “Uyudun mu? demeyeceği belliydi.

İso sessiz hareketlerle serdi yatağını yere. Fadime’ye son bir kez daha baktı içi giderek, kahrolarak. Sonra uzandı yorganın üzerine.

“Sadece gece için.” diye fısıldadı Fadime sert bir sesle. “Sabah kimse uyanmadan atölyeye döneceksin.”

İso cevap vermedi kadına. Sesini duymak istemediği belliydi, daha fazla rahatsızlık vermek istememişti.

Fadime fark etmeden İso’nun soluklarını dinlemeye başlamıştı. Adamın nefesleri, zihninde yankılanan sesleri bastırınca huzurlu bir uyku sardı etrafını.

Sabah uyandığında olanları hatırlayana kadar mutlu, mayışık bir gülüş gezindi yüzünde kadının. Odayı saran tanıdık koku gerginliğini almıştı. Sonra olanları hatırladı. Yüzü düştü, hızla doğruldu yerinden.

İso yoktu.

Gece burada kaldığına dair bir iz de...