Actions

Work Header

Edward Park ve Mahşerin Şövalyeleri

Chapter Text

 

 

 

Story Notes:

Şömineden çıkan sıcak havanın hemen yanında bir dede, sallanan sandalyesine oturmuş , önündeki çocuklara bir efsaneyi anlatıyordu. Uzun konuşacağı için yutkundu ve önündeki meraklı afacanlara hikayeyi anlatmaya başladı . "Çok eski zamanların birinde , daha Hogwarts'ın varlığı yokken , Gared adlı bir büyücü özenle kullandığı asadan hiç mi hiç memnun değilmiş .Pek çok kişilere danışan Gared, hiçbir sonuç elde edememiş. Sonra yer altındaki bir kütüphaneden edindiği eski kitabın sayfalarını aralamış. Bu kitapta sevgiden başka bir şey bahsedilmiyormuş. Gared günlerce düşünmüş .Çok geç olsa bile sonunda bu kitabın neyi vurguladığını anlamış . İyice düşünüp taşındıktan sonra aylarca evine kapanmış . Çok özel bir asa için çalışıyormuş. Sonunda özü sevginin gücüne dayanan bir asa yapabilmiş.Asayı ilk eline aldığında ona " Lamor " ismini vermiş. Pek çok deneme yaptıktan sonra bu asanın çok farklı olduğunu anlamış ve kullanılabilmesi için tüm detayları özel bir kitaba yazmış. Daha sonra çevresindekiler bu asanın lanetli olduğunu iddia etmiş ve Gared'ı suçlamışlar. Suçlamalar üzerine Gared zamanın kralı karşısına çıkarılmış . Krala söylediği tek cümle ise şu olmuş . "Lamor Yadigarları'nın tek bir sahibi olacak . O da doğru yerde ve doğru zamanda . " Bu cümlelerden sonra Gared'ı gören kimse olmamış " Bu efsaneden etkilenen turuncu saçlı çocuk sordu."Peki gerçekten Lamor Yadigarları tekrar ortaya çıkacak mı ? " Şöminenin yanan ateşine bakan dede ise şöyle cevap verdi ."Evet , tekrar ortaya çıkacak. Son umut olan Edward ile ."


 

 

 

 

Tahtadan yapılma evin kapısı açıktı . Esen rüzgar kasvetli bir ortam yaratıyordu. Evin her yeri yıkılmıştı. Çatısı bile darmadağındı. Salonun tam ortasında bir çocuk , annesinin elini sıkıca tutmuştu . Gözlerinden akan yaşlar ile  umutla annesine bakıyordu. Mavi gözlü kadın ise son cümlelerini söylemek için çabaladı . " Güçlü ol . Arthur. Güvende ol ." Kadının yaşam gücü kalmamıştı artık . Gözlerini yavaş yavaş kapamaya bu  dünyadan çekip gitmeye hazırlanıyordu. Çocuk ise çok üzgündü. Ne yapacağını bile bilmiyordu. İçindeki duygular karmakarışıktı.Kadın ise daha fazla dayanamayıp gözlerini bu hayata yumduğunda , çocuğun damarlarındaki akan nefret ve intikam  onu ileride çok pişman olacağı bir büyüyü söylemeye itti. Bu büyüyü okuduğu bir kitaptan öğrenmişti Arthur. Asasını kırık çatıdan gözüken kara bulutlara doğrulttu. Büyücülerin söylemeye değil , yazmaya bile korktukları bir büyüyü söyledi ."Animadverte "

 

Carter çiftinin iki katlı , buz mavisi rengiyle bezenmiş , çatı katının yuvarlak penceresinden bakan Edward , gökyüzünde en belirgin haliyle karşısında duran Dolunay'a bakıyordu. Sonra eliyle açık kumral renkli dağınık saçlarını az da olsa düzeltmeye çalıştı . Edward, mavi gözleriyle bu güne kadar imkansız denecek birçok şeyi görmüştü. Ama gördükleri , duyduklarından daha şoke edici değildi.  Sadece birkaç ay önce kendisinin Carter ailesine evlatlık olduğunu duydu.Bu bir çocuk için çok acı verici bir durumdu. Her ne kadar bunalıma girmemeye çalışsa da bu düşünceden bir türlü kurtulamıyordu . Yaşamı boyunca tanıdığı , ailesi olarak bildiği kişiler aslında onun hiçbir şeyiydi.Oturduğu yerden kalktı ve tahtadan yapılma , üstünde mavi örtü bulunan yatağına doğru ilerledi. Yatarken mavi örtüyü üzerine çekmedi ve yanındaki yanan abajurü kapattı . Gözlerini derin ve tatlı mı tatlı uykuya kapatmadan önce son kez Dolunay'a çevirdi. Kalbinden geçen tek şey , gerçek ailesinin yanında olmaktı. 

 

Sabahın ilk ışıklarında Carter evinde hareketlilik baş göstermişti bile. Edward'ın üvey kardeşi olan Sven , Edward'ı uyandırmak için gizlice odasına daldı . Sven kahverengi gözlü kahverengi saçlara sahip , bildikleriyle büyümüşte küçülmüş sözünü anımsatıyordu herkese .Yavaş ve temkinli adımlarla Edward'ın yattığı yere kadar geldi. Ama bu bizim Edward'tan kaçmadı tabiki. " Çok gürültülüsün Sven. " Bunu duyan Sven'in tüm tadı kaçmıştı . " Madem uyandın neden uğraştırdın ki ?" Edward her zamanki gibi Sven'e sarıldı. Birlikte güldüler .Edward , her ne kadar evlatlık olduğunu bilse de Sven'i hep ayrı görmüştü. Kardeşlikten öteydi aralarındaki. Belkide en güzel tarafı buydu onlar için. 

 

Mutfakta ise Lovena ve Tom vardı. Lovena Edward'ın üvey annesiydi. Bu kadının çok iyi bir kalbi olduğu kesindi. Kıvırcık siyah saçlarına hep taktığı tokayı takmış , çocuklar için kahvaltıyı hazırlıyordu. Ama daha önemlisi ise kahverengi gözleri ile Tom'dan başka birisini görmemesiydi. Bu mükemmel adama üniversite yıllarında aşık olmuştu. Başka birisini görmek aklının ucuna dahi gelmemişti. Tom ise Edward'ın üvey babasıydı. Hafif sarı saçlara ve yeşil gözlere sahipti. Daha tam olarak alışamasada gözlük kullanıyordu . 

 

Sven ve Edward beraber aşağı indi . Sven'in karnı çok acıkmıştı ve bu yüzden hızlıca masaya oturdu. Edward ise onun yanında yavaş kalmıştı. Mutfak , yeşillikler içerisindeki bahçeye açılıyordu. 2 pencereye sahip bu mutfağa , aslında Edward'ın en sevdiği yer denebilirdi.Kahvaltıyı hazırlamayı bitiren Lovena , huzur dolu bir şekilde masaya oturdu ve keyifli bir kahvaltı başladı. 

 

Tabaklar kaldırıldı , kahvaltı bitti ve sırada tatilin keyfini çıkarmak vardı. Tabi bu kelime şimdiki çocuklar için sadece bilgisayar oynamaktan ibaretti. Edward'ın bilgisayarı bozuktu . Bunun üzerine Edward ve Sven arasında akıl almaz bir bilgisayar yarışı başlamıştı .Bu arada Tom bozulmuş olan garajı tamir etmek için dışarı çıktı . Yarışa önce başlayan Sven , kıl payıyla bilgisayara oturma hakkı kazandı. Tabi Edward bunu yediremediği için kendisini şöyle avuttu. " Küçüksün diye tolerans gösterdim . " Sıra sıra oynadıkları için bu çokta fark yaratmayacaktı. 

 

Edward sırasını Sven'e verecekken , ayağı sandalyesine takıldı ve yanındaki camdan yapılma , Tom'un ona yegane hediyesi olan makete çarptı. Camdan yapılma bu maket tam yere düşecekken olağanüstü bir şekilde düşmedi ve eski yerine döndü. Bunu gören Sven ve Edward ilk on saniye birbirleriyle sessizce bakıştılar. Bunun üzerine Sven korkudan titreyerek " İmdat ! " diye bağırdı ve aşağı doğru kaçmaya başladı . Lovena ise yukarıdan gelen sesleri duyunca yüreği ağzına geldi. Meteor hızıyla aşağı inen Sven annesine sıkıca sarıldı . " Maket hareket etti , yemin ederim ! " Edward ise onun arkasından geldi . Lovena Sven'i kucaklarken Edward ile bakıştılar. Aslında bu bakışma çok şey ifade ediyordu. Başından beri bildiklerini yüzlerine vurmuyorlardı sadece. Edward farklıydı. Gerçekten farklıydı.

 

Bu olayın üzerine şekerli su içen Sven, masanın kenarına oturmuş yaşadıklarını derinlemesine anlatıyordu . Edward ise pencereden yağan yaz yağmuruna bakıyordu .Lovena bir yandan Sven'i dinliyordu , öteki taraftansa Tom ile acilen konuşması gerektiğini düşünüyordu. Nihayet kapı çaldı . Lovena koşarak kapıyı açtı ve karşısında yağmura yakalanmış Tom'u gördü. Montu aldı ve Tom ile fısıldaşmaya başladı. Bu durum onlara çaktırmadan bakan Edward'tan kaçmadı . Bu sessiz konuşmadan sonra Tom'un yüz ifadesi değişti ve Lovena ile birlikte yatak odasına doğru gittiler. Tam o sırada Edward ve Sven göz göze geldi. Yine ajan olma vakitleri gelmişti. Sessizce yatak odasını dinlemeye başladılar. 

 

Lovena tereddütlü bir şekilde konuşuyordu . " Ne yapacağız ? Eninde sonunda öğrenecek ve gitmek isteyecek . Bunu yapamayız Tom. Dışarıda Kara Cellat varken bunu yapamayız. " Tom ise onu sakinleştirmeye çalışıyordu . " Kara Cellat ona hiçbir şey yapamaz . Ayrıca öğrense bile Hogwarts'a gidemez. Bu onun için en iyisi ." Bu garip cümleleri duyan Edward'ın kafasında bazı soru işaretleri oluşmuştu . Hogwarts' da neyin nesiydi ? Kara Cellat kimdi ? 

 

Hogwarts müdür odasında yirmi yıldan sonra ilk defa çok ciddi bir konu konuşuluyordu. Karanlık içerisinden boğuk bir sesle Adam , " Azkaban kimse için güvenli değil . Kaç kere kaçmayı başaran bir gruptan söz ediyoruz  Profesör Morgan . Kaçmaları an meselesi . " Kitaplığı karıştıran Profesör Morgan ise dönüp " Benim Philp'e güvenim tam. Bu sefer Sihir Bakanlığı onlara nefes aldırmayacak" Kapı girişinde duran Anna ise şunu sordu . " Peki ya çocuk okula gelecek mi ? " Bu soru odayı derin bir sessizliğe boğdu . Odadaki herkes birbiriyle bakıştı. Profesör Morgan , masasına oturdu ve şöyle dedi. " Çocuk okula gelmek zorunda. O bizim son umudumuz " Yine tekrarladı. " Son umudumuz ."