Actions

Work Header

Edward Park ve Mahşerin Şövalyeleri

Chapter Text

 

 

Edward ve Anna ,Rodrick’teki küçük mü küçük, ama bir o kadar da dıştan güzel görünen , koyu kahverengi , bacasından kömür kokusu çıkan bir evin önüne cisimlendiler.Edward bu büyülü yolculuktan sonra kendini bir garip hissetmeye başladı. İnanılmaz derece de midesi bulanıyordu. Zaten şu an için olanlar ona yeterince ağırdı. Anna da onu teselli etmek istermişcesine “İlk cisimlenme de herkese olur bu Edward, alışman gerek .” dedi. Asasıyla beraber  kıvrak bir  hareketle açtı kapıyı Anna. Edward ise onu takip etti.

 

 Evin içerisine girdiğinde , hiç beklenmedik bir şekilde şok oldu. Evin içerisi dışına göre çok büyüktü. Buna bir türlü akıl erdirememişken , etrafa bakındı. Kırmızı koltuklar , etkileyici tablolar, inanılmaz derece de  hayran bırakan kitaplık ve  kapının hemen yanında duran bir süpürge vardı. Edward merakla şunu sordu . “Nasıl oluyor da evin içerisi dışından daha büyük oluyor ?”Anna güldü bu soruya karşın. Basit bir cevap verdi hemen .”Büyücülük  , fizik kuralları tanımaz Edward. “ Beraber şöminenin yanındaki oturma takımına geçtiler. “ Bugün benim evimde kalacaksın. Yarın ise çok ama çok işimiz var. Alınması gereken kitaplar, cüppe, bir evcil hayvan ve daha bir sürü şey !”  Edward bunları duyunca heyecanlanmaya başladı. “ Peki onca çocuk arasından neden ben Hogwarts’a gidiyorum ve bu asa bana neden geldi ? “ Anna bu sefer ne kadar isteksiz de olsa anlatmaya hazırlandı . “ Edward, aslında bu konu asla konuşulmamalı .Bugün eline geçen asa çok ama çok eski zamanlardan kalma birşey. Rivayete göre , ki bizim en korktuğumuz efsanelerden biri ,  asanın özü sevgiden gelme . Pek çok büyücü onu lanetli sayar. “ Gittikçe meraklanan Edward ,” Peki neden asayı  lanetli olarak görüyorlar ki ? “ diye sordu hemen.

 

Anna ise cevap vermekte biraz çekinmişti. “ Edward, sevginin en kolay dönüşebileceği kötülük nefrettir. Elindeki asa eğer yanlış bir kişiye geçerse , tüm evrende yıkılmaz bir güç olabilir. Bunun riskini kimse almak istemez. Bu yüzden sen gelmeden önce alabileceğimiz tüm riskleri tartıştık.Emin ol ki bu karar hiçbirimiz için kolay olmadı. Çünkü , sonuçları çok ağır olabilirdi.” Edward elindeki asaya yine göz gezdirdi. Gerçektende , bir an olsun bu konuşma onu derinden etkilemişti.

 

Bu merak uyandıran konuşmanın sonuna geldiklerini az da olsa anlamıştı Anna . Sonra Edward’a dönüp ,”Artık yatmalısın. Yarın gerçekten çok yorulacağımızdan eminim . Gel sana kalacağın odayı göstereyim. “ dedi. Edward evet anlamında başını salladı ve Anna’ı takip etti . Merdivenleri birlikte tırmandılar ve Anna kısa koridorun hemen solunda kalan odayı işaret ederek ,” Eğer birşey istersen bana seslenebilirsin .”  diye söyledi ve kendi odasına çekildi.

 

Edward  içeri girdiği andan itibaren farklı hissetmeye başladı. Bu oda daha önceden birisine aitti.Etrafta  bir yatak, yatağın hemen solunda yer alan küçük bir masa vardı. Yavaş adımlarla masaya doğru yürüdü. Üzerinde pek çok eşya  vardı. Resim çerçeveleri , bir adet tüy kalem  ve yazılmayı beklenen bir kağıt . Elini yavaşça kağıt üzerinde gezdirdi Edward. Bunu yapmayı hep severdi. Sonra eli odayı sımsıkı kapatan perdelere ilişti. Etrafta karamsarlık hissi veren bu perdeleri çekti . Karşısında duran manzara ise şaşırtıcıydı .Çok rahat görünmese bile , gökyüzünde garip şekiller onun karşısında asilce kendilerini göstermişlerdi. Kırmızı renginden yeşile doğru kayan bir renk paleti vardı bu dalgalarda . Yıldızların etrafında geziniyorlardı eşsiz ruhlar gibi.

 

Edward, uzaktan onun için tüm günün yorgunluğunu atabilecek olan yatağa doğru gitti. Sakince yatağa uzandı. Ne gündü onun için . Sonunda bu dünyada bir anlama sahip olmaya başlıyordu .Elindeki Lamor Asası’nı masadaki kağıdın üstüne bıraktı ve  gözlerini derin bir uykuya kapadı.

 

Uykudayken , zihninde uzun grimsi saçları olan bir adam gördü. Bir kralın karşısında çekine çekine konuşuyordu bu adam . Karşısındaki kral ise öfkeyle ona doğru bağırıyordu. “Onları nereye sakladın ? “ diyordu . “Nereye ! “ Bu sorulara kulaklarını tıpadığı belli olan adam , sakince yanıtını verdi kalbinden .” Onları ancak doğru yerde , doğru zamanda bulabilirsin “ Sonra kafasını tahtın hemen yanındaki  pencereye döndürdü. Muhafızların kollarından kurtularak pencereden atladı.

 

Edward bu kabustan sonra zıpkın gibi kalktı yatağından.Nefes nefese kalmıştı. O an ki yaşadığı duygular , tarif edilemez bir haldeydi. O kadar korkmuştu ki , odanın karanlık kısımları ona hep o adamı hatırlatıyordu. Çok kısa süre sonrasında Anna koşarak odaya girdi. Hemen Edward’ın yanına sokuldu yardım etmek istercesine. “ Ne oldu Edward ? “ O ise derince nefes aldı ve bu soruya hemen cevap vermeyi tercih etmedi. Yaşadıklarını zihninde bir kez toparladı ve sonra “ Bir kabus .. Adam, kral ,pencere ve muhafızlar.Ne gördüğümü anlayamadım. “  dedi titreyerek. Anna neler olup bittiğini az da olsa anlamıştı. Ama zihnin de onun bunları öğrenmesi için daha çok küçük olduğu düşüncesi yatıyordu . Parmağını şıklatmasıyla elinde birden bardak belirdi. Sonra bardağı Edward’a uzattı . “Bunu iç , iyi gelecek .” dedi .

 

Edward bardaktaki sıvıyı inceledi . Turuncu rengindeydi. İçmekte ilk başta tereddüt etti ama Anna’ya olan güveni tamdı. İçmeden önce birşey aklına geldi. Neden bu kadına güveniyordu ? Bu konu hakkında hiçbir fikri olmaması ilk kez onu şaşırtmamıştı. Çünkü bu kadına ait zihninde kötü bir düşünce yoktu. Sonra bardağı kafasına dikerek bir hışımla içti sıvıyı. Tadı oldukça ekşiydi ve çokta lezzetli olduğu söylenemezdi. Sonra Anna’ya dönerek ,”Bu da nedir böyle ? “ dedi . O da her zamanki gülümsemeyi takındı yüzüne .”Bu iksirin adı Quentus . Kabusları unutturmaya yarar. Hadi uyu . Birşey olursa yine gelirim merak etme .”

 

Edward  “Tamam “ anlamında başını salladı. Sonra yatağa uzandı . Yorganı tüm vücudunu kaplayacak şekilde ayarladı ve sonunda huzurlu bir uyku onu bekliyordu .

 

Sabahın ilk ışıkları pencereden seke seke Edward’ın yüzüne vuruyordu. Gözlerini açtı ve etrafa bakındı . Sonra yataktan kalktı ve aşağıdan gelen nefis kokuları bir bir içine çekti . Güne güzel başlamak onun favori anlarındandı . Merdivenlerden teker teker indi ve aşağıda binbir emek harcayan Anna’yı gördü bir telaş içinde . Sonra üç kişilik bir masada yerini kaptı . Son hazırlıklarını da tamamlayan Anna masaya oturduktan sonra kahvaltıya başladılar. Edward merakla sordu .” Peki bu gün nereye gidiyoruz ?” Anna şu şekilde yanıt verdi .” Diagon Yolu’na . Tüm büyücü malzemelerinin bulunduğu yere gidiyoruz .” Aklında canlandırmaya çalıştı Edward. Ama bir türlü yapamamıştı. Sonra kendinisi eşsiz gözüken kahvaltı masasında kaybolurken buldu.

 

Kısa süre sonrasında Anna ve Edward gerekli tüm malzemeleri alıp Diagon Yolu için çıktılar evden . Anna her zamanki gibi kolunu uzattı cisimlenmek için . Edward ise bu teklifini reddetmeyip , kolunu sımsıkı tuttu.

 

Gözlerini tekrar açtıklarında Londra’da bir sokakta buldu kendini.Edward bu sokağı hayatında görmemişti hiç .  Anna ise çok emin adımlarla yürümeye başladı ve  asla yanından ayırmadığı çantasının içinden  bir liste çıkardı . Listede şunlar yazıyordu :

 

Alınması Gerekenler :

 

Sihirli Yiyecek ve İçecekler

 

Fantastik Canavarlar Nelerdir ? Nerelerde Bulunurlar ?

 

Karanlık Güçler : Kendini Savunma El Kitabı

 

Öteki Gereçler :

 

1 Cüppe

 

1 Asa

 

1 Kazan ( Kalaylı , Orta Boy )

 

1 Takım cam yada kristal şişe

 

1 Teleskop

 

1 Takım Pirinç Ölçek

 

1 Evcil hayvan ( Kedi , kurbağa yada baykuş )

 

Listeye göz gezdirdi Anna . Sonra sayıkladı .” Hmm , amma da çok şey almamız gerekiyormuş .” dedi.Daha sonra hemen yolun sol tarafına doğru yürümeye başladılar. Yeni açılmış hissi veren dondurmacı dükkanın bitişiğinde yer alan kapkara bir binanın önünde durdular. Edward biraz korkmuş gözüküyordu. Ama dıştan belli etmemeye niyetliydi. Bu sırada Anna siyah kapıyı itinayla açtı ve içeri girdiler .

 

İçerde mumlar , bar yeri ve çeşitli sandalyeler vardı . Edward’a göre ilginç giyinmiş ve karşında korkunç duran birkaç insanda bulunuyordu burda . Edward ve Anna yavaş yavaş ilerlerken birden salondaki herkes ona doğru döndü. İçlerinden çılgın olanı haykırdı.” Sen lanetlisin ! En korkuncundan olanısın ! Buraya ait değilsin ! “ diye bağırdı. Kadının öfkesi gözlerinden okunabiliyordu . Anna Edward’ı ordan bir haşimle çıkarmaya çalıştı. Edward’ın ise morali bozulmuştu . Kadının ona öyle bağırdını asla unutmayacaktı.

 

Dışarı çıktıklarında karşılarına çok uzun bir yol çıktı. Çeşitli çeşitli dükkanlar , kahkaha eşliğinde yolun etrafında dolaşan büyücüler ve birçok şey vardı Edward’ın gözüne batan. Anna ve Edward sırasıyla bu büyücü kuyruğunun arasından dükkanlara girmeye açlıştı . Anna sonra şunu söyledi .“ İlk durağımız Madam Malkin .” Madam Malkin’in dükkanı dışarıdan oldukça hoş duruyordu. Büyücü cüppeleri hareket eden mankenlere asılmış , herkesi memnun edici bir tanıtım ortaya çıkarıyordu. Anna ve Edward içeri girdi. O sırada Madam Malkin gelen müşterilerle uğraşıyordu . Kısa süre sonra da  olsa Madam Malkin Anna’yı görünce şaşırdı . “ Bayan Till , sizi burada göreceğimi sanmıyordum .” Eski anıları hatırlamıştı birden Madam Malkin ,ona ilk cüppesini verdiği anları .Bu düşüncelerden kurtulup şunu dedi .” Peki niçin buradasınız ? “ Sonra Anna Edward’ı işaret ederek , “ Onun için burdayım.” Sonra Madam Malkin’in gözü faltaşı gibi açıldı . Onun kim olduğunu biliyordu . Anna devam etti .” Edward sen burada kal , ben diğer eşyaları alıp geleceğim .” dedi.

 

Anna kalabalığın arasında kibarca dışarı çıktı ve Edward  içeride kaldı. Madam Malkin gerekli ölçüleri alırken Edward’ın etrafında dönüyordu .Sonra aklına bir soru takıldı kadının .” Sen hangi binaya gitmek istiyorsun Edward ? “ Bu soru karşısında hiçbir şey anlamamıştı bizimkisi. Kafasında iyice tarttıktan sonra “ Binalar mı ? “ dedi. Madam Malkin güldü . Sonra da işin ciddiyetine binip anlatmaya başladı . “ Bilmiyor musun ? Hogwarts’ta dört bina vardır . Bunlar Hufflepuff, Ravenclaw , Gryffindor ve Slytherin’dir. Bu isimler Hogwarts’ın kurucularının soyadlarından  gelir Edward. Hufflepuff genel olarak adeleti temsil edecekleri , Ravenclaw zekileri , Gryffindor cesurları ve Slyherin ise asilleri alır. Gerçi buna seçmen şapka karar veriyor ancak pek fark yok ortada .” Edward biraz şaşırmıştı . “Seçmen Şapka mı ? “ Madam Malkin tekrar konuşmaya başladı .”Hogwarts ilk açıldığı zamanlarda öğrenciler kurucular tarafından seçiliyordu . Ama zamanla kurucular ölmeye başladı ve bunun üzerine son kurucu kalan Godric Gryffindor , kurucuların beynini bir şapkada topladı, ardından  bu şapkaya “ Seçmen Şapka “ adı verildi . O günden beri bina seçimlerini hep o yapar .” Bu konuşmanın sonlaması Anna’nın gerekli eşyaları alarak dükkana geri gelmesiyde oldu . Madam Malkin hazırladığı cüppeyi ona verdi ve karşılığında birşey istemedi. Edward’a eğilip , “Bu benden olsun ufaklık .” dedi

 

Edward ve Anna dışarı çıktıklarında , Anna’nın taşıdığı kurbağaya doğru baktı Edward. Kurbağa oldukça ilgi çekiciydi . Sebebi ise kulaklarının arkasından yüzünün üstüne düşen ve etrafı aydınlatmaya yaran iki adet ışık kaynağının olmasıydı . Sonrasında Anna ,” Kurbağalar karanlık yerlede yaşar Edward, ama unutma her zaman aydınlığa giden bir yol vardır bu hayatta. “ Edward bu anlamlı sözden sonra başını Hemen yolun sonunda yer alan Gringotts’a çevirdi. Binanın üstündeki ejderha çok görkemli duruyordu onun için . Sonra Anna’ya Gringotts’u  parmağıyla işaret ederek ,” Orası da neresi ?” dedi . Çok soru sorduğunun farkına vardı birden Edward. “Gringott, Hogwarts’tan sonra en güvenilir ikinci yer . “ dedi Anna . Sonra da şöyle devam etti. “ Hadi gel , seni bir yere götüreceğim “ dedi.

 

Diagon Yolu’ndan sola saparak , civarın  ünlü  kaymak biracısı “ Hollsbern “ dükkanın önünde durdular. Pek çok büyücü buradan kaymak birası almadan geçmezdi. Sahibi Bay Hollsbern yine oğlu Heck’e bağırıyordu . Bu artık bir alışkanlık haline gelmişti Bay Hollsbern için .”Seni beceriksiz çocuk  ! Kaç kere dedim sana müşterilerle fazla yüz göz olma diye ! “ Anna ve Edward olay mahaline yaklaştılar . Bay Hollsbern Anna’yı görünce bağırmayı kesti , mahçup hale düştü. “ Bayan Till, sizi burda görmek şereftir efendim. “ dedi. Anna iki adet kaymaklı bira sipariş etti ve Edward ile içeri girdiler.

 

İçeride pek çok büyücü neşeli bir şekilde muhabbet ediyorlardı. Anna ve Edward’ta kendilerine en yakın gelen masaya oturdular. Anna heyecanlı bir şekilde zihnindekilerini aktarmaya başladı .” Edward, yarın çok önemli bir gün ! Çünkü Hogwarts’a yarın gidiyorsun . Umarım senin için güzel bir yıl olur .” Edward’ın ise sabahtan beri zihni karmakarışıktı . Birde Hogwarts’a yarın gidecekti. “Herşey üst üste geldi. Ama bundan bir şikayetim yok “ dedi . Bu düşünceler Anna’yı güldürmüştü. Kaymak birası Edward’ın çok hoşuna gitmişti . Her yudumunda bu eşsiz şeyin tekrar tadına bakıyordu .Biralar bittiğinde Anna ve Edward sessizce kalktı ve eve doğru cisimlendiler.Yoğun bir günün ardından ikisi de yataklarıyla kavuştu . Ne de olsa yarın çok önemli bir gündü.

 

Güneş , gökyüzünün tam ortasında hizasını aldığında , Edward ve Anna gerekli hazırlıkları tamamlamış ve trene gitmek için hazırlanıyorlardı. Anna , valizleri hazırlamış Edward ise kapının önünde heyecanla bekliyordu. Anna asasıyla kapıyı kapattıktan sonra King’s Cross’a cisimlendiler .

 

Tren istasyonuna gelir gelmez Anna açıklamaya başladı .” Hogwarts’a 9 Üç Çeyrek Peronu ile gidebilirsin . Bunun içinde  bu duvardan geçmen gerekir. “ dedi . Edward internette okuduklarını hatırlayarak etrafa bakındı, iyice göz gezdirdi. Ama birşeylere rastlamadı . Sonra elindeki yüklerle beraber duvarın içinden geçmeye karar verdi. Ama bu onda biraz korku uyandırmıştı. Çünkü duvara çarpabilirdi ve bu çok acı verici olurdu . Anna ile beraber duvardan geçmeye başladılar. Neyseki , geçişte bir sorun olmadı .

 

Duvardan geçtikten sonra 9 Üç Çeyrek Peronu’nun önüne başarı ile geldiler. Ama bu sırada tren kalkmak üzereydi. Anna ve Edward koşuştura koşuştura trene yetişmeye çalıştılar. Edward kalabalığın arasından bir şimşek gibi geçti ve trene bindi. Trende tüm öğrenciler şarkılar eşliğindeydi. Herkes çok mutlu ve mesut gözüküyordu. Edward ise telaşlı bir şekilde kompartmanlara bakıyordu ancak çoğu dolu gözüküyordu. Koridordan ilerlerken çocukların yaptığı büyülere rast geliyordu ara sıra . Elleriyle kendini korumaya çalışıyordu. Tüm kompartmanlara  bakarken bir odanın camında kurbağa yapışık bir şekilde duruyordu . Bu yüzden oraya bakmayı bile düşünmedi ve yürümeye devam etti . Trenin sonuna geldiğinde son odaya bakmaya açlıştı ancak bir çocuk kapıyı yüzüne kapattı.

 

Edward bu hareket karşısında , ki ne kadar ironik olsa da , hareketsiz kalmayı tercih etti. Sonra kapıyı kumral saçlı , bal renkli gözlere sahip , burnu miniminnacık bir kız açtı . İncecik sesiyle ,” Ah ,Jeremi’nin kusuruna bakma sen. Yeni insanlara pek alışık değildir de . “ Edward odaya girdi . İçeride iki kız, iki de oğlan vardı. Edward eşyalarını yerleştirdi ve  kıvırcık  sarı saçlara , kahverengi gözlüre sahip , dıştan oldukça meraklı duran çocuğun yanına oturdu. Kapıyı açan kız konuşmaya devam etti. “ Bu arada adım Amy , Amy Wallper. tanıştığıma memnun oldum” dedi. “Şu kapıyı kapatan , derin yalnızlık çeken ikizim de Jeremi’ydi” Sonra köşede oturan dağınık kahrevengi saçlı , etrafı inceleyen derin yeşil gözlü çocuk “ Merhaba .” dedi. Çokta istekli değildi ama Amy her zamanki gibi onu zor duruma sürüklemişti.

 

Edward’ın yanında olan kıvırcık saçlı çocukta kendini tanıttı.” Bende William King. “ Sonra hemen karşısında oturan kız devam etti konuşmaya .”Bende Sarah Swarn .” Bu kısa tanıtımdan sonra kompartmanda tatlı bir sessizlik oluştu ama bunu Amy yine bozdu . “Peki sen , sen kimsin ?” dedi Edward’a yönelerek. Edward bu sorudan rahatsız olmamıştı ilk defa . “ Ben Edward Park . “ dedi. O anda tüm çocuklar ona baktı . Jeremi çok şaşırmıştı özellikle . “Sen , efsanevi Lamor Asası’nın sahibi olan çocuk musun ?” Edward ise bu soruya sadece kafa salladı evet anlamında. Tüm odada dikkat Edward’ın üzerindeydi. Edward ise camdan dışarı bakıyordu.Bu yıl çok farklı olacaktı herkes için . Hemde tahmin etmeyecekleri kadar farklı olacaktı ....