Actions

Work Header

Olay Yeri:Berlin

Chapter Text

 

 

 

   Gözüme giren güneş ışığı ile uyandım.Başucumdaki saate baktım. Saat çoktan 1 olmuştu. Son günlerde gördüğüm kabuslar nedeniyle erken uyanma alışkanlığımı kaybetmiştim.Ayaga kalkıp perdeyi açtım. Dışarıda Nisan ayında olmamıza rağmen boğucu bir hava vardı, güneş gri bulutların arkasına saklanmıştı. Almanya'nın iklimi böyleydi işte; soğuk ve yağışlı...

   Mutfaktan yemek kokuları geliyordu. Joachim uyanmış olmalıydı. Karnımın acıktığını hissettim. Aceleyle üstüme bir şeyler giyinip mutfağa gittim.

   Mutfaktan içeri girdiğimde Joachim tabaklara tavada pişirdiği yumurtaları koyuyordu, geniş bir kahvaltı sofrası hazırlamıştı.Yüzüme bakmadan 'Günaydın.' dedi. 'Yine kabus mu gördün?'

   'Evet.' dedim yemeğimi yerken. 'Kötü olan şey şu ki kabus görüyorum ama uyandıktan sonra ne gördüğümü hatırlayamıyorum. Beni deli eden şey de bu.'

Joachim karşıma geçip kollarını kavuşturdu. Endişelenmiş gibiydi.

'Acaba bir psikoloğa falan mı gitsen?'

   Benim için endişelenmesi hoşuma gitmişti. Omuz silktim. 'Şimdilik doktorluk bir durumum yok.' Yemeğini yerken ona baktım. Joachim ile iki yıldır arkadaştık ama iki arkadaşın tanışmasından çok daha anormal bir şekilde tanışmıştık. Normal şartlar altında Joachim Schneider'ı asla tanımamam gerekiyordu.

   Aslında 21 yaşıma kadar gayet güzel bir hayatım vardı. Almanya'nın doğusundaki Dresden şehrinde babamla beraber yaşıyordum. Kendimize ait bir evimiz vardı. Babam bir polisti ve bende onun gibi olabilmek için Akademiye gidiyordum. Annem ben bebekken bizi terkettiğinden beri beni babam büyütmüştü.

   Bir gün herzamanki gibi babamla akşam yemeği yerken kapı çalındı. Genelde pek ziyaretçimiz olmazdı. Babam kapı deliğinden bakıp hızla yanıma geldi. Beni sürükleyip salondaki boş dolabın içine sakladı. Tam dolaba girmiştim ki iki el silah sesi duydum, ardından kapı kırılarak açıldı. Her kimse önce ateş ederek kapının kilidini kırmış, sonrada tekmeleyerek açmış olmalıydı. Davetsiz misafir ağır adımlarla salondan içeri girdi.

   Babam korumak ister gibi dolabın önünde duruyordu.Aralıktan adamı inceledim. Orta yaşlardaydı, esmerdi ve aşırı olmasada şişmandı. Uzun siyah deriden bir pardesü giyinmisti. Korkutucu bir tipi vardı. Yüzüne bakınca ürperdiğimi hissettim. Babamın bu adamla ne işi olabilirdi ki? 

Elindeki susturucu takılmış tabancayı babama doğrulttu.

'Uzun zaman oldu Lutz.' dedi hırıltılı sesiyle. Babamın adını nereden biliyordu ki?

'Ferdinand Kluge.' diye mırıldandı babam. 'Senin hapiste olman gerekmiyor muydu?'

'Kaçtım.' dedi adının Ferdinand olduğunu öğrendiğim adam.

'Buradaki işimi halledip ilk fırsatta Berlin'e uçacağım.' Babama öfkeyle baktı. 'Senin yüzünden tam 15 yılım hapislerde geçti Lutz Baumstein! Bunun bedelini ödeyeceksin!'

'Seni ülkeyi terkedemeden yakalayacaklar Ferdinand.' Babamın sakinliği beni şaşırtmıştı. Bir planı mı vardı acaba. 

   Ferdinand kahkaha attı. 'Dresden'den Berlin'e gidip kendime kalacak bir ülke seçeceğim. Her şey çoktan ayarlandı Lutz. Senin cesedini bulduklarında Yunan sahillerinde güneşleniyor olacağım.'

   Ardından tetiği çekti. Susturucu olduğundan ses çıkmadı ama babam yere düşünce vurulduğunu anladım.

   Ferdinand bir süre babama baktıktan sonra evden dışarı çıktı. Sofradaki iki kişilik servisten evde ikinci bir kişi olduğunu farketmenesi mucizeydi. O gider gitmez kendimi dolaptan dışarı atıp ambulansı aradım. Vakit kaybedemezdim. Sonra da babamın yanına geldim. Kalbine yakın bir yerden vurulmuştu.Ambulans gelene kadar dayanamayacağı açıktı.

   Elimi tutup 'Wilhelm...' diye fısıldadı. 'Adamın adı Ferdinand Kluge. Berlin'de Charlottenburg-Wilmesdorf'ta Kurfürstendamm Caddesinin başındaki sokakta kalıyordu yani en azından en son gördüğümde oradaydı. Onu ihbar etmelisin Wilhelm.'

   Elini sıktım 'Merak etme baba. İntikamını alacağım.'

   Sokağın başından ambulansı siren sesi geliyordu.

   'Hayır Wilhelm!' dedi endişeyle. 'Sen suça karışmayacaksı...' sözünü tamamlayamadı.

 

   Babam ölmüştü.

   İlk yardım ekipleri içeri girerken 'Geç kaldınız.' diye mırıldandım. Hayatımdaki tek yakınımı kaybetmişken bile gözümden yaş gelmiyordu. İntikamımı alana kadar durmayacaktım. Son isteği onu ihbar etmemdi ama hapis cezası o piçe hafif kalıyordu, sevdiğim tek insanı benden almanın cezasını canıyla ödeyecekti.

 

   İki gün sonra babamın cenazesini kaldırdılar. Cenazede benim ve bir kaç meslektaşının dışında kimse yoktu sessiz bir törendi.

   Babamın öldüğü akşam polisler tarafından sorguya çekilmiştim. Babamı vuran kişiyi tanımadığımı, onu görmediğimi söylemiştim. Eğer Ferdinand'ı ispiyonlasaydım polisler onun peşine düşerdi... Hayır onun cezasını ben kesecektim.

   Cenazeden hemen sonra eve gittim. Ferdinand her an Almanya sınırlarının dışına çılabilirdi, o zaman yapacak bir şey kalmazdı. Babamın silahını belime taktım. Mermileride bavula koydum. Polis Akademisi'ne gittiğimden nasıl kullanacağımı biliyordum. Kağıtta yazılı adresi özenle katlayıp cebime koydum.

 

'Charlottenburg-Wilmesdorf

Kurfürstendamm caddesi'

 

   Her şeyin biteceği adres burasıydı.

   Hayatım boyunca bir kez Berlin'e gitmiştim kaybolmamayı umarak babamın zor günler için sakladığı parayı cebime koydum. İçine bir miktar giysi ve aile fotoğraflarımızı koyduğum bavulumu kapatıp Berlin'e doğru yola çıktım.

   Tam bir gün sonra kiraladığım arabanın içinde Ferdinand'ın evinin önü de beklemeye başlamıştım. İlk iki gün boyunca dışarı çıkmadı. Bir şeyler planlıyor olmalıydı. Üçüncü günün gecesi elinde bavullarla dışarı çıktı.

'Bu son şansım.' diye fısıldadım.

'Yurtdışına kaçıyor.'

   Arabadan inip onu izlemeye başladım. Bu saatte sokaklar ıssızdı ama etrafta evler vardı ve silah sesinde yakalanmam ya da en iyi ihtimalle görülmem kesindi.

   Sonunda Kaiser Wilhelm Kilisesi'nin önünden geçerken 'Dur!' diye bağırdım. Kilisenin büyük kısmı 2. Dünya Savaşı sırasında yıkılmıştı ve harap haldeydi, onu tam burada öldürecektim. Etraf yeterince sessizdi ve çevrede kimse yoktu. Ferdinand bana döndü. Çirkin yüzu ay ışığının alti da dahada korkunç görünüyordu. Silahı ona doğrultmama karşın yüzünde her hangi bir korku ifadesi yoktu. Aksine hafifçe gülümsedi.

 

'O silahla beni mi vuracaksın çocuğum?'

'Evet.' diye tısladım.'Tıpkı senin babamı vurduğun gibi.'

Bir an şaşkın şaşkın baktı. Sonra kahkahalarla gülmeye başladı.

'Demek o gün seni öldürmeyi unuttum ha? Önemli değil Yunanistan'a gitmeden önce senide aradan çıkartırım.' Tetiğe bastım.

   Ferdinand ölnedi çünkü silaha mermi koymayı unutmuştum. Mermiler bavulumda kalmıştı.. 

   Ferdinand hatamı farkedip cüssesinden beklenmeyecek bir hızla yanıma gelip nereden çıkardığını bilmediğim bir bıçağı boğazıma dayadı. Pis pis gülüp yüzüme baktı.

'Adın Wilhelm'di değil mi? Hayatınında Kayzer Wilhelm Kilisesi'nin önünde bitecek olması ne ironik.'

   Bıçağı tam boğazıma saplayacakken yere yıkıldı. Tam kalbinin olması gereken yerde bir delik açılmıştı. Ama onu kim vurmş olabilirdi ki?

   İleride siyah pardesülü kumral genç bir adam duruyordu. Elindeki silahı beline takıp bana doğru yürüdü.

 

'Silahına mermi koymayı unutacak kadar acemi bir katilmisin?'

Bir sigara yakıp bana baktı.

'O adam babamı öldürdü.' dedim adama bakıp. Ela gözlerini bana dikip sigarasından bir nefes çekti.

'Senin baban beni ilgilendirmez.Beni o herifi öldürmem için tuttular, ben de işimi yaptım.'

'SEN KİRALIK KATİL MİSİN!' diye bağırdım.

'Kes sesini!' diye çıkıştı silahını bana doğrultup. Anında sustum. 'Soruna gelince, evet ben bir kiralık katilim ve iyi kiralık katiller arkalarında iz bırakmazlar.'

   Benide öldüreceğini anlamıştım, artık kaçış yoktu burada sefil biçimde ölecektim. Karşımdaki adam duraksadı, sonra silahını indirip 'Sana bir şans vereceğim.' dedi. 'Ya benimle gelir işlerimde bana yardım edersin ya da seni burada öldürürüm.'

   Ciddi olamazdı. Daha 10 dakikadır tanıdığı birisini yardımcısı mı yapmak istiyordu bu? Yüzüne baktım. Şaka yapıyor gibi durmuyordu.

'Ben kimseyi öldüremem ki.' diye mırıldandım. Adam alaycı alaycı güldü.

'Mermileri unutacak kadar aptal olmasaydın demin birini öldürecektin ama.' Sonra ciddileşti. 'Kaybedecek neyin var ki?'

'Tamam' dedim 'Teklifini kabul ediyorum.Ona elimi uzattım.

 

'Wilhelm Baumstein' Elimi sıktı.

'Joachim Schneider'

 

İşte onunla böyle tanışmıştım.

 

   Çalan kapı ziliyle kendime geldim. Joachim 'Ben bakarım.' diyip kapıyı açmaya gitti. Biraz sobra Julia ile mutfağa girdiler.

   Julia bize öldürülecekler listesini veren, organizasyonları yapan ve delilleri yok eden kişiydi. Bu işlerin çoğunuda elindeki Iphone ile yapardı. Joachim'in yanına taşındığımdan beri Julia'yı tanıyordum. Joachim ile Julia'nın nasıl tanıştığı konusunda bir fikrim yoktu. Tek bildiğim şey Julia, Joachim'in bu dünyada değer verdiği sayılı insanlardan birisiydi.

   'Günaydın Willi' dedi Julia yanağımdan bir makas alıp. Bugünde her zamanki gibi çok güzeldi. Sarı uzun saçlarını atkuyruğu şeklinde toplamış, her zamanki hafif çiçekli parfümünden sıkmıştı. Üstünde dar kesimli kot bir paltolon siyah adidaslar ve ayakkabısı gibi siyah bir kazak vardı. Aramızdan uyumlu giyinmeyi ve her zaman bakımlı olmayı becerebilen tek kişi Julia'ydı. Küçük katil grubumuza renk katıyordu.

'Günaydın'diye karşılık verdim.'Yeni iş mi çıktı?'

'Buraya sadece iş için mi geliyorum ben?' Elindeki kağıtlarla hafifçe kafama vurdu.

Omuz silktim 'Genelde öyle.'

'Aslında bu kez iş için gelmiştim.' Yanıma oturdu.

'Beyler eşyalarınızı hazırlayın Leipzig'e gidiyoruz.'

Sohbete katılmayan Joachim sessizliğini bozdu.

'Bu kez kimi ortadan kaldıracağız?'

Julia önemli değil dercesine elini salladı.

'Kıskanç eş-aldatan koca olayı.' Sonra bana döndü.

'Bugün yola çıkıyoruz. Ama kadın kocasının metresinide temizlememizi istiyor. Yani bu sefer ikiye ayrılıp ayrı ayrı halledeceğiz.'

'Bana uyar.'dedim. Son 2 haftadır hiç işe çıkmamıştık belki kafamı dağıtırdım böylece.

'Biraz yorgunum gitme vaktine kadar uzanacağım.'

   Onları mutfakta bırakıp odama çıktım. Kabus gördüğümden zihnim geceleri dinlenemiyordu. Kendimi yatağa atıp 'Her şey iyi olacak.' diye mırıldandım. Uyuyakalmışım.