Actions

Work Header

Bilinmezlikte Kaybolmak

Chapter Text

 

 

 

Story Notes:

2.5 sene önce bende fanfic yazacağım diye tutturup başlamış olduğum bir hikayedir bu. Daha önce farklı bir isimde yayınlamıştım, devam etmeyince her yerde sildirmiştim. Plot'um çok farklıydı düşündüklerim çok farklıydı o zaman. Fakat yeni bir yola girmiş durumda fic. Kafamda durup dururken canlandı olaylar. Açıkçası yayınlamayı hiç istemediğim bir şeydi; çünkü devam edip etmeyeceği belli değildi. Devam edecek..


 

 

Author's Notes:

2.5 sene önce yazdığım bir bölümdü bu. Şu an da yeniden başladım, yeni bölümlere.


 

 

              Sıradan Bir Potter Günü

  Bu yaz yine aynı kuraklıkta ve sıcaklıkta geçiyordu. Fakat bu onu, Privet Drive 4 Numara’da camın önüne oturmuş dağınık saçlı genç adamı, pek ilgilendirmiyordu. Her zaman ki gibi İhtiyaç Odası’ndan almış olduğu kitapları, Dumbledore’un Ordusu’nda kullanabilecekleri büyüleri tespit ettikleri kitaplar, masaya sermiş ve sıra ile büyülerin teorilerine çalışıyordu. Harry, okuldan döndükten sonra geçen sürede, iki ay, sürekli büyülerin teorilerine çalışmış, çoğunu da ezberlemişti.

   Bazense masaya oturmasına rağmen hiç çalışamıyor, başına gelen tüm olaylara dalıp gidiyordu. Sirius’un ölümünü daha yeni atlatmışken en büyük koruyucusu Albus Dumbledore’u da kaybetmişti. Hem de bir hiç uğruna, emellerine ulaşamadan …

   Yine o günlerden birind; Hedwig kafesinde uyuklarken, Harry dalgınlığını bir ateş parlamasıyla üstünden attı. Bir kağıt süzüldü havada ve Harry arayıcılığın çevikliği ile daha yere değmeden yakaladı. Aynı anda başka bir parlama ile (bu sefer mavi renkli) başka bir kağıt belirdi, onu da aldıktan sonra Camda 3 tane baykuş belirdi. Hepsi küçücük baykuşlardı, 3’ünden de kağıtları alınca geldikleri gibi camdan çıktılar. 5 kağıdı açarak masaya koydu.  

   Hermione’nin inci gibi yazısını tanıdı, “Hemen” yazıyordu. Hagrid’in kargacık burgacık yazısını da tanıdı “Seni” yazıyordu. Diğerlerini tanıyamadı ama şunlar yazıyordu; “Geleceğiz”, “Toplan” ve “Götüreceğiz”. Harry yazanları idrak eder etmez, etrafta olan eşyalarını sırt çantasına attı ve süpürgesini, zaten toplu olan sandığının yanına koydu. Kitapları da sırt çantasına doldurduktan sonra, şamatada uyanan Hedwig‘ i eline aldı ve eşyaları ile aşağıya indirirken Vernon Enişte’nin Harry’ e seslenirken kullandığı klasik böğürmesi duyuldu.

  “Çocuk!” . Harry hemen ‘Geldiler’ diye düşündü ve kalbi yerinden çıkacak gibi oldu.Bir koşuda aşağıya indi. Ama aşağıdaki manzara hevesini kursağında bıraktı. Aşağıda kimse yoktu ve Vernon Enişte’nin kızgın yüzü (mosmor olmuş halde), yavaş yavaş şaşkınlığa dönerken hiddetle bağırdı.

  “Çocuk, sana bizim çatımız altında gariplik yapmayacaksın demedik mi? Hem bu çatırtıyla, günün bu saatinde gelen baykuşlarda neyin nesi oluyor? Herkesin garipliklerini öğrenmesini mi istiyorsun ?”

   Hayal kırıklığı içerisinde cevap vermeye başlamıştı ki daha büyük bir çatırtı duyuldu ve Petunia Teyze çığlığı bastı. Harry ‘Her zaman ki tepkiler’ diye geçirdi ve bu sefer geldiklerinden emin olarak ön bahçeye koştu. Neler olduğuna bakmak için camlara doluşan komşular içeriye girmeye başlayınca üç metre önündeki hava dalgalanarak üzerine doğru gelmeye başladı ve Deli Göz Moody’nin sesi duyuldu.

   “İçeri geç evlat, bu devirde dışarıda durmak tehlikeli.” Dedi ve Harry içeri girerken arkasından gelmeye başladı. Harry içeri geçti ve bekledi, herkes teker teker görünür olurken Harry de onları sayıyordu. En son giren kapıyı kapattı ve Moody onun üzerindeki Hayal Bozan Büyüsü’nü kaldırınca Hagrid dev cüssesi ile ortaya çıktı. Tam kimler var diye iyice incelerken Hermione koşup Harry’ e sarıldı, Ron’la selamlaştıktan sonra gelenlere tekrar baktı. Harry ‘i kurtarmak için gelen 15 kişilik koruma grubundakilere göz gezdirirken Bay Weasley durumu açıklamak için kızgın, bir o kadar korkmuş ve şaşırmış yüzle gelenlere bakan Vernon Enişte’nin yanına gitti. Birlikte oturma odasına geçtiler. Gelenler; Fred ve George, Charlie, Ron, Hermione, Moody, Bill, Hestia Jones, Kingsley, Tonks, Bay Weasley, Lupin, Hagrid ve Harry’ i büyük bir şaşkınlığa uğratan Mundungus’tu. Mundungus’a pis bir bakış attıktan sonra hemen sorulara başladı.

“Niye mesajları ayrı ayrı yolladınız? Ayrıca neden aniden böyle bir planı uygulamaya koydunuz? Hem niye bu kadar çok kişi geldiniz, yanı-sıra cisimlenme ile gitmeyecek miydim?” diye sorarken, Ron gülmeye başladı. Ron’un gülmesi ile herkes gülümsemeye başladı. Hermione’nin konuşması ile herkesin gülmesi kesilmeye başlamıştı.

“Size söylemiştim, böyle çat diye gidersek şaşırıp kalacak diye”. Dedi ve arkasından Moody devam etti.

“Yeter bu kadar şamata, şimdi Potter, mesajları farklı farklı yollarla yollamamızın sebebi herhangi biri ele geçirse bile bir anlam çıkaramasınlar diye. Ayrıca plan da aniden değil, plan zaten vardı sadece zamanı belli değildi bunu sende biliyorsun. Çok kişi gelmemizin sebebi de bu bölgede, beş-altı sokaklık bir alanda- yanı-sıra cisimlenme yapamayacak olmamızdır. Bu bölgeye Ölüm Yiyenler büyü yapmış. Geldiğimizde de çıkan ses yapmış oldukları bir çeşit alarm büyüsü idi. Yani geldiğimizden haberleri var. Neyse eşyalarını Kovuk’a yollayalım, hazırlan evlat savaşacağız.” Dedi

“Ama ya bakanlık? Henüz 17 olmadım.” Diye lafa girdi Harry. Cevabı Moody’den beklerken sağındaki Kingsley konuştu.

“O konuyu merak etme üzerindeki Takipçi kalkmamış olsa da bakanlık seni cezalandırmayacak, durumu biliyorlar ve bizim seni buradan uzaklaştırmamızı destekliyorlar. Ama bakanlık düşerse, büyü yapmak için reşit olmayı beklemen gerekiyor, zaten onun içine sadece üç gün var. Büyünün kalktığı yere ulaştığımız zaman Kovuk’a cisimlenebiliriz.” Dedi, tam konuşmasını bitirirken Bay Weasley odaya girdi.

“ Tamamdır Harry, Hagrid burada onlarla kalıyor. 31’inden önce onları buradan götüreceğiz. Neyse siz şimdi vedalaşın biz bahçeye çıkıyoruz.” Dedi ve Harry, Hagrid’ e döndü.

“Ne yapalım Harry bu sefer beraber savaşamayacağız, gerçek bir düello savaşı olacağı için sizi yavaşlatacağımı düşünüyorlar ve gelmemi istemiyorlar. Bende Teyzenleri buradan götürmekle ilgileneceğim.” Dedi somurtkan bir yüz ifadesi ile. Harry ilk önce Hagrid’ e sarıldı sonrada Eniştesinin, Teyzesinin ve Dudley’in yanına gitti. Kısa bir vedalaşmanın ardından bahçeye çıktı. Geldiğini görünce Moody ona döndü ve

“Evlat siz o pelerini giyseniz iyi olur. Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen büyük ihtimalle buradadır. Eğer yoksa bile çağırma-”. Derken Harry hemen lafa atladı.

“Ama-”

“Ama sı yok Harry, giy şu pelerini bizim görevimiz seni sağ salim Kovuk’a götürmek. Hem Pelerin altından daha yararlı olursun.”dedi Lupin

Harry istemeye istemeye Pelerin’i Hermione, Ron ve kendi üzerine örttü. Kingsley’nin kalın sesi duyuldu.

“Harika hiçbir şey görünmüyor. Herkes hazırsa gidiyoruz, konuştuğumuz gibi kalkan büyüsü ile çıkıyoruz ve Harry kalkanlar kırılana kadar ortada. Sonra herkes dağılacak.”

Zamanın yaklaştığını biliyordu, yara izi hafif hafif sızlıyordu. Dumbledore’un ona anlatmaya çalıştığı şeyi kavramıştı artık, birini sevmek, keder, üzüntü, gibi duygular O’nu zihninden uzak tutuyordu. Yeter ki nefret, intikam gibi duygulardan arınabilsin …

Kalbi artık ademelmasında bir yerde atıyordu. Korku etrafını sardıkça asasını daha sıkı kavrıyordu ve Moody’nin “Hadi gidiyoruz” demesi ile grup bahçeyi geçti, korumanın sınırlarını aştıkları anda otuza yakın Ölüm Yiyen ve onlardan daha uzakta duran bir o kadar da Ruh Emici ortaya çıktı. Grup’tan da aynı anda hep bir ağızdan büyülü sözler duyuldu.

“PROTEGO MAXIMA!” …


Her yerde büyüler uçuşuyor, sokak ışıl ışıl olmuştu. Sanki bir havai fişek gösterisi, sanki sokak değil de bir konser alanı gibi. Yoldaşlığın kalkanları iyice zayıflamış, kırılmak üzere idi. Ölüm yiyenleri büyüleri birer birer sekiyordu, fakat bunun kısa süreceğini onlarda görüyor, daha da bastırıyorlardı. Büyünün bittiği yere ulaşabilmek için safları bozmadan ilerliyorlardı. Ama tam da iyi gittiklerini düşünürken Hestia Jones’un acı çığlığı duyuldu. Herkes hemen sese doğru döndüğünde, Hestia’nın uçan bedeni görüldü. Koruma duvarlarının delindiğini gören Deli Göz,


“Dağılın! Dağılın planı biliyorsunuz, Dağılın!” diye kükredi ve karşısındaki iki ölüm yiyene çok parlak gümüşi büyü dalgası gönderdi, onlara bir şey olup olmadığına bakmadan başkalarına yöneldi. İki Ölüm yiyen yaptıkları kalkan sayesinde bir an için kurtulduklarını düşündüler ve hareket etmeye kalkıştılar. İşte tam o anda büyü tam anlamıyla devreye girdi ve kalkanı sararak büyük bir gümbürtü ile patladı, ikisi de metrelerce geriye uçup bilinçsizce yerde düştüler.


İşin asıl garip yanı Ruh Emicilerin tam anlamıyla kavgaya girememesi idi, yoldaşlığın arada sırada yaptığı zayıf patronuslarını geçmek için pek çaba sarf etmiyorlardı.


‘Ölüm Yiyenleri etkilememek amacı ile yapıyor olsa gerek’ diye geçirdi Harry. Patronus yapmaması gerekiyordu, onun orada olduğu belli olacaktı. Hestia’yı öldürmelerine izin vermemek için Harry, Ron ve Hermione hemen onun yanına koşmaya başladılar. Hestia belli ki bayılmıştı, hiç kıpırtısız yerde yatıyordu. İki ölüm yiyen direk onun düştüğü yere yöneldi, belli ki yarım kalan işlerini bitirmek istiyorlardı. Harry, ‘Artık çalıştığım büyüleri uygulamanın zamanı geldi’ diye düşünürken ve tüm konsantrasyonunu sağladı.


“Morta Mortalis” diye haykırırken onunla aynı anda iki ses birden “Sersemlet” diye bağırdı. Karışan büyüler iki ölüm yiyene birden çarptı. Canhıraş çığlıkların ardından beş metre geriye uçtular ve baygın halde yere yığıldılar. Bütün gözler, bu kadar acı çığılığı duyunca, korku ve dehşetle bu tarafa döndü, bu kadar acı verici kara büyüyü kimin yaptığını aramaya başladılar. Ama Ölüm Yiyenler olayı daha fazla tartamadan, Yoldaşlığın büyüleri ile tekrar o tarafa dönmek zorunda kaldılar. Ama Ölüm Yiyenlerden biri, ne olduğunu görmek ve kimin yapığını bulmak için o yöne doğru gelmeye başladı. Ölüm Yiyenin geldiğini fark etmeyen Harry, Hestia’yı kurtarmak için o yöne doğru hamle etti, ama ettiğine de pişman oldu. Çünkü Ron ile Hermione onu fark etmiş ve hareketsiz kalmıştı, bir anlık anlaşmazlığın sonucunda Harry pelerinin altında çıktı. Bu yanlış hamleyi anında fark eden Ölüm Yiyen diğerlerine bağırmak için ötekilere doğru döndü ama Harry daha hızlı davranmıştı.


“Dilkilit!’ diye fısıldadı ve tekrar Ölüm Yiyenin dikkatini kendine çevirdi, kolunu sıvamakta olan Ölüm Yiyen’ in ne yaptığını fark ettiği gibi


“İmpedementa!” ama onunla birlikte iki kişi daha bağırdı. “ Depulso”, “ Petrificus Totalus!” büyüleri yiyen Ölüm Yiyen garip bir “Ah” nidası ile geriye uçtu, yerde sürüklendi ve ancak kafasını duvara çarptıktan sonra durabildi. Başının üstünden Yeşil bir ışının geçmesi ile irkilen Harry, hemen Ron ile Hermione’ yi aramaya başladı. Bir el onu tuttu ve kendine doğru çekti, hemen pelerini üzerine attılar.


Her yerde büyücüler o kadar hızlı düello ediyordu ki, bulanık bir şekilde gözüküyorlardı. Tekrar başladıkları gibi koştular ve engelsiz bir şekilde Hestia’nın yanına ulaştılar. Hemen onu ayılttılar, Hestia onlara teşekkür edip savaşa geri dönerken Mundungus’un sırtından yeşil bir ışınla vurulup yere yığıldığını gördüler. Harry ona ne kadar kin gütse de onun ölümü bütün duygularını karma karışık etmişti. Nihayetinde onun için, onu korumak için ölmüştü. O anda içinin kaynadığını hissetti, işte yine o duygu – uzun zamandır içinde yeşermesini engellemeye çalıştığı nefret – vücudunu sarmaya başlamıştı. Kan beynine sıçramıştı, daha adımını atamadan etraf flulanmaya başlamıştı.



------------------------------------


Harry o an neler olduğunu anladı, çünkü pencereleri siyah perdelerle kapanmış, sadece sandalyeler bulunan loş bir oda da taht gibi bir şey de oturmuştu. Karşısındaki adam selam verir vaziyette -hafif eğilmiş bir şekilde- duruyordur ve Harry ile konuşuyordu.


“Lordum, henüz bir haber yok. Çocuğu görür görmez bize bildirecekler.” Diye konuştu Lucius ve korkuyla Voldemort’a bakmaya devam etti.


“Haber olmadığını bende biliyorum Lucius! İşaret yanmıyor. İşin garibi hala nasıl oluyor da Potter kendini kontrol edip kahramanlık yapmıyor.” Dedi düşünceler içindeki Voldemort. Harry artık kendini kontrol edebiliyor ve Voldemort’un zihnine nüfuz ettiğinde olanları idrak edebiliyordu. Bunu da kendi lehine kullanabilirdi , ama yinede onun düşüncelerini görmek iğrençti, yorucuydu.


“ Lordum eğer, eğer Potter orada değilse ?”


“O ihtimalde var. Oyalama taktiği olabilir, ama değil. Başka şansları olmadığını biliyorlar.”


“ İzin verin Lordum. Gideyim bende yardım edeyim biliyorum yapabilirim. Eğer gider-” derken kızgın bir tonla Voldemort araya girdi ve konuşmasını kesti.


“Hayır! Söyle biraz arka planda kalsınlar, Ruh Emiciler öne çıksın, onlara dayanamayacaktır. Patronusu onu ele vericektir.” Diye Lucius’ a emretti.

O anda Voldemort’un zihninden bir tokatla ayrıldı ve onun yere düşmesini engelleyen Hermione ile Ron’a döndü, şaşkın bir yüzle ona bakıyorlardı. Tam Hermione’i lafa girecekken onu susturarak.


“Burada olduğumu biliyor, ama gelmek için emin olmak istiyor. O yüzden ruh emicileri üzerimize salacak. Benim patronus yapmamı sağlayacak, o da biliyor onlardan kurtulabilecek tek kişinin ben olduğumu ve patronusum görününce gelicek.” Dedi Harry endişe ile. Biraz önceki sinirini, nefretini bastırmıştı ama onun yerini de endişe aşmıştı.


“Ama Harry o zaman yapmamalısın biz durdururuz onları, yapmana gerek kalmaz büyü, ama diğerlerini uyaralım.” Derken Ron aniden iyice soğuk olmaya başladı. Ruh Emiciler üzerlerine doğru gelmeye başladı. Yoldaşlık şaşkınlığın ardından hep bir ağızdan bağırdılar.


“EXPECTO PATRONUM!”


Harry hemen yoldaşlığın ortasına geçti, onların o korkunç gücünü hissetmemek için. Ama Patronuslar, Moody, Kingsley ve Tonks’un patronusu dışındakiler, çok güçsüzdü ve yavaş yavaş parlaklığını yitiriyordu. Harry, bu üçünün ortasında duruyordu. Fakat büyüyü yapması gerekeceğini içten içe biliyordu. Herhangi birinin Ruh Emici Öpücüğüne maruz kalmasına izin veremezdi. Grup iyice birbirine yaklaşmaya başlamıştı, konsantrasyonlarını kaybetmeye başlamışlardı. Ruh Emicilerin etkileri iyice etrafını sarmaya başlamıştı. Onların hırıltılı nefeslerini, yapış yapış ellerini insanı boğan soğuğu ve umutsuzluğu hissetmeye iyice başlayınca. Diğer ikisine döndü ve


“Madem eninde sonunda büyüyü yapmak zorunda kalacağım. Neden daha fazla bu duyguya katlanalım?”Dedi ve onların büyüyü yapmasını durduramadan; okulda yaşadıkları tüm eğlenceli dakikaları, hep birlikte olduklarını düşünerek


“Expecto Patronum!” diye haykırdı.


Gümüş Çatal Boynuzlu Geyik asasından fırladı ve Ruh Emicilere doğru koştu. Moody, Kingsley ve Tonks’un patronusu ile birlikte onları bu iğrenç duygudan, korkudan ve yapış yapış soğuktan kurtardı. Ruh Emicilerden kurtulmuşlardı. Ama daha büyük bir sorun vardı, patronusu görülmüştü. Tam bunları düşünürken büyük bir heyecan ile midesi kasıldı. Duvarları paramparça olmuş, her zaman düzgün, bakımlı olan ama artık yanmış, çiğnenmiş ve büyük delikler açılmış bahçeleri, patlamış ve yanar durumda olan arabaları arkasında bırakarak onun zihnine tekrar girdi.


---------------------------------------


Tahtından heyecanla fırlamış olan Voldemort, siyah kapıya doğru büyük adımlarla ilerliyordu. Bir yandan da, düşünceler içinde idi. Sonunda çocuğun orada olduğunu biliyordu, bu sefer elinden kaçırmayacaktı. Þans yüzünden defalarca elinden kaçırmıştı, ama bu sefer ne şans ne başka bir şey yardım edebilirdi. Kapıya ulaştı ve dışarı çıktı. İşte hizmetkârları hazır bekliyordu.


“Çocuk orada, yürüyün gidiyoruz. Unutmayın o benim!”


------------------------------------------


Tekrar kendi zihnine geri döndü ve diğerlerine boğazı yırtılırcasına böğürdü.


“Koşun, öğrendi. Gelmeden önce en fazla 5 dakika zamanımız var!”


Herkes ona dönünce ve hareketsiz bir şekilde ona bakınca, anlamadıklarını fark etti. Boş boş onun yüzüne bakanlara kızgınca;


“Ne bekliyorsunuz? Voldemort geliyor koşun!”


Söylediklerini duyan herkesi gözleri dehşetle açıldı ve büyüler savura savura koşmaya başladılar. Korkuyla büyüler savura savura koşan Lupin’in ona bağırdığını duydu.


“Harry ne olursa olsun sakın pelerinin altından çıkma, her ne olursa olsun. Kim ölürse ölsün bizim görevimiz seni sağ
salim oraya ulaştırmak.”


Büyünün kalktığı yere pek bir şey kalmamıştı. Ama Ölüm Yiyenler onları durdurmak için her şeyi yapıyorlardı. Bu da onların hızını kesiyordu. Lupin’ in maskesi düşmüş bir ölüm yiyen tarafından durdurulduğunu ve düelloya zorlandığını gördü. Birbirlerine gönderdikleri alev alev büyüler her yeri yakıp yıkıyordu. Bir an ölüm yiyen yüzünü bu tarafa döndüğünde onun kim olduğunu gördü. Alecto! Dumbledore’un öldürüldüğü gece o da oradaydı. Bütün bunlar gözünün önüne gelince, pelerinin altından fırladı, paramparça olmuş duvarın önünde ölümüne dövüşen Ölüm Yiyen’ e doğru bileğini hafif bükerek daire çizdi ve Hermione’nin geçen sene Ron’ a yolladığı kuşları yaratma büyüsünü yaptı.


“Oppugno!” Kuşlar son hızla Alecto’ ya gitti ve her yerini gagalamaya başladı, kuşlardan kurtulmaya çalışırken Lupin’ in büyüsü ile yığıldı.


“İyi iş Harry, ama sana çıkma pelerinin altından demiştim. Çabuk altına gir. Birazdan büyünün sona erdiği yere geleceğiz. Kendini koru bizi düşünme .”


Ama Harry onu dinlemedi, pelerinin altından çıkan Ron’la Hermione’nin yanına koştu ve duvarın arkasına geçirdi.


“Diğerlerine yardım etmeliyiz. Onlar ne derse desin pelerin altında yararlı olamıyoruz, ölüm yiyenler çok fazla biz de
düzgünce yardım etmeliyiz. Voldemort gelmeden hepimiz buradan kurtulmalıyız. Birbirimizden ayrılmamalıyız, yoksa kolay lokma oluruz.” Dedi ve diğerlerine döndü.


“Tamam, Harry seninleyiz. Ron sen kalkanla ilgilen biz Harry ile saldırırız. Gözlerini dört aç arkamızı korumak zorunda kalmayalım.” Diye devam etti Hermione ve Ron’ a baktı.


“ Tamam, Hermione çocuk değiliz herhalde!” dedi kızgın bir tonla.


“Çocuklar kavganın sırası değil, harekete geçelim, yoksa geride kalacağız. Yürüyün yürüyün!” dedi ve tekrar savaşanların arasına daldılar. Hermione’nin yanı başında gördüğü bütün ölüm yiyenlere lanetler savurduğunu duyuyordu ama dönüp bakamıyor, aynı şekilde o da herkese bütün öğrendiği büyüleri yolluyordu. Tonks ile Dolohov durmuş düelloya girişmişlerdi. Hemen Dolohov’ un yardımına koşan ölüm yiyene bir lanet savuracaktı, ama Hermione’nin büyüsü ile camları paramparça olmuş, yanan bir eve yapıştığını ve kayarak yere düştüğünü gördü. Dolohov, Harry’nin menziline girdiği anda “Impedementa” diye bağırdı. Tonks’ la dövüşürken kendini korumasız bıraktığı için büyüyü yedi ve hareketsiz kaldı. “ Wingardium Leviosa” diyen Hermione kontrolü ele aldı ve Dolohov’ u metrelerce uzağa fırlattı.


Etraf artık tozdan dumandan net olarak görülemiyordu. Yanık kokusu her yeri sarmıştı. Ne olduğundan habersiz olan muggleların evlerin içinden gelen çığlıkları duyuluyordu. Kimse muggleların bunlardan haberi olup olmadığına, görüp görmediğine aldırmıyordu. Kimse gizliliği umursamıyordu bile. Zaten umursayacak durumda da değillerdi, bu muggle sokağı bir büyücü savaşının merkezi olmuştu.


Bütün bunları düşünürken önündeki koruma büyüsü bir anda yok oldu. Sağındaki Ron geriye doğru uçtuğunu gördü. Ne olduğunu irdeleyemeden, yanında bir yeşil ışın daha geçti, hemen Hermione’yi tutup yere eğdi ve asasını Ron’ a doğrultarak


“Accio!” dedi. Ron hızla yanlarına gelirken Hermione’nin “Ayılt!” diye fısıldadığını duydu ve Ron tekrardan kendine geldi. Onun iyi olduğunu görünce tekrar koşmaya başladılar.


“Protego Maxima!” diye bağırdı, hiç zaman kaybetmeden ve O gelmişti. Yerden birkaç santim havada süzülürcesine, büyük bir hızla geliyordu. Bunu fark edenler dehşetle geriye doğru koşmaya başladı. Moody kargaşayı fark edince idareyi tekrar eline aldı ve diğerlerine seslendi.


“ Koşuşturmanın yararı yok! Herkes planı biliyor devam edin, tekrar kalkan büyüleri, çabuk olun tekrar!” diye bağırınca herkes onu anladığını belirterek birbirlerine daha da yakınlaşarak hep bir ağızdan ikinci defa


“PROTEGO MAXIMA!” diye bağırdılar ve tekrar büyük bir koruma duvarı oluşturdular. Biliyorlardı, bu onu durduramazdı. Eninde sonunda tekrar duvarı kıracaktı, ama cisimlenebilecekleri yere de az kalmıştı. Biraz daha dayanabilirlerse, cisimlenebilirlerdi. Diye düşünürken Hermione’nin ismini söylemesi ile kendine geldi.


“Harry, Ron aklıma süper bir fikir geldi. Arabaları ölüm yiyenlere doğru fırlatın, bende onları patlatacağım. Bize zaman kazandıracaktır.” Dedi


“Haydi, Ron.” Dedi ve Açık mavi, üzeri tozla kaplanmaya başlamış bir arabaya asasını doğrulttu. Ron’ un da kendisi gibi başka bir arabaya aynısını yaptığını gördü ve Hover Büyüsü ile kaldırıp ölüm yiyenlere savurdular, ölüm yiyenler bir an duraksarken Hermione’nin büyüsü duyuldu.


“Confringo!” Arabalar, büyük bir gürültü ile patladılar. Patlamanın sesi ile camları henüz parçalanmamış, camlarındaki çiçekler yerlere düşmemiş olan evlerin dışında görülen bütün camlar paramparça oldu. Arabaların parçaları duvarlarına saplandı, içeriden çığlıklar geliyordu ama kimsenin dışarıya bakmaya cesaret edemediği belli idi.


Herkes kurtulduklarını düşünürken, büyük bir hızla caddeye doğru koşarken alevlerin arasından hiçbir zarar görmemiş Voldemort ve Ölüm Yiyenleri çıkmıştı. Herkesin sevinci kursağında kalırken Harry Voldemort’ a daha dikkatli bakınca, ellerini iki yana açmış alevleri kontrol ettiğini fark etti ve gözleri dehşetle açıldı. Buna inanamıyordu, bir büyücü elleri ile nasıl bunu yapabilirdi! Bu şaşkınlık anında üstlerine bir sürü öldüren lanet yağdı ama hepsi kalkandan sekti, yoldaşlık artık düello etmeyi hayal dahi edemiyordu. Korkmuş bir şekilde var güçleri ile caddeye doğru koşuyorlardı. Onun nefretini tekrar alnında, yara izinde, hissetti ve haykırışı duyuldu.


“AVADA KEDAVRA!” büyü kalkanlara çarpar çarpmaz yok oldu, aynı zamanda da kalkanları ve safları parçaladı.
Harry’nin artık umudu kalmamıştı. Tekrar bir öldüren lanet –Voldemort tarafından gönderilmiş – tam üzerine gelirken korkudan hareketsiz kaldı ve her şeyin sonuna geldiğini düşündü...

 

End Notes:

Hiçbir değişiklik yoktur~