Actions

Work Header

Shadows and Love

Chapter Text

 

 

 

Story Notes:

İçimdeki Karanlık hikayesini okuduktan sonra dedim ki: İşte BUDUR!

Karanlık Prens karakterine olan hayranlığım aynı konu üzerinden farklı bir kurguyla bu hikayeyi yazmama neden oldu. 

Bu zamana kadar hep Dramione yazdım ama bu defa Harry ile Hermione çiftini denemek istiyorum. 

Keyifli okumalar.. 


 

 

Author's Notes:

Yorum yapmak serbest (:

Bu arada aklımda hep şu şüphe var: konser demek uygun mu? Okuyunca anlayacaklar çıkar, çok uzman olmadığım klasik müzik konusunda cahillik yapmış olabilirim, üzgünüm. 

Neyse, keyifli okumalar :)

 


 

 

 

" Nereye gidiyorsun?"

Genç çocuk siyah pelerinin altında fazlaca yakışıklı ve karizmatik duruyordu.

 Kıvırcık saçlarını demir bir çubukla tepeden tutturmuş, üstünde ki bordo kırmızı elbise ile gençlik zamanlarına geri dönmüş gibi görünen Bellatrix, o asasını alırken ondan bir cevap bekliyordu:

" Mozart konserine Bella. Onu uzun zamandır göremedim.."

 Genç çocuk, uç uç tozunu avuçları arasına alıp geniş bir gülümsemeyle şöminenin içine girerken Bellatrix onu engellemeye çalıştı ama o henüz " Dur," bile diyemeden şömine alevlerle doldu.

 

   Mor pelerinini başına geçirmişti ve titrek elleri arasında asasını tutuyordu. Londra sokaklarında ki kalabalığa henüz çıkamadığı için biraz huzursuzdu, pelerinin altında sakladığı vücudu ise Kasım ayının soğukluğundan olsa gerek hafifçe titriyordu. Önünden geçtiği dar ve karanlık sokak aralığında adımları duyuluyordu, geçen her saniye boyunca kalabalığa yaklaştığını düşünüyordu ama her kemerli geçit boş sokaklara açılıyordu.

" Lanet olsun.." diye fısıldadı bir türlü istediği caddeye çıkan kemerli geçidi bulamadığı için.   " Geç kalacağım!"

İşte o sırada, arkasından bir gölgenin geçtiğini hissederek tetiğe geçti. Adımlarını hızlandırıp, zihnine bir saldırı anında yapacağı büyüleri sıralarken titremesi geçmiş ve adeta avına odaklanmış bir kaplana dönüşmüştü.

O, avının hazırlıkları içinde ilerlerken arkasında ki gölge bir hışırtı çıkardı ve sonunda mırıldandı:

" Hermione."

Hermione Granger, ses üzerine hızla arkasına döndü ve az önce ki tehlike hazırlıkları ansızın zihninden yok olarak  " Ginny!" diye fısıldadı.

*

 

    İki genç kız, kemerli geçitlerde son sürat yürürken özlem gideriyorlardı. Akıllarında, birbirlerini görmedikleri o yılların her ikisine de verdiği değişim vardı. Ginny fazlaca büyümüştü, onu ilk gördüğünde kendisi gibi ufacık bir kızdı ve bu kadar güzelleşmesini beklemiyordu. Yüzünde ki çiller kendini beyaz tene teslim etmişti, açık kahverengi gözleri karanlıkta bile fazlaca dikkat çekiciydi.

" İnanılmaz değişmişsin Ginny. Seni böyle göreceğimi hiç tahmin etmezdim.."

" Aynısı senin içinde geçerli." Dedi Ginny, sıkıca Hermione'nin koluna girmişti ve adımlarını onunkilere uydurmaya çalışıyordu. Ama bu kadar hıza alışık olmadığı için nefes nefese kalmıştı.

" Seni bulmak için neredeyse aylarımı harcadım.. Normalde olsa tek başıma asla böyle karanlık kuytulara girmem ama senin için değer doğrusu."

" İyi noktaya değindin Ginny. Neden buradasın?"

O sırada geçtikleri kemerli geçitten sonra gördükleri manzara yüzünden Ginny, kızın sorusunu cevaplayamadı.

Londra sokaklarının elit yüzüne çıkmışlardı, parıltılı mağaza vitrinleri ve aşağıya doğru akan insan seli Muggle dünyasına alışık olmayan bu kızı afallatmıştı. Ama Hermione her şeye alışıktı, sihrin karanlık dünyasına da, Muggle olanların saçtığı bu parıltıya da.

" Takılma Ginny.. Sadece soruma cevap ver. Bana bak!" dedi bu yüzden hayran hayran karşı tarafa bakan kıza.

Ginny Weasley ise iç geçirerek kızı onayladı ve sonra ona döndü. Bakışlarında ki ciddilik Hermione'yi hafiften endişelendirdi.

" Seni neden bulduğumu soruyordun Hermione.. Cevabı şu: Dumbledore istedi. Seni yoldaşlığa katmak istiyor ve sen bunu kabul edeceksin!"

Bu cevap üzerine kız rahatlayarak bir iç çekti. Sonra kendi kendine güldü.. Bu zamandan sonra alacağı en kötü haber ne olabilirdi ki? Yine de bu konu Ginny ve diğerleri için önemli olmalı ki bakışları ısrarcı ve tereddütlüydü.

" Bir şey söyle Herm.. Lütfen, bize geri döneceğini söyle."

 " Ben gelemem Ginny. Eğer gelirsem o da gelir.. Beni her yerde bulur.. Sizi ve yoldaşlığı tehlikeye atamam."

Ginny kızın verdiği bu cevaba kaşlarını çattı:

" Yoldaşlığı küçümseme. O kadar çok şey değişti ki bilemezsin.. Yoldaşlığın merkezini asla bulamayacak Hermione! Sana güvence verebilirim!"

Hermione, hafiften kızgınlaşan Ginny'e cevap vermeden öne başını yavaşça eğdi ve boşta ki eliyle kaşlarının ortasına sıkıca baskı yaptı.

" Bak Ginny.. Uzun süredir başım ağrıyor ve ben yıllardır nasıl bir kovalamaca ortasında olduğumu kimseye anlatamıyorum.. Neden? Çünkü bunu anlayacak kimse yok. Yoldaşlığın değişmesi çok normal, bu hayatta durağan hiçbir şey yok ve.. İnan bende değiştim."

 Ginny, kızın sıkıca kavradığı kolunu bıraktı ve iki adım geriye çıktı:

" Eğer yoldaşlığa katılırsan, yeniden bir aileye sahip olursun Hermione. Bir evin olur, tek başına kaçmazsın, yanında Ron ve ben olacağız. Üstelik şaşırabilirsin belki ama Draco ile annesi bile bizimle! Sadık bir şekilde hem de.. Lütfen, bunu düşün Hermione. B-benim şimdi gitmem gerek.. Seni tekrar bulacağım ve bu defa yanımda Dumbledore olacak."

Ginny yeniden karanlık sokağa yöneldi ve Hermione'ye arkasını dönmeden birkaç adım geri çıktı. Hermione'nin bir cevap vermesini bekliyordu ama kızın verdiği cevap şu oldu:

" Beni bir daha bulacağını sanmıyorum. Üzgünüm.."

Ginny omuz silkti ve sonra gülümsediği sesinden belli bir şekilde " Hiç sanmıyorum," diye homurdandı. " Kendine iyi bak arkadaşım!"

Hermione cevap vermedi, bunun yerine Ginny'nin arkasını dönerek sokakta hızla koşuşunu izledi. Genç kız sokağın köşesinden dönüp de gözden yok olurken saat dokuza beş vardı ve Hermione geç kalacağını ancak önünde ki kaldırımdan geçen çiftin konuşmasını duyunca anımsadı.

" Haydi Jared. Konser başlamak üzere!"

Hermione, karanlık geçitten çıkıp araba selinin ikiye ayırdığı yolun sol tarafında ki kaldırımda yürümeye başladı. Önünde hızlı adımlarla ilerleyen o çift vardı, onlarında Mozart konserine gittiğini iyi biliyordu.

 Cadde'nin yaya geçit kısmına geldiklerinde o ve önünde ki çift durarak lambanın yeşile dönmesini beklediler. Onlar gibi bekleyen insan sürüsü içinde Hermione arka taraflarda bir yerdeydi ama lamba yeşile dönüp de insanlar geçerken nasıl olduysa karşıya ilk ulaşan o oldu. Şimdi ki yolun kenarında onlara parıltılı vitrinler eşlik ediyordu ama Hermione onlara bir kez bile bakmadı. Konser salonuna vaktinde yetişebilmek için adımlarını hızlı tuttuğunda, en sonunda o çiftten daha önce ulaşmıştı salona.

 " Biletiniz lütfen."

Genç kız tek bir kelime etmeden biletini görevliye gösterip içeriye girerken, salonun altın sarısı ışığı altında porselen bebeği andıran kızların bakışlarını hissetmiyordu bile..

" Değişik bir tarz. En yakın zamanda bende bir tane pelerin alacağım.."

" Hala sonradan görme ve özenti gibi davranıyorsun Magg."

" Bunu bana sen mi söylüyorsun!"

Giriş fazlaca gösterişliydi, duvarlarda ünlü ressamların tabloları asılıydı ve içeriye giren her erkek ve kadın ünlü marka reklamlarından fırlamış gibiydiler. Hermione'nin  bu manzara ile kendisini rahatsız hissetmiş olması gerekirdi ama kız çevresine hiç bakınmadığı için sonuç olarak kendisini onlardan daha az elit hissetmedi. Zaten elit olma gibi bir istediği de yoktu. Hayatı öyle bir çizgide ilerliyordu ki giysilerine ya da sınıfına dikkat etmesi delilik olurdu!

 Konser salonuna ulaşmak isteyen ve merdivenleri çıkmak yerine camdan asansörü bekleyen kilolu ve kürklü kadınların yanından geçen Hermione, kısa bir süre içinde geniş ve şık merdivenleri de çıktı ve en sonunda istediği yere ulaştı.

  İçerisi beklediği gibi çok kabalıktı, gözüne ilk çarpan ona bu bileti hediye eden Matmazel Burwell oldu. Vip'lere ayrılan özel koltuğuna oturmadan önce üstünde ki kürkü çıkartan Matmazel'in yanında genç bir adam vardı ve Matmazel'e bakarak hararetle bir şeyler anlatıyordu.

 Genç kız dikkatle onlara bakarken kendisine yöneltilen ses dikkatini dağıttı:

" Koltuk sıranız lütfen?"

" Orta, altmış beş." Dedi Hermione kabaca ve ona yerini göstermek isteyen görevliye ekledi: " Yerimi kendim bulurum."

" Nasıl isterseniz efendim."

Genç kız, sosyete kesimin yüzde doksanbeşinin olduğu bu konserde ne aradığı işte o zaman düşündü. Koltukların arasında ki kırmızı halıda ilerlerken kendi kendine şikayet ediyordu: Neden buradayım! Neden!

Matmazel Burwell aradığı kadındı. Zengin ve iyi tarafta, hayatını bir Muggle gibi yaşasa da sihir dünyasından olan. Ona istediği maddi desteği sağlamakta istekli gibi görünüyordu ama ne cehennemse bazı ilginç şartları vardı: bu konsere gelmek gibi..

 Hermione, ona ait olan koltuğa ulaştığında huysuzca omuzlarını esnetti ve sonra kabaca koltuğuna oturdu, o sırada koltuğunun yanında ki orta yaş bayandan da kınama dolu bir bakış yedi.

Ama umurunda değildi.. Matmazel Burwell, bu gün onun burada olmasını istiyorsa yapacak hiçbir şey yoktu, gelip güzel güzel konseri dinleyecek ve sonra da Londra'nın elit sokaklarında konser sonrası bir yürüyüş yaparak kadına, ondan ne istediğini açıklayacaktı.

 Dakikalar değil, saniyeler sonra salonda ki sesler kesildi. Genç kız sahneye çıkan orkestra şefini alkışlayan elitlerin arasında boğuluyormuş gibi hissediyordu!

 Neyse ki konser hemen başladı, çalınan eserlerin hiçbiri hakkında bir fikri yoktu. Yine de kulağa hoş geliyordu ve birkaç saatliğine ruhunu dinlendirme fikri o an hiçte kötü görünmedi. Bu yüzden koltuğunda rahatlayarak, gözlerini sahnede ki orkestraya dikti ve kulağını şefin el komutları ile çalan müzisyenlere verdi. Gerçekten dinlendirici ve mutlu edici eserlerdi çalınan müzikler.. Hermione hayatında çok az klasik müzik dinlemişti ve şimdi ki fikrine göre, hayatı bu denli karışık olmasaydı belki de iyi bir klasik müzik takipçisi olabilirdi. Ama işte on yedisine bastığı halde hayatında ilk defa bir klasik müzik konserine katılmış ve çaldıkları eserler hakkında tek bir bilgiye bile sahip değildi!

 Konser, bir saat sürdü. Hermione her ne kadar çalınan müziklerden zevk alsa da sonunda beklediği kısmın gelmesine sevinmişti. Koltuklarda oturan sosyete kesim yavaşça kalkıp salonu terk ederken gözleri, Vip koltuğundan henüz kalmamış olan Matmazel Burwell'deydi.

İşte o sırada ensesinde bir nefes hissetti.

" O kadından.. beni öldürmek için destek mi isteyeceksin Granger?"

Kalbi, bu ses üzerine neredeyse dışarı çıkacaktı! Midesinin ters takla attığına emin bir şekilde hızlı bir şekilde pelerinin iç cebinde ki asasını kavradı ama o an dudaklarından kaçan, acı dolu inlemesini durduramadı:

" Bırak o asayı! Aylardır görüşmüyoruz, beni neden hep bu kadar büyük bir sinirle karşılıyorsun?"

Harry Potter, kızın beline dayadığı asasını bir kez deha sertçe itekledi. Bunun üzerine Hermione acı dolu bir sızlanmayı daha durduramadı.

" B-bu ne!" diye homurdandı acı dolu inlemelerini tutmak için dilini ısırmadan önce.

Harry, dudaklarını kızın ensesine yaklaştırıp özenle mırıldandı:

 " Sana özel büyüler buluyorum tatlım."  

O sırada Hermione, karşıda ki koltuktan ona bakan Matmazel'i fark etti ve sonra başını iki yana salladı.

" Bırak beni!"

Sonra da ani bir hareketle ona dönüp, kendinden itti. Muggle insanlar olduğu için şu anda büyü yapamazdı ama Matmazel'in yanına ulaşırsa Harry'nin ona zarar veremeyeceğine emindi.

 Harry, kızın onu aniden itmesine karşılık bordo koltuklara düştü ama elinde ki asasını hala sıkıca tutuyordu ve dudaklarında geniş bir gülümseme vardı.

" Hayır, Granger. Bugün olmaz, seni bu gün bırakamam."

Hermione, koltuğundan çıkıp da hala onu bekliyor olan matmazele doğru koşmaya başladı ama işte o an, onun küfretmesine neden olan bir şey oldu.

Salonda ki bütün lambalar aniden söndü!

Bu, o an için şu anlama geliyordu..

Kaç Hermione!

Hermione, asasını pelerinin altından çıkarıp " Lumos!" diye fısıldarken ileride ki hareketlenmeleri gördü. Matmazel'in yanında ki genç adam onun için telefonuyla ışık tutuyor ve onu çıkışa yönlendiriyordu. Bu yüzden genç kız, yüksek bir sesle bağırdı:

" Matmazel, beni bekley-" Ama sözleri, ağzını kapatan bir el yüzünden yarım kaldı.

Harry kızı arkasından tutup asasını yeniden onun beline sokarken aynı zamanda onun ağzını kapattı. Hermione yarım kalan sözlerinden sonra, yeniden belinde hissettiği acı ile büyük bir çığlık attı ama dışarıdan sadece boğuk bir homurtu gibi duyuldu.

" Haydi kaçalım Granger. Gidelim buradan. "

Harry, acıyı bir doz daha yükseltirken kızın yavaşça işlevini yitirdiğini fark etti ve sonra elini dudaklarından çekti. Hermione Granger, uyku ile uyanıklık arasında kalmış gibiydi ve burnundan, çektiği acının kanıtı olarak kan akıyordu. Bacakları da saniyeler sonra işlevini yitirdi ve yere yığılmaya ramak hala Harry, kızın belinde ki asasını çekip onu belinden kavradı.

Onu omzuna atmadan önce de hevesle kızın asasını eline alıp ışığı kapattı.

*

 

 

 

Dumbledore, yoldaşlığın kapısından giren kızıl saçlı Weasley'i fark ettiğinde derince bir nefes aldı ve sonra pür dikkat ona bakan yoldaşlık üyelerine doğru sempatiyle mırıldandı:

" Sanırsam diğer geç kalanlara itima göstermeyeceğim. Bayan Weasley, tam vaktinde geldiniz."

Ginny Weasley, masada ona ayrılan sandalyesine yerleştiğinde ona yöneltilen birkaç kızgın bakışı görmezden gelmişti ama Dumbledore, sözlerine devam etmesiyle herkes yeniden ona döndü:

" Herkesinde bildiği gibi bugün önemli kararlar alınacak. Öncelikle, okulda ki yapılanma hakkında konuşmak istiyorum. Öğrenciler kendi taraflarını belli etmese de yakın gelecekte bir savaşın patlak vereceğini iyi biliyorlar ve bu yüzden kendilerini, canlarını koruyacak olan tarafa adamakta sakınca görmüyorlar." Yaşlı büyücü bu sözleri söylerken Ron ve Ginny Weasley arasında oturan Draco Malfoy'a bakıyordu:

" Bu konuda net bilgiler söyleyebilirim, Bay Malfoy'un uzun araştırmaları sonucunda elbette."

Bu sırada konuşmaya Moody dahil oldu:

" O halde ne yapmamız gerek Dumbledore? Hogwarts geleceğin zalimlerini yetiştiriyor!"

" Hey, bu sakıncalı bir iddia Moody!" Salonda ki tüm bakışlar sözün sahibine dönerken masanın en başında oturan, koyu ve uzun saçlı adam derince bir nefesle  Sonunda.. diye düşündü. Eğer gelmeseydin bu defa gerçekten de bir cezayı hak edecektin Çatalak!

Dumledore, James Potter'a dönerken salonda hafiften bir mırıldanma oldu:

" Bakıyorum da yine geç kalıyorsunuz Bay Potter?" Narcissa, aralarında ki en eleştirel ve objektif olanıydı bu yüzden düşündüğünü söylerdi. Sözlerinin hitap ettiği kişi en yakın arkadaşının eşi olsa bile çok umursamazdı.

 James'in ise bahanesi hazırdı. Ellerini kaldırarak konuşurken odada ki herkese hitap etti:

" Üzgünüm, geciktim ama bunun bir nedeni var. Yarım saat önce garip bir olay oldu ve Cheelson bildiği tek Seherbaz olduğum için beni çağırdı."

Sözleri, beklediği tepkiyi yaratmıştı; Dumbledore'un mavi bakışları derinleşirken James'e sırtı dönük olanlar bile merakla ona döndü:

" Nedir bu garip olay?" diye sordu Sirius'un yanında oturan Remus.

" Saldırı. Muggle olanlara karşı."

*

 

 Hermione gözlerini açtığında hissettiği ilk şey bileklerinde ki acı oldu. Sanki birileri bileklerine elektrik  dolu bir kelepçe geçirmişti!

Yine de nerede olduğunu ve kimin elinde olduğunu bilmediği için fevri davranarak uyandığını belli etmedi, bunun yerine hiç kıpırdamaksızın yeniden gözlerini kapadı ve bir şeyler duymaya çalıştı.. Onu biraz da olsa bilgilendirecek bir şeyler. Ama yoktu.. Tek bir ses bile hem de!

Ama sonra, durgun olan ortalık cehenneme döndü! Hem de saniyeler içinde.

" Kalk! Hemen kalk!"

Güçlü bir çift el kollarına dokunduğunda çoktan ayağa kaldırılmış ve yürümeye zorlanır hale getirilmişti. Ama yürümekte zorlanıyordu, bacaklarında derin kesikler olmalıydı çünkü bu acılar sadece o tür şeylere ait olabilirdi.

" Seni sürtük, yürü diyorum sana!"

Arkadan, dizlerine doğru bir tekme yediğinde istemsizce çığırdı ve yere kapaklandı. Bunun üzerine onu tutan adam kızın kıvırcık saçlarını bütünce kavradı ve kendisine doğru çekti, Hermione inleyerek başını kaldırdığında sadece iki kişi olmadıklarını anladı. Şimdi görüş alanına siyah saçlı bir adam daha girmişti:

" Onu bırak Petrew." Dedi siyah, uzun ve kıvırcık saçlarını iki yana ayırmış, kirli sakalları ile tanıdık gelen sima.

" Bu dediğini yapamam Black, kız karanlık taraftan! Kolunda ki işarete bak!"

Bu söz üzerine Hermione hafifçe titredi ve başını iki yana salladı.

Sirius ise devam etti:

" Sana onu bırak dedim Petrew!"

Sirius'un ikinci kez bunu dile getirişi yine işe yaramadı. Bunun üzerine genç seherbaz küfrederek Hermione'nin yanından geçti ve adamın yanında durarak aniden Petrew'in yüzüne bir yumruk indirdi.

Petrew acı ile haykırarak ellerini burnuna götürürken, mağarayı andıran zindanın içine o an başka bir seherbaz daha girdi.  

Petrew'in acı dolu tutuşundan kurtulan Hermione, yere yığılırken içeriye giren seherbazın da tanıdık olduğunu sesinden anladı.

" Dumbledore bakanı ikna etti Sirius. Duruşma olacak.. Onu buradan götürüyorum."

Hermione, az öncekinden daha yumuşak olan bir tutuş ile yavaşça ayağa kaldırılırken boğazından bir homurtu yükseldi.

" James..?"

" Evet, tatlım.. Ben buradayım, korkma.."

James Potter, kızı yavaşça belinden kavrayıp kucağına aldı ve gözlerini kızın kehribarlarına dikti:

" Lily seni bekliyor, hepimiz seni bekliyorduk.."

Hermione, cevap olarak sadece gözlerini kapayıp açtı çünkü tek bir kelime etmeye mecali yoktu. Üstelik bilincini kaybetmeden önce görmek istediği.. yalanlamak istediği tek bir şey vardı.

Kolunu, görüş alanına doğru kaldırdı ve boğazından reddedercesine bir hırıltı yükseldi.

Sonra da bilincini kaybetti.