Actions

Work Header

Lotus Bahçesi

Chapter Text

 

 

 

Story Notes:

 

 

 

 

 

Author's Notes:

  Ve sonunda... Bu hikaye üzerinde dört ay uğraştım. Ve sonunda yayınlıyorum. 

  Bugüne kadar hiç yapmadığım bir şey yaptım ve ilk defa kendi hikayemi bu kadar beğendim. Umarım siz de beğenirsiniz.

  Neyse, lafı uzatmadan... İyi okumalar!:)

 

 


 

 

 

“Lils!”

Kızıl saçlı genç cadı, son hızla geçti kapıyı arkasından çarptı. Çıkan ses, evin tüm duvarlarını ve pencerelerini büyük bir şiddetle zangırdattı. Genç kız, çok öfkeliydi.

On dört yaşındaki ardından yükselen çığlıkları kulak ardı etti. Ünlü Evans öfkesi, çabuk filizlenen Weasley aleviyle kanında çağıldıyordu. Büyük patlamanın yakında olduğunu sezebiliyordu. Şu an odasına çıkıp yatağına uzanmak ve Çikolata Kurbağası stoğunu dibine ulaşıncaya dek midesine indirmek istiyordu.

Bahçe kapısını da geçip hole ulaşınca hiç duraksamadan salona geçen koridora saptı. Ayaklarının altında gök mavisi halının yumuşaklığını hissederek yolun sonundaki beyaz ışığa doğru ilerledi. Salondan geçmek istemiyordu ama odasına çıkmak için oradan geçmek zorundaydı. Yolun sonuna gelip kapının önünde durduğunda bir an için bile tereddüt etmeden kırık beyaz kapının tokmağını çevirdi.

“Lils! Dursana!”

Lily, kapının eşiğinden geçti ve arkasından gelen iç gıdıklayıcı sesi büyük bir başarıyla bir kez daha duymazdan geldi.

xxx

Genç adam, birkaç kelimenin onu bu kadar zorladığına inanamıyordu. Ama bunu söylemek için bir buçuk sene beklemişti, değil mi? Genç adam bir an için sevgilisinin yerinde olmanın nasıl bir şey olduğunu düşündü. Sanırım Potter ve Weasley erkeklerinin tepkisi babasınınkinin yanında hiç kalırdı. Babası aklına gelince suratı mümkünse daha da asıldı ve parlak ışıltılar saçan sevimli mavi-gri gözlerinin altı, endişe yüklü kırışıklıklarla doldu.

xxx

“Anne? Baba?”

Genç kızın ebeveynlerini gördüğü anda ağzından çıkan ilk sözcükler bunlar olmuştu. Şimdi daha deminki odasına kapanma fikri o kadar da cazip görünmüyordu. Bu işi hemen bitirmek ve kurtulmak istiyordu.

“Lily, hoş geldin canım.” Kendisiyle aynı renkteki saçlara sahip kadın, birkaç adımda aradaki mesafeyi aştı ve kızını kucakladı. Onları her sene bu kadar özlemesi normal miydi?

“Lily?”

Genç kız, annesinin omzuna gömdüğü kafasını kaldırınca söze dökülemez bir özlemle ona bakan bir çift zümrüt yeşili gözle karşılaştı. Birden içinden söküp atamadığı o rahatsız edici duygunun yerini gevşetici bir mutluluğa bıraktığını hissetti. Annesinin kollarından ayrılırken elindeki vişneçürüğü bavulunu yere bıraktı.

“Baba?”

Bu sefer adımlarını hızlandıran Lily oldu. Yanına geldiği başını babasının omzuna gömdü ve ona sımsıkı sarıldı. Bu omzu hiç bırakmamak istiyordu.

“Biri beni fena özlemiş anlaşılan.” Genç adamın sesi, omzundaki kızılın kulaklarını doldurdu ve bu, genç kızın onu daha da sıkı sarmasına sebep oldu. Hemen sonraysa sırtında ona güven veren bir sıvazlama hissetti. Babası onun kalbinde yeri doldurulamayacak kadar önemli bir yer işgal ediyordu.

Arka plandan gelen bir ses bir şeyler söylüyordu ama Lily, bunu umursamadı. Bu anı sonsuza dek uzatmak istiyordu. Hele ki sonradan uğraşmak zorunda kalacağı karmaşayı düşünürse…

Baba-kız bir süre daha böyle kaldılar. Belki daha da kalırlardı. Arkalarından gelen bir cisim ikisini de büyük bir gürültüyle yere yıkmasaydı.

xxx

Genç adam, istem dışı olarak nefesini tuttuğunu hissetti ama bunun kendisini durdurmasına izin vermedi.

“Baba?”

Saatlerdir üzerinde uğraştığı raporundan başını kaldıran sarışın adam, sönük gri gözlerini kapıda duran karaltıya çevirdi.

“Ne var Scorpius?”

Ben de seni gördüğüme memnun oldum baba. Genç adam, bu soğuk sesle ne kadar irkilse de bunu belli etmedi. Babasının ani ruh değişimlerini iyi biliyordu ve sanırım umuyordu ki biraz sonra karşısında babası olan adamı bulabilecekti.

“İyi Noeller.” İyi dilekler dilemenin kimseye zararı olmazdı.

Alnına dökülen sarı bir tutamı çekmeye tenezzül etmeden oğlunun göz bebeklerinin tam içine dikti kendininkileri. Mavi-gri iki göz birbirine sabitlendi bir an için. Birininki ne kadar hayat doluysa diğerininki o kadar ruhsuzdu.

“Yarın da burada olacağımı sanıyorum Scorpius.” Gözlerini genç adamdan kaldırmadan devam etti. “Tabii senin başka bir planın yoksa.”

Sarışın genç, midesinden boğazına doğru çıkmaya çalışan safran sıvısını geldiği yere yollamaya çalışarak anlık bir zayıflıkla durdu ve babasının delice bakışlarını delip geçen gözlerini kaldırdı.

“Hayır, yok.” dedi berrak bir sesle.

Tabii, bu gece burada kalabilirse…

xxx

“James!” diye bağırdı Ginny.

“James!” diye bağırdı Lily aynı anda.

“James!” diye bağırdı Rose, en sonunda.

Siyah büyük bir köpek odanın ortasında çıldırmış gibi havlıyor, ağzından salyalar saçarak bir koltuktan diğerine zıplıyordu. Bu görüntüden memnun olan tek kişi ise yerde kahkahalarla gülüyordu.

Siyah büyük köpek, kahkahalarla gülen siyah saçlı adamın üzerine atıldı. Zümrüt yeşili gözler, kendisini takip ederken o, büyük bir neşeyle onu yalıyordu.

“Harry!”

Harry Potter, olduğu yerde kök salmasına neden olan sesi nerede olsa tanırdı. Bir oğlanken bu sesin Bayan Weasley’den başkasına ait olamayacağını düşünürdü ama Bayan Weasley, kendisine hiçbir zaman bağırmazdı. Belki Ron’a hariç.

Genç adam, olduğu yerde doğrulurken görenin yüreğini parçalayacak olan masum köpek bakışlarıyla yalanan oğlunu üstünden çekmeyi becerdi.

“Harry Potter!” Ginny’nin sesi, havaya kalkan işaret parmağıyla birlikte gittikçe tehlikeli bir hal almaya başlıyordu. Genç adam, gelecek azara kendini hazırlamak istercesine gözlerini yumdu ve yamulan gözlüklerinin ardından karısına zayıf bir gülümseme gönderdi.

“Nağğbeğ kuğğzen?”

Turuncu saçları ve çilleriyle bir Weasley olduğu her halinden belli olan genç adam, ablasının ve Lily’nin arkasında belirerek büyük kuzgun karası köpeğin yanına gitti.

“Hugo?” Kardeşinin yanında olduğu zamanlara özgü sorumluluk sahibi abla tavrıyla genç kız sordu. “Annem ve babam buraya mı geliyor?”

Havuç turuncusu saçlarıyla büyük bir uyum içindeki çillerini gösterecek biçimde kafasını kaldırdı. “Aslıındağ buğadalağ Rose.”

Rose, gözlerini devirmek için kardeşinin bakışlarını çekmesini bekledi. Düzgün söyleyebildiği tek kelime herhalde kendi adıydı. Onun da niye olduğunu bilmiyordu. Sanırım annesiyle girdiği bir iddia yüzünden olmalıydı. Annesiyle birbirlerini ne kadar sevseler de bu, aralarında tatlı bir çekişmenin olmasına engel değildi.

Ginevra Potter, sonunda kocasını azarlamayı bitirdiğinde genç adam hala animagus haliyle bir köşeye kıvrılmış oğluna ters ters bakmaktaydı. Niye hep azar yiyen o oluyordu?

Büyük siyah köpek de başını okşayan elin sahibine karşı aynı duyguları beslemekteydi. Bu çocuğun büyüklerine karşı biraz saygılı olmayı öğrenmesi gerekiyordu. O bugüne bugün 7. sınıftı! Weasley oğlanına dişlerini gösterse de o, kendisine kocaman gülümsemekle yetindi.

“Sakinleş abi.” Kapının girişine yaslanmış bir delikanlı, ailesinin bu halini eğlenerek izliyordu.

“Albus!” Kızıl cadı, bir anne tavuk edasıyla en küçük oğluna ilerlerken karısının gazabından kurtulan Bay Potter, rahat bir nefes aldı.

“Ah, anne!”

Siyah saçları ve zümrüt yeşili gözleriyle tipik bir Potter erkeği olan on altı yaşındaki, annesinin kendisini fazla sıkı saran kollarının arasında nefessiz kalarak isyan etti.

“Ah canım, özür dilerim. Bir şey oldu mu?”


Bayan Potter, kendisine göre hala küçük bir çocuk ama ona sorulacak olursa bir yetişkin olan oğlunun vücudunda kırık-çıkık taraması yaparken biraz ötede onları izlemekte olan kabarık saçlı kız, kıkırdamaktan kendini alamadı.

“Ahhh!!!” Lily, olayların karışacağını biliyordu ama böyle olacağını hiç düşünmemişti. Biri onu dinleyecek miydi acaba?

xxx


“Scorpius, gördüğün gibi bakanlık için bir sürü ıvır zıvırla uğraşıyorum. Beni biraz yalnız bırakmaya ne dersin, böylece sonra annenle senin yanına uğrayabilirim.”

On altı yaşındaki, Bay Malfoy’un babasına dönüştüğü bu anda içten gelen çok tatlı bir gülümsemenin yüzünü kaplamasına engel olamadı. Çoktan önündeki ‘ıvır zıvırlara’ dönmüş olan babasına tamam anlamında başını salladı ve odadan çıkmak üzere arkasını döndü.

Bay Malfoy, hala kulaklarına ulaşmayan kapı sesinin üzerine kafasını kaldırdı ve ona bakmakta olan on altı yaşındaki ikizine baktı.

“Bir şey mi söyleyecektin Scorpius?”

Genç adam, olduğu yerde rahatsızca kıpırdandı. İçinde yaşadığı çalkalantılı bir mücadeleden galip geldiğindeyse yüzünde kendine güvenen kişilere özgü kararlı bir ifade vardı.

“Evet baba.”


Draco Malfoy, kaşlarını çatarak elindeki Slytherin armasıyla süslü, babasından yadigâr kalemi bıraktı ve dirseklerini masaya yatırarak duruşunu aldı.

“Seni dinliyorum.”

 

 

 

End Notes:

  Sen! Evet, evet, dur bakayım! Hah, yakalandın! Ne o, kaçacağını mı sanmıştın yoksa? Şimdi, *ellerini beline koyar ve sert bir bakış atar* ne yapman gerektiğini biliyorsun. Ha, 'ben zaten biliyorum' mu diyorsun, iyi tamaam ama ben yine de hatırlatayım.

  Şimdi okuyucu, ister beğen ister beğenme, ister 'ne güzel bir bölümdü' de ister de 'yaza yaza bunu mu yazdın, vaktimi boşuna harcamışım' de -şaka diyorum, böyle bir şey deme!- ama yine de, yine de yorum yap! En azından bir iki dakikanı ayır, fazla bir şey beklemiyorum, tüm isteğim bu.:)