Actions

Work Header

Aurora'ya

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

En son bölümü eklediğim tarihe bakıyorum da en iyisi yeni bölüm mevzularına girmeden sadece bölümü ekleyeyim. İyi okumalar!:D

 

 


 

 

 

 

Bir haftadır doğru düzgün uyumamıştı.

Sinirliydi. Gergindi. Etrafındaki her şeyi parçalamak, kırmak, yok etmek istiyordu.

Ona ne oluyordu, hiçbir fikri yoktu.

Belki biraz uyuyabilse her şey düzelecekti.

"Günaydın." dedi, kıvırcık saçlı çocuğun yanına oturduğunda. Ders, bitkibilimdi ve sınıf henüz dolmamıştı. Onların haricinde serada birkaç Gryffindorlu oğlandan başka kimse yoktu.

Çocuk cevap vermedi. Phoebe, kaşlarını çattı. Sinirlenmeye başladığını hissedebiliyordu. Bu aralar ne kadar çabuk sinirleniyor olduğunu düşünmedi bile.

"Duymadın mı, günaydın dedim?" dedi çocuğa dik dik bakarak.

"Duymadın mı, ben de hiçbir şey demedim?" dedi çocuk aynı şekilde bakarak. Daha az sinirli gözükmüyordu o da.

"Öff, sen de amma alından çıktın ama!" Phoebe, suratını buruşturarak kitaplarına uzandı ve ayağa kalktı. "Kızlar bile bu kadar uzatmıyorlar Eric, biliyor musun?" Son söylediğinin biraz fazla kaçtığını hissetse de buna takılmadı. Birkaç sıra arkaya geçti ve dersin başlamasını bekledi.

 

# / * # / * # / * # / * # / * # / * # / * # / * # / * # / *

 

"Şu yaşlı kızın biraz sevgiye ihtiyacı var." James, kapıdan içeri adımını attığı gibi çantasını koltuğa fırlattı.  Profesör McGonagall'dan bahsettiği, Yaşlı Yarasa'nın Snape olduğu kadar barizdi.

Peter, hemen onun ardından geldi. James'in söylediklerini komik bulmuşa benziyordu. "Belki önceden o da normal biriydi." dedi fikir yürütmeye çalışarak.

James, kendini en yakın koltuğa bıraktı, ayaklarını da Sirius'un üzerinde bir şeyler okuduğu sehpaya koydu. "Çok saçma." dedi sonunda fikrini beyan etmeye karar vererek. "Bence o, doğuştan böyle."

Ortak salonda onlardan başka birkaç kişi daha vardı. Pencereden görünene soğuk ve beyaz temalı manzaranın aksine içerisi sıcaktı ve şöminenin ateşi gibi parlak kırmızıya bürünmüştü. Vakit geçtikçe oda kalabalıklaşmaya başladı ve koltuklar çok geçmeden birer ikişer doldu. Günün son dersinden çıkanlar, ödevleriyle boğuşanlar, sadece ateşin karşısında uyuklamaya gelenler ve biraz patlamalı pişti oynayıp kafa dağıtmak isteyenler... Gryffindor ortak salonu, tıklım tıklımdı. Ateşin en yakınındaki koltuklar, Çapulcular tarafından tutulmuştu. Gerçi James, iki kişilik kanepede tek başına hüküm sürüyordu.

"Heyy..." James, ayağıyla Sirius'un kolunu dürttü. Sirius'un neredeyse içine gömüldüğü çok önemli kitabı merak etmişti. "Ne okuyorsun öyle?"

"Mmm, bir şey değil..." Sirius'on ona dönmemesi James'i daha da meraklandırdı. Ateşin bastırdığı uykusu biraz açılır gibi oldu.

"Bir şey okumuyorsan ne yapıyorsun peki?" James, Sirius'u bir daha dürttü.

Sonunda Sirius, ona dönmeye karar verdi. Suratında garip bir ifade vardı. "Şu dergiye bakıyordum." dedi düşünceli bir tonda.

James, dergiyi onun elinden kaptı.  Peter de onun omzunun üstünden dergiye göz gezdirmeye başladı. "Hey, bu muggle dergisi!"

"Tebrikler Kılkuyruk." dedi Sirius bezgince

"Bu gurubu duymuştum." diye mırıldandı James, ses tonunda bariz bir kıskançlık tınısı duyuluyordu. "Çok hayranları var dostum." dedi, sanki bahsettikleri gurup uzayda yaşıyormuş gibi ilgisiz bir dürüstlükle.

Sirius, başını salladı. "Fia da onları dinliyor."

James, dudaklarını büktü. "Kız işte."

"Beni de onlardan birine benzetiyor."

James, kaşlarını kaldırdı. "İşte bu ilginç."

"Hangisine?" diye atladı Peter. Sirius, onu duymazlıktan geldi. "Seni de onlardan birine benzetiyor." dedi.

James, sırıttı. "İşte bu, daha da ilginç."

"Sanırım gitar çalanlardan hoşlanıyor." diye mırıldandı. Sirius, kendi kendine konuşur gibiydi. James, ona acır gibi baktı ve gözlerini kapayıp arkasına yaslandı.

Birkaç dakika sonra ayaklarının nazikçe itildiklerini hissetti. Gözlerini açtığında sınıf başkanı rozetini göğsüne iliştirmeye çalışan Remus'u gördü.

"Nerede kaldın Aylak?" dedi uyuşukça. "McGonagall'la dersten sonraya mı kaldın yine?"

Sirius, güldü.

Remus, yorgun bir gülümsemeyle baktı. "En son ne zaman dersten sonra McGonagall'la kaldım hatırlamıyorum ama bu sefer Madam Pomfrey'e uğradım."

"İyi misin Aylak?" Sirius, kaşlarını çattı.

James, tek gözünü açtı. "Sanırım kurtçuk biraz sabırsız."

"James." dedi Remus, ciddi bir sesle. Hızla etrafına bakındı. Gerçi odadaki kalabalıktan sesler ancak uğultu halinde duyuluyordu.

"Boşuna endişeleniyorsun." dedi Peter, koltuğunda gerindi. "Bugüne kadar kimse duymadı."

Sirius, başını salladı. "Biri hariç." Meraklı küçük Snape'i dolunay gecesi dönüşümle pençeleşen Remus'un peşinden kovuğa yollayışını hatırladı. Gülümsedi; hayatında yaptığına kesinlikle pişman olduğu şeylerden biri de buydu. Ama diğerlerine baktığında Remus'un mutsuz ve James'in de kızgın bakışlarını alınca susmaya karar verdi.

Sadece Peter, ona katılmış gibiydi. "O da bir daha konuşamaz." dedi gülerek.

"Neyse." dedi Sirius konuyu değiştirmeye çalışarak. "Eee, Qudditch çalışmaları ne zaman başlıyor?" diye ortaya bir soru sordu ve konuşmanın seyri gecenin sonuna dek bir daha değişmemek üzere değişti.

 

# / * # / * # / * # / * # / * # / * # / * # / * # / * # / *

 

"Elbiselerimi evde unuttuğuma inanamıyorum. Yarın eve baykuş göndermem gerekecek."

Phoebe, sol tarafına dönerek uyumaya çalıştı. Saat bire geliyordu ve kızlar hala partiden konuşuyorlardı. Aslında etrafına sessizlik büyüsü yapabilirdi ama bir şeyi bekliyordu.

"Phoebe, yarın için Petto'yu ödünç alabilir miyim?"

Rony'i duymazlıktan gelmek için uyuyor numarası yapmayı düşündüğü sırada pencere camı hızlı hızlı tıklatıldı. Beklediği şey gelmiş olmalıydı.

"Tabii." dedi pencerenin yanına koşmamak için kendini tutmaya çalışırken. Kızların hepsinin gözünün pencerede olduğunu biliyordu.

"Heyy, birilerine yine not gelmiş!" Tiffany, Phoebe'nin gereksiz bir şekilde büyük olduğunu düşündüğü yaya yaya konuştu. "Eee, bakmayacak mısın?"

Phoebe, ayaklarını sürüye sürüye pencere pervazına doğru gitti. Camı kaldırdı ve ona bakan bir çift uğursuz gözü görür görmez sıkıntıyla nefesini dışarı verdi.

Bu, Regulus'un baykuşuydu.

Hayvan ayağından notu bir çırpıda çözdü ve ardından pencereyi sıkıca kapatıp sakin adımlarla yatağına doğru gitti.

"İyi geceler kızlar!" dedi hepsine kısa bir bakış atarak ve daha onlar üzerine çullanamadan çevik bir hareketle kendini yatağına attı. Göz açıp kapayıncaya kadar geçen kısacık bir sürede yatağının etrafına koruma duvarını örmüştü bile.

 Yavaşça elindeki soluk sarı renkli, kalın not kâğıdına çevirdi bakışlarını. İçinden bir ses o bıraksa bile Regulus'un bu işin peşini bırakmayacağını söylüyordu. Ona ilk bulaşan kendisi olmuştu. Onunla dalga geçtikten sonra unutup gitmesini nasıl bekleyebilirdi ki?

Bezgince kâğıdı katlı yerlerinden açtı.

"Dalga mı geçiyor bu benimle?" Sinirle kâğıdı buruşturdu. Dalga mı geçtiğini zannediyordu aklınca? Boş kâğıt göndermek de ne demekti? Tam kâğıdı yok etmeyi düşündüğü sırada gözüne minik mürekkep lekeleri çarptı. Kâğıdı açıp düzelttikçe mürekkep lekelerinin büyüdüğünü gördü. Birkaç saniye sonra ilk kelimeler oluşmuştu bile.

 

Sen kimsin?


Merlin'in sakalı! Phoebe, boş gözlerle kâğıda baktı. Daha cevap verip vermeyeceğine karar veremeden yazılar kayboldu.

Merlin'in paçalı donu! Neler oluyor? Phoebe, yazılar sanki geri gelecekmiş gibi kâğıdı salladı.

Yazılar, yeniden oluşmaya başladı.

 

Cevap yazacak mısın?


Phoebe, yavaşça başını salladı. "Ha, tamam o zaman." Yastığın altından değneğini aldı.

 

Önce sen söyle. Sen Regulus Black misin?


İki saniye sonra yazılar silindi ve yerlerine yenileri geldi.

 

Önce ben sordum.


Harika. Eğer cevap vermezse bu, böyle sürüp giderdi. Asasını isteksizce kâğıda dokundurdu.

 

Eğer sen Regulus Black'sen benim kim olduğumu bilirsin. Sana kim olduğumu söyleyecek değilim. Özellikle Regulus Black sen ise.


Nefesini tutarak yazıların silinmesini bekledi. Bunları yazan gerçekten Regulus muydu yoksa biri onun yerine mi yazıyordu? Belki de arkadaşlarından biriydi? Belki de-

 

Güzel.


Phoebe, anlamsız bir bakış attı kâğıda. Bunun sonu nereye varacaktı.

 

Birkaç kelime daha etmek istersen anlarım. Zamanım var.


Yazıların silinmesini izlerken gözü kol saatine takıldı. Saat biri geçiyordu. Yarın yine zombi gibi olacaktı.

 

Seninle konuşmak istiyorum.


Phoebe, bunun Regulus olduğundan artık neredeyse emindi. Uzun uzun esnedi.

 

Konuş.


Bu sefer cevap, daha çabuk geldi.

 

Yüz yüze.


Phoebe, tek kaşını kaldırdı. Cevap verip vermemek arasında gidip geldi ama sonunda dayanamadı.

 

Bunu kabul edeceğimi neden düşündün ki sanki?


Bu sefer biraz daha uzun esnedi. Gözleri yarı yarıya kapanmıştı şimdi.

 Birkaç dakika boyunca yatağın içinde oturmuş uykuyla savaş vererek cevabın gelmesini bekledi ama cevap hala gelmeyince yatmaya karar verdi. Black'in saçmalıklarıyla uğraşacak hali yoktu. Endişelenecek bir şey de yoktu zaten.

Kâğıdı yarısına kadar yırtmışken siyak mürekkebin yeniden belirmesiyle durdu. İki parça halinde ayrılan cümleyi okumak için kâğıdı birleştirmeye çalıştı.

 

Çünkü senin kim olduğunu biliyorum Fia.