Actions

Work Header

Please Don't Leave Me

Chapter Text

 

 

Sam ve Dean her zaman ki gibi,  avdaydı. Sessiz bir eve girdiler. Etraf karanlıktı. Dean eve önden girmişti. Bir şeytanı arıyordu. Ama onun yerine bağırma sesleri duydu. Evin mahzeninden geliyordu. Hızlı bir şekilde aşağı indi.

Caroline:Kimse yok mu? Hey! Onu öldüreceğim, onu öldüreceğim! Oh, Tanrım!

Bu bir kadın sesiydi. Dean mahzene ve kapıyı açıp içeri girdi. Kız Dean’dan daha şaşkındı.

Caroline:Kimsin sen?

Dean:Aa, öncelikle sana da merhaba. Ve ben Dean. Sen kimsin?

Caroline:Caroline.

Dean:Caroline. Güzel isim. Memnun oldum.

Caroline:Evet, bende. Yardım etsen diyorum.

 

Dean, Caroline’ı bağlı olduğu sandalyeden kurtardı.

 

Dean:Burada ne yapıyorsun? Burası bir kıza göre değil.

Caroline:Öyle mi diyorsun?

Dean:Evet.

 

Sam hızlı bir şekilde mahzene girdi.

 

Sam:Dean! Tanrım, gelmeyince başına bir şey geldi sandım.

Caroline:Kim bu, erkek arkadaşın mı?

Dean:Kardeşim.

Sam:Aa, sen de…

Caroline:Caroline. Memnun oldum. Konuyu uzatmayacağım. Öldürmem gereken bir şeytan var da.

Dean:Sen avcı mısın?

Caroline:Evet. Burası bir kıza göre değil, öyle mi?

Dean:Hey, bağlı olan ben değildim.

Sam:Sanırım bizim aradığımız kişiyi arıyorsun.

Caroline:Sanırım evet.

 

Evi aradılar ama bir şey bulamadılar.

 

Sam:Sen nasıl buraya düştün?

Caroline:Crowley, sağ olsun. Pek anlaşamayız da.

Dean:Al benden bir tane daha.

 

Bir süre daha beklediler. Sonunda şeytanı eve girerken yakaladılar. Caroline, Sam ve Dean’a fırsat vermedi. Ne oluğunu anlamamışlardı. Kafalarını çevirdiklerinde Caroline’ın çoktan şeytanın kafasını uçurduğunu gördüler.

 

Dean:Sağlam biriymiş.

Caroline:Teşekürler, çocuklar. Görüşmek üzere.

 

Caroline arabasına binip oradan uzaklaştı. Winchesterlar’da otele döndüler.

Ertesi sabah, kasabadan ayrılmak üzereydiler.  Caroline’ın orda olduğunu gördüler.

 

Dean:Bir merhaba demeliyiz.

Sam: Bunu nezaketten mi yoksa kız güzel olduğu için mi söylüyorsun?

Dean:Kapa çeneni.

 

Dean ve Sam, Caroline’ın yanına gittiler.  Ve bir cafede oturdular.

 

Caroline:Sizi gördüğüme sevindim.

Sam:Evet, bizde öyle. 

 

Caroline, Dean’a döndü.  

 

Caroline:Dean, bu arada sana teşekkür edememiştim. Kurtardığın için.

Dean:Sorun değil.  Peki… Sen buradan sonra nereye gideceksin?

Caroline:Gerçeği mi söyleyeyim?

Dean:Yalan söylemen için bir neden yok.

Caroline:Bilmiyorum.

Dean:Anlamadım.

Caroline:Bilmiyorum. Aslında bu uzun bir hikâye o yüzden…

Dean:Bizim vaktimiz var. Değil mi, Sammy?

Sam:Evet. Elbette. Dinlemeye hazırız.  

Caroline:Neye gideceğimizi her zaman kardeşim seçerdi ama o… Öldü. Bu yüzden birkaç aydır toparlanma evresindeyim. Bu yüzden o mahzendeydim. Kafam dağınık olduğu için işimi doğru düzgün yapamıyordum. O benim tek ailemdi.

 

Sam ve Dean birbirlerine baktılar.

 

Dean:Evet, bu hissi bilirim.

Sam:Bizimle gelebilirsin. 

Caroline:Ne?

Sam:Yani istersen.

Caroline:Ben… Bana acımanız için anlatmadım. Yalnızlıktan ölen aciz biri değilim.

Dean:Olduğunu söylemedik, zaten. Oh, hadi ama. Kardeşim biraz sıkıcıdır. Sen eğlenmeyi bilen birine benziyorsun, yardım et bana.

Sam:Dean.

Dean:Ne? Öyle değil misin? Bay Huysuz.

Sam:Her neyse! Ee, ne diyorsun? Gelecek misin?

Caroline:Sizi daha tanımıyorum bile.

Dean:Evet ama bize güveniyorsun, değil mi? Meslekten dolayı. Avcılar birbirine güvenirler. Aileler gibi. Yoksa bu iş yürüyemez.

Caroline:Aileye çok önem veriyorsun.  Benim gibisin. Sevdiğin insanların hepsini kaybettikten sonra elinde kalan tek kişiyi tutmaya çalışıyorsun.  Kardeşimi kaybetmeden önceki halime çok benziyorsun. Korumacı, inatçı ve neşeli bir ağabey...

Dean:Ben bile daha iyi özetleyemezdim.

Sam.Peki ben? Benimde elimde bir tek ağabeyim var.

Caroline:Hayır. Sen değil. Ben insanları tanırım. Sen aileyi önemsemiyorsun. Yaptığın işi de. Buna mecbur olduğun için yapıyorsun. Dean için, babanın ve annenin anısı için, uğruna savaştıkları şey için. Öyle değil mi?

 

Sam sustu. Çünkü Caroline haklıydı.

 

Caroline:Evet. Güzel olabilir.

Dean:Ne?

Caroline:Sizinle gelmek. Sakıncası var mı?

Dean:Elbette yok. Harikasın.

 

Caroline'ın evine gittiler ve onun tparlanmasını beklediler. Caroline eşyalarını aldı ve yanlarına indi.

 

Caroline:Nereye gidiyoruz?

Sam:Chicago.

Caroline:Güzel şehirdir.

Sam:Bir otel bulmalıyız.

Dean:Ah, o yerlerden nefret ediyorum.

Caroline:Otele gerek yok.  Gideceğimiz yeri iyi biliyorum.

Dean:Neresiymiş?

Caroline:Bir ev.

Dean:Bir ne?

 

 

Caroline’ın tutunacak kimsesi kalmamıştı ve yalnızlık bir avcı için iyi değildi bu yüzden yolculuğu kabul etmişti. Uzun süre yalnız gezen avcı sert ve acımasız birine dönüşürdü. İyi ve kötü arasındaki farkı ayırt edemez hale gelirdi ve bu her şeyini yani mesleğini bırakmak zorunda kalması demek bile olabilirdi. Caroline’ın kardeşini unutması yapabileceği en iyi şey buydu. Aklına daha iyi bir fikir ve karşısına daha iyi bir teklif çıkmamıştı. Mesleğini bırakmadan birileriyle bir şey paylaşabileceği ilk teklifti bu… Nasıl reddedebilirdi ki?