Actions

Work Header

Farklı

Chapter Text

 

 

 

Story Notes:

Hikayenin özü farklı bir bakış açısından olayları anlatmak ve bazı sorulara yanıt bulmaktan oluşuyor. Şafak Vakti'ni bitirdiğimde tamamlanmamış noktalar ve memnuniyetsizliklerle kapatmıştım kitabı. Bazı boş sahnelerin kafamda kendiliğinden tamamlanmasıyla bunları kağıda dökmek için oturmuş olmama karşın hikaye bir yerden sonra daha ileriye gitmek istedi ve ben de biraz korkarak biraz çekinerek izin verdim.

Bu bugüne dek yazdığım en uzun soluklu hikaye. Bu sebeple - ne kadar kontrol etsem de- hataları vardır. Şimdiden bunlar için özür diliyorum. Yine de cevaplar bulmuş olmaktan ve farklı bir son çizmekten oldukça mutluyum.

Son olarak yorum konusuna değinmeden geçmeyeyim. Yorum her aşamadaki yazar için büyük bir nimet.Aynı zamanda okuyan biri olarak söylüyorum ki okuyucu için de öyle. Bu yüzden lütfen yorumlarınızda çok iyi,kötü,cümleler olmamıştan biraz daha dolu şeyler olmasını rica ediyorum.Keyifli okumalar.


 

 

Author's Notes:

İlk bölüm kitabın bir noktasından başlayarak devam ediyor. Kitabı okumuş olanlar gayet rahat hatırlayacaklardır:) Bu sebeple kitabın tarzına uyumlu olmaya çaba sarfettim. Ne kadar başardığım okuyucuya kalmış. Keyifli okumalar.

Bölüm 1: BEKLENMEYEN


 

 

Edward, Bella banyoya gitmek için yürümeye başlayana kadar hareket etmedi. Sonra eli onun omzunu yakaladı.

 

‘’ Nereye gidiyorsun? ‘’ dedi acı dolu bir fısıltıyla.

 

‘’ Dişlerimi tekrar fırçalamaya. ‘’

 

‘’ Söylediğini kafana takma. Efsaneden, eğlence olsun diye söylenen yalandan başka bir şey değil. ‘’

 

‘’ Hiçbir şey anlamadım ki. ‘’ dedi. Gerçi bu tam olarak doğru sayılmazdı. Sanki bir şey efsane diye önemsemeyecekti. Tüm hayatı bir efsaneydi. Hem de hepsi gerçekti.

 

‘’ Diş fırçanı bavula koymuştum. Getireyim. ‘’

 

Yatak odasına doğru yürüdü.

 

‘’ Hemen gidiyor muyuz? ‘’ dedi Edward’ın arkasından.

 

‘’ Sen işini bitirir bitirmez. ‘’

 

Bella dişlerini fırçalarken o da odada sessizce volta atarak bekledi. İşi bitince diş fırçasını tekrar bavula koyması için ona uzattı.

 

‘’ Bavulları tekneye götüreyim. ‘’

 

‘’ Edward- ‘’

Arkasını döndü. ‘’Evet? ‘’

 

Bella duraksadı, yalnız kalabilmek için bir bahane arıyordu. ‘’ Acaba… biraz yemek de alabilir misin yanımıza? Hani acıkırsam diye. ‘’

 

‘ Tabi ki. ‘’ dedi. Gözleri birden yumuşamıştı. ‘’ Sen hiçbir şeyi dert etme. Birkaç saat içinde Carlisle’ın yanında oluruz, gerçekten. Hepsi geçecek merak etme.’’

 

 Başını evet anlamında salladı çünkü sesinin normal çıkacağına güvenmiyordu. Edward dönüp odayı terk ederken her iki elinde de büyük birer bavul vardı.

 

 Bella hemen dönüp onun tezgâhta unuttuğu telefonu kaptı. Bir şeyleri unutmak hiç de ona göre değildi. Gustavo’nun geldiğini unutmak, telefonu unutmak. O kadar stresliydi ki kendisi gibi davranmıyordu.

 

 Telefonu açıp rehberdeki numaralar arasında gezinmeye başladı. Bella, sesini kısmış olmasına şükretti. Çünkü onu yakalamasından korkuyordu. Şimdi teknede miydi acaba? Mutfaktan fısıldayarak konuşsa onu duyar mıydı?

 

 İstediği numarayı buldu, bu numarayı daha önce hiç aramamıştı. Arama tuşuna basıp bekledi.

 

‘’ Alo? ‘’ Altın rüzgâr çanı gibi tınlayan bir ses cevap verdi.

 

‘’ Rosalie? ‘’diye fısıldadı. ‘’ Ben Bella. Lütfen. Bana yardım etmelisin. ‘’

 

‘’ Bella? ‘’ dedi şaşkınca karşıdan, çınlayan sesin sahibi. Bella’nın sesini tanımaması imkânsızdı. Buna rağmen kendini şaşırmaktan alamamış olmalıydı. Beşli ki kafasında onun kendisinden hangi şartlar altında yardım isteyebileceğini tartıyordu. Bu kesinlikle ne alışıldık ne de beklendikti.

 

‘’ Ne oldu? Edward nerede? ‘’

 

 Güzel sesi artık endişeli geliyordu. Bella’nın yanında Edward varken neden onu arayacağını çözememişti. Alice, Esme ya da Carlisle değil de o. Ancak Bella biliyordu ki şu durumda onu Rosalie’den daha iyi anlayacak kimse yoktu.  Onun Esme ve Carlisle’ın yanında olamadığını anlayınca cevap verebilmek için derin bir nefes aldı.

 

‘’ Edward teknede. ‘’

 

 Rosalie’nin rahatlayan iç çekişi duyuldu. Her ne kadar birbirlerinin en sevdikleri kardeşler olmasalar da Rosalie ona bir şey olması ihtimaliyle korkmuştu. Bella karnındaki küçük dürtükleyicinin hareket ettiğini hisseti. Sanki ona asıl konuşması gerekeni hatırlatmak istiyor gibiydi. Eli yine istemsizce karnına gitti.

 

‘’ Rosalie biz geri dönüyoruz. Benim ‘ senin ’ yardımına ihtiyacım var. ‘’

 

 Senin kelimesi vurgulamıştı. Bundan sonra durdu. Neyi nasıl söyleyeceğini toparlamaya çabalasa da başaramadı. Belki tehlikeli bir hastalık ya da… Ama Carlisle onaylamıştı.

 

‘’ Bella neler oluyor? Sesin iyi gelmiyor. İyi misin? ‘’

 

‘’ Evet, iyiyim. İkimiz de iyiyiz. ‘’ Cümlenin sonuna doğru sesi çatallaştı. Artık üçümüz mü demeliydi? ‘’ Sadece beklenmedik bir şey oldu ve eve dönüyoruz. Diğerlerinin haberi var. ‘’

 

‘’ Ah Bella. Emet ve ben avlanmaya çıkmıştık. Dönüyoruz. Hiçbir şeyden haberim yok. Sorun ne? Hasta mısın? Biri mi geldi? ‘’

 

 Hiçbir zaman sabırlı olmak konusunda iyi olmamış Rosalie sabırsızlanıyordu. Ayrıca Edward’ın gelip onu yakalaması an meselesi olmalıydı. Şimdiye dek dönmemesi bile mucizeydi. En sonunda bunu Carlisle’a söylediği gibi tek seferde söyledi.

 

 ‘’ Sanırım hamileyim. ‘’

 

 Karşılığında hiçbir şey duyulmadı. Bella onun da tıpkı Edward gibi şoka girip kıpırdayamadığını düşündü. ‘’ Belirtiler… ve Carlisle da böyle düşünüyor. ‘’

 

‘’ Ne zaman yola çıkıyorsunuz? ‘’ Anlaşılan Carlisle’ın onayı onun sorgulama dürtüsünü yok etmişti. Onun yerine ışık hızıyla ne yapabileceğini düşünüyor, plan yapıyordu. ‘’ Az sonra. Edward bavulları bırakmaya gitti. ‘’

 

 Bella’nın konuşması hızlandı. Kelimeleri birbirine giriyordu ama umursamadı. Rosalie anlayabilirdi ve Edward’a yakalanmak istemiyordu. Ondan gizli bir iş çevirmenin verdiği suçluluk yeterince ağırdı.

 

‘’ Bak Edward gelmek üzeredir. Rosalie, o bebeği çıkarmaktan bahsediyor. Şok olmuş gibi ve beni duyduğundan bile şüpheliyim. Ben… ben bundan emin değilim. Bana yardım etmelisin.

 

‘’ Tamam. Havaalanında olacağız. Bella korkma! Bir şey olmayacak. Yalnızca Edward’la bu konuyu açma. Gelene kadar. Orda görüşürüz. ‘’

 

 Telefon kapandı. Bella sanki tutuğu şey yanıyormuş gibi numarayı silip elinden bıraktı. Rosalie’nin anladığı korkusu bir nebze olsun geçmişti. Kısa süre için de olsa geçici bir önlemi vardı. Rosalie neredeyse kelimelere ihtiyaç duymadan anlamıştı. Bu konuda yardım istemeyi düşündüğünde aklına gelen ilk kişinin o olmasına şaşmamalıydı. O sırada Edward içeri girdi.

 

‘’ Geç kaldığım için üzgünüm. Teknede küçük bir sorun vardı. ‘’ Sesi sinirle kitlenmiş düşlerinin arasından zor çıkıyordu.

 

‘’ Önemli değil. Her şey hazır mı? ‘’ Bella gözlerini yakarak onu tehdit eden küçük yaşları bastırmaya çalıştı. Elinden geldiğince Rosalie’nin tavsiyesine uyup o konudan uzak ayrıntılardan bahsediyordu.

 

‘’ Evet. Artık gidebiliriz. Başka bir şey yapmayacaksan? ‘’

 

 Kapının önünden çekilip ona yol verdi. Bella verandaya çıktığında o, telefonunu alıp gelmişti bile. Seri hareketlerle onu kucağına alıp kumsala doğru koşmaya başladı. Bir insan hızında yürüyerek zaman kaybetmek istemiyordu belli ki. Bu anî hareket ve hız Bella’nın başını döndürmüştü. Ama sesini çıkarmadı. Onun yerine başını Edward’ın göğsüne sokup kapalı gözlerinin ardından derin nefesler aldı. Havaalanına gittiklerinde her şeyin daha kolay olacağı düşüncesiyle kendini rahatlattı.

 

 

 

 

 

 Rosalie ve Emmett ormandan fırlayarak içeri girdiğinde giriş katında durmadılar. Tüm ailenin toplanmış olduğu ikinci kattan gelen konuşmalar onlar için ormandan duyulabilecek frekanstaydı. Olayın gerginliğiyle hepsi sanki birileri duyabilirmiş gibi hızlı fısıldayışlarla tartışıyorlardı. İkisi merdivenler çıktığında başlar onlara döndü.

 

‘’ Hamile ha! ‘’ Emmett gürlerken yüzüne az çok seçilebilen bir gülümseyişle dudakları gerilmişti. Sesindeki şaşkınlık bir yana bundan bir tür gurur ya da sevinç duyduğu belliydi. Mutluluğu ne hareketlerinde ne de sesinde bastırabilmişti.

 

 Ancak onun dışındaki kimse bu sevinci paylaşıyor gibi görünmüyordu. Alice ormana bakan cam duvarın önünde, ayakta, ellerini eğilmiş başının iki yanına koymuş, kapalı gözlerini sıkıntıyla kısıyordu. Jasper gergin yüzüyle hiç konuşmadan onu izliyordu. Carlisle ve Esme beyaz koltuklara oturmuş, ara sıra konuşuyorlardı. Carlisle elindeki cep telefonunu sıkıca tutmuştu.

 

 Emmett’ın sorusuyla Carlisle yerinden kalkıp onlara ilerledi. ‘’ Galiba. ‘’

 

 Rosalie bir şey demeden Esme’nin yanına oturdu. Esme, nasıl öğrendiklerini sorduktan sonra ona ne yapacaklarını anlatmaya başladı. Kısa bir süre sonra planlara dalmışlardı.

 

‘’ Bu nasıl olabilir? Emin misin? ‘’ Emmett bu kez ciddiyetle  Carlisle’a dönmüştü.

 

‘’ Başka bir seçenek göremiyorum. Bütün belirtiler bu yönde. ‘’

 

‘’ İnanılmaz. Nasıl olabilir? ‘’ Hayretle nefes alıyordu. Carlisle ne kadar kendini kontrol etmeye çalışsa da stresini saklayamıyordu. Koca salonu adımlarken elindeki telefonu çevirip duruyordu; sabırsızlandığı belliydi.

 

 Saatler geçtikçe bu sabırsızlık hepsine yayılmış, her biri buna farklı tepkiler veriyordu. Carlisle oğlu ve yeni kızı için endişeleniyordu. Araştırma isteği büyük bir iştahla uyanmıştı. Esme daha iyimser bir endişeyle bekliyordu. Tıpkı Rosalie gibi o da ne olursa olsun bu haberde sevinecek bir nokta bulmuştu. İkisi de ara sıra hem birbirlerine hem de diğerlerine gülümsüyorlardı, gerginliği kırmak istercesine. Ama birbirlerine bakışlarında daha farklı bir ışık vardı.

 

 Sonsuz ömürlerinden bir gün daha geçip giderken ava gitmiş olan Jasper, Esme ve Alice güneşin ilk ışıklarıyla döndüler. Edward ve Bella gelmeden önce bunu halletmek istemişlerdi. Saatler güneşi uyandırırken Carlisle mırıldandı: ‘’ Artık gidelim. ‘’