Actions

Work Header

Dönüşüm

Chapter Text

 

 

 

Story Notes:

- Bu hikayeyi yaklaşık 3 yıl önce yazmaya başladığımda Awakencordy'nin "Through The Looking Glass" isimli yazısından esinlenerek tasarlamıştım. Kendisi hatırlar mı bilmem ama zamanında ona sorup onayını da almıştım.

- Elimden geldiğince tutarlı yazmaya çalıştım ama tabii ki mantık hataları, boşluklar veya "karakterlerin kendi kişiliklerine" uymayan davranışları olabilir. Birkaç tanesinin çok farkındayım ama hikayenin ilerlemesi için başka seçeneklerim yoktu (: Kafamdakini en iyi şekilde ortaya çıkartmak için değiştirmeler, silmeler ve bilumum uyarlamalar yaptım yani karakterlere.

- Orijinal karakterler dışında kendi eklediğim karakterler de var.

- Serinin dördüncü kitabından sonra olanları almadım. En azından çoğunu diyeyim çünkü bir takım şeyleri yazmışlığım da var.

-İlk iki üç bölümde çok "cheesy" sahneler ve davranışlar var olacak, onların farkındayım ama yoksa böyle bir konuyu yazıya dökemezdim diye düşünüyorum..

- Bir de her zamanki gibi Nova'ya çok teşekkürler, zaman zaman betalığımı yaptığı için <3


 

 

 

 

1. Relactus Reviola

 

Açılmasının ikinci haftasında Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu’nda sıradan sayılabilecek bir sabahta, kahvaltıdan sonra sınıflarına gitmeye çabalayan öğrenciler arasında iki tanesi göze çarpıyordu. Okulun altın üçlüsünün en parlayan iki kişisi; Hermione Granger ve Harry Potter.

“Hadi Hermione, çabuk olacak mısın?”

“Tamam geliyorum işte Harry, tanrı aşkına! Biraz sakin ol!” diyerek gözlerini devirdi Hermione. Yanında yürüyen, uzun boylu, yeşil gözlü yakışıklı genç adam onu kolundan tutmuş, merdivenlerden yukarı sürüklüyordu.

“Hem, 7 yıldan sonra Tılsım dersine neden bu kadar ilgili olduğunu sorabilir miyim acaba?”

“Çünkü bugün bu dersi 6. Sınıflarla birlikte alacağız.” diyerek sırıttı Harry. Hermione gülerek gözlerini devirdi. 

“Unutmuşum. Ginny, değil mi?”

“Birlikte olmamız için beni bir yıl boyunca sıkıştırdığın ve aynı zamanda en yakın arkadaşlarından birisi olan sevgilimi nasıl unutabilirsin Hermione? İyi misin?” diyerek sahte bir endişeyle baktı Harry. Hermione koluna bir tane çakarken de güldü, “Vay. Bu acıdı!” 

“Beni siz yetiştirdiniz!” diyerek göz kırptı genç kadın.

“İşte çifte kumrular.. Weasel’ı Granger’la mı aldatıyorsun Potter?” 

Tanıdık, uyuşuk ses arkalarından onlara ulaşırken ikisi de gözlerini devirdi. Hermione arkasını döndü ve sesin sahibine baktı. İpek gibi sarı saçları, güzel yüzü, mavi-gri gözleri, uzun boyu, geniş omuzları, etkileyici ses tonu ve nadiren kullandığı gülümsemeleriyle okulun kız nüfusunun yarısının ona aşık olmasını sağlayan genç adamdı bu; Draco Malfoy.

Hermione, Harry bir şey diyemesin diye onun kolundan tutarak hızla atıldı. 

“Malfoy, lütfen gidip kendini bir yerlerde öldürür müsün? Bizi hiç uğraştırma rica ediyorum.. Teşekkürler!” Sonra Harry’i kaptığı gibi sınıfa soktu.

“Herm-”

“Harry, sene daha yeni başladı. Şimdiden Malfoy’la uğraşıp senemi mahvetmeye başlamak istemiyorum. Lütfen ama lütfen en az şekilde temas kuralım!”

“Eh, senin kızlar onun da erkekler başkanı olduğunu göz önüne alırsak sizin temasınız pek az olmayacak.” dedi Harry sırasına geçerken. Hermione iç çekti.

“İşte o yüzden diyorum ya.. Zaten senemin büyük çoğunluğu onunla uğraşmakla geçecek. Sizinle birlikte olduğum ender zamanların da tadını çıkartmak istiyorum, Malfoy’la uğraşarak mahvetmek değil.”

“Pekala. Ama çok abartırsa söz veremem!”

“Hey.. Kim yine neyi abartıyor bakalım?” diyerek Harry’yi öptü yanlarına gelen Ginny Weasley.

“Malfoy..” diye gözlerini devirdi Hermione. “Sabah sabah yine laf atmaya başladı.”

Ginny omuz silkti. “Dinlemenin manası yok, değil mi?”

Harry ve Hermione başlarını sallarken genç kadın birden odanın karşı tarafından ona bakmakta olan Malfoy’la göz göze geldi. O da karşılık olarak ona bakarken Tılsım hocası mini minicik Profesör Flitwick içeri girdi.

“Evet çocuklar! Günaydın! Bugünkü dersimizde Relactus büyüsünü göreceğiz. Büyünün ne işe yaradığını bilenler?”

Hermione’nin eli ışık hızıyla kalkarken Flitwick ona gülümsedi. “Miss Granger?”

“Relactus büyüsü bir nesneyi kontrol etmeye yarar, tıpkı Wingardium Leviosa gibi. Ama burada fark nesnenin görünmez hale gelmesidir. Bu yüzden Leviosa büyüsünden çok daha büyük bir konsantrasyon gerektirir çünkü ancak o zaman büyüyü yapan kişi kontrol ettiği nesnenin bir gölgesini görebilir.” 

Odanın karşısında oturan Slytherinler, başta Malfoy olmak üzere, onun her şeyi bilmesine gözlerini devirirken Flitwick takdirle Hermione’ye baktı. “Teşekkürler Miss Granger. Gryffindor’a on puan. Evet, şimdi.. Bilek hareketleri Wingardium Leviosa ile aynı. Asaları kullanmadan bilek hareketleriyle tekrar edelim lütfen, ‘Relactus Reviola’ ”

Bütün sınıf relactus reviola diye mırıldandı ve sonra profesörün talimatıyla herkes asasını aldı. Yapmaları gereken şey, nesnelerini kontrol altında tutarak ve varlıklarına odaklanarak onları karşı tarafta duran büyük kutunun içine koymaktı.

“Relactus Reviola!” diye mırıldanan Hermione nesneyi büyük bir dikkatle kutuya yerleştirip Harry’ye döndü.

“Harry, ben diyorum ki bug-”

Ama genç kadın cümlesini tamamlayamadan baygınca sıraya yığıldı. Harry dehşetle onu tutarken bütün Gryffindor kızgınca sorumluya bakıyordu. Slytherinler kahkahalara boğulurken yuvarlak yüzü şu anda utançtan kıpkırmızı olmuş Neville Longbottom bağırdı,

 “Aman tanrım! Çok çok çok özür dilerim!”

***

Okul müdürü Albus Dumbledore, hastane kanadına ve dolayısıyla normalde çoktan ayılmış olması gerektiği halde yarım saat sonra bile ayılmayan Hermione’nin yanına geldi.

“Madam Pomfrey?”

“Her şeyi denedim Profesör Dumbledore, iksirler, tılsımlar, macunlar, büyülü objeler ve hatta bazı lanetler bile! Ama hala ayılmadı. Böyle ufak çarpmalar ve bayılmalar bu kadar ciddi bir hal almaz normalde. İlk defa bir öğrencinin rahatsızlığı karşısında çaresiz kalıyorum. Belki de St.Mungo'ya göndermeliyiz.” diye çaresizce omuz silkti hemşire.

Yatağın yanında Harry, Ron, Luna, Ginny ve Profesör McGonagall başta olmak üzere on kişilik bir grup vardı.

“Bence başta yapmamız gereken,” diyerek gruba baktı Profesör Dumbledore, “şu kalabalığı biraz azaltmak. Tabi ki Mr Potter, Mr Weasley, Miss Lovegood ve Miss Weasley kalabilirler ama üzülerek söylemeliyim ki diğer öğrencilerimizin derslerine girmesi gerekmekte.”

Diğerleri homurdanarak ve ancak onlara gelişmelerin bildirilmesi sözünü aldıktan sonra ağır çekimde hastane kanadını terk ettiler.

“Hermione’ye ne olacak Profesör?” diye sordu Harry endişeyle.

“Bilmiyorum Harry, ancak Miss Granger biraz sonra ayılmazsa sanırım Madam Pomfrey'in dediği gibi onu St.Mungo’ya götürmekten başka seçeneğimiz kalmayacak.” dedi yaşlı büyücü üzgünce Hermione’ye bakarak. 

“Minerva, ailesine haber yolladınız mı?”

“Hayır, daha değil. Mektubu yazmayı az önce bitirdim.” diyerek elindeki parşömeni gösterdi McGonagall.

“Eğer biraz sonra ayılmazsa St.Mungo’ya giderken mektubu gönderebiliriz-”

“Profesör!! Ayılıyor!!” diye bağırdı Ron heyecanla.

Hermione yüzünü buruşturup yavaşça gözlerini açtı. Dumbledore biraz ona doğru eğildi. “Hermione?”

Genç kadın irkilerek ona baktı. Profesör’ün ona eğilmesiyle kenara kaymıştı ki diğer taraftakileri gördü. Dirsekleri üzerinde dikleşerek Profesöre baktı. “Neredeyim?”

“Hastane Kanadı’ndasın – ”

“Hangi Hastane Kanadı?” dedi Hermione şaşkınlıkla. Dumbledore nazikçe gülümsedi.

“Hogwarts’taki. Başını çarptın ve seni buraya getirdik.”

“Hogwarts’a geldim mi?! Tanrım!” diye heyecanla doğruldu genç kadın. Profesör McGonagall ona şaşkınca baktı.

“Miss Granger, İyi misiniz?”

“Evet iyiyim. Kabalık etmek istemem ama neden bu kadar çok kişi var? Ve sanırım Seçme’yi kaçırdım, doğru mu?”

Herkes şaşkınca ona bakarken, Hermione Dumbledore’a dönüp sabırsızlıkla devam etti, “Bir binaya Seçilmeliyim. Acaba Profesör Dumbledore’la görüşmem mümkün mü?”