Chapter Text
Çiçekler hakkında bir sürü hikaye anlatılır. Ne kadar güzel oldukları, ne kadar zarif ve saf oldukları, yıldızların onları adeta bir sanat gibi yaratıp yeryüzünü süslercesine serpiştirdiğini ve en önemlisi; insana ne kadar da benzedikleri...
Yaşam ve ölüm; doğmak, çiçek açmak ve ölmek... Her canlının tabi olduğu bu döngüde çiçeklere en yakın olanların biz olduğumuza şüphe yok. Doğmak, yaşamak, çiçek açmak ve ölmek...
Bazıları için bu doğaldır, sadece döngünün bir parçası. Hatta... Bir lütuf. O bahçıvanın ilk çiçeği görünce nasıl da sevinçten çığlıklar hatırlıyorum. Yedi yaşında bir çocuk için anlam verilemez bir görüntüydü, sonuçta henüz ölüm denen kavramın ne olduğunu anlayamayacak durumdaydım. Ama yine de, o bahçıvanın elinde filizlenmeye başlamış küçük yumrudan gözümü alamadığımı hatırlıyorum... O bahçıvan iki hafta sonra hayatını kaybetti. Öldüğünde nasıl bir halde olduğunu bilmiyordum, ailem bir daha onu görmeme izin vermemişti. Ama üç aşağı beş yukarı ne durumda olduğunu tahmin edebiliyordum, muhtemelen gülüyor ve yıldızlara şükrediyordu...
Sonradan öğrendim ki o bahçıvan ve onun gibiler için bu, ölüm anlarında onlara ''güzellik'' katan bir lütufmuş. Tüm o acı ve bozulma güzelliğin ta kendisiymiş onlar için. Sonraki geçen yıllarda da gördüğüm insanların ağzından genellikle bunlar çıkardı hep, ama diğer tarafı da görmem çok uzun sürmemişti. Kesik uzuvlar, dehşet çığlıları, üzüntüden kendini kaybedenler, bir tedavi veya umut bulmak için ömürlerini harcayan kişiler ve bu sefer yıldızlara şükretmek yerine onlara isyan edenler...
''Çiçekler'' bazısına bir lütuftu, bazısına göre hayatın bir parçası, bazısına göre de ölümcül bir hastalık... Belki de bir... Lanet?
