Work Text:
Gerçek dediğimiz şey de nedir?
Anlamsız hayatlarımızda insanlık için en barışçıl açıklama? Açgözlü olma şansına sahip olanlar için en kârlı cevap? Sayısız deneylerin en olası sonucu?..
Bu 'gerçek' var olabilir mi ki?
Sadece umutsuz bir rüya, akıl sağlığımız için hepimizin tutunduğu zahmetsiz bir yalanın güvenliği olamaz mı?
Öyle olsa bile..
...
Sokaklar, yeni açmış çiçeklere çarpan hafif esintinin sesinden başka hiçbir şeyle dolu değildi; güneş ışığı, görkemli ağaçların yapraklarında yavaşça ama emin adımlarla sıcak bir leke bırakıyordu; bu, şu sıraların ağır havalarında insanların gölge bulabileceği bir sığınaktı...
Her köşede bulunması zor olmayan huzurlu manzara ve sessiz ortam, şimdi hızlı ayak sesleriyle bozulmuş, duyanların dikkatini yürüyen— hayır, koşan kıza çekiyordu.
Her sokakta birkaç kişinin yanından geçerken, soluk soluğa nefes alışı arasında özür diliyor, yüzünden akan az miktardaki ter, inci gözyaşlarıyla karışıyor ve onu zaten zar zor açık tuttuğu gözlerini kapatmaya zorlamakla tehdit ediyordu.
Dizleri hafifçe kızarmıştı, eteğinin uçları ayakta durmayı başaramadığı her seferinde biraz daha yırtılıyordu, elindeki altın anahtarlar hâlâ sabitti ama her seferinde neredeyse fark edilmeyen bir irkilme yaratıyordu.
Bir sokak daha.. Başarabilirim...
Nefes almak için bir an duraksadıktan sonra, hızını hiç düşürmeden tekrar ayağa kalkıyor, ve bidahaki düşüşüne kadar tüm gücüyle koşmaya devam ediyordu.
...
Alkış sesleri.
Yavaş ve coşkusuz olan ses, onun içgüdüsel olarak kapının önünde oturan feminen kumrala doğru bakmasına neden oldu.
—"İşte burda, sonunda."
—"Üzgünüm! Çok üzgünüm!"
Kız kapının anahtarını aceleyle sokarken kumralın göz devirişi açıkça görünüyordu, ama o koşarken aldığı az miktardaki havayı telafi etmek için ciğerlerini acıtan sert nefesler almakla meşguldü.
—"Orda iyi misin, güzelim?"
Sorusuna sadece başını sallayabilmişti. Kumralın sesi çoğu kişinin ilgisiz olarak tanımlayacağı bir tonda idi... Mahzuru yoksa sarkastik. Ama kimsenin bilmediğini bilirdi o.
—"Ira, dur."
Emriyle birlikte, vücudu aceleci hareketlerini durdurdu ve ona düzgün nefesler alması ve zihnini temizlemesi için bir dakika verdi, ayağa kalkma sesleri ve hareket ederken kolaltı değneklerinin yere vuruşları garip ama önemli bir rahatlık oluşturdu.
Değneklerinden birini kendine yasladı ve bıraktı, sonra da artık onu tutmayan kolunu Ira'nınkine doladı. Tutuşu sıkıydı ama acı vermiyordu.
—"İşte oldu.. yavaşla."
—"Teşekürler, Ren.."
—"Minnettarlığını sakla, yine de seni beni merdivenlerden aşağı taşımaya zorlayacağım."
Ira'nın dudaklarından sessiz, yumuşak bir kıkırdama duyuldu, bakışı hala odaklanmamıştı ama Ren'i incitmeden içeri yönlendirecek kadar netti..
Eğer tek diğer seçenek tüm umudunu kaybetmekse, tutunacak aptalca bir hayalin olması daha iyi değil midir?..
Insanlara amaç veren şey gerçeklik olmak zorunda mıdır?.. Tamamen başka birşey olamaz mı?..
...
Burdaki?
Hayır.. yeşilin doğru tonu değil..
Hmmm.. Ordaki!-.. 'nin gümüş detayları var, altın değil..
—"Senin tarafında mı?"
Ren'in sesi odanın diğer tarafından duyuldu. Bakışı hala yüksek raflarda, gözleri doğru olanı bulmak umudu ile sürekli kitaplar üzerinde hareket halinde idi.
—"Şimdilik göremiyorum.."
Ira'nın nazik sesi Ren'in kulağa hoş gelmeyen sesine ters düşüyordu, zayıflıklarının her bir kırık parçası arayan göze açıkça görünür şekilde ortada idi.. Tabiki de Ren'e ait olan göz.
—"Lanet kadın, neden kendi yapamadı ki?!"
—"Tam olarak yürüyemiyor.."
—"Bende yürüyemiyorum! Kol değneğim beni zar zor ayakta tutuyor!"
Siyah saçlı kız gözünü önündeki raflardan kaldırıp arkasındaki Ren'e baktı ve değneği ile bile zorla hareket edişini kendi gözü ile gördü.
—"Mola ver."
—"Aramayı yalnız yapmanı istemiyorum."
—"Sadece sesini duymam yeterli."
—"Iy, aşk dedikleri bu mu?"
—"Ren. Otur."
Aramaya geri dönerken tartışmaya fırsat vermedi, birkaç adım ve kendini yere indiriş sesi onu dinlediğini yeterince doğruluyordu.
Bi gülümseme dudaklarını buldu, keçi kadar inatçı olması ile bilinen Ren ne zaman onu dinlese olduğu gibi kalbi yine hafifledi.
—"Eğer kendi kütüphanesine yürüyemiyor ise, belki de binayı satıp halka açık bi kütüphaneye çevirmeli. Içinde bulunamayan bı insan için fazlasıyla büyük."
—"Bayan Yesako? Kütüphanesini satıp paylaşmak? Ölmeyi yeğler o."
—"Zaten ölüyor!"
Sesli bir kahkaha ve huysuz bir yanıt.. ama o da sonradan sakin bir gülüşe döndü, bu ikisi bir arada iken hiçbir mod ciddi kalamaz.
—"Aha!"
Bir kitabı aldı, Bayan Yesako'nun tarifine tam uyan bir kitap, ve Ren'e göstermek için havaya tuttu. Ani hareketi tekrar dengesini kaybetmesine sebep oldu.
—"Vay, ayakta ve sabit durmada bayağı bir beceriklisin.."
—".. Siktir git.."
Ira acıyı geçirmek için dizlerini ovalarken Ren onun düşürdüğü kitabı almak için uzandı. Ira'nın dizlerinin normal kızarıklığı normalden daha belirgindi.
—"Tamam, bu doğru olan. Sen iyi oldugun zaman gidelim."
Insanlık gerçeği neden bu kadar çok istiyor ki? Bilmemizin ne yararı var?..
Eğer cevabın bizim sevmeyeceğimiz birşey olacağı garantilemiş olsaydı, yine de arar mıydık?..
...
—"Karamelleri yoktu, onun yerine çilek aldım."
Ira banktaki Ren'in yanındaki yerine geçmeden önce yürüyüşünü yavaşlattı ve o tutana kadar dondurmasını onun tarafına uzattı.
—"Karamelleri yok muydu? Daha öğlen bile değil."
—"Havanın derecesinin kaç olduğuna bak ve bana şaşırdığını söyle."
—"Yok sağol.. beynimi yeterince serin olduguna ikna etmeyi denemeye devam edeceğim."
—"Ne istiyosan yap, gali- !!"
Yam.
—"Sana da almıştım.."
Ira'nın surat ifaddesi memnun olmasa da, Ren.. çokta küçük olmayan ısırığını bitirene kadar dondurmasını çekmedi.
—"Evet ama seninki başka aroma."
—"Limon'un neresi ilgi çekici??"
—"Sende benimkinden ısır."
Ira daha Ren'in kelimelerini algılayamadan Ren çoktan dudaklarına dondurmasını tutmuştu bile. Ufak bir ısırık alırken surat ifadesi tereddütünü gösterdi..
Ama Ren dondurmayı geri çekmedi ve başka bir ısırık için bekledi, açıkça ilk ısırığını kendininkine kıyasla oldukça küçük bulmuştu.
Gerçekten beni kendimi şımartmaya ikna etmeyi beceriyorsun..
...
Gerçeğin var olmadığı bir yaşam, ruhu boş bıraksa bile yaşamaya değer midir? Yaşamın değerinin gerçek ile hiçbir bağlantısı var mı?..
Eğer gerçek var olmasaydı.. insanlar neyi arardı?.. Bencilce bir istek gerçeğin yerine geçebilir miydi?..
Ama tekrar düşününce, gerçek de bencilce bir istek, değil mi?..
...
—"Ne yazıyorsun?"
—"Bir şey."
—"Düzgün cevaplara alerjik misin, Ren?"
—"Beni sorgulamak yerine işine odaklanmaya alerjik misin, Ira?"
—"Tsk.."
Klik.
Son bir zorlama ile kılıcın demiri, sapından çıkmadan önce olduğu gibi yerine tam oturdu, çarpan ışık kör edici derecede yanistma yaptı.
—"Gerçekten o deftere yazmayı seviyorsun, değil mi?"
—"Pek değil."
—"O zaman neden yapiyorsun?"
...
—"Efendi Körena ne zaman kılıcını geri alacak?"
—"Hm.."
Ira yakınındaki çekmeceyi açtı ve içinden programının listesini tuttuğu bir kağıdı çıkardı.
—"Yarın sabaha burada olmalı."
Ren ani bir hareket ile defteri kapattı, hareketin sesi Ira'nın çalışma odasında hafif bir yankı yaptı.
—"Güzel. Gidip akşam yemeği yapacağım."
...
Daha önce hiç kendime bencil olma izni vermedim.. gerekli olmayan hiçbir istek duyulmazdi..
Fakat.. sadece bir kereliğine.. kendime bencil olma izni verebilir miyim?.. Ne kadar yanlış olursa olsun, kendi gerçeğimi bulabilir miyim?..
...
—"Ira! Yemek hazır!"
—"Ira! Bir dakika el atıver!"
—"Bulduğum bu çiçeğe bak. Seni hatırlatıyor, Ira."
—"Herhangi bir şeye ihtiyacın olduğunda ben buradayım, tamam mı?.."
—"Hah! Şu salağı gördün mü?"
Kendime.. bundan keyif alma izni verebilir miyim?.. Onunla geçen her dakikadan keyif alma iznini?..
Diğer herşeyimi de bulduğum gibi, gerçeğimi Ren'de bulabilir miyim?..
Sadece bir kez, söz veriyorum.. kendime izin vereceğim..
Ren'e.. gerçeğimi ve onunla birlikte tüm benliğimi ele geçiren kişi olmasına izin vereceğim.
