Actions

Work Header

Saklambaç

Chapter Text

 

 

"Hoşgeldiniz Tarık Bey"

 

"Hoşbulduk" dedi soğuk ve katı bir ses. Sarışın kadın biraz ürperirken gözleri koridoru sert adımlarla geçen uzun boylu adamı takip ediyordu. Bakışlarını görmemişti zira görseydi bütün gün kendine gelemezdi. Çünkü soğuk ve ölü gibiydi. Bir kaç adım sonra kapısını itip içeri girince tuttuğu nefesi huzurla bıraktı. Ölesiye korkuyordu ondan çünkü öfkeli biriydi ve anlaşmak çok zordu. Özellikle verdiği emri dakikasında yerine getirilmediğinde, heleki bir görevi tamamlamadığında hiddetini tüm zerresini kadar hissettiriyordu. Genç kadın bakışlarını açılan asansöre çevirirken kocaman gülümsedi.

 

"Ooo Cem Bey günaydın?"

 

"Günaydın sarışın." dedi bu sefer çıkan ses daha kibardı. "Geldiğimi bizim yanardağ?" 

 

"Geldi." dedi sarışın kadın az evvelki adamın girdiği odanın kapısına başıyla işaret ederek. "Yine burnundan soluyordu. Her zaman mı böyle yoksa bir sorun mu var artık ayırt etmekte cidden zorlanıyorum." 

 

Karşısında ki yanık tenli adam kısa bir kahkaha patlattı. "İyi noktaya değindin." dedi ve ten rengine kontrast oluşturan demir mavisi gözlerini kadının kilere dikti. "Bugün önemli bir toplantı var ve tercüman bulmakta sıkıntı yaşıyoruz. O yüzden biraz huysuz. Bugün sakın bir aksilik çıkarayım deme." 

 

Sarışın kadın ayvayı yedik bakışı atıp dudağını ısırırken yanık tenli tekrar gülümsedi ve göz kırparak uzaklaştı. Önceki adamın girdiği odanın kapısına geldiğinde üstündeki larcivert takıma tezat oluşturan gümüş rengi kravatını düzeltti ve içeri girdi. "Kanki?"

 

"Gel buraya hemen!" 

 

İçerideki adamın dosyalara öfkeli baktığını görünce hemen içeri girdi. "Hayırdır?" 

 

"Hayır mı şer mi şimdi görüceksin." dedi öfkeli adam ve bakışlarını ona dikti. "Tercüman buldun mu?"

 

Yanık tenli adam kafasını olumsuz anlamda sallayınca öfkeli adam tekrar kaşlarını çattı. "Nasıl yani? Bir tane Japon tercüman bulmak bu kadar mı zor?"

 

"Sakin ol Tarık." dedi Cem ona ilerleyerek, önündeki dosyaları aldı ve kapatarak dolaba koydu. Dosyaları alınınca gevşeyen tarık kendini deri koltuğuna yasladı ve kafasını geriye attı. "Söyler misin japon iş adamlarıyla nasıl anlaşmayı düşünüyorsun. İşaret dili mi kullancan?" 

 

Cem gülümserken karşısında ki deri koltuklardan birine geçerek oturdu. "En son çare o gözüküyor." dedi. Tarık dikleşerek sabrını sınayan adama sert bakışlarını gönderdi. "Dalga mı geçiyorsun?" 

 

"Sakin ol dostum ya hiç şakaya gelmiyorsun. Buldum tabi tercüman bulmaz mıyım?"

 

Tarık derin bir nefes alırken bakışlarını iyice sertleştirerek şakacı arkadaşına kızdı. "Bana böyle dalgalar yapma biliyorsun bu toplantı için kay aydır uğraşıyorum ve tek şansım önüme çıkacak iyi bir tercümana bağlı. Diğeri kaçıp gitmeseydi bunları yaşamazdım. Lanet adam!" Tarık seslice sövmeye devam ederken Cem koltuğuna yaslandı ve ifadesi birden ciddileşti. "Yalnız birazcık sıkıntımız var." 

 

Tarık'ın açık kahve gözleri bir anda siyahlaştı. "Ne sorunu?" Cem şimdi gerçekten ciddiydi. "Gelecek olan tercüman bayan... vee aşırı güzel. "

 

"Banane güzelliğinden" 

 

Cem'in dudağının kenarını kıvırarak "bu lafını sana hatırlatcam." dedi sonra devam etti. "Ve aşırı inatçı, onu ikna edene kadar tam bir ay uğraştım. İnan bana ben böyle aksi kadın görmedim. Çalıştığı şirketin yönetim kurulundan biri, tercümanlıkla işi yok ama dil hazinesi inanılmaz müthiş. Tam 7 dil biliyor ve hepsinde de mükemmel diyebilirim."

 

Tarık kaşlarını havaya kaldırınca, Cem tatmin olmuş bir şekilde tekrar devam etti. "Senden isteğim o ki ne derse ve ne yaparsa fazla tınlama he de geç." 

 

Tarık'ın havalanan kaşları tekrar çatıldı. "Nedenmiş o? Ben kimseye itimat göstermem ve ayrıcalık tanımam bilmez misin?" Cem yerinden doğrularak onun masasına kolunu dayadı. "Dostum bu işi almak istiyorsan sadece birkaç saatliğine o kadına katlan." 

 

Tarık oflayarak tamam deyince Cem kendinden memnun bir şekilde sırıttı. Ayağa kalktı ve telefonunu çıkararak saatine baktı. "Yarım saat sonra burda olur, onu misafir odasına alacağım. Seninle tanıştırırım." Tarık umursamazca kafasını sallayarak Cem'in dosyaları tıkıştırdığı dolaptan başka dosya aldı ve hiç ilgisini çekmiyormuşcasına incelemeye koyuldu. Cem aynı dudak kıvırmayı başlatıp odadan çıktı ve kendi odasına doğru yol aldı.

 

**

 

Sarışın kadın kulağındaki telefonun ahizesine tekrar bağırdı. "Olmaz dedim Mine! Cidden yoruldum ve tek yapmak istediğim eve gidince dinlenmek, zaten birazdan önemli bir toplantı var ve üç bucuk atıyorum sen beni burada neyle meşgul ediyorsun." Karşıdaki ses bir kaç ufak itirazdan sonra tamam derken sarışın kadın oflayarak telefonu kapattı ve açılan asansöre doğru bakınca ağzı bir karış açıldı. Asansörden dışarıya kabarık, bakır rengi iri dalgalı saçları kalçalarına değen, iri kehribar gözlü bir kadın ona doğru geliyordu. Kadının üzerinde saçlarının rengini vurgulayan yakut rengi bir elbise giymişti. Fazla iddalıydı, göğüs dekoltesi iri göğüslerini öyle vurguluyordu ki sarışın kadının bile bakış odağı olmuştu. Kadın iyice yaklaşınca elindeki siyah taşlı çantayı masaya sertçe vurdu. 

 

"Cem Bey'le görüşmeyi talep ediyorum." 

 

Sarışın kadın bir anda sıçrayınca karşısında ki hiç oralı olmamıştı. Sabırla cevap bekliyordu. Öyle resmi ve sert konuşmuştu ki kadın bir an ne yapacağını bilememişti sonra kekeleyerek konuştu. "İ- isminiz nedir?" 

 

"Manolya." dedi kadın tekdüze bir şekilde. Sarışın olan elini telefona götürmeye kalmadan Cem kapısını açtı ve ayaktaki kadına doğru ilerledi. "Manolya hanım?" dedi içten bir gülümsemeyle. Manolya adımlarını sert atarak koridorun taşlarını inletirken sarışın kadın onu izledi. Diz kapağında biten elbisenin arkasında bacaklarının yarısına kadar çıkan bir yırtmaç vardı. Ayakkabıları bileklerinde bağcıkları olan siyah bir stilettoydu. "Merhabalar Cem Bey" dedi kadın elini uzatarak. Cem içten gülümsemesini sabit tutarak onu eliyle misafir odasına doğru yönlendirdi. Ardından sarışın kadına doğru göz kırparak aksi kadını izledi. 

 

"Toplantıya ne kadar var?" dedi Manolya misafir masasında ki üçlü kanepenin ortasına oturarak, elinde ki çantayı yanına attı ve bacak bacak üstüne attı. 

 

"Japonların gelmesini bekliyoruz, sonra hemen geçeriz." dedi cem onun karşısında ki karşılıklı tekli koltuktan birine geçerek, ortadaki masaya tam ayağını uzatıyordu ki Manolyanın sesiyle donakaldı. "Ne yapıyorsun öyle?" Cem bir kaşını kaldırdı "Napıyor gibiyim?" 

 

Manolya suratsızca "Benim karşımda bacağını uzatamazsın derhal indir." Cem hayretler içerisinde bacağını indirince kapıdan içeriye Tarık girdi. Kadın içeri giren ikinci adama soğuk bakışlarını çevirirken Tarık'ın kilerde onunla buluştu. İki buz gibi ve sert bakış çarpıştı. Manolya'nın sert ifadesine nazaran Tarık'ın yüzü ifadesizdi ve sanki birbirlerini tamamlıyordu. Bir elini cebine koymuştu ve diğer eli gömleğinin üzerine giydiği gri kazaktan sadece bir kısmı gözüken kravatıyla oynuyordu. Elini indirerek onlara yaklaştı ve belli belirsiz bir tebessümle eğilerek kadına elini uzattı. "Hoşgeldiniz Ben Tarık." Kadın hiç yerinden kalkmadan elini uzatıp sadece parmaklarını bir kaç saniye değdirmek suratiyle adamla tokalaştı ve bakışlarını çekti. Tarık bu tepki karşısında birden kaşlarını çatınca Cem duruma hemen müdahale etti. "Otursana Tarık toplantı öncesi bir plan konuşalım."

 

Tarık boş koltuğa geçti. "Nedir plan?" dedi bir kaşını kaldırıp sorgulayan bakışlarla Cem'e çevirdi yüzünü Cem yutkunarak "Manolya hanım sunumu kendi yapmak istiyor." Tarık bir anda kafasını kadına çevirdi. "Nasıl yani?" kadın gözlerini devirerek ona döndü. "Siz gerçekten toplantılara katılmıyor musunuz? Sunumdan haberi yok!" dedi alay edercesine, Tarık gözlerinden ateş saçarak birden bağırdı. "Bu ne ukalalık?" dedi. Cem telaşlanarak cevap verdi. "Yok Tarık yanlış anladın. Manolya hanım Tercümanlığın yanında sunum da yaparak projeyi anlatırsa dahi etkili olacağını düşündü. Sonuçta çok iyi konuş-" 

 

"Sen nasıl benimle bu şekilde konuşursun?" diye bağırdı Manolya Cem daha lafını bitiremeden. "Ben sadece adamlarının ve senin aranda ki faks makinası görevini yapmak için gelmedim buraya, benim tercümanlığımda prensiplerim vardır. Bunlara uyulmazsa kendine başkasını bul." 

 

"Bu sunumu ben yapmayacaksam toplantıya katılma amacım ne o zaman?" diye karşılık verdi Tarık öfkeyle kadının bu tavırları onu fazlasıyla sinir etmişti. Ne cüretle Tarık Duman'a bu şekilde davranabiliyordu. Ama Cem onu uyarmıştı kadın gerçekten de sınırları zorlayan cinsten aksiydi. Kadın bir kaşını kaldırarak ona bakarken hiç tepki vermemişti suratı ifadesizdi bakışlarını ondan çevirmişti. "İşine gelirse Tarık Duman." dedi gayet net. Tarık başını eğerek elini saçına geçirdi ve alttan kadını süzmeye başladı. Üzerine giydiği elbisenin göğüs dekoltesini görünce tepesi attı. Şu giydiği kıyafete bak! Göğüsleri öyle vurgulanıyordu ki bakışlarının yakalanmasından korkarak tekrar aşağı indi. Bacak bacak üstüne attı ayağından birini sallıyordu ve sallanan ayağının altında kalan diğer ayağın bileğindeki bir dövme dikkatini çekti. Çapraz bir şekilde işlenmiş iri bir elmas dövmesiydi ve altında küçük bir yazı vardı, okunur vaziyetteydi. "Elmaslar kadınların en yakın arkadaşıdır." 

 

Tarık bakışlarını ona kaldırdı hala ifadesini bozmamıştı. "Tamam." dedi kadın bu kez ona bakmıştı. "Dediğin gibi olsun, bu toplantı senindir."