Actions

Work Header

Could it be my lucky day?

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

Yeni yıla nasıl girilirse tüm yılın öyle geçeceği söylenir.


 

 

Amy, sevdiği adamın yanındaydı.

*Amy ve John'un tanışmasını aşağıda linkini verdiğim video üzerinden yazdım*

http://www.youtube.com/watch?v=kHhJOSMHSX8

Dışarıda kar yağmaya devam ediyordu.

Amy başını John’un omzundan kaldırmadan fısıldadı.

“Londra çok ilginç bir yer.”

John istemeden gülümsedi.

“Bir de bana sor.”

Tüm bu cinayetler, gizemler ve macera, Mycroft Holmes’ün deyimiyle savaş alanı, insanı bazen yoruyordu.

Kolunu Amy’nin omzuna atıp sevgilisini kendine çekti.

İkisi de savaş alanında olmayı seviyordu. Askercilik oynayan iki küçük çocuk.

Ve bir şekilde, birbirlerinin yanında bombardıman altında kalmayı özlemeden durabiliyorlardı.

 

John elindeki giriş kartını okutup başka bir odaya girdi.

“Sherlock?”

Aniden gözünde flaşlar patladı. Şiddetli ışığı engellemek için gözlerini kapattı.

Amy’nin önündeki odaya girmesiyle kapı arkasından kapandı. Parlaklık gözlerini alırken bu lanet yerden ne zaman kurtulacağını merak etti.

Doktor şimdiye kadar gelmiş olmalıydı.

John karşısında duran kızıl saçlı kadının kim olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Amy şüpheli bir biçimde odaya girmiş adamı süzdü. O deney kaçkınlarına benzemiyordu. Ama kendisi bir deney olabilirdi.

Arkasında açılan kapıya koşup dışarıya çıktı.

John kadının arkasından şaşkın ve endişeli gözlerle baktı. Bu kadın kimdi?

Kapanmış kapıya doğru ilerledi

Ve aniden ışıklar kapandı.

4 saat önce

Sherlock’un telefonu aniden çaldı.

Davasızlıktan sıkıldığı günlerden birinde gizemli bir numaradan gelen çağrıya cevap vermek eşi bulunmaz bir fırsat olabilirdi.

“Sherlock, telefonun çalıyor.”

“Evet, duyuyorum.”

John, bilgisayarın yanında fazlasıyla gürültü çıkartan telefonu görmezden gelemiyordu.

“Açmayacak mısın?”

“Hayır.”

Israrla çalan telefonu eline alıp “Çağrıyı Kabul Et” tuşuna bastı.

“Alo? Mr Holmes’ün telefonu mu?”

“Evet.”

“Bana acilen onu bağlayın. Eski bir arkadaşıyım.”

John’un yüzünde şaşkın bir ifade oluştu.

“Kimsiniz?”

“Doktor. Şimdi telefonu Holmes’e ver.”

Sherlock’un yanına gidip telefonu eline verdi.

“Alo?”

“Mycroft, sana ihtiyacım var.”

“Ne konuda?”

“Amy. Yoldaşım kaçırıldı ve şu anda sizin askeri üssünüz Baskerville’de hapis. Ya onu oradan çıkartırsın ya da Kraliçe I. Elizabeth’in emriyle kellen uçurulur.”

“Ne?”

“Beni duydun Holmes. Her neyse, iyi günler!”

Telefon yüzüne kapatılırken Sherlock’un yüzündeki şok ifadesi John’u korkutmuştu.

“Ne oldu?”

Sherlock olanları anladığında yüzüne tehlikeli bir gülümseme yayıldı.

“Bir davamız var, John.”

Baskerville’de

“John, sen binada dolaşacaksın, ben güvenlik kameralarına ulaşmaya çalışacağım. Yirmi dakikamız var.”

John, çoktan taşmış sabrını zorlayan Sherlock’a en sinirli sesiyle sordu.

“Ne için buradayız peki?

“Bir kurtarma operasyonu.”

25 dakika 33 saniye sonra

Sherlock, John ve Amy, Baskerville’den çıkıp kapının önündeki jeepe bindiler.

John, ısırılmış elini Amy’nin ağzından çekti.

“Bu kadar sert ısırmak zorunda mıydın?”

“Siz kimsiniz ve beni neden oradan çıkardınız?”

“John Watson ve Sherlock Holmes.”

Amy iç geçirip “En azından Dalek değiller.” diye mırıldandı.

John yanında oturan kıza baktı.

“Efendim?”

“İkinci soru: beni neden oradan çıkardınız?”

Sherlock sıkıldığını belirten bir ses tonuyla cevapladı.

“Sevgili arkadaşın seni ona geri götürmezsem kafamı kestirmekle tehdit etti.”

Amy ve John’un sorusu aynı anda geldi.

“Ne?”

Sherlock onları umursamadan çalan telefonuna cevap verdi.

“Sherlock! Kimlik kartımı izinsiz mi kullandın?”

“26 dakika 15 saniye. Yavaşlıyorsun kardeşim.”

“Soruma cevap ver!”

“Evet.”

“Bu bir suç!”

“İyi günler, kardeşim.”

Aramayı sonlandırıp Doktor’un numarasını ararken John ve Amy kaşlarını kaldırmış, birbirlerini süzüyordu.

 

Amy, sevgilisinin parmaklarının saçlarında gezindiğini hissederken ilişkilerini gözden geçiriyordu.

 

“Amy, neden şu blogla zaman geçiriyorsun? Ben varken yabancı bir adamla yazışmana ne gerek var?”

Amy gözlerini devirip nişanlısı Rory Williams’a baktı.

“Kıskançlık kokusu mu alıyorum?”

Baskerville’den kurtarıldığından beri nişanlısının internette çok zaman geçiriyor oluşu Rory’yi rahatsız etmeye başlamıştı.

“Bu alay edilebilecek bir konu değil Amy! Ben ciddiyim!”

“Sadece bir internet arkadaşı, Rory.”

“Konuşmak için birilerine ihtiyacın varsa ben buradayım zaten!”

“Rory, sesini yükseltme.”

“Nişanlımın başka bir erkekle görüşmesini istemiyorum o kadar! Öpenegraf olmana sesimi çıkartmadım, sevgiliyken başka erkeklerle düşüp kalkmana sesimi çıkartmadım ama artık nişanlıyız Amy! Farkındaysan düğünümüz sürekli Doktor’la olan maceralarından ötürü erteleniyor ve ben hiçbir şey söyleyemiyorum!”

Amy sinirden çığlık atmak istediğini fark etti. Rory’yi bir türlü memnun edemiyordu ki!

Sol elindeki yüzüğü çıkartıp nişanlısının yüzüne fırlattı.

“Artık nişanlı değiliz Rory! Artık hiçbir şey değiliz!”

Rory sinirle odadan çıkarken bilgisayarında açık kalmış internet sayfasına baktı.

John H. Watson’ın kişisel blogu.

3 hafta sonra

“Rory’yi atlatabildin mi?”

“Hemen hemen. Toparlanmaya çalışıyorum.”

“Eğer Londra’daysan… Belki kafanı dağıtman için bir şeyler yapabiliriz.”

Amy cümlenin altında yatan anlamı fark edince gülümsedi.

“Bu bir çıkma teklifi mi?”

“Sadece kim olduğunu merak ediyorum… Merak etme, ayrılıkla baş etmeye çalışan kadınları tuzağına düşürecek tipte biri değilim.”

“Olur. Saat kaçta?”

5 saat sonra

Amy John’un yatağında dönüp duruyordu.

Birlikte bir bara gitmişler ve ısmarladıkları biralara dokunmadan bar kapanana kadar konuşmuşlardı. Çıktıklarında John Londra’da kalacak bir yeri olup olmadığını sormuş ve onu evine davet etmişti.

John Watson, Orta Çağ’da yaşasaydı büyük ihtimalle şövalye olurdu.

Bir kadını güldürmesini iyi biliyordu ve tam bir centilmendi.

Amy etkilenmeden edemiyordu.

Misafirini rahat ettirmek için koltukta yatmaya gönüllü olmuştu.

Amy Pond’un şövalyesi.

Uzun bir süre sonra ilk kez gülümseyerek uykuya daldı.

Sabah

Amy üzerinde John’un tişörtüyle oturma odasına girip koltuğun üzerinde uyuyan adama baktı. Yaramaz bir çocuk gibi hissetse de gülümseyip merakla John’un kısa, ordu tıraşı sarı saçlarına dokundu.

Aklına gelen fikri hemen uygulayıp dudaklarına bir öpücük kondurarak şövalyesini uyandırdı.

“Günaydın.”

John şaşkınca gözlerini kırpıştırıp gerindi.

“Ah, Amy! Günaydın!”

John koltuktan kalkarken Amy yüzünü buruşturdu.

“Rahatsız bir gece olmuşa benziyor…”

Sherlock aniden odaya girdi.

“Neden kimse bana günaydın demiyor? MRS HUDSON!  KAHVALTI!”

Amy kaşlarını kaldırarak geceliğinin içindeki Sherlock’u süzdü.

Aklından neler geçtiğiniyse sadece Tanrı bilirdi.

45 dakika sonra

“Amy, istediğin kadar burada kalabilirsin, biliyorsun.”

Amy derin bir nefes verip ceketini giydi.

John’a Doktor’u, zaman yolculuğunu veya tüm o uzaylı saçmalıklarını anlatamazdı. John onun dünyasına ait değildi. Sherlock Holmes ve birlikte çözdükleri davalar bir kenara bırakıldığında John… Normaldi.

Üstüne üstlük Rory’yi bu dünyaya katmıştı da ne olmuştu sanki?

John’u da bu yolla kaybetmek istemiyordu sadece.

“Gitmeliyim. Gitmek zorundayım John.”

Sarışın adam yaklaşıp kadının yüzünü ellerinin arasına aldı.

“Ne oldu Amy?”

Amy John’un gözlerinin içine bakmaya korktuğunu fark etti.

“John, asla biz diye bir şey olmayacak. Senin kız arkadaşın olamam. Biz farklıyız ve bunu düzeltmek elimden gelmiyor. Sen… Normalsin.”

John’un ellerinden sıyrılıp kapıya gitti.

“Üzgünüm John. Hoşça kal.”

Kapıyı arkasından kapatıp merdivenlerden indi. Binadan çıkınca son bir kez arkasına bakıp kendisini bekleyen mavi telefon kulübesine girdi.

 

Amy, mutsuzdu. Doktor bunu açıkça görebiliyordu.

John Watson’la olan randevusu hakkında tek kelime dahi etmemişti.

Cybermanlerle olan karşılaşmalarından sonra Doktor Amy’nin fazlasıyla sarsıldığını anlamıştı.

“Ufak bir tatile ne dersin?”

Amy omuz silkti.

“Git de giyin, gideceğimiz yer biraz soğuk olabilir.”

Kızıl, kafasını sallayıp odasına gitti.

Doktor hızlıca telefonun üzerine atlayıp bir numara çevirdi.

“Sherlock Holmes?”

“Selam, ben Doktor. Arkadaşın John’a ihtiyacım olabilir, mümkünse bugün akşam saat 6’da  National Gallery’ye gitmesini sağlayabilir misin?”

“Neden?”

“Amy bir keresinde benim iflah olmaz bir çöpçatan olduğumu söylemişti.”

15 dakika sonra

Amy tek kaşını kaldırıp Doktor’una döndü.

“National Gallery?”

“Sanat galerilerini sevdiğini düşünüyordum.”

Kadın somurtarak mırıldandı.

“Londra’da bir sanat galerisi.”

Galeride dolaşırken Amy birden arkasından gelen tanıdık bir ses duydu.

“Amy?”

Kızıl, arkasına döndüğünde tahmin ettiği kişiyle karşılaştı.

“John!”

Adamın gülümseyişini görmek ona yetmişti bile. Bir haftadır somurtan yüzüne sıcak bir gülümseme yayıldı.

 “Ee, bir çay içmek ister misin? Arkadaşınla sen, bizim evde?”

“Süper olur!”

1 saat sonra

Sherlock John’un mutfağa gidişini fırsat bilip Amy ve Doktor’u odasına doğru çekiştirdi. Ellerini ovuşturarak konuşmaya başladı.

“Tek bir ses dahi çıkarmayın. Kim veya ne olduğunuzu biliyorum. Zaman Lordu, efsanevi Doktor ve yoldaşı.”

Yüzünü Amy’nin yüzüne yaklaştırıp tehditkâr bir sesle sordu.

“Tek soru: John’un çevresinde ne arıyorsun ve gerçekleri ona anlatmamı ne engelleyecek?”

“Hangi gerçekler?”

Üçü birden odaya giren John’a döndü.

“Sherlock, hepsini biliyorum. Sen bunları öğrenmek için erkek kardeşini sarhoş edip konuşturmuş olabilirsin ama ben interneti kullandım. Bir çocuk bile fotoğraf arşivlerine ulaşabilir ve Amy’ye birebir benzeyen kişilerin çeşitli zaman dilimlerinde görüldüğünü anlayabilir.”

“John… Ben…”

“Sorun değil Amy. Ama neden bana açıklamadın?”

Amy kendisini bile şaşırtan cevabı verdi.

“Seni kaybetmekten korktum.”

 

Aslında en başından beri ihtiyacı olan buydu. Normal biri.

Onu bulmuşken kaybedemezdi.

“Amy, benimle evlenir misin?”

“Evet.”

Saniyeler sonra yeni yıla gireceklerdi.

Amy, sevdiği adamın yanındaydı ve tüm yıl boyunca orada kalmak istiyordu. Belki de sonsuza dek.

Çanlar yeni yılın geldiğini haber verirken John sevgilisinin kulağına fısıldadı.

 

“Seni seviyorum. Mutlu yıllar.”

 

End Notes:

Biraz kısa kesmek zorunda kaldım. Üzgünüm :(

Yorum?