Actions

Work Header

Çatışmalı Bir Gün

Work Text:

 

 

 

Story Notes:

Yorumlarınızı bekliyorum.


 

 

Author's Notes:

Yorum!!!!!!!!!!!


 

 

 

 

Bir Gün

 

 

 

 

 

“Tüm yoldaşlığın dikkatine... Oxford Caddesi’nde ortayan çıkan çatışmaya özel görev almayan tüm üyelerin katılmasını rica ediyoruz. Tekrar ediyorum Oxford Caddes...”

 

 

 

Kaçıncı kere olduğunu bilmeden bu ses eşliğinde gözlerimi açıyorum. McGonagall rica ettse de ses tonundan emir verdiğini hemen anlaşıyor. Sözcükler beynimde şekillenince, odadaki karanlığa rağmen hiç zorluk çekmeden ayağa kalkıp, sandalyenin  üzerinde hazır bekleyen yoldaşlık armalı cüppe ile pelerini kapıp, artık alıştığım bir asa hareketiyle üstüme oturtuyorum. Bu beyazlık artık beni rahatsız etmiyor, aksine bana uğruna savaştığım şeyleri hatırlatıyordu. Aklım ben farkında bile olmadan, otomatik bir şekilde kullanacağım  lanetleri listeliyor. Ama kendi aklım bile bilmiyor ki o listeyi çoktan ezberledim.

 

 

 

Kulağıma gelen cisimlenme sesleri bana koskoca binanın boşaltıldığını anlatıyorken, ben de kendimi o sıkışmışlık duygusuna bırakıyorum.

 

 

 

Ben, Severus Snape, şimdi yoldaşlık için öldürmek ve esir almak için cisimleniyorum.

 

 

 

 

 


 

 

Siyah ve beyaz figürler karşılaşıyor, elinde sonunda ikisinden biri yıkılıyor, arada zavallı Muggle’lar hedefini şaşırmış lanetlerin kurbanı oluyordu. Korku dolu haykırışlar daha aydınlanmamış gökyüzünü yırtıyor, yardım istiyordu.

 

 

 

Etrafı sadece 3 saniyede tarayıp Granger’ın daha doğrusu artık Weasley’in yanına koşuyorum. Liste hala aklımda, Granger’a ulaşana kadar önüme çıkma gafletine düşmüş sekiz ölüm yiyeni kendimin bile tam anlayamadığım lanetlerimle yere yıktım.

 

 

 

Granger nedenini hemen anladığım bir şekilde sol elini korumak istercesine karnının üzerine koymuştu. Göz yaşları kanla kirlenmiş yüzünde bile kendini belli oluyordu. Bende artık, bu saldırının diğerlerinden çok daha şiddetli olduğunu anlamış, önüme çıkan her siyah figürü yere yıkarken, her an bir yaratık türünün gelmesini bekliyordum.

 

 

 

Elim seri hareketlerle oynarken, artık alışkanlık olmuş bir şekilde gözlerim Potter’ı aradı. Bana göre aramızda en şanslı hem de en şansız olan Seçilmiş Genç, artık genç, acemilik göstermeden lanetleri sıralıyordu. Ama yüzü benimkinin aksine sinir ve öfkeyle kasılmıştı. Sol kolunu hiç oynatmaması beni biraz şüphelendirdi. Gözlerimi kısarak ne olduğu anlamaya çalışsamda beni en çok 4 santimetreyle ıskalayan, adını bile bilmediğm bir lanetle dikkatim dağıldı.

 

 

 

Potter’ın biraz daha bekleyebileceğine karar vererek tüm dikkatimi pis pis sırıtan Yaxley’e yönelttim. Hedefini bulmayacağını bilsem de ona bir Avda Kedavra göndererek onu meşgul ettim. Beklediğim gibi lanetim tembel bir asa hareketiyle engellenirken özenle nişan alıp  sessiz bir büyü daha yolladım.

 

 

 

Lanet Yaxley’i en az 1 metre solundan geçip, bir bina kalıntısı olduğundan adım gtibi emin olduğum taş kütlesine çarptı. Yaxley, yüzündeki sırıtmayı genişletip, o taş kütlesine bir saniyeden az bir süre bakıp gözlerini benimkilerinkine dikti. Korkutucu, ama beni zerre kadar korkutmayan o boğuk sesiyle konuşmaya başladı. Sesinde ki alay fark edilmeecek kadar belliydi.

 

 

 

“Ah! Severus! Eski arkadaşım! –ikimizde hiç bir zaman arkadaş olmadığımızı biliyorduk.- Yoldaşlığın seni bozduğunu her zaman söylemişimdir.En azından doğru nişan alıyordun. ”

 

 

 

İçimden ağlamak gelse de ölüm yiyenliten kaqlan sırıtmamla ona karşılık verdim.

 

 

 

“Aslına bakarsan Yaxley, yine yanılıyorsun.”

 

 

 

Yaxley’in yüzündeki teredditti gördüğüm anda, dikkatli bakılmasa görümeyecek hafiflikle asa tutan elimdeki bileğimi oynattım. Bu hareketimle büyümün çarptığı taşlar hızla harekete geçüp, hızlıca Yaxlay’e çarptı. Böylece önemli Ölüm Yiyen’lerden birini  yok edip, taşların altında kalan, en fazla 6 yaşında görünen bir Mugle kızı kurtarmıştım. Kız kalkabileceğini anladığı anda, annesinin adını bağırarak, koşup uzaklaşmaya başladı. Kanlar içindeki omzunu şimdilik hissetmiyor, akıllı bir hereketle burdan uzaklaşmaya çalışıyordu. Anneni gerçekte haytta olduğu umuduyla, öldürebileceğim bir Ölüm Yiyen’i aramaya başladım.

 

 

 

Longbottom, üç Ölüm Yiyen’le aynı anda düello ederek büyük bir başarı sergiliyordu. Ben yine de Longbottom’u fazla bekletmeyerek, en fazla zorluk çıkaranı, arkasından attığım  Bir Avada Kedavra ile diğer dünyaya gönderdim.  Arkasından vurnayı tercih etmesem de gerekiyordu bazen. Hemde zaten bir Slytherin’dim. Longbottom’un teşekür bakışını abul ederek kendime yeni bir kurman aramaya başladım. McPhee olduğundan nerdeyse emin olduğun bir kadınnı gözümü kestirmiştim ki, sırtımı sırtına dayadığım Granger’in yokluğuyla sendeledim. Bu tökezlemem bana hedefini şaşırmış bir Crucio’yu yememe neden oldu. Ama zaten alıştığımdan iki saniyeden daha az bir sürede toparlanıp, Granger’e balmak üzere arkamı döndüm. Granger, belli ki orta da dönen savaşı unutmuş, topallayarak bir yere ulaşmaya çalışıyordu. Tehlikeyi hemen sezerek, atılıp  Grancer’i koluna yapışarak kendime çektim.

 

 

 

Granger ise kollarımda çırpınıyor, yükses sesle hıçkırıyordu. Bense hiç bir şey anlamıyor, sadece Granger’ı sımsıkı tutuyordum. Hıçkırıklar arasında “Ron” a benzettiğim bir inlemeyi duyduğumda, gözlerim hemem bir kızıl kafa aramaya başladı. Bulduğumda da elimde olmadan beyazlaştığımı kendim hissettim.

 

 

 

Weasley saydığum kadar en az 10 Ölüm Yiyen’in oluşturduğu çemberin ortasında, asasız bir şekilde duruyordu. Weasley’in kaderini hemen anlayıp, Granger’ı daha sıkı tutmaya başladım. bu sırada yoldaşlığın nerdeyse tamamı Çember’i bozmak için uğraşıyordu. Ama Ölüm Yiyenler çok az gördüğüm üzere ele ele ermiş, yoldaşlığı uzak tutmaya çalışıyor, hem de başarıyordu. Weasley ise bu hengamenin ortasında, yediği birbirinden güçlü Crucio’lar yüzünden yerde düz çökmüş, kalan küçük bir güç kırıntısıyla dayanmaya çalışıyordu. Ölümcül darbenin geleceğini anladığım anda, Granger’in bu manzarayı izlememesi için, onunla birlikte arkamı döndüm.

 

 

 

Beklediğim “Avada Kedavra!” haykırışını duyduğumda, arkamı dönsem bile fark ettiğim bir yeşıl ışık. Pooter’in sinir dolu kükremesine, bir çok yerden gelen hıçkırıklara aldırmadan kollarımda debelenmeyi bırakıp, titreyen, kırılgan, belki de çokta kırılmış bedene döndüm.Tüm gücüyle bana sığınıp tortop olmuş, -benim olduğumu anladığını iç sanmıyorum- acıyla donatılmış göz yaşları üstüme düşüyordu. Kar kadar beyaz olan pelerinim, onun kanıyla kırmızıya boyanıyordu.

 

 

 

Hiç kimsenin görmediği gözyaşım, yanağımdan süzülüp Granger’in anla ıslanmış saçlarına düştü.

 

 

 

Bu sefer ben, ortada dönen savaşa aldırmayarak aklıma gelen ilk sessizz yere cisimlendim.

 

 

 

Cisimlenirken bu çatışmanın ve kaybedilen değerli insanın ne ilk ne son olduğunu biliyor, ama bir gün son olması için çabalıyordum.

 

 

 

 

 

******************************

 

 

 

15 yıl sonra..........

 

 

 

Yıllar sonra yine huzurla uyurken 13 yıllık karımı kucaklamak için elimi yan tarafa attım. Ama elim sıcacık bir ten yerine havayı bulunca hızla gözlerimi açıp, yatakta dikleştim. Baş ucumaki komidine bakarak saati öğremeye çalıştım. Gözlerim büyüyerek saatin 10!u biraz geçmiş olduğunu fark ettim.

 

 

 

Yataktan atılıp cüppemi kapacağım sırada, bugün bütün seherbazların izinli olduğu aklıma geldi. Hermione ise her zaman ki kuralını aşmayarak 8’de kalkmış olmalıydı. Kendime biraz daha izin verebileceğimi düşünerek geri yattım.

 

 

 

Uykuya dalacağım sıra da duyduğum iki çığlıkla dik atıldım. Can havliyle koridorun sonundaki oda da kalan ikiz kızlarımın odasına doğru koşmaya başladım. Kapıyı açıp baktığımda gülmemek için kendimi zor tuttum.

 

 

 

Leila ile Deliona eilnde birer Hogwarts armalı mektuba hipnotize olmuşçasına bakıyor, tek kaslarını bile kıpırdatmıyorlardı. yan odadan süklüm püklüm dışarı çıkan, babasının adıyla birlikte saç rengini alan Ronald, uykulu gözlerle ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

 

 

 

Olayları anladığında babasıyle eş olan sırıtmasını sunup bana muzip bir bakış attı.

 

 

 

“Baba! Bu mektup iki aydır zaten bekleniyordu. Bu şaşkınlık niye? Anlamıyorum.”

 

 

 

Sesteki şaşkınlık kendini kolaylıkla belli ediyordu. Ben ona üç yıl önce aynı tepkiyi verdiğini hatırlatma gereği duymadan mektubu açan kızlara döndüm. Bu sırada merdivenleri koşarak çıkmaktan yanakları kızarmış hermione kapının önüne gelerek ne oldsuğunu anlamaya çalıştı. Giydiği önlük ve eldivenlerden, en önemlisi üstüne sinmiş kokudan en sevdiğim böreği yaptığını anladım.

 

 

 

Kızlar ancak şimdi üçünmüzün varlığını far etmiş, en hızlısı Leila çıkarak, hızla koşup Ron’la bana aynı anda sarıldı. Kolları bizim için çok kısa olduğundan doğal olarak kafa kafaya çarpışıp, aynı anda owwwladık.

 

 

 

Geride kalan Hermione, Deliona’nın arkada, kızgın bir şekilde sağ ayağını yere vurup kollarını kavuşturup dudaklarını büez haline ve bizim halimize bakarak bir kahkaha attı. Delioa’da sevincini daha fazla saklayamarak gülümseyip Hermione’ye atıldı.

 

 

 

3 dakika sonra beşimiz birbirine sarılmış olarak, kahvaltı için aşağı iniyorduk. Sağ elimi Hermione’nin belinden alarak, bu kadar heyecanın gerekmediğini söyleyen Ron’un kızıl saçlarını karıştırdım.

 

 

 

Savaşın 10 yıl önce bitmiş olan yeni bir dünyada, mutlu bir şeekilde yeni hayatıma başlıyordum.

 

Hogwarts için gerekenleri sıralayan kızlarım ve onlara dostça laf sokuşturan oğlum eşliğinde Pazar kahvaltısını yapmak için yerime oturdum.

 

End Notes:

Yine ve yine Yorum.......

Mümkünse uzunundan..........