Actions

Work Header

It's Just Platonic

Chapter Text

 

Chapter 1 :  No, I just can’t.. 

Draco gözlerini kapattı. Babasının ona verdiği görevi gayet iyi biliyordu. Potter’ı takip etmesi gerektiğini biliyordu. Ama ondan, Bulanık arkadaşından ve etrafındaki tüm çilli Weasley’lerden nefret ediyordu, nefret. 
Voldemort ölse herşey biterdi, kurtulurdum, hiç sorunum kalmazdı . 
Başını salladı, saçmalamamalıydı.
Ölmesi gereken Potter, ölmesi gereken o, dedi içinden. Bir an babasının dediklerini tekrarladığını düşündü. Potter ona ne demişti? 
- O kadar zavallısın ki Malfoy, etrafındaki insanların seni yönlendirmesine izin veriyorsun. Sen sadece babanın küçük bir kopyasısın. Başka bir şey değilsin. 
Hayır, değilim dedi Draco istemsiz bir şekilde elini yumruk yapmıştı. Cübbesini çekiştirerek koridorda yürümeye devam etti. Kahrolası Potter nerdeydi ki?


- Hayır Ron, hayır. HAYIR DEDİM SANA ! diye bağırıyordu Hermonie. 
- Şunu kesebilir misiniz? Dedi Harry, başı zonkluyordu.  
Ron Hermonie’ye doğru koşarken okula gizlice soktuğu kaymak birasını yere döktü. 
- Hadi ama Herm, bana ne zaman aşık olduğunu söyle, bana ne kadar aşık olduğunu söyle. 
Hermonie’nin yeterince sinirlendiği açıktı ve Harry yeni bir kavganın içinde bulunmak istemiyordu. Ortak salonu terkederken Hermonie’nin:
- Merlin aşkına Ron kaç tane kaymak birası içtin sen? Diye bağırdığını duydu. 
Dışarı, koridora çıktığında ağır ağır yürümeye başladı. Arkasından gelen sesi duyabiliyordu. Tok topuk sesleri kendini belli etmemek için ağır ağır basıyordu yere. Ama Harry hissediyordu, aynen 3 gece öncesinde de hissettiği gibi. Koridorun en karanlık köşesine gitmeyi planlıyordu. Bir anda çıkacaktı ve o sümsük Malfoy Harry’nin ondan daha akıllı olduğunu anlayacaktı. İki adım daha attı ve koridorun en karanlık köşesine geldiğinden emin oldu. Cübbesine elini soktu ve asasına dokundu.
- Lumos, dedi içinden. Bir süre yürüdü ve o sessizce arkasından gelmeye çalışan çocuğu kıstırmak için bir anda arkasına döndü. Aynı çeviklikle cebinden asayı çıkarmıştı. Asadan çıkan hafif ışık yaklaşık 20 adım öteden gelen Draco Malfoy’un bezmiş suratını aydınlatıyordu.
- N’oldu Malfoy, artık beni takip mi ediyorsun? Dedi daha önceki takiplerini farketmemiş gibi. 
Malfoy elini sarı-siyah karışımı gibi gözüken saçlarına götürüp alaycı ifadesini takındı:
- Hayır, Potter, sadece koridorda yürüyorum, dedi ve bir iki adım daha atıp aralarındaki mesafeyi azalttı. 
Harry’nin asasının ışığı azaldı ve bir süre sonra koridor karanlıklaştı. Malfoy gülerek devam etti:
- Belkide küçük Harryciğimiz o kadar korkaktır ki karanlıkta arkasında yürüyenlerden korktuğu için sürekli Lumos yapıyordur. 
Harry sarışın çocuğun giderek daha da yaklaşmasına aldırmadan devam etti. Bir yandan da ağırlığını sol ayağından sağ ayağına veriyordu:
Malfoy, dedi, birbirlerinin soyadlarına baskı yapıyorlardı. Bir çeşit iğrenme ve soyunu iğnelemeydi. Devam etti: Aslına bakarsan birkaç gündür nedense senin soylu ayakların ve o soylu kıçın benim arkamdaydı. Bunu takip olarak gördüğüm için bağışla. Belki de birkaç kötü tesadüftüler, ha?
Malfoy gittikçe yaklaştı ve Harry’i duvara yapıştırıp elini saçına geçirip kafasını eğdi:

- Bir Slytherin’liye bunu söyleyen bir Gryffindorlu. Potter, seni takip falan etmiyorum, kendine gel, sinirimi bozuyorsun.
Harry Malfoy’un üzerine daha da çok geldiğini ve onun her kıvrımını, evet hepsini, üzerinde hissettiğini farketti. Elini Malfoy’un göğsüne koydu ve nedense bir süre ordan çekmedi. Malfoy’un gri gözlerini üzerinde hissetti, kendi yeşil gözleri onunkilerle buluşunca tüm gücüyle Malfoy’u geri itti:
BİR SLYTHERIN OLMAKTANSA GİDİP KENDİMİ ÖLDÜRMEYİ TERCİH EDERİM, dedi. 
İtilmenin hızıyla ve aniliğiyle yere düşen Malfoy’un ağzından tıslamaya benzeyen bir gülüş sesi geldi. Doğrulmadan önce her kelimesine tek tek baskı uygulayarak: 
Potter, iyi de sende bir Slytherin’sin, dedi ve alaycı gülümsemesini yüzüne yerleştirdi. Yavaşça ayağa kalktı ve Harry’e doğru yürüdü. 
Harry bir an ne diyeceğini bilemedi sonra gözlerini kısıp:
- SENİ--
- Kapatın çenenizi be şapşallar! Burada uyumaya çalışıyorum!  
Yeşil ve gri gözler aynı anda daha önce hiç görmedikleri bir tabloya çevrildi. Harry Gryffindor ortak salonundan çıktıktan sonra amaçsızca yürüyüp en karanlık köşeyi seçmeye çalışmıştı. Ama nerede olduğundan emin değildi. Tabloda huysuz ve yaşlı bir adam vardı büyük ihtimalle daha önce görmedikleri bir tabloydu. 
- Ne bakıyorsunuz? Odalarınıza dönsenize, beni de uykumla yalnız bırakın, dedi ve çocuklara söz hakkı bırakmadan yukardaki tabloya geçti. 
Harry gözlerini tablodan ayırınca Malfoy’un elinin tersiyle ağzını sildiğini gördü. Sessizce:
- Senin yapman gerekenden çok daha fazlasını yapıyorum ben Malfoy, senin gibi insanların kölesi değilim fakat herkesin gözü benim üzerimde değil mi? Bunun yarattığı baskıyı bilemezsin. Ayrıca sen sadece bir Slytherinsin, ben yarı Slytherinli olabilirim fakat her ne olursa olsun senin gibi bir zavallı olmaktansa Gryffindor’lu olmayı tercih ederim, dedi. 
Malfoy kafasını yana eğdi ve:
Sağ kalan çocuk konuştu, dedi ve topuklarının üzerinde dönerek uzaklaştı.

- Yapamam, dedi çaresizce. Karşısındaki adam dizleri üstünde çökmüş çocuğa vurdu. Delirmiş gibiydi. Asasını çıkarıp herhangi bir lanet atmadığına şükretmeliydiler. Adamın arkasındaki kadın adamın koluna sarıldı:
- Sakin ol, dedi adama. Adam kadını yere fırlattığında dizleri üzerine çökmüş genç adam olayların farkında değil gibiydi. Korkudan, acıdan ve üzüntüden çatallaşmış sesiyle fısıldadı:
- Yapamam, sadece yapamam. Sormayın. Sormayın lütfen. Yapamam. Yapamam.
Karşısındaki adam yere eğildi. Çocuğun çenesini sertçe tutup kafasını kaldırdı. Yılan gibi kıstığı gözlerini çocuğun korkudan kocaman olmuş gözlerine dikti:
- Sen yapmayabilirsin, dedi, sakince, ama sana yaptırtabiliriz. Kendine gelmiş gibiydi, devam etti:
- Bu yaptığın hainlik fakat daha sonra icabına bakılacak, dedi. Ayağa kalktı ve odada göz gezdirdi. Bir sürü iksirin olduğu dolaba doğru yürüdü. İçerlerinden birini eline aldı ve ‘ yapamam ‘ diye sayıklayan çocuğun yanına ilerledi. Asasını çıkarıp çocuğu hareket edemez hale getirdi. Büyünün her sözünü yılan gibi tıslıyordu adam. Çocuğum midesi korkuyla kasıldı.
- Şerefe, dedi adam ‘ yapamam ‘ diye fısıldayan çocuğun burnunu tıkayıp iksiri içirirken. 

Hogwarts’da öylesine bir sabahtı. Hayaletler etrafta dolaşıyordu, çocuklar yemeklerini yiyorlardı, her yerde tabak çanak sesi yankılanıyordu. Etrafta uçuşan mektuplar, baykuşlar vardı.. Ha bir de Draco Malfoy Harry Potter’ı gözetliyordu. E, ne de olsa işi buydu.

Salak Potter, diye düşündü Draco, yine kuş sütü aldı ve yine döktü. 
Salak Weasley, diye düşündü Draco, yine herkesin onu sevmesinden memnun. O aptal çilli suratıyla.
Salak Granger, diye düşündü Draco, Potter’ın ona ilgi gösterdiğini sanıyor. Fakat onun aklı bugüne yetişmesi gereken Karanlık Sanatlara Karşı Savunma ödevinde.
Salak Potter, diye düşündü tekrar. O kadar salak ki kaç gündür onu izlediğimi farketmiyor.
Çocuğun yeşil gözlerini yakalamak için öne eğildi. Harry’nin gözlüğüne okkalı bir küfür savurdu içinden. 
Sonra onunla göz göze gelsem ne iyi olurdu diye düşündü.
Tabi ki sadece küçümser bir bakış atmak için.