Actions

Work Header

Can You Love Hate For Me?

Chapter Text

 

 

 

Story Notes:

Daha önce böyle ciddiyetle çift yazmamıştım umarım güzel olmuştur. Aslında sadece deneme amaçlı bu yüzden tüm yorumlara açığım. Olumlu veya olumsuz içinizden geleni söyleyin.


 

 

“Harry!”

Siyah saçlı bir genç adam kafasını hızla tüten grimsi dumanların içinden ona sallanan bir ele çevirdi. Dumanların içinden bir kızıl kafa ve ardından toplanmış kahverengi kabarık saçlar belirdi. Gelenler Ron ve Hermione idi. Harry dostlarını görünce çok sevinmişti.

Hermione büyük bir coşkuyla ona sarılmış, Ron ise saçlarını karıştırarak omzuna vurmuştu. Eski dostlar tekrar kavuşmuştu.

“Sonunda okula dönüyoruz ha abi?” dedi Ron. Şimdi tren kalkmak üzere ıslık çalmış ve dumanı daha da tütüyordu.

“Evet dönüyoruz. Hadi acele etmeliyiz tren kalkmak üzere!” dedi Hermione telaşla. Eşyalarını aldılar ve trene hızla ulaştılar. Kompartımanlar çoktan dolmuştu. Ron ve Hermione yer kapmak umuduyla koşar adımla giderken, Harry kompartımanlara tek tek bakarak tanıdık yüzler görüyordu. Kompartımanı yarıladığında beş kişilik bir grup dikkatini çekti.

Sarı saçlı, sivri yüzlü bir delikanlı göğsüne başını koymuş siyah saçlı güzel bir kızın saçlarını okşuyordu. Karşı koltuklarda da biri şişman ve sıska, diğeri ona has uzun boylu ve iriyarı, bir diğeri ise zenciydi. Draco Zabini’ye odaklanmış, onun söylediklerini dikkatlice dinliyordu. Saçlarını zarifçe okşadığı Pansy ise sessizce göğsünde uyuyordu. Harry bir an Pansy’i daha önce hiç görmüş müydü diye düşündü. Ya da onun bu kadar güzel olabildiğini.. Harry gruba dikkatle bakarken Hermione’nin sesiyle irkildi.

“Ah Harry boş bir yer buldum gel!”

Harry, Hermione’nin girdiği kompartımana doğru yöneldi. Eşyalarını kompartımana yerleştirdiler ve koltuğa kuruldular. Ron tek koltuğa yayılınca, Harry ve Hermione diğer koltukta birlikte oturdular.

“Malfoy'ları gördünüz mü?” diye sordu Harry diğer ikisine.

“Evet… Zabini her ne söylüyorsa Draco onu can kulağıyla dinliyordu.”

“Anlaşılan bir halt peşindeler yine.” diye söylendi Ron yarı-öfke ile. Harry konuyu saptırarak,“6. yıla başlıyor-“ dedi.

“Evet abi ne yapacağız?” diye araya girdi Ron.

“Bence Harry derslerinizi çalışı-“

“Yapma Herm! Koca bir seneyi ders çalışarak geçirmemizi bekleme… Ders çalışmak, bir örümcek kadar tehlikeli.”

Hermione ona öyle bir bakış attı ki Ron anında sesini kesti.

“Her neyse, Harry bu sene daha da dikkat edilecek konular var.”

“Nasıl yani?”

“Draco-“

“Ne olmuş Draco’ya?” diye sordu Ron merakla.

“Draco’nun babası Azkaban'da değil mi? O Bir Ölüm Yiyen değil miydi? Ne çabuk unutuyorsunuz bunları!”

“Ha doğru ya..”

“Şimdilik ona bir şey yapamayız sonuçta o bir Ölüm Yiyen deği-“

“Ama olmak üzere Ron!” diye sabırsızca araya girdi Hermione.

“Ama gözümüzü ondan ayırmayacağız Hermione..” diye onu sakinleştirdi Harry.

Draco diğer kompartımanda kolları arasındaki genç kızın saçlarını okşamaya devam ediyordu. Zabini konuşmasını bitirmişti. Pansy gözlerini aralayarak kompartımanı taradı ve saçlarındaki yumuşak ellerin sahibine doğru baktı. Draco dudaklarını yavaşça kıvırarak sinsi bir gülüşle ona baktı.

“Çok güzel uyuyordun Pansy neden uyandın?”

Pansy gülümsedi. Okula gelmişlerdi artık, öğrenciler cüppelerini giymiş eşyalarıyla beraber okula yol almışlardı. Sonbaharın habercisi yağmur yolları süslüyordu.

Okulda seçmeler yapıldı. Dört binaya yeni öğrenciler katılıyordu. Sınıf başkanları da seçilmişti: Harry Gryffindor başkanı, Pansy de Slytherin. Her ne kadar Draco bir kızın asil bir bina olan Slytherin başkanına atanmasına sinirlense de Pansy bundan büyük bir zevk duymuştu, ama Potter’la aynı odada kalmayı hiç mi hiç beklemiyordu ve istemiyordu.

Tüm öğrenciler yatakhanelerine çıkıyordu. Harry ve Pansy ortalık dinince okulun katlarını gündelik gezerek kontrol edeceklerdi. Önce 7. kattan başladılar.

“Bak Potter, benimle beraber katları gezerken uslu olacaksın. Ani bir hareket veya sohbet istemiyorum.”

Harry gözlerini kıstı, Pansy aldırmayarak öne doğru döndü ve hızla ilerledi. Harry bir sene boyunca bu kıza nasıl dayanacağını hiç bilmiyordu.

Sessizce katı gezdiler. Pansy koridoru dönerken kapısı açık bir sınıf gördü. İçerisi zifiri karanlıktı ve göz gözü görmüyordu. Pansy çekinerek,

“Hey Potter buraya gel!” Harry arkasını dönerek o tarafa yöneldi.

“Buraya da bir göz atalım. Ama dikkatli olalım ne olur ne olmaz… ee- sen önden git!”

Belli ki Pansy’nin ürkekliğini sezen Harry sessizce güldü. Pansy ise elinde asası hazır her an çıkabilecek bir saldırıya karşı tetikteydi. Harry asasını salladı ve asadan yüklü miktarda ışık saçtı.

Oda sanki tarihler öncesinden kalmış gibi bir hava veriyordu. Pansy’nin az önceki korkusu toz buharı gibi havaya uçmuştu sanki şimdi dikkatlice odada adım atıyor ve siyah gözleri etrafı inceliyordu.

Oda da bir sürü kitap vardı. Anlaşılan burası bir kütüphaneydi. Pansy Harry’e döndüğünde onun dalgınlıkla bir şey seyrettiğini buldu ve o anda Pansy suratı kıpkırmızı kesilerek eline bir örtü aldı ve odanın diğer ucuna koştu.

“ÇOOK – AYIP - POTTER!!!”

Harry ona gürleyen sesle irkilerek yerinden sıçrarken Pansy ile göz göze geldi. Odanın havasına hiç uymayacak bir şey tam da odanın göbeğine gözler önüne koyulmuştu: Çırılçıplak bir kadın heykeli seksi bir poz vermişti. Vücudunun kıvrımları ve hatları özenle yapılmıştı sanki, yan dönmüştü ve başını aşağıya doğru sallamıştı. Dalgalı saçları açıktı ve sırtından aşağıya doğru sarkıyordu. Pansy hırsla muazzam güzellikteki heykelin üstünü örttü.

“Bu şeyi hangi akla hizmet buraya koyarlar anlamıyorum üstelik bir okula ve-“

Pansy çok öfkelenmişti. Üstelik bir de Harry’nin sırıtarak üstü örtülü kadına hala baktığını görünce kudurarak kapıya doğru ilerledi.

“Yürü Potter!”

Harry sakince kapıya ilerlerken Pansy koridora çoktan çıkmıştı. Harry sessizce gülmeye devam ederek peşinden gitti.

 

* *

 

Harry sabah gözlerini açtığında bir an olduğu odayı tanımaya çalıştı ve sonra hatırladı. Sınıf başkanları odasındaydı. Bu odayı Parkinson ile birlikte kullanıyordu. Ne kadar kötüydü?

Odadan bir anda bağırışlar yükseldi. Pansy avazı çıktığı kadar öfkeyle bağırıyordu.

“Hayır Weasley odaya giremezsin Potter uyuyor ve senin sabahın köründe buraya gelmen çok ukala-“

Odanın diğer tarafındaki kapı açıldı ve Harry kaşlarını çatmış olarak kapıdaki dövüşen çifte gözlerini dikti. Pansy yeşil ve gümüşün kaynaştığı eşofman takımı giymişti. Kapının ucundan Ron kafasını uzatarak Harry’e bakarken Pansy irkildi ve öfkeyle odasına ilerledi.

Ron odaya girerek sessizce, “Pardon abi ama sen buna nasıl sabrediyorsun?” dedi.

“Ben de bilmiyorum Ron.”

“Draco’nun dişi büstü daha ne olsun!”

İkisi birlikte kıkırdarken Pansy kapıda belirdi ve onlara bakmadan odadan çıktı. Diğer ikisi de büyük salona doğru ilerlediler.