Actions

Work Header

Aurora'ya

Chapter Text

 

Author's Notes:

Biliyorum, yazmayacağım dedim ama yazmamak elimde değil. :)

Beğenmeniz dileğiyle, iyi okumalar. :P

 


 

 

Aurora'ya,

Sonunda güzellik uykundan uyanmışsın. Gerçi seni suçlayamam, bu yemekler bir harika. :)

Neyse, kısa tutmak zorundayım, arkadaşım kiminle yazıştığımı sorup duruyor. Black'le dedim ama inanmadı. İyi ki inanmadı. :)





Cesur prens(?)ime,

Evet, uyandım ama senin uyandırmanı isterdim. Peter'in parmaklarıyla şişlenmek pek de güzel değildi. Bu arada sanırım muggleların masalında böyle bir şey yoktu.

Bir Gryffindor olduğunu biliyorum, kendini saklamaya çalışma. Akşam yemeğinde herkesin içinde mektup göndermek ha? İyi deneme ama beni kandıramazsın. Benim binamdansın, biliyorum.

Tavuk mu? Ah, daha fazla ipucu verseydin keşke. Herkes tavuk yiyor.

                                                                                                                                                                                                                                                         Sirius



Günaydın,

Sadece KSKS'de iyi şanslar dilemek istemiştim. Buna ihtiyacın olacak.

Bu arada hangi binadan olduğumu tahmin etmeye bir son verirsen iyi olur. Çünkü öğrenemeyeceksin. :)

İyi şanslar. :)



Gizemli hayranıma,

Sana cevap verebilmek için akşamı beklemek zorunda kaldım. James'ten kurtulmak kolay olmadı. Sanırım onlar da seni merak etmeye başladı. Remus bile kitabından başını kaldırıp beni izlediğine göre.

Kim olduğunu öğreneceğim, kendine fazla güvenme.

NOT: Baykuştan çikolataları almayı unutma. Onları  Peter'den zor kurtardım.

                                                                                                                                                                                                                                                       Sirius


Aurora'ya,

Benim için bunca zahmete girmen çok hoş. Çapulcuların ne kadar başa bela olduklarını tahmin edebiliyorum. :)

Çikolatalar için teşekkür ederim, çok güzel görünüyorlar, yalnız... Bunu gerçekten yiyeceğimi düşünmedin, değil mi? Çikolataların büyülü olduğunu tahmin edemeyeceğimi sanman tam da sana göre bir davranış. Çok kibirlisin.

Kendime güveniyorum, beni bulamazsın. Yapabiliyorsan bul beni.




Bayan Kendime Güveniyorum'a,

İtiraf ediyorum, beni şaşırttın. Çikolataları yiyeceğini düşünmüştüm. Eğer yeseydin belki de şimdi yüz yüze konuşuyor olacaktık. Ne diyeyim, şansını kaçırdın.

Evet, kibirliyim, hem de çok. Ama bunun için satır aralarını okuman gerekmiyor.

                                                                                                                                                                                                                                                 BLACK


Merhaba :)

Sanırım bana biraz kızdın. Öyle olmasaydı gözüme sokar gibi BLACK yazmazdın herhalde.

Suçu ailene atma. Kibirli olmak senin de hoşuna gidiyor. Sen busun Sirius, cidden. :)



N'aber?

Quidditch antrenmanlarınız başladı, biliyorum ama heyyy! Sen takımda bile değilsin, iki satır karalayacak kadar bile vaktin yok mu?

Hoşuna gitmeyen şeyler söylüyorsam bil ki... ÜZGÜN FALAN DEĞİLİM! Ne düşünüyorsam onu söyledim. Herkes seni yeterince pohpohluyor zaten. Birileri de gerçekleri söylemeli değil mi?



Heyyy!

Cevap bile vermeyecek misin? Hem de sadece kibirlisin dedim diye mi? Pekala, keyfin bilir, cevap verme. Demek ki sadece kibirli de değilmişsin.

Korkak.



Bak kızım, anlamanı bekliyordum ama ya kalın kafan buna basmıyor ya da sefil bir şekilde platoniksin. Aklıma başka bir şey gelmiyor, üzgünüm.

Sana yazmıyorum çünkü İSTEMİYORUM. Artık yazıp durma. Dırdırlarını dinlemek hiç de iç açıcı değil. Bu yüzden yazdığın notları açmadan yok ediyorum. Bil istedim. Belki artık vazgeçersin.

                                                                                                                     Black

 

 

 

End Notes:

 

 

Chapter Text

 

Author's Notes:

Yeni bölüm zaten hazırdı, ben de bekletmeyeyim dedim. 

Beğenmeniz dileğiyle, iyi okumalar!:P

 


 

 

Hey!

Uzun zaman oldu. Konuşalım mı?

                                                        Sirius

 

 

Sanırım cevap yazmamakta haklısın. Ne de olsa üç ay oldu. Seni fazla ihmal ettim.

Cevap yaz.

                                                                                                                   Sirius

 

 

Üzgünüm dememi bekliyorsan... ÇOK BEKLERSİN. Sadece konuşmak istiyorum, tamam mı?

                                                                                                             Sirius

 

"Biraz abartmıyor musun?"

Sirius, önüne çektiği son kâğıdı buruşturdu ve arkasına yaslandı.

"Abartan ben değilim, Aylak." diye homurdandı. Cidden, bu akşam hiç keyfi yoktu.

"Buna inanmamı beklemiyorsun herhalde." dedi Remus bezgince. O da yorgundu. Hatta daha kötüydü. Birkaç gün sonra dolunay vardı ve öfkesini zapt edebilmek, birileriyle kavga etmemek için kendisine karşı mücadele veriyordu resmen. Oysa önüne çok da iyi fırsatlar çıkmıştı.

"Malfoy'un en azından burnunu kırabilirdim."

Sirius, hayretle arkadaşına baktı. Doğru mu duymuştu?

"Ama sen sınıf başkanısın Aylak."  dedi gözlerini kısarak. Onu biraz daha eşeleyip neler olacağını görmek istiyordu.

"Olsun." dedi Remus, omzunu silkti. "Bu, ona iyi bir ders vermeme engel değildi."

"Merak etme, dostum." Sirius, ona hala garip bakışlar atıyordu, sonra niyeyse bunu eşelemekten vazgeçti. "Ben senin yerine küçük Malfoy'un dersini verdim. Artık bizi abisiyle tehdit etmemeyi öğrenmiştir." dedi alaycı bir sırıtışla.

"Hayır." dedi Remus, onu duymamış gibi devam etti. "Bu, böyle devam etmez."

Sirius, Remus'un içine kaçan kurdu seviyordu. Onunla sıkı dosttu.  Arada o, kendisini gösterdiği zamanlarda iki kaymak birası içerlerdi -ateş viskisi bulabilmek için her zaman okuldan sıvışamıyorlardı- ama Remus, uyandığında duruma el koyardı ve işin tüm eğlencesi kaçardı.

"Sen de Aylak." dedi hain hain. "Sanki hayatında biriyle kavga etmişliğin var da."

Remus, ona karanlık bir bakış attı. "Beni kışkırtma Sirius."

"Ne yani, seni kışkırtsam gidip Leeroy'u dövecek misin? İşte, bunu görmeyi çok isterdim."

Remus ona cevap vermedi, okuduğu kitabına geri döndü. Sirius da bir kitap açacaktı ki son anda bir kâğıt daha çekti önüne.

 

Üzgünüm. Seninle konuşmak güzeldi.

                                                 Sirius

 

 

Günaydın,

Notunu şimdi gördüm.

 

 

 

Heyy,

Barıştık sanıyordum. Böyle yapacaksan hiç yazma daha iyi. Sanki duvara konuşuyorum.

                                                                                                          Sirius

 

 

Şaka yaptım. Şaka. ŞAKA. Sadece biraz uzun yaz, olmaz mı?

NOT: Bu arada Aurora'ya ne oldu? Hala uyanamadı mı?

                                                                              Sirius

 

 

Sınavlarla boğuşuyorum -bilmiyorum, sen bu arada ne yapıyorsun- bu yüzden notları kısa tutmak zorundayım.

NOT: Aurora'ya bir şey olmadı. Gayet iyi. Uykusundan da uyandı. Ama güzellik uykusu falan değil onun ki, bildiğin kış uykusu.

 

 

 

Seninle tartışmayı özlemişim. Lütfen, daha sık tartışalım. 

                                                                                  Sirius

 

 

 

Ben seni o kadar özlemedim ama. Ne oldu da fikrini ne değiştirip  benimle konuşmaya karar verdin?

 

 

 

Cidden, artık kendine bir isim bulsan iyi olacak. Yoksa benim insafıma kalacaksın.

Bu konuyu kapattık sanıyordum. Anlaşılan kızlar, hiçbir şeyi unutmuyormuş.

İşin aslı, bir kız arkadaşın o kadar da kötü bir şey olmadığına karar verdim. Onlarla da bir şeyler konuşabiliyormuşsun.

                                                                                                           Sirius

 

 

 

Üç ayda kafana kazan düşmediyse ne oldu bilmek istemiyorum ama ne olduysa iyi olmuş. Neyse, sanırım bu konuyu kapatacağım,  yani barıştık.

Bu demek oluyor ki dırdırlarıma katlanmak zorunda kalacaksın. Ama bir konuda anlaşalım: Ben senin platonik hayranın falan değilim. Bunu kafana sok.

                                                                                                               Fia

 

 

 

 

 

 

End Notes:

Geldik bir bölümün daha sonunaa..  Yorum bölümünde görüşürüz..))

 

 

Chapter Text

 

Author's Notes:

Ve işte yeni bölüm!

Yorumlar çok güzeldi, gerçekten. Sanırım hepimiz hikayenin tatlığı konusunda ortak bir karara vardık.:)

Beğenmeniz dileğiyle, iyi okumalar!:)

 


 

 

Fia?

Fia?

Fia?

"Emin misin Çatalak?"

James, ona keskin bir bakış attı. Şimdi gözlüğü de burnunun ucuna dek inmişken ve gözlerinden kıvılcımlar saçıyorken Hogwarts'ın popüler quidditch oyuncusundan daha çok tepesi atmış bir McGonagall'a benziyordu ki bu hiç de havalı değildi.

"Tamam, tamam. Bakma öyle." dedi Sirius geç de olsa havlu atarak. "Anneme benziyorsun öyle bakınca."

"Buna sevindim." dedi James omzunu silkerek. Şimdi ise gözlüklerinin burnunun ucuna dek inmiş hali o kadar McGonagallvari görünmüyordu. Hatta hiç görünmüyordu. Tabii McGonagall'ın da bir zamanlar çocuk olduğu düşünülürse belki benzerlikler yakalanabilirdi.

"Bu demek oluyor ki bu soruyu bir daha duymayacağım."

Belki de havlu atmak için hala erkendi.

"Bak işte, o konuda hala bazı şüphelerim var Çatalak."

"SİRİUS!"

Hayır, bu James değildi.

"SİRİİİİİİUS!"

"Ne o Kılkuyruk, artık tuvalete koşmadan önce benim adımı mı haykırıyorsun?"

James, iğrenir gibi bir hareket yaptı. "Bu iğrençti, Pati." Yine de gülmesine engel olmadı bu.

"Ben de onu diyordum Çatalak, iğrenç bir şey bu."

Bu arada Peter, soluk soluğa kalmış bir şekilde koltuğa yığıldı. Boncuk boncuk terlerin parladığı suratı ve patlayacakmış gibi duran haliyle gerçekten de tuvalete yetişmeye çalışıyormuş gibi bir görünüyordu.

"Benim..." dedi soluklarını bir düzene sokmaya çalıştı. "Benim..." dedi. "Bir... Offf.... Ay, çok yoruldum."

Sirius, göz kapaklarını yarıya yarıya indirdi.  James ise Sihirli Yaratıkların Bakımı dersinde olduğu gibi heyecanlı bir şekilde Peter'i inceliyordu.

"Su ister misin Kılkuyruk?" dedi, der demez de asasını çıkardı ve solunda kalan masaya nişan aldı. "Accio bardak."

Sirius, ise hala aynı şekilde bekliyordu. Kim bilir yine ne gereksiz bir şey için-

"Fia..." dedi Peter. Sirius'un kulakları anında dikildi.

"Fia..." dedi ve soluklanmak için durdu Peter. Şimdi biraz daha iyi gibiydi. "Ayy, çok yoruldum, hiç bu kadar koşmamıştım... Off..."

"Fia." diye tekrarladı Sirius. Peter'i sarsmamak için zor tutuyordu kendini. "Ne olmuş ona?"

"Off... Buldum onu. Ayyy.... Offff...."

Şimdi James de en az Sirius kadar şaşkın görünüyordu.

"Hem de Peter buldu ha?"

 

 

Fia'ya,

Kim olduğunu biliyorum. Kendini saklamana gerek yokmuş. Hiç de çirkin değilmişsin Fia.

                                                                                                     Sirius

 

 

Aurora'ya,

Kim olduğumu biliyor musun? Öyleyse neden yanıma gelmiyorsun?

                                                                                          Fia

 

 

Sirius, bir an için durdu ve düşündü. Ya yanılmışlarsa? Ya bu kız, o kız değilse?

Tabii ki bu mümkündü. Sonuçta onu Peter bulmuştu. Kendisinin başaramadığı bir şeyi Kılkuyruk'un yapması en başından beri saçmalıktı zaten.

Ama ya blöf yapıyorsa?

Peki ya, kim olduğunun bilinmesini istemiyorsa neden adını söylesin?

 

 

Fia'ya,

Aslında ben seninle Madam Puddifoot'ta buluşmayı teklif edecektim. Neden öyle yapmıyoruz?

                                                                                                       Sirius

 

 

Aurora'ya,

Blöfünü görüyorum Sirius. Hufflepufflar sandığın kadar aptal değil.

                                                                                        Fia

 

 

"Hufflepuff mı?"

"Hufflepuff mıymış?" James, koltuğunda öne doğru kaykıldı.

"Hayır." dedi Sirius kendinden emin bir şekilde. Artık kafasında bir şeyler netleşmeye başlamıştı. Bir kere Gryffindor seçeneğini çoktan elemişti ve şimdi Hufflepuff'ı da eliyordu. Peter'in Fia olduğunu söylediği kız, Hufflepuff'tı. Kızı tanımıyordu. Onu görmek için gittiğinde ise onun gerçekten güzel olduğunu gördü. Kestane saçlı, mavi gözlü şirin bir kızdı. Arkadaşlarıyla masanın etrafında dizilmiş dedikodu yaparken arada gülümsüyor, çoğunlukla kahkaha atıyor ve yanağında büyük bir çukur açan gamzesini ortaya çıkarıyordu.

Sirius, onu orada öyle görünce ne hissetmesi gerektiğini bilemedi. Onu zihnindeki Fia ile karşılaştırdı. Mektuptaki Fia. Acımasız bir şekilde açık sözlü, komik ve kendini beğenmiş Fia ile.

O olabilir miydi?

Kız, bir an için arkadaşlarıyla konuşmayı bıraktı ve Sirius'un olduğu tarafa baktı. O, Heyecanlanıp Kızarıp bozarmaya başlayınca arkadaşları da susup onun baktığı tarafa çevirdiler başlarını.

Sirius, anında geri çekildi dolabın arkasına. Arkadaşlarıyla kendisinin dedikodusunu yapıyor olabilir miydi?  Bu düşünce onu öylesi rahatsız etti ki yanından ona çarpıp geçen genci bile fark etmedi.

Ancak birkaç dakika sonra tekrar aynı yere baktığında kızların arasında Fia'yı göremedi. Gözleriyle etrafı biraz arandığında onun başka bir masada biriyle oturduğunu fark etti. Bu, Ravenclaw'dan Amos Diggory'di.

Bir süre onları izledi. Sonra kararını vererek gerisin geri Gryffindor ortak salonuna döndü.

Fia, onu kandırmıştı. O kız, kesinlikle o değildi.

 

 

Fia'ya,

Bu senin gerçek adın mı?

                                      Sirius

 

 

Aurora'ya,

Değişir. Neden soruyorsun?

                                       Fia

 

 

Fia'ya,

Gerçek adını bilmek istiyorum.

                                           Sirius

 

 

Aurora'ya,

Sana kim olduğumu mu söyleyeyim yani?

                                                          Fia

 

 

Fia'ya,

Neden olmasın?

 

                             Sirius

 

 

 

 

 

End Notes:

Bazı gerçekler ortaya çıkıyor mu acaba? Bak ben de çok merak ettim şimdi.:))

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

Ve kaldığımız yerden devam ediyoruz. 

İyi okumalar!:P

 


 

 

"Hala kimle yazıştığını söyleyemeyecek misin?" dedi kız, arkadaşının bu gizli mektup arkadaşını öğrenmek için kaç aydır onu sıkıştırıp duruyordu.

"Dedim ya, Black ile yazışıyorum." dedi genç kız, ona dönmeden yazmaya devam etti.

"Offf Phoebe... Yine mi aynı şaka?" Kız, gözlerini devirerek bir hışım arkadaşının yanından uzaklaştı.

"Şaka değil ki bu Sophie." Phoebe, bir an için kalemi elinden bıraktı ve arkadaşına döndü. "Tabii, sen inanmak istemiyorsan başka."

"Hayır, elbette..." diye bir şeyler geveledi ağzında Sophie, onun asık suratını görünce. Ama bir süre sonra yine eski haline geri döndü. "Senin bir Slytherin'le yazışacağını hiç düşünmezdim." dedi yattığı yerden tavanı izlerken.

Phoebe, onun bunu söylemesinden nefret etti. Onun ısrarla Sirius Black olduğunu kabul etmemesinden de. Bu yüzden hiçbir şey söylemedi. İstediği gibi düşünebilirdi.

 

 

Aurora'ya,

Bazen sana çok özeniyorum.

                                             Fia

 

 

Fia'ya,

Bu çok doğal. Ama hangi konuda?

                                                 Sirius

 

Aurora'ya,

Arkadaşların konusunda. Herkes senin kadar şanslı değil.

                                                                                     Fia

 

Fia'ya,

Sorun değil. Biri canını mı sıktı?

                                                Sirius

 

Aurora'ya,

Onun gibi bir şey. Aslında üzerinde durulmaya bile değmez.

                                                                                     Fia

 

Fia'ya,

Arkadaşına(?) söyle, seninle Peter'i hemen takas edebilirim.

                                                                                     Sirius

 

Aurora'ya,

Sanırım sadece kıskançlık krizinin bitmesini bekleyeceğim.

                                                                                      Fia

 

Fia'ya,

Seni kıskanıyor olamaz herhalde?

                                                   Sirius

 

Aurora'ya,

Nedenmiş o?!

                       Fia

 

Fia'ya,

Tamam, sakin ol. Demek seni kıskanıyor. Peki, neden?

                                                                                 Sirius

 

Aurora'ya,

Söylemek istemiyorum. Özellikle de sana.

                                                             Fia

 

Fia'ya,

Özellikle de bana mı? Şimdi merak ettim işte. Hadi söyle. Yoksa onun beğendiği bir elbiseyi mi aldın? Ya da beklediği bir teklif mi vardı? Hadi, Sirius'a her şeyi anlatabilirsin.

                                                                                                      Sirius

 

Aurora'ya,

Dalga geçiyorsun ama yaklaştın. Beklediği bir teklif vardı. Ben de yeni anladım.

                                                                                                        Fia

 

Fia'ya,

Ve o teklif de sana mı geldi?

                                                Sirius

 

 

Aurora'ya,

Bunun bir teklif olduğunu zannetmiyorum.

                                                                 Fia

 

Fia'ya,

?

                  Sirius

 

 

Aurora'ya,

??

                     Fia

 

Fia'ya,

İkinizi de idare etmiyor herhalde.

                                                 Sirius

 

Aurora'ya,

O biriyle çıkıyorken bu pek de mümkün değil.

                                                                    Fia

 

Fia'ya,

Sen öyle san. İnan bana, bunu bilen biri konuşuyor.

                                                                            Sirius

 

Aurora'ya,

Yine de mümkün değil. Çünkü aslında onun ikimizden de haberi yok.

                                                                                                    Fia

 

Fia'ya,

Ne yani falına mı çıktı?

                                   Sirius

 

 

Fia'ya,

Yoksa ikiniz de platonik misiniz?

                                                 Sirius

 

 


 

 

BARDAĞINA DOKUNMA!

                                        Fia

 

 

"Sirius, iyi misin?" dedi masadaki kızlardan biri. Yüzü kendini fark ettirme çabasıyla ışıl ışıldı.

Sirius, şüpheyle gözlerini kıstı ve elindeki notu buruşturdu.

"Sirius?" Remus, James ve Peter de ona bakıyordu şimdi.

"Hiç, yok bir şeyim." dedi Sirius, peçeteyle ağzını sildi ve bardağı eline aldı.

"Afiyet olsun."

 

 


 

Aurora'ya,

Yaptığın çok acımasızcaydı.

                                              Fia

 

 

Fia'ya,

Hiç de bile. Sen hiç aşk iksiri almış birini gördün mü hiç? Asıl acımasızca olan bu.

                                                                                                    Sirius

 

Aurora'ya,

Bardağı kızın başından aşağı döktün! Ben seni sadece uyarmak istemiştim..

                                                                                                        Fia

 

Fia'ya,

Evet, bunun için sana borçlandım. Ne dersin, Cumartesi boş musun?

                                                                                                 Sirius

 

Aurora'ya,

Tatlı rüyalar..

                         Fia

 

 

 

 


 

End Notes:

Hedefimiiiiiz yorum bölümüdür, ileri!!!:))

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

Merhaba!:))

Bu bölümden sonra bir hafta ara veriyorum. O zamana dek görüşmek üzere.:D

Beğenmeniz dileğiyle, iyi okumalar!:P

 


 

 

Fia'ya,

Siz kızları anlamak mümkün değil.

                                                                  Sirius

 

 

 

Aurora'ya,

Gerçek dünyaya hoş geldin Uyuyan Güzel. Ama *biz kızları* bazen ben bile anlayamıyorum. Yani üzülme, sen hiç anlayamazsın.

                                                                                          Fia

 

 

                                                                                                                                                         

 

Fia'ya,

Ne yani, aslında bir erkek olduğunu ve bunca zaman benimle kafa bulduğunu söylemeye çalışmıyorsun, değil mi?

                                                                                                 Sirius

 

 

 

Aurora'ya,

İnan, erkek olsaydım bunu kesin yapardım.

                                                                Fia

 

 

Fia(?)'ya,

Bu hiç de içimi rahatlatmadı.

                                                        Sirius

 

 

Aurora'ya,

Sanırım bunu hiçbir zaman bilemeyeceksin. :))

Eee.. Bu seferkiyle sorunun ne? Yine ne yaptın?

                                                                             Fia

 

 

Fia'ya,

Neden bana karşı bu kadar önyargılısın Fia? Acaba bilmeden seninle çıkmış olabilir miyim?

                                                                                            Fia

 

 

Aurora'ya,

İyi ki öyle bir şey olmadı.

                                          Fia

 

 

Fia'ya,

Maalesef diyecektin herhalde.

                                                 Sirius

 

 

Phoebe, kıkırdadı. Hemen ardından onu gören birileri var mı diye etrafı kolaçan etti.

Bu konuda kesinlikle paranoyakça davranmıyordu. Sadece dikkatliydi. Sirius'un neredeyse her gün notlaşması birilerinin dikkatini çekiyor olmalıydı. Çapulcuların geri kalanının Fia'yı bildiğini biliyordu bir kere. Eğer onlar biliyorsa birkaç arkadaşı daha biliyor olabilirdi. Ve onlar da biliyorsa birkaç arkadaşı daha... Hele de bir kız öğrendi mi bu... Hogwarts, ertesi güne Sirius'un gizemli mektup arkadaşıyla uyanır ve o olduğu ortaya çıkana kadar da bir daha uyumazdı.

Tamam, belki biraz paranoyakça davranıyordu.

Ama böyle davranmakta sonuna kadar haklıydı.

Sirius'un çok hayranı vardı. Bunların çoğu da kızdı. Ve kızlar da acımasızdı. Phoebe'nin istemediği bir şey varsa o da alay konusu olmaktı. Hele de bir gurup  -belki birkaç-  aptal, kikirdek kız tarafından.

Tüm bu endişelerine rağmen Sirius'la notlaşmayı seviyordu.

En başında bunun bir nedeni vardı.

 


 

Fia'ya,

Bu okul içi mektuplaşmaya izin verilmesi saçmalık. Tamamen saçmalık. Baykuşlardan nefret ediyorum.

                                                                                                      Sirius

 

 

 

Aurora'ya,

Bizim de mektuplaştığımızı hatırlatmama gerek var mı, diğer herkesin yaptığı gibi?

                                                                                                                   Fia

 

 

Fia'ya,

Ben *diğer herkes* değilim. Sen de değilsin. Bizim durumumuz farklı. Hani şu gizemli hayran durumları falan.

                                                                                                      Sirius

 

 

 

Aurora'ya,

Evet, bizim durumumuz farklı ama gizemli değil. Öyle olsaydı kim olduğunu bilmezdim.

                                                                                                                             Fia

 

 

Fia'ya,

Hayır, öyle. Olmasaydı kim olduğunu söylerdin. Oysa ismin bile gerçek değil.

                                                                                                               Sirius

 

 

Aurora'ya,

Hayır, gerçek. Sadece bu ismimi kullanmıyorum, o kadar.

                                                                                       Fia

 

 

Fia'ya,

Neden kim olduğunu saklıyorsun?              

                                                                    Sirius

 

 

Aurora'ya,

Beni aramaktan bıkmadın mı?

                                                  Fia

 

 

Fia'ya,

Bıkmadım.

Hala söylemedin?

                                        Sirius

 

 

Aurora'ya,

Bunu söyleyemem.

                                   Fia

 

 

Fia'ya,

En azından buna bir cevap ver.

A)   Şişmansın.

B)   Çirkinsin.

C)   Kız arkadaşımdın. Terk ettim. Sen de intikam istiyorsun.

D)   Çok çekingensin. (Umarım budur)

E)   Hiçbiri.

 

 

Aurora'ya,

C şıkkından ödün kopuyor olmalı. :))

Ama hayır, hiçbiri.

                                                  Fia

 

 

Fia'ya,

Eğer neden söyleyemediğini de söylersen balo teklifimi geri alacağım.

                                                                                                        Sirius

 

 

Aurora'ya,

Eğer nedenini söylersem değişebilirsin. Ama ben, seni tanımak istiyorum. Çünkü Sirius Black, hiç de dışarıdan göründüğü gibi biri değil.

NOT: Balo teklifi mi? Hiç etmedin ki.

                                                                                     Fia

 

 

Fia'ya,

İster miydin?

                              Sirius

 

Aurora'ya,

Baloya bir prensesle gelirsem çok dikkat çekerim herhalde.:))

                                                                                              Fia

 

 

Fia'ya,

Biz de önümüzdeki maçlara bakarız.

                                                           Sirius

 

 

Aurora'ya,

Kararımın değişeceğini sanmıyorum Sirius.

                                                                Fia

 

 

Fia'ya,

Üzgünüm Fia ama senin için söylememiştim. Sirius, cadının kapısını bir kere çalar.

                                                                                                                     Sirius

 

 

 

 

 

 

End Notes:

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

Merhaba!:))

Haftaya yeni bölüm gelir demiştim ve işte geldim, buradayım.:) Haftaya görüşmek üzere.:D

Beğenmeniz dileğiyle, iyi okumalar.:P

 


 

 

Yatakhanenin kapısı büyük bir gürültüyle ardına dek açıldı.

Sirius, ilk bakışta boş görünen odaya daldı. Onu yataklardan hiçbirinde göremeyince banyoya girdi. Orada da yoktu. Bunun üzerine geldiği gibi hızla odayı terk etti.

 

Aurora'ya,

Bir sorun mu var?

                                    Fia

 

Sonra konuşalım.

                                     Sirius

 

Phoebe, çoktan balodan ayrılmıştı. Şimdiyse pijamalarını giymiş, ondan başka kimsenin olmadığı yatakhanede bir elinde parşömen diğer elinde kalem, pencere pervazında da Petto bekliyordu.

Şu an herkes baloda olmalıydı. Aslına bakılacak olursa onun da öyle olması gerekirdi ama Sirius'un James'in ardından salonu terk ettiğini görünce balo, tüm anlamını yitirmişti sanki.

Eh, bir de Eric vardı tabii. Onun da pek mutlu olduğu söylenemezdi. Ama kahvaltıda jambonlarını vererek onunla hesabını kapatabileceği düşünülürse bu pek de üzerinde durulmaya değmezdi.

İlk ayrılan James olmuştu. Phoebe, onun sorununu anlamıştı da...

Yine de Sirius'u merak ediyordu.

 


 

Fia'ya,

Onu hiçbir yerde bulamıyorum.

                                                                   Sirius

 

Aurora'ya,

Biraz yalnız kalmak istiyor bence.

                                                                       Fia

 

Fia'ya,

Ama ben yalnız kalmasını istemiyorum.

                                                                          Sirius

 

Aurora'ya,

Neden Remus ve Peter'le beraber aramıyorsun?

                                                                                              Fia

 

Fia'ya,

Onların partide kalmaları gerek.

                                                           Sirius

 

Aurora'ya,

Arkadaşın saklanmak istiyorsa onu bulamazsın Sirius. Tabii onun kadar iyi bir arayıcıysan başka.

                                                                                                                                                                                                                                  Fia

 

Fia'ya,

Hiçbir şey yapmadan bekleyeyim mi yani? Bu çok saçma! En azından gidip Roger'ın suratını dağıtabilirim. Sadece biraz rahatlamak için, ne dersin?

                                                                                                                                          Sirius

 

Aurora'ya,

Evans pek mutlu olmayacak ama sen bilirsin. Yine de ben bu işi James'e bırak derim. Bu, onun meselesi sayılır.

                                                                                                                 Fia

 

Fia'ya,

Çok acayip bir kızsın Fia. Ben Evans'ın tarafını tutarsın sanmıştım. Gerçekten onu savunmayacak mısın?

                                                                                                             Sirius

                                                                                                                                                                                                                                        

 

Aurora'ya,

Evans'ı pek sevmiyorum açıkçası. James'ten hoşlandığı gün gibi ortadayken altı yıldır onu peşinden koşturuyor. Ve sonra... Hoop! Baloya bir çocukla geliyor. Iı-ıh. Sanırım onu savunmayacağım.

                                                                                                                                                                                                                                                         Fia

 

Fia'ya,

Roger'ı da mı savunmayacaksın?

                                                          Sirius

 

Aurora'ya,

Niye savunayım onu? James, onu mutlaka uyarmıştır. Kendi kaşındı.

                                                                                                    Fia

 

Fia'ya,

Sen gerçek misin?

                                        Sirius

 

Bir hışırtı sesi, onun dikkatini nottan ayırdı. Sirius, notunu baykuşun ayağına bağlamadan önce gözleriyle hızlıca odayı taradı. Pencereden sızan cılız ay ışığının aydınlattığı odada gözüne hiçbir şey çarpmayınca Sirius, ayağa kalktı. Baykuşu pencere pervazına doğru havalanırken o da adımlarını kapıya doğru yöneltti.

Kapının çarpılıp sessizliğin devam ettiği bir dakikanın sonunda aynı hışırtı yeniden duyuldu.

Üstünden kayan pelerinin açıkta bıraktığı James Potter, sırtını yasladığı sandığın önünde ne yaptığının pek de farkında olmadan bir snitch çeviriyordu elinde.

 

 


 

 

Günaydın,

Hiç sesin çıkmıyor. Yine de güzellik uykusuna mı yattın? :))

                                                                                                        Fia


Fia'ya,

Öyle de denebilir. Pusudayım.

                                                     Sirius


Aurora'ya,

Pusuya mı yattın?

Görevin nedir ajan Black?

                                                             Ajan F


Fia'ya,

Biraz *sirius* ol Fia. Önemli bir izin peşindeyim.

                                                                                   Sirius


Aurora'ya,

Şu an çok *sirius*um. Görevimiz nedir?

                                                                          Fia


Fia'ya,

Göreve dahil olma *çabaların* çok hoş tatlım ama senin yumruklarının pek bir işe yarayacağını sanmıyorum.

                                                                                                                                      Sirius


Aurora'ya,

Hah, sen öyle san. Ee, kimi dövüyoruz?

                                                                                           Fia

 

Cevap alamadı. Birkaç dakikanın üstüne birkaç dakika daha... Phoebe, sinir olarak tek kaşını kaldırdı. Bir on dakikanın daha onu beklemeyecekti. İstediği zaman cevap verip istemediğinde kestirip atamazdı. Phoebe, sinirle geldiği yolu yürüdü. Ama dürüst olmak gerekirse bu kararlılığında baykuşhanenin dayanılmaz kokusunun da etkisi vardı. Baykuşlara ne yediriyorlardı böyle?

Dışarıda yağan karı düşündü. Hafta sonu esaslı bir kartopu savaşı yapmak zorunlu olmuştu artık. Kararını vermişti. Kızları örgütleyecek ve saçıyla kafasını bozmuş Rony'i de yola getirecekti.

Düşüne düşüne yolu geçti, köşeden saptı. Kimseye çarpmadan girişe kadar yürüdü. Yemek vakti çoktan geçmişti ve koridorlar artık boştu. Yatakhanesine çıkan yolda merdivenleri tırmanmaya koyuldu.

Aptal. Yine ne işler çeviriyor acaba? İnsan bir haber verir.

Merdiven üstüne bir trol oturmuş gibi iki yana sallandı. Merdivenler mi değişiyordu yoksa? Hayıııır. Fia, kafasını kaldırdı.

"Acelem var. Geçebilir miyim?" Yutkundu. Ve bir soluk aldı.

Fia, ona yol verdi. Birkaç dakika daha baykuşhanede beklemediği için içinden kendini tebrik etmeyi de unutmadı tabii.

 

Yakalanmamıştı ama yakalanabilirdi. Artık daha da dikkatli olmalıydı. Artık biraz daha sirius olmaz zamanıydı.

 

 

 

 

End Notes:

Evet, şimdi biraz sirius olma zamanı.:P

Okuyorsunuz, iyi güzel. Ama yorumunuzu da yapın arkadaşım. Paragraf istemiyorum sizden. Birkaç  cümleyle de olsa düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum. Orada olduğunuzu duyurun yeter.

Görüşmek üzere, kendinize iyi bakın.:D

 

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

Beğenmeniz dileğiyle, iyi okumalar!

 


 

 

 

 

Ajan Fia'ya,

Görev tamamlanmıştır. Siriusluğu bırakabilirsin.

                                                                                          Sirius

 

Cevap gelmedi. Sirius, bunu beş dakikada bir başını kaldırıp pencereyi gözetlediği bir yarım saatin sonunda anladı. Biçim Değiştirme kitabını masaya fırlattı. Tek kelimesini anlamamıştı zaten.

"Trip atıyor."

James, hain bir sırıtışla baktı ona.

"İlk kavganızı çoktan yaptınız sanıyordum."

Remus'tan bir kıkırtı duyuldu. Kitaba elini sürmemişti. Bu gece, onun fazlasıyla çapulcu ruhuna bulaştığı bir gece olmuştu. Vicdan azabını elinin tersiyle bir kenara itti. James'in neşeli hali, bunu hiç zorlanmadan başarmıştı.

Sirius, aldırmaz bir tavırla onlara baktı. Sonra bu kadar ciddi olmaya dayanamadı, güldü. "Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz?"

Remus, patlamalı piştiyi üst üste kaybeden James'in inadına gülümsedi. "Bak, hemen anladı." James sırıttı.

"Alınma Aylak ama..." Sirius, ikisinin oturduğu kanepenin arkasından, kafasını onların omuzlarının arasından uzattı. "Kurdun senden daha çapulcu."

Remus sırıttı. "Ve tüm oyunları kazanıyor."

James, aldırmaz bir tavırla geriye yaslandı. "Tüm oyunları değil. Qudditch benim."

Tam bu sırada pencereden gelen bir ötüş duyuldu.

 

Aurora'ya,

Sirius olan sensin. Görevden çıkarılan da benim.

                                                                                     Fia

 

Fia'ya,

Hiç görevde olmamıştın ki.

                                                   Sirius

 

Aurora'ya,

En azından kimi dövdüğünüzü söyleyebilirdin.

                                                                                         Fia

 

Fia'ya,

Fia, sen kızsın, değil mi? Bazen emin olamıyorum da.

                                                                                                Sirius

 

Aurora'ya,

Konuyu değiştirme.

Roger'dı, değil mi?

                                              Fia

 

Fia'ya,

Sakin ol Fia. Kafandan neler geçiyor, bilmiyorum ama kimseyi dövdüğümüz yok.

                                                                                                                                                Sirius

 

Aurora'ya,

Kimseyi mi? 

                                           Fia

 

Fia'ya,

Hayal kırıklığına uğramış gibisin?

                                                               Sirius

 

Aurora'ya,

Hiç de bile. Biz de önümüzdeki maçlara bakarız.            

                                                                                                              Fia

 

Fia'ya,

Hiç umutlanma derim. Bir daha sana hayatta görevden falan bahsetmem. Bu, psikopat yönünü görmeden önceydi.

                                                                                                                          Sirius

 

Aurora'ya,

Sen bilirsin. Fia, büyücünün kapısını bir kere çalar.

                                                                                              Fia

 


 

 

Bitki Bilim'den çıkarken Phoebe, hala sırıtıyordu. Derste neler olmamıştı ki?

Lily Evans, Gryffindor'a yirmi puan kaybettirmiş; Hufflepuff'tan  Phoebe'nin tanımadığı bir gurup kız, bu puanların  iki katını kendi binalarına kazandırmıştı. Onlar daha bunun şaşkınlığını üzerlerinden atamamışken adam otlarından biri Sirius Black'in elini ısırmıştı. Sprout, onu hastahane kanadına yollarken Gryffindor'dan bir kız, onunla gitmek için öne atılmış ama son anda gelen kimliği belirsiz bir uğursuzluk büyüsü onu, buna pişman etmişti.

Sonuç olarak bir ölü, iki yaralı vardı. Lily, kaybettirdiği puanların kaybını derinden duyuyor gibiydi, ders boyunca kimseyle konuşmamıştı.

Bu arada şans, bu sefer de Phoebe'nin kapısını çalmaya karar vermişti ki o, buna hala inanamıyordu.

 

İki Gryffindorlu'nun hastahane kanadına refakatinde Ponoma Sprout, ancak binasından birinin bu işi kotarabileceğini düşünmüş olmalıydı ki bu görevi Phoebe'ye verdi.

Daha bir bahane bile uyduramadan  kendini, ona yarı baygın kızı omuzlarından taşımasında yardım eden Sirius Black'le hastahane kanadına giden koridorda bulmuştu Phoebe.

"Off, bu da amma ağırmış ha." diye söylendi Phoebe. Omzunu çökertmişti kız resmen.

Sirius'a baktığında onun gülümsediğini gördü. Her zamanki yarım gülüşlerinden biri olsa da Phoebe, sırıtmasına engel olamadı.

"Yer değiştirelim mi?" diye sordu, sonunda sol omzunu hissedemediğinde. Buna karşılık Sirius da sol elini kaldırmıştı ona doğru. Phoebe, adam otundan hatıra ısırık izlerini görünce, "tabii ya, unutmuşum.." gibi bir şeyler geveledi ağzında.

"Sirius? Yine mi!" Phoebe, Madam Pomfrey'e baktı. O da Sirius'a bakıyordu. Yani Phoebe görünmezdi. Her an yok olabilirdi. Oldu da.

"Eh, öyleyse ben sınıfa gidiyorum.."

 


 

Aurora'ya,

Hala hayatta mısın, merak ettim.:))

                                                           Fia

 

Fia'ya,

Evet ama bunun neresi komik?

                                                 Sirius

 

Aurora'ya,

Hata bende, bazen ne kadar moron olduğunu unutuyorum işte.

Adam otlarından bahsediyorum. Pek anlamamışsınız.:))

                                                                                           Fia

 

Fia'ya,

Bana hayran olduğunu biliyorum Fia, boşuna saklamaya çalışma.

Adam otları? Hepsini Sprout'un üstüne salmak isterdim.

                                                                                                  Sirius

 

Aurora'ya,

Gizli(?) görevin ne olduğunu öğrendim bu arada. Hiç komik değil.

                                                                                                    Fia

 

Fia'ya,

Kıskançlığından böyle söylüyorsun. Roger'ın suratını görünce Peeves bile önümde eğildi.

                                                                                                          Sirius

 

Aurora'ya,

Peeves? Hahah, tabii, öyledir kesin. Sakın sen rüya görmüş olmayasın?:))

                                                                                                                  Fia

 

Fia'ya,

Kıskançlık dedim de aklıma geldi. Ne oldu senin şu arkadaşına? Dikkat et de uykunda boğazlanma.

                                                                                                        Sirius

 

Aurora'ya,

Konuyu değiştirme. Burada bir hayaletin onuru söz konusu. Peeves, kimsenin önünde eğilmez.

                                                                                                            Fia

 

Fia'ya,

Yine deli damarın tuttu senin. Niye gidip şu arkadaşının başını yemiyorsun?

                                                                                                            Sirius

 

Aurora'ya,

Maalesef.:)) Herkes ders çalışıyor. Sanırım başına kaldım.

                                                                                       Fia

 

Fia'ya,

Benim de ders çalışıyor olabileceğim hiç geldi mi aklına?

                                                                                       Sirius

 

Aurora'ya,

Hayır. Bu ne saçma bir soru böyle?

                                                        Fia

 

Fia'ya,

Çok anlayışlısın. Seni hak etmek için ne yaptım, hiç bilmiyorum.

                                                                                            Sirius

 

Aurora'ya,

Şanslısın diyelim.:))

                                                   Fia

 

Fia'ya,

Kesinlikle. Öyleyse Cumartesi boş musun?

                                                                         Sirius

 

Aurora'ya,

Tatlı rüyalar Sirius...

                                        Fia

 

 

 

 

End Notes:

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

Bu bölüm favori bölümüm demiştim. Eh, öyle de.. :))

Beğenmeniz dileğiyle, iyi okumalar!:P

 

 


 

 

Phoebe, çoktan uyanmıştı. Kahvaltıya inmişti. Yemeğini yemişti. Derse girmişti. Bu arada nesi olduğunu soran arkadaşlarına ısrarla aynı cevabı vermişti. Yine ve yine.

Ben iyiyim.

Ama öyle miydi?

"Elbette hayır."

"Anlamadım?"

Phoebe, koltukta yana doğru döndü. Eric ona bakıyordu. Biraz şaşkın daha çok da meraklıydı. Hayır, şimdi onunla uğraşamazdı. Onu başından savmalıydı.

"Yok bir şey." Dedi, onun yakasını bırakmayacağını bilse de.

"Yapma Phoebe, var bir şey işte." Eric, tatlı tatlı kirpiklerini kırpıştırdı. Omzuna inen lüle lüle saçları da göz önüne alınacak olursa bu haliyle Eric, şirin bir kız çocuğuna benziyordu. Bu surata kim karşı koyabilirdi ki?

Phoebe, ona kötü kötü baktı. Onu çirkin ve sümüklü bir velet olarak düşünmeye çalıştı.

Eric, kocaman, parlak kahverengi gözlerini daha da açtı.

"Hala pes etmiyor musun?"

Phoebe, gözlerini kıstı. Onun aksine kendisinin o kadar da güzel görünmediğine emindi. Sümüklü veledin hayali gittikçe silikleşince devreye böcürtleri sokmaya karar verdi.

"Hala mı inat ediyorsun?" Eric, dudaklarını büktü.

"Tamam." dedi Phoebe sertçe. Gerçekten bu çocuk, dünyaya kız olarak gelseydi Sirius'la hiçbir şansı kalmazdı.

"Hadi anlat bakalım. Seni üzen nedir?"

Phoebe, ona tiksinerek baktı. Her tarafından vıcık vıcık sevimlilik akıyordu.

"Onu boş ver de..." Phoebe, vıcık vıcık sevimli bir ifade takınmaya hazırlandı. Ona tüm hikâyeyi anlatamazdı ama ondan bir şey isteyebilirdi.


"DAİSY!"

Sirius Black, sinirle koltuğa biraz daha gömüldü. Hogwarts'da ayrı bir bina açmak ve tüm kızları bavula doldurur gibi o binaya tıkmak istiyordu.

"DAİSY, DAİSY, DAİSY! Hemen buraya gel, sana anlatacaklarım var!"

Burası ortak salondu ama...

"Duyunca kulaklarına inanamayacaksın..."

Adı Daisy olan kız, arkadaşının çığlıklarından rahatsız olmuş gibi görünüyordu, onun daha fazla konuşmasına/bağırmasına engel olmak için hemen onun yanına gitti. Köşesinden kaldırıldığı için rahatsız olduğu belliydi.

İki kız, kızlar yatakhanesine çıkan basamaklarda gözden kaybolunca Sirius, rahat bir nefes aldı. Çığlıkların yanı sıra bir de şu Daisy denen kız vardı. Köşesinde oturmuş, yarım saatten beri onu göz hapsinde tutuyordu.

Aslında o, bu bakışlara alışıktı. Hele de yanında başka bir kız olursa bu bakışlara bir de kıskançlık eklenirdi ki şimdi de öyle olmuştu.

Yine de rahatsız olmuştu işte. Sanki yapmaması gereken bir şeyi yaptığını hissettirmişti bu, ona.

Çok garipti.

"Sirius, senin sıran..."

Önünde duran şişeye baktı Sirius. Dibinde biraz kalmış olan kaymak birası şişesinin ucu Pettigrew'u gösteriyordu. Diğer tarafı ise onu. Gözlerini devirdi. Bu, şans mıydı?

"Peter, soruyor..." dedi James güldü. Sirius, muzip bir tavır takındı hemen.

Mugglelara Saygı Gecesi adı altında düzenlenen bu gecede yok yok değildi. Her şey olağandı aslında. Gryffindor'dan üst sınıf bir gurup öğrencinin etrafını çevirdiği çemberin ortasında bir şişe duruyordu. Dibinde de biraz kaymak birası.

"... Sirius cevaplıyor." James, Peter'e sinsi bir bakış attı. Ve anında da karşılığını aldı.

Sirius'un burnuna kötü kokular geliyordu.

"Evet, Sirius..." Peter, küçük yumuk gözlerini odada dolaştırdı. "Ne diyeceğini bilsem de..."

"Doğruluk." dedi Sirius kendinden hiç beklenmeyecek bir cevabı vererek.

Peter, kaşlarını çattı. Doğru duyduğuna emin olmak istiyordu. "Ciddi misin Sirius?"

"Asla." dedi Sirius, gülümsedi. Gülüşmeler oldu.

James, Peter'in sol tarafındaki goblin olarak ağırlığını koydu. "Bu fırsat kaçmaz Kılkuyruk."

Remus ise onun hemen diğer tarafında yer almış, sağ omzundan fısıldayan küçük, iyi kalpli ev cinlerini hatırlatırcasına ona gülümsüyordu.

Ama o; iyi kalpli, küçük bir ev cini değildi.

Remus, sivri köpek dişlerini gösterircesine sırıttı. "Hakla onu Kılkuyruk."

Sirius eğlenerek onu köşeye sıkıştıracak bir soru düşünen Peter'e baktı.

"Eee, şeyy..." Peter, soracağı sorunun ağırlığıyla yerinde kıpraştı. "Hoşlandığın..."

Sirius gözlerini devirdi. Klasik.

"... bir kuzenin var mı?"

Sirius, yuvalarından fırlayan gözleriyle Peter'e baktı. Doğru mu duymuştu o?

Islık ve zayıf da olsa tezahürat sesleri duyuldu guruptan. Kıkırtılar ve bastırılmaya çalışılan kahkahalar...

"E yuh Peter." dedi James, o da gülüyordu. Sirius'un bir an için taşlaşan yüzünü görünce pişman olsa da sonra bunu kafasından attı hemen. Bu sorunun cevabını o da merak ediyordu.

"Hayır." dedi Sirius sertçe. Sanki bunu kafalarına kazımak istiyormuş gibi tek tek hepsinin suratına bakmayı da ihmale etmedi.

Öyle ya, Blackler de diğer safkan aileler gibi kendi içlerinde evlilikler yapıyorlardı. Ama o, bir Black sayılmazdı. Sayılsaydı bile Deli Bella'dan ya da onun takıntılı, narsist kız kardeşinden hoşlanacağını sanmıyordu.

Sirius, çevirmek için şişeye uzanmadan önce ona karşı oluşturulan üçlü ittifaka gülümsedi. Onları toza dumana boğacaktı, o kesin.

Şişe döndü, döndü ve ufak tefek, sevimli bir beşinci sınıfa geldi. Soracak olan Sirius olduğu için cesaret demeye cesaret edemedi ve doğruluk dedi. Ondan sonra sırasıyla birbirinin aynı görünen birkaç kıza, yüzü sivilcelerle dolu bir oğlana ve bir yedinci sınıfa geldi şişe.

Aralarında en zor ve başa bela olan görevi de bu yedinci sınıf yaptı. Soran; uslu görünümlü, çıtı pıtı bir kızdı. Ama belli ki bu, ağzını açana kadardı.

"Herhalde cesaret dersin?" dedi tek kaşı havada.

"Hiç fark etmez." dedi oğlan gülümseyerek. "Eğer istiyorsan...", omzunu silkti.

"Çok iyi." Kız, neşeyle ellerini çırptı. "Senden istediğim-"

Sirius, geçerken onları şöyle bir süzen kıza baktı. Öğrenci başkanıydı ama akıllıydı. Onlara tek bir kelime etmeden kenardan geçip gitti.

"-Peeves'i birazcık kızdırman."

Bu kesinlikle herkesin ilgisini çekmişti. Peeves'e bulaşmak cesaret isterdi. Hem de nasıl.

Neyse ki bu da halledildi. Büyük bir tesadüf sonucu ya da sadece Çapulcuların haritasına atılan bir bakışla Peeves, üçüncü katta, boş bir sınıfta tahtaya çizikler atarken kıstırıldı. Yüzü maskeli birkaç öğrencinin onu bir kovaya tıkıp ağzını sıkıca kapatmalarıyla koridoru çığlıklarıyla inletirken Peeves, onlara ağza alınmayacak küfürler hediye ediyordu.

Yılın bitmesine ne kaldı ki diye düşündü Sirius. Bu yedinci sınıfın yaptığının o kadar da abartılacak bir şey olmadığından yanaydı. Daimi destekçisi ve dostu James de onun gibi dudak büküyordu. Zaten birkaç ay sonra mezun olacak. Yakalansa bile ne çıkardı ki?

Birkaç kişi daha sıralarını savdı. Bu sırada oyuna katılanlar oldu. Onlar da daha geniş bir yer açmak için geriye çekildiler.

Sirius, bir süre sonra tekdüzeleşen oyundan sıkıldığını hissetti. James'e baktı. Acaba o da sıkılmış mıydı?

"Doğruluk mu cesaretlilik mi?"

Yedinci sınıf soruyordu bu sefer.

"Cesaretlilik." dedi kız. Sirius, düşük tuttuğu bir beklentiyle kıza baktığında Daisy denen kızı gördü.

"Hımmm..." Çocuk, bir süre yere dikti gözlerini ve aklına bir şey gelmesini bekledi.

"Eh, ben yarın geleyim o zaman?" dedi kız, birkaç kişi buna güldü.

Çocuk, gözlerini kısarak ona baktı. "Buradan istediğin birini seç, tabii ben hariç ve onunla düello et."

James, lafa karıştı. "Niye sen hariç?" Küçümsemesi çok barizdi.

Kız, ona baktı ve başını salladı. "Evet. Niye sen hariç?"

Çocuk, başını salladı, saçmalama anlamında. "Ben, senin dengin değilim de ondan."

"Yok yaa.."

Sirius, havlar gibi bir kahkaha attı. "Korkuyor musun yoksa Cameron?"

"Ne alakası var?" dedi Cameron denen çocuk. "Ben onun için dedim. O daha beşinci sınıf."

"Yani?" dedi kız, tek bir hareketle ayağa fırlarken. "Asanı çıkar Cameron, seni düelloya davet ediyorum."

O sırada Sirius, kızın sapsarı saçlarının uçlarının hızla kahverengiye bulandığını fark etti.

 

 

 

End Notes:

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

Merhaba, merhaba, merhaba! :))

Bu aralar biraz hızlı bölüm yayınlıyorum sanırım. Hevesinizi kursağınızda bırakmak gibi olmasın ama bu durum böyle gitmeyecek arkadaşlar. Haftada bir kuralımız hala geçerli. Sadece elimde zaten hazır olan bölümü paylaşayım dedim, uzun bir şey de değil zaten.

Bir geçiş bölümüyle karşınızdayım, yeni bölümde de bombayı patlatıyorum!:D

İyi eğlenceler!:P

 


 

 

Aurora'ya,

Eve gidecek misin?

                                               Fia

 

 

Fia'ya,

Neden soruyorsun? Burada kalsam beraber takılacağız sanki?

                                                                                                                    Sirius

 

 

Aurora'ya,

Yine huysuzlaşma.

Eve gidiyor musun?

                                            Fia

 

Fia'ya,

Evet, James, Remus ve Peter'le beraber. Sen?  

                                                                                      Sirius

 

Aurora'ya,

Benim durumum daha belli değil ama burada kalacağım sanırım.

                                                                                                                        Fia

 

Fia'ya,

Sana *iyi tatiller* o zaman.

                                         Sirius

 

Phoebe, not kâğıdının yanmasını seyrederken Petto'nun çıkardığı sesleri duymamaya çalışıyordu. Karın cama vururken çıkardığı sesler, huysuz hayvanı susturduğndan bu, pek de sorun olmuyordu.

Sorun, başka bir şeydi.

Bambaşka bir şey.

Mesela, iki gün önceki Gryffindor ziyareti bir şey.

 

Aurora'ya,

Ne dersin, tatilde buluşalım mı?

                                               Fia

 

Fia'ya,

Kararını değiştiren nedir?

                                   Sirius

 

Aurora'ya,

Bu kadar şüpheci olma. Sadece başka birinin kılığında geleceğim.

                                                                                     Fia

 

Fia'ya,

Kimin kılığında geleceksin? Çirkin biri olmasın.

                                                          Sirius

 

Aurora'ya,

Ne fark eder? O, ben olmayacağım ki.

                                               Fia

 

Fia'ya,

Tatilde burada kalmayacak mıydın sen?

                                                  Sirius

 

Aurora'ya,

Şatodan kaçabilen sadece siz misiniz sanıyorsun?

                                                               Fia

 

Fia'ya,

Evet, öyle sanıyorum.

                             Sirius

 

Aurora'ya,

Sen öyle sanmaya devam et. Hogwarts, ateş viskisi zulasını kime borçlu zannediyorsun?

                                                                                 Fia

 

Fia'ya,

Öyle olsa bilirdim. Şimdi palavra atmayı kesip şu buluşma işine dönsen?

                                                                                    Sirius

 

Aurora'ya,

Merak etme, bir gün o da olacak ve sen bir şişe ateş viskisi alabilmek için bana yalvaracaksın.

Neyse.

Teyzemlerde kalabilirim sanırım.

                                             Fia

 

Fia'ya,

O gün gelirse bana haber verirsin.

Peki, nerede buluşuyoruz?

                                          Sirius

 

Aurora'ya,

Grimmauld Meydanı'nı biliyorum.

Seni kapıdan alırım:))

                                       Fia

 

Fia'ya,

Ben artık orada kalmıyorum.

Aisland Meydanı'nı biliyor musun?

                                                Sirius

 

Phoebe, gelen cevaba kaşlarını çattı. Nasıl orada kalmıyordu? Öyleyse nerede kalıyordu?

Ama bunu sormadı.

 

Aurora'ya,

Biliyorum. Perşembe nasıl?

                                         Fia

 

Fia'ya,

Perşembe olmaz. Cuma, saat üçte.

Peki, seni nasıl tanıyacağım?

                                            Sirius

 

Aurora'ya,

Ben seni bulurum. Sen yeter ki zamanında orada ol.

                                                                   Fia

 

Bekletilmeyi hiç mi hiç istemiyordu. Sirius'un da sırf uyuzluğundan bunu yapacağından kuşkulanmıyor değildi. Çevirdiği onca oyuna rağmen hatta bazen sırf huyuna gitmek için yaptığı şirinliklerine rağmen ona kim olduğunu söylemeyi reddetmişti. Bu, onun için yeni bir kavramdı. Fia, onu yenilgiyle tanıştırmıştı. Ama o, tanımayı istemiyordu belli ki.

Ve Phoebe, ekilmek istemiyordu. Sirus, öyle kibirliydi ki...

Bir anda aklına iki gece önceki olay geldi. Ne olaydı ama...

Az daha yakalanıyordu.

O, Cameron'a gününü göstermek için ayağa fırladığında değişim çoktan başlamıştı. Ama o, bunu fark edebildiğinde çok geçti.

"Sen kimsin?" dedi Sirius, silahsızlandırma büyüsü yapmak için asasını cebinden kaydırdı.

Ama Phoebe, ondan daha hızlıydı. Önce Sirius'a, sonra da etrafında hızlıca dönerek çevresine seri bir bakış attı.

Bir saniye sonra Petrificus Totalus ile iş bitmişti.

Ya da bitmemişti.

Hafızalarını da silmeleri gerekecekti.

Phoebe, sıkıntıyla yanaklarını şişirdi. Bu, büyük bir zihin konsantrasyonu istiyordu. Odada ise nereden bakılırsa on beş kişi vardı. Hepsinin zihnini dikkatle taraması ve sonra seçtiği anıları aynı dikkatle silmesi gerekiyordu.

Bu, sessiz büyü yapmaktan daha zordu neredeyse. Unutturma büyüleri her zaman gerektiği gibi işlemeyebilirdi çünkü.

 

 

 

 

End Notes:

Evet, evet, evet.. Masal olduğu nerden de belli ama.:D

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

Yeniden merhaba!:D

Hepinize iyi bayramlar, iyi tatiller!:))

Beğenmeniz dileğiyle, iyi okumalar!:D

 


 

 

Phoebe, Aisland Meydanı'nın oralarda peşinden ilerlediği sarışın muggle kızı kaybetmemek için adımlarını hızlandırdı. Kız neredeyse on dakikadır yürüyordu ve duracağa da benzemiyordu.

Sonunda o an da geldi. Sarışın, bir telefon kulübesinin önünde durmaya karar verdiğinde Phoebe, çoktan, etkisini yitirmeye başlamış ısıtma tılsımlarını yinelemişti bile.

Hava, buz gibiydi. Kar önce hafif atıştırmaya başlamış, sonra giderek hızlanmıştı. Şimdi öncekine göre belki daha iyiydi ama hava, yine de buz gibiydi.

Ama belli ki sarışına göre değildi.

Phoebe, sinirle gözlerini devirdi. Kızın saçından bir tel koparabilmek için bir saattir peşini kovalıyordu. Neler mi yapmamıştı? Önce bir pastahaneye gitmiş ve kıza yaklaşmak için bahaneler düşünmeye başlamıştı. Ama hanımefendi, gelen acil bir telefonla yerinden fırlamış, çekip gitmişti. Tabii Phoebe de peşinden. Bunu mağaza-kafe-kuaför üçlemesi takip etmişti.

Yorgunluktan ölüyordu. Ve soğuktan artık burnunu hissetmiyordu.

Ama kararlıydı. Vazgeçmeyecekti. Çünkü her şeyden önce o muggle kızı rastgele seçmemişti. Bir nedeni vardı.

Kız, çok güzeldi.

Ve bu da önemli bir nedendi.

Onu sonunda tek yakalayabildiğine göre inanamıyordu. Acaba kulübenin içinden de bir arkadaşı fırlamasın?

Vakti değerliydi. Buluşma saatine az kalmıştı. Sirius, gelmiş olabilirdi. Hemen bu işi halletmesi gerekiyordu.

Öyle de oldu.

Telefon kulübesine gitti. Kapıyı açtı. Ve daha kız arkasını dönemeden saçından bir tel kopardı. Açtığı gibi kapıyı kapattı. Camların ardından çığlıklar daha az duyuluyordu sanki.

Uzun sarı saç telini bir peçeteye sıkıştırdı.

Ve sonra... Tabanları yağladı.


 

"Büyük gün. Heyecan var mı Pati?"

Sirius, aynadaki yansımasına uzun uzun baktı. Ama yansıması onun kadar yakışıklı değildi.

Kıyafetleri de çok iyiydi. Alfard amcası sağ olsun, para konusunda bir endişesi yoktu. Poterlardaki odasında sıkı bir gardırobu vardı.

Ama bunları James'in  dolabından aşırmıştı.

Yatakta baş aşağı uzanmış, tavana hayali snitchler yollayan oğlana döndü.

"Siyah seni hiç açmıyor Çatalak. Bunlar benim olsun mu?"

James, duruşunu değiştirdi. "Bir şartla."

Sirius, kaşlarını çattı. "Eğer Aylak ve Kılkuyruk'la beraber konuştuğumuz şeyi söylüyorsan..."

James, yataktan atladı. "Kim olduğunu öğrenmek istemiyor musun?"

"Hayır." dedi Sirius kestirip atarak. Dün neredeyse bütün gün, dördü oturup bu konuyu konuşmuştu. Ya da üçü. Çünkü bir süre sonra Sirius, konudan kopmuştu.

"İsterse açıklar. Onu zorlamak istemiyorum." Dedi ceketini kollarından geçirirken.

Hayali snitch kayboldu. James, önüne geçti. Tüm dikkati ondaydı şimdi.

"Belki de sana sadece numara çekmek isteyen biridir Sirus. Bunu da düşündün mü?" Biraz ciddileşmişti sanki.

Öyle ya da değil. Bunu yapmayacağım, anlayın artık." dedi Sirius, omzunu silkti ama James'in biraz kırgın bir tavırla arkasını döndüğünü görünce ekledi. "Sen bunu Evans!a yapar mıydın James?"

James, yavaş çekimde arkasını döndü. O sırada yüzü birkaç şekle girip çıkmıştı ama Sirius'a neşeli bir kayıtsızlıkla baktı.

"Bu da nereden çıktı şimdi?" dedi gülerek. "Biz Evans'la mektuplaşıyoruz sanki." Bunun düşüncesiyle eğlense de uzatmadı. "Ama hayır."

"Öyleyse ben de Fia'yı buna zorlayamam James, tamam mı?" Sirius, onu kırmaktan çekiniyordu. James, herkesten önce gelirdi, her zaman.

Kapıdan çıkmak için arkasını döndü. "Gitmeden önce Peter'e bakmamı ister misin? Belki de onu kilere kilitlerim ha, ne dersin? Oradaki farelerle hemen kaynaşır."

"Ne yani, onunla çıkmak falan mı istiyorsun?" James'in sesinde soğukluk yoktu ama kıza güvenmediği gün gibi ortadaydı.

"Merak etme, Çatalak. Ben hala güvenli bölgedeyim. Sadece ona bunu yapamayacak kadar değer veriyorum, o kadar."

 


 

Korktuğu başına gelmişti.

Buluşmaya gelmemişti.

Sirius Black, onu ilk buluşmalarında ekmişti!

Onu ekmişti!

Phoebe, hızla ayağını yere vurdu. Ayağı biraz acısa da büyük bir hırsla altındaki karı ezmeye devam etti.

Saat, tam üçü iki geçeyi gösteriyordu ve gözünü bile kırpmadan meydanı izlediği iki dakika boyunca Sirius'u hiçbir yerde görememişti.

Fia, çoktan zihninde dönen uzun işkence planlarına kendini kaptırmıştı ki bir şey hissetti.

Hava, buzzzz gibiydi. Ve bunu takiben omzunda ufak bir dokunuş hissetti.

Ufak dokunuşun sahibini görmek için arkasını döndüğünde kalbinin bir atışı kaçırdığını hissetti. Aynı anda bacaklarının onu taşıyamayacak kadar yorgun olduğunu da.

"Fia, iyi misin?"

Phoebe, karşısında kanlı canlı Sirius Black'i gördüğü için bu kadar heyecanlı değildi. Heyecanlıydı çünkü Sirius Black onunla Fia olarak konuşuyordu. Belki de bu yüzden biraz saçmaladı.

"Fia mı?" dedi, garip bir bakışla. "O da kim?"

Sirius, ona hayatında duyduğu en güzel melodiymiş gibi gelen bir sesle güldü. Oysa birkaç gün önceki notlaşmalarında ona, kahkahasının havlamaya benzediğini söylemişti.

"Karıştırdım desene." Sirius, sevimli bir gülümsemeyle devam etti. "Eh, buna pek de üzüldüğümü söyleyemem."

Aslında sevimli görünmesi için gülümsemesi, kahkaha atması ya da herhangi bir çaba harcaması gerekmiyordu. Phoebe, hayran bakışlarının farkında olsa da umursamadı. Sirius'un beresinin altından fırlayan kıvırcık siyah bukleleri, soğuktan kızarmış küçük burnu ve pembeleşmiş yanaklarıyla sevimliliğin bir tanımı gibiydi. Bu haliyle Hogwarts'daki havalı, umursamaz tiplemesinin tam tersi bir profil çiziyordu. Phoebe, kıkırdadı. Sirius Black, daha önce hiç bu kadar sevimli olmamıştı. Belki-

Phoebe'nin gülüşü aniden kesildi.

Sirius, az önce ne demişti?

"Dediğim gibi zamanım bol. Beraber takılabiliriz. Adın ne demiştin?" Sirius, umursamaz bir tavırla kolunu omzuna attı.

Phoebe, yavaş çekimde omzundaki kola çevirdi bakışlarını. "Adım mı?"

"Evet, adın." Sirius, kolunu omzundan çekmeden onu da beraberinde yürütmeye çalıştı ama Phoebe, tek adım atmadı. "Bir adın var, değil mi?"

Phoebe, sinirle dişlerini gıcırdattı. Sirius'un sevimli buklelerini tek tek yolmak, sevimli burnunu da koparmak istiyordu şimdi.

"Sen birini beklemiyor muydun?" dedi dişlerinin arasından. Belki de bu yüzden kelimeler ağzından pek düzgün çıkmadı.

Sirius, sıkılmış gibi sağa sola rastgele bakışlar atıyordu. "Birini bekliyordum ama belli ki gelmedi. Eh, tüm gün onu bekleyemem, değil mi?" Rahatsız olmuş gibi beresini çekiştirdi. "Ne dersin? İleride bir kafe var. Gidelim mi?"

Sinirden ağlamak istiyordu. Ve çığlık atmak. Ve yumruk atmak.

Hogwarts'taki sıcak yatağını bırakıp teyzesinin rutubetli evine bu-salak için mi gelmişti? Bu salakla buluşabilmek için mi?

Ve ona yazdığı notları düşünüyordu da... Onca zaman...

"Aptal." diye söylendi kendi kendine. Sirius'un ona garip garip baktığını görünce ekledi. "Ne halin varsa gör."

"Heyyy..." Sirius, onun arkasından seslendi ama Phoebe dinlemedi bile. Bir dakika sonra gözden kaybolmuştu.

 


 

İntikam, soğuk yenen bir yemekti. Sirius, buna tamamen katılıyordu.

Belki Çapulcuları Fia'nın kimliğini ortaya çıkarma planından vazgeçirmiş olabilirdi ama hiçbir şey yapmayacağını da söylememişti.

Fia'nın penceresinin altındaki ağaca sırtını dayamış otururken düşündükleri bunlardı.

Yaptıklarından pişman değildi. Fia'nın suratındaki ifadeyi görmek paha biçilmezdi. Montunun yakalarını kaldırırken kısık sesle yürüdü. Yaptıklarından kesinlikle pişman değildi.

Bir kere onca zaman Fia'nın onunla kedinin fareyle oynar gibi oynamış olmasını hazmedemiyordu. Ve hayır, bunun kibirli olmakla uzaktan yakından ilgisi yoktu. Fia'nın onun nasıl hissettiğine dair bir fikri var mıydı? Hiç sanmıyordu. Onu o kadar iyi tanıdığını düşünürken aslında hiç de tanımamak çok sinir bozucuydu. Sanki bir hayaletle notlaşıyormuş gibi hissediyordu. Ve bu berbattı.

Onu görmek istediği her seferin sonunda aynı cevabı almaktan nefret ediyordu. Bazen onunla notlaşmayı kesmeye karar veriyordu. Ama ertesi gün vazgeçiyordu.

Sirius, aylardır berbat hissediyordu.

Bugünse bazı buzlar çözülmüş gibiydi.

Pişman mıydı?

Belki biraz. Ama Fia'nın ifadesini görmek, paha biçilmezdi.

Sirius, gülerek oturduğu ağacın altından kalktı.

Şimdi hava daha da kararmak üzereyken pencere daha parlak gözüküyordu. Açık mavi perde lacivert, karlar da daha az beyaz gözüküyordu.

Ve pencereden gelen seslere bakılacak olursa birileri kesinlikle Beatless dinliyordu.

Bir sıçrayışta ağaca çıktı ve sessizce dalları tırmanmaya başladı.

HELP!

I need somebody...

HELP!

Not just anybody...

HELP!

You know I need somebody...

HELP!

Sirius, pencerenin hizasına geldiğinde tırmanmayı bıraktı. Şimdi şarkı daha da şiddetli geliyordu. İçeride nasıl bir arbede yaşandığını merak etti. Ama lacivert perdeler önüne bir set çekmişti sanki. Sorun değildi. Sessiz büyüler ustası Sirius Black, bunu da hallederdi. Bu sırada sadece bir iki tane sessiz büyü yapabildiğini düşünmemeye çalıştı.

Perde, geriye doğru çekildiğinde arkasında yaşanan içler acısı manzarayı ortaya serdi.

Sirius, bir an için doğru yere gelip gelmediğini sorguladı.

Bangır bangır müzik seslerinin yükseldiği odanın merkezinde bir yatak ve yatağın üstünde açılmış çikolata paketlerinin ve oradan ne olduğunu anlayamadığı ufak cam kavanozlarının çevrelediği bir kız vardı. Saçları tepesinde gelişi güzel bir topuz yapılmış, topuzun kenarlarından uzunlu kısalı saçaklar fırlamıştı. Altında uçuk mavi bir pijama altı vardı ve yanılmıyorsa eğer.... Elinde bir mikrofon tutuyordu?

Help me, get my feet back on the ground

Won't you please, please help me!

Ve sesi de... Karga gibiydi.

Sirius, kızın ona yüzünü dönmesi için bir süre tünediği dalda bekledi.

Saniyeler dakikaları kovaladı. Ve onlar da daha çok dakikayı derken amansız bir takip başladı.

Sirius'un sol omzuna ve sağ bacağına giren krampın dışında hiçbir gelişmenin olmadığı bu dakikalarda uçuk mavi pijamalı kız, büyük boy Beatless posterinin önünden bir saniye olsun ayrılmadı.

Ve Sirius, kramplarla mücadele etmeyi bırakalı çok olmuştu. Kararını vermişti: İçeri giriyordu.

Bacağının tekini penceren içeri uzattığı sırada birçok şey birden oldu. Gerilerde bir yerlerde duran ceketin cebinden ufak bir tüp fırladı. Tüp uçtu, uçtu, uçtu... Uçuk mavi pijamalı kızın eline kondu. Kız onu tuttu, ağzına götürdü.

Sirius, hç beklemediği bir anda gelişen bu olayları şaşkınlıkla izliyordu. O, hala pencere pervazının ortasında dikilirken kız, şişedeki sıvıyı tek dikişte yarıladı. Sonra büyüdü, büyüdü, büyüdü... Kocaman oldu demek isterdi Sirius -ya da istemezdi- ama uçuk mavi pijamalı kız, bugün asıldığı sarışın kız oldu.

Sirius, bir şoktan diğerine sürükleniyordu. Ve eğer hislerinde yanılmıyorsa bir parça da tehlikeye.

"Canına mı susadın sen?"

Bir parça mı demişti? Belki de bir kalkan oluşturmanın tam sırasıydı.

Sirius, diğer bacağını da içeri çekti. "Aslına bakarsan buradan geçiyordum ve  ben de seni görmeden gidersem büyük kabalık-"

"Çık odamdan!"

Sirius, kızı tınlamadan yatağın köşesine oturdu. Oturmadan önce de çöp dağından kendine bir yer açtı. Bu sırada az önce odayı gözetlerken ne olduğunu çözemediği cam kavanozlardan birini aldı eline.

"Bu ne?" dedi kaşlarını çatıp. Fena kokmuyordu, püreye benziyordu.

"Sana çık odamdan dedim! Hemen!"

Fia, şimdi tamamen ona dönmüştü. Dağınık toğuzu çoktan bozulmuş, sarı saçları omuzlarından dökülüyordu.

Sirius, gülümsedi. "Sarışın olmadığını biliyordum."

Fia'nın ifadesi bir an için bozulsa da sonra eskisinden şiddetli bir şekilde döndü.

"Defol odamdan! Yoksa seni pencereden aşağı silkelerim!"

Sirius, bu tehdit üzerine bir an için kaşlarını çattı. Alınmalı mıydı?

Fia'nın ateş saçan gözleri sanki ona bakmıyormuş gibi sevimli bir ifade takındı. Beresini çıkardı ve olduğu yerde biraz daha yayıldı. "Neden bu kadar öfkelisin Fia?"

"DEFOL ODAMDAN!" Fia, sert bir hareketle onu itti.

Sirius, yataktan düşecek gibi olduysa da dengesini çabuk sağladı. Sevimli yüz ifadesini bozmadı ama tek kaşını kaldırdı sakin ol dercesine.

"Eğer gitmemi istiyorsan..."

"DEFOL DEDİM YA SANA!"

Sirius, hızla geriye kaykıldı ve aralarında hatırı sayılır bir mesafe bıraktı.

"Bence gitmemi istemiyorsun Fia." dedi pikenin kenarıyla oynarken. Pikenin de mavi olmasına nedense hiç şaşırmadı. "Sadece bana öfkelisin. Ama neden?"

Fia'nın şu an ona nasıl baktığını çok iyi biliyordu. Bu yüzden ona bakmadı ve sesli düşünmeye devam etti. "Gerçi bugün seni beklerken aynı sana benzeyen bir kızla flört etmiş olabilirim ama .... Bu çok saçma olurdu. Yani eğer bana bu yüzden kızdıysan." Göz ucuyla Fia'ya baktığında onda istediği tepkiyi uyandırdığını görünce sırıttı. "Sonuçta biz sadece arkadaşız Fia." dedi ve ekledi. "Değil mi?"

Fia, bir süre sessiz kaldı. Deminki öfkesi buhar olup uçmuştu sanki. Ya da Sirius'a öyle geliyordu. Belki de bu, sadece bir tuzaktı. Gardını düşürmesi için...

"Kötü bir başlangıç yaptık sanırım Sirius." Fia, bakışlarını halıdan uzaklaştırıp ona baktığında Sirius, onun ne düşündüğünü kestiremedi. Ama o an bu, pek de umrunda değildi. Fia'yla ilk defa bu kadar yakındı.

"İyi iş." dedi ama onun anlamayan bakışlarını görünce ekledi. "Güzel birini bulmuşsun."

Fia, ona uyarı niteliği taşıyabilecek bir bakış attı. Ya da Sirius öyle anladı.

"Bu ben değilim Sirius. Bunu bile anlayamayacak kadar-"

"Seni ilk gördüğümde anlamıştım." dedi Sirius, ona gıcık göründüğünü bildiği bir gülümsemeyle.

Fia, kaşlarını çattı.

 "O zaman neden-"

"Sen neden bana bu kadar kızdın?"

"Aynı şey değil."

"Aynı şey." Sirius, Fia'nın oynadığı kavanozu elinden aldı ve ona bakmasını sağladı. "Tam olarak aynı şey."

"Belki de..." Fia'nın öfkelenince hemen kızardığı Sirius'un gözünden kaçmamıştı. "Beni iki dakika bile beklemeyip kızın biriyle basıp gitmene kızmışımdır bu kadar. Hiç bunu düşündün mü?"

"Hımm..." dedi Sirius, başka ne demesi gerektiğini bilmediğinden. Aslında gülmek istiyordu ama bunu yapacak kadar aklını kaçırmamıştı henüz.

"Sirius..." Fia, az önceki öfkesinin son izlerinin de silinmeye başladığı yorgun suratını Sirius'a çevirdi. "Artık gitsen iyi olur. Hava çoktan karardı."

"Ama ben burada kalırım diye düşünmüştüm." dedi Sirius tüm sinsiliğiyle ama Fia'nın bakışlarını görünce bundan vazgeçti.

"Tabii Sirius, seni sokağa atacak halimiz yok ya. Teyzeme söylerim, hemen senin yatağını hazırlar."

Garip bir an oldu.

Sirius, Fia'ya inanamıyormuş gibi uzun uzun baktı. Ve iki kaşını da kaldırdı sonra pes edermiş gibi.

"Eh, oda seçme imkânım var mı? Çünkü eğer varsa-"

"Ne yazık ki yok." dedi Fia sevimli bir tınıyla. "Ama bence yerini yadırgamayacaksın. Çünkü kulüben neredeyse hergün temizleniyor ve bizim yaşlı Doofy, orada çok rahat ediyor."

Sirius, yavaş çekimde tek kaşını kaldırdı. Yavaş da olsa anlıyor olmanın verdiği huysuzlukla sordu. "Kulübe?"

"Kulübe?" Fia, tüm dişlerini sergileyen mükemmel bir gülümsemeyle, "Köpek kulüben Sirius. Başka ne kulübesi olabilir ki?"

Sirius, bu kızın Fia olduğundan artık emindi. Kimse, onun kadar sinir bozucu olamazdı.

"Seve seve." Sirius, yataktan zıpladı ve odada dolaşmaya başladı. "Eğer senin sesini duymayacaksam..."

Fia, alaylı bir ses çıkardı.

"Ben ciddiyim." dedi Sirius, Beatless posterinin önünde durduğunda. Biraz ötede duran Queens posterindeki Freddie Mercury, ona göz kırpıyordu. Gerçek anlamda. "Sesin berbat."

Fia, alaylı sesler senfonisine kaldığı yerden devam etti. "Ve sen bunu söylüyorsun çünkü beni şarkı söylerken dinledin?" Fia, ona uydurma dercesine kaşlarını kaldırıd.

"Evet." dedi Sirius, ona dümdüz bakarak. "Ve tekrar ediyorum, sesin berbat."

Fia, kaşlarını çatarak bir süre ona baktı. Sirius, onunla hiç ilgilenmeyerek odadaki diğer posterleri inceledi.

"Ha, sen Help'i diyorsun.."

"Hımm, evet, onu diyorum." Sirius, posterlerden bazılarına aşinaydı ama çoğunu bilmiyordu. "Muggle gurupları mı dinliyorsun?"

"Dinlemiyorum." Fia, başını dikleştirdi. "Bu bir hayat tarzı."

Sirius, yatağın üstündeki cam kavanozlara göz attı. Bu kız, hepsini yemiş olabilir miydi?

"Onlar da mı hayat tarzı?" dedi kavanozları işaret ederek.

Fia, onlara önemsiz bir bakış attı. "Hayır, onlar bebek maması."

Sirius, boğulur gibi bir ses çıkardı. "Bebek maması mı?"

"Tadı güzel."

"Tabii." diye mırıldandı. Onun da köpek mamasına başladığı zamanlar düşündüğü şey buydu. Tadları harikaydı. Bu, sinsi ilerleyen bir hastalıktı. Ve Fia'da ölümcül belirtileri görebiliyordu.

Sirius, maviler içinde yüzen odayı incelemeye dalmışken Fia'nın sesi ,onu düşüncelerinden çekip çıkardı.

"İstersen sana da Doofy'ninkilerden getirebilirim?"

 

 

 

 

End Notes:

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

Beğenmeniz dileğiyle, iyi okumalar.:P

 


 

 

 

"Aylak, Çatalak!" Sirius, arka bahçeye çıkmaya hazırlanan oğlanlara seslendi. İkisi de ona döndü.

"Görmedik demiştiniz, değil mi?"

James, onların ‘quiddttichten önemli mi' anlamına gelen bakışlarından biriyle baktı ona. "Görmedik Pati. Aylak?"

Remus, fırlamasın diye sıkı sıkıya tuttuğu bludgerı cebine attı. "Görmedik Pati."

"Ha, tamam o zaman."

Sirius, eve girerken Peter'e de bir göz attı ama onu bulamadı. Bulduğunda ona da soracaktı.

Gelmiş olmalıydı çoktan.

Belki de yolda düşmüştü. Olamaz mıydı?

Yine de bu, bir haftalık sessizliği açıklamıyordu.

Sirius, kendini köşedeki koltuklardan birine attı.

Bir haftadır Fia'dan tek bir not almamıştı. Onun kaldığı eve gittikten sonra bir daha oraya da gitmemişti. Bunu yapmamasını çok açık bir şekilde söylemişti ona.

Yine de bir şeyler yazması gerekmez miydi?

Bir iki satır yazmak çok mu zorlaşmıştı birden?

Bu arada kendisinin yazmadığı satırları aklına getirmedi bile.

Gözünü alışageldiği üzere pencereye çevirdi. Birkaç dakika sonra boş gelen hayvanı görünce ise çoktan kararını vermişti bile.

 

#   * #  * #  * #  * #  * #  * #  * #  * #  * #  * #  * #  * #  * #  * #  * #  * # 

 

"Ne yapışkan bir şeymiş bu da." James, suratını buruşturdu. "İnsan laftan anlar."

Remus, James'in okuması için ona fırlattığı notu okumadan önce muzipçe sırıttı. "Doğru söze ne denir?"

"Hayır, ben artık kesin eminim. Bu bir kız." James, son noktayı koydu. "Hiçbir erkek bu kadar yüzsüz olamaz."

Remus, okuduğu nottan başını kaldırdı. "Sen öyle diyorsan.."

James, bir an sessiz kaldıysa da devam etti. "Aynı şey değil Aylak. Neyse, şu notu bir de yüksek sesle okusana."

Remus, üstelemedi. Zaten pek de uzun olmayan notu okudu.

 

Aurora'ya,

Dediğin çok saçma. Notlaşmayı neden kesmek istediğini anlayamıyorum.

Bu arada yarın buluşalım mı?

                                                                                      Fia

 

James, homurdandı. Bu kızda hiç gurur yok muydu? Ona peşini bırakmasını söylemişti. Yani Sirius'un peşini. Ama kız bunu bilmiyordu elbette. Hem sadece bu da değildi. Ona zaten birisiyle çıktığını da söylemişti. Yani yazmıştı. Yani Remus'la beraber yazmıştı. Ve de Kılkuyruk'la. Ama kızın umrunda bile olmamıştı bu. Sadece arkadaş olduklarını onun da bildiğini yazmıştı. Yani Sirius'un. Ama kız, bunu bilmiyordu tabii.

"Bir şeylerden şüphelenmiş olabilir James." dedi Remus yavaşça sandalyesinden kalktı ve bir saattir kayıplarda olan Sirius'un geldiğini umarak pencereye yürüdü.

"Sanmıyorum." dedi James, kestirip atarak. "Bu kızda bir gram beyin yok. Olsa çoktan anlardı onu istemediğimizi."

"Yani Sirius'un istemediğini."

"Her neyse."

Remus, pencerenin önünden çekildi ve koltuğa uzandı. "Sence de sınırı aşmıyor muyuz James? Sirius'un işine burnumuzu fazlasıyla soktuk. Onun bunu sana yaptığını düşünsene bir. Nasıl hissederdin?"

James, öfkeyle ayağa kalktı.  "Neden hepiniz bunu söylüyorsunuz? Önce Sirius ve şimdi de sen. Hatta Kılkuyruk bile!"

Remus, bir şey demedi ama kararını verdiği suratından belliydi.

James, ona soğuk bir bakış attı. "Sirius'a gidip söylemeyeceksin ya."

Remus'un yüzünden kırgın ve öfkeli bir an geçti. "Ben öyle bir şey demedim."

"Remus.." James, ciddileşerek arkadaşına baktı. Bu hali neden Aylak demediğini de açıklıyordu. Alnında endişeli kırışıklıklar belirdi. "Sirius için endişeleniyorum. Bu işin içinde daha fazlası var. İçgüdülerim, bu işin sadece gizemli bir kızdan ibaret olmadığını söylüyor bana. Bu kızın amacı Sirius'un umduğu yönde olmayabilir. Çevremize bir baksana Remus! Dışarıda büyük bir savaş var ve biz de tam ortasındayız!"

Remus, yutkundu. James gibi o da dostunu korumak istiyordu ama bir yandan da bu yaptıklarının yanlış olduklarını düşünmeden edemiyordu. Sirius'un ağzından kıza notlar yazıp onun peşini bırakmasını istemek ne kadar doğruydu? Peki, Sirius bunu hiç öğrenmeyecek miydi?

"James.." dedi Remus, sonunda sessizliğini bozarak. "Bunu çözmenin bir yolu var."

 James, elini saçlarından çekti "Neymiş o?"

"Kızın kim olduğunu öğreneceğiz." dedi Remus, kararını vermişti. Ve aldığı kararlardan da geri dönmezdi.

 

#  * #  * #  * #  * #  * #  * #  * #  * #  * #  * #  * #  * #  * #  * #  * #  * #  * #  *

 

This thing, called love...

İt cries..

In a cradle all night..

It swings

Sirius, bir saati bu ağacın altında geçirmişti ve neredeyse donmak üzereydi. İşin iyi tarafıysa kaybettiği öz güvenini geç de olsa bulmuş olmasıydı.

I gotta be cool, relax, get hip..

Sirius, hızla ağaca çıktı, dalları merdiven tırmanır gibi geçti ve pencerenin hizasına gelince hiç tereddüt etmeden içeri atladı.

There goes my baby..

She knows how to rock'n roll..

Sirius, gülmesini bastırmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Eğer işin komik tarafını kaçıranlar varsa Sirius Black'in düşünceler zincirini takip etmesi yeterliydi.

Şarkı söyleyen bir kurbağa. Şarkı söyleyen bir Fia. Dans eden bir Fia. Dans eden bir kurbağa.

Ve Fia da dans ediyordu. Mikrofonunu ise unutmamıştı. Elbette. Mavi saplı uzun bir tarak. Neyse ki yatağın üstünde zıpladığı utanç verici sahne birkaç dakika öncesinde kalmıştı da kimse bu manzaraya tanık olmamıştı.

Sirius'un ilk aklına gelen bu olmamıştı ama. Tabii ki Fia'yla dalga geçebilmek için bu, harika bir fırsattı ama onu hazırlıksız yakaladığı düşünülürse Fia'nın kim olduğu daha önemliydi.

I kinda like it..

Crazy little thing called love..

"Merhaba." dedi Sirius, onun geldiğini fark etmeyen kıza. Çünkü eğer fark etseydi dans etmezdi. Ne kadar rezil dans ettiğinin o da farkında olmalıydı.

Fia, olduğu yerde hareketsiz kaldı, arkasını da dönmedi. Sirius, onun kahverengi uzun saçlarından kılık değiştirmediğini tahmin etti. Bu yüzden geçen seferki gibi bir duruma karşı bir yerlerden çok özlü iksir çıkarmasına engel olmak için asasını eline aldı.

Ama beklediği olmadı. Belli ki hazırlıklı olmayan bir tek, hazırlıklı gelen Sirius'un kendisi olmuştu.

"Merhaba." dedi Fia, yüzünü ona döndüğünde. Kapkara, kocaman gözlerini ona çevirmişti.

Bu, o muydu? Sirius, emin olamadı. Ama bu kadar rahat olduğuna göre kılık değiştirmiş olmalıydı. Yine de sormadan edemedi.

"Bu sen misin?"

Fia, uzanıp radyonun sesini kıstı. "Hayır."

Sirius, bunu nereden anladığını bilmiyordu ama anlamıştı işte. Sanki gerçek Fia'yı görünce tanıyabilecekmiş gibi.

Onu geçip çalışma masasının yanındaki koltuğa bıraktı kendini. Duvarlara göz gezdirdiğinde hiçbir şeyin değişmediğini gördü. Cümbüş, kaldığı yerden devam ediyprdu. Beatless yerinde tepiniyor, Smiths melankolik takılıyor, Freddie'yse ona göz kırpıyordu.

"Senden hoşlandı."

Sirius, onu duymazdan geldi.

"Ee, teyzen nasıl?"

Fia, tek kaşını kaldırdı. "Dalga mı geçiyorsun?"

Sirius, çarpık bir gülümsemeyle masadaki defterleri karıştırmaya başladı. "Yo, çok ciddiyim."

Fia'dan bir süre ses gelmedi. Radyo, çoktan başka bir şarkıya geçmişti bile.

"İşte, her zamanki gibi."

"Yani?"

"Huysuz."

"Neden?"

Fia, omzunu silkti. "Koftiler, böyle olurlar işte."

Sirius, kaşlarını çattı. Bir ipucu yakalamak ister gibi ona baktı.

"Bu yüzden mi sevmiyorsun onu?"

Fia, kaşlarını çattı. "Ben değil, o beni sevmiyor."

"Neden?"

"Uzun hikaye." Fia, elini sallayarak geçiştirdi. "Ve ben de hikaye anlatamam."

Artık müzik bitmişti. Reklamlar başlamıştı.

Fia, çalışma masasının yanına geldiğinde diğer taraftaki koltuğa attı kendini.

"Ama mektup okumayı severim, tabii notları da. Ne dersin, arkadaşlarının yazdıklarını dinleyecek kadar vaktin var mı?"

 

 

 

 

End Notes:

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

Merhaba!:))

Yavaş yavaş gerilim tırmanıyor. Bu bölümlere dikkat edin derim.

Beğenmeniz dileğiyle, iyi okumalar.:D

 


 

 

 

Phoebe, duyunca inanamayacaksın. Sana öyle haberlerim var ki... Kızları da çağırdım. Yarın saat birde Cadı Mahallesi'nde buluşuyoruz. Kazan Kafe'de. Geç kalayım deme.

                                                                                   Sophie

 

Phoebe, kararsızca mektuba baktı bir süre. Şimdi kim, rutubetli de olsa yatağından kalkıp, hazırlanıp taa Cadı Mahallelerine gidecekti?

Diiiiing!

Phoebe Leugonas!

DA-DA-DA-DANNNN....

A-ah, yanlış cevap... Lütfen tekrar deneyiniz.

Phoebe'nin mutfağa bile gidecek hali yoktu. Sihirli birkaç sözcük yetiyordu yiyeceklerin odasına gelmesi için. Bu yüzden teyzesiyle bile tartışmıştı hatta -eğer bir koftiyle aynı evde yaşıyorsanız sihir yapmanız Azkaban'a gitmek için yeterli bir sebep olabiliyordu- ama kadın, onun miskin ve hayattan kopmuş halini görünce devam etmedi.

İşte, durumu bu kadar kötüydü. Kofti teyzesi bile ona acıyordu.

Phoebe, çikolatasından bir ısırık daha aldı. Tatil, ona yaramıyordu!

 

# * # * # * # * # * # * # * # * # * # * # * # * # * # * # * #

 

Fia'ya,

Seni dış dünyayla tanıştırmak istiyorum. Eminim, onu seveceksin. Meydanda buluşalım mı?

                                                                          Sirius

 

Aurora'ya,

Dış dünyanın bana göre olmadığına karar verdim. Gel gör ki peşimi bırakmıyor. Benimle buluşmak istiyor.

                                                                              Fia

 

Fia'ya,

Üstüne alınma ama yapacak daha iyi bir işim yoktu.

                                                                            Sirius

 

Aurora'ya,

Üstüne alınma ama senden bahsetmiyordum.

                                                                  Fia

 

Sirius, diğerleriyle birlikte sekizde başlayacak maça yetişmek için acele ediyordu. Şu muggleların quidditch maçları çok eğlenceli geçiyordu.

Tam odasından çıkıyordu ki baykuşunun pencereyi tırmaladığını gördü.

Hayvanın ayağındaki notu çabucak çözdü ve okudu. Okudukları pek hoşuna gitmemişti ama. Cevap olarak bir şeyler karaladı ve baykuşun ayağına bağladı. Ardından diğerlerine yetişmek için odadan çıktı.

 

Fia'ya,

Ben de kofti teyzenle nereye takılacağınızı merak etmiyorum zaten.

Şimdiden iyi eğlenceler.

                                                                           Sirius

 

Phoebe, notu okumayı bitirdiğinde gözlerini devirdi ve kâğıdı buruşturup yanındaki çikolata ambalajıyla birlikte top yaptı ve köşedeki çöp kutusuna nişan aldı.

"Ah, hadi..." Phoebe, çöpü bayağı bayağı ıskalayan atışına gözlerini devirdi. Formdan bir hayli düşmüştü. Oysa Hogwarts'ta snitchi hiç sektirmeden Eric'in kafasına isabet ettirirdi. Tembellik, onu çürütüyordu.

"Kusura bakma Petto." dedi uyuşukça. Hayvan, çöpe hiç ulaşamamış olan atışı kafasına yemiş olmasının verdiği sinirle kanatlarını açıp kapatıyor, sahibine çirkeflik yapıyordu.

Phoebe, gözlerini kıstı. "Baykuşça nasıl küfür ediliyor, bilmiyorum ama istersen sabrımı zorlama Petto."

Hayvan, birden dırdırı kesti. Phoebe bilmiş bilmiş sırıttı.

"Eh, şu kızları bir yoklayalım ha, ne dersin Petto?"

 

# * # * # * # * # * # * # * # * # * # * # * # * # * # * # * # * #

 

"Ne sıkıcı maçtı ama..." Peter homurdandı. "Tüm maç boyunca sadece iki gol görebildik."

James, kapıyı arkasından kapattı ve atkısını boynundan çekip bir kenara attı.

"Heyy, yavaş ol." Sirius, yüzüne yapışan sarı kırmızılı atkıyı çekti.

"Pardon Pati, görmedim." James, montu ve kazağıyla boğuşurken bir taraftan da ayakkabılarını çıkarmaya çalışıyordu.

"Şu an pek bir şeyi gördüğünü sanmıyorum." diye mırıldandı Remus, arkadaşının acelesine gülümserken. Maç boyunca yerinde duramamıştı zaten. Oyunculara demediğini bırakmamış, çenesini bir an olsun kapatmamıştı. Ama belli ki yaptıkları -Sirius da boş durmamıştı-  pek akıllıca değildi çünkü daha ilk yarıyı göremeden tribünden atılmışlardı.

Diğerleri homurdanıp duruyor olabilirdi ama Remus, dayak yemekten kurtuldukları için memnundu. Belki de yuhaladıkları takımın tribününde olmasalardı her şey daha farklı olabilirdi.

"Bu mugglelar da çok sıkıcı..." diye lafa başladı. Remus, her nedense bunu söyleyenin James olmasına hiç şaşırmadı. Tıpkı devam edenin de Sirius olmasına şaşırmadığı gibi.

" Futbol da nedir abi? Elleri dururken ayaklarını kullanmak da ancak onların aklına gelirdi zaten."

Remus, önceden onların bu muggle oyununu pek eğlenceli bulduklarını hatırlatmadı.

"Ben acıktım." dedi Peter, hemen sonra onu destekler gibi karnı büyük bir gürültüyle guruldadı.

James güldü ve snitchi cebine attı. "Ben de Kılkuyruk ne zaman bunu söyleyecek diyordum."

 

# * # * # * # * # * # * # * # * # * # * # * # * # * # *# * # * #

 

Eve gidince bavulunu hazırlaması gerekiyordu. Sonra da teyzesi, posterlerini çıkartamasın diye -zaten çıkartamazdı, o bir koftiydi ama o deli kadının akıl almaz yöntemleri vardı- kalıcı büyünün üstünden bir kez daha geçmesi gerekiyordu.

Kısacası çok işi vardı.

Bir de Sirius vardı.

Artık evini öğrenmişti -teyzesinin evini-, yani onun kim olduğunu öğrenmiş olabilirdi. Teyzesiyle aynı soyadını taşımıyordu gerçi ama bu Sirius'tu... En ufak bir ipucunu bile havada kapacağından hiç kuşkusu yoktu.

".... Sen ne diyorsun Phoebe?"

"Hı?" Phoebe, ona dönen kafalardan bir şeyler kaçırdığını sezdi.

"Yine nerelere daldın?" Rony, gözlerini devirdi, sabır dilenircesine. Phoebe, elindeki pipeti onun özene bezene yaptığı buklelerine dolamak istedi. Ve o bukleleri çekmek. Çekmek. Parça pinçik etmek.

"Ne diyordunuz?" dedi tatlı bir gülümsemeyle. "Dalmışım da." Rony'nin saçını sonra da yolabilirdi.

Sophie, ona sinsi bir bakış attı. "Ben senin nerelere daldığını çok iyi biliyorum."

Bir anda masadaki bakışların hepsi ona döndü. Phoebe, dört kızın dördü de ona bakarken ne demesi gerektiğini bilemedi birden.

"Kahin Phelps, bu sefer ne yumurtlayacak acaba?" Phoebe, avuçlarını yanaklarına dayadı. "Merakla bekliyoruz?"

Gülüşmeler oldu. Kızlar aralarında Sophie'ye böyle takılırlardı. Kahin. Bu ismi de Phoebe bulmuştu elbette.

Ama Sophie gülmüyordu. "Bunun için yeteneklerimi kullanmama gerek kalmadı canım." dedi, canından adeta zehir akıtırken. "Bana sen söyledin ya Black'le yazıştığını."

DA-DA-DANNN......

Phoebe, zihninde kendince ölüm temalı fon müzikleri bestelerken ona yönelen çıldırmış bakışları görmezden gelmek istedi.

"BLACK Mİ?"

"Black mi dedin?

"İnanamıyorum. Şaka mı yapıyorsun?"

"Yoksa Black'in yazıştığı şu kız... Phoebe?!"

Phoebe, Sophie'ye baldan tatlı bir bakış attı. Karşılığını da aldı. Şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. Bu kız, bu cesareti nereden bulmuştu?

Hiç önemli değildi. Phoebe, acilen konuyu Sirius Black'ten uzaklaştırmalıydı. Sophie'nin de sırası gelecekti.

"A, size söylemedim mi?" dedi kaşlarını çatarak.

Kızların hepsi bir ağızdan bağırıştılar. Phoebe, onları eliyle susturdu. "Kızlar, kızlar, bir ağızdan konuşmayın. Evet, evet, böyle beni dinleyin." İstediği havanın oluştuğunu görünce kendinden emin bir şekilde hikayesini anlatmaya koyuldu.

"Önce, Black'in sandığınız kişi olmadığını söylemem gerek. Benim yazıştığım Regulus."

Heyecanlı atmosfer, balon gibi söndü. Merak ve heyecandan kıvranan bakışların yerini havaya kalkan ve çatılan kaşlar almıştı. Sophie de en az onlar kadar şaşkın görünüyordu.

Phoebe, onlara üstten bir bakış attı. "Evet, Regulus. Ne o, beğenemediniz mi?"

Ama bu tavrı daha da meraklandırdı. Kızlardan en ufak tefek ve belki de en meraklı olanı sordu. "Ne yani Phoebe, şimdi Regulus ve sen..."

Phoebe, onlara keskin bir bakış attı.

Ve kahkahayı patlattı.

"Saçmalamayın kızlar. Onunla sadece dalga geçiyorum, o kadar. Onun da beni pek ciddiye aldığını sanmıyorum gerçi." dedi alayla gözlerini devirirken.

Masadaki gergin hava yerini kahkahalara bırakırken Phoebe, kızların meraklı sorularını ustalıkla karşıladı. Yalanına bulabileceği en güzel kılıfı buldu, onunla sardı sarmaladı, herkesin görebileceği en güzel köşeye koydu.

Konu yavaş yavaş ondan kayarken Phoebe, içini bir huzursuzluğun kapladığını hissetti ve bu yalanının başına dert açmamasını umdu.

 

 

 

 

End Notes:

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

Merhaba!:))

Beğenmeniz dileğiyle, iyi eğlenceler!:P

 


 

 

Alkışlar büyük salonu titretirken Sirius, yanında oturan James'e baktı. Kuşkusuz ikisi de aynı şeyi düşünüyordu.

Evlerine dönmüşlerdi.

Herkes şarkıyı farklı tonda ve zamanda bitirirken Çapulcular, bu sefer dinlemeyi tercih etmişlerdi. Salondaki ışıklar o kadar göz kamaştırıcı, yemekler o kadar lezzetli, herkes o kadar mutlu... Kısacası her şey kadar güzeldi ki Sirius, bu anı mahvetmek istemedi ve arkadaşlarından alacağı intikamı başka bir geceye ertelemeye karar verdi. Mesela quidditch antrenmanlarının olacağı bir geceye.

Hiçbir şeyden habersiz, masumca yemeğine gömülen James'e sinsi bir bakış attı. Büyük ihtimalle her şey onun başının altından çıkmıştı zaten.

Gecenin ilerleyen saatlerine, tatlıların da bitip tabakların ortadan kayboldukları zamana dek farklı bir şey olmadı. Geleneksel Hogwarts'a dönüş yemeği tadındaydı her şey. Dumbledore'un iki kelimelik konuşması, okul korosu ve tarihinin en berbat marşlarından biri... Her şey olağandı işte.

Sadece bir şey dikkatini çekmişti Sirius'un. Belki önemsiz bir ayrıntıydı ama... Yine de dikkatini çekmişti.

Kardeşine kim mektup gönderirdi ki?

 

# * # * # * # * # * # * # * # * # * # * # * # * # * # * # * # * # * # * #

 

Fia'ya,

Quidditch sever misin?

                                       Sirius

 

Aurora'ya,

Kim sevmez ki?

                             Fia

 

Fia'ya,

O zaman quidditch sahasına gel.

                                                    Sirius

 

Aurora'ya,

Bunun neden olamayacağına dair uzun bir listem var Sirius.

                                                                                           Fia

 

Fia'ya,

Çok özlü iksir stoğuna ne oldu? Yoksa gereksiz harcamalarından bitti mi?

                                                                                                     Sirius

 

Aurora'ya,

Eğer gölge gibi beni izliyor olmasaydın stoğum bitmezdi.

                                                                                Fia

 

Fia'ya,

Seni mi izliyormuşum? Bak sen, neden benim haberim yok?

                                                                                         Sirius

 

Phoebe, kağıdı buruşturup masanın altındaki çöp krallığına yolladı. Sirius'un arkadaşlarıyla uğraşacağını ummuştu. Ne de olsa onlar, bunu hak etmişti. Ne var ki burada da her zamanki şansı devreye girmişti ve bingo! Ve ibre yeniden Phoebe'yi gösteriyordu.

Sirius'un huysuz hallerini çekmek hiç de eğlenceli değildi.

Yine de onunla atışmak eğlenceliydi. Bunu inkar edemezdi.

Pıt pıt.

Pencereye vuran ayakların sahibi kabarık tüylü, kapkara hayvanı görünce Phoebe, sıkıntıyla nefesini verdi. İşte başlıyordu.

Notu ayaklarından çözüp aldığında bile ısrarla gitmeyen hayvana kötü bir bakış attı. Kendisi gibi hayvanı da uyuz şeyin tekiydi işte. Phoebe, aklına gelen bir fikirle hayvana cebinden çıkardığı bir knutu uzatmaya kalktı. Uzatmaz olaydı, az kalsın parmağından olacaktı.

Sonunda onu boş verdi. En fazla bu soğukta ölürdü, ne olacak! Kendi hayvanı değildi ya!

Notu açmadan önce kâğıdı dikkatini çekti. Soluk sarı ve kenarları yeşil işlemeli oldukça pahalı görünen bir kâğıttı. Phoebe, kaşlarını kaldırdı. Sirius'la çok farklıydılar.

 

Merhaba,

Öncelikle kim olduğunu bilmediğim için sana nasıl hitap etmem gerektiğini bilemiyorum. Bu da beni asıl soruma getiriyor.

Sen kimsin?

Notun çok gülünçtü. Benimle tanışmak istiyorsun falan filan... Sen beni aptal mı sandın? Kim olduğunu ortaya çıkaracağım mankafa. Beni oyuna getiremezsin.

NOT: Baykuşum senin cevabını bekleyecek. Sakın ona para vermeye kalkma!

                                                                              Regulus Arcturus Black

 

Phoebe, notu okuduktan sonra bir dakika boyunca boş boş kâğıda baktı. Baktı, baktı, baktı... Ve kahkahayı bastı!

Kim olduğunu ortaya çıkaracakmış...

HA HA HA!

Phoebe, aniden onu saran bir dürtüyle buruşturduğu kâğıdı açtı ve kırışıklıkları düzeltmeye kalktı.

Okuduğu şu muggle kitaplarındaki dedektif gibi hissetti kendini birden. Dedektif bir muggle idi -ne de olsa kitabın yazarı da öyleydi- ama yetenekleri olağanüstüydü.

Şimdi, o da bir dedektifti.

Kendini buna inandırarak kağıdı gece lambasının ışığında bir daha inceledi.

Parşömen ince, kaliteli, zarif ve pahalıydı. Bu da klasik Black tarzından başka bir şeyi göstermiyordu.

Yazıya yöneldi Phoebe. Harflerin yazılışlarına dikkat etti. Güzel bir yazısı vardı Black'in. Güzel, italik bir yazı. Harflerdeki kıvrımlara ve uzatmalara bakılırsa zarif biriydi. Ama kalemin nasıl bastırılarak yazıldığına bakacak olursa sert biriydi de aynı zamanda. Ve hayır, aceleci biri değildi. Aksi halde her harfte bu kadar mürekkep bırakacak zamanı bulamazdı.

Zarif, sert ve uyuşuk biri.

Phoebe, yavaş yavaş ilerlediğini hissediyordu. Notun içeriğine geçti.

Kibar bir şekilde başlamış da olsa notun ortalarına doğru çirkefleşmeye başlamıştı. Phoebe durdu ve bilmiş bilmiş başını salladı. Black de abisi gibiydi. Ne kadar asil -alaycı bir ses çıkardı- görünürlerse görünsünler aslında ikisi de derinlerde bir yerde çirkef bir ruha sahipti. Phoebe, böyle düşünüyordu. Sadece Black, abisi kadar rahat görünemiyordu belki.

Not incelemeyi bitirdiğinde cevap yazmak için önüne bir parşömen çekti.

 

Ben kim miyim?

Seninle dalga geçmek isteyen birisi diyelim. Doğrusunu istersen bunu kolaylaştırıyorsun da. Çok çabuk sinirleniyorsun mankafa.

NOT: Baykuşun da senin gibi uyuzun teki. Knut verdim almadı. Belki de galleon istiyordur?

 

Phoebe, notu hayvanın ayağına bağlamadan önce bir an için duraksadı. İşler, hiç de umduğu gibi gitmiyordu.

Kızların üstelemesi sonucunda akşam yemeğinde Black'e not göndermek zorunda kalmıştı. Onlar, bunun her zamanki yazışmalarından biri olduğunu sanıyordu ama yanılıyorlardı. Eğer biraz dikkat etselerdi Black'in nasıl şaşırdığını görürlerdi.

Peki, şimdi ne yapacaktı?

Bu notlaşma ne zamana kadar devam edecekti? Belki de kızlar bu konuyu unuturlardı ve Phoebe de notlaşmayı keserdi. Ya işin peşini bırakmazlarsa?

Phoebe, kaşlarını çattı. O zaman da notlaşmayı kestiğini söylerdi.

Bu iş başlamadan bitsin istiyordu. Hepsi-

Horrrrr......

Phoebe, sinirle arkasına döndü. Sarışın oda arkadaşı, ranzalardan birinde derin bir uykuya dalmıştı. Onu parçalamamak için kendini zor tutuyordu. Ama onun da sırası gelecekti.

Notu gönderdikten beş dakika sonra pencerenin tıklatılmasıyla uyuyup kaldığı yerde sıçradı.

 

Kim olduğunu öğreneceğim.

O zaman umarım bu mizahını kaybetmezsin.

                                                                    Regulus Arcturus Black

 

Nota yanıt vermedi. Baykuş da onu beklememişti zaten. Pijamalarını giydi ve yorganı üstüne çekti. Artık Black not yazarsa cevap vermeyecekti. Kızlar sorarsa da geçiştirirdi. Ne de olsa bir kere not gönderdiğini görmüşlerdi, bundan sonrası kolaydı.

Tam uykuya dalmak üzereydi ki pencereden gelen seslere uyandı.

Simsiyah, uzun kanatlı baykuşu görünce gülümsedi. Bu, Sirius'un baykuşuydu.

 

 

Fia'ya,

Sürekli kaçıp saklanmandan bıktım Fia.

Kim olduğunu öğreneceğim. Ve o zaman umarım bu mizahını kaybetmezsin.

                                                                                                               Sirius

 

 

Phoebe, yavaşça yutkundu. Ve çok yavaşça son iki cümleyi bir daha okudu.

Gerçekten, başının derde girmeyeceğini mi düşünmüştü?

 

 

 

 

 

End Notes:

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

Evet, son güncellemeden beri neredeyse üç hafta geçmiş. Önümüzdeki hafta da vizelerin başladığını hesaba katarsak bir sonraki bölüm iki hafta sonra gelecek arkadaşlar. Ondan sonra eski düzene devam ediyoruz.:)

Neyse, bu bölümün daha uzun olduğuna bakarsak sanırım arayı kapattım sayılır?:D

Beğenmeniz dileğiyle, iyi okumalar.:P

 


 

 

 

"Artık uslanmışsınızdır umarım." dedi Sirius, koruma kalkanını indirmeden koltuklardan birine kuruldu.

Komik bir görüntüydü doğrusu. Koruma kalkanının altında bir çocuk, şöminenin önündeki koltuklardan birine kendini atmış; onun dostlarına benzeyen ama bakışları pek dostça olmayan diğer üçüyse ayakta durmuş, üstlerinden damlayan sularla çevrelerinde minik göletler oluşturuyorlardı.

Belki de bu, sadece Sirius için komikti.

"Seni anlıyorum Sirius." Remus, sakince konuşmayı denedi. "Bize kızgınsın. Ama bu, sence de fazla olmadı mı?"

Sirius, ona baktı. Bakıra çalan kahverengi saçlarından yere şıp şıp damlayan sular Remus'u her zamankinden daha da solgun gösteriyordu.

"Aslına bakarsan Aylak..." dedi, kalkanını nihayet indirmeye karar verdiğinde. "Sana kıyak bile geçtim. Ama sırf kurtçuk üşütüp hastalanmasın diye. Yoksa fazla neymiş görürdün."

Remus ona cevap vermedi. Fazla sinirliydi.

Ama James patladı.

"BİZİ PEEVES'E SATTIN!"

PUFF

Sirius, yok olan kalkanına baktı, bir de üzerine doğru gelen James'e.

"Expelliarmus!"

"Protego!"

An farkıyla öne geçen Sirius, James'e pis bir bakış attı. "Çatalak, iyi görünmüyorsun. Senin quidditch antrenmanın yok muydu?"

James, adımlarını yavaşlattı ve Sirius'un ve onun kalkanının karşısına oturdu.

"Biri antrenmanımın içine etti." dedi fazla kibar bir sesle.

"Ben yatmaya gidiyorum." dedi Peter, yorgun bir şekilde, hiçbirine bakmadan -özellikle de Sirius'a- merdivenleri tırmanmaya koyuldu.

"Rüyanda Sümsükus'u gör!" diye bağırdı Sirius ardından ama karşılık alamadı.

"Tamam..." Remus, konuşmaya yeniden dâhil olmaya karar verdiğinde Peter, çoktan gözden kaybolmuştu.

"Peeves'le bir olup bize dersimizi verdin. Buna bir şey demiyorum." dedi, iki elini de havaya kaldırdı. "Ve yaptığımız da yanlıştı. Senin arkandan iş çevirmemeliydik.."

Sirius, alaycı bir ses çıkardı.

"... Ama bunu neden yaptığımızı anlayabiliyorsun, değil mi?"

"Hayır, anlamıyorum." dedi Sirius kollarını önünde bağlayarak. Bu haliyle şımarık bir çocuktan farkı yoktu. "Anladığım tek şey, sizin beni bir aptal konumuna düşürmeniz."

"Ne de iyi anlamışsın." dedi James, zehir gibi bir sesle.

Sirius, ona bir bakış attı. Aynı anda kalkanı da yok oldu.

"Bir aptala göre fazla iddialı konuşuyorsun Çatalak."

"Kolay anlamıyorsun ne de olsa."

"Ve bunu sen söylüyorsun?" Sirius, tek kaşını kaldırdı. Kendisini görmüyor muydu?

"Beyler..." diye araya girmeye çalıştı Remus. "Gereksiz yere kavga ediyorsunuz."

"Evet, ben söylüyorum. Ne olmuş?" dedi James.

"Beni yargılama James, bunu söylüyorum." Sirius, koltukta öne doğru eğildi. Gözleri kısılmıştı ve sinirden sağ yanağı kasılıyordu. "Evans konusunda hep yanında oldum, değil mi? Sen neden bunu benim için yapamıyorsun?"

James'in ifadesi karıştı. Sert bakışları biraz yumuşadı, pişmanlık ve koruma duygusuyla doldu ama bunların yanında ilgisizlik ve inkâr da yerini aldı.

"Evans mı? Konumuzla ne alakası var ki? Hem ben onu tanıyorum." diye üsteledi. "Mesela Evans, bir Slytherin değil. Bir ölüm yiyen değil. Yani en azından onu tanıyorum.

"Ben de Fia'yı tanıyorum, eğer tüm sorun buysa. Ve o, bir Slytherin değil. Ölüm yiyen de değil. Şimdi rahatladın mı?"

"Nerden biliyorsun olmadığını?" Sinirle karışık alaylı bir gülümseme kapladı James'in dudaklarını. "Yoksa bunu da notunda mı söyledi?"

"HAYIR, BEN SÖYLÜYORUM, TAMAM MI?" Sirius, ayağa fırladı. "BEN APTAL DEĞİLİM, NEYİN NE OLDUĞUNU ANLAYABİLİRİM. BİR ÖLÜM YİYENLE KONUŞTUĞUMDA DA ONU TANIYABİLİRİM."

James de ayağa fırladı. "Tamam, o zaman. Onun kim olduğunu öğrenelim ve mesele de burada kapansın."

Sirius, tüm nefretini gözlerini diktiği yere kustu. "Tamam." dedi sonunda, bakışlarını yerden kaldırmadan. "Ama bu işte yalnızım, bu sefer karışmayı aklınızdan bile geçirmeyin."

 

# / * / # / * / # / * / # / * / # / * / # / * / # / * / # / * / # / * / # / * / #

 

"Pekâlâ."

"Pekâlâ."

"Kendi kuyusunu kazdı."

"Sana bulaştığına göre..."

"Buna pişman olacak."

"Nedense seninle aynı fikirdeyim."

Ona bıkkın bir bakış attım. "Yardımcı olmuyorsun."

Kıkırdadı. Eric'le uğraşmak dünyanın en kolay şeyi gibi gelebilirdi size. Ve de en eğlencelisi. Bu yüzden onun sizin asla sahip olamayacağınız kadar parlak ve yumuşak saçlarının arasına sandviçinizden parçalar atarken onun acı çektiğini görmenin dünyanın en güzel şeylerinden biri olduğunu söyleyebilirim. Çünkü bir kız, böyle saçlara sahip olamazken bir oğlanın sahip olması haksızlıktı.

Ya da ben çok kötü biriydim.

İşte güzeldi, onunla uğraşmak. Benim bu okula başladığımdan beri aksatmadan yaptığım iki şeyden biriydi. Birincisi en güzeli, en özeliydi.

Karanlık Sanatlar.

Bundan vazgeçebileceğimi düşünmüyordum.

Tıpkı ikincisinden vazgeçemeyeceğimi düşündüğüm gibi.

Eric'le uğraşmak.

"Ama ben yardımcı olduğumu sanıyordum. Acaba seni nerede kaybettim?" dedi parmaklarını buklelerinden geçirirken. "Ama dur bir saniye.. Benden söylediklerinin tamamını hatırlamamı falan beklemiyorsun, değil mi?"

Ama gün gelip devran döndüğünde ve onun borusu ötmeye başladığında Eric, olup olabileceği en acımasız kişi olur.

"Önemli değil Eric." dedim kelimeleri yayarak, önemli değilmiş gibi elimi salladım. "O sırada çok daha önemli şeyler düşünüyordun muhtemelen. "Saçın gibi mesela. Ya da tırnakların."

"Vazgeçtim." dedi, suratı asılmıştı. Ona bu imaları yapmamdan nefret ediyordu. "Yardım falan etmiyorum."

Omzumu silktim. "Sen bilirsin." dedim ve o, masadan uzaklaşırken jambonumu ona vermediğimin farkına varmamla neşem yerine geldi. En azından jambonlar hala duruyordu.

 

# / * / # / * / # / * / # / * / # / * / # / * / # / * / # / * / # / * / # / * / #

 

Aurora'ya,

Canım çok sıkkın. Sen ne yapıyorsun?

                                                        Fia

 

Fia'ya,

Uyumaya çalışıyorum.

                                   Sirius

 

Phoebe, kaşlarını çattı. Neden terslemek zorundaydı ki? Konuşmak, bu kadar zor muydu?


 Aurora'ya,

Nedense hiç şaşırmadım.

                                          Fia

 

İnadına yazdığı son cevabı da baykuşun ayağına bağladıktan sonra yatağa girdi. Sirius'un cevap yazmayacağını biliyordu.

Bazen içinden onu levicorpuslamak geçiyordu. Tüm okulun önünde. Akşam yemeğinden hemen önce, Dumbledore'un konuşmasından hemen sonra.

Böylece ne renk don giydiğini öğrenmiş olurlardı.

Aynı onun ve James'in Snape'e yaptıkları gibi.

Onları suçlu bulmuyordu. En azından bu konuda... Snape'ten o da haz etmezdi.

Ama ikisinin kendilerine olan aşırı güvenlerinden nefret ediyordu. Kendisine bulaşmadığı sürece James'in ne yaptığı umrunda bile değildi ama Sirius, onun elinden kurtulamayacaktı.

"Ah, sen hala yatmadın mı?"

ÇAT!

Phoebe ve Sophie, aynı anda yerlerinde sıçradı. Sophie, ürkmüş görünüyordu ama Phoebe sadece şaşkındı.

"O ses de neydi öyle?" dedi Sophie sesini yükseltmeye çekinerek.

"Bilmiyorum. Pencere?" Phoebe, etrafına baktı.

"Pencere kapalıydı." dedi Sophie garip bakışlarını Phoebe'den çekmezken.

"Kapı-pencere-dolap-ne?" dedi hala ona bakan Sophie'ye kaşlarını kaldırdı. "Neden öyle bakıyorsun?"

"Şeyy, Phoebe..." Sophie, çekinerek konuştu. "Sanki ses, senden gelmiş gibiydi."

Phoebe ona, Hogwarts'ın ilk günü aslında Ravenclaw'da olması gerektiğini söylediği zaman baktığı gibi baktı.

"Bu çok saçma." diye mırıldandı. "Ve de imkânsız."

Sophie'nin kaşları inanmadığını gösterir gibi yukarı kalktı. Yine de bir şey demedi. Kıyafetlerini değiştirip yatağına yattı. Yatar yatmaz da hemen perdesini çekti.

Phoebe, bir süre kaşları çatık, onun bulunduğu tarafa baktı. O, bu kadar erken yatmazdı ki?

"Sophie."

Cevap gelmedi. Belki de uyumuştu?

"Sophie."

Ama içinden bir ses, onun uyumadığını söylüyordu ve Phoebe, sezgilerine çoğu zaman güvenirdi.

Zaten okula döndüklerinden beri aralarında elle tutulur bir gerilim vardı. Phoebe,  açıkça olmasa da Sophie'yi görmezden geliyordu. Sophie ise açıkça olmasa da Phoebe'den köşe bucak kaçıyordu.

Bu gece hariç.

"Sophie." dedi tıslar gibi. Okula döndüklerinden beri Sophie'yi milyonlarca parçaya bölme isteğini zapt edebiliyordu.

Bu gece hariç.

Sophie, cevap vermedi, uyumuş görünüyordu.

"Aç şu lanet perdeleri!" Phoebe, ayağa fırladı.

Ve perdeler birden açıldı.

"Ne oluyor?" dedi şaşkın görünen Sophie, yarı uykulu gibiydi. "Perdeyi nasıl açtın?" dedi, korkmuş gibi ekledi. "Etrafına büyü yapmıştım."

"Öyle mi?" Phoebe, küçümser gibi tek kaşını kaldırdı. "Bir şeyden mi korkuyorsun yoksa?"

"Ha-hayır." Sophie, ona sanki onu daha önce hiç görmemiş gibi bakıyordu. Ela gözleri koyulaşmıştı ve etrafında tehlikeli bir hale parıldıyordu. Sophie, korkudan donakalmıştı.

"Ben-Phoebe..."

O an açılan kapıyla Sophie'nin kekelemesi yarıda kesildi.

"Kızlaaar, bilin bakalım, yarın dönemin ilk partisini kim veriyor?"

Phoebe, içeri girenlere baktı. Rony'i ve peşinden gelen Tiffany ve küçük Daisy'i gördü.

Onu saran bulutların dağıldığını hissetti. Artık içinde her an şimşek çakacakmış gibi de hissetmiyordu. Sakindi ve yorgundu.

Sessizce yatağına girdi ve perdeyi çekti.

 

 # / * / # / * / # / * / # / * / # / * / # / * / # / * / # / * / # / * / # / * / #

 

Sirius, gözlerini kapatmamak için kendisiyle mücadele veriyordu. Ama yavaş yavaş yeniliyordu. Zihni çok yorgundu, bilinçli kaldığı her an kendisi için işkence gibiydi.

Öyleyse neden uyumuyordu?

Sahi, neden uyumuyordu?

Daha fazla direnemedi. Gerisingeri boşluğa düşerken etrafındaki her şey rengini kaybetti ve siyaha teslim oldu.

Şimdi karanlıktaydı. Hiç ışık yoktu. Buna rağmen düz bir çizginin üzerinde yürüdüğünü biliyordu. Ve o yolda yürümek zorunda olduğunu hissediyordu. Bunu nereden uydurduğunu bilmiyordu ama bu, ona çok gerçekçi gelmişti.

Ve bir şey daha vardı.

Sirius, izlendiğini hissediyordu. Ve bu, çok daha gerçekçiydi.

‘Evet, yürüyorum' diye düşündü. ‘Yaptığım şey bu. Ama beni izleyen şu-şey de ne?'

"Sen yürümeye devam et Sirius."

Sirius, korkudan donakaldığını hissetti. Kalbi artık atmıyordu. Nefes almayı ise çoktan bırakmıştı.

"Sadece yürü Sirius." dedi aynı ses yeniden. "Sen sadece yürü."

Korkusuna büyük bir parça da çaresizlik katılırken artık sonsuza dek burada kalacağını düşünüyordu. Gittiği yol hiç bitmeyecekti.

Bir yanı buna çok öfkeliydi.

Ama Sirius, o yanıyla konuşmaya cesaret edemiyordu. Şimdi değil. O, buradayken değil.

Artık konuşmasa da onun varlığını hissedebiliyordu ve onun kontrolü elinde tuttuğunu biliyordu. Ama bir yanı buna çok öfkeliydi.

‘Ben korkak değilim.' diye düşündü. Sirius'un bu yanı, onun düşüncelerini okuyabileceğini biliyordu ama buna umursamıyordu. Çünkü o, korkak değildi. Cesurdu. Ve gözü karaydı. Asiydi ve cesurdu.

Sirius Black, bir korkak değildi.

Yürümeyi bıraktı.

"Yürümen gerek Sirius. Aptal olma. Yaşamak için yürümen gerek."

"Neden?" dedi Sirius, ilk defa düşüncelerini sesli dile getirerek.

Cevap gelmedi.

Sirius, ondan bir süre daha cevap bekledi ama tek bir ses bile duymadı.

Beklemekten vazgeçti. Tam çizgiden ayrılmaya karar vermiş, boşluğa yöneliyordu ki ses, tüm şiddetiyle geri döndü.

"SANA YÜRÜ DEDİM!"

Karanlığın içinden yükselen alevler her tarafı sarmıştı şimdi. Neyin ne zaman olduğunu takip edemezken sesin içinden ayrılan iki aykırı tını tüm şiddetiyle kulaklarını doldurdu. Beyninin içinde yankılanıyordu, tekrar ve tekrar. Patlayacak gibiydi. Ses, boşluğu yutmuş ve cehennemi getirmişti sanki.

Kanının donduğunu hissetti. Çaresizdi.

Ama artık kendi gibi hissedebiliyordu da. Sirius gibi. Gülümsedi. Artık korkmuyordu. Ölmesi gerekiyorsa öyle olacaktı.

Ama yürümek değil. Tüm benliğini dolduran isyan kıvılcımları, ona kim olduğunu hatırlattı.

Çığlıklar kesildi.

Alevler kayboldu.

Birdenbire her şey değişti.

Bir boşlukta değildi artık. Karanlıkta değildi. Sirius, etrafına baktı. Bir gökyüzü ve sonsuza dek uzanıp giden bir çayırlık...

Yeniden yürüyordu şimdi ama bu sefer öyle istediği için. Ve artık onu izleyen biri yoktu.

Yürüyordu ve manzara değişmiyordu. Mavi gökyüzü ve çayırlar...

Ne kadar olduğunu bilmediği bir zamandan sonra yanında biri belirdi. Havada buharlaşarak beliren şey -bir kızdı- onunla beraber yürümeye başladı.

"Merhaba." dedi kıza, çapkın ya da kibirli olmaktan çok uzak bir gülümsemeyle. Böyle yaparsa onu kızdıracağını düşünüyordu çünkü.

"Merhaba." dedi kız, sevimli bir ses tonuyla. Sirius, onu görmek istese de başını yan tarafına çeviremiyordu.

"Beni tanıdın mı?"

Umutsuzca başını salladı. Sanırım onu hiçbir zaman göremeyecekti. "Phoebe."

Kız, kaşlarını çattı. Sirius, onu görmediği halde bunu nasıl bilebildiğini sorgulamadı.

"Kim olduğumu öğrendin mi?" dedi, sesi içine kaçmış balon gibi güçsüz çıkmıştı.

"Evet, Phoebe." dedi garipçe. "Seni tanıyorum."

Bir kıkırtı duyuldu. "Artık saklanmaktan yorulmuştum zaten."

Sirius, yorgunca gülümsedi. Yürürken eline çarpan eli hissedebiliyordu. Eli avcuna aldı. "Ben de aramaktan yorulmuştum." dedi ve ekledi. "Gerçekten, bu gerekli miydi?"

Kız, ona üzgün bir bakış attı. Sirius, bunu nasıl bilebildiğini hala bilmiyordu.

"O zaman seni tanıyamazdım Sirius." dedi kırık çıkan sesiyle.

Sirius, ona neyden bahsettiğini sormak istedi ama sormadı. Bu sözleri bir yerden hatırlıyordu.

Aynı anda gökyüzünde bir şimşek çaktı.

Sirius, başını yukarı çevirdi; tek bir bulut bile göremedi, bu çok garipti.

"Phoebe..." dedi kızın elini daha da sıkı tutarak. "Bir gariplik hissediyor musun?"

Kız, ona cevap vermedi. Sirius, endişelendiğini hissetti. "Phoebe?" dedi elini daha  güçlü sıkarak.

"Buradayım." dedi Phoebe ama sesi bir tuhaftı. Birden yürümeyi kesti ve arkasına dönüp bağırdı.

"Bizi korkutabileceğini sanıyorsan çok yanılıyorsun aptal! Cehenneme kadar yolun var!"

Ve Sirius'un elini de çekiştirip çayırlıkta koşmaya başladı. Şimdi sadece rüzgârı ve elini tutan eli hissediyordu.

 

"Sirius... Sirius, uyan." Peter, kanepede uyuyakalmış arkadaşını yerinden kaldırmaya çalışıyordu.

Sirius bir anda gözlerini açınca irkilerek geriye sıçradı.

"Yatağına gitsen iyi olacak." dedi Peter, biraz geride duruyordu.

Sirius, boş gözlerle ona baktı.

"Ortak salonda uyuyakalmışsın Sirius. Saat sabahın üçü." Peter, anlamsızca ona açıklamalar yapmaya çalışırken Sirius yavaş yavaş uykulu halinden sıyrılmıştı.

"Tamam, geliyorum." dedi kısık sesle. Hala kalbi gümbür gümbür atıyordu.

"Ee, tamam o zaman." Peter, başını kaşıyarak bir süre öylece ayakta durdu ama boş boş dikildiğinin farkına varınca merdivenlere yöneldi.

"O kadar da acımasız değilim Kılkuyruk."

Peter, yavaşça arkasını döndü. Sirius, yamuk bir gülümsemeyle ona bakıyordu.

"Rüyanda Sümsükus'u görmeni istemem." dedi suratında bir dehşet ifadesiyle.

Peter, güldü ve merdivenleri çıkmadan önce sırıttı. "İyi geceler Pati, rüyanda Fia'yı gör."

 

 

 

End Notes:

 

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

En son bölümü eklediğim tarihe bakıyorum da en iyisi yeni bölüm mevzularına girmeden sadece bölümü ekleyeyim. İyi okumalar!:D

 

 


 

 

 

 

Bir haftadır doğru düzgün uyumamıştı.

Sinirliydi. Gergindi. Etrafındaki her şeyi parçalamak, kırmak, yok etmek istiyordu.

Ona ne oluyordu, hiçbir fikri yoktu.

Belki biraz uyuyabilse her şey düzelecekti.

"Günaydın." dedi, kıvırcık saçlı çocuğun yanına oturduğunda. Ders, bitkibilimdi ve sınıf henüz dolmamıştı. Onların haricinde serada birkaç Gryffindorlu oğlandan başka kimse yoktu.

Çocuk cevap vermedi. Phoebe, kaşlarını çattı. Sinirlenmeye başladığını hissedebiliyordu. Bu aralar ne kadar çabuk sinirleniyor olduğunu düşünmedi bile.

"Duymadın mı, günaydın dedim?" dedi çocuğa dik dik bakarak.

"Duymadın mı, ben de hiçbir şey demedim?" dedi çocuk aynı şekilde bakarak. Daha az sinirli gözükmüyordu o da.

"Öff, sen de amma alından çıktın ama!" Phoebe, suratını buruşturarak kitaplarına uzandı ve ayağa kalktı. "Kızlar bile bu kadar uzatmıyorlar Eric, biliyor musun?" Son söylediğinin biraz fazla kaçtığını hissetse de buna takılmadı. Birkaç sıra arkaya geçti ve dersin başlamasını bekledi.

 

# / * # / * # / * # / * # / * # / * # / * # / * # / * # / *

 

"Şu yaşlı kızın biraz sevgiye ihtiyacı var." James, kapıdan içeri adımını attığı gibi çantasını koltuğa fırlattı.  Profesör McGonagall'dan bahsettiği, Yaşlı Yarasa'nın Snape olduğu kadar barizdi.

Peter, hemen onun ardından geldi. James'in söylediklerini komik bulmuşa benziyordu. "Belki önceden o da normal biriydi." dedi fikir yürütmeye çalışarak.

James, kendini en yakın koltuğa bıraktı, ayaklarını da Sirius'un üzerinde bir şeyler okuduğu sehpaya koydu. "Çok saçma." dedi sonunda fikrini beyan etmeye karar vererek. "Bence o, doğuştan böyle."

Ortak salonda onlardan başka birkaç kişi daha vardı. Pencereden görünene soğuk ve beyaz temalı manzaranın aksine içerisi sıcaktı ve şöminenin ateşi gibi parlak kırmızıya bürünmüştü. Vakit geçtikçe oda kalabalıklaşmaya başladı ve koltuklar çok geçmeden birer ikişer doldu. Günün son dersinden çıkanlar, ödevleriyle boğuşanlar, sadece ateşin karşısında uyuklamaya gelenler ve biraz patlamalı pişti oynayıp kafa dağıtmak isteyenler... Gryffindor ortak salonu, tıklım tıklımdı. Ateşin en yakınındaki koltuklar, Çapulcular tarafından tutulmuştu. Gerçi James, iki kişilik kanepede tek başına hüküm sürüyordu.

"Heyy..." James, ayağıyla Sirius'un kolunu dürttü. Sirius'un neredeyse içine gömüldüğü çok önemli kitabı merak etmişti. "Ne okuyorsun öyle?"

"Mmm, bir şey değil..." Sirius'on ona dönmemesi James'i daha da meraklandırdı. Ateşin bastırdığı uykusu biraz açılır gibi oldu.

"Bir şey okumuyorsan ne yapıyorsun peki?" James, Sirius'u bir daha dürttü.

Sonunda Sirius, ona dönmeye karar verdi. Suratında garip bir ifade vardı. "Şu dergiye bakıyordum." dedi düşünceli bir tonda.

James, dergiyi onun elinden kaptı.  Peter de onun omzunun üstünden dergiye göz gezdirmeye başladı. "Hey, bu muggle dergisi!"

"Tebrikler Kılkuyruk." dedi Sirius bezgince

"Bu gurubu duymuştum." diye mırıldandı James, ses tonunda bariz bir kıskançlık tınısı duyuluyordu. "Çok hayranları var dostum." dedi, sanki bahsettikleri gurup uzayda yaşıyormuş gibi ilgisiz bir dürüstlükle.

Sirius, başını salladı. "Fia da onları dinliyor."

James, dudaklarını büktü. "Kız işte."

"Beni de onlardan birine benzetiyor."

James, kaşlarını kaldırdı. "İşte bu ilginç."

"Hangisine?" diye atladı Peter. Sirius, onu duymazlıktan geldi. "Seni de onlardan birine benzetiyor." dedi.

James, sırıttı. "İşte bu, daha da ilginç."

"Sanırım gitar çalanlardan hoşlanıyor." diye mırıldandı. Sirius, kendi kendine konuşur gibiydi. James, ona acır gibi baktı ve gözlerini kapayıp arkasına yaslandı.

Birkaç dakika sonra ayaklarının nazikçe itildiklerini hissetti. Gözlerini açtığında sınıf başkanı rozetini göğsüne iliştirmeye çalışan Remus'u gördü.

"Nerede kaldın Aylak?" dedi uyuşukça. "McGonagall'la dersten sonraya mı kaldın yine?"

Sirius, güldü.

Remus, yorgun bir gülümsemeyle baktı. "En son ne zaman dersten sonra McGonagall'la kaldım hatırlamıyorum ama bu sefer Madam Pomfrey'e uğradım."

"İyi misin Aylak?" Sirius, kaşlarını çattı.

James, tek gözünü açtı. "Sanırım kurtçuk biraz sabırsız."

"James." dedi Remus, ciddi bir sesle. Hızla etrafına bakındı. Gerçi odadaki kalabalıktan sesler ancak uğultu halinde duyuluyordu.

"Boşuna endişeleniyorsun." dedi Peter, koltuğunda gerindi. "Bugüne kadar kimse duymadı."

Sirius, başını salladı. "Biri hariç." Meraklı küçük Snape'i dolunay gecesi dönüşümle pençeleşen Remus'un peşinden kovuğa yollayışını hatırladı. Gülümsedi; hayatında yaptığına kesinlikle pişman olduğu şeylerden biri de buydu. Ama diğerlerine baktığında Remus'un mutsuz ve James'in de kızgın bakışlarını alınca susmaya karar verdi.

Sadece Peter, ona katılmış gibiydi. "O da bir daha konuşamaz." dedi gülerek.

"Neyse." dedi Sirius konuyu değiştirmeye çalışarak. "Eee, Qudditch çalışmaları ne zaman başlıyor?" diye ortaya bir soru sordu ve konuşmanın seyri gecenin sonuna dek bir daha değişmemek üzere değişti.

 

# / * # / * # / * # / * # / * # / * # / * # / * # / * # / *

 

"Elbiselerimi evde unuttuğuma inanamıyorum. Yarın eve baykuş göndermem gerekecek."

Phoebe, sol tarafına dönerek uyumaya çalıştı. Saat bire geliyordu ve kızlar hala partiden konuşuyorlardı. Aslında etrafına sessizlik büyüsü yapabilirdi ama bir şeyi bekliyordu.

"Phoebe, yarın için Petto'yu ödünç alabilir miyim?"

Rony'i duymazlıktan gelmek için uyuyor numarası yapmayı düşündüğü sırada pencere camı hızlı hızlı tıklatıldı. Beklediği şey gelmiş olmalıydı.

"Tabii." dedi pencerenin yanına koşmamak için kendini tutmaya çalışırken. Kızların hepsinin gözünün pencerede olduğunu biliyordu.

"Heyy, birilerine yine not gelmiş!" Tiffany, Phoebe'nin gereksiz bir şekilde büyük olduğunu düşündüğü yaya yaya konuştu. "Eee, bakmayacak mısın?"

Phoebe, ayaklarını sürüye sürüye pencere pervazına doğru gitti. Camı kaldırdı ve ona bakan bir çift uğursuz gözü görür görmez sıkıntıyla nefesini dışarı verdi.

Bu, Regulus'un baykuşuydu.

Hayvan ayağından notu bir çırpıda çözdü ve ardından pencereyi sıkıca kapatıp sakin adımlarla yatağına doğru gitti.

"İyi geceler kızlar!" dedi hepsine kısa bir bakış atarak ve daha onlar üzerine çullanamadan çevik bir hareketle kendini yatağına attı. Göz açıp kapayıncaya kadar geçen kısacık bir sürede yatağının etrafına koruma duvarını örmüştü bile.

 Yavaşça elindeki soluk sarı renkli, kalın not kâğıdına çevirdi bakışlarını. İçinden bir ses o bıraksa bile Regulus'un bu işin peşini bırakmayacağını söylüyordu. Ona ilk bulaşan kendisi olmuştu. Onunla dalga geçtikten sonra unutup gitmesini nasıl bekleyebilirdi ki?

Bezgince kâğıdı katlı yerlerinden açtı.

"Dalga mı geçiyor bu benimle?" Sinirle kâğıdı buruşturdu. Dalga mı geçtiğini zannediyordu aklınca? Boş kâğıt göndermek de ne demekti? Tam kâğıdı yok etmeyi düşündüğü sırada gözüne minik mürekkep lekeleri çarptı. Kâğıdı açıp düzelttikçe mürekkep lekelerinin büyüdüğünü gördü. Birkaç saniye sonra ilk kelimeler oluşmuştu bile.

 

Sen kimsin?


Merlin'in sakalı! Phoebe, boş gözlerle kâğıda baktı. Daha cevap verip vermeyeceğine karar veremeden yazılar kayboldu.

Merlin'in paçalı donu! Neler oluyor? Phoebe, yazılar sanki geri gelecekmiş gibi kâğıdı salladı.

Yazılar, yeniden oluşmaya başladı.

 

Cevap yazacak mısın?


Phoebe, yavaşça başını salladı. "Ha, tamam o zaman." Yastığın altından değneğini aldı.

 

Önce sen söyle. Sen Regulus Black misin?


İki saniye sonra yazılar silindi ve yerlerine yenileri geldi.

 

Önce ben sordum.


Harika. Eğer cevap vermezse bu, böyle sürüp giderdi. Asasını isteksizce kâğıda dokundurdu.

 

Eğer sen Regulus Black'sen benim kim olduğumu bilirsin. Sana kim olduğumu söyleyecek değilim. Özellikle Regulus Black sen ise.


Nefesini tutarak yazıların silinmesini bekledi. Bunları yazan gerçekten Regulus muydu yoksa biri onun yerine mi yazıyordu? Belki de arkadaşlarından biriydi? Belki de-

 

Güzel.


Phoebe, anlamsız bir bakış attı kâğıda. Bunun sonu nereye varacaktı.

 

Birkaç kelime daha etmek istersen anlarım. Zamanım var.


Yazıların silinmesini izlerken gözü kol saatine takıldı. Saat biri geçiyordu. Yarın yine zombi gibi olacaktı.

 

Seninle konuşmak istiyorum.


Phoebe, bunun Regulus olduğundan artık neredeyse emindi. Uzun uzun esnedi.

 

Konuş.


Bu sefer cevap, daha çabuk geldi.

 

Yüz yüze.


Phoebe, tek kaşını kaldırdı. Cevap verip vermemek arasında gidip geldi ama sonunda dayanamadı.

 

Bunu kabul edeceğimi neden düşündün ki sanki?


Bu sefer biraz daha uzun esnedi. Gözleri yarı yarıya kapanmıştı şimdi.

 Birkaç dakika boyunca yatağın içinde oturmuş uykuyla savaş vererek cevabın gelmesini bekledi ama cevap hala gelmeyince yatmaya karar verdi. Black'in saçmalıklarıyla uğraşacak hali yoktu. Endişelenecek bir şey de yoktu zaten.

Kâğıdı yarısına kadar yırtmışken siyak mürekkebin yeniden belirmesiyle durdu. İki parça halinde ayrılan cümleyi okumak için kâğıdı birleştirmeye çalıştı.

 

Çünkü senin kim olduğunu biliyorum Fia.