Actions

Work Header

Please Don't Leave Me

Chapter Text

 

 

Sam:Crowley'in bu ruhları değiştirmesinde bir gariplik olduğunu tahmin etmiştim ama bu beklediğim bir şey değildi.
Caroline:Çok tuhaftı. İnsan ruhları ya da vampir ruhları ne fark edecek ki diye düşünmüştüm ama söyleyip ortalığı karıştırmak istemedim. İşte bu yüzden çok kişi çalışmayı sevmiyorum, herkese farklı bir haber farklı bir şey anlatmaya çalışıyorsun. 
Sam:Bir şeyler yapmamız gerek.
Sam hızla ayağa kalktı ama Caroline onu kolundan tuttu.
Caroline:Sam. Bundan kimsenin haberi olmayacak.
Sam:Ama? Ne?
Caroline:Bunu ortaya atarsan tek yaptığın işleri kızıştırmak olacaktır.
Sam:Caroline, bu ciddi bir konu, bunu diğerlerinin de bilmesi gerekiyor.
Caroline:Kimse. Ama. Kimse. Bilmeyecek. Anlıyor musun, Sammy?
Sam onaylamaz bir ifadeyle kafasını salladı.
Caroline:Anlamıyorsun, Sam
Sam:Asıl sen anlamıyorsun! İşler çığrığından çıkmadan bunu çözmeliyiz, yani bu biraz sorun olabilir sence de öyle değil mi? Elysion'dan bahsediyor, Caroline. Mitoloji de yeraltı cenneti olduğunu bilmediğimi mi sanıyorsun? Bununla birlikte-
Caroline:Sam-
Sam:Bu bir strateji-
Caroline:Dinle. Bilmiyorsun.
Sam:Neyi bilmiyormuşum! Bu tehlikeli ve bir ana önce onların Elysion'dan uzaklaştırmanın-
Caroline:Sam!
Sam bir anlığına susarak Caroline'a baktı.
Caroline:Elysion benim.
Sam:Ne? Bu çok saçma Elysion o dünyanın adı.
Caroline:Anahtar benim.
Sam:Ne yani Tanrıça falan mısın?
Caroline:Hayır. Hayır. Sadece- Anlatmama izin ver olur mu?
Sam:Seni dinliyorum. Beni ikna etsen iyi olur.
Caroline:Bir kaç yıl önce Riley hayattayken bir vakayla uğraşıyorduk. İnsanlar bir bir ortadan kayboluyordu.
FLASHBACK
Riley:Ah, sıkıcı. Sıkıcı. Sıkıcı. Neden doğru dürüst bir işle karşılaşamıyoruz ki?
Caroline:Sen, bunca zamandır yaptığımız anormal işin doğru dürüst versiyonunu arayan bir budalasın, kardeşim.
Riley:Senden nefret ediyorum. 
Caroline:Etmiyorsun.
Riley omuz silkince Caroline gülümsedi. Riley ardından hemen tekrar haberleri okumaya dönmüştü boş durmak gerçekten ona göre değildi.
Riley:Sıkıcı. İğrenç. Gereksiz. Bu ne böyler artık insanlar sıçtıkları şeyleri bile haber yapar olmuş. Sistemi sikeyim. Bunların hiç biri işe- Bingo!
Caroline:Sanırım aradığını buldun, hı?
Riley:İnsanların ortadan sık sık kaybolduğu ve kimsenin onları bulamadığı gizemli kasabaya ne dersin.
Caroline:Ben varım. Ne zaman yola çıkıyoruz?
Riley:Hemen.
NOW:
Caroline:İkimizde çok meraklıydık ve sabredemedik Araştırdık ve bunun sonucunda insanların kendi istekleriyle ortadan kaybolduğunu öğrendik. Birileri onları öldürmüyordu ya da kaçırmıyordu. Onlar gitmeyi kendileri istiyorlardı. 
Sam:Yeraltı cennetine mi?
Caroline:Mitolojiye takmış olan bir grup hümanist insan pisliğinden bıkmış ve bir tür ritüelle, ayinle Elsyion'a bir kapı bulmuşlar ama kapının bekçisi ortaya çıkmış geçme izni verdiği insanlara bir takım görevler vermiş.
Sam:Ne istemiş? Çiçek mi?
Caroline:Ceset.
Sam:Ne yani? Hümanistlerde bunu yapmış, öyle mi? Bu biraz tuhaf değil mi? 
Caroline:Yapmışlar, Sam. Her biri beşer ceset vermiş. Ama bekçi durmamış hep daha fazlasını daha fazla insanı daha fazla cesedi istemiş bu durumda da biz devreye girdik tabii. Bekçinin zayıf yönlerini bulduk ve onu öldürdüm. 
Sam:Sonuç?
Caroline:Onu öldürmenin bedelini bilmiyordum. Ölmeden önce kıs kıs gülüp bir şeyler geveledi ve bende Riley'in haberi olmadan bir şeyler araştırdım. Elsysion bir kere açılmıştı ve kapanmasına imkan yoktu. Açık bir cennete de herkesin girmesi kaosa yol açardı üstelik burası sıradan bir yer de değil. Yaşayacaksın, yiyeceksin, içeceksin ama ölmeyeceksin. Sonsuza kadar orta kalabilirsin. Gerçek cennet yok veya günahkar bir insan için gerçek bir cehennem yok. Huzurlu bir yer, Sam. Tek kusuru fazla mükemmel olması. İnsanı insan yapan çektiiği sıkıntılar yada duyduğu acılardır. Eğer hayat sadece mutluluktan ibaret olsaydı bu çok yavan ve sıradan olmaz mıydı? Robotlara dönerdik.
Sam:Oraya ne kadar insan girerse o kadar kirlenecekti.
Caroline:Bu yüzden bir bekçiye ihtiyaç duyuyorlardı ama bekçi ölünce, anahtar ortaya çıktı. Bekçi olarak yerine geçemezdim çünkü ölümsüz değildim, onun yerine kapının anahtarı oldum.
Caroline üstündeki tişörtü çıkarmak için elini attı ve Sam şaşırdı.
Sam:Woa-woaa. Ne yapıyorsun?
Caroline:Umutlanmana gerek yok, tatlım. Sadece bir şey göstermek istiyorum.
Caroline sırtındaki dövme gibi şeyi gösterdi. Sırtında omuzlarının üzerinde uzun süslü bir çizik vardı. Narin ve hoş bir çizgiydi. Sam biraz ürkekçe dokundu ve çizgi parladı. Daha sonra Caroline tekrar üstünü giydi ve ona döndü.
Caroline:Gördün mü? Kapının önünde de bu çizginin aynısı var. Sırtımı kapıya dayadığım anda açılır. Bu bekçiyi öldürdükten sonra oldu ama araştırana kadar farkına varmamıştım. Sırtımı pek fazla görme imkanım yok sonuçta.
Sam:Peki ya sonra?
Caroline:Sonra tekrar değerim ve kapanır ama bir şey oldu. Kapıyı kapattım ve tekrar açamadım. İz ise hala duruyordu. Riley bunu fark etti. Ondan fazla saklayamadım.
FLASHBACK:
Riley:Saklamaktaki amacın neydi hala anlamış değilim ama yine de... Tamam şimdi kapıyı kapatıp açabiliyorken şimdi açamıyorsun öyle mi?
Caroline:Öyle.
Riley bilgisayarından bir iki siteye girdi. Araştırma konusunda Caroline'dan çok daha iyiydi.
Riley:Bunun yüzünden seni salak. Bekçi öldükten sonra içeri girmeyen biri olursa kapı çok açık kalmıyor. Bir kaç kişi sürekli olarak girseydi anahtar devrede olurdu ama ne bileyim bu uzun süre kullanılmayan bir devre gibi. Bir süre sonra tozlanmaya başlar sonra paslanmaya ve en sonunda çalışmaz. 
Caroline:Kapıyı açmak için tekrar bir ayin yapılması gerek yani.
Riley:Evet ama bu kez birazcık farklı olabilir.
Caroline:Çünkü bekçi yok biliyorum, devam et.
Riley:Ayin yapıldığında senin anahtarın aktif hale gelir ama onların kapıdan geçmesi için snei bulmaları gerekir yani bu durumda sen aranan şey olursun.
Caroline:Harika.
Riley:Ama merak etme. Elsyion ile ilgili web sitelerine bir iki virüs sandım ve şu grubuda kapatıp sistemden çıkarttım, anlayacağın Elysion sadece mitolojide adı geçen ama hakkınaçok fazla bir bilgi sahibi olunmayan bir yer olarak kalacak.
Caroline:Sen bir harikasın.
Riley:Biliyorum, kardeşim. Bu yüzden senden daha uzun süre hayata kalacağım.
Caroline eline geçiridği kalemi Rİley'e fırlattı, Riley onu eliyle yakaladı ve gülümsedi.
Riley:Bunula gözümü çıkarabilirsin. Ne yapmak istiyorsun? Beni öldürmek mi? Senden sonra ölecek olmam sadece bir şakaydı. Bilirsin, sana bir şey olmasına asla izin vermem.
Caroline:Aş kendini, Riley.
Riley:"Aş kendini, Riley. Büyü biraz, Riley. Riley!" Adımı bu kadar sevdiğimi bilmiyordum. Yoksa sne mi koymuştun?
Caroline'ın git gide sinirlenen bakışları üzerine Rİley ekledi.
Riley:Tamam. Pekala. Sen pergeli de fıratmadan tüysem iyi olacak çünkü bu kez gerçekten ölebilirim.
NOW:
Sam:Şimdi Crowley, seni arıyor demek bu.
Caroline:Bak. Bunu diğerlerine söylersen ,bu beni çok zor duruma sokar.
Sam:Haklısın. Bu üzerinde aşırı baskı oluşturur.
Caroline:Crowley'nin yapmaya çalıştığı şey- Eğer başarılı olursa bu bir felaket olur, Sam.
Sam:Dean'a söylemeyecek miyiz?
Caroline:Elbette Dean'a söyleyeceğiz. Sadece hemen değil. Richard'la bana alışması gerek. Benim bu atılıma pek sıcak bakmıyor biliyorsun.
Sam:Biliyorum. Sence bu korumacılıktan fazlası mı?
Caroline:Ne demek istiyorsun?
Sam:Sna karşı bir şey hissediyor olabilir mi?
Caroline:Sanmıyorum. O sadece, korumacı. Sahiplenemyi seviyor, o kadar.
Bir iki saniye sonra kpı kırılırcasına tıklatılmaya başladı.
Caorline:Gir! Ne yapıyorsun, kapıyı kırmaya mı?
Dean:Siz iki saattir içeride ne yapıyorsunuz? 
Sam:Konuşuyoruz.
Dean:Konuşuyor musunuz?
Caroline:Evet. Konuşuyoruz.
Dean:Ah, her neyse. Zoe ve Jack döndüler. Aşağı gelseniz iyi olur. Biraz daha hızlanmamız gerek. Cass yanılmış, Crowley'in ihtiyacı olan malzeme listesi, malzemeler falan değilmiş. Ruhların değiş tokuşuyla bir şeylerin peşinde ama onu durduran bir şeyler var. Sanırım tıkanmış durumda. 
Sam ver Caroline donuk bir suratla birbirlerine bakıyorlardı.
Dean:Birbirinizin salak suratına bakmak yerine aşağı gelseniz daha iyi olmaz mı?
Sam:Elbette. Hadi gidelim.
Sam önden gidip aşağı indi o sırada Dean Caroline'ın kolunu tuttu.
Dean:Bana söylemek istediğin bir şey var mı?
Caroline:Neyle ilgli?
Dean:İçerde ne konuştuğunuzla ilgili. Saatler geçti çünkü.
Caroline:Anlatıcağım. Sadece sabırlı olup bana güvenmen ihtiyacım var, hı? Ne dersin? Bana bu kadarını verebilirsin, öyle değil mi?
Dean kafasını salladı. Caroline yanağına küçük bir öpücük bıraktı.
Caroline:Teşekkür ederim. Seni buna pişman etmeyeceğim.
Dean:Etmesen iyi olur. Aşağı inip tekrar o masaya oturdular.
Jack:Dediğim gibi Crowley tıkanmış durumda öldürdüğümüz vampirlerin ruhları tekrar arafa gidiyor bunu durduran ne oldu bilmiyoruz ama bu bize başka bir şey planlıyor izlenimi veriyor.
Sam bir süre Caroline'a baktı.
Zack:Bir şey mi söylemek istiyorsun, Sam?
Sam:Hayır. Hayır. Sadece düşünüyordum.
Caroline Sam'e baktı ve bununla bir ilgim yok dercesine kafa salladı. Caroline ve Sam Crowley'nin asıl planını biliyorlardı ama bu planı ne derecede ve nasıl ilerlettiği hakkında hiçbir fikirleri yoktu.
Ayrıca planı bilmelerine rağmen Caroline'ın Richard'ın desteğine ve ne ile uğraştığını çözmeye ihtiyacı vardı çünkü vampirler ve şeytanlar artık git gide iç içe giriyordu ve arkada bırakılan gizemli bir vampir topluluğu pek güvenli olmayacaktı.
Caroline:Bu tür değiş tokuşlar sadece Crowley istedi diye olacak şeyler değil. Biriyle bir anlaşma yapmış olmalı arafı kontrol edebilecek kadar güçlü biriyle. Bu durumda belki de anlaşmanın süresi dolmuştur.
Dean:Ya da anlaşmayı yapan kişi Crowley'nin nasıl bir şerefsiz olduğunu görüp iptal etmiştir.
Jack:Her iki şekilde de anlaşma farklı bir yöne çekildi demek bu.
Zoe:Peki ne yapacağız, oturup böyle bekleyecek değiliz ya?
Jack:Şimdilik tek yapmamız gereken Caroline'ın Richard'la ilişkisini ilertletmesini beklemek. Bu süreci biraz hızlandırabilirsin, değil mi?
Caroline:Yarın buluşacağız. Bir iki gün bana yeterli gelecektir.
Zack:Güzel, o halde buna içelim.
Zack içkileri doldurdu ve bir iki içkiden sonra herkes kendi alemine geri döndü. Caroline odasına girip derin bir uyku çekti ertesi sabah Richard'ın mesajıyla uyanacağını tahmin etmemişti.
Yarı ayık gözlerle telefonuna baktı ve elini uzatıp almaya çalışırken yere düşürdü. 
Caroline:Kahretsin. Kahretsin. 
Yataktan inmeye üşendi ve eğilip almaya çalıştı o sırada yere yuvarlandı. 
Caroline:Bundan nefret ediyorum.
Mesajı açana kadar söylenmişti.
"Günaydın. Erken kaldırdığım için üzgünüm ama fikrimi değiştirdim, öğlen bir iki iş toplantım var. Birlikte kahvaltı edelim. Benim evimde."
Altında da adres yazıyordu. Caroline doğrulup yatağa oturdu. Eliyle başını ovuşturduktan sonra mesaja cevap vermesi gerektiğini düşündü.
"Tam yarım saat sonra görüşürüz."
Caroline:Tanrım! Saat daha sekiz! Eminim kargalar bile kalkmamıştır.
Elini yüzünü yıkadı ve üzerine bir şeyler geçirdi. Merdivenlerden indi, herkes uyuyordu. Bar masasının üzerinde uyuyan kalan Zack'ın alnına bir kağıt parçası yapıştırdı.
"Richard kahvaltıya çağırdı, erken çıktım."
Caroline bir taksi tutup Richard'ın evinin önüne geldi. Ev oldukça büyük ve gösterişliydi.Kapılar açıldı ve Caroline içeri girdi. Onu Richard karşıladı. 
Richard:Caroline! Erken uyandırdığım için kusura bakma. Hava çok güzel. Kahvaltıyı dışarı hazırlattım.
Richard, Caroline'a fikir belirtme fırsatı vermeden onu yönlendiriyordu. Baskıcı bir karakteri vardı ve yönetimi elinde tutuyordu.
Bahçedeki eksiksiz sofraya oturdular.
Caroline:Takım elbiselisin. Böyle mi yatıyorsun?
Richard ufakça gülümsedi. 
Richard:İşte şu sıralar işler yoğun, her an bir çağrı gelebilir düşüncesiyle geziyorum. 
Caroline:İşten kastın?
Richard:Ne demek istedin? 
Caroline:Şirketten mi bahsediyorsun yoksa gizli topluluğundan mı? 
Richard çatal ve bıçağını tabağına bırakıp peçeteyle ağzını sildi. Ciddi bir ifadeye bürünmüştü. 
Richard:Ne düşündüğünü biliyorum. 
Caroline cürretkar bir ifadeyle cevap verdi. 
Caroline:Biliyor musun? (Do you?)
Richard:Ben kötü adam değilim, Caroline. Sadece yanlış bir izlenim yaratıyorum. Bir avcı olduğundan bana şüpheci yaklaşman gayet normal ama bunu sürekli yüzüme vurman kalbimi kırmaktan başka bir işe yaramayacak. O yüzden daha anlayışlı olmanı öneririm. 
Caroline gülümsedi ve Richard'ın elini tuttu.
Caroline:Sakın beni tehdit etmeye kalkma. Sana olan duygularımı sarsıyorsun.
Caroline elini çekiyordu ki Richard tuttu.
Richard:O hisler benim için çok önemli. Değişmesine asla izin vermem. Seni hayal kırıklığına uğratacak bir şey yapmayacağım. Emin olabilirsin.
Caroline:Bende kalbine daha nazik davranmaya çalışacağım.
Richard:Çalışma. Doğal düşüncelerin daha çok hoşuma gidiyor, her ne kadar acıtsada.
Dean gözlerini oluşturdu ve aşağıya indi. Zack'i barda uyurken gördü. Kendine bir su doldururken Zack'in kafasındaki not dikkatini çekti. 
Dean:Demek kahvaltı hı? Eminim çok eğlenirsiniz.
Merdivenden ayak sesleri duyuldu ve Dean onun Sam olduğunu fark etti.
Dean:Günaydın, şekerim. İyi uyudun mu?
Sam:Ah, kes şunu. O elindeki ne?
Dean:Caroline Richard'la kahvaltıya gitmiş ve Zack'in kafasına da bir not bırakmış. 
Sam:İyiymiş. 
Dean:Sam?
Sam:Evet, Dean? 
Dean:Caroline'la ne konuştunuz?
Sam:Ondan duysan çok daha iyi. 
Kahvaltı bitmeye yakın Richard'ın telefonu çaldı. 
Richard:Öyle mi? Anladım. Hemen geliyorum.
Caroline:Bir şey mi oldu? 
Richard:Bana ihtiyaçları varmış. Gitmem gerek.
Richard ayağa kalkarken Caroline'ın yanağına bir öpücük bıraktı. 
Richard:Akşam görüşürüz.
Caroline:Richard...
Richard yürümeye devam ediyordu. 
Caroline:Richard! 
Richard:Efendim? 
Caroline:"Akşama görüşürüz." Burası benim evim değil ve ben de senin karın değilim. 
Richard:Afedersin. Çok üzgünüm. Kendimi fazla kaptırdım. Ama yinede bu ev seninde sayılır. Keyfine bak. Öğlen yemeğini evde yemeye çalışırım ve akşam da bir şeyler yaparız. 
Caroline:Richard...
Richard:Kendini evinde hisset.