Actions

Work Header

DARKNESS

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

 





New Orleans


Elijah aylardır Hayley'e destek oluyor, onu koruyor ve cadılarla iş birliği yapıyordu. Klaus babalık fikrine pek sıcak bakmasa da henüz bir sorun çıkarmamıştı. Marcel ile ilgili planlarını anlaşma doğrultusunda uyguluyordu. Fakat bu süreçte ne bebekle ne de hayleyle ilgili hiç bir konuya dahil olmuyordu. Sanki onlardan kaçıyor gibiydi Elijah bunun zaman alacağını biliyordu ama bu kadar ilgisiz olması onu zaman zaman agresifleştiriyordu ve aralarında küçük gerginlikler yaşanıyordu. Hayley ve bebek için tutulan eve sadece Elijah gidiyordu aslında orada kalıyor bile denilebilirdi.

Klaus Hayley ve bebek için bir koruma ordusu bıraksa da Elijah onların güvende olduğundan bizzat emin olmak istiyordu, belki de sadece kendisini kandırıyordu. Kıza karşı garip bir şekilde merhamet hissediyor ve masumiyeti onu baştan çıkarıyordu.

Elijah sürekli ortadan kaybolup duran Klaus'un bu gizemli hallerinin kaynağını bulmak ümidiyle onun evine doğru yol aldı. Vardığında Klaus'un henüz gelmemiş olduğunu fark etti muhtemelen Marcel'in yanındaydı kendisine bir viksi alıp kanepeye oturdu ve Klaus'u beklemeye başladı bu sırada yatak odasının kapısına takılan gözleri merakını tetikledi. Kalkıp elindeki viskiyi masaya bıraktıktan sonra odaya ilerledi, onun odasına temizlikçi dışında kimse giremezdi. Klaus öldürdüğü kurbanlarının mektuplarını duvarlarında çerçevelenmiş bir şekilde saklardı onun bu ilginç hobisi Elijah için bile ürkütücüydü. Odaya biraz göz gezdirdikten sonra köşede duran garip kasayı fark etti onu daha önce de görmüştü nedense Klaus o garip kasayı gittiği her yere taşırdı. Bu defa içinde ne olduğuna bakacak ve Klaus'un öfkesini umursamayacaktı. Kasanın kapağını tek hamlede söküp bir kenara attı, içinde anlamlandıramadığı pek çok şey vardı fakat Elijah'ın dikkatini çeken eski bir dosya olmuştu. Dosyayı açıp incelemeye başladı onun resim yaptığını biliyordu fakat bunlar çok kişiseldi... İlk çizimde Anneleri Ester vardı küçükken Klaus ve Kol'un yaptığı papatya tacıyla resmedilmişti. Elijah onun aslında ne kadar terkedilmiş olduğunu hissettti. Kağıdı kaldırıp diğer çizime baktı Rebekahın küçüklüğü vardı onu bir melek olarak resmetmişti. Bir kaç aile resminden sonra tanıdık bi yüz gördü biraz daha dikkatli bakınca bu yüzün sahibininin Caroline olduğunu fark etti. Elijah şaşkınlık ve hayranlıkla çizimleri incelemeye başladı ilkinde Caroline güneşe bakarken resmedilmişti, diğerinde de masum bir gülümsemeyle. Resimleri kaldırdıkça yeni bir Caroline resmi çıkıyordu belki 50 tanesine bakmıştı ve resimlerde Caroline git gide açılıyordu. Bu Elijahın gülümsemesine neden oldu bakmaya devam etmemesi gerektiğini biliyordu ama kendisine engel olamıyordu Klaus'un bakış açısıyla Carolinenin resmedilişi Elijah'ı büyülemişti. Yine bir resimde Caroline çırılçıplak resmedilmişti bacaklarının arasından uzanan örtü kasıklarını örtse de dolgun göğüslerini gizleyememişti. Acaba bunlar ikisi arasında geçen sıcak ve romantik anlardan esinlenerek mi yapılmıştı yoksa Klaus'un hayal ürünü müydü? Belkide ortadan kaybolduğu zamanlarda gizli gizli onu izliyordu. Bir kadının Klaus tarafından böyle hayal edilmesi hayret vericiydi. Elijah iştahla resimleri incelerken, Klaus'un içeriye girip öfkeyle ona doğru geldiğini bile fark etmedi.

Klaus: Ne halt ediyorsun!

Elijah: Geldiğini duymadım, seni bekliyordum.

Klaus: Bu şekilde mi?

Elijah: Rahatla kardeşim... beni hoşnut eden şey sadece resme olan yeteneğin.

Klaus: Daha inandırıcı olmayı dene.

Elijah: Eğer Carolineyle ilgili fantezilerini kağıda dökeceksen saklamak için daha uygun bir yer bulmalısın. Uzatmayalım bence hem daha önemli meselelerimiz var yakında bir çocuğun olacak, hayatı şu an cadıların elinde ve o cadılarla ortak çıkarımız v...

Klaus: Var evet! ben şehri geri almak istiyorum onlar da rahat rahat büyü yapmak, bütün cadılar mı aptal yoksa sadece bu kadın mı... Onlara Marcelden daha güvenilir olduğumu düşündüren şey nedir?

Elijah: Klaus bak eğer onlara ihane...

Klaus: Merak etme şimdilik öyle bir niyetim yok.

Elijah: Hayley'in doğumu yaklaşıyor... Bebek doğduktan sonra onunla ne yapacaksın?

Klaus: Öldüreceğim.

Elijah: Ve çocuğun senden sonsuza dek nefret edecek! Sana hayleyle evcilik oyna demiyorum sadece yaşamasına izin ver. O bir melez değil, kurt! yani yaşlanıp ölecek en azından o zamana dek çocuğunun yanında olur... sen dünyayı cehenneme çevirirken ona sevgi verecek birine ihtiyaç duyacak.

Klaus: Bak tüm bu kardeşlik olaylarını anlıyorum ve yanımda olmana ihtiyacım var ama kararlarımı sorgulaman gerçekten akıllıca olmaz. Hem neden kızı bu kadar önemsiyorsun? Tek gecelik bir şeydi ve doğanın mucizesini bana getirdi ona karşı merhamet ya da sevgi göstermeyeceğim. Olmayan bir şeyi gösteremezsin!

Elijah: Ben sadece çocuğunun senden nefret etmemesini istiyorum! Bizim yaşadıklarımızı yaşamamasını diliyorum ve onu seveceğini bilmeye ihtiyacım var. Bunu da sadece fedakarlık yaparak kanıtlayabilirsin.

Klaus: Çok gerçekçiydi ama benim için fazla melankolik. Fedakarlık ve sevgi konusunda attığın palavralardan sonra ona olan zafından emin oldum. Kesinlikle fahişelere karşı koyamıyorsun, fahişe demişken Katherine den haber varmı? ona özgürlüğünü vermesem de kısmen peşini bıraktım. İşte bu bir fedakarlık Elijah.

Elijah: Tüm bu kardeşlik olayları doğruysa bilmeni istediğim bir şey var. Bana verdiğin sözü tutacağını umuyorum ve artık aramızda sır olmasını istemiyorum.

Klaus: Dinliyorum...

Elijah: Elena tedaviyi Katherine'nin boğazına tıkmış.

Klaus: O sürtük duygularını açmamış mıydı? kesinlikle kusursuz bir intikam...

Elijah: Gülmeyi kes.

Klaus: Sanırım onu alıp yeni melezler yapacağımı düşündüğünden böyle bir kumar oynamış, aslında senin korktuğun şey de bu değil mi?

Elijah: Emin olmak zorundayım...

Klaus: Aslında artık melezlerin umurumda olmadığını söyleyebilirim.

Elijah: Sen gerçekten değişiyorsun.

Klaus: Hayır kardeşim, sadece melezlerin sadakatinden emin olamıyorum ve artık efendilik bağına güvenmiyorum.

Elijah: Bu yüzden Marcelden şehri geri alıp vampir, cadı ve kurt adamlardan bir ordu kurmak istiyorsun...

Klaus: Bu kadar sohbet benim için yeterli şimdi iznin olursa sıcak tatlı bir şeyler arayacağım.

Elijah: Sana eşlik etmekten mutluluk duyardım ama gidip çocuğunun annesine bakacağım.

Klaus: Ben öldürmesem bile Katherine kurt kızın icabına bakacaktır. Bu eğlenceli olacak...

Elijah: Korkunç eğlence anlayışından kendimi soyutlayıp acilen temiz hava almak zorundayım.

Klaus: Hoşçakal kardeşim.

 

End Notes:

Hikayenin gidişatını az çok idrak edebileceğiniz 2. Bölümü okumadan geçmeyeceğinizi ümit ediyorum.

 

 

Chapter Text

Flashback;


Tyler aylardır Carolineden uzaktı. Güneyde uzun uğraşlar sonucu bulduğu kurt klanı ile vakit geçiriyor bir yandan da melez olmanın verdiği avantaj ve üstünlükle onlara alfalık yapıyordu. Bu durum klan da başta rahatsızlık yaratsa da hepsi dönüşümleri sırasında Tylerın desteğini göz ardı etmiyor, onlara liderlik etmesinde sakınca görmüyorlardı. Tabi bir de Hayley vardı burayı ona tavsiye eden de oydu. Bir süre sonra da gelip yanına yerleşmişti. Tyler ona kızgın olsa da yalnızlığın verdiği çaresizlikle ona yanaşmaya başlamıştı bunu fırsat bilen Hayley onu baştan çıkarmak için eline geçen her fırsatı kullanıyordu. Çünkü ona amansızca aşık olmuştu. Ve tek dileği Carolineyi unutmasıydı. Fakat bu sırada hesaba katmadıkları bir gelişme olmuştu ve bu hayatlarını sonsuza dek değiştirecekti.

Hayley: Konuşmamız gerekiyor...

Tyler: Şu an meşgulüm, Alec haftaya ilk dönüşümünü yaşayacak ve kurtboğan suyunu içmeyeceğini söylüyor, bilirsin zincirler o güce dayanamaz ve...

Hayley: Bak konuşmamız gerekiyor tamam mı! haftaya ben de dönüşecek miyim bilmiyorum, bu işlerin nasıl yürüdüğünü bilmiyorum kısacası endişeliyim!

Tyler: Anlamıyorum ne demek istiyorsun?

Hayley: Hamileyim.

Tyler'ın gözlerinde öfke ve şaşkınlık vardı bir süre ona baktıktan sonra Hayley'i kolundan tutup oradan uzaklaştırdı ve çadırların arka tarafına doğru ilerletti. Kolunu öylesine sıkmıştı ki bıraktığında Hayleyin kolunda parmaklarının izi çıkmıştı... Hayley kesinlikle bu tepkiyi beklemiyordu. Bu durumun ikisi arasındaki bağı güçlendireceğini ve belki de Carolineden vazgeçeceğini düşünmüştü.

Tyler: Ne saçmalıyorsun sen? bu imkansız! Ben melezim...

Hayley: Bak nasıl olduğunu bilmiyorum ama bir şekilde oldu ve hamileyim.

Tyler: Benim olamaz. İmkansız... O çocuğu kimden yaptıysan defolup derdini ona anlatabilirsin.

Hayley: Ne? aylardır senin yanında kalıyorum bunu nasıl söylersin!

Tyler: O zaman belki de sürüden biridir?

Hayley: Adi herif! bunu nasıl söylersin ben seni sevdiğim için senin yanındayım sana olan hislerimi biliyorsun!

Tyler: Abartma, sadece yattık ve ona aşık olduğumu biliyorsun!

Hayley: Bu durumda nasıl ondan bahsedersin senin çocuğunu taşıyorum. Benimle yatarken aklın neredeydi! Eğer seni gerçekten sevseydi o küçük kasabada kalır mıydı sanıyorsun! orada neden kaldığını ikimiz de biliyoruz!

Tyler: Kes sesini!

Hayley: Neden gerçekler acıtıyor mu? Beni becerip bir köşeye atabileceğini mi sanıyorsun! Eminim onu da Klaus beceriyordur.

Tyler sinirden kıpkırmızı olmuştu Hayleyin her sözü beyninde yankılanıyordu ne yapacağını, neye inanacağını bilmiyordu. Hayleyin son sözleri bardağı taşıran son damla oldu. Birden kendine hakim olamayıp hayleyin suratına sert bir tokat indirdi. Vurmanın şiddetiyle yere düşen Hayley'in gözlerinden yaşlar dökülmeye başladı Tyler saçlarından tutup kaldırdı ve yüzüne baktı...

Tyler: O benim değil! senden kurtulacağım. Ama önce onun benden olmadığını sana ispatlayacağım.

Tyler herkesin şaşkın bakışları arasında yanına bir kaç adam alıp Hayleyle oradan uzaklaştı. Hayley yol boyunca ağladı ve tek kelime etmedi Tyler Klausun karşısında çaresiz biri olsa da şu an da güçlü bir melez ve alfaydı. Ve bir yanlış hareketinde Hayleyi oracıkta öldürmesini engelleyecek kimse yoktu. Bu sıra da Katherine de Klaus dan kurtulmak için bir yol aramakla meşguldü ve işbirliği yapabileceğine inandığı bir cadının yanına doğru yol alıyordu. Tyler ve Hayley merkeze vardıklarında Tyler adamlarını etrafa salıp bir cadı bulmalarını istedi. Çok geçmeden cadının bulunduğu haberi geldi ve Tyler ağlamaktan yorgun düşen Hayleyi çekiştirerek cadının mekanına doğru yönlendirdi. Oldukça izbe ve eski bir yerdi burası etrafta kuru yapraklar ve örümcek ağları vardı. Küçük bir masanın başında adının Alice olduğunu öğrendikleri yaşlı bir kadın oturuyordu. Tyler kapıyı açıp içeriye girdi Hayley de arkasından...

Tyler: Bize yardım edebileceğinizi umuyoruz, merak etmeyin karşılığını alacaksınız.

Alice: Senin parana ihtiyacım yok. Onlara da söyledim size yardım etmeyeceğim defolun!

Tyler: Sahi mi? Farkında mısın bilmiyorum ama bir ahır da yaşıyorsun ve dahası eğer dediklerimi yapmazsan şu kapıda gördüğün adamlar dudaklarımın arasından çıkacak tek bir kelimeyle seni hücrelerine ayıracaklar şimdi konuş!

Alice: Çocuk senin mi diye öğrenmeye geldin...

Tyler: Mevzuyu sezdiğine göre cevabını da verirsin?

Alice: Çocuk senin!

Tyler: Bu nasıl olur?

Alice: O canavar seni dönüştürdüğünde tamamen vampir olmadın aynı zaman da kurt geni de taşıyorsun ve inan bana evlat bu mümkün.

Tyler cebinden bir tomar para çıkartıp masaya fırlattıktan sonra hızla çıkıp oradan uzaklaştı. Ne yapacaktı bu durumdan nasıl kurtulacaktı onları istemiyordu... Buna hazır değildi ve Carolineyi kaybedemezdi. Ailesini kaybettikten sonra her anlamda Carolineye tutunmuştu ve onu kaybetme düşüncesi... Buna katlanamıyordu. Bu düşünceler arasında yürürken bir ses duydu;

Katherine: Hey köle çocuk...

Tyler: Sen hala yaşıyor musun?

Katherine: Benimle dalga geçecek durumda değilsin. Duyduğuma göre Klaus seni kasabadan göndermiş. Senin hayatını neden bağışlasın ki? ben 500 yıldır kaçıyorum. Hey duracakmısın artık hem konuşup hem de arkandan koşamam...

Tyler: Git başımdan!

Katherine: Hadi ama huysuzluk ediyorsun. Belki seni planıma dahil ederim...

Tyler: Sana asla güvenmem!

Katherine: Peki ya sana Klausu öldürmek için bir plan üstünde çalıştığımı söylersem?

Tyler durup Katherineye döndü ve soru soran gözlerle baktı...

Tyler: Sanırım bir planın var.

Katherine: Belki evet belki hayır... Hadi gidelim bunları bana bir içki ısrmarladıktan sonra tekrar sor.

Katherine Tylerın koluna girdi ve onu bir mekana yönlendirdi... İkili çok geçmeden içeriye girip barın önündeki yerini almıştı. Katherine içkisini yudumlarken kapıdan bir hışımla Hayley girdi, öyle öfkeliydi ki Katherineyi bile fark etmemişti.

Hayley: Lanet olsun! seni sevdiğim için yanındaydım, seni sevdiğim için seninle yattım Klaus melezleri katlederken seni uyararak hayatını kurtardım...

Tyler: Melez konusunu hiç açma sürtük... Senin yüzünden bu haldeyim ben!

Hayley: Senin bebeğini taşıyorum ben, bir melez bebek var rahmimde ve bu beni öldürecek mi onu bile bilmiyorum. Nasıl böyle davranabilirsin beni sevmediğini biliyorum ama çocuğuna da mı acımıyorsun!

Katherine'nin gözleri açıldı, duydukları karşısında hem sevinmiş hem de şaşırmıştı...

Tyler: Bebek de, sen de umrumda değilsiniz benim hiç bir şeyim değilsiniz!

Katherine bir anda kalkıp Tylerı geri çekti...

Katherine: Üst katta bir kaç oda var hadi yukarı çık benim gönderdiğimi söyle sana bir oda versinler. Dinlenmelisin berbat görünüyorsun!

Hayley: Şaka mı yapıyorsun? Bana neden yardım edesin ki?

Katherine: Soru soracak pozisyon da değilsin, dahası bebeğini önemsiyorsan dinlenmek zorundasın. Hayley kuşkucu ve şaşkın bir tavırla teşekkür edip yukarıya çıktı.

Tyler: Ne halt ediyorsun sen?

Katherine: Sakin ol kovboy... Bir planım olduğunu söylemiştim ve sen bana mucizeyi getirdin.

Tyler: Bilmece gibi konuşup birbirimize anlatmak istediklerimizi ertelemesek?

Bu sırada içeriye giren Sophieden başkası değildi. Onlara doğru ilerledi ve soru soran gözlerle bakmaya başladı.

Sophie: Daha az önce yanımdaydın tatlım beni mi özledin yoksa buraya çağırmanın başka bir nedeni mi var? Dur tahmin edeyim tedaviyi Elijah'a verip onu geri kazanmaktan vazgeçtin ve duygularını umursamıyorsun. Klaus'u yok etmek istiyorsun... ama sana söyledim beni Marcelden kurtarmadan seninle bir anlaşma yapmayacağım. Katherine! sırıtmayı kes de konuş artık...

Katherine: O kadar çok konuşuyorsun ki lafa giremedim bile. Şimdi eğer bitirdiysen sana küçük mucizemizden bahsetmek istiyorum. Tyler tatlım cadımız için de bir içki alır mısın? Hadi şöyle sessiz bir köşeye geçelim...

Tyler: İşte içkiniz... Sizin şu gizemli ve şifreli halleriniz seksi olabilir fakat ben sabırsız bir adamım ve bu sabırsız adam kadınların dilinden pek anlamadığından açıklamanız yalın ve benim anlayabileceğim bir tonda olursa sevinirim.

Katherine: Seninle de hiç eğlenilmiyor... Peki başlıyorum. Sophie bana Klaus'un iki şekilde öldürülebileceğini söylemişti ve buraya gelme amacım da buydu. İlki tedaviyi ona içirip insana dönüştürmekti çünkü hala melezken ona kazığı saplayıp öldürmek yarattığı tüm vampirleri yani kendimi de öldürmeyi göze almak demekti.

Sophie: Evet ona tedaviyi içirip öldürmek mantıklı bir seçenekti fakat bu aynı zaman da bir intihar... Klaus çok güçlü ve zeki onu kandırmak imkansıza yakın ayrıca bunu yapacak bir gönüllü bulacak olsa bile Katherine bunu yapmak istemiyor çünkü abi kökenin Klausu öldürürse ondan sonsuza kadar nefret edeceğini biliyor bu yüzden Klaus'un ölümüne Katherinenin karıştığını kimse bilmemeli. Benden cadıların bir çözüm bulmasını istedi fakat cadılar bunun için çok fazla güç harcayacaklarını hatta belki aralarından bir kaçının öleceğini bunun bir bedeli olması gerektiğini söylediler. Bizim yaşadığımız şehri Klaus ve ailesi kurdu fakat şimdi Marcel adında acımasız ve cadıları köleleştiren bir adam yönetiyor. Bizi ondan kurtarmasını istediler.

Tyler: Ben hala bir çözüm önerisi göremiyorum?

Katherine: Cadılara yarattığı vampirleri öldürmeden Klaus'u öldürecek büyüyü sorduğumda bunu zaten yapamayacaklarını söylediler. Çünkü büyü sadece tek bir durumda yapılabilirmiş.

Tyler: Neymiş o?

Katherine: Saf kan doğmuş melez bir bebek! seni Klaus dönüştürdü yani onun ırkından geliyorsun kökenlerin çocuğu olamaz. Klaus melez olsa da 1000 yaşında ve insan genlerine sahip olan kurt tarafı çocuk sahibi olmak için fazla yaşlı melezlerini de öldürdüğünden ve kan torbası vampire dönüştüğünden bu imkansızdı. Ama kimse seni hesaba katmamıştı. Sen kalan tek melezsin! ve yakında kurt kızdan bebeğin olacak. İşte onun kanı Klaus'u öldürebilir! Cadılar onun hayatını Klaus'a bağlayacak ve aramızdaki bağı kaldıracak...

Sophie: Ne?!!! melez bebek mi?

Katherine: Sakin ol tatlım az önce içkini suratıma püskürttün!

Sophie: Bunun anlamını biliyorsun değil mi? Cadılar bu büyüyü yapabilir fakat bebek ölecek ve büyüyü yapmak uzun sürecek. Ayrıca bizi Marcelden nasıl kurtaracaksın bunu da o dahi aklında planladın mı?

Tyler: Hey... Hey... Yavaşlayın! Şimdi siz bana Klaus'u öldürmek için kendi bebeğimi feda etmemi mi söylüyorsunuz?

Katherine: Az önce neredeyse Hayleyin boğazına yapışacaktın... Onları istemediğini söylemiştin. Ve Caroline bütün bu olanları öğrenirse seni tek edeceğini biliyorsun değil mi?

Tyler: Burada kendi çocuğumu öldürmemden bahsediliyor. Onları istemediğimi söyledim öldüreceğimi değil!

Katherine: Kes sesini de dinle... Sophie zamana ihtiyacın olduğunu söyledin işte sana planımı açıklıyorum. Hayley'e bir büyü yapacaksın ve bunu yaptığımızı bilmeyecek bebeğinin ölmek üzere olduğunu düşünmeli. Onu kurtarmak için anlaşma sunacaksın. Bebeğini kaybetmek istemediğinden bunu kabul edecektir. Sonra esmer güzelini Klaus'un yatağına sokacağız Klaus bebeğin kendisinden olduğuna inanmalı onu şehrine ancak bu şekilde çekebilirsin. Sonra bebeğin üstüne göstermelik bir anlaşma yapacaksın o seni Marcelden kurtarabilecek tek kişi! Bebeğini ve şehrini geri almaya uğraşırken cadılar da onların hayatlarını birbirine bağlayacak ve zamanı geldiğinde hepsi ölecek. Sen şehrine biz de özgürlüğümüze kavuşacağız...

Tyler: Zekice, takdir ettim. Ama bu olmayacak...

Katherine: Aptallık ediyorsun Tyler seni şuracıkta öldürebilirim ve planımı sensiz gerçekleştirebilirim. Ama ben sana Klausun ölümünü vaad ediyorum. Carolineye kavuşacaksın ve Klaus öldükten sonra dünyadaki tek alfa, tek melez sen olacaksın. İkimiz de dünya da ne kadar fazla kurt klanı olduğunu biliyoruz. Hepsinin tek lideri sen olabilirsin. Artık bir fare gibi kaçmana gerek yok. Babanı ve amcanı onurlandıracaksın. Bütün bunların yanında bir fahişe ve doğmamış bir canavarın ölümü nedir ki? Büyüklük kurban ister Tyler... Seni neden öldürmedim biliyor musun? Çünkü sen planımız başarıya ulaştığında dünyada ki tek güç olacaksın. Ve ben onun dostu olmak isterim.

Katherine Tyler'ın aklını nasıl çeleceğini çok iyi biliyordu. Söyledikleri kesinlikle onun başını döndürmüştü. Ve kaçak bir halde küçük bir kurt sürüsüne alfa olmak ona zaten yetmiyordu. Carolineyi ve gücü kazanacak ailesinin intikamını da alacaktı. Bütün bu düşünceler arasında kalan içkisini kafasına dikti ve Katherineye döndü...

Tyler: Peki diyelim kabul ettim. Klaus'u bu söylediklerinize nasıl inandıracaksınız? Zaten buna neden gerek olduğunu da anlamadım?

Katherine: Klaus'u bir şeye inandırmak istiyorsan önce Elijah'ı inandıracaksın. Ayrıca Klaus'un seni neden öldürmediğini duydum sanırım kötü melezimiz aşık olmuş onu sandığından iyi tanıyorum. Şu an oldukça yalnız hem kardeşlerini hem de Carolineyi kazanmak için herşeyi yapar. Ve bu bebek fikri ailesini geri kazanmasını sağlasa da Carolineyi kaybettirecek. Ve bize ihtiyacımız olan zamanı kazandıracak, büyü için yani. Klaus öldükten sonra küçük şirin Carolinenin yas tutmasını istemezsin değil mi? Eee Plan anlaşıldığına göre bu üçlü şerefine içebiliriz...


Now:

Mystic Falls


Caroline: Haftalardır Bonnie'e ulaşmaya çalışıyorum.

Elena: Çok şey yaşadı Caroline, anlamalısın...

Caroline: Anlıyorum ama telefonu neden kapalı? Hiç böyle yapmazdı.

Elena: Bilmiyorum belki de kafa dinlemek istiyordur Jeremy biraz uzaklaşmak istediğini söylemişti... Beni asıl Matt endişelendiriyor annesiyle yazı geçirmek için kasabadan ayrılacağını söyledi ve bunun ona iyi gelmeyeceğinden endişe ediyorum.

Caroline: Matt'in annesinin kasabadan ayrılışını hatırlıyor musun?

Elena: Ne demek istiyorsun?

Caroline: Matt'in bu ani değişimi ve annesiyle tatil fikri bilirsin, gerçekçi gelmiyor.

Elena: Evet ama o herşeye rağmen annesi Caroline.

Caroline: Haklı olabilirsin, her neyse...

Elena: Peki... Bu konuları konuşmak istemediğini biliyorum ama sormak zorundayım... İyi görünmüyorsun? Herşey yolunda mı?

Caroline: Ne demek istiyorsun? elbette yolunda.

Elena: Tyler ve sen? Seni tanıyorum Caroline bir şeyler var...

Caroline: Biz... sadece... Bak döndüğünden beri farklı biri gibi davranıyor sürekli bir şeyler sakladığı izlenimine kapılıyorum. Ve sanki aramızda görünmez bir duvar var.

Elena: Damon ormanda bir kaç kurt izine rastlamış bunun, Tyler'ın sakladığını düşündüğün şeyle bir ilgisi olabilir mi?

Caroline: Hayır, onlar Klausdan kaçarken Tylerın bulduğu kurt sürüsü. Tyler kasabaya yerleşmek istediklerini söyledi.

Elena: Ne?!

Caroline: Aynı tepkiyi ben de verdim. Ve kavga ettik...

Elena: Demek kavga ettiniz bu da bir konuşma biçimi tabi.

Caroline: Evet birbirimizi yoksaymadığımız zamanlarda genelde ya kavga ediyoruz ya da günaydın, iyi geceler faslıyla geçiştiriyoruz.

Elena: Tamam buraya kadar! arkadaş müdahalesi geliyor, Caroline onunla bu şekilde devam edemezsin artık bazı şeyleri kabullenmek zorundasın.

Caroline: Yine başlama!

Elena: İstediğini söyle... Onu sevdiğini ikimizde biliyoruz.

Caroline: Elena yeter artık... Sürekli gerçekçi olmaktan oldukça uzak şu teorilerini ortaya atıp canımı sıkıyorsun.

Elena: Bak ben de Stefanı seviyorum ve uzun bir süre Damon'a olan hislerimi kabullenemedim. Beni değiştirmesinden korktum. Herkesin ne düşüneceğinden ve kendime olan saygımı yitireceğimden korktum. Ama sonra anladım ki asıl hata kabullenememek ve asıl zararı Stefan'a veriyorum onu kandırıp duruyorum. Damon'a olan aşkım ona duyduğum sevgi ve şefkatten çok farklı.

Caroline: Ve Damonun seni getirdiği hale bak! insanlardan besleniyorsun, arkadaşlarını etki altına alıyorsun!

Elena: Hayatımda ilk defa özgür hissediyorum ve kimseyi öldürmüyorum Caroline... sonsuza kadar Stefan gibi yaşayamam. Bu benim tercihim.

Caroline: Ben de bundan bahsediyorum. Ne yani bunca zaman Stefanlayken rol mü yapıyordun?

Elena: Hayır olması gerekeni yapıyordum. Artık istediğimi yapıyorum... Olması gereken şeyler her zaman yapmak zorunda olduğumuz şeyler değildir Caroline.

Caroline: Bu konuşmanın bana bir faydası olmuyor o yüzden burada keselim lütfen.

Elena: Klaus aradı...

Caroline: Ne? neden?

Elena: Sakinleş...

Caroline: Ben sakinim sadece soru sordum.

Elena: Katherine'nin insan olduğunu öğrenmiş... Teyit etmek için aramış ve...

Caroline: Ah tabiyki!

Elena: Sözümü bitirmeme müsade eder misin? ve seni sordu, sana bıraktığı mesajları kasıtlı olarak mı cevaplamıyorsun yoksa okumadan siliyor musun?

Caroline: Ne mesajı?

Elena: Ah tahmin etmiştim, Tyler...

Caroline: Ne yani bana mesaj mı bırakmış? Ne dedi tam olarak!

Elena: "Bana bir iyilik yap ve ona bıraktığım mesajların ulaştığından emin ol" dedi.

Caroline: Bir şeyler yemeliyim...

Elena: Caroline...

Caroline: Hadi... Çok güzel bir yer biliyorum.

Elena: Caroline...!

Caroline: Ne var!

Elena: Hayır hiç bir yere gitmiyoruz burada oturacağız Damon dışarıda yalnızız ve seni şu sinir harbinden kurtaracağız.

Caroline: Yeter artık Elena! üstüme çok geliyorsun! peki pes ediyorum! Tyler'a mesajları sildiği için kızgınım, bunca zaman neden aramadığını merak ediyordum. Ve nedenini öğrenmiş oldum. Ona karşı bir şeyler hissediyorum, bu kasabadan nefret ediyorum...!

Caroline bir anda bağırarak ve içindekileri nefes nefese saydırarak ağlamaya başladı. Elena ona sarılıp sakinleştirdi.

Caroline: Bu beni berbat biri yapıyor değil mi?

Elena: Hayır senin bir insan olduğunu gösteriyor. Bunda yanlış bir şey yok. Seni anlıyorum tamam mı? Bunlardan utanmanı istemiyorum.

Caroline: Nasıl bu kadar normal karşılarsın?

Elena: Damon'un sana, Matt'e yaptıklarını hatırlıyor musun? Jeremy'i öldürdüğünü, Bonnie'nin annesine yaptıklarını... Kimse mükemmel değildir, peki konu ben olunca neler yaptığını biliyor musun? Hiçbirimiz masum değiliz Caroline! o çok güçlü ve acımasız bir şeytan olması dışında aşık bir adam ve konu sen olunca... Mezuniyet günü yaptıkları yeterince açık bir kanıttı. Kısacası senin mutlu ve güvende olmanı istiyorum.

Caroline: Eski elenanın gittiğini sanıyordum. Ama o hala burada... Sadece daha dürüst ve sinir bozucu.

İki arkadaş bir süre gülüşüp sarıldıktan sonra dışarı çıktılar. Bu sırada Carolinenin telefonu çaldı. Ekrana baktığında arayanın Klaus dan başkası olmadığını fark etti. Hemen sessiz bir tarafa yöneldi ve Elenaya seslendi...

Caroline: Sen git ben yetişirim...

Elena: Tamam.

Caroline: Klaus...

Klaus: Merhaba Caroline, nasıl olduğunu merak ettim.

Caroline: İyiyim... sen?

Klaus: Daha iyi hissediyorum. Neredesin?

Caroline: Anlamadım?

Klaus: Sanırım seni gördüm...

Caroline: Ne?

Klaus Caroline'nin tam arkasında duruyordu...

Klaus: Tekrar merhaba.

Caroline: Burada ne arıyorsun.

Klaus: Ben de seni özledim.

Caroline: Klaus...

Klaus: Tamam peki. Hadi gidelim sana bir içki ısmarlamak istiyorum ikimiz de içince daha sevecen davrandığını biliyoruz.

İkili gülüşerek ilerledi mekana vardıklarında Caroline tedirgin bir şekilde etrafa bakınmaya başladı Tyler'ın buralarda olmaması için dua ediyordu. Herhangi bir gerginlik olmasını istemiyor dahası ona Klaus'un yanında görünmek istemiyordu. Bunu fark eden Klaus gülümsedi.

Klaus: Çok hassas ve sadıksın. Bu yönünü takdir ediyorum Caroline ama lütfen artık rahatla.

Caroline: Ne demek istiyorsun, ben rahatım.

Klaus: Peki... Sana defalarca ulaşmaya çalıştım telefonlarımdan rahatsız oluyorsan bunu bana söylemen yeterliydi. Köşe kapmaca oynamaktan hoşlanmıyorum.

Caroline gerilmişti ona Tyler'ın mesajları ve aramaları sildiğini söylediğinde Tyler'ın başına neler geleceğini biliyordu.

Caroline: Ben...

Garson içkileri bırakıp uzaklaştı, Caroline viski bardağını alıp kafasına dikti...

Klaus: Yavaş ol aşkım seni o kadar mı zorluyorum?

Caroline: Anlamadım?

Klaus: Bana tahammül etmek diyorum, o kadar mı güç?

Caroline tuttuğu boş bardağı avuçlarının arasında sıkıyor bir yandan da sakin kalmaya çalışıyordu. Tek kaşını kaldırarak Klaus'a baktı.

Caroline: Klaus seni kırmak istemiyorum ama neden buradasın?

Klaus: Muhtemelen Katherine için geldiğimi düşünüyorsundur yada fikrimi değiştirip Tylerın kalbini sökeceğimden korkuyorsundur.

Caroline: Tahminlerimi boşa çıkarmanı mı ümit etmeliyim?

Klaus: Aslında yanıldığını söylemekten mutluluk duyarım.

Caroline: Peki... O zaman...

Klaus: Senin için buradayım Caroline.

Klaus ayağa kalktı ve Carolineye doğru uzandı, yüzüne düşen saçlarını parmaklarıyla geriye atarak gittikçe kızaran yanaklarını ortaya çıkardı.

Caroline: Klaus yapma... Benim hayatımda biri var ve buna saygı duymak zorundasın. Beni arayıp duramazsın, buraya gelip bana bu kadar yakın olamazsın.

Klaus: Neden korkuyorsun Caroline? Kendine karşı koyamamaktan mı?

Caroline: Böyle düşünmeye seni iten sebep ne bilmiyorum ama bu doğru değil.

Klaus: Hayatım boyunca neler görüp geçirdiğimi tahmin edemezsin. İnsanları çok çabuk çözümleyebilirim. Neler hissettiğini ikimiz de biliyoruz. İlişkine saygı duyuyorum aksi olsaydı Tyler çoktan ölmüş olurdu, senin kararlarına saygı duyuyorum ama kendini neden yaşadığın hayata ve seçimlerine bu kadar adadığını anlamıyorum. Gerçekten istediğin bu mu?

Caroline: Klaus...

Klaus: Seni bekleyeceğimi dile getirdiğimde bunun senin için bir anlamı var mıydı?

Caroline: ...

Klaus: Caroline...

Caroline: Ben...

Klaus: Sanırım arada benim de yanıldığım oluyormuş. Özür dilerim... Söz veriyorum bir daha beni görmeyeceksin.

Klaus hızla kalkıp garsonun cebine parayı sıkıştırdıktan sonra dışarıya çıktı. Carolinenin dudakları, tutsak ettiği ve söyleyemediği kelimeleri zaptetmeye çalışırken sızlıyordu sanki. Zar zor doğrulup masadan kalktı ve kapıya yöneldi şu an hissettiği hüzün ve kendisine olan öfkesi tüm benliğini yakıp küle çeviriyordu, bir iki adım daha attı ve etrafa bakındı onu görmeyi umuyordu fakat etrafta kimse yoktu... Gerçekten gitmiş miydi? Onu bekleyeceğini söyleyen adam artık yok muydu? Caroline ne yapacağını bilemedi şu an en son istediği şey insanların arasına karışmaktı ormana yöneldi bir yandan hızla şelaleye doğru yürüyor bir yandan da gözlerinden istemsizce süzülen yaşları siliyordu. Ona olan hislerinin bu kadar yoğun ve vazgeçilemez olduğunu yeni yeni idrak ediyordu. Ama gururu hala önünde koca bir dağ gibi duruyordu. Biraz daha ilerledikten sonra bir ses işitti.

Klaus: Caroline...

Klaus ağaçların arasından Carolineye doğru yaklaşmaya başladı, üzgün görünüyordu. Nemli gözlerini ve mutsuz ifadesini saklamaya çalışırcasına yanaklarını kasıyor ve gamzelerini daha da belirginleştiren sahte bir gülümseme takınıyordu.

Caroline onu burada görmeyi kesinlikle beklemiyordu. Gözlerinden akan yaşlar yanaklarını ıslatmış ve rimelini dağıtmıştı. Titreyen dudaklarının pembesi ve takındığı kırık gülümsemesiyle büyüleyici görünüyordu. Klaus yaklaştıkça Caroline gözlerini kaçırıyor ve yerdeki yapraklara odaklamaya çalışıyordu. Gözlerini silip ses tonunu düzeltti;

Caroline: Gittiğini sanıyordum.

Klaus: Senden asla vazgeçmem.

Caroline: Ama sen...

Klaus: Ne kadar beklemem gerekirse gereksin cümlesinin hangi kısmını anlamadın? Ben fevri biriyim Caroline bazı şeyler söylerim ama sinir anımda söylediklerimi ciddiye almamalısın.

Caroline: Blöf yaptın!

Klaus: Hayır... Kendine söylediğin yalanlardan kurtulmanı sağladım.

Caroline: Ne yapmaya çalıştığını anlamıyorum. Ne istiyorsun Tyler'ı bırakıp senin kollarına koşmamı mı? senin için sevgilisini terk eden kadına ne kadar güvenebilirsin? başkası için de seni terk etmeyeceğimden nasıl emin olabilirsin. Hayatıma ve kararlarıma saygı duyduğunu söylüyorsun ama şu an yaptığın baskının söz ettiğin saygıyla alakası yok! Ben sana olan hislerimi inkar etmiyorum en azından kendime karşı bu konuda dürüst olmaya çalışıyorum ama bir karar verdim ve arkasında durmama müsade et!

Klaus: Senin ve arkadaşlarının hayatını mahvetmiş bir adama güvenmeyebilirsin ama kendinden nasıl bu şekilde bahsedebilirsin! Sana yaptığım onca şeyden sonra gerçekten tek sorun sana güvenemeyeceğimden korkman mı? Bence sen rol yaptığın ve gerçekleri söylemeye çekindiğin Tyler'ın güveni konusunda endişelenmelisin. Onunla neden hala beraber olduğunu biliyorum vicdanını rahatlatıyorsun çünkü ona yaptığım tüm o şeylerden sonra benimle olmanın onu nasıl inciteceğini biliyorsun ve suçluluk duymak istemiyorsun.

Caroline: Yeter! Doğru veya yanlış, gerçek veya değil ben bir karar verdim.

Klaus: Ve?

Caroline: Gitmeni istiyorum.

Klaus: Gitmek... Tyler'ı terk etmeyeceğini biliyorum Caroline gururun ve vicdanın bize asla izin vermeyecek o yüzden seni bu yükten kurtaracağım.

Caroline: Ne demek istiyorsun?

Klaus Carolineye uzun uzun baktı, Caroline tedirgin bir ifadeyle geri çekildi. Ardından Klaus daha da yaklaştı...

Caroline: Klaus dur! ne yapıyorsun!

Klaus: Uzun zamandır yapmayı planladığım şeyi yapıyorum.

Caroline: Hayır hayır bu düşündüğüm şey...

Klaus: Ta kendisi...

Chapter Text

 

 

Caroline: Bunu yapamazsın!

Klaus: Yapabilirim ve yapacağım... Seni senin inadından kurtarabilecek tek kişi benim.

Caroline: Seninle asla gelmem!

Klaus: Elbette gelmezsin bu yüzden bugün işleri benim yöntemimle halledeceğiz.

Caroline: Klaus, sakın!

Klaus yüzünde sinsi ve kendinden emin gülümsemesiyle Carolineye daha da yaklaştı ardından ellerini avuçlarının arasına alıp gözlerini Caroline'nin gözlerine odakladı...

Klaus: Benimle geliyorsun!

Klaus Carolinenin kendi isteğiyle gelmeyeceğini biliyordu. Ona karşı ne kadar zayıf davranırsa Caroline de o kadar baskın çıkmaya çalışıyordu ve bu işleri sürekli zorlaştırıyordu. Onu bekleyeceğini söylediğinde Caroline'nin Tyler ile mutlu olacağını düşünüyordu ancak bu sözü o zaman ki şartlar dahilinde geçerliydi. Caroline mutsuzdu ve Klaus artık beklemek istemiyordu, Caroline'nin ona aşık olduğunu bile bile inadı ve gururu yüzünden Tyler ile kalmasına izin veremezdi. Onu etki altına almak ilk bakışta aşırı bir tepki gibi görünse de bu Klaus için oldukça doğaldı hatta romantik bile sayılabilirdi.

Caroline: Bunu yapamazsın Klaus...

Klaus: Bence yeterince orman havası aldık şimdi yola çıkma vakti.

Caroline'nin fikirlerinde bir değişiklik yoktu hala gitmemekte kararlıydı fakat ayakları Klaus'un peşinden sürükleniyordu.

Caroline: Sana karşı bir şeyler hissetmem senin her istediğini yapacağım anlamına gelmiyor buna bir son ver Klaus!

Klaus: Üzgünüm aşkım.

Caroline: Ne yani beni kaçırıp Tyler dan ayırınca herşeyi kabullenip seninle kalacağımı mı düşünüyorsun! Ben senin kölelerinden biri değilim bırak beni!

Klaus: Caroline yavaş olur musun tavşancıkları korkutuyorsun!

Caroline: Hiç komik değil! Sıradaki planın ne? Stefan gibi beni de deşici mi yapacaksın!

Klaus: Bence artık susmalısın.

Caroline: Susmuyorum! Ne yapacaksın? Beni ısıracak mısın yoksa kalbimi mi sökeceksin?

Caroline Klaus'un sabrını iyiden iyiye zorluyordu. Klaus arkasını dönüp Carolineye yaklaştı ve elini kalbine doğru götürüp usulca dokundu...

Klaus: O zaten bana ait.

Caroline: Kes şunu!

Klaus: Sanırım daha hızlı ilerlememiz için seni kucağıma almam gerekecek...

Caroline: Hayır hayır... tamam yürüyorum!

Klaus ve Caroline çok geçmeden ormandan çıkıp sakin bir sokağa girdi ileride son model spor araba ve Caroline'nin vampir olduğunu düşündüğü genç bir adam duruyordu. Klaus adama tek bir mimiğiyle ne demek istediğini anlatmış olacaktı ki adam koşup anahtarı Klaus'a uzattı ve oradan uzaklaştı. Klaus Carolineye dönüp gülümsedi ve aracın kapısını açarak binmesini bekledi...

Caroline: Bu zorbalığından sonra bir de centilmenlik mi taslıyorsun?

Klaus: Ben sana karşı her zaman böyleydim Caroline.

Caroline: Evet beni ısırman ve kaçırman dışında.

Klaus: İnsanlar hata yapabilir Caroline mesele pişman olabilmekte. Ancak seni götürdüğüm için pişman olacağımı hiç sanmıyorum. Bu pişmanlık cümlenin başında dile getirdiğin tatsız hadise içindi.

Caroline dudaklarını büzüp kollarını bağladıktan sonra öfkeyle arabaya bindi ardından da Klaus... Bir süre sonra hava alanına vardılar ve onları bekleyen özel uçağa doğru yürümeye başladılar.

Caroline: Annem, Tyler ve arkadaşlarıma hiç bir şey söylemeden kasabadan ayrıldım beni aramaya başlayacaklardır ayrıca hiç bir eşyam da yanımda değil söyler misin bunun sonu nereye varacak?

Klaus: Eşyaların için endişelenme yenileri, yeni başlangıçlar için seni bekliyor olacak. Eğer seni mutlu edecekse anneni arayıp iyi olduğunu söyleyebilirsin...

Caroline: Ciddi misin? Basit bir telefon görüşmesiyle ona veda edip iyi olduğumu söylememi beklemiyorsun değil mi? Bir terslik olduğunu anlayıp peşimize düşmeleri uzun sürmeyecektir...

Klaus: Sana karşı kibar, centilmen ve sevecen olduğum gerçeği kim olduğum gerçeğini değiştirmiyor Caroline. Kimse benim peşime düşmeye cesaret edemez ve zamanı geldiğinde hepsini isteğin dahilinde görebileceksin bu arada madem aramayacaksın o telefona ihtiyacın olmayacak.

Klaus Caroline'nin telefonunu elinden çekip tek hamlede avuçlarının arasında küçük parçalara ayırdı, Caroline ona öfkeyle bakarken ağzına gelen hakaretleri Klaus'un kötü bakışlarından sonra yuttu ve yürümeye devam etti. İkili çok geçmeden uçağa binmişti ve yol boyunca Klaus'un tüm uğraşlarına rağmen Caroline tek kelime etmedi. Vardıklarında yine lüks bir araç onları almaya geldi hava karardığından etrafı pek süzemese de Caroline yol boyu yüzünü camdan ayırmadı. Nihayet araç kalacakları evin bahçesine giriş yapmıştı. Oldukça büyük ve görkemli görünen bu ev Caroline için birşey ifade etmiyordu. Araçtan indiklerinde Klaus Caroline'nin hala kendisiyle konuşmadığını fark etti ve gülümsedi onun bu çocuksu ve inatçı halleri kesinlikle hoşuna gidiyordu.

Klaus: Pek görkemli olduğu söylenemez ama şimdilik işimizi görür. Çok uzun zamandır buraya gelmiyordum... Rebekah nedense bu evi çok severdi senin de seveceğinden kuşkum yok.

Klaus'un küçümsediği ev çoğu için saraydan farksızdı fakat Klaus her zaman en mükemmel olanı ister ve alırdı. Caroline'nin cevap vermediğini görünce Klaus ilerledi ve kapıyı açıp içeri geçmesi için Carolineyi bekledi. Giriş oldukça büyük ve ışıltılıydı duvarları işlemelerle kaplıydı ve değerli taşlardan yapılmış dev avizeler aydınlatıyordu heryeri. Klaus mutfağa yöneldi...

Klaus: Bu yolculuk beni susattı... mutfağa geçeceğim bana eşlik edebilir veya evi keşfe çıkabilirsin aşkım.

Caroline gözlerini devirip merdivenlere yöneldi Klaus da mutfağa. Bu eve o kadar uzun zamandır gelinmiyordu ki etki altına alınmış hizmetçileri bile yıllar önce ömürlerini tamamlayıp vefat etmişti. Fakat Klaus konforuna düşkündü ve yenilerini bulmak onun için hiç sorun olmayacaktı. Etrafa göz gezdirirken kenarda duran derin dondurucu Klaus'un dikkatini çekti, açtığında beklediği gibi ağzına kadar kan torbalarıyla dolu olduğunu gördü kafasını kaldırıp etrafa bakındı ve hiç toz kalıntısı olmadığını fark etti bu kesinlikle Rebekah'ın yakın zamanda burada olduğunun bir kanıtıydı. Carolineyi şimdilik gözlerden uzak tutmak istiyordu bu yüzden Rebekah dışında kimsenin bilmediği bu eve getirmişti ama Rebakah'ın buraya gelmiş olması Klaus'un Carolineyi başka bir eve götüreceği anlamına geliyordu tabi öncelikle dinlenmeye ve sağlıklı düşünebilmek adına birşeyler içmeye ihtiyacı vardı.

Bu sırada Caroline de merdivenlerden çıkıp duvarlarında garip tabloların yer aldığı 2. kat koridorunda yürüyor etrafı inceliyordu. Bu ev kesinlikle fazla büyük ve karmaşıktı biraz daha ilerledikten sonra tuhaf bir gürültü duydu sese doğru giderken yanından geçtiği kapılar dikkatini çekti sesin kaynağını bulmak için kapıları teker teker açmaya başladı. Kapıların bazıları açılıyor bazıları da dokununca dönüp kitaplık oluyordu. Labirent benzeri koridorda kapıları açarak ilerlerken sonuna geldiğini fark etti, karşısında kocaman ihtişamlı bir kapı duruyordu bu diğerlerinden farklıydı ve sesin kaynağına ulaşmıştı. Kapıyı açıp içeriye daldığında gözlerine inanamadı!!! ikisi de çırılçıplaktı!!! Rebekah yerde uzanan Matt'in üstünde zevk çığlıkları atıyor, Matt de büyük bir iştahla göğüslerini okşuyordu. İniltilerin ve gürültünün sebebi anlaşılmıştı. Bu sırada Klaus da elinde iki kokteylle Carolineyi arıyordu çok geçmeden koridorun sonuna varıp açık kapıya doğru yöneldi ve içeride göreceklerinden habersiz Carolineye seslendi...

Klaus: İçecek bir şeyler arıyordum ve ne bulduğumu tahmin edeme...

Rebekah: Nik!

Klaus: Rebekah!

Bir süre devam eden şaşkınlığın ardından Klaus ve Caroline bakışlarını başka noktalara odaklamaya çalışıp boğuk sesiyle konuşan Matt'i dinlemeye başladılar...

Matt: Caroline!! ben...

Caroline: Ciddi misin? Dişi şeytanın bacaklarının arasında mı açıklama yapacaksın!

Rebekah: Açıklama yapmak zorunda değilsin Matt! Kabalık ediyorsun Caroline özel hayatı seni ilgilendirmez.

Klaus: Ama senin ki beni ilgilendirir.

Rebekah: Yeter artık çıkın dışarı ne halde olduğumuzu görüyorsunuz sizin yanınızda mı devam edelim?

Caroline: Ah tanrım... Bu iğrenç!

Rebekah: Giderken kapıyı çekmeyi unutmayın!

Klaus: Bu kadar basit olma Rebekah.

Rebekah: Çık dışarı Nik!

Klaus ve Caroline dışarıya çıkıp kapıyı kapattıktan sonra hızla salona indi... Klaus elinde duran kokteyli Carolineye uzattı.

Klaus: Bugün senin için yeterince olaylı geçti inan bana buna ihtiyacın var.

Caroline: O nedir?

Klaus: Demek bana karşı suskunluğunu bozdun.

Caroline: Bir süreliğine...

Klaus: Komik oluyorsun.

Caroline Klausun elindeki bardağı aldı ve burnuna yaklaştırıp kokladı...

Caroline: Bu kan...

Klaus: Özel bir karışım... Cadı otları, alkol ve biraz da kan inan bana muhteşem.

Caroline: Kimin kanı bu?

Klaus: Merak etme kimseyi doğramadım. Damardan sıcak içmek kadar zevk vermese de daha barışçıl ve soğuk olan kan torbalarından yararlandım.

Caroline: Çok komik... Bir içki için bu kadar laf kalabalığına ne gerek var.

Caroline Klaus kahkaha atarken kokteylin dibini getirip masaya bırakmıştı bile. Bir süre sonra Matt merdivenlerde göründü... Caroline kalkıp Matt'i bir hışımla kolundan yakaladığı gibi yemek odasına çekti.

Caroline: Bize, yazı annenle geçireceğini söylemiştin...!

Matt: Annem yanında dolaştığım süre boyunca onu fazla yaşlı gösterdiğimi söyleyip durdu ben de...

Caroline: Yeter! Hala yalan söylüyorsun! Senin sorunun ne?

Matt: Asıl senin sorunun ne? neden sürekli etrafındaki herkesin hayatını kontrol etmeye çalışıyorsun bak benim iyiliğimi düşündüğünü biliyorum evet yalan da söyledim ama bu benim hayatım.

Caroline: Herkes benim hayatım, benim tercihlerim diyip duruyor inandığınız değerlerin üstüne tükürmek bu kadar kolay mı?

Matt: Çünkü gerçek bu! herkes kendi hayatını dilediği gibi yaşıyor Caroline... Bence sen de öyle yapmaya başlamalısın. Ayrıca dur biraz senin burada Klausla ne işin var bana ahlak dersi verene bak!

Caroline: Ben bura...

Caroline lafını tamamlayamadan Klaus içeriye daldı.

Klaus: Bu kadar yeter! kardeşim seni bekliyor komi çocuk gitme vaktin geldi.

Matt: Caroline neler oluyor?

Klaus: Gitme vaktin geldi dedim! Beni ikiletme! boynunu kırmadığım için de Rebekah'a şükret.

Matt korku ve endişeyle onu bekleyen Rebekah'ın yanında aldı soluğu. Caroline karşısında duran Klaus'un koluna sertçe çarparak tekrar salona yöneldi.

Klaus: Biz de gidiyoruz.

Caroline: Nereye?

Klaus: Kimsenin rahatsız etmeyeceği başka bir yere.

Caroline: Matt bizi gördü kasabadakilerin öğrenmesi uzun sürmeyecektir.

Klaus: Rebekah Matt'ı önemsiyor, konuşursa başına gelecekleri bildiğinden muhtemelen ona herşeyi unutturacaktır.

Caroline: Kardeşin insanların zihinlerini, sen de özgür iradelerini ele geçiriyorsun demek.

Klaus: En azından bu defa amaçlarımız daha masum.

Caroline: Masum? Masumiyet'in tanımını bildiğinden emin değilim.

Klaus: Seninle burada oturup saatlerce flört etmek isterdim ama gitmemiz gerekiyor.

Caroline: Ben seninle flört etmiyorum! Bu arada kokteylini içmemişsin.

Klaus: Daha sıcak ve sek birşeyler içtim.

Caroline: Sen bir canavarsın!

Klaus: Hoşuna gittiyse benimkini de içebilirsin yolumuz uzun ihtiyacın olacak.

Caroline: Aslında... evet onu içeceğim.

Caroline eğilip kokteyli aldı ve iştahla içmeye başladı insan kanının vücudunda dolaşması onu rahatlatmıştı, dibini getirdikten sonra kendini koltuğa bırakıp iyice arkasına yaslandı, dudağının kenarından süzülen kan boynuna sızarken Klaus'un tüm dikkati oldukça dişi görünen Carolinedeydi...

Caroline buklelerini tek hamlede sağ tarafına toplayıp omzunun üstüne bıraktı ardından yüzünü ona şehvetle bakan Klaus'a çevirdi ve davetkar bir gülümseme takındı. Klaus bu manzara karşısında daha ne kadar dayanabilirdi, ona yaklaştı ve belinden tutup kendisine çekti, Caroline'nin nefes alıp verişleri hızlanmıştı öyle ki göğüsleri her nefes alışında Klaus'un bedenine değiyordu. Bu Klaus'un onu daha fazla arzulamasına neden oldu...

 

 

Chapter Text

 

 

Boynuna sızan kanı eğilip yavaşça diliyle, onun dudaklarına doğru sıyırdı.
Gözlerinin yeşili, dudaklarına çarpan sıcak nefesi ve pencereden esen rüzgar sayesinde ciğerlerine dolan kokusu Caroline'nin başını döndürmüştü. Öncesini ya da sonrasını düşünmeden sadece anı yaşamak istiyordu.
Klaus da uzun zamandır bu anı hayal ediyordu Caroline'nin aralanmış dudaklarına dudaklarını bastırıp tutkulu bir şekilde öpmeye başladı.
İkisi de sürekli olarak yaşadıkları cinsel gerilime bu defa yenik düşmüştü, dakikalarca nefes nefese öpüştüler...
Bir süre sonra Klaus yavaş yavaş ellerini bedeninden çekip, dudaklarını dudaklarından ayırdı, biraz daha devam ederlerse buna karşı koyamayacağını biliyordu ve Caroline herşeyi öğrenmeden onunla olursa incinebileceğini düşünüyordu.


İkisi de nefeslerini düzenlemeye çalışarak doğruldu, Klaus kan ter içinde kaldığı koltuktan kalkıp kısacık elbisesini çekiştirerek düzeltmeye çalışan Carolineye baktı.

Caroline: Klaus ben...

Klaus işaret parmağını Caroline'nin dudaklarına bastırıp onu susturdu çünkü az önce yaşananlar hakkında konuşmak anın büyüsünü bozup onları gerçekliğe itecekti ve şu an ikisinin de en son ihtiyaç duyacağı şey gerçeklerdi.
Parmağını nazikçe dudaklarından çekip elini tuttu ve onu kaldırdı.

Klaus: Yola çıkmamız gerekiyor...

Caroline: Ee..evet

Klaus ve Caroline arabaya binip yola koyuldular bir kaç saat sonra kalacakları yeni eve varmışlardı Caroline bu kadar ihtişama ne gerek var diye düşünmeden edemedi ama eve bakmaktan da gözlerini alamadı. Diğerinin iki katı büyüklüğünde olan bu eve gelirken geride bıraktıkları ormanın aslında evin bahçesi olduğunu öğrendiğinde Caroline'nin şaşkınlığı daha da arttı. İçeriye geçtiklerinde onları bir hizmetçi ordusu karşıladı...


Caroline: Fazla mükemmeliyetçi olduğunu söylemiş miydim?


Klaus: Bu ortak noktamız...


Caroline: Her neyse... Dinlenmek istiyorum.


Klaus: Peki... Elizabeth, ona eşlik et ve birşeye ihtiyacı olup olmadığından emin ol.


Elizabeth: Elbette efendim. Buyrun hanımefendi...


Caroline: Buna gerek yok başımın çaresine bakabilirim sadece odamı göster.


Elizabeth: Lütfen buyrun... Sizi memnun etmeme izin verin.


Klaus: İyi geceler aşkım.


Caroline: İyi geceler.


Caroline hizmetçi eşliğinde odaya geldiğinde etrafta bir sürü hediye kutuları, kıyafetler ve ayakkabıların kendisi için bırakılmış olduğunu fark etti. Adım atmak için yer açarken ayaklarıyla eşyaları da sağa sola saçıyordu.


Caroline: Bana bir iyilik yap ve havlu bul.


Elizabeth: İşte buyrun.


Caroline: Teşekkür ederim çıkabilirsin Elizabeth.


Elizabeth: Ama efendim... ben size yardımcı olmak için buradayım.


Caroline: Yalnız kalmak istiyorum Elizabeth. Ve bana efendim diyip durma...


Elizabeth: Nasıl isterseniz.


Caroline hizmetçi çıkar çıkmaz kendini duşun altına attı hiçbirşey düşünmek istemiyordu. Bir saatlik duş keyfinin ardından küçük havlusunu etrafına sarıp dışarıya çıktı, yatağa kendisi için bırakılmış geceliği üstüne geçirip uzandı ve ıslak saçlarıyla uykuya daldı.

Klaus Caroline'nin hiç birşey olmamış gibi davranmasına bir anlam veremese de pişman olmasından iyidir diye düşünüp üstünde durmadı... Belki de onu bir süre kendi haline bırakması gerekiyordu.
Bu süre Klaus'a da iyi gelecekti halletmesi gereken meseleler vardı ve bir kaç gündür herşeyden oldukça uzak kalmıştı. Bu düşünceler arasında telefonunun çaldığını fark etti.


Klaus: Elijah... Bana olan özlemin uykularımı kaçırıyor, saatin farkında mısın?


Elijah: Hangi cehennemde olduğunu merak ettim. Yarın Marcel'in barına uğramanı istiyorum. Cadılarla anlaşmamızı unutm...


Klaus: Seni daha kaç kere bana emir vermemen konusunda uyaracağım?!


Klaus öfkeyle telefonu Elijah'ın yüzüne kapattı bu halleri sinirlerini bozuyordu, kalan viskisini de yudumladıktan sonra hızla yukarıya çıkıp odasına çekildi. Bu sırada Elijah da her zamanki gibi Hayley'in evindeydi;


Hayley: Onunla mı konuşuyordun?


Elijah: Hayır...


Hayley: Ah...


Hayley'in karnı iyiden iyiye beliriyordu ve sancıları onu bir türlü rahat bırakmıyordu. Elijah doğrulmaya çalışan Hayleyi koltuğa yerleştirdi...


Elijah: Cadının verdiği şu otlar işe yarıyor mu?


Hayley: Hı?


Elijah: Sen iyimisin? Cadının otları işe yarıyor mu diyorum?


Hayley: Üzgünüm... Evet sancılarımı azaltıyor.


Elijah: Bir şeye ihtiyacın var mı?


Hayley: Elijah... aylardır benimle kalıyorsun, ilgileniyorsun, sancılı gecelerimde benimle sabahlıyorsun...


Elijah: Birinin seninle ilgilenmesi gerekiyordu.


Hayley: Klaus bir sürü hizmetçi ve koruma bıraktı bunu yapmak zorunda değilsin.


Elijah: Evet ama yapmak istiyorum.


Hayley: Klaus beni soruyor mu?


Elijah: Üzgünüm.


Hayley: Sorun değil zaten sorması mucize olurdu...


Elijah: Hayley...


Hayley: Burada neden kaldığını biliyorum. Ve bu canımı acıtıyor... Bebeğime de bana da değer veriyorsun, beni yalnız bırakmıyorsun ve ben sana...


Elijah: Ben sana... ? Ne?


Hayley: Çok üzgünüm Elijah...


Elijah: Hey sakin ol... bana anlatabilirsin.


Hayley: Çok üzgünüm... Böyle olsun istemedim ben bunların hiç birini istemedim sadece bebeğimi korumaya çalışıyordum. Elijah seni hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum. Çok üzgünüm...


Hayley hıçkırıklara boğulmuştu Elijah sarılıp teselli etmeye çalıştıkça Hayley daha fazla ağlıyordu. Elijah bir şeyler olduğunun farkındaydı ve o sakinleşmeden bunu soramazdı. Bir süre daha ağladıktan sonra Hayley yüzünü kaldırıp Elijah'a baktı...

Elijah: Hey... anlat bana neden bu haldesin, az önce ne demek istedin. Sana zarar gelmesine asla izin vermem bana güvenebilirsin.


Hayley: Ben herşeyi bebeğim için yaptım.


Elijah: Anlat...


Hayley bildiği ve yaşadığı herşeyi baştan sona en ince ayrıntısına kadar anlatmıştı. Elijah duydukları karşısında hayal kırıklığı, öfke ve hüzün hissetmekten kendisini alamadı. Ancak işin içinde Katherine varsa hikayenin bu kadar olduğuna Elijah dahil kimse inanmazdı...

Karanlık saatlerin ardından sabah güneşinin sıcaklığını yüzünde hisseden Klaus gözlerini usulca açıp pencere'nin önünde duran küçük serçeye baktı, bugün Carolineyle aynı oda da olmasa da aynı evde uyanmıştı ve keyfini kimse bozamazdı özellikle de dün gece yaşananlardan sonra. Ilık bir duşun ardından üstünü giyinip ona bakmak için odasına ilerledi... Belli ki bütün bu hengame Carolineyi yormuştu kapısını tıklatıp seslendiği halde Klaus'un geldiğini duymamıştı. Bebek mavisi küçük geceliği içinde sere serpe uzanıyordu Klaus yaklaşıp yüzüne düşen saçlarını parmaklarıyla geriye atarak yanağını hafifçe okşadı onu uyandırmak istemiyordu hızla odadan çıkıp aşağıya indi.

 

Klaus: Ben gelene kadar iyi vakit geçirmesini sağla.

Elizabeth: Elbette efendim...

Klaus evden çıkıp aracına ilerledi... vampir ve insanlardan oluşan bir sürü kölesi vardı ve hepsi de tarafından etki altına alınmıştı. Adamlarından biri kapıyı açıp anahtarı uzattı Klaus şoför kullanmaktan hoşlanmazdı. Bourbon sokağına vardığında ilk işi Marcel'in mekanına girmek oldu... Ona daha ne kadar tahammül edeceğini bilmiyordu ama herşey isteği doğrultusunda ilerlemezse bir B planı vardı.

Marcel: Hey! dostum buraya gel...

Klaus: Bakıyorum oyuncaklarından vazgeçemiyorsun.

Marcel 16, 17 yaşlarında küçük kızları etkisi altına almış bir yandan kanlarını içiyor bir yandan da cinsel anlamda onu tatmin etmelerini istiyordu. Klaus ona doğru ilerlemeye başladı, barın üstünde iki lezbiyen kadın Marcel için sevişiyordu ve küçük vampir arkadaşları insanları sömürüyordu. Klaus yaşının ve yaşadıklarının verdiği doygunlukla etrafına iğrenerek bakmaya başladı. O fahişelerini bile özenle seçerdi ve Marcel'ın kesinlikle basit zevkleri vardı.

Marcel: Etrafta çok fazla taze çiçek var... neden ballarını emmiyorsun?

Klaus: İlgimi çekmiyor diyelim.

Marcel: Herneyse... Sıkıldım hadi gidin ve bunu unutun.

Klaus: Dışarıya çıkalım mı?

Marcel: Bu önerini hemen değerlendireceğim çünkü fahişelerin bacak arasından ve karanlıktan sıkılmaya başladım.

Klaus ve Marcel mekandan çıkıp yürümeye başladılar... Sokaklarda ilerlerken Marcel saçmalayıp duruyor Klaus da onu dinliyormuş gibi görünüp şeytani planlarını düşünüyordu. Bu sırada Elijah da kasabaya gidip Katherine'yi bulmuştu...

 

 

Mystic Falls

 

 

 

Katherine: Elijah...

Elijah Katherineye yaklaşıp yanağına dokundu.

Elijah: İnsanlık sende tuhaf duruyor. Bilemiyorum sanki bir kaç beden büyük gelmiş elbise gibi... Onu taşıyamıyorsun.

Katherine: Bunca yolu bana hakaret etmek için gelmedin değil mi?

Elijah: Aslında yaptığın tüm o şeylerden sonra senden intikam almak isteyen birileri var mı diye merak ediyordum, artık savunmasızsın değil mi? ah dur biraz yoksa yanılıyor muyum?

Katherine: Ne demek istiyorsun? Elenanın bana neler yaptırdığını biliyor musun? Mine içmemem için etki altına aldı ve ona karşı hiç bir şansım yok.

Elijah: Onun en kötü intikamı bile senin için bir merhamettir Katherine. Beni defalarca kandıran, hayatımı mahfeden ve duygularımı paramparça edip kendinden başka kimseyi düşünmeyen bir kadını neden önemsiyim? Eminim ağına düşürdüğün şu melez çocuk seni koruyordur... Ne de olsa sen, o ve ölümüne saatler kalan sürtük cadı arkadaşınız bir anlaşma yapmıştı.

Katherine: Ne! Sen nereden...

Elijah: Bunun bir önemi yok. Şimdi hayatta kalmayı herşeyden çok önemsediğini bildiğim için sana bir defa soracağım ikinci bir şansın yok... Anlaşmanın Hayleyin bilmediği kısmında neler yer alıyor?

Katherine: Demek Hayley...

Elijah: Katherine cevap ver!

Elijah boğazını sıkıp Katherineyi duvara yapıştırdı.

Katherine: Durma, öldür beni... Ama bu seni sevdiğim gerçeğini değiştirmeyecek!

Elijah bir süre gözlerine daldıktan sonra eli hala boğazını sıkarken Katherine'nin dudaklarına yapıştıp sert bir şekilde öpmeye başladı Katherine zar zor nefes alıyordu... Bir süre sonra geri çekilip Katherineyi yere bıraktı.

Elijah: Klaus'un ölmesini istiyorum ve plan bununla ilgiliyse öğrenmeye ihtiyacım var Katherine...

Katherine: Sana nasıl inanacağım?

Elijah: Beni sevdiğini söyledin, planı anlat ve ben de gerçekleşmesini sağlayıp seni kurtarayım.

Katherine: Tyler kalan son melez, Klaus'un kanından geliyor ve onun doğacak saf kan melez bebeği Klaus'u öldürebilir.

Elijah: Nasıl?

Katherine: Kanıyla... Cadılar bir büyü yapıp bizim onunla olan bağımızı koparacak ve hayatını bebeğe bağlayacak bu sayede bebek ölünce Klausdan da kurtulacağız. Ama cadılar karşılığında Marcelden kurtulmak istediklerini söylediler, bu yüzden Klaus'a karşı hassas olduğunu bildiğim aile konusunda komplo kurulduğunu söyleyip, Marcelden şehri kurtarmasını istediler.

Elijah: Yani cadı, Melez ve Hayley ölürse plan bozulur?

Katherine: Aslında Cadı, bebek ve melez ama Hayleyin de promosyon olması kimseyi rahatsız etmezdi. Dur biraz bunu neden soruyorsun?

Elijah: Çünkü onları öldüreceğim.

Katherine: Hayır hayır... onları öldürürsen Klaus'u öldüre... dur biraz zaten istediğin bu değil mi? Beni kandırdın!

Elijah: Aslında evet... Bir kere de senin dünyan başına yıkılsın istedim. Umurumda değilsin Katherine...

Katherine: Elijah dur yalvarırım!

Elijah: Hoşçakal Katherine!

Elijah hızla ortadan kayboldu, Katherine'nin gerçekten de dünyası başına yıkılmıştı Elijah'ın böyle bir şey yapacağını hele ki ona, asla tahmin edemezdi.

Elijah şehre dönmek üzere yola koyuldu geriye bütün bu olanları Klaus'a açıklamak kalmıştı ve bu hiç kolay olmayacaktı. Bu düşünceler arasında telefonunun çaldığını fark etti arayan Hayleyin yardımcılarından biriydi...

Elijah: Sorun ne?

Anna: Doğum başladı!

 

Chapter Text

 

 

Elijah kaskatı kesildi, şimdi ne yapacaktı? Hayley'i önemsiyordu. O, içine düştüğü planlardan habersiz kendisine söylenenleri yapmıştı ve gözlerinin içine baka baka Elijah'ı kandırmıştı. Neden herşeyi açıklamak için bu kadar beklemişti ki o da Katherine gibi onu kullanmaya mı çalışıyordu? Telefonu kapatıp başını ellerinin arasına aldı ve düşünmeye başladı. Klaus güç için de olsa aile fikrine iyiden iyiye alışmıştı, bu onun zayıf noktasıydı ve şimdi birileri onu deşip kanatmıştı. Klaus duydukları karşısında nasıl tepki verecekti dahası bu onu ne kadar değiştirecekti... Elijah bu düşünceler arasında saatlerin nasıl geçtiğini anlamadan New Orleans'a varmıştı. Çok geçmeden Hayleyin kaldığı evin önüne gelip dışarıdan sesleri dinlemeye başladı.

Sophie: Hadi çok az kaldı hadi!...

Anna: Tamam oluyor, başı göründü şimdi daha sert itmeni istiyorum tatlım hadi!

Sophie: Sancılarını azaltmaya çalışacağım bana izin ver!

Hayley: Hayır onu benden uzak tut daha fazla içmek istemiyorum! aptal otlarının bir faydası olmuyor! Ahhh!!!

Anna: Ondan uzak dur!

Sophie: Yardım etmeye çalışıyorum!

Anna: Hadi Hayley ıkınmaya devam et çok yaklaştık!

Hayley: Tanrım ölüyorum! neden bu kadar uzun sürmek zorunda!

Sophie: Vaktinden neredeyse 7 ay önce dünyaya gelen bir melez bebek var rahminde, normal bir doğum hayal etmemiştin değil mi?

Anna: Şimdi bunun sırası değil! ıkınmayı bırakma Hayley gelmek üzere!

Hayley: Dayanamıyorum!!!

Sophie: Lanet olsun kan içinde kaldım...


İçeriden saatlerce çığlıklar ve onu teskin etmeye çalışanların sesleri duyuldu.. Bir süre sonra nihayet ağlama sesi geldi, küçük melez herşeyden habersiz gözlerini dünyaya açmıştı. Elijah duvara yaslanıp bitkin bir ifadeyle gülümsedi. Klaus'un onları öldüreceğini biliyordu ama en azından bu anı mutlu geçirmelerini istedi.

Hayley: Onu bana verin...

Anna bebeği temizleyip Hayley'in kollarına yerleştirdi.

Anna: Çok güzel bir kız.

Hayley: Mehaba tatlım... Tanrım! Şuna bakın gülümsüyor!

Anna ve Sophie eğildi ve merakla annesinin kucağında uyuyan küçük meleze baktı... Henüz gözlerini açamayan, yumuk yumuk elleri olan, küçük gamzeleriyle dünyanın en masum gülümsemesini takınan tatlı bir kızdı ve bu haliyle ona bakan herkesin sempatisini kazanabilirdi.

Elijah: Çok güzel görünüyorsunuz.

Hayley: Elijah! Ne zaman geldin...

Elijah: Az önce... Dinlenmelisin, Anna Hayley ve bebekle kalır mısın?... Sophie beni takip et.

Elijah odadan çıkıp ilerlemeye başladı Sophie de ardından...

Sophie: Çok güzel bir bebek, Klaus'a haber verm...

Cadı lafını tamamlayamadan Elijah boğazına yapıştığı gibi merdivenlere fırlattı, ne olduğunu anlamadan kalkmaya çalışırken tekrar boğazından yakaladı ve havaya kaldırdı.

Elijah: Bir de vampirlerin korkunç olduğunu söylerler... Masum rolünü ustalıkla oynadığını kabul etmeliyim!

Sophie: Yalvarırım bırak beni neden bahsediyorsun sen?

Elijah: Klaus'a oynadığınız oyundan da bebeğin gerçek babasından da haberim var! Aptal olduğumu düşündüğün faslı geçsek...

Sophie: Lütfen bak ben... Nefes alamıyorum! Bıra....

Elijah: Güzel! Hep nefes kesici olduğumu düşünmüşümdür.

Klaus: Neler oluyor?

Elijah ve Sophie şaşkın ve ürkek bir ifadeyle yüzlerini sesin geldiği yöne çevirdiler...

Klaus: Neler oluyor dedim!

Elijah: Herşeyi açıklayacağım Klaus sakin ol...

Klaus arkasında duran adamlarına işaret verip cadıyı arabaya götürmelerini istedi bir kaçı da eve daldı.

Klaus: Beni takip et!

Klaus hızla evin bahçesinden çıkıp yürümeye başladı adımlarını hiddetle atıyor ardından gelen Elijah'a aldırmadan şüphelerini ve duyduklarını bir puzzle gibi birleştirmeye çalışıp büyük resmi düşünüyordu.

Elijah: Klaus dur artık!

Klaus: Herşeyi anlatmak için 10 saniyen var!

Elijah onu dikkatle dinleyen Klaus'a sükunet içerisinde olanları anlatmaya başladı. Klaus onu tepkisiz ve sessiz bir şekilde dinliyordu bitirdiğine emin olduğunda arkasını dönüp tekrar yürümeye başladı. Şu an hissetmesi gereken iyi kötü yığınla duygu vardı ve Klaus hiç birini hissetmiyormuş gibi görünüyordu ne bir mimik ne de öfke kırıntısı yoktu yüzünde.

Elijah: Klaus bak biliyorum haklısın ama Hayle...

Klaus işaret parmağını kaldırıp susmasını sağladı ardından arkasını dönüp yüzüne baktı.

Elijah: Ne yapacaksın?

Klaus: Söylersem sürprizi kalır mı?

İşte şimdi Klaus'un yüzünde bir ifade peydah olmuştu ve bu Elijah'ın hiç hoşuna gitmemişti. Klaus'un gülümseyişi iyiye işaret değildi ve arkasını dönüp yürümeye devam etti.

Klaus bir kaç telefon görüşmesinin ardından evine geldi yemek odasından gelen sesleri fark edip oraya yöneldi.

Caroline: Alex bileğini ağzıma sokmaya çalışmaktan vazgeç! Canına mı susadın! Ben insanlardan beslenmiyorum! Klaus'un ne yaptığı umurumda değil.

Klaus: Alex, servisin bittiyse mutfağa geçip kimsenin buraya gelmeyeceğinden emin ol.

Alex: Elbette efendim.

Caroline: Ah tanrım demek sonunda geldin! Kaçırıp bu eve getirirken aklında olan şey bu muydu? Bir metres gibi hediyelere boğup eve mi kapatacaksın beni?

Klaus: Sakin olur musun? Bir kaç işim vardı ve seni yalnız bıraktığım için üzgünüm.

Caroline: Sen iyi misin?

Klaus: Evet.

Caroline:Tuhaf davranıyorsun.

Klaus: Belki tuhaf davranışlarım, benimle bir yabancı gibi konuşmandan kaynaklanıyor olabilir.

Caroline: Ne demek istiyorsun...

Caroline gözlerini kaçırmaya çalışıp elindeki çatalla, tabağındaki yemeği didikliyordu.

Klaus: Kastettiğim şeyi mi soruyorsun? Açık açık söylememi mi istiyorsun?

Caroline: Yapma... Sadece öpüştük.

Klaus: Bunun birşeyleri değiştirmesi gerekmiyor mu?

Caroline: Bak aramızdaki çekimin farkındayım ama bir anlıktı...

Klaus: Bu konuda hassas davranması gereken kişi sen değil misin?

Caroline: Kes şunu! Ne duymak istiyorsun? Evet senden hoşlanıyorum ve bir an kendimi tutamadım.

Klaus: Pişmansın.

Caroline: Hayır değilim ama şu an pişman etmek üzeresin.

Caroline öfkeyle kalkıp kapıya yöneldi, Klaus arkasından yetişip bileğini tuttu ve kendisine çevirdi...

Caroline: Bırak beni...

Klaus: Beni sevdiğini biliyorum... Bu yüzden seni öptüm ve sen de karşılık verdin.

Caroline: Klaus canımı yakıyorsun.

Klaus Carolineyi sertçe duvara yasladı ve yüzünü avuçlarının arasına alıp deniz mavisi gözlerine baktı. Klaus'un gözleri nemliydi ve Carolineye adeta yalvaran bir ifadeyle bakıyordu.

Klaus: Lütfen bana ihanet etmeyeceğini, beni bırakmayacağını söyle...

Caroline: Klaus iyi değilsin dur!

Klaus: Beni sevdiğini biliyorum! Bu yüzden buradasın... Sen tek gerçeksin Caroline... Lütfen bunu ellerimden alma.

Klaus onu buraya getirirken aşkından ve onun hislerinden emindi ama şimdi öğrendiği herşey hayatındaki tüm gerçekleri sorgulamasına neden olmuştu ve yalnız olduğunu hissetmek onu öldürüyordu. Carolineye her zamankinden daha çok ihtiyacı vardı.

Caroline: Tamam sakinleş...

Caroline elini Klaus'un yanağına götürüp usulca dokundu...

Caroline: Neler oluyor, konuş benimle?

Klaus: Hiç bir şey yok!

Klaus yüzünden Caroline'nin elini sertçe çekti ve uzaklaşıp ona öfkeyle bakmaya başladı bu duruma Caroline de anlam verememişti ardından içeriye seslendi.

Klaus: Elizabeth buraya gel!

Elizabeth: Buyrun efendim.

Klaus: Bileğini aç.

Caroline: Klaus...

Elizabeth bileğini uzattı, Klaus avuçlarının arasına alıp sert bir hamleyle dişlerini geçirdi bu kadından büyük bir çığlık yükselmesine neden oldu... Bir süre içtikten sonra dişlerini çekip boynuna geçirdi ve bir kaç saniye içinde cansız bedeni yere düştü. Caroline olanları öfkeyle izledi ve koşarak yukarıya çıktı... Ardından sadece Klaus'un sesi yankılandı.

Klaus: Hayatında ki hiç bir erkek beyaz atlı prens değil...

Caroline gözlerinden yaşlar süzülürken olanlara ve Klaus'un sözlerine bir anlam vermeye çalışıyordu... Bu sıra da içeriye telaşla Elijah girdi, sesi Carolineye kadar ulaşmıştı.

Elijah: Hayley ve bebek nerede? onlara ne yaptın!

Hayley ve bebek de ne demek oluyordu?

Klaus: Sana kendi işine bakmanı söylememiş miydim?

Caroline odasından çıkıp merdivenlerin başına geldi ve onları izlemeye başladı.

Elijah: Klaus... lütfen beni dinle! Biliyorum tamam mı ve hepsi cezasını çekecek ama lütfen şu an içinde biryerlerde hala var olduğunu bildiğim kardeşimin, eskiden olduğu gibi insaniyetini göstermesine izin ver!

Klaus: İnsaniyet, merhamet... zayıflık, duygular... Ben ne zaman değer versem arkamı döner dönmez ihanete uğradım Elijah. Ailem, arkadaşlarım, aşklarım...

Klaus son kelimeyi söylerken sesi titredi ve ona yaşlı gözlerle bakan Carolineye döndü.

Klaus: Ben kötü biri olmak istemedim, kötü olmak için nedenlere ihtiyaç vardır ve insanlar hayatım boyunca bunu sağlamakla meşguldüler. Her zaman söylediğim gibi Elijah zayıf olmak istemiyorsan zaaflarından kurtulacaksın.

Caroline'nin yüzündeki hüznün yerini korku ve endişe almıştı... Birden büyük bir gürültüyle kapı açıldı ve Klaus'un adamları Tyler, Sophie, Hayley ve Katherineyi büyük salonunun ortasına attı.

Klaus: İşte beklenen kahramanlar da geldi. Tanrım! şu işe bakın Tyler'da buradaymış... İçeriye dört ayağının üstünde girmediği için şanslıyız.

Caroline Tyler'ı görünce merdivenlerden korkuyla inmeye başkadı ta ki Klaus'un sesini duyana kadar.

Klaus: Orada dur aşkım! elbisen güzel görünüyor kan lekesi olmasını istemeyiz.

Caroline: Klaus yapma, ona dokunma!

Klaus: Onun kim olduğunu gerçekten biliyor musun? Benden defalarca merhamet dilendiğin adamın hikayesini belki de ondan dinlemek istersin.

Tyler: Caroline ben çok üzgünüm... Seni seviyorum herşeyi bizim için yaptım çok üzgünüm!

Klaus: Hayleyi de aylarca Caroline için mi becerdin?

Tyler: Onu sen de becerdin!

Klaus: Ama senden hamile kaldı ve sen de utanmadan sıkılmadan çocuğunun ölümüne razı olup onu benim altıma soktun ve şu ölüm planına dahil oldun! Katherine sen devam etmek ister misin? Nasıl olsa bütün bunlar senin başının altından çıktı... İtiraf etmeliyim benden kaçmak kendini baya geliştirmene sebep oldu.

Katherine: Klaus ben...

Klaus: Konuş! şu iğrenç planından bahset bakalım Caroline'nin duymak isteyeceğinden eminim.

Katherine korkuyla, titreyerek herşeyi bir bir anlattı... Duydukları karşısında Caroline gözyaşlarını tutamadı, elini dudaklarının arasına götürüp hıçkırıklarına engel olmaya çalıştı... Gözyaşları yüzünü ve boynunu sırılsıklam yapmıştı...

Klaus Sophie'e yaklaşmaya başladı...

Sophie: Çok üzgünüm Klaus... Lütfen, lütfen!

Klaus: Sana bir sır vereyim, bu şehirde korkmanız gereken kişi Marcel değil... Benim!

Klaus tek hamlede cadının boynunu kırıp yere yığılmasını izledi bu salonda büyük bir çığlık silsilesinin yükselmesine neden oldu. Caroline bacaklarının artık onu taşımadığını düşünüyordu merdivene oturdu ve dizlerini çekip yüzünü kucağına gömdükten sonra ağlamaya devam etti...

Klaus bu defa Tyler'a yaklaşmaya başladı ancak kapı tekrar büyük bir gürültüyle açıldı, gelenler Klaus'un gülümsemesine Tyler'ın rahatlamasına sebep oldu.

Klaus: İçeriye gelin dostlarım... Ben de tam alfanızı öldürmek üzereydim.

Tyler'ın alfalık yaptığı kurt adamlar onu kurtarmak için buradaydı, tabiyki bunu Klaus planlamıştı. Onları buraya çekmesinin başka bir nedeni vardı.

Tyler: Çocuklar sakin olun size onun hakkında anlattıklarımı hatırlıyor musunuz?

Belli ki hatırlamıyorlardı bir anda hepsi Klaus'un üstüne hücum etmeye başladı. Katherine ve Hayley merdivenlere yönelirken Caroline koşup yukarıya çıktı Elijah Tyler'ı tutup duvara yapıştırdı... Klaus melezleri sokak kedisi gibi tek tek yakalayıp kanını içirdikten sonra boyunlarını kırdı hepsi yerde cansız halde yatıyordu.

Caroline korkuyla tekrar merdivenlerin başına gelip aşağıya baktı... Hayley ile Katherine de merdivenlerde ürkek ve şaşkın bakışlarıyla Klaus'u izliyordu. Klaus arkasına dönüp Elijah'ın elinden aldığı Tyler'ı karşı duvara fırlattı ardından yaklaşıp yanına eğildi.

Tyler: Öldür beni!

Klaus: Ah lütfen o kadar merhametli olduğumu da nereden çıkardın! Katherine tatlım buraya gel.

Katherine o kadar çok korkuyordu ki ağlamaya başladı bu haline Klaus bile şaşırmıştı yanına geldiğinde Klaus yerde ayılmaya başlayan kurt adamlara baktı, birini kaldırıp Katherine'nin bileğini açtı ve içmesini istedi... Bu sırada onları izleyen Elijah'ın gözleri doldu ona ne olacağını biliyordu. Klaus bütün kurt adamlara sırayla Katherine'nin kanını sundu sonuncusuna geldiğinde Klaus kurt adamın gözlerine baktı ve konuşmaya başladı.

Klaus: Hepsini içmeni istiyorum! Öldür onu...

Kurt adam büyük bir açlıkla Katherine'nin boynuna dişlerini geçirip kanını son damlasına kadar içti ve cansız bedeni kollarından aşağı süzüldü. Tyler Klaus'un yaptığına bir anlam verememişti gerçekten şu an tek derdi melez yaratmak mıydı? Klaus Tyler'a tekrar yaklaştı ve ayağa kaldırıp yüzüne baktı.

Klaus: Düşünüyordum da eğer şanslıysan bir kaç ay yaşarsın. Sanırım bu defa melezlerin efendilik bağını kırmak için pek vaktin olmayacak... Onlardan öldürmelerini istediğimde ilk kimi kovalayacaklar dersin?

Klaus sürüyü melez'e dönüştürüp onu öldürmeleri için efendilik bağını kullanacaktı. Tyler'ın ölümü ailesi olarak gördüğü kurt arkadaşları tarafından gerçekleştirilecekti... Tyler hızla kapıya koştu.

Klaus: Durma kaç! Senin korkak bir tavuk gibi tüydüğünü görmek beni her seferinde, bir diğerinden daha fazla eğlendiriyor!

Tyler kaçarken Klaus dönüp Carolineye baktı, artık ağlamıyordu dizlerinin üstüne çökmüş öylece izliyordu... fakat elleri kan içindeydi Caroline tırnaklarıyla kendi ellerini parçalamıştı.

Klaus son olarak Hayley'e yöneldi Elijah önüne geçip durdurmak istese de pek başarılı olamadı. Hayley ölümüne saniyeler kaldığını bilerek ayağa kalktı ve gözlerini sildi.

Klaus: Cesaretine hayran kaldım. Ama merak etme seni öldürmeyeceğim.

Hayley: Ama bir şey yapacaksın bu yüzden buradayım değil mi?

Klaus: Akıllı kurt. İzle ve gör...

Klaus cebinden telefonunu çıkarıp bir numara tuşladı ardından sesi dışarıya yönlendirip Hayley'in gözlerine baktı ve telefonu dudaklarına yaklaştırıp iki kelime söyledi...

Klaus: Yap şunu!

Klaus'un komutuyla tiz bir bebek çığlığı yankılandı salonda... Hayley kendini yere atıp ağlamaya başladı. Caroline onlara dönüp korkuyla hıçkırıklara boğuldu. Klaus bebeği öldürtmüştü... Hayleyin bu haline dayanamayan Elijah yanına koşup onu sakinleştirmeye çalıştı.

Klaus: Elijah onu buradan götür!

Hayley: Lanet olsun bunu neden yaptın!!! Neden! Neden!

Hayley Elijah'ın kollarında çığlık çığlığa ağlıyordu...

Klaus: Üzgünüm tatlım onun kanı beni öldürebilecek bir silahtı.

Hayley: Canın cehenneme!

Klaus Hayleye doğru öfkeyle bir adım atmıştı ki Caroline'nin çığlığı duyuldu...

Caroline: Yeter! Klaus yalvarırım dur artık!! Dur lütfen!!!

Caroline'nin şahit oldukları karşısında sinirleri daha fazla dayanmasına müsade etmemişti hıçkırıklara boğulup kanlı ellerini yüzüne kapatarak ağlamaya başladı. Vücudu öylesine titriyordu ki dişlerinin takırtısı tüm odayı kaplamıştı...

Elijah Hayleyi evden çıkardı Klaus son olarak melezlere döndü;

Klaus: Gidip Tyler'ı öldürmenizi istiyorum ve kimseyle sevişmeyin bir melez bebeğe daha tahammülüm yok...

Melezler de evi terk ettikten sonra Klaus Carolineye aldırmadan hızla merdivenleri çıkıp odasına yöneldi.

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

Birlikte olmaları için ya Klaus'un değişmesi gerekiyor ya da Caroline'nin fakat bu bana hiç bir zaman gerçekçi gelmedi... ben ikisinin de sancılı bir süreçten sonra birbirlerini oldukları gibi kabullenmelerinden yanayım.

Elijah: Telefonuna daha sık bakmalısın.


Rebekah: Ne istiyorsun Elijah?


Elijah: Nerdesin?


Rebekah: Ondan oldukça uzakta...


Elijah: Rebekah!


Rebekah: Tamam, Paristeyim.


Elijah: Buraya gelmek zorundasın.


Rebekah: Elijah yine şu saçm...


Elijah: Onu sonsuza kadar kaybetmek üzereyiz! Vicdanını yakıp kül etti! Artık neler yapabileceğini kestiremiyorum...


Rebekah: Hey hey... dur biraz neler oluyor?


Elijah: Bilmediğin pek çok şey oldu ve Klaus ondan nefret ettiğin halini bile aratacak durumda. Saatler önce bir katliam yaptı ve ben de tam oradaydım.


Rebekah: Neden?


Elijah: Bunu telefonda mı konuşacağız? Kalk ve buraya gel!


Rebekah: Elijah ben üzgünüm...


Elijah: Şaka mı yapıyorsun? Onun bir insan olduğunun farkında mısın? Seninle bir geleceği olmayacak... Sadece vakit geçiriyor ve sen ailene tercih mi ediyorsun? Söylesene ondan hiç seni sevdiğini duydun mu? Bir zavallı gibi sevgi dilenmekten vazgeç Rebekah!


Elijah telefonu kapatıp öfkeyle ilerlemeye başladı... Klaus konusunda endişelenmek de haklıydı. Onu iyi tanıyordu ve gerçekten bu akşam vicdanını yakıp kül etmişti...Onun yaşadığı yılların sayısı göz önüne alındığında, yanında güvenebileceği hiç kimsesinin olmayışı ve ailesi dahil herkesin ona sırtını dönüp arkasından komplolar çevirmesi, kontrol edemediği öfkesinin onu ele geçirmesine neden olmuştu. Ölümlülerin bile kısacık hayatlarında katlanamayacağı yalnızlığa o asırlardır tek başına direniyordu.

Vahşetin üstünden saatler geçmişti, Klaus'un evinde Caroline'nin derin iç çekişlerinden başka bir ses yoktu. Gözlerinden artık yaş akmıyordu burnuna gelen keskin kan ve ceset kokusu içine sinmişti. Avuçlarını kaldırıp ellerine baktı, yaraları iyileşmişti ancak kan ve tırnaklarının arasına dolmuş et parçaları parmaklarını kırmızıya boyamıştı. Oturduğu yerden cesetleri ve yerlerdeki kan lekelerini çok net görebiliyordu. Ellerini elbisesinin eteğine sıyırıp temizlemeye çalıştı ardından güçsüzleşen dizlerinden destek alarak ayağa kalktı ve alkol kokusunu daha şimdiden almaya başladığı Klaus'un odasına doğru yol aldı.


Caroline'nin zihninde sürekli olarak yankılanan sesler netleşmeye başladı " Beni sevdiğini biliyorum! Bu yüzden buradasın... Sen tek gerçeksin Caroline... Lütfen bunu ellerimden alma " ... " Lütfen bana ihanet etmeyeceğini, beni bırakmayacağını söyle... " ... " Hayatında ki hiç bir erkek beyaz atlı prens değil..." Bunları söylerken aklında ne vardı? Neden herşeyi onun önünde yapmak zorundaydı? Ne hissedeceğini bilerek mi kurmuştu bu cümleleri... Nasıl bu kadar aynı olabilirlerdi... Caroline'nin düşünceleri Klaus'un sözleriyle bölündü.


Klaus: Ne söyleyeceğini mi düşünüyorsun? Söylemek istediklerini duyduğumda yapacaklarımdan mı korkuyorsun?


Caroline: Bu şekilde olmak zorunda mıydı?... Neden sürekli gücünü herkese kanıtlamak zorundasın? Neden sadece söylemedin?


Klaus: Çünkü söyleseydim bunu asla ona konduramazdın! Çünkü ben kötüyüm! Çünkü kimse beni aptal yerine koyamaz, benimle oyun oynayamaz ve zayıf olduğumu düşündüğü konularda beni acıtamaz. Çünkü hakkımda ne düşündüğün umurumda değil Caroline!


Caroline: O zaman bırak gideyim...


Klaus'un bakışları bir anda kırılganlaştı,


Klaus: Gitme...


diyebildi sesi kısılarak... Caroline'nin gözleri dolmuştu ve titreyen sesiyle konuşmaya çalışıyordu;


Caroline: Klaus ben...


Caroline lafını tamamlayamadan Klaus'un telefonu çaldı. Klaus öfkeyle açıp bağırmaya başladı...


Klaus: Eğer buna değecek bir bilgi vermezsen seni öldüreceğim! .... Ne? ... Güzel ... evet onu aile mezarlığı ya da herneyse oraya götürüp gömün sonra da bir şey yapmanı istiyorum. Bütün melezleri öldür!


Caroline Tyler'ın öldüğünü duyduğu anda tuhaf bir hüzün hissetti, yaptığı herşeye rağmen acı vermişti. Klaus telefonu kapatıp Carolineye baktı yüzündeki hüzün onu iyice sinirlendirmişti.


Klaus: Seni üzdü mü?!


Caroline: Kes şunu!


Klaus: Seni asla hak etmeyecek adamlar için döktüğün göz yaşı ve gösterdiğin merhamet beni dehşete düşürüyor!


Caroline: Klaus yeter! Gitmek istiyorum tamam mı?


Klaus: Kötü adamla kalmak istemiyorsun... Peki madem ben kötüyüm neden gitmene izin veriyorum?


Caroline: Çünkü benimle mutlu olmayacaksın, çünkü kalmak istemiyorum! Çünkü beni seninle gelmem ve sen istemeden geri dönememem için etki altına aldın ve bu adil değil.


Klaus Carolineye yaklaşıp ellerini omuzlarına yerleştirdi ardından sinsi gülüşüyle konuşmaya başladı.


Klaus: Hiç bir yere gitmiyorsun! Bu evden asla çıkamayacaksın. Benden istediğin kadar nefret et! Sonsuza kadar yanımda kalacaksın.


Caroline korku ve öfkeyle Klaus'un yüzüne bakmaya çalışırken odanın dışından gelen seslere kulak kabarttı... Çok geçmeden sesler yaklaşmış odanın kapısı açılmıştı Klaus ellerini Caroline'nin üstünden çekip gelenlere baktı. İki sarışın kadın onları durdurmaya çalışan Alex'e aldırmadan gülüşüp ona doğru ilerliyorlardı...


Klaus: Alex sana buraya kimse çıkmayacak dememiş miydim?


Alex: Ben... çok özür dilerim efendim engel olamadım.


Klaus: Tamam çık! Ne istiyorsunuz?


Klaus'un sorusuyla Caroline'nin şaşkın bakışları arasında kadınlar üstlerindeki kıyafetlerden yavaş yavaş kurtulmaya başladılar... Caroline ne olduğunu anlayamadan Klaus'un sesiyle yerinden sıçradı.


Klaus: Ne yapıyorsunuz! Giyinin!


Kadınlar şaşkın ve ürkek bir ifadeyle Klaus'un dediğini yaptılar...


Klaus: Sizi kim gönderdi?


Olga: Marcel, sizi memun etmemizi istedi... Ben Olga bu da arkadaşım Nadia.


Nadia: Biz hediye... Sizin için hediye...


Nadia bozuk ingilizcesiyle konuşmaya çalışıyordu, ikisinin de Marcel'in etki altına aldığı zavallılardan olduğu her hallerinden belliydi.Carolineyse şaşkın ve biraz da öfkeli bir yüz ifadesiyle Klaus'a bakıyordu. Klaus bir hışımla telefonu tekrar eline alıp bir kaç numara tuşladı ve bağıra bağıra konuşmaya başladı...


Klaus: Marcel!


Marcel: Dostum...


Klaus: Bu da ne böyle?


Marcel: Hediyeni aldın demek.


Klaus: Benimle dalga mı geçiyorsun? Becerdiğin fahişeleri bir daha kapıma gönderirsen sana yapacaklarımdan sorumlu değilim!


Marcel: Sakin ol dostum neyin var böyle senin... Onlar en iyi ma...


Marcel lafını tamamlayamadan Klaus telefonu yüzüne kapattı. Caroline şahit olduklarından iğrenmiş bir yüz ifadesiyle odadan çıktı... Klaus da arkasından ilerlemeye başladı.


Klaus: Caroline...


Caroline: Şu hale bak... Kalmamı istediğin şehre, olanlara bak! Geleli bir kaç gün oldu ama gördüğüm ceset ve kanın haddi hesabı yok! Buraya getirdin, insanların ne kadar güvenilmez ve senin ne kadar acımasız olduğunu gösterdin, şimdi de beni burada zorla tutuyorsun! Bana karşı bir şeyler hissettiğini söyleyip duruyorsun ama yaptıkların...


Klaus: Caroline beni dinle!


Caroline: Hayır dinlemeyeceğim! Biliyor musun buraya gelmeden önce arkadaşlarımla hangi üniversiteye gideceğimi, geleceğimi ve hayallerimi tartışıyordum! Annemin kalan kısacık ömründe yanında olup ona iyi davranmak istiyordum! Ama sen herşeyi bir çırpıda silip attın!


Caroline'nin sinirleri iyice laçka olmuştu bu yaşananlar çok fazlaydı, daha ne kadarına dayanabilir ne kadarını kaldırabilirdi.


Klaus: Neden yaptığımı bilmiyormuş gibi konuşuyorsun!


Caroline: Biliyorum, sevgin bile zarar veriyor bana!


Klaus: Bu doğru değil!


Caroline: O zaman gitmeme, iyi olmama izin ver. Şu an ne istediğimi bile düşünemiyorum...


Klaus: Tamam! Git...


Caroline: Ne?


Klaus: Git!


Caroline hiç düşünmeden arkasını dönüp kapıya yöneldi. Klaus etrafına baktı ileride cadı ve Katherine'nin cesetleri duruyordu etraf melez kanına bulanmıştı, yemek odasında ölü bir hizmetçi vardı. Tekrar kapıya döndü Caroline gidiyordu... Uzaklaşıyordu... Gitme diye bağırmak istedi arkasından ama biliyordu o yine gidecekti. Bunu istemiyordu, gitmesini istemiyordu. Hayır! ondan nefret etse de yanında kalmalıydı!


Klaus: Caroline!


Caroline arkasına dönüp baktı...


Klaus: Benimle kal!


Caroline: Üzgünüm Klaus yapamam, buna daha fazla katlanamam...


Caroline gözyaşlarını saklamaya çalışıp arkasını döndü ama bunun bir faydası olmayacaktı çünkü Klaus vampir hızıyla gelip kolundan tutmuş eve sürüklemeye başlamıştı.


Caroline: Klaus ne yapıyorsun dur!


Klaus: Gitmeyeceksin!


Caroline: Bırak kolumu!


Klaus: Gir içeri!


Klaus çeke çeke salonun ortasına yeniden getirdi Carolineyi öfkeden gözü dönmüştü onun için herşeyi yapıyordu ama o yine de gidiyordu... Başkalarında olup da onda olmayan neydi? neden onu affedemiyordu? Klaus ilk defa sevgisi ve şefkatiyle bir kadını kazanmaya çalışıyordu ama o, ondan kaçıyordu. Tüm sağduyusunu bir anda yine öfkesine kaptırdı.


Klaus: Olga!


Caroline: Klaus ne yapıyorsun! Bırak lütfen!


Caroline ağlamaya başladı Klaus'un kendini kaybettiğinin farkındaydı incinmişti, ve incindiğinde Carolineye neler yapabileceğini çok iyi biliyordu.


Klaus: Ağlamayı kes! Her halukarda senin için bir canavar olduğum gerçeğini değiştiremeyeceğime göre ben de seni değiştiriyorum!


Caroline: Bana böyle mi sahip olacaksın!


Klaus: Evet!


Caroline: Klaus mantıklı düşünemiyorsun şu an konuşan sen değilsin, öfken. Bırak beni ne olur... Tamam gitmeyeceğim! Sakinleş ve konuşalım!


Klaus: Umurumda değil!


Klaus gelen kadınlardan boyun ve bileklerini açmalarını istedi. Caroline yine hıçkırıklara boğuldu sanki, uyanmak isteyip de uyanamadığı sürekli tekrarlanan kötü bir kabusun içine sıkışmış gibiydi.


Caroline: Klaus gitmeyeceğim söz veriyorum lütfen yapma! Bana bunu yaptırma! Yalvarırım!


Ona hiç kıyamayan Klaus'un bu hale geldiğini gören Caroline korkusunu artık gizlemiyordu. Kendisini kaybedip tüm öfkesini ona yönlendirdiğinin farkındaydı...


Klaus kadınlardan birini yanına alıp sinsi ifadesiyle konuşmaya başladı.


Klaus: Söyle bakalım aşkım, önce hangisini öldüreceksin?


Caroline: Yapamam lütfen yapamam!


Klaus: Yapacaksın!


Klaus dişlerini kadının çığlıkları arasında boynuna geçirip kanını içmeye başladı, bir kaç saniye sonra başını kaldırıp gülümseyerek Carolineye baktı.


Klaus: İnan bana tadı harika! hadi aşkım buraya gel!


Caroline: Klaus bunu bana neden yapıyorsun! Lütfen dur!


Klaus: Kokusunu alabiliyor musun? tadını özlediğini biliyorum. Sıcaklığını hissedebildiğini biliyorum! Hadi buraya gel... Yoksa onlara sen öldürene kadar işkence yapacağım.


Kadınlar Carolineye kendilerini kurtarması için yalvarmaya başladılar bu Caroline'nin daha fazla ağlamasına neden oldu, dizlerinin üstüne çöküp yüzünü elleriyle gizlemeye çalıştı bir yandan da "lütfen! lütfen Klaus..." diye merhamet dileniyordu. Klaus gelip Carolineyi kaldırdı ve yüzüne düşen saçlarını geriye çekerek gözlerine baktı.


Klaus: Hişşt! Tamam çok kolay ve hızlı olacak kendini iyi hissedeceğine söz veriyorum.


Caroline: Lütfen Klaus, lütfen, lütfen!


Caroline kollarını Klaus'un boynuna dolayıp yüzünü göğsüne gömdü ve ağlamaya devam etti. Onun hiddetinden ve öfkesinden yine onun merhametine sığınmak istiyordu. Klaus bir an yumuşayacak gibi olsa da kollarını boynundan çekip Carolineyi ittirdikten sonra tekrar kadının arkasına geçti.


Klaus: Şimdi onu öldürecek misin yoksa parmaklarından başlayıp vücudundaki bütün kemikleri kırayım mı? Bilirsin bu daha acısız olur. Ölümü kastediyorum.


Caroline başını iki yana salladı...


Klaus: Sen bilirsin!


Klaus kadının elini avuç içine yerleştirip bütün kemikleri kırdı. Kadın çığlık çığlığa bağırmaya başladı...


Olga: Yap lütfen yap! buna dayanamam öldür beni yalvarırım!


Klaus: Onu duydun... zaten ölecek en azından acısız olsun.


Caroline: Klaus lütfen beni dinle bak ben...


Klaus bu defa kadının diğer elindeki tüm kemikleri avuçlarının arasında parçaladı... Kadın acı komasına girmişti ve artık çığlık atmaktan sesi kısılmıştı...

Boynundan sızan kanın sıcak ve taze kokusu burnuna daha yoğun gelmeye başladığında Caroline'nin gözleri de yavaş yavaş siyaha dönüyordu... bu Klaus'un gülümsemesine sebep oldu. Caroline kadına yaklaşmaya başladı ağlaması kesilmişti ve kan kokusu iyice cezbetmişti.


Klaus: İşte böyle aşkım, aferin.


Caroline kadını Klaus'un elinden çekip kollarının arasına aldı ve çığlıklarına aldırmadan dişlerini boynuna sapladı... Kadının kanı damarlarından çekilip tüm sıcaklığıyla ağzına dolarken Caroline kendini kaybetmişti, çok geçmeden cansız bedeni kollarına yığıldı, kadını fırlatıp diğer kadına baktı bu kesinlikle yetmemişti, yetmeyecekti korkuyla kaçmaya çalışan kadını yakalayıp yere yatırdı ardından üstüne çıkıp hareket etmemesi için elini gövdesine bastırdı ve eğilip dişlerini boynuna geçirdi... Kadın yarım yamalak ingilizcesiyle Carolineye yalvarıyordu ve Klaus onları büyük bir hazla izliyordu. Bir süre sonra kadının ağlamaları azaldı Caroline dişlerini çekip doğruldu ve gözlerine baktı kadın hala yalvarıyordu. Ayağa kalktı üstüne başına baktı tamamen kan içindeydi Klaus ne yapmaya çalışıyor diye düşünürken Caroline büyük bir çığlıkla diğer cesedin başına çöktü ve ağlamaya başladı.


Caroline: Ne yaptım ben tanrım! olamaz bunu ben yaptım! Ben yaptım! Bunu nasıl yaptım! Neden yardım edemedim! Ben bir canavarım! lütfen tanrım lütfen affet! bunu istemedim! lütfen!!!


Klaus: Caroline kendine gel.


Caroline: Ben yaptım! ben yaptım! hayır hayır lütfen uyanmak istiyorum lütfen! bir daha olmayacaktı! Kendimi kontrol edecektim! Hayır!!!


Klaus: Cesedi bırak Caroline!


Caroline: Klaus lütfen onu uyandır! lütfen! lütfen!


Caroline cesedi kucaklamaya çalışıyordu Klaus omzuna dokunup onu sakinleştiremeye çalıştıkça çığlıkları daha da artıyordu. Klaus'un yüzündeki sinsi gülümsemenin yerini endişe almaya başladı.Diğer kadına dönüp herşeyi unutturdu ve evden gönderdi ardından Caroline'nin yanına gidip cesedin başından kaldırdı.


Klaus: Hey hey tamam gözlerime bak bana bak!


Caroline: Hayır hayır! neden bana bunları yapıyorsun neden!


Klaus: Tamam Caroline lütfen sakinleş...


Caroline dizlerinin üstüne yığılıp elleriyle yüzünü kapattı ve titremeye başladı bu hali git gide Klaus'u korkutuyordu. Ne yapmıştı ona nasıl bu kadar zarar verebilmişti, Caroline'nin tek istediği bütün bunlardan uzaklaşmaktı.Ona nasıl böyle davranabilmişti. Ona zarar vermek dünya da en son isteyeceği şeydi peki neden bunu yapmıştı? Nasıl öfkesine bu kadar çabuk yenik düşebilmişti!Caroline acı içinde yerde kıvranıp ağlarken Klaus, görünmez bir bıçağın sırtına defalarca saplandığına yemin edebilirdi. Tüm bedeni onun çektiği acıyla kavruluyordu...Eğilip titreyen bedenini kollarının arasına aldı ve saçlarına, yüzüne küçük öpücükler bırakıp onu teskin etmeye çalıştı... Ama caroline'nin sakinleşmeye hiç niyeti yoktu bugün çok fazla şey yaşamıştı ve vampir olduğu için hüznü, acıyı, öfkeyi çok yoğun hissediyordu. Bir noktadan sonra o da kendini kaybetmişti ve bunun suçlusu Klaus'du.


Klaus: Hişş tamam geçti Caroline... Lütfen tamam gözlerini aç...


Caroline: Bunu neden yaptım... Neden neden...


Klaus: Benim suçum hepsi benim suçum çok üzgünüm Caroline... Yardım etmeme izin ver çok üzgünüm...


Caroline: Lütfen uyandır beni lütfen! lütfen!


Klaus Caroline'nin bu haline daha fazla dayanamadı ve kucağına alıp hızla odaya çıkardı.Yatağın üstüne bırakıp gözlerini açmasını sağladı, vücudu hala titriyordu ve üstündeki kanı gördükçe daha fazla bağırıyor, çığlık atıyordu. Klaus bunun bir faydası olmadığını anlayınca Carolineyi tekrar kucağına alıp banyoya ilerledi. Üstündeki kanlı elbiseyi çıkarıp sadece iç çamaşırlarıyla kalmasını sağladıktan sonra suyu açıp Carolineyle birlikte altına girdi.Kan vücudundan, suyun yardımıyla temizlenirken Caroline Klaus'un kucağına küçük bir çocuk gibi sığınmıştı. Klaus yüzünü okşayıp başını göğsüne yasladı ve kollarını sıkıca Carolineye sardı. Bir süre sonra Caroline'nin ağlamaları azalmaya başladı üstüne bakıp ıslanan iç çamaşırlarından herşeyin olduğu gibi göründüğünü fark etti ve utancından kızaran yüzünü tekrar Klaus'un göğsüne gömdü. Klaus bunu fark etmiş olacak ki Carolineyi kaldırıp etrafına küçük bir havlu sardıktan sonra tekrar kucağına alıp yatağa bıraktı. Klaus'un şefkati Carolineye iyi gelmişti yavaş yavaş kendisini toparlıyordu. Klaus üstüne başına bir şeyler getirmek için kapıya yönelmişti ki Caroline'nin sesiyle irkildi.


Caroline: Nereye gidiyorsun!


Klaus: Üstümü değiştireceğim ve sana kuru bir şeyler getireceğim.


Caroline: Gitme...


Klaus bunu duyar duymaz Caroline'nin yanına geldi ve yanına oturup yüzünü avuçlarının arasına aldıktan sonra konuşmaya başladı.


Klaus: Buradayım... Tamam. Sen iyi misin?


Caroline başını evet anlamında salladı. Klaus ayak ucundaki örtüyü açıp Caroline'nin üstüne örttükten sonra baş ucuna doğru oturur pozisyonda uzandı ve Caroline'nin başını göğsüne yaslayıp kollarını etrafına sardı.


Klaus: Çok üzgünüm Caroline sana zarar vermek istememiştim. Neden yaptım bilmiyorum ama söz veriyorum bir daha asla ağlamayacaksın. İstersen gitmene izin vereceğim. Çok üzgünüm.


Caroline hiç bir şey söylemeden göğsünde uzanmaya devam etti. Bir süre devam eden sessizliğin ardından Klaus Caroline'nin üstünde uyuya kaldığını fark edip usulca kalktı ve Carolineyi yatağa bıraktı, üstünü örttükten sonra aşağıya inip cesetlerle ilgilendi ve Alex'e kan lekelerinden kurtulup ortalığı düzenlemesini söyledi. Caroline uyandığından hiç birini görmesini istemiyordu.
Tekrar yukarıya çıkıp üstünü değiştirdi ve Carolineye bakmak için odasına yöneldi. Caroline uyanmış, üstünü giyinmiş boş bakışlarla etrafı süzüyordu Klaus yaklaşıp yatağın kenarına oturdu ve konuşmaya başladı.

Klaus: İyi olacaksın Caroline...

Caroline: Nefes almak istiyorum, pencereyi açar mısın?

Klaus: Elbette, istersen bahçeye inebiliriz?

Caroline: Hayır burada kalmak istiyorum.

Klaus: Tamam...

Caroline: Bana neden öyle bakıyorsun?

Klaus: Tyler'a yaptıklarımdan sonra sana baktım ve kendine zarar verdiğini gördüm Caroline. Ve sana yaptıklarımdan sonra olanlar... beni korkuttun.

Caroline: Küçükken anne ve babam kavga ettiğinde hep bir köşeye çekilip farkında olmadan kendime zarar verirmişim. Bu yüzden yıllarca psikologa gitmiştim ve tedavi olmuştum. Sanırım uzun zaman sonra tekrar yaptım.

Klaus: Sana olan aşkım başına gelen en kötü şey.

Caroline gülümsedi ve Klaus'a baktı. Klaus ayağa kalkıp kapıya yöneldi...

Klaus: Sana içecek bir şeyler getireceğim. Korkma bu defa sadece alkol...

Caroline: Boşver...

Klaus: Hayır getireceğim. Neredeyse sabah oldu ve biraz uyuman gerekiyor, yardımı olacaktır.

Klaus kapıdan çıktı ardından Caroline de aşağıya inmek için yavaş adımlarla yürümeye başladı ancak bir iki adımdan sonra Klaus'un kapısına geldiğini fark ederek durdu. İçeriye baktığında olağanüstü tabloların duvarlarını süslediğini gördü, daha dikkatli bakabilmek için yaklaşırken elinin, küçük masanın üstünden bir şeye çarpmasıyla düşen dosyanın içinden saçılmış kendi resimleriyle karşılaştı.
Eğilip dikkatle incelemeye başladı yüzünde kocaman bir gülümseme oluşmuştu. Onun resimini daha önce de çizmişti ama bunlar... oldukça fazla ve farklıydı. Caroline bir süre baktıktan sonra toparlayıp masanın üstüne bıraktı ve aşağıya indi. Klaus da elinde bir bardak viskiyle Carolineye doğru ilerliyordu. Caroline etrafta hiç ceset ve kan olmadığını fark edince daha da mutlu oldu. Bu Klaus'u da gülümsetmişti.

Caroline: Teşekkürler.. sen uyumayacak mısın?

Klaus: Aslında seninle konuşabilmeyi umut ediyordum.

Caroline: Elbette ama sanırım önce bana bir açıklama borçlusun.

Klaus: Anlamadım?

Caroline: Sanırım annemin seni eve davet etmiş olması işini oldukça kolaylaştırmıştır.

Klaus: Ne?

Caroline: Beni izlediğini biliyorum.

Klaus: Demek gördün.

Caroline: Evet...

Caroline'nin yüzünde imalı bir gülümseme vardı.

Klaus: Kes şunu. Hem insanların özel eşyalarını karıştırmamalısın.

Caroline: Her neyse... Sen bana ne diyecektin?

Klaus: Sen haklıydın...

Caroline: Hangi konuda?

Klaus: Hayatını olduğundan iyi bir hale getiremediğim gibi oldukça kötü bir hale sokuyorum.

Caroline: Klaus...

Klaus: Bırak bitireyim... Kasabaya dönmeni ve hayatını yaşamanı istiyorum.

Caroline: Sen ciddisin.

Klaus: İstediğin bu değil miydi?

Caroline: Evet, elbette...

Klaus: Tamam dinlen, sabah seni götürürüm.

Caroline: Buna gerek yok.

Klaus: Bırak da bari bunu yapayım senin için.

Caroline: Peki.

Caroline içkisini bitirip odasına çekildi Klaus da kanepeye uzanıp düşünmeye başladı. Yaptığı fedakarlık onu öldürecekti ama Carolineyi mutlu edecekti. Ona yaşattıklarından sonra bunu ona borçlu olduğunu biliyordu.
Saatler geçti ve güneş iyice tepeye yükseldi Klaus bir kaç saat içinde Carolineyi götürecekti ve ondan sonsuza dek ayrılacaktı. Bunun verdiği buruklukla Caroline'nin odasına çıktı. Uyanmıştı ve hazırlanmıştı belli ki gitmek için sabırsızlanıyordu.

Klaus: Uyanmışsın.

Caroline: Evet.. ben.

Klaus: Çekinmene gerek yok benden kurtulduğun için sevindiğini görebiliyorum.

Caroline: Klaus...

Klaus: Seni arabada bekliyorum.

Caroline: Peki.

Klaus hızla aşağıya indi Caroline oturup düşünmeye başladı. Eğer onunla kalırsa hayatının her anını tehlike içinde yaşayacağını biliyordu ancak ya kasaba? orada çok mu mutluydu? çok mu güvendeydi? Tanıdığını sandığı insanları aslında ne kadar tanımadığını daha dün görmemiş miydi? Ona karşı gerçekten ne hissediyordu. İçindeki burukluğun sebebi neydi. Uzun zamandır aralarındaki tek sorunun Tyler olduğuna inandırmıştı kendini... Ve şimdi o yoktu üstelik Carolineye aylarca yalan söylemiş, ona asla konduramayacağı entrikalarla Klaus'a tuzak kurmuştu.

Caroline bu düşünceler arasında aşağıya inip arabaya bindi. Yol boyunca ikili tek kelime etmedi. Hava alanına vardıklarında Klaus inip Caroline'nin kapısını açtı ve onunla beraber uçağa doğru ilerlemeye başladı...

Klaus: Kendine iyi bak, arkadaşlarının hayatlarını kurtarmak için kendi hayatını ortaya atmaktan da vazgeç. Ve onlara eğer başına bir şey gelirse Elenayı öldüreceğimi söyle...

Caroline: Klaus...!

Klaus: Tamam şaka yapıyordum.

Caroline: Bana öyle gelmedi.

Klaus: Her neyse... Hadi uçağın hazır.

Caroline: Sen iyi olacak mısın?

Klaus: Beni merak mı ediyorsun?

Caroline: Etmemeli miyim?

Klaus: Etmemelisin.

Caroline ani bir hızla kollarını Klaus'un boynuna dolayıp sıkıca sarıldı. Klaus bir an bocalasa da kollarını beline dolayıp yüzünü saçlarının arasına gömdü ve son kez kokusunu içine çekti. Bir süre sonra Caroline yaşça kollarından sıyrılıp yüzüne baktı...
Klaus dudaklarına vuran soluğunu derin derin içine çekti. Yanaklarını avuçlarının arasına alıp dudaklarına küçük bir öpücük bıraktı ve geri çekilip dolan gözlerini saklamaya çalışırken titreyen sesiyle iki kelime fısıldadı.

Klaus: Hadi git.

Caroline onun bu halinin verdiği acıyla gülümsemeye çalışıp arkasını döndü ve uçağa bindi. Klaus daha fazla bakmak istemiyordu arkasını dönüp gözünden akan tek damla yaşı sildi ve arabasına bindi. Caroline'nin uçağı havalanmıştı ve sesi Klaus'un kulaklarında çınlıyordu. Zar zor doğrulup şoförüne;

Klaus: İlerle...

diyebildi. Araç hareket etmeye başladı... Tam havalanından çıkacaktı ki ani bir frenle durdu Klaus ne olduğunu anlayamadan kapısı açıldı ve Caroline arabaya atladı.
Şoförün ve Klaus'un şaşkın bakışları arasında Caroline konuşmaya başladı.

Caroline: Şimdi ilerleyebilirsin...

Araç ilerlerken Klaus Carolineye büyük bir şaşkınlıkla bakıyordu.

Caroline: Ne?

Klaus: Neden kararını değiştirdin?

Caroline: Birinin etki altına almadan da senin yanında kalmak isteyeceğini bilmen gerekiyor diye düşündüm. Neden öyle bakıyorsun?

Klaus: Beş dakika sonra pişman olacağın bir şey söylemediğinden emin olmaya çalışıyorum.

Caroline: O zaman kanıtlamama izin ver.

Caroline ani bir hızla Klaus'u kendisine çekip dudaklarına yapıştı ve kollarını boynuna dolayıp onu sert bir şekilde öpmeye başladı. Dudaklarını adeta dudaklarının arasında esir almıştı, Klaus bir süre sonra Caroline gibi gözlerini kapatıp kendini bıraktı...
İkisi de arabada bir şoför olduğunu unutmuş gibiydi... Ani öksürük sesiyle Klaus dudaklarını Caroline'nin dudaklarının arasından çekti ve alnını alnına dayayıp nefes nefese, gözlerinin derinliklerine dalarak konuşmaya başladı.

Klaus: Sürekli değişken ruh halin beni korkutuyor.

Caroline: Beni de...

Klaus gülümsedi ve tekrar dudaklarını Caroline'nin dudaklarıyla birleştirdi...

 

End Notes:

Yaklaşık 1 hafta gibi kısa bir sürede 6 bölüm yayınladım ve bu ilk hikayem, artık biraz geriye çekilip sizlerin tepkilerini bekleyeceğim... Kafamda pek çok konu, detay var ancak sizlerin yorumları ışığında da hikayemi geliştirmek isterim. Olumlu olumsuz bütün düşünceleriniz bana yardımcı olacak ve bu işte nerede durmam gerektiğini ya da ne kadar devam etmem gerektiğini gösterecek. O nedenle görüşlerinizi lütfen benimle paylaşın.

 

 

Chapter Text

 

 

Rebekah: Gerçekten dönmek zorunda mısın?

Matt: Hey... Buraya gel.

Matt yatağın üzerinde çırılçıplak uzanan ve bavulunu toplarken onu yaşlı gözlerle izleyen Rebekah'a yaklaştı, ardından saçlarını okşayıp alnına küçük bir öpücük bıraktı.

Rebekah: Gitmeni istemiyorum...

Matt: Rebekah yapma... biliyorsun söz verdin. Yolda olan yolda kalacaktı, bak biliyorum muhteşemdi, senden hoşlanıyorum, özelsin ama dönüp hayatımı yaşamaya devam etmem gerekiyor...

Rebekah: Evet, elbette ben sadece...

Matt: Ne?

Rebekah: Yani... ben sadece... Senin için, birlikte eğlenebileceğin bir arkadaştan öte olduğumu düşünüyordum.

Matt: Öylesin...

Rebekah: Evet muhteşem seks, her istediğini parmağını şıklatıp elde eden bir kadın, güzel şaraplar, dans, müzik...

Matt: Elbette... dur biraz kendini nasıl bir kalıba sokmaya çalışıyorsun?

Rebekah: Bir fahişe gibi hissediyorum.

Matt: Bu doğru değil.

Rebekah: O zaman neden Caroline bizi gördüğünde öyleymişim gibi davrandın. Tanrı aşkına ona açıklama yapmaya çalışıyordun... Hem de o benden bir fahişe gibi bahsederken!

Matt: Bunu daha fazla dinlemeyeceğim. Şu haline bak, gözlerini sil ve kendine acımaktan vazgeç! Söylediklerine sen bile inanmıyorsun.

Rebekah: Evet... evet...

Matt: Neden herşeyi berbat etmek istiyorsun?

Rebekah: Bence sen bir an önce kendini kandırmaktan vazgeçmelisin.

Matt: Bu da ne demek oluyor?

Rebekah: Benim vampir olmamın ya da yaptıklarımın bir önemi yok... Sen; ne bana, ne Caroline'a ne de başka birine hiç bir zaman gerçekten aşık olmadın, sevmedin bile senin aşık olduğun tek kadın Elena. Onu her haliyle seviyorsun ve onu aklından çıkarmak için başka kadınlarla oyalanıyorsun.

Matt: Ne saçmalıyorsun sen!

Rebekah: Ona asla sahip olamayacaksın...

Matt: Yeter!

Rebekah: Bana bağırmayı kes! Gerçekler canını mı acıtıyor?

Matt: Rebekah!

Rebekah: Oh belli ki acıtıyor... İşte bu keyfimi yerine getirdi çünkü senin bana fahişe muamelesi yapman ve duygularımla oynaman da benim canımı acıtıyor. Ama sana kızmamalıyım bir aptal gibi herşeyi kabullenip senin yanında yer alan ve umut etmek isteyen bendim. Bile isteye yaptım bunu.

Matt: Kendine acımak için nedenler mi arıyorsun? Dur biraz, sana yardımcı olacağım... Evet seninle sadece kasabadan uzaklaşmak ve Elena dan aklımı uzaklaştırmak için geldim. Evet seninle olduğumu kimseye söylemedim, onlara annemle olacağımı söyledim çünkü çaresizliğimi kimse görsün istemedim. Seninle defalarca yattım ve ilk defa bir kadının aşkına sahip olduğum için değerli hissettim... Sana aramızda ne yaşanırsa yaşansın dudaktan kalbe inmeyecek dedim ve sen de kabul ettin ama şu an yatağımda çırılçıplak uzanmış seni neden sevmediğimi soruyorsun... Hangi erkek, kendini öldürmeye çalışan ve sevdiği kadının vampir olmasına neden olan birine, bu kadar kolay sahip olabilecekken aşık olmak ister?

Rebekah gözyaşları süzülürken, yüzüne acı bir gülümseme yerleştirip hiç bir şey söylemeden kalktı ve çarşafı etrafına dolayıp banyoya yöneldi...
Matt ağzından çıkanların şokuyla gerileyip sırtını dolaba yasladı ve gözlerini Rebekah dan kaçırarak sakinleşmeye çalıştı.
Rebekah musluğu ve duşu sonuna kadar açıp olduğu yere çöktü ve ağlamaya başladı... Sesinin duyulmasını istemiyordu ama bu imkansızdı Matt bir kaç dakika sonra kapıyı zorlamaya başladı...

Matt: Rebekah... bak üzgünüm tamam mı üstüme çok gelmiştin ve ben... Rebekah! beni duyuyor musun? Çok üzgünüm seni incitmek istemedim lütfen kapıyı aç.

Rebekah: Eğer 2 saniye içinde odayı terk etmezsen dışarıya çıkıp kalbini sökeceğim...

Matt: Ben...

Rebekah: Defol!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Klaus: Caroline... Caroline...

Caroline: Evet şey... Ne diyordun?

Klaus: Fikrini diyordum, neden değiştirdin?

Caroline: Bunu konuşmak...

Klaus: İstiyorum, ben istiyorum. Bir kaç dakika da ne değişti?


Klaus'un kasabadan ayrılışının ardından haftalar boyunca Tyler'ın kendisine dokunmasına müsade etmeyişi, mutsuzluğu ve özlemi ona olan aşkının canlı birer kanıtıydı aslında.
Tyler'a karşı her zaman sadık ve sevgi doluydu onu tanıdığını düşündüğü için her zaman yanında olmuştu. O tanıdığını sandığı adamı seviyordu ve onun, kendi bebeğinden bile vazgeçecek kadar gözünü döndüren öfke ve hırsına yenik düştüğü gerçeğini hala kabullenmekte zorlanıyordu.

Diğer yandan Klaus berbat şeyler yapsa da bebeğin kendisinden olduğunu öğrendiğinde Hayley'e ve ona sahip çıkmıştı... Onun içinde bir yerlerde kırılgan ve kimsenin görmesine izin vermediği bir hassasiyeti vardı, aile. Katherine'nin de farkında olduğu bu zayıf nokta deşilip kanatıldığında Klaus kulaklarına fısıldayan şeytanların ve öfkesinin esiri olmuştu.

Caroline, aptal olduğunu düşünenlerin ve aptal durumuna düşürenlerin aksine Klaus'un kendisini hep değerli ve özel hissettirdiğini düşündü. Ona güçlü ve güzel olduğunu söylerken sadece iltifat etmediğini biliyordu.Bu da içten içe korkularını tetikliyordu; Yine mi yanılıyordu? Klaus çok güçlü, bilgili ve her kadının arzulayabileceği kadar çekici biriydi... Şeytanı bile papucunda döndüren duygusuz Katherine'nin, herhalde yıllar önce ona aşık olurken bir bildiği vardı. Caroline zayıf olmak ve ona kapılmak istemiyordu, bütün çabası bundan ileri geliyordu. Ondan uzaklaşırken aslında korkuyordu...

Klaus'un sözleri yeniden kulaklarında çınladı "Biz aynıyız Caroline"... O aşık olup kapılmamak, değişmemek, incinmemek için kaçıyordu... Klaus da aynı nedenlerden dolayı zayıf olmamak için etki altına alarak ya da efendilik bağıyla insanları yanında tutmak istiyordu birine gerçekten değer vermek onun da değer verebileceğine inanmaktı ve bu belki de incinmesine yol açacaktı. Caroline ona pahalı hediye yada sahte bağlar olmadan da birinin yanında yer alabileceğini ve ona değer verebileceğini kanıtlamıştı.

Caroline: Ben sadece... Korkmadığıma karar verdim.

Klaus: Kimden?

Caroline: Kendimden.

Klaus: Anlamıyorum...

Caroline: Gerçekten... sadece anın tadını çıkaramaz mısın?

Klaus: Sorun da bu senin herşeyin anlık sonrasını düşünmüyorsun ve ikimize de zehir ediyor...

Caroline parmağını Klaus'un dudaklarına bastırıp susturdu.

Caroline: Gitmek istemediğime karar verdim ve oraya dönüp tüm bu yaşananlardan sonra hiç bir şey olmamış gibi hayatıma devam edemezdim.

Aslında kasabaya dönmek istememesinin bir nedeni de buydu. Caroline insanların sorularlar sormasından belki de; ne kadar aptal olduğunu ve yine yanlış adama değer verdiğini söylemesinden korkuyordu. Hiç bir şeyi doğru düzgün yapamadığı için hayatının bu hale geldiğini söylemeseler de düşünebilirlerdi. O sığ kızın yanlış seçimleri ve aptallıkları insanları kesinlikle güldürecekti. En azından Caroline böyle düşünüyordu...

Klaus: Sebep bu mu?

Caroline: Sebep sensin Klaus... Kendini neden kaybettiğini, tüm o berbat şeyleri neden yaptığını biliyorum. Ve bir daha asla kendini kaybetmene izin vermeyeceğim.


Klaus: Neden?


Caroline: Çünkü gördüm, sende bundan fazlası var. Kim olduğunu biliyorum, ne istediğimi de biliyorum. Artık doğrularımı ben belirliyorum...


Klaus: Sana yaptıklarımdan sonra beni öylece nasıl affedersin?


Caroline: Kimse mükemmel değildir ve inan bana çok daha kötülerini yaşadım...


Klaus: Ama her zaman bir şekilde affediyorsun... Bunu neden yapıyorsun?


Caroline masum bir ifadeyle Klaus'un gözlerine baktı ve sarılıp göğsüne uzandı.


Caroline: Çünkü yalnız olmak istemiyorum. Ve yalnız olmadığımı hissettiğim tek yer burası.



Klaus daha fazla soru sormanın anlamsız olduğuna kanaat getirdi.

Caroline onun insanlığının fırtınada tutunduğu güçlü bir ağaç gövdesi gibiydi. Dallarını kırmış, yapraklarını dökmüş ama yine de direnen bir ağaç gibiydi.

Etrafında dönüp küçümseyenlerin aksine o, küçücük yaşına rağmen vampir olmakla başa çıkabilmişti. En zoru da varlığından nefret eden dostları ve ailesiydi.
Nefretlerini ve önyargılarını gücüyle, iradesiyle ve kişiliğiyle yenmişti. Elena vampir olduğunda daha gözlerini açmadan yüzüğünü hazırlayan Bonnie'nin ve ona kanını verip defalarca ölümle burun buruna gelen Matt'in bir zamanlar, Caroline için şefkatinden eser yoktu.
Herşeye rağmen Caroline yanlarında yer almıştı. Klaus onu ısırdığında Caroline son anlarını bile Klaus'u kurtarılabileceğine inanarak geçirmişti.
Onun yaşama olan azmi, gücü ve merhameti çevresinde, başta Stefan olmak üzere herkese ilham kaynağı oluyordu. Bunu kimse ona yansıtmasa da bir nokta da herkesin hayatını şikayet ettikleri iyimser tavrı ve planlarıyla düzenliyor, olduğundan iyi bir hale getiriyordu. Caroline kesinlikle çok güçlüydü...

Klaus: Seni buraya getirdiğimden beri dört duvar arasındasın biraz iyi vakit geçirmek isteyebileceğini düşünüyorum.

Caroline: Klaus ben bunun iyi bir fikir olduğunu sanmıyorum.

Klaus: Neden?

Caroline: Korkuyorum.

Klaus: Benim yanımda mı? ah lütfen...

Caroline: Hayır demek istediğim; kan... Ben kendimi kontrol edememekten korkuyorum.

Klaus: Özür dilerim...

Caroline: Hayır hayır kendini kötü hissetmen için söylemedim bunu.

Klaus: Beni şaşırtıyorsun Caroline... Her zaman şaşırtıyorsun.

Caroline: Kes şunu, bana öyle bakma.

Klaus: Yanakların mı kızarıyor ah tanrım gerçekten kızarıyor...

Caroline: Klaus...

Klaus: Peki... peki. Ayrıca endişelenme bununla başa çıkabilirsin, her zaman başa çıkarsın. Sen tanıdığım en güçlü vampirsin tatlım... Stefan gerçekten iyi iş çıkarmış.

Caroline: Benimle eğleniyor musun sen? Caroline yumruğunu yavaşça Klaus'un karnına geçirip, onu saran kollarından kurtulmaya çalıştı. Klaus onunla bir başka gülüyordu sanki...

Klaus: Hayır... Ben ciddiydim ama dur biraz şüphen mi var?

Caroline: Hayır ondan daha iyi olduğumu biliyorum.

Klaus: Ah Stefan... Kesinlikle vampir olmak için doğmamış.

Caroline: Onu özledim...

Klaus: Caroline biliyorsun istediğin zaman kasabaya gidebilirsin ve istediğin zaman dönebilirsin.

Caroline: Hayır henüz hazır değilim... yapamam.

Klaus: Peki... ama anneni görmen gerekiyor.

Caroline: Sen kimsin ve Klaus'a ne yaptın?

Caroline Klaus'un göğsünden kalkıp sırıtmaya başladı...

Klaus: Şimdi de sen mi benimle eğleniyorsun... Biliyorsun seni önemsediğimi göstermekten hiç çekinmedim Caroline.

Caroline: Biliyorum. Ayrıca annem meraktan çılgına dönüş olmalı... Ve o hali inan bana ürkütücü olur.

Klaus: O zaman belki yemekten sonra onu arayabilirsin.

Caroline: Daha iyi bir seçenek. Bu arada dur biraz yemeğe mi gidiyoruz.

Klaus: Evet, biraz iyi vakit geçirmeye ihtiyacımız var...

Caroline: Peki, ne kadar kaldı?

Klaus: İşte... Geldik.

Caroline meraklı bakışlarını, yavaşlamaya başlayan aracın camından dışarıya çevirdi. Sokak oldukça kalabalık ve renkli görünüyordu.
Klaus inip Caroline'nin çıkmasına yardım ettikten sonra boya kokusu ve müzik seslerinin boğduğu sokakta ilerlemeye başladı.
Etrafta müzik yapan küçük çocuklar, resim yapan insanlar ve dans eden kadınlar vardı Caroline hayranlıkla etrafı incelerken yüzünde oluşan gülümseme Klaus'un da gamzelerini gizlememesine neden oldu.
Mekanın kapısına geldiklerinde onları müthiş yemek kokuları ve kırmızı ağırlıklı otantik bir dekorasyon karşıladı.
Yaşlı adam ikiliye yaklaşıp sıcak bir karşılamayla onları 2. kata yönlendirdi. Klaus Caroline'nin sandalyesini tutup oturmasına yardım ettikten sonra siparişleri verip yerini aldı.

Klaus: Sanırım hoşuna gitti...

Caroline: Burası çok sevimli. Duvardaki resimler...

Klaus: Onları kimin yaptığını tahmin edemezsin.

Caroline: Kim?

Caroline'nin sorusuyla iki küçük kız kemanlarını çıkarıp masalarının kenarına yaklaştı ve kendilerini müziğin akışına bıraktı. Hem dans ediyor hem de keman çalıp şarkı söylüyorlardı. Mutlulukları ve enerjileri Caroline'nin içine dolmuştu sanki...

Caroline: Çok sevimliler tanrım... Klaus resimleri onlar mı yaptı?

Klaus: Bu şehrin insanları gerçekten yetenekli.

Caroline: Kesinlikle öyleler... Tanrım bu koku da ne vampir olduktan sonra ilk defa yemeğin kokusunu bu kadar iştahla alıyorum.

Klaus: Denemeden karar vermemelisin.

Caroline: Senin zevkine güveniyorum.

Klaus: Sen ciddi misin?

Caroline: Elbette, ben... Açıkçası beni kodamanların gittiği şu sıkıcı pahalı restaurantlardan birine götüreceğini düşünmüştüm. Burası... Gerçekten... beni şaşırttın.

Klaus: Kodamanlar mı? Ahh Caroline...

Klaus büyük bir kahkaha attı bu sırada yemekleri ve şarapları da gelmişti. Caroline iştahla yemeğine başlarken küçük kemancılar izin isteyip aşağıya indi.

Caroline: Ne? Bana neden öyle bakıyorsun?

Klaus: İlk defa benim yanımda mutlu görünüyorsun.

Caroline: Kes şunu, sen öyle bakarken nasıl yemek yiyebilirim.

Klaus: Gerçekten çok ilginçsin Caroline.

Caroline: Bu yüzden ilgini çekiyorum.

Klaus: Ah sakın mütevazi olma.

Caroline: Kes şunu gülmekten yemek yiyemiyorum. Hem söylesene bunun içinde ne var böyle?

Klaus: Sırrını ben de öğrenmek istedim ama Arthur bir türlü söylemiyor.

Bu sırada meşhur Arthur da onların şaraplarını tazelemek için masalarına ilerliyordu.

Arthur: Sırrımı açıklamıştım efendim...

Caroline: Ben de merak ediyorum. Neymiş?

Arthur: Aşk.

Caroline ve Klaus birbirine kaçamak bir bakış atıp gülümsedikten sonra Caroline tekrar Arthur'a döndü.

Caroline: Mesleğinize olan aşkınız mı?

Arthur: Hayır hanımefendi bir kadına olan aşkım. Yemeklerimi ve şaraplarımı onu düşünerek yapıyorum...

Klaus: Ah hadi ama sadece içine ne koyduğunu öğrenmek istiyoruz. Lafı bu kadar dolandırmana gerek yok...

Caroline: Romantik bir aşçı...

Arthur: İzninizle efendim başka bir arzunuz olursa lütfen seslenin.

Klaus: Gördün mü yine söylemedi.

Caroline: Çok sevimliydi.

Klaus: Ah hadi ama...

Caroline: Neden? aşka değer veriyor diye mi...

Klaus: Umarım hijyene de değer veriyordur.

Caroline büyük bir kahkaha atıp sözlerine devam etti,

Caroline: Klaus tabağındakilere hiç dokunmamışsın?

Klaus: Seni izlemeyi tercih ediyorum.

Caroline: Öyleyse onu ben yiyorum.

Caroline tabağını önüne alıp iştahla yemeye başladı bu Klaus'un gülümsemesine neden olmuştu...

Klaus: Ne kadar obur bir vampirsin sen öyle...

Caroline: Lotfon Kloos bon obor doğolom.

Caroline yanakları şişmiş bir vaziyette ağzında yemekle konuşmaya çalışırken Klaus onu büyük bir keyifle izliyordu.
Gerçekten uzun zamandır, en son ne zaman bu kadar iyi vakit geçirdiğini hatırlamıyordu.

Klaus: Bak ne diyeceğim bu şehri bir de akşam görmelisin...

Caroline: Hayır buna enerjim olduğunu sanmıyorum.

Klaus: Peki... Burada son günümüzmüş gibi yaşamak zorunda değiliz. Yemekten sonra eve gidip dinleniriz.

Caroline: Ah tanrım evet... Uyumak istiyorum.

Klaus: Bütün gece uyumayan bendim sen neden... Ah uyumadın değil mi?

Caroline: Şey...

Klaus: Sanırım uçaktan inip arabama vampir hızıyla gelişinin, gece senin uyuduğunu düşündüğüm saatlerde, muhasebe ettiğin şeylerle bir ilgisi var.

Caroline: Neden hiç bir şey gizemini koruyamıyor.

Klaus: Gizemlerden hoşlanmam.

Caroline: Ben severim, sırlar, gizem hayatımıza heyecan katar.

Klaus: Yapma sen sır tutamazsın.

Caroline: Nereden biliyorsun?

Klaus: Seni sandığının aksine iyi tanıyorum.

Caroline: Her neyse... Hadi kalkalım.

Klaus: Doyduğuna emin misin?

Klaus pişkin bir ifadeyle Carolie'a gülerken onun sert bakışlarıyla durulup merdivenlere yöneldi ikili çok geçmeden tekrar sokağa inmişti. Caroline yavaş yavaş havanın karardığını fark etti.

Klaus: Biraz etrafa göz atmaya ne dersin?

Caroline: Evet, elbette ama sen nereye...

Klaus: Hemen geleceğim.

Caroline Klaus'un arkasından bakıp nereye gittiğini anlamaya çalışırken gözleri resim yapan genç bir adama takıldı.
İlerleyip onu izlemeye başladı...
Pencerenin önünde yüzünü begonyalara dönmüş çıplak bir kadının, göğüslerini ıslatan gözyaşlarını resmediyordu genç adam.
İlgisini çeken resme Caroline'nin bakışları genç adamın sözleriyle kesildi.

"Onun hakkında ne düşünüyorsun?"

Caroline: Bence...

Caroline lafını tamamlayamadan sözünü kesen kadına doğru döndü.

Camille: Bence olmak istediği yerde ama mutlu değil, mutlu olmak için karanlığın içindeki ışığı görmek istiyor fakat gerçek olmamasından da korkuyor. O karanlığın gönüllü mahkumu...

Klaus: Gerçekten ressamların etrafında pusuya yatıp gelen insanları psikanaliz deneklerin olarak kullanmaya başladığını düşüneceğim. Bu da eğitiminin bir parçası mı?

Camille: Klaus... Ben sadece bilirsin çok istekli bir psikoloji öğren...

Klaus: Evet bunu 1500. kez işitiyorum. Sen bir psikolog olacaksın... Tanıştırayım bu Caroline

Camille: Ben Cami... memnun oldum Caroline

Caroline: Ben de öyle...

Caroline tedirgin ve şaşkın bir ifadeyle olanları izlemişti ve Camille'nin Klaus'a bakışlarını hiç beğenmemişti. Ama bunu ona belli edemezdi.

Camille: Söylesene, neden artık hiç uğramıyorsun?

Camille bunu söylerken imalı bir gülümseme takınarak Klaus'a bakıyordu. Klaus yanaklarını zorla kasıp gülümsemeye çalışarak dişlerinin arasından konuştu.

Klaus: Eskisi kadar alkol ihtiyacım olmuyor diyelim.

Camille: Her neyse... Neden sizi bir içki için davet etmeme izin vermiyorsun.

Caroline: Klaus isterse sana katılabilir ben yorgunum ve eve döneceğim.

Camille: Ah yapma seninle tanışmamızın şerefine, sadece bir kadeh?

Caroline: Bu nazik teklif için teşekkür ederim ama gitmeliyim.

Caroline ressama dönüp Klaus'un şaşkın bakışları arasında sözlerine devam etti;

Caroline: Resme gelince, hakkında ne düşündüğümü sormuştun, bence o ulaşamadığı arzularının esiri olmuş ve olmak istediği biri gibi davransa da olmak istemediği kişi. Bu yüzden acı çekiyor.

Ressam herkesin şaşkın bakışları arasında " Peki resim hakkında ne düşünüyorsunuz " dediğinde Camille ve Caroline'nin yüzü Klaus'un kısık kahkahalarının arasında kırmızıya dönmüştü.

Oradaki herkes aslında, resimden çok Caroline ve Camillenin birbirleri hakkındaki olumsuz düşüncelerini dile getirdiğini biliyordu.

Klaus: Her neyse... Gerçekten gitmeliyiz. Caroline dinlenmeli.

Klaus Caroline'i çekiştirip arabaya doğru ilerlemeye başladı.

Caroline: Eğer gülmeyi kesmezsen seninle o arabaya binmeyeceğim.

Klaus: Ben... Çok üzgünüm durduramıyorum.

Caroline: Belki de gidip sevimli içki arkadaşının boynundan bir tadımlık alabilirim. Tanışmamızın şerefine!

Klaus: Bunu yapmak istemezsin...

Caroline: Neden? çok mu değerli senin için?

Klaus: Hayır, yeniden pişman olmanı istemeyiz. İnan bana o halini bir daha görmek istemem.

Caroline: Ah dur biraz... doğru ya benim şu an deşici kontenjanım var, yaptığım şey için suçlu hissedeceğimi sanmıyorum.

Klaus: Kes şunu Caroline...

Caroline: Sen hala gülüyor musun?

Klaus: Geç hadi...

Klaus zorla Caroline'i arabaya bindirip eve doğru sürmeye başladı. Onun bu halleri kesinlikle keyfini yerine getirmişti berbat başlayan bir gün nasıl bu hale gelebilmişti. Caroline gerçekten sürprizlerle doluydu.

 

 

Chapter Text

 

 

Rebakah: Tanrım... Kapat şu ışığı!


Elijah: Ne zaman geldin sen?


Rebekah: Şu şişeyi uzatır mısın?


Elijah: Evime gelip, kanepem de içtiğine göre... sanırım yine haklılığımı tatsız bir deneyimle idrak etmişsin.


Rebekah: Hiç sırası değil Elijah...


Elijah: Seni sevdiğimi biliyorsun.


Rebekah: Biliyorum, sanırım bu dünya da sahip olduğum tek şey senin sevgin.


Elijah: Bu doğru değil...


Rebekah: Ah yapma... ben umutsuz vakayım.


Elijah: Hepimiz öyleyiz...


Rebekah: Sanırım bu ödememiz gereken bir bedel.


Elijah: İkiniz için de endişeleniyorum.


Rebekah: Bence kendin için de endişelenmelisin...


Elijah: Demek olanları öğrendin.


Rebekah: Cadılar ne kadar hassas kulaklarımız olduğunu unutuyor. Yol boyunca dedikodunuzu dinledim... Ah zavallı kardeşim bebek ebeveyn içgüdülerini harekete geçirmişti, en çok senin için üzüldüm.


Elijah: Saygısızlık ediyorsun Rebekah.


Rebekah: Bana saygıdan bahsetme lütfen... hem dur biraz şu kurt kızla hala ilgileniyor musun?


Elijah: Bu seni ilgilendirmez.


Rebekah: Seni kullanıyor Elijah... Hayatta kalmak için sana ihtiyacı var tıpkı ölü aşkının bir zamanlar yaptığı gibi... sahi Katherine'nin ölümü beni çok sarstı o şeytanın bir şekilde kuyruğunu kurtarabileceğine inanırdım.


Elijah: Toparlan lütfen bu şekilde konuşmaya devam edemeyiz.


Rebekah: Peki peki... Asıl konumuza dönelim. Klaus! Nedense sürekli hayatlarımızı berbat ediyor ve bir şekilde onun kıçını toplamaya uğraşıyoruz.


Elijah: Rebekah...


Rebekah: Tamam sustum. Dinliyorum?


Elijah: Onun için endişelendim, yaptıklarını duymuşsundur. Artık neler yapabileceğini kestiremiyorum.


Rebekah: O iyi olacaktır Elijah.


Elijah: Nasıl bu kadar rahat olabilirsin?


Rebakah: Ondan nefret etsem de Caroline insanlığını kaybetmesine engel olan tek şey. Ve o varken endişelenmen yersiz.


Elijah: Ne saçmalıyorsun sen? O kıza karşı bir şeyler hissediyorsa bile artık mümkün değil. O gün onu gördüm ve inan bana Klaus ile kalmaktansa ölmeyi tercih edecek bir hali vardı.


Rebekah: Sorun da bu Elijah... Kadınlar ondan nefret eder, ama bir şekilde hep etrafında dönerler. Sanırım kardeşimizin karşı konulmaz bir cazibesi var.


Elijah: Tanrı aşkına Rebekah... Biraz ciddi olamaz mısın? Ayıldığında tekrar konuşalım.


Rebekah: Ah hadi ama ben sadece durumu olduğundan eğlenceli bir hale getirmeye çalışıyorum.


Elijah: Biraz uyumayı dene, neredeyse sabah oldu. Ve gürültü yapmamaya çalış!


Rebekah: İyi geceler saygın Elijah!


Elijah: Rebekah!


















Tatlı atışmalarla ve hoş sohbetle geçen saatlerin ardından Caroline ve Klaus nihayet odalarına çekilip kendilerini uykunun kollarına bırakmıştı.
Sabahın ilk ışıklarıyla beraber gözlerini açan Caroline yatağından kalkıp, üstündeki küçük gecelikten kurtuldu ve kısa bir duş keyfinin ardından havlusunu etrafına dolayıp odasına ilerledi.
Dolabının başına geçtiğinde kendisi için alınmış kıyafetlere göz gezdirmeye başladı....
Bu sıra da pencerenin açık olduğunu fark edip rüzgarla odaya dolan oksijeni derin derin içine çekti. Bu huzur demekti ve uzun zamandır hissetmediği bir şeydi...


Üstüne geçirdiği kısa buz mavisi elbise ve ayağına geçirdiği krem platform topuk ayakkabı bugün için yeterli diye düşündü.
Her şey onun beden ölçülerine ve zevkine göre seçilmişti sanki... Saçına ve yüzüne çeki düzen verdikten sonra hızla yatağının üstünde duran telefonu eline alıp aşağıya indi.

Annesini araması gerekiyordu ve gece bunu yapacak cesareti bulamadığından elinde telefonla uykuya dalmıştı. Bahçeye çıkıp ağaçların arasında ilerlerken bir kaç numara tuşladı ve;

Caroline: Elena...

Elana: Caroline...? aman tanrım! Care çıldırmak üzereydim sen nere...

Caroline: Elena sakinleş, seni mantıklı konuşabileceğine inandığım için aradım.

Elena: Mantıklı mı? Mantıklı diyor... Tanrım! Caroline seni 5 dakikalığına yalnız bıraktım ve ortadan kayboldun günlerdir haber alamıyoruz annen çılgına döndü...

Damon: Hey şunu dışarıda halledemez misin?

Caroline: O konuşan Damon muydu?

Elena: Şimdi bunun sırası değil Care, sabahın bu saatinde nerede olduğunu, günlerdir ne yaptığını ve Tyler'ın hangi cehennemde olduğunu söylemek için aramış olduğunu umut ederek soruyorum. Neler oluyor!?

Caroline: Bak bunun bir önemi yok ve Tyler dönmeyecek.

Elena: Anlamıyorum, beraber misiniz?

Damon: Elena dışarıda konuşur musun?

Elena: Kes şunu Damon! Ormanda da konuşsam beni duyabilirsin.

Damon: Tanrım! o zaman en azından bağırmamaya çalış... Ve söyle ona buralarda Tyler'ın sürüsünü arayan kurt adamlar dolaşıyor, birimize zarar vermeden onları kasabadan göndersinler.

Elena: Şşşşt! Müsaade eder misin artık!

Caroline: Ben üzgünüm bu saatte aramak istemezdim, Elena bak çok karışık göründüğünü biliyorum ama bunu şimdi açıklayamam senden tek dileğim ben gelene kadar annemi sakin tutman ve iyi olduğuma ikna etmen.

Elena: Dalga mı geçiyorsun?

Caroline: Seni yeniden arayacağım...

Elena: Care dur... Gelecek misin? Care! ...

Caroline telefonu kapatıp hızla eve doğru yürümeye başladı. Olanları anlatmaya hazır değildi ve annesinin, öğrenirse aklını kaçırabileceğini düşünüyordu.
Çok geçmeden tekrar eve girip merdivenlere yöneldi.

Alex: Efendim kahvaltınızı hazırlamamı ister misiniz?

Caroline: Klaus uyanmadı mı?

Alex: Beyefendi bu saatte rahatsız edilmek istemez.

Caroline: Öyle mi? ımm hiç sanmıyorum...

Alex: Hanımefendi durun...

Caroline hizmetçinin sözlerine aldırmadan büyük bir gürültüyle Klaus'un odasına daldı.

Klaus: Tanrım bu gürültü de ne!

Caroline: Ah üzgünüm rahatsız mı oldun?

Klaus şaşkın bir ifadeyle doğrulmaya çalışıp saatine baktı...

Klaus: Sen ciddi misin? Saat henüz 07:00!

Caroline: Eee ne olmuş yani?

Klaus kısılmış gözlerini biraz daha arayıp karşısında kıkırdayan Caroline'ı süzmeye başladı.
Vücudunu tamamen kavrayan küçük buz mavisi elbise hatlarını ve soğuktan belirginleşmiş göğüs uçlarını olduğu gibi sergiliyordu. Süt beyaz uzun bacakları ve omuzlarına dökülen altın rengi saçları kesinlikle kusursuz görünmesine neden oluyordu.
Klaus gülümseyip imalı bir bakış attı ve yataktan kalkıp omzuna havlusunu aldıktan sonra duşa yöneldi.
Caroline, altında sadece siyah kot pantolonuyla duran Klaus'un vücuduna bakıp tekrar kıkırdadı.

Caroline: Sen böyle mi uyuyorsun?

Klaus: Ne bekliyordun? ipek gecelik mi?

Caroline: Hayır demek istediğim... Şey ben çıksam iyi olacak. Sadece telefonunu getirmek istemiştim.

Klaus: Oraya bir yere bırak. Birazdan kahvaltıda olurum...

Caroline: Şey o zaman ben... çıkayım.

Klaus: Kalmak istiyorsan...?

Klaus bunu söylerken çapkın bir gülümsemeyle göz kırptı...

Caroline: Kes şunu.

Ardından büyük bir kahkaha atıp duşa girdi, Caroline de odayı terk edip öfkeyle merdivenlere yöneldi.
Neden onu öyle süzmüştü ki... Klaus ne düşündüğünü, ne hissettiğini anlamış mıydı? Caroline içinden lanetler okuyup, pembeleşen yanaklarını gizlemeye çalışarak Alex'e seslendi.

Caroline: Klaus uyandı.

Alex: Siz masaya buyurun efendim.

Çok geçmeden kahvaltı sofrası hazırlanmış, Caroline ve Klaus da yerlerini almıştı.

Klaus: Annenle konuştun mu?

Caroline: Hayır, ben... Elenayla konuştum.

Klaus: Demek cesaret edemedin.

Caroline: Hayır sadece yüz yüze olmasının daha uygun olacağına karar verdim.

Klaus: Peki ona ne diyeceksin?

Caroline: Anlamadım?

Klaus: Yani, biliyorum bu konuyu hiç konuşmadık. Demek istediğim planın ne Caroline... Bak benimle kalmak istemen çok hoş ama bu hayatında nelere mal olacak bilmek istiyorum?

Caroline: Ben... bilmiyorum.

Klaus: Üniversiteye gitmek istediğini söylemiştin... Burada da gidebileceğin üniversiteler var biliyorsun.

Caroline: Evet ama sorun şu ki, gitmek istiyor muyum onu bilmiyorum.

Klaus: Elbette gitmek istiyorsun aşkım.

Caroline: Buna zamanı geldiğinde karar versem?

Klaus: Tamam... Seni sık boğaz etmeyelim.

Caroline gülümseyip taze portakal suyundan büyük bir yudum aldı ve konuşmaya devam etti...

Caroline: Eee?

Klaus: Ah söylemeyi unutuyordum, bugün seni yalnız bırakmak zorundayım.

Caroline: Neden?

Klaus: Bir kaç işim, çözülmesi gereken meselelerim var. Akşam için hazırlanmanı istiyorum...

Caroline: Bu bir emir miydi?

Klaus: Hayır aşkım dilekti.

Klaus kalkıp Caroline'nin dudaklarına küçük bir öpücük kondurdu ve arkasını dönüp yavaş adımlarla odayı terk etti.

Caroline: Hey... En azıdan kahvaltı etseydin.

Klaus: Edeceğim aşkım ama bunu görmeni istemeyiz değil mi? hoşçakal...

Caroline: Ah tanrım! Hoşçakal.

Caroline somurtup tabağındaki salamları art arda ağzına attı ve masadan kalktı.

 

 

Klaus da arabasına atlayıp son sürat Elijah'ın evine doğru yol almaya başladı. Cadı ölmüş, anlaşma bozulmuştu fakat bu Klaus'un şehri geri istemediği anlamına gelmiyordu.
Şehrini geri alacaktı ama bu defa kendi yöntemleriyle... Çok geçmeden Elijah'ın evine vardı ve içeriye girip, kanepede sızmış olan Rebekah'ı güneşlikleri bir hışımla açarak uyandırdı.

Rebekah: Tanrım! Klaus kapat şunları...

Klaus: Ne bu halin... Tanrım, leş gibi şarap kokuyor burası.

Rebekah: Senin de mükemmel koktuğun söylenemez.

Klaus: Sorun ne?

Rebekah: Git başımdan.

Klaus: Ah anladım, komi çocuk seni terk etti ve sen de güçlü abiciklerinin kanatları altına sığınıp teselli bulmak istedin.

Rebekah: Yapma, benden berbat durumda olan biri varsa o da sensin. Başına gelenleri duydum zavallı Klaus.

Klaus: Ne çeşit bir zavallı benim gibi yaşar? Yapma, bu konuda iyi olduğumu biliyorsun ben asla kaybetmem tatlım.

Rebekah: Evet sana komplo kuranları, hatta küçücük masum bir bebeği bile katlettiğinden ve hadlerini bildirip herkesin senden korkmasını sağladığından bahsediyorsan haklısın... Ama dur biraz hala şehirde hakimiyet kuramadın değil mi? bir de Caroline var tabi. En son etki altına alıp yanında süs köpeği gibi sürüklüyordun. Şimdi nasılsınız? Yoksa seni sevmesi için de etki altına mı aldın?

Klaus büyük bir kahkaha attı ve sözlerine devam etti.

Klaus: Şehri geri alacağım...

Rebekah: Nasıl? Cadılar senden nefret ediyor ve Marcel... Yanındakilerin ona sadakatle bağlı olduğunun farkında mısın?

Klaus: Planlarımdan sana bahsedersem bir sürprizi kalır mı?

Rebekah: Tanrım, midemi bulandırıyorsun.

Elijah: Kesin şunu!

Klaus: İyilik timsali, ailemizin gururu... günaydın!

Rebekah: Zevzek.

Klaus: Abiciğine karşı daha nazik olmalısın.

Rebekah: Senden nefret ediyorum... Sırıtmayı kes!

Elijah: Rebekah bir duş ve kahvaltı zihnini berraklaştıracaktır, Klaus bana bahçeye kadar eşlik et.

Klaus: Abini duydun Rebekah...

Rebekah: Ah...! Çıldıracağım!

Klaus: Eee kardeşim?

Elijah: Seni böyle görmeyi beklemiyordum.

Klaus: Ne bekliyordun?

Elijah: Her neyse... Marcel hakkında söylediklerine kulak misafiri oldum.

Klaus: Ve?

Elijah: Senin için endişeleniyorum.

Klaus: Ah yapma... O küçük bir sıçan ve onu ben yarattım. Ölümü saniyelerime bile mal olmaz.

Elijah: Onu öldürmek ne işine yarayacak?

Klaus: Onu öldürmek hayatımın en büyük amaçlarından biri değilken neden bu konuşmayı yapıyoruz? O ölmeyecek, en azından ben öldürmeyeceğim...

Elijah: Peki ne yapacaksın?

Klaus: Sıkıldım.

Elijah: Nereye gidiyorsun?

Klaus: Senden olabildiğince uzağa...

Klaus tekrar arabasına atlayıp uzaklaştı istikamet bourbon sokağıydı. Çok geçmeden Marcel'in mekanına varıp etrafına bakınmaya başladı...

Marcel: Klaus... Dostum.

Klaus: Marcel.

Marcel: Burada ne arıyorsun?

Klaus: Geçen gece yaptığın terbiyesizlikten sonra nasıl bu kadar pişkin davranabiliyorsun anlamıyorum.

Marcel: Dostum bak özür dilerim hoşuna gideceğini düşünmüştüm.

Klaus: Yanılmışsın.

Marcel: Hadi gel yukarıya çıkalım... ne kadar az fahişe, o kadar çok oksijen.

Klaus Marcel'in ardından ahşap merdivenleri tırmanıp odasına ilerledi.

Marcel: Bak dostum benim olan senindir ama haberim olmadan yaptığın şeyler... bilirsin, canımı sıkıyor.

Klaus: Sen neden bahsediyorsun?

Marcel: Cadıyı öldürmüşsün... Sana bunu bana bırakmanı söylemiştim.

Klaus: Senden emir mi almalıyım?

Marcel: Emir değil, rica. Ayrıca patronun kim olduğunu unutuyorsun....

Klaus yanaklarını kasmaya çalışıp kötü bir gülümseme takındı ve boğazından tuttuğu gibi Marcel'i duvara yapıştırdı.

Klaus: Şimdi küçük pislik... bir daha bu kadar kolay alt edilebilecekken bana patronluk taslamayacaksın ve o koca vücudunu başından ayırmadan önce kim olduğumu, kimle konuştuğunu hatırlaycaksın.

Marcel: Dostum sakin ol... Bırak beni.

Klaus Marcel'i bırakıp ceketini düzeltti ve kapıya yöneldi. Başını çevirip kısa ve ürkütücü bir bakış attıktan sonra,

Klaus: Bu gece eski ormana gel. Ve yalnız ol... Konuşmak istediğim şeyler var.

Marcel: Buranın nesi var?

Klaus: Sana göstermek istediğim bir şey var. Madem yardım etmek istiyorsun, bir işe yara.

Marcel kuşkulu bir ifadeyle başını sallayıp onayladı ve Klaus'un gidişini izlerken boğazının acısının geçmesini bekledi.
Klaus bir hışımla mekandan çıkıp ilerlemeye başladı bu sırada telefonu eline alıp bir kaç numara tuşladı...

Klaus: Alex bana Caroline'ı ver.

Caroline: Klaus... Sorun ne?

Klaus: Hiç bir şey tatlım... sadece bu akşam için hazırlanmanı söylemiştim sanırım planlarımızda küçük bir esnetme yapacağız.

Caroline: Sorun değil... Zaten istemiyordum.

Klaus: İstediğini biliyorum özür dilerim, gerçekten yarın çıkacağız daha eğlenceli olacak söz veriyorum.

Caroline: Hey... Sorun olmadığını söyledim.

Klaus: Peki, görüşürüz.

Caroline: Görüşürüz.

Caroline bozuntuya vermemeye çalışsa da üzülmüştü, Klaus'un ne yapacağını ve neden planlarını ertelediğini anlamaya çalışıyordu.
Camille aklına geldi ve oturduğu yerden öfkeyle kalkıp odasına yöneldi... yatağın üstüne hazırlamış olduğu kıyafetlerini bırakmıştı, hepsini buruşturup dolaba tıktı ve büyük bir gürültüyle kapağını kapattı. Bu sırada hiç beklemediği bir ses işitti,

Rebakah: Bir şekilde sinirlerini bozmayı başarıyor değil mi?

Caroline: Burada ne işin var?

Rebekah: Ben de aynı soruyu sana yöneltmeyi düşünüyordum.

Caroline: Ne istiyorsun?

Rebekah: Canım sıkılıyor, belki sen bana eşlik edebilirsin?

Caroline: Aslında ben kapıyı suratına kapatıp uyumayı düşünüyorum.

Rebekah: Ah yapma bu saatte mi? hadi huysuzluk etme bir kaç kadeh viski ve biraz müzik...

Caroline: Sen yeterince içmişsin...

Rebekah: Bana küçümseyen gözlerle bakmayı bırak, yoksa onları yuvalarından çıkarırım!

Caroline: Matt ile tatilin nasıldı?

Rebekah: Ah yapma seni o kadar mı korkutuyorum. Bana sahte arkadaşlık numaraları taslamak zorunda değilsin barbie.

Caroline: Hayır aslında gerçekten merak ediyorum zira onunla geçirdiğin bir kaç haftanın senin bünyende bile olumlu etkisi olur diye düşünmüştüm. Ama görüyorum ki hala özgüvensizsin, yalnızsın ve insanları seninle vakit geçirmeleri için tehdit ederek yanında tutmaya çalışıyorsun... Açıkçası senin için üzülüyorum.

Rebekah: İşte şimdi ileri gittin... Bak sana ne yapacağımızı söyleyim, şimdi üstüne en sürtük kıyafetini geçireceksin, benimle geleceksin ve sabaha kadar içip eğlenmeme yardım edeceksin.

Caroline: Bu komikti.

Rebekah: Sahi mi? Sana neyin komik olduğunu söyleyim... Eğer dediklerimi yapmazsan ve benimle iyi geçinmezsen hayatı sana zindan ederim. İnan bana Klaus'un sana değer vermesi ya da Matt'in dostu olman umurumda olmaz seni mahfederim. Öldürmem ama ölmekten beter ederim.. Üniversite hayatını da...

Caroline: Kes! yeter! Lanet olsun tamam geleceğim!

Rebekah: Şimdi kim acınası?

 

 

Chapter Text

 

 

Caroline gözlerini devirip ellerini beline yerleştirdi ve ciddi olup olmadığını anlamak için bir kez daha Rebekah'ı süzdü. Rebekah yüzüne sinsi gülümsemesini yerleştirip kapıyı çekti...

Rebekah: Ben aşağıda olacağım, çabuk hazırlansan iyi edersin...

Caroline dolaptan siyah mini şortunu ve transparan gömleğini çıkarıp üstüne geçirdikten sonra yüksek topuklu ayakkabılarıyla kombinleyip, rujunu tazeledi ve odadan çıkıp merdivenlere yöneldi...
Hem söyleniyor hem de öfkeyle basamaklardan iniyordu.

Caroline: Lanet sürtük...

Rebekah: Seni duyabiliyorum Caroline!

Caroline: Buna şaşırmalı mıyım?

Rebekah: Acele et.

Caroline: Henüz hava bile kararmadı Rebekah...

Rebekah: Gideceğimiz yerde gün ışığına ihtiyacımız olmayacak.

Caroline: Söylesene bu özgüvenini neye borçluyuz? Klaus'un marifetlerini duyduğunda yapacaklarından endişe etmiyor musun?

Rebekah: Beni şikayet mi edeceksin? " Ah Klaus bugün kardeşin bana neler yaptı bir bilsen, eğlenmeye zorladı ve tehdit etti, çok korkuyorum. "

Rebekah bunları söylerken ağzını yamultup, sesini inceltmişti. Ellerini beline yerleştirip Caroline'a yaklaşmaya başladı ve büyük bir kahkaha attı.

Caroline: Sen beni mi taklit etmeye çalışıyorsun?

Rebekah: Denedim, ama o kadar alçalamıyorum.

Caroline: Komik... Gerçekten 1000 yıl boyunca olgunlaşmak için hiç vakit harcamadın mı?

Rebekah: 1000 yıl mı? ömrümün yarısından çoğunu aşık olduğun adam sayesinde bir tabutta geçirdim! Sen hayat hakkında ne bilirsin ki? Ama sana bir sır vereyim onu hayatından çıkarmadığın sürece yalnızlığa mahkumsun... Senin gitmene asla izin vermeyecek herkesi, herşeyini kaybedeceksin ve sonunda benim kadar acınası bir hale geldiğinde karşına geçip güleceğim!

Caroline: Bence sen saplantılı bir ruh hastasısın ve terkedilmenin acısını çıkaracak birilerini arıyorsun bunu daha fazla sürdürmeyeceğim! Hiç bir yere de gelmiyorum.

Caroline masanın üstünde duran telefonu eline aldı ve bir kaç numara tuşladı,

Rebekah: Durma Nik'i ara ve beni şikayet et... Ama unutma her tökezlediğinde senin arkanı toparlayacak birileri olmayacak. Ne kadar zayıfsın! Sevdiğin adamı kardeşine düşman mı edeceksin? Hadi durma ara...

Caroline telefonu bir kenara fırlatıp Rebekah'a yaklaştı ve ellerini beline yerleştirip konuşmaya başladı.

Caroline: Beni gerçekten hafife alıyorsun canım, biliyor musun fikrimi değiştirdim seninle geleceğim.

Rebekah: Elbette değiştireceksin, abim seni ektiğine göre daha iyi bir seçeneğin yok.

Caroline çantasını alıp dışarıya çıktı ve Rebekah'ın son model spor arabasına atladı. Rebekah da yerini aldıktan sonra süratle yola koyuldular... Caroline Rebekah'ın şaşkın bakışları arasında müziğin sesini açıp, dikiz aynasını kendisine çevirdi ve dudaklarındaki parlatıcıyı silip rimelini tazeledi... ardından kırmızı rujunu çıkarıp sürdükten sonra çantasını kapatıp gömleğinin altını göbeğini açık bırakacak biçimde bağladı.

Rebekah: Pahalı fahişe imajı...

Caroline: Senin de çok asil göründüğün söylenemez. Ayrıca rimelin akmış...

Rebekah: Ne! Sen ciddi misin? Dur bir saniye...

Caroline: Hey hey... ben hallederim.

Caroline rimelini çıkarıp, Rebekah'ın gözlerini sildiği peçeteyi bir kenara attı. Yüzüne çeki düzen verdikten sonra parfümünü çıkarıp önce kendi üstüne sonra da onun üstüne boca etti.

Caroline: Şimdi daha iyi.

Rebekah masum bir gülümsemeyle ve biraz da tedirgin bir ifadeyle Caroline'a teşekkür edip nihayet varmış oldukları mekanın kapısında durdu.

Rebekah: Hadi...

Caroline: Dur biraz, önce başka bir yere uğrayamaz mıyız?

Rebekah: Neden bahsediyorsun sen?

Caroline: Bak bana yaptıklarını Klaus'a anlatmayacağım, önemsemiyor gibi görünsen de bilmesini istemediğini biliyorum. Bu bizim sırrımız olarak kalacak ancak sen de...

Rebekah: Çıkar baklayı?

Caroline: Bunu Klaus'a söylemeyeceksin.

Rebekah: Neyi?

Caroline: Beni bir yere götürmeni istiyorum

Rebekah: Sen neden bahsediyorsun?

Caroline: Cami...

Rebekah: Ah şimdi anlıyorum.

Caroline: Sırıtmayı kes... onun nerede takıldığını ya da...

Rebekah: O bir barmen.

Caroline: O zaman yerini de biliyorsundur...

Rebekah: Bu eğlenceli olacak... beni takip et.

Caroline: Pot kırarsan geceni zehir ederim.

Rebekah: Şimdi de sen mi tehdit ediyorsun?

Caroline: Hayır kuralına göre oynamaya çalışıyorum.

Rebekah: Çok sürtüksün.

Caroline: Saçında yaprak var.

Rebekah: O zaman kurtul ondan.

Caroline: Buraya gel.

Caroline Rebekah'ın saçına yapışmış yaprakları temizleyip girmekte oldukları mekanı ve insanları süzmeye başladı,

Caroline: Nerede?

Rebekah: İşte...

Caroline: İndir parmağını... ah tanrım!

Rebekah: Tamam sakin ol görmedi. Hadi bara geçelim.

Caroline: Delirdin mi? o kadar bariz olamayız, şuraya bir yere otur.

Rebekah: Sen neye bakıyorsun öyle?

Caroline: Hiç...

Rebekah: Tanrım Nik'in burada olabileceğini mi düşünüyordun...

Rebekah büyük bir kahkaha atıp garsona içkileri sipariş ettikten sonra, durumundan oldukça eğlendiği Caroline'a döndü.

Rebekah: Bunu benden 982 yıl sonra doğmuş birine söyleyeceğim aklıma gelmezdi ama gerçekten fazlasıyla çağ dışı davranıyorsun Caroline...

Caroline: Şşşşt kes şunu bizi fark edecek.

Rebekah: Tanrım... bunun eğlenceli olması gerekiyordu.

Caroline: Eğleneceğiz söz veriyorum ama şimdi kapa çeneni.

Rebekah: Ciddi olamazsın! şuna bak.

Caroline: Ne! yine ne var?

Caroline Rebekah'ın göz hizasından yavaşça uzaklaşıp bakışlarını kilitlediği Hayley'i fark etti.

Caroline: Onun burada ne işi var?

Rebekah: Bilmiyorum.

Caroline: Nasıl hiç bir şey olmamış gibi rahat rahat ortalıkta dolanabilir?

Rebekah: Elijah sayesinde.

Bu sırada çoktan Hayley ve Camille de onları fark etmiş ve masalarına doğru ilerlemeye başlamıştı.

Camille: Caroline... seni görmek ne güzel.

Rebekah: Ben de buradayım.

Camille: Evet, şey keyfiniz yerindedir umarım... size katılabilir miyiz?

Caroline: Aslında biz de tam...

Rebekah: Elbette geçin hadi.

Caroline: Rebekah! Ama bizim gitmemiz gerekmiyor muydu?

Caroline kaş göz yapıp Rebekah'ı kaldırmak istedi ancak bu mümkün değildi, Cami ve Hayley çoktan masadaki yerlerini almış, sohbete başlamıştı.

Hayley: Caroline... tatlım, bana kızgın değilsindir umarım?

Caroline: Sen neden bahsediyorsun?

Hayley: Bilirsin boynunu kırdım, aşık olduğun iki adamla da... şey yani gerçekten hayatımı kurtardığın için teşekkür ederim.

Caroline: Bebeğin için üzgünüm Hayley ama eğer masamdan kalkmazsan Klaus'un yarım bıraktığı işi ben tamamlayacağım.

Camille: Hey... tamam sakin olun lütfen. Masanızda bir insan olduğunu unutuyorsunuz.

Caroline: Nasıl unutabilirim Cami. Kalp atışların kulaklarımda çınlıyor...

Rebekah: Korkuyor musun?

Camille: Ben...

Caroline: Bence de korkmalısın.

Hayley: Onlara aldırma Cami sanırım Caroline, Klaus ile aranızda geçenleri öğrenmiş. Ama atlatacaktır...

Camille: Hayey kalkmamız gerekiyor... gerçekten.

Rebekah: Eğlenceliydi ama bence de gitme vaktiniz geldi.

Caroline kalkmaya yeltenen Camille'nin koluna yapışıp tekrar masaya oturttu.

Caroline: O neden bahsediyor?

Camille: Bak bunun iyi bir fikir olduğunu sanmıyorum.

Hayley: Onu bırak Caroline!

Caroline: Gel de al elimden öyleyse...

Hayley: Senin sorunun ne? Tamam biliyorum aşık olduğun iki adamında benimle yatmış olması seni incitiyor ama...

Caroline: Seni beceren iki adamında bana aşık olduğunu göz ardı etmezsek aslında incitmiyor. Biliyor musun bunu önemsemiyorum, Camiyi de öyle... Şimdi gidin ve bir daha karşıma çıkmak gibi bir hataya düşmeyeceğinizden emin olun.

Rebakah: Care hadi...

Caroline: Bunların hepsi senin yüzünden oldu. Şimdi herşeyi Klaus'a yumurtlayacaklar ve ben rezil olacağım!

Rebekah: İkisi de ağzını dahi açmayacak söz veriyorum.

Caroline: Nereden biliyorsun?

Rebekah: Çünkü o kadar cesur değiller...

Caroline: Onunla yattı mı?

Rebekah: Bilmiyorum, belki de Nik'in pantolonuna casus kamera yerleştirmelisin.

Caroline: Rebekah!

Caroline ve Rebekah hızla kendilerini dışarıya atıp diğer mekana yöneldiler.

Rebekah: Bak istediğini yaptım tamam mı şimdi sen de sözüne sadık kal ve şu saçma paronayalarından kurtulup benimle eğlen.

Caroline: Peki... Sana istediğini vereceğim çünkü buna benim de ihtiyacım var.

Rebekah: İşte şimdi oldu. Hadi girelim...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu sırada Klaus da eski ormanda Marcel'i bekliyordu. Çok geçmeden gözlerine yansıyan araba farlarıyla gülümseyip, oturduğu yerden kalktı ve ona doğru yaklaşan Marcel'e seslendi.

Klaus: Yalnız geleceğini söylemiştin.

Marcel: Bugün yaptıklarından sonra bu riski göze alamazdım.

Klaus: İşte tam da bu yüzden yalnız gelmeni söyledim, çünkü hiç laf dinlemiyorsun yaramaz fare. Bir, iki, üç... Evet üç kişi var. Aslında daha fazlasını getireceğini umuyordum.

Marcel: Sen neden bahsediyorsun?

Klaus Marcel'in sorusuyla vampir hızını kullanıp etrafındaki üç adamın da boynunu kırdı.

Marcel: Hey... ne halt ediyorsun!

Klaus: Aslında sana bir süre daha tahammül edebilirdim ama bu aralar yeterince tatsızlık yaşadım. Yani bir an önce icabına bakılması gereken küçük bir parazitsin benim için. Yanında en güvenilir adamlarını getireceğini biliyordum.

Marcel: Ne istiyorsun! Ne yapacaksın?

Klaus: Ben bir şey yapmayacağım sen yapacaksın.

Klaus Marcel'i tutup ağaca fırlattı ardından dalına astığı zincileri alıp Marcel'i ayaklarından ağaca bağladı.

Marcel: Klaus indir beni ne yapıyorsun? Beni öldürürsen sana itaat ederler mi sanıyorsun.

Klaus: Beni hafife alıyorsun dostum. Seni öldürmeyeceğim, sen en güvenilir adamlarının kalbini ailem dediğin vampir dostlarının önünde sökeceksin, bir çeşit güven bunalımı yani.

Klaus'un sözlerinin ardından Marcel'in attığı kahkaha ormanda yankılandı.

Marcel: Gerçekten bunu yapacağıma inanıyor musun?

Klaus: İnanmıyorum, bu yüzden işimi sağlama alacağım.

Klaus baş aşağı sallanan Marcel'in gömleğini bir çırpıda yırtıp cebinden çıkardığı jiletle boynuna ve vücuduna derin kesikler atmaya başladı. Marcel çırpınırken Klaus onu büyük bir keyifle izliyordu.

Klaus: Tıkındığın mineyi vücudundan yavaş yavaş süzeceğiz.

Marcel: Bunu yapmak günlerini alacaktır.

Klaus: Ah biliyorum biliyorum... Ama benim o kadar vaktim yok.

Marcel: Ne yapacaksın?

Klaus: İzle ve gör.

Klaus boyunlarını kırdığı vampirlerin uyanmaya başladığını fark edip yanlarına ilerledi. Tekrar hamle yapıp yapmamak konusunda kararsız kalsalar da Klaus'un sözleriyle korkudan hareket edemediler.

Klaus: Hiç tavsiye etmem... Öncelikle mine içmediğinizden emin olalım.

Marcel: İçmiyorlar...

Klaus: Kes sesini!

Klaus birine yaklaşıp ellerini omuzlarına yerleştirdi ve sahte bir gülümseme takınıp konuşmaya başladı.

Klaus: Adın Daniel'di değil mi?

Daniel: Be..ben...

Klaus: Korkmana gerek yok, o senin kardeşin mi?

Daniel: Ee..evet...

Klaus: Şimdi onu öldürmeni istiyorum.

Marcel: Klaus kes şunu!

Klaus: Yap hadi...

Etki altında olan Daniel tek hamlede kardeşinin kalbini söküp Klaus'un önüne attı.

Klaus: İşte şimdi emin olduk. Arkadaşın senden sonra yaratıldı yani senden zayıf... eğer tek bir an bile tereddüt edersen kalbini sök.

Daniel: Ne için?

Klaus: Emirlerimi yerine getirmediği için...

Daniel: Elbette o mine içmiyor, hiç birimiz içmiyoruz. Marcel sadece kendisi için bulurdu... Neden olduğunu anlamasak da onları yutuyordu.

Klaus: Sanırım nedenini tatsız bir deneyimle idrak ettiniz... Ben gelene kadar bu jileti alıp Marcel'in vücudundan mineyi süzmenizi istiyorum. Merak etmeyin o zincirlerden kurtulamaz.

Daniel: Neden?

Klaus: Çünkü onlar da mineli... yani dokunursanız... cıs!

Daniel: Dediklerini yapacağız, onu indirmeyeceğiz.

Klaus: Elbette yapacaksınız, iyi eğlenceler dostum... Bir kaç gün sonra seni rahat bırakacağım söz veriyorum.

Marcel: Aşağılık pislik! Beni etki altına alıp hayatımı mahfedeceksin demek.

Klaus: Bezelye kadar beyninle bana kafa tutmaya çalışırsan sonuçlarına da katlanırsın.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu sırada herşeyden habersiz Rebekah ve Caroline eğlencenin ve alkolün dozunu iyiden iyiye kaçırmıştı...

 

Rebekah: Caroline yavaş ol o sadece alkol değil içinde çok güçlü cadı otları var ve senin bünyene ağır gelebilir.

Caroline: Tanrım... Rahat bırak ve eğlenmene bak...

Caroline kafasına diktiği boş bardağı bırakıp bir tane daha hazırlanmasını istedi ve tekrar kıvrak hareketlerle Rebekah eşliğinde dans etmeye başladı...

Rebekah: Hey şunu gördün mü?

Caroline Rebekah'ın çapkın bir gülümsemeyle işaret ettiği yöne bakıp onlara yaklaşmakta olan mavi gözlü, esmer ve oldukça yakışıklı görünen çocuğu süzdü.

Caroline: Ateşli görünüyor... Bir içki teklif etmelisin.

Rebekah: Ah yapma o kadar arsız görünemem. O etmeli...

Caroline: Hadi ama...

Caroline Rebekah'ın şaşkın bakışları arasında çocuğu kolundan çekiştirip Rebekah'ın yanına fırlattı.

David: Ne kadar güçlüsün...

Caroline: Bu daha hiç bir şey... Bizimle bir şeyler içmeye ne dersin?

David: Sanırım başka şansım yok, iki ateşli ve bu kadar güzel görünen kadına nasıl karşı koyabilirim?

Rebekah: Hey... Ben Rebekah. Onun kusuruna bakma biraz fazla kaçırdı.

David: Ben de David, fark ettim ama bu sevimli...

Rebekah: Şey istersen daha sakin bir yerde konuşabiliriz?

David: Aslında ben... dans etmek istiyorum.

David bir hışımla dans eden Carolinenin beline doladığı kollarını kendisine çekti ve Rebekah'ın hayal kırıklığı dolu bakışları arasında onunla samimi bir şekilde dans etmeye başladı.
Caroline tüm vücudunun, beyinin uyuştuğunu hissediyor fakat oldukça eğleniyordu. Açıkçası şu an onunla dans edenin ya da ne yaptığının hiç bir önemi yoktu.
Klaus'un Cami'i becerdiğini düşünüyordu ve bu dağıtması için yeterli bir sebepti.
David ellerini yavaş yavaş Caroline'nin belinden aşağıya süzüp kalçalarında sabitledi ve kıvrak hareketleriyle baştan çıkarken vücuduna daha da sıkı bastırdı.

Caroline: Dikkatli ol David, ellerinden mahrum kalmak üzeresin.

David: Üzgünüm, kendime engel olamadım.

Caroline: İlgilenmen gereken kişi ben değilim. İnan bana Rebekah senin için oldukça uygun bir partner...

David: Adını söylemedin?

Caroline: Bilmen gerektiğini düşünmedim.

David: Buradan çıkmak ister misin?

Caroline: Akşam yemeğim olmak ister misin?

David: Ne?

Caroline: Bedenindeki tüm değişikliği hissedebiliyorum David benden uzaklaş.

Caroline tahrik olduğunu anladığı David den uzaklaşıp onu öylece bıraktı ve Rebekah'ın yanına geldi.

Caroline: Aptal çocuk...

Rebekah: Onu baştan çıkardın.

Caroline: Ah yapma sadece dans ettik.

Rebekah: Nik bunu öğrenecek olursa...

Caroline: Umarım öğrenir.

Rebekah: Senin sorunun ne?

Caroline: Ben ona becerdiği kadınların hesabını soruyor muyum?

Rebekah: Yapma Cami onun için bir şey ifade etmiyor...

Caroline: Umurumda değil... neden umurumda olsun ki.

Rebekah: Bu kadar yeter bence eve dönmeliyiz. Klaus dönüp seni bulamazsa endişelenecektir.

Caroline: Hadi ama buraya gelmeyi isteyen sendin.

Rebekah: Şimdi de dönmek istiyorum sarhoşsun ve Nik, yapacağın en ufak bir yanlışın acısını benden çıkaracaktır.

Caroline: Öf peki...

Rebekah ve Caroline hızlı adımlarla mekanı terk edip araçlarına bindi, Caroline'nin sızlanmalarıyla geçen kısa yolculuğun ardından eve varmışlardı.
Rebekah önden inip Caroline'nin çıkmasına yardım etti ve kapıya kadar eşlik etti.

Caroline: Sen gelmiyor musun?

Rebekah: Şu an olmak isteyeceğim son yer Nik'in yanı.

Caroline: Korkak tavuk.

Rebekah: Belki ayılabilirsen yarın alışverişe çıkarız...

Caroline: Rüyanda görürsün sürtük.

Rebekah hızla aracına atlayıp oradan uzaklaştı Caroline zar zor anahtarı deliğine sokup kapıyı açtı. Ayaklarını sıkan ayakkabıları çıkarıp kemerlerini parmağına geçirdikten sonra omuzuna atıp hızla merdivenlere yöneldi.

Caroline: Tanrım neden bütün ışıklar kapalı...

Caroline cümlesini tamamlar tamamlamaz ışıklar açıldı ve Klaus'un sesi duyuldu.

Klaus: Caroline...

Caroline arkasını dönüp ışığa alışmaya çalışan gözlerini araladı ve ona öfkeyle bakan Klaus'u gördü.

Klaus: Neredeydin?

Caroline: Rebekah ile biraz eğlenebileceğimizi düşünüyorduk.

Klaus: Bu onun fikri miydi?

Caroline: Benim fikrimdi, bir problem mi var?

Klaus: Aslında var... Benden habersiz birşeyler yapman hoşuma gitmez Caroline bunu sakın tekrarlama. Yanında kimin olduğunun bir önemi yok... Beni anladın mı?

Caroline: Hayır anlamadım, belli ki sen de beni anlamamışsın. Ben kimseye hesap vermem Klaus...

Klaus: Sabrımı taşırıyorsun Caroline odana çık ve biraz uyu. Sarhoşsun bu haldeyken benimle tartışmak istemezsin.

Caroline: Hayır, aslında burada kalacağım.

Klaus: Öyle mi?

Klaus'un sert bakışları ve yüksek ses tonuna rağmen Caroline'nin geri adım atmaya niyeti yoktu. Basamakları inip vücudunu usulca kanepeye bıraktı ve ayaklarını sehpanın üstüne atıp arsız bakışlarını patlamaya hazır bir volkan gibi duran Klaus'a çevirdi.

Caroline: Eee aşkım ne diyordun?

Klaus: Komik olduğunu mu düşünüyorsun?

Caroline: Bilakis, son derece ciddiyim.

Klaus: Caroline bu son uyarım, yukarıya çık.

Caroline: Belki sen çıkarmak istersin?

Klaus: Caroline!!

Caroline ayaklarını sehpadan çekip doğruldu ve Klaus'a yaklaşıp parmaklarını göğsünde usulca gezdirmeye başladı... Klaus gözlerine şehvetle bakan ve arsızca kıkırdayan Caroline'nin dokunuşlarını vücudunda hissederken sesinin titremesine engel olamadı.

Klaus: Caroline...

Caroline: Efendim Klaus?

Klaus: Ne yapıyor...

Caroline Klaus'un cümlesini tamamlamasına izin vermeden dudaklarına yaklaştı, nefesi Klaus'un dilini yalayıp geçerken sertçe alt dudağını ısırıp çekti...
Klaus ellerini Caroline'nin bedenine dolayıp vücudunu, vücuduna yaslamıştı ki Caroline ani bir hızla Klaus'u kanepeye ittirdi.

Klaus: Senin derdin ne?

Caroline: Asıl senin derdin ne? Bana bu kadar kolay sahip olabileceğini, her istediğini yapabileceğimi ve sözünden çıkmayacağımı düşündüren şey nedir?
Sakın bir daha beni Hayley ya da Camille ile bir tutma... Sakın! Benimle istediğini yapıp istediğin gibi yaşayamazsın. Aşk mı istiyorsun, sadakat mi bekliyorsun? O zaman empati kurmayı bir an önce öğrenmek zorundasın!

Klaus: Neden bahsediyorsun? hem sen nereden...

Caroline: Bunun bir önemi yok,ne onu ne de Hayley'i umursamıyorum ama becerdiğin kadınlar konusunda en azından bundan sonra bana dürüst olabileceğini umuyorum. Yani beni, tatlı içki arkadaşınla tanıştırmadan önce ne haltlar yediğini anlatman gerekiyordu.

Klaus: Aşkım kes şunu komik oluyorsun... Onunla sadece bir kez yattım ve benim için hiç bir anlamı yok.

Caroline: Olmadığını biliyorum, ama ben senin için bir anlam ifade ediyorsam bana karşı dürüst olmayı dene!

 

 

Chapter Text

 

 

Elijah aynanın karşında yüzünü pudralayan Rebekah'a baktı. Yatağının üstü kıyafetlerle doluydu...

Elijah: Bu sabah çok keyiflisin.

Rebekah: Ne bekliyordun? İçip sızmamı mı?

Elijah: Hayır, kendini toparlamana sevindim sadece bu kadar çabuk olması... Klaus da sen de tuhaflaştınız.

Rebekah: Mutlu göründüğümüz için tuhaf olduğumuzu düşündüğüne göre sen de pek normal sayılmazsın Elijah.

Elijah: Her neyse... Dün nereye kayboldun? biliyorsun Marcel ve Klaus arasında olanlar... dikkatli olmak zorundasın. Planlarından da bahsetmiyor ve endişe...

Rebekah: Tanrı aşkına Elijah! Neden bu kadar şüphecisin. Ben iyiyim, Klaus da iyi! ayrıca onun icabına bakacaktır. Ve beni sürekli sorun çıkaran küçük kız kardeş durumuna düşürmekten vazgeç. Dün Caroline ile beraberdim, başka soru?

Elijah: Demek Caroline... onu pek tanımıyorum fakat sanırım Klaus gibi seni de etkilemiş.

Rebekah: Aslında ondan hoşlandığım söylenemez.

Elijah: Yapma... Etrafında dolaştığına göre onunla arkadaşlık kurmaya çalışıyorsun. Eğer böyle bir niyetin varsa ona karşı nazik olmayı dene. Hüsranla sonuçlanmasını istemeyiz belli ki ailemiz üstünde olumlu bir etkisi var.

Rebakah: Ben yeterince naziğim ve ailemiz o olmadan da iyi olabilir. Ailemizin durumunu sürekli başkalarının hayatlarına bağlamaktan vazgeç Elijah... Geçmiş tecrübelerinden hiç ders almadın mı? Klaus senin yüzünden bebek yalanına kandı ve neredeyse ölüyordu.

Elijah: Bunun konumuzla ne alakası var?

Rebekah: Her zaman ve daima! Başka birine ihtiyacımız yok!

Elijah: Güzel... Şimdi de onu mu kıskanıyorsun?

Rebekah: Ah tanrım! sabah sabah keyfimi kaçırmak için ant içtin değil mi?

Elijah: Tamam hiç bir şey söylemedim... Ben, düşünüyordum da... neden bir ara onu çay için buraya davet etmiyorsun?

Rebekah: Klaus onu gerçekten önemsiyor Elijah.

Elijah: Biliyorum, bu yüzden onu tanımak istiyorum...

















Caroline yanağını ısıtan güneşe doğru araladı gözlerini, başı feci halde ağrıyordu... zar zor doğrulup güneşliği çektikten sonra soyunup duşa ilerledi.

Dün gece ne yaptığını, neler söylediğini çok net hatırlıyordu. Pişman değildi ama bu şekilde olması onu utandırmıştı... Neden bu kadar bariz olmak zorundaydı ki? Komik duruma mı düşmüştü?
Klaus onu çekiştirip odasına götürmeye çalışırken ona ettiği hakaretler hala kulaklarında çınlıyordu.

Soğuk suyun da etkisiyle ayılıp duşunu tamamladıktan sonra içeriye ilerleyip dolabının başına geçti.

Altına beyaz bir pantolon, üstüne de yeşil sırt dekoltesi olan ince bir bluz geçirip yüksek topuklu ayakkabılarıyla kombinledikten sonra saçlarını yapıp işini sade bir makyajla tamamladı ve salona indi.

Klaus: Sarhoş prenses ayılmış. Günaydın...

Caroline cevap vermeden masaya geçip Alex'in getirdiği sert kahveden büyük bir yudum aldı.

Klaus: Benimle konuşmayacak mısın?

Caroline hiç duymuyormuş gibi kahvesinden bir yudum daha alıp masanın kenarına iliştirilmiş gazeteleri karıştırmaya başladı.

Klaus: Hadi aşkım yapma... Ne istiyorsun özür mü?

Caroline: Hayır, saygı!

Klaus: Sana verdiğim tavizlerin, gösterdiğim özenin farkında değil misin?

Caroline: Bunun için minnettar mı olmalıyım?

Klaus: Her neyse senin sinirlerin bozulmuş... Eminim bu gün sakinleşmek için bolca vaktin olacaktır.

Klaus öfkeyle masadan kalkıp kapıya yöneldi.

Caroline: Hey... Nereye gidiyorsun?

Klaus: Yanında kalmaya devam edersem sohbetimiz tatsız bir hal alacak. En iyisi biraz sakinleşebilmek adına birbirimizden uzaklaşmak. Ve... unutmadan. İşte telefonun.

Klaus cebinden çıkardığı yeni telefonu Caroline'a uzattı.

Klaus: Dün sarhoş olduğun için üstüne gelmek istemedim Caroline ama bir karar aldım. Bundan sonra korumasız ve benden habersiz bir şey yapmayacaksın.

Caroline: Dalga geçiyor olmalısın?

Klaus: Başına buyruk hallerin hoşuma gitse de içinde bulunduğumuz durum düşünüldüğünde bu en iyisi olacak, seni güvende tutmaya çalışıyorum.

Caroline: Bu saçmalık!

Klaus: Akşam görüşürüz...

Caroline Klaus'un ne kadar ciddi olduğunu kapıdan çıktıktan sonra içeriye doluşan iri vampir kölelerden anladı. Bu durum oldukça tatsızdı...


















Klaus arabasına atlayıp hızla yola koyuldu, Marcel'i etki altına aldığı vampirlerle bıraksa da işini sağlama almak istiyordu.
Çok geçmeden Marcel'in mekanına varıp etrafı kolaçan etmeye başladı.
Herkes Marcel'in yine hangi fahişenin koynunda uyuya kaldığını merak ediyor onun etrafta olmamasını fırsat bilip hakkında olumsuz cümleler kuruyordu.
Marcel ailem dediği vampirler tarafından desteklense de eleştirildiği pek çok konu vardı. Kendisine karşı gelen vampirlerin ya gün ışığı yüzüklerini alıyor, ya da depoladığı kurt adam zehirlerini enjekte edip yavaş yavaş öldürüyordu.
Cadıları kendisine düşman ettiği yetmiyormuş gibi bir de kurt adamları ortadan kaldırıp dünyanın geri kalanında yaşayan çok sayıda kurt klanının düşmanlığını kazanmıştı.

Marcel'in saltanatını besleyen nedenler bunlarla sınırlı değildi onun kimsenin bilmediği gizli bir silahı vardı.
Klaus'un da asıl amacı ona sahip olmaktı. Tabi bulur bulmaz...



Klaus etrafından dolaşan ve ona şüpheli gözlerle bakan iki vampiri yanına çağırdı.

Klaus: Hey... Dostum Marcel'in hangi cehennemde olduğunu biliyor musunuz?

Adamlar birbirine bakıp korkuyla hayır anlamında başlarını salladılar...

Klaus: Onunla önemli bir işimiz vardı, bilirsiniz eski dostum bu şehirdeki kurt adamların soyunu tüketti ama dünyada hala binlercesi cirit artıyor.

Adamların gözleri korkuyla büyüdü birbirlerine bakıp yutkunduktan sonra tekrar Klaus'a döndüler.

Klaus: Öğrendiğim kadarıyla size karşı bir saldırı planlıyorlarmış ve bilirsiniz onların ısırıkları...

Klaus karşısında korkudan titreyen adamlara ciddi bir ifadeyle bakıp sözlerine devam etti. İnandırıcı olması gerekiyordu.

Klaus: Hey hey sakin olun... size yardım edeceğim kimseye bir şey olmasına izin vermem. Unuttunuz mu benim kanım sizleri iyileştirebilir ancak iş birliği için temel şart güvendir. Açıkçası Marcel bu konuda yalnız çalışmak istediğini söyledi. Ben sadece sizleri uyarmak istedim. Güvende değilsiniz çocuklar...

Klaus endişeli bir ifadeyle karşısında duran adamların arasından geçip dışarıya çıktı. Korktuklarını biliyordu ve onları koruyabilecek tek kişinin kendisi olduğunu anlamaları Klaus'un işine yarayacaktı.

















Caroline telefonunu eline alıp yatağına uzandı, Bonnie'nin telefonu aylardır kapalıydı.
Ona, göreceğini umut ederek onlarca mesaj bıraktı.

Doğrulup penceresine ilerledi, derin bir nefes alıp "Neredesin bonnie..." diye fısıldadı.

Bu sırada komidinin üstünde duran sürahi büyük bir gürültüyle yere düşüp parçalandı. Caroline yerinden sıçrayıp etrafa saçılan cam parçacıklarına baktı. Korkuyla bir adım atmıştı ki bu defa duvardaki küçük çerçeve ayağının dibine düştü.
Eğilip çerçeveyi eline aldı ve etrafa bakındı. Hiç kimse yoktu.

Caroline: Lanet olsun bu da ne!

Korkuyla kapıya koşturup hızla merdivenlere yöneldi. Salonda Rebekah'ın oturduğunu görünce rahat bir nefes alıp ona doğru ilerlemeye başladı.

Rebekah: O gürültü de neydi öyle? Sinir krizi filan mı geçiriyordun?

Caroline: Hayır ben... bilmiyorum. Ben değildim.

Rebekah: Neden bahsediyorsun? Tanrım... şimdiden aklını kaçırdın demek. Nik ile yaşamaya alışman zaman alacak...

Rebekah kıkırdayıp elinde tuttuğu dergiyi bir köşe fırlattı ve kalkıp kapıya yöneldi.

Rebekah: Hadi... gidiyoruz.

Caroline: Nereye?

Rebekah: Alışverişe...

Caroline: Bu imkansız.

Rebekah: Güzel bir şeyler yapman için illa seni tehdit etmek ya da etki altına almak mı gerekiyor... Tanrım çok sıkıcısın.

Caroline: Tanrı aşkına abin beni eve kapattı... kapıdaki herifleri görmedin mi?

Rebekah parmağıyla işaret edip gülümsedi.

Rebekah: Bunlardan mı bahsediyorsun? Tek sorun buysa...

Caroline başını evet anlamında sallar sallamaz Rebekah adamlara yönelip boyunlarını kırdı. Ardından saçını düzeltip tekrar kapıya yöneldi.

Caroline: Rebekah! Tanrım bu gerçekten gerekli miydi?

Rebekah: Hadi ama... hiç bir şey yapmadım. Biraz uyumalarında sakınca yok değil mi?

Caroline: Ama Klaus...

Rebekah: Onun ne dediği umurumda değil, senin?

Caroline gülümseyip hayır anlamında başını salladı ve Rebekah'ın kahkahaları eşliğinde arabasına atladı.

Rebekah: Düşünüyordum da... Aslında hiç fena değilsin.

Caroline: Sanırım iltifat etmeye çalıştın.

Rebekah: Belki... Biraz... Eee söyle bakalım Nik seni neden eve kapattı? Dün gece neler yaşandı ve sabah...

Caroline: Ne kadar meraklısın sen öyle.

Rebekah: Unut gitsin. Bu arada haklı olabileceği bazı noktalar var ama belli ki senin bilmeni istemiyor.

Caroline: Neyi?

Rebekah: Nik hırsları olan biri Caroline... onun her zaman tehlikeli bir olayı vardır.

Caroline: Tehlikeli olay? Rebekah ne biliyorsun!

Rebekah: Yüzünün haline bak... onun için endişeleniyorsun.

Caroline: Her neyse... konuş Rebekah! yoksa yemin ederim bütün gün somurtacağım.

Rebekah: Ah! küçük sürtük... Peki ama bunu anlattığımı ve bugün seni kaçırdığımı Nik bilmeyecek anlaştık mı?

Caroline başıyla onaylayıp Rebekah'ı dinlemeye başladı...















Bu sırada Klaus da ormana varıp etrafına bakınmaya başlamıştı. Kan kokusunu alabiliyordu... Belli ki her şey istediği gibi ilerliyordu.

Marcel: Klaus... Dostum. Lütfen!

Klaus: Endişelenme. Seninle işim bittiğinde hiç birini hatırlamayacaksın. Acı için üzgünüm.

Etki altına alınan vampirler bir yandan kan torbalarını ağzına boşaltıyor bir yandan da vücudundaki mineyi süzmek için Marcel'in bedenine derin çizikler atıyorlardı. Klaus Marcel'in acı dolu çığlıklarına aldırmadan bedenine yaklaştı ve başını avuçlarının arasına alıp kaldırdı. Ayakları mineli zincirler yüzünden parçalanmıştı. Sıyrılan etlerinin altından kanlı kemikleri görünüyordu. Klaus gözlerine bakıp konuşmaya başladı.

Klaus: Gizli silahın ne küçük fare?

Marcel: Cehenneme git.

Klaus: Ah belli ki bunu bir süre daha devam ettirmeniz gerekiyor çocuklar.

Klaus hala minenin bedeninden çıkmadığını anladığı Marcel'i orada bırakıp arkasını döndü, tam ilerlemeye başlamıştı ki tiz bir çığlık sesiyle dizlerinin üstüne yığıldı. Burnundan akan kan boynuna kadar sızmıştı ve başında dayanılmaz bir ağrı vardı.
Doğrulmaya çalışıp arkasına baktı Marcel gülümsüyordu. Bakışlarını, onun göz bebeklerinde görebildiği yansımaya doğru çevirdi. Karşısında siyah saçlarının yüzünü gizlediği güzel bir kız duruyordu. Ellerini Klaus'a doğru açmış titreyen dudaklarıyla bir şeyler fısıldıyordu. Klaus daha fazla dayanamayıp ellerini büyük bir iniltiyle başına götürdü ve bağırmaya başladı.

Klaus: Kes şunu! Lanet olsun durdur şunu!

Kız avuçlarını gök yüzüne kaldırıp büyük bir fırtına çıkardı ve Klaus'un bedeni yanmaya başladı...

Klaus dakikalarca alevler içince kavruldu, saniye hızıyla iyileşen vücudu Marcel'in kahkahaları arasında tekrar tekrar yanıyordu.

Marcel: Gizli silahımın ne olduğunu acı bir deneyimle öğrenmiş oldun. Şu haline bak... Beni hafife almamalıydın dostum.

Genç kız isteksizce Marcel'in ayağındaki zincirlere baktı ve çözülmesini sağladı Marcel düştüğü yerden başını kaldırıp keyifle Klaus'un alevler içinde eriyen bedenini izlemeye koyuldu.

Sonunda genç kızın da gücü tükenmeye başlamıştı büyüyü durdurduğu anda güçlü melezin kendisini acımasızca öldüreceğini biliyordu.
Büyü yavaş yavaş etkisini kaybetmeye başladığında, burnundan bir kaç damla kan süzülen genç kızın bitkin bedeni yere çarptı.

Marcel: Davina! hayır şimdi olmaz... ayağa kalk! Davina!!!

Marcelin yüzündeki mutluluğun yerini bir anda korku ve endişe almıştı.

Marcel: Lanet olsun... Küçük cadı! Hadi!

Klaus bakışlarını yanı başında kanlar içinde uzanan kıza çevirdi, ardından vücudunun iyileşmesini beklemeden ayağa kalkıp Marcel'in boğazına yapıştı.

Klaus: Seni... Seni mahvedeceğim!

Marcel: Durma öldür! Ölümden korktuğumu mu sanıyorsun? Benim ölümüm senin sonun olur.

Klaus, boğazını sıktığı elini gevşetip Marcel'i yavaşça yere bıraktı ardından arkasına dönüp ayılmakta olan genç kıza doğru ilerlemeye başladı. Bu sırada etki altındaki vampirler de olan biteni korku içinde izliyordu.

Genç kız başını kaldırıp gölgesinde kaldığı iri vücuda baktı ve ağlamaya başladı.

Klaus: Şşşt... Ağlama!

Davina: Ben.. ben... lütfen, yalvarırım!

Klaus elini uzatıp korkuyla titreyen kızı ayağa kaldırdı ardından yüzünü avuçlarının arasına alıp hıçkırıklara boğulmasına aldırmadan konuşmaya başladı.

Klaus: Aptal kız... çektirdiğin acı takdire şayandı ama ben ölümsüzüm! Beni öldürmeye çalışırken ölebilirdin. Gerçekten ne olduğumu, ne kadar güçlü olduğumu hissetmedin mi? ne biçim cadısın sen...

Kız her an kalbini sökeceğini ya da boynunu kıracağını düşündüğü Klaus'a bakmaya çalışıp ağlamaya devam etti. Şu an oldukça savunmasızdı... Gücünün tükendiğini biliyordu ve eski haline gelmesi zaman alacaktı.

Klaus yaralarının iyileşmiş olmasının verdiği rahatlıkla bir kaç adım atıp tekrar döndü ve bakışlarını kızın mavi gözlerine kilitledi.

Klaus: Demek Marcel'in gizli silahı sensin... Açıkçası yaşından beklenmeyecek bir performanstı, ama kesinlike yeterli değil.

Marcel: Davina yapabilirsin, hadi tekrar dene sadece buradan kaçacak kadar vakit kazandırsan yeter.

Klaus: Durma Davina, yap hadi. Seni öldürmeme gerek kalmadan kendi canına kıymış olursun. Anlamıyor musun sadece kendisini düşünüyor.

Marcel: Onu dinleme bebeğim, bana bak gözlerime bak. Seni etkilemesine izin verme.

Klaus: Seni etkilemiyorum, buna neden ihtiyaç duyayım ki? bitmiş bir haldesin her halükarda istediğimi yapabilirim, yapabileceğimi biliyorsun. Şimdi... Ne yapacaksın?

Genç kız bir Marcel'e bir Klaus'a bakıp tekrar ağlamaya başladı...

Davina: Ölmek istemiyorum...

Klaus: Seninle bir anlaşma yapabilirim, bana yardım edebilir, özgürlüğünü kazanabilirsin. Hadi aşkım... Söyle Marcel cadıların ne halt yediğini senden öğreniyor değil mi? Söylesene karşılığında ne sundu? Cadıların doğanın dengesini sağlaması gerekiyor falan filan bu sözlerin senin için bir anlamı yok mu? Hadi ama onlara ihanet etmek acıtıyor değil mi?

Marcel: Klaus kes şunu... Davina bana bak! bana bak dedim! eğer şimdi dediğimi yapmazsan yemin ederim aileni bir daha asla göremezsin. Sana onları bulacağımı söylemiştim... Yerini sadece ben biliyorum eğer bana ihanet edersen...

Davina: Ne?! Yerini biliyor musun!

Marcel: Yeni buldum! sana söyleyecektim...

Davina göz yaşlarına aldırmadan tekrar ellerini havaya kaldırıp büyük bir fırtına çıkardı ve Marcel'in kemikleri kırılmaya başladı.
Davina çok güçlü bir cadıydı ancak onu kontrol etmekte pek yetenekli değildi...

Klaus da gücünden etkilenmiş, kirli planlarına fayda sağlayabileceğini umut etmişti. Kısmen onu kendi tarafına çekmeyi başarmıştı. Davina sadece güçlü olduğu için değil kendisine iyi davrandığı için de Klaus dan etkilenmişti. Ancak şimdi kalan son gücünü Marcel'i öldürmek için harcarken kendisi de ölebilirdi.

Klaus öleceğini anladığından genç kızın yanına gidip kollarından tuttu ve sarsmaya başladı.

Klaus: Lanet olsun... aptal kız dur!

Davina: Beni kandırdı... baştan beri ailemin nerede olduğunu, kim olduklarını biliyormuş.

Klaus: Sen bir cadısın onları bulabilirsin... dur! ölün bir işimize yaramayacak. Söz veriyorum intikam alacaksın!

Davina: Hayır bulamıyorum, herşeyi biliyorum, güçlüyüm ama ailem hakkında sadece boşluk var! onları hissedemiyorum! göremiyorum!

Klaus son sözlerini söyledikten sonra kucağına yığılan genç kızı kollarına alıp arabasına taşıdı.

Marcel yerde baygın bir halde yatıyordu... Klaus geri dönüp Marcel'i tekrar astı ve etki altına aldığı vampirlere işlerine devam etmelerini söyledi.

 

End Notes:

Bu bölümde Klaroline'a dair pek bir şey veremediğimin farkındayım ancak ilerleyen bölümlerde beklentileri karşılayabileceğimi ümit ediyorum. Olayların gidişatı açısından yazmam gereken bir bölümdü.

 

 

Chapter Text

 

 

Davina gözlerini yavaşça aralayıp hareket halindeki aracın camından gökyüzüne bakmaya çalıştı. Ağzında hissettiği kan tadı ve aracın sürekli sallanması genç kızın midesinin bulandırmıştı.
Doğrulmaya çalışıp elinin tersiyle yüzündeki kanı sildi ve Klaus'a seslendi.

Davina: Beni nereye götürüyorsun?

Genç kız sorusuna cevap alamayınca ürkek bir ifadeyle tekrar konuştu.

Davina: Camı açabilir miyim?

Klaus kızın masum sorusuna gülümseyip, yumuşak bir tonda cevap verdi.

Klaus: Açabilirsin.

Davina: Teşekkür ederim.

Klaus içinden Marcel'in bu genç kıza nasıl bir hayat sunduğunu düşünmeden edemedi. Eve yakalaşmaya başladıklarında Davina camdan dışarıya bakıp gülümsedi.

Davina: Ne kadar büyük... Burası senin evin mi?

Klaus: Evet.

Davina: Ben de burada mı kalacağım?

Klaus: Bir süre.

Davina: Sonra gitmeme müsade edecek misin?

Klaus: Zevkle...

Davina yüzünü buruşturup ses tonunu biraz daha yükseltti ve dikiz aynasına bakıp, Klaus'un gözlerini görmesini sağladıktan sonra konuşmaya başladı.

Davina: Beni istemiyorsan neden buraya getirdin? Neden iyi davranıyorsun.

Klaus: Çıkar ilişkisi.

Davina: Yani sadece çıkarların için...

Klaus: Ortak çıkarlarımız için.

Davina yüzünü yere eğip somurttu.

Klaus: Ne? Yalan mı söylemeliydim? Marcel den neden nefret ettiğini unutmuş görünüyorsun.

Davina: Benden ne istiyorsun?

Klaus: Güçlüsün. Öncelikle senden isteyebileceklerimi Marcel'in hastalıklı beklentilerinden soyutlamanı istiyorum. Şöyle düşün ikimize de fayda sağlayabilecek ve ikimizi de güvende tutabilecek büyük planlarım var ve sen de onları gerçekleştirirken benim yanımda yer alacaksın.

Davina: Ya almazsam?

Klaus: O zaman kendi başına kalırsın... Güçlerini kullanmak için seni kandırıp dört duvar arasına kapatabilecek yeni bir vampirin ya da kurt adamın hayatını yeniden mahvetmeyeceğinin garantisini kim verebilir. Güçlüsün aşkım ama bunu kontrol etmekde pek başarılı olmadığını gördük. Aileni bulacağım ve Marcel'i bitireceğim. Sen özgürce yaşayıp istediğini yapacaksın ben de saltanatımı devam ettireceğim.

Davina: Benden güçlü büyüler yapmamı isteyeceksin.

Klaus: Sadece gerektiğinde. Eğer istemiyorsan anlaşmamızı hemen iptal edebiliriz.

Klaus arkasına dönüp Davina'nın yüzüne baktı caymaya pek de niyeti yoktu. Başarmıştı, onu ikna edip aklına girebilmişti. Davina'nın özellikle de Marcel ölene kadar güvende kalması gerekiyordu yeni bir sürpriz ile karşılaşmak Klaus'un planlarını yeniden tehlikeye sokabilirdi. Ancak Klaus'un yine bencil çıkarlarını düşünerek atladığı bir konu vardı. Caroline... Bakalım ona bu konuda nasıl bir açıklama yapacak, Davinayla kısa bir süre de olsa aynı evin içinde yaşamaya nasıl razı edecekti.

Klaus inip Davina'nın da kapısını açtıktan sonra beraber ilerlemeye başladılar. Davina içeriye girdiğinde duvardaki tabloları ve tavandaki işlemeleri incelemekten kendisini alamadı. Klaus, Alex'e seslenip kıza temizlenmesi, ve dinlenmesi için yardımcı olmasını istedi.
Ardından yukarıya çıkıp kendisine dargın olduğunu düşündüğü Caroline'a bakmak için odasına ilerledi ancak odasının kapısını açtığında içeride olmadığını fark etti.

Hızla aşağı inip adamlarına seslendi, nerede olduğunu sorgu sual etmeye çalışıyordu ancak adamlar titremekten cevap dahi veremiyordu. Aklında binbir türlü senaryo dönüyor, Caroline'nin başına bir şey geldiğini düşündükçe çıldırıyordu. Sonunda biri ağzından kaçırıp Rebekah'ın boyunlarını kırıp Caroline'ı götürdüğünü söyledi. Klaus bir an için rahatlasa da Rebekah'a olan öfkesini içinde tutamadı.

Klaus: Rebekah... Seni lime lime edeceğim.






















Caroline: Tanrı aşkına Rebekah... Girmediğimiz mağaza kalmadı.

Rebekah: Neden şikayet ediyorsun anlamıyorum.

Caroline: Çantaları taşıyan ben olduğum için olabilir mi?

Rebekah: Taşımak zorunda değilsin Caroline, bunu sen istedin.

Caroline: Zavallı insanları etki altına alıp alışveriş çantalarını taşıtmana izin veremezdim değil mi?

Rebakah: Sen nasıl oluyorda Nik'e aşık olabiliyorsun?

Caroline gözlerini devirip gülümsedi ve elindeki çantaları Rebekah'ın arabasına bıraktı.

Rebekah: Hey dur biraz, şuraya da bakmak istiyorum.

Caroline: Tamam, seni arabada bekliyorum.

Rebekah: Dalga mı geçiyorsun? Fikirlerine ihtiyacım var, seni bu yüzden getirdim!

Caroline: Ah tanrım... Sanki fikirlerimi önemsiyor da.

Caroline söylene söylene Rebekah'ı takip edip lüks mağazaya girdi.Rebekah vitrinde duran turuncu elbiseyi işaret edip çocuk gibi zıplamaya başladı.

Rebekah: Caroline, şunu gördün mü!

Caroline onun bu hallerini oldukça komik buluyordu, yaşadığı yıllar itibariyle önemsediği şeylerin bu denli küçük olması şaşırtsa da Rebekah'ı sevimli bir hale sokuyordu.

Caroline: Turuncu mu, ciddi misin?

Rebekah: Ne düşündüğün kimin umurunda. Bu elbise şahane...

Rebekah görevliden elbiseyi çıkarıp denemesi için kabine bırakmasını istedi.

Caroline: Umurunda değilse neden soruyorsun?

Rebekah: Zevkli olduğunu düşünmüştüm, yanılmışım...

Caroline: Hayır yanılmadın ve eğer beraber alışveriş yapacaksak gerçek fikirlerime ihtiyacın var.

Rebekah hızla kabine gidip bir kaç dakika içinde görevlinin de yardımıyla kabinden çıktı.

Rebekah: Tanrım...

Elbise üstüne oldukça dar olmuştu ve kalıbı fiziğine uymadığı gibi Rebekah'ı olduğundan kilolu göstermişti. Zar zor Caroline'a doğru yürümeye çalışıp gülümsedi.
Caroline yanaklarını sıkmaya çalışıp istemsiz bir kahkaha attı. Rebekah'ın kötü bakışlarını üzerinde hisseder hissetmez derin bir nefes aldı ve yüzüne ciddi bir ifade yerleştirip konuşmaya başladı.

Caroline: Gayet başarılı, şöyle bir dön bakalım.

Rebekah: Hayır böyle iyi...

Caroline: Sorun ne Rebekah?

Rebekah: Bir sorun yok...


Rebekah arkasını dönüp zar zor kabine ilerlerken kapanmayan ve sırtını olduğu gibi açıkta bırakan fermuarı Caroline'nin kıkırdamasına sebep oldu.

Üstünü değiştirip tekrar Caroline'nin yanına geldi.

Rebekah: Buradan gidelim... Elbiselerin kalıpları çok küçük.

Caroline başıyla onaylayıp kıkırdadı ve hiç bir şey söylemeden Rebekah'ı takip etti...





















Davina üstüne başına temiz bir şeyler isteyip duş alması gerektiğini söyledi, Alex de evde ki tek kadın Caroline olduğundan odasını hazırlarken ihtiyacı olan şeyleri oradan temin edebileceğini söyledi.

Davina: Teşekkürler Alex.

Alex: Yalnız işiniz biter bitmez odayı boşaltın, hanımefendi odasında bulunmanızdan hoşlanmayacaktır.

Davina: Elbette Alex, endişelenme.

Davina dolabı açıp bir kaç kıyafet aldıktan sonra odayı inceleyip derin bir iç çekti ve duşa ilerledi. Kimdi bu hanımefendi? Kendine ait bir odası olduğuna göre muhtemelen Klaus'un kardeşi olmalıydı...


Davina keyifle duşunu alırken Klaus da kanepede oturmuş elinde viskisiyle her an kapıdan girmek üzre olan Rebekah ve Caroline'ı bekliyordu.

Aslında yaptıkları şey yüzünden oldukça öfkeliydi ama zor bir gün geçirmişti ve Caroline'a az da olsa hak veriyordu. Onu eve kapatmaya çalışmak, güvenliği için bile olsa kesinlikle can sıkıcıydı. Ona kendisiyle gelmesini teklif ettiğinde dünyanın sunduklarını göstermesine izin vermesini istemişti, ancak şu an gösterdiği tek şey 4 duvar arasında ki hiddetiydi.

Dışarıdan gelen gülüşmeler yavaş yavaş artmaya, ayak sesleri yaklaşmaya başladı.


Rebekah: Tanrım o da neydi öyle, kesinlikle yeşil senin rengin değildi.

Caroline: Tanrım sana söylemiştim, o elbiseyi daha önce...

Klaus: Bölmüyorum değil mi?

Caroline lafını tamamlayamadan duyduğu sesle başını Klaus'a çevirdi.

Rebekah: Klaus... Ben

Klaus: Sen?

Rebekah: Bak sevgilini eve tıkmışsın yukarıda sinir krizi geçiriyordu ve ben de onu biraz...

Caroline: Rebekah! Tanrım yalancı sürtük.

Klaus: Sakin olun kızlar...

Caroline: Ne yani burada durup bizi sorguya mı çekeceksin, evet seni dinlemedim ve pişman değilim. Benim de nefes almaya, eğlenmeye ihtiyacım olduğunu unutuyorsun.
Ben senin kölen değilim ayrıca o adamları bir daha bu evde görmek istemi...

Caroline hiddetle Klaus'un yüzüne doğru sesini yükseltirken Klaus gülümseyip parmağını dudağına bastırdı ve lafını tamamlamasına izin vermeden sevimli bir ifadeyle kendisi konuşmaya başladı.

Klaus: Şşşt bir şey söylediğim yok aşkım, biraz iyi vakit geçirmende sakınca yok, kızgın değilim.

Caroline gözlerini Klaus'un paramparça olmuş gömleğine dikip elindeki çantaları bir hışımla yere attı ve ellerini göğsünde acı dolu bir ifadeyle gezdirmeye başladı.

Caroline: Aman tanrım Klaus! Sana ne oldu!

Rebekah: Bu halin de ne böyle...

Klaus: Tanrım... Susmuyorsunuz ki cevap vereyim.

Caroline: Klaus kim yaptı, neler oluyor? Marcel mi!?

Klaus öfkeli bir ifadeyle Rebekah'a dönüp delici bir bakış attıktan sonra şefkatle Caroline'a dönüp cevap verdi.

Klaus: Senin bunu bilmemen gerekiyordu.

Rebekah: Tanrım, hemen ispiyonladın!

Caroline: Şimdi bunun zamanı değil Rebekah. Halini görmüyor musun?

Rebekah: Bu kadar telaşlanmana gerek yok, Nik ölümsüz. Ne olmuş biraz yanmışsa?

Rebekah gülümseyip kapıya yöneldi.

Rebekah: Sizi yalnız bırakayım, Caroline yaralı kuşun kanadını sarmak isteyecektir.

Klaus-Caroline: Rebekah!

Rebekah: Tamam tamam. Hoşçakalın...

Caroline endişeli bir ifadeyle Klaus'u kanepeye oturtup yanına geçtikten sonra ellerini avuçlarının arasında sıkıca tutup konuşmaya başladı.

Caroline: Klaus... Anlatacak mısın artık?

Klaus: Öncelikle sakinleştiğinden emin olmalıyım Caroline. Herşeyi anlatacağım...

Caroline: Klaus!

Klaus derin bir nefes alıp ellerini sıkıca tutan sıcacık ellere baktı ve konuşmaya başladı.

Klaus: Bu şehre gelirken umudum, babam yüzünden kaybettiğim herşeyi geri alabilmekti. Aile, saygı, güç... Bunlara değer veriyorum Caroline.

Caroline: Ne yapmaya çalıştığını biliyorum, Rebekah anlattı. Anlamadığım bunu neden istiyorsun? Sahip oldukların neden seni tatmin etmeye yetmiyor? Neden sürekli daha fazlasını istiyorsun?

Klaus: Marcel'den şehrimi geri alacağım...

Klaus hızla ellerini avuçlarının arasından çekip ayağa kalktı.

Caroline: Peki ben... Ben senin için ne ifade ediyorum?

Klaus durup tekrar yüzünü Caroline'a döndü ve ellerinden tutup ayağa kaldırdıktan sonra gözlerinin içine bakarak,

Klaus: Bunu sana nasıl ifade edebilirim bilmiyorum, doğru kelimeleri seçebileceğimden emin değilim. Ben seni...

Klaus'un lafını tamamlamasına fırsat vermeden Alex içeriye dalıp konuşmaya başladı.

Alex: Efendim, misafiriniz masa da size eşlik edecek mi?

Caroline Ellerini çekip Klaus'a soru soran gözlerle bakmaya başladı.

Caroline: Bir misafirimiz mi var?

Klaus: Aslında ben de sana bunu açıklamaya çalışıyordum, kısa bir süreliğine misafir etmemiz gereken biri var.

Caroline: Kim o?

Klaus: Marcel hakkında anlattıklarımı anladın değil mi? Beni anlayacağını biliyorum, söz veriyorum sadece kısa bir süre burada kalacak.

Caroline: Kim o? Neden burada kalıyor ve sen neden bu kadar telaşlısın?

Caroline hızla yukarıya çıkıp Klaus'un sözlerine aldırış etmeden odasına daldı. Gördüğü manzara karşısında çığlık atmamak için dişlerini sıkıyordu.
Ona ait bir havluyla aynasının karşısında süzülüp duran genç kız Caroline'nin hızlı nefes alıp verişleriyle irkilip sıçrayarak arkasına döndü. Kocaman açılmış gözleri Caroline'nin öfkeli bakışlarıyla buluşurken kekeleyerek konuşmaya çalışıp bir kaç adım geriledi.

Davina: Şey ben... Alex ihtiyacım olan şeyleri alabileceğimi söylemişti. Özür dilerim...

Caroline derin bir nefes alıp konuşmak için ağzını açmıştı ki genç kız tekrar lafa atıldı.

Davina: Siz Klaus'un kardeşi olmalısınız, adım Davina.

Caroline: Kardeş... ? (Ürkütücü bir kahkaha atıp sözlerine devam etti)

Caroline: Bunu sana kim söyledi Klaus mu?

Davina: Şey... Ha-hayır ben öyle tahmin ettim yani...

Davina yutkunup ima etmeye çalıştığı şeyin Caroline'ı daha çok sinirlendirdiğini fark eder etmez sustu.


Caroline öfkeyle kapıyı çekip içeriye seslendi,

Caroline: 5 Dakika içinde işini bitirmiş ol. Seni geri döndüğümde odamda görürsem...

derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalışarak sözlerini yarım bırakmaya karar verdi.
Kendisiyle hemen hemen aynı yaşlarda olduğunu tahmin ettiği genç kızın güzelliği ve patavatsız halleri onu çileden çıkarmıştı. Üstelik daha ilk günden aynı odada uyumadıkları için Klaus ile kendisini kardeş zannetmesine de oldukça içerlemişti.

Haklı mıydı? Klaus'a karşı fazla mı mesafeliydi? Klaus için de bu durum Davinaya göründüğü gibi mi görünüyordu. Birbirlerini seviyorlardı üstelik artık hislerini dile getirmekten ve özgürce yaşamaktan da çekinmiyorlardı peki neden ayrı uyuyorlardı? Caroline öfkeyle takrar aşağı inip Alex'e baktı.

Caroline: Klaus nerede?

Alex: Odasında efendim, duş alıp yemeğe ineceğini söyledi ve kendisini beklemenizi istedi.

Caroline: Öyle mi emretti...

Caroline tekrar ürkütücü kahkahasını atıp hızla Klaus'un odasına çıktı. Kapıyı çalmaya bile ihtiyaç duymadan hızla içeriye dalıp bağırmaya başladı.

Caroline: Tanrı aşkına, o kız benim odamda! benim havlumla! üstelik bizi kardeş sanıyor. Lütfen çıldırmamak için bana geçerli bir sebep ver, lütfen bu kızın neden önemli olduğunu bana kabullendirebilecek bir açıklaman olduğunu söyle!

Klaus gömleğinin düğmelerini ilikleyip Caroline'a gülümsedi ve yaklaşıp yüzünü avuçlarının arasına aldı.

Klaus: Açıkçası bu kadar olgun karşılayabileceğini sanmıyordum. Tamam tamam öyle bakmayı kes. Bak Davina çok güçlü bir cadı, Marcel'in gizli silahını arıyordum ve sonunda ona kavuştum.

Caroline: O küçük sürtük bir cadı mı? Saltanatını o mu sağlayacak... ?

Klaus: Kulağa hiç de öyle gelmediğini biliyorum ama öyle. Bak onu kıskanmana gerek yok anladın mı? Zaten onunla işim bittiğinde muhtemelen ölmüş olacak. Senden istediğim bu süre zarfında onunla bir bağ kurmaman.

Caroline: Kıskanmak mı ne kıskanması ayrıca dalga geçiyor olmalısın? Bağ kurmak? Onu ellerimle boğabilirim!

Klaus: Buna sevindim, duygusallığının planlarımı etkilemesinden endişe ediyordum.

Caroline: Anlamıyorum ona sahip olmak istiyorsun, ama öleceğini söylüyorsun. Ne planlıyorsun bana da anlatacak mısın artık?

Klaus: Hayır, hadi misafirimizi bekletmeyelim aşkım.

Klaus gülümseyip Caroline'ı kapıya yönlendirdi.

Caroline: Bu hoşuma gitmiyor Klaus, benden bir şeyler saklaman hoşuma gitmiyor.

Klaus: Saklamıyorum sevgilim sadece gereksiz ayrıntılarla kafanı doldurup zihnini yormak istemiyorum.

Caroline bir an durup elini tutan Klaus'a baktı ve gülümsedi onca olayın içinde kendisine "Sevgilim" diye hitap etmesi bir anda ruh halinin değişmesine neden olmuştu.

Caroline: Sevgilim?

Klaus: Ne? Neden öyle bakıyorsun, hoşuna gitmedi mi?

Caroline: Hayır, bu... hoşuma gitti.

Klaus avucunun içindeki narin eli dudaklarına götürüp naif bir öpücük bıraktı ve tekrar elini tutup hızla yemek odasına yöneldi.
Kapıdan el ele girdiklerini gören Davina yutkunup yaptığı hatanın farkına vardı. Kardeş olmadıkları o kadar barizdi ki...
Klaus sandalyesini çekip Caroline'nin oturmasını bekledikten sonra hızla kendi de yerini aldı.
Marcel'e yaptıklarından sonra Caroline'a karşı bu denli nazik davranması Davinayı şaşırtmıştı. Yemekler servis edilmeye başladığında Caroline'nin gözleri genç kızın elbisesine takıldı.
Caroline şık ve seksi bir tasarıma sahip olan bu elbiseyi giymeye bile kıyamamıştı. Caroline'nin kötü bakışlarından ürken Davina gözlerini yemeğine dikip ürpermeye başladı.
Klaus yavaşça Caroline'nin kulağına eğilip fısıltılı bir tonda, "Öyle bakmayı kes sevgilim, konuğumuzu korkutuyorsun." dedi.
Caroline bu defa kötü bakışlarını Klaus'a çevirip susmasını ve yemeğine devam etmesini sağladı.

Caroline: Eee Davina, bize kendinden bahsetsene?

Davina: Aslında bahsedilmeye değecek bir hayatım yok.

Caroline: Yapma... Hayat bu kadar mı anlamsız senin için?

Davina: Sen de hayatını 5 yaşından bu yana 4 duvar arasında geçirseydin, aileni tanımadan büyüseydin ve eğitimini dahi bir köle gibi evde görseydin eminim anlatacak bir şey bulamazdın.

Caroline'nin bakışları bir anda değişti, öfkeyle baktığı genç kıza bu defa acıdığını hissediyordu. Ve ona kötü davrandığı için biraz suçluluk duyuyordu.

Klaus Caroline'nin ne hissettiğini anlamış olacak ki rahatsız olup yemeğini bitiren Davinaya bakarak ciddi bir tonda konuşmaya başladı.

Klaus: Davina yemeğin bittiyse odana çekilebilirsin, senin için de yeterince zor bir gündü.

Davina: Şey... elbette. Ben teşekkür ederim Klaus, her şey için.

Genç kız müsade isteyip yemek odasını terk ettikten sonra Klaus ve Caroline de hızla odalarına yöneldiler.


Merdivenlerin başına geldiklerinde ayrılmadan önce Klaus eğilip Caroline'nin dudaklarına kısa ve masum bir öpücük kondurdu.

Klaus: İyi geceler sevgilim.

Caroline: Klaus...

Caroline Klaus'u elinden çekip tekrar kendine yaklaştırdı.

Klaus: Sorun ne?

Caroline: Ben... Bir şey yok.

Klaus: İyi geceler.

Caroline: İyi geceler.

Caroline odasına girip kapıyı kapattı ve sırtını kapıya yaslayıp derin bir nefes aldı.

Caroline: Lanet olsun...

Hızla üstündekilerden kurtulup ılık bir duş aldıktan sonra küçük saten geceliğini üstüne geçirip yatağına uzandı ancak bir türlü uyuyamıyordu saatlerce yatağında dönüp durdu, sonunda kollarının arasında bir vücut gibi sardığı yastığa başını yaslayıp göz kapaklarının yer çekimine yenik düşmesine izin vermişti ki kulağında çınlayan çıplak ayak sesleriyle irkildi.

Hızla yattığı yerden doğrulup sesleri dinlemeye başladı. Ayak sesleri kime aitse hızla odasından uzaklaşıp Klaus'un odasına doğru ilerliyordu, fişek hızıyla yatağından fırlayıp kapıyı açtı. Klaus'un kapısının önünde duran ve kendi dolabından aldığı küçük geceliğiyle salınan Davina'yı görür görmez üstüne yürümeye başlayıp öfkeli bakışlarıyla fısıldadı.

Caroline: Nereye gittiğini sanıyorsun?

Davina: Şey... Ben... Mutfağı arıyordum.

Caroline: Mutfak alt katta.

Davina: O zaman ben... gideyim.

Genç kız adeta kaçar gibi hızla merdivenleri inip gözden kayboldu. Caroline öfkeden çıldırmak üzereydi bütün bunlara Klaus için katlanıyordu ancak sinirlerinin daha ne kadar dayanabileceğini kendisi de bilmiyordu. Derin bir nefes alıp tekrar odasına yönelmişti ki, durup hızla geri döndü ve Klaus'un kapısına yaklaşıp yavaşça araladı.

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

+16

 


 

 

Caroline yavaşça araladığı ahşap kapının gıcırtısıyla ani bir panik yaşasa da cesaretini toparlayıp hızla bakışlarını kapının ardına yönlendirdi.
Ay ışığının vurduğu saten çarşafların yaldızı üstünde uzanması gereken sıcak bedenden yoksundu, Klaus odasında yoktu. Caroline çıplak ayaklarıyla attığı ürkek adımını ismini fısıldayarak yavaşlattı,

"Klaus...?"

Çok değil bir kaç dakika önce Davina'nın kısacık geceliğiyle Klaus'un odasının etrafında salındığı düşünülürse Caroline'nin şüphelenmek ve telaşlanmak için birden çok sebebi vardı.
Bedenini öfkeyle odanın dışına iki saniyeden kısa bir sürede taşıyıp etrafı araştırmaya başladı. Gözleri, içini yakıp kavuran kıskançlığın alevlerini haykırıyordu adeta.
Onları yan yana görme düşüncesi bile Caroline'nin tüylerini diken diken ediyordu. Hızla mutfağa inip bakındı, ancak kimse yoktu. İlerleyip etrafı araştırmaya devam etti, tam Davina'nın odasına doğru yönelmişti ki açılan kapı sesiyle irkilip arkasına döndü.

Klaus: Beni mi arıyordun sevgilim?

Klaus kollarını bağlamış, bedenini ahşap kapının kemerine yaslanmış, boyalı gömleğiyle ve gamzelerini sergilediği sıcak gülüşüyle Caroline'a bakıyordu.

Klaus: Soruma cevap vermedin aşkım?

Caroline: Be-ben... aslında... uykum kaçmıştı ve...

Klaus: ...Ve beni odamda bulamayınca Davina'nın yanında olacağımı düşündün?

Klaus kollarını çözüp Caroline'nin elini kavradıktan sonra büyük bir kahkaha atıp odaya çekti ve kapıyı kapatıp ani bir hızla Caroline'nin bedenini duvarla kendi bedeni arasında tutsak etti.

Klaus: Sırf bu halini görmek için bile Davinayı sonsuza kadar bu evde tutabilirim.

Caroline: Komik olduğunu mu düşünüyorsun?

Caroline gözlerini devirip Klaus'u tek eliyle geriye doğru ittirdikten sonra tablo, boya ve fırçalarla dolu odaya göz gezdirmeye başladı.

Caroline: Burada ne yapıyorsun?

Klaus: Resim yapıyorum.

Caroline: Bu saatte?

Klaus: Burası benim hobi atölyem Caroline, ve sen de ilk misafirimsin. Kimse bilmez ama geceleri burada vakit geçirmekten ve sessizliği dinlemekten hoşlanırım. Unutma gece sadece uyumayanları özel kılar, herkes ruhunu dünyadan soyutladığı için karanlığın sadece sana ait olduğunu hissedersin.

Caroline gördükleri, duydukları karşısında hayranlığını ve şaşkınlığını gizleyememişti. Keskin boya kokusu genzine dolarken ahşabın sıcaklığı ve renklerin ihtişamı ambiyansı büyülü bir hale sokuyordu.
Biraz daha göz gezdirip burada ne işine yaradığını anlayamadığı eski aşhşap yatağa kilitledi bakışlarını. Kırmızı saten çarşafın üstüne serpilmiş bordo kadife gül yaprakları ve aralara serpiştirilmiş kara kalem çizimleri Caroline'nin ilgisini çekmişti.

Caroline: Bu da ne? Burada mı uyuyorsun?

Klaus: Bazen.

Caroline: Peki bunun anlamı ne?

Klaus: O bir kompozisyon, aslında tamamlayıcı bir unsur.

Caroline: Neyi?

Klaus: Seni...

Klaus tekrar resminin başına geçip ince fırçayı dudaklarının arasına sıkıştırdı ve gözlerini kısıp palette ki renkleri diğer fırça yardımıyla karıştırmaya başladı. Caroline daha önce de kendisini çizdiğine, gizli gizli izleyip resimlerini yaptığına çok kez şahit olmuştu ancak bu... daha önce hiç kendisini çizerken yanında bulunmamıştı, neler hissettiğini, nasıl davrandığını görmemişti.
Yatağın üstündeki çizimlerde kendi suretini görünce nasıl bir çalışma yaptığını görmek için usulca Klaus'un yanına geldi.
Resimde, yatağın üstünde güllerin ve çizimlerinin arasında çırılçıplak uyuyan kendi bedeniyle karşılaştı.
Klaus dudaklarının arasındaki fırçayı alıp bir darbe daha atacaktı ki öfkeyle... paleti ve fırçayı yere atıp homurdanmaya başladı.

Klaus: Hayır, bu... yeterince iyi değil, bu... hayır.

Caroline ne olduğuna anlam veremeden tekrar hayranlıkla resmini incelemeye başladı. Bu resim onun için, kendisine dokunamayan ve onu arzulayıp hayal ederek resmenden, mutsuz bir adamın ruh halini yansıtıyordu... Güller ve çizimler onun hayallerini, yatağın üstünde uzanan beden de arzuladığı kadını ve ulaşılmazlığını anlatıyordu sanki.
Kendisini böyle resmetmesi onu rahatsız etmiyordu aksine etkiliyor ve onu daha fazla arzulamasına neden oluyordu.
Yavaşça yaklaşıp elini Klaus'un yanağına uzattı ve hafifçe okşadı.

Caroline: Beni gizli gizli izleyip resmetmek ya da sadece hayal etmek zor olmalı... yine de hayatımda gördüğüm en kusursuz çalışmalar bunlar... ve benim için çok özel.

Klaus: Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?

Caroline gülümseyip elini avuçlarının arasına aldı ve tekrar resmin başına geçmesini sağladı.
Klaus onu şaşkın bir ifadeyle izleyip ne yapacağını kestirmeye çalışırken Caroline bir kaç adım geriledi ve bakış açısına yakın bir noktada üstündeki küçük saten geceliğin omuzlarını düşürüp hızla bedeninden, Klaus'un şehvet dolu bakışları arasında süzülmesine ve ayaklarının dibine düşmesine izin verdi.

Klaus nefesinin kesildiğine yemin edebilirdi. Her bir hücresi alev alev yanıyor, bedeni mantığının hükmettiği hal ve tavırlardan hızla uzaklaşıyordu.
İstemsizce aralanan dudaklarını, bakışlarındaki açlığı gizlemeye çalışarak yutkundu ve derin bir nefes aldı.
Caroline karşısında süt beyaz teniyle narin vücudunu sergilerken gözleri cehennem kadar sıcak arzularını haykırıyordu adeta.
Klaus bu anın her saniyesini hafızasına kazıyarak, ve tadını çıkararak yaşamak istercesine bakışlarını küçük, narin ayaklardan başlayarak yavaş yavaş yukarıya çıkarmaya başladı.
Kusursuz bacaklarının arasına geldiğinde gözlerini Caroline'nin gözlerine değdirip gülümsediğini gördükten sonra tekrar çenesinin altından aşağıya doğu bakışlarını adeta onu öper gibi vüdunda gezdirmeye devam etti.
Uçlarında ki küçük pembe tomurcukların dolgun göğüslerde nasıl tatlı bir kontrast yarattığını Klaus bacaklarının arasında hissettiği sertlikten anlayabilmişti. Hiç bir kadını böyle arzuladığını, böyle istediğini hatırlamıyordu.
Nefes almak her saniye onun için daha da zorlaşıyordu.

Caroline dakikalarca kendisini izleyen Klaus'un heyecanlandığını, nefes alıp verişinden anlayabiliyordu.

Caroline: Beni çizmeni istiyorum, yeniden... bana bakarak...

Klaus: Caroline... be-ben...

Caroline: Nasıl durmalıyım? Yatağa mı uzanmalıyım?

Klaus: Evet, lütfen.

Caroline yavaşça eğilip gül yapraklarının ve kendi çizimlerinin arasına bıraktı bedenini.

Caroline: Böyle iyi mi?

Klaus: Aslında başını biraz daha eğmelisin, elini başının altına koy ve gözlerin sadece bana baksın.

Caroline gülümseyip ellerini Klaus'un sözlerinin aksine nereye koyacağını şaşırmış bir vaziyette hareket etmeye başladı ve bir kaç saniye hormurdandı.

Klaus faydasız olduğunu anladığında hızla Caroline'nin yanına gelip yavaşça eğildi ve bir elini başının altına, bir elini de kendisine doğru döndürdüğü vücudunun üstüne yerleştirdi ve parmaklarını bedeninden kaldırmadan sürükleyerek çekti.

Dokunuşları Caroline'nin bedeninin ürpermesine neden olmuştu. Klaus kalbinin ağzında hissettiği ritmine aldırmadan tekrar resmin başına geçti ancak elinde fırça ve paletle sadece boş tuvale bakıyordu.

Yeni resim yapmaya başlayan bir çocuk kadar acemi hissediyordu. Caroline o kadar muhteşem görünüyordu ki onu nasıl resmedeceğini bilmiyordu. Derin bir nefes aldı ve ilk fırça darbesini attı ancak vücudu bi kaç saniye içinde sırılsıklam olmuştu.

Yavaşça bakışlarını tuvalden kaldırıp tekrar Caroline'a baktı. Bu hayatında yaşadığı en erotik andı ancak aynı zamanda Klaus için büyük bir işkenceydi.
İlk defa tüm benliğinin haykırdığı bir gerçeği, onu nasıl istediğini, vücudundaki değişikliklere aldırmadan teskin etmeye çalışıyordu.

Bir süre sonra tuval üstündeki suret yavaş yavaş belirmeye başladığında Caroline'nin pozunu bozup yatakta dirseklerinin üstünde doğrulduğunu fark eden Klaus onu uyardı.

Klaus: Sevgilim, hareket etmemelisin.

Caroline: Klaus...

Klaus: Lütfen sadece, bana bak ve hareket etmemeye çalış...

Caroline: Klaus...

Klaus bakışlarını tuvalden kaldırıp Caroline'nin davetkar masmavi gözlerine kilitledi. Caroline yatağın üstünde iyice doğrulup elini Klaus'a uzatmıştı...

Klaus elindeki paleti ve fırçayı masaya bırakıp, pantolonun arkasına sıkıştırdığı boyalı bez parçasını hızla çıkarıp yere attı ve dizlerinin üstünde yatağın kenarına ulaştı.

Klaus: Sorun ne bebeğim?

Caroline Klaus'un elini tutup hızla kendisine doğru çekti... Nefes alıp verişleri dolgun göğüslerinin titremesine ve yumuşak karnının hızla hareket etmesine neden oluyordu.

Caroline: Seni istiyorum...

Klaus yaklaşıp parmaklarını Caroline'nin yanaklarından aşağıya doğru süzdü ve yavaşça uçları sertleşmiş dolgun beyaz göğüslere indirdi.

Caroline'nin gözleri usulca kısılıp nefesi daha da sıklaştığında tekrar fısıldadı.

Caroline: Lütfen... seni istiyorum, dokun bana.

Klaus gözlerindeki arzuyu ve isteği fark ettiğinde artık kendisinin de buna karşı koyamayacağını anlamıştı.
Yavaşça yüzünü avuçlarının arasına alıp dudaklarını nefesini kesercesine öpmeye başladı.
Parmakları göğüslerinden arkaya doğru kayıp usulca kalçalarına indiğinde Caroline'nin iniltileri dudaklarının arasında silikleşiyordu.

Klaus bu anı uzun zamandır bekliyordu, onu istiyordu deli gibi istiyordu... Aşık olduğu kadını hiç bir kadını arzulamadığı kadar arzuluyordu.
Geceleri; onu hayal etmekle, narin beyaz vücudunu düşünmekle geçiyordu. Ve artık ona sahipti, onunla istediği gibi sevişebilirdi. Ona dokunabilirdi, sadece kendisine aitti.

Dudaklarını çekip hızla gözlerine baktı,

" Seni seviyorum la mia perla"...

Caroline hızla Klaus'u geriye yatırıp üstüne çıktı ve gömleğinin düğmelerini açmaya başladı, bedeni cehennem gibi yanıyordu.
Gömleğinden hızla kurtulup terden sırılsıklam olan çıplak bedeninde eğildi ve dilini gezdirmeye başladı. Klaus nefes alamıyordu, artık gerçekten alamıyordu. Dilini dövmesine getiridiğinde küçük pembe dudakları tatlı öpücükler bırakmaya başladı...
Bu gerçek üstü hissettiriyordu, Caroline dudaklarını boynuna çıkararak tekrar dudaklarına ulaştı ve dilini ağzının içine alıp emmeye başladı.

Klaus ellerini Caroline'nin bacaklarından kalçalarına doğru yavaş ve nazik dokunuşlarla gezdiriyor, okuşuyordu. Caroline kollarını Klaus'un omuzlarının üstüne doladığında bu defa Klaus hızla doğruldu. Dudaklarının arasından dilini çekip baştan çıkarıcı bir tonda fısıldamaya başladı...

Klaus: Sen benimsin, la mia perla...

Bedeni'nin üstünde tuttuğu Caroline'ı bırakmadan tek eliyle hızla yatağın üstündeki resimleri ve gül yapraklarını yatağın sağ yanına saçtı ve Caroline'ı geriye yatırıp dudaklarını dudaklarına bastırdı.

Caroline bacaklarını iki yana açıp dudaklarını esir alan Klaus'a aldırmadan yavaşça pantolonunun kemerine yöneldi. Küçük parmaklarıyla kemeri açıp hızla fermuarı indirdi. Serçe parmağını yavaşça uyarılmış organa değdirdi yaptığının onu daha da sertleştirdiğini hisseder hissetmez terli vücudundan kaydırmaya çalışarak hızla ayak parmaklarının da yardımıyla pantolonu aşağıya itti.

Klaus ayaklarını sallayıp çıkmasını sağladıktan sonra çırılçıplak vücunu Caroline'nin bedenine daha fazla yaslayıp dudaklarından, boynuna oradan da göğüslerine doğru inmeye başladı. Kokusu iç gıcıklatıcıydı, yumuşak beyaz teninde sahip olmak istediği herşeyi bulmuştu.

Küçük pembe tomurcukları dudaklarının arasına alıp iştahla emmeye, ısırmaya başladı. Caroline kollarını geriye atıp parmaklarını kendi saçlarının arasına daldırdı ve sıkmaya başladı... İniltileri zaman zaman küçük çığlıklara dönüşüyordu...

Klaus dilini bir fırça gibi kullanıyor, zevki Caroline'nin her hücresine tattırıyordu... Göğüslerinin uyguladığı baskı yüzünden kızardığını fark ettiğinde beyaz göbeğine öpücükler kondurarak yavaşça bacaklarını araladı ve Caroline'nin zevk noktasına dilini yerleştirip dairesel hareketlerle baskı uygulamaya başladı...

Caroline: Klaus... tanrım! bu çok iyi...

Klaus saniyeler geçtikçe hızı arttırıyordu, dudaklarında ıslaklığını hissettikten sonra titreyen bedenine aldırmadan yavaşça yüzünü çekip Caroline'nin gözlerine baktı...

Caroline yavaşça doğrulup Klaus'u geriye doğru yatırdıktan sonra hızla üstüne çıkıp klitorisini sertleşmiş erkekliğine sürtmeye başladı...

Klaus: Lanet olsun...

Caroline: Beni istiyor musun?

Klaus: Seni deli gibi istiyorum...

Caroline hızı arttırıp klitoral orgazmın doruklarına ulaştığında dudaklarından sızan iniltiler Klaus'un kendini daha fazla tutamamasına neden oldu.

Klaus üstünden indirmeden doğruldu ve dudaklarını Caroline'nin dudaklarıyla birleştirdi... Bir kaç dakika içinde dudaklarını çekip,

Klaus: Soluğunu, soluğunun kokusunu seviyorum... dedi.

Caroline ellerini Klaus'un boynuna dolayıp erkeksi kokusunu içine çektikten sonra gözlerine bakarak yavaşça içindeki yerini almasına izin verdi.
Pembe tomurcukları sırayla dudaklarının arasına alıp Caroline'nin gözlerine bakıyor, içinde derinlerine ilerlemenin verdiği zevkle iniltilerine engel olamıyordu.

Klaus ellerini beline yerleştirip daha hızlı hareket etmesini sağladı ve bir süre sonra kasıldığını hissedip yavaşladı...

Caroline: Klaus... hayır... daha fazla istiyorum lütfen...

Klaus iniltileri ve yarı baygın gözleriyle kendisini istediğini, zevk istediğini fısıldayan Caroline'ı geriye doğru yatırıp içinden çıkmadan daha hızlı bir ritimle bacaklarını omuzlarına yerleştirerek daha sert hareket etmeye başladı. Caroline tam anlamıyla çığlık atıyordu... ve daha iyi hissedemeyeceğini düşünüyordu.

Gözlerinde gördüğü cennet; tenini, kasıklarını cehenneme çeviriyordu. Cenneti de cehennemi de aynı anda yaşıyordu...
Klaus hızı arttırıp bacaklarını omuzlarından indirdikten sonra Caroline'nin üstüne uzandı ve gözlerine baktı... Gül yaprakları terden ıslanan vücutlarına yapıştığından bedenleri ahenk ile hareket ederken sürtünmenin etkisiyle gül yapraklarının kokusu tenlerine siniyordu.

Bordo kadife gül yaprakları Caroline'nin süt beyaz teninden ihtişamla dökülürken Caroline parmağını dudaklarının arasına alıp sıktı.... Bu zevkti, aşkının kollarında tattığı ve hiç bir şeye benzemeyen zevk... Bacaklarının arasındaki ıslaklık dozunu arttırdığında Caroline adeta yalvarır gibi haykırdı.

Caroline: Klaus...

Klaus: Bana ne hissettiğini söyle...

Caroline: Klaus... ba-bana bir şeyler oluyor, tanrım ben... çok ıslağım...

Caroline gerçekten konuşamıyordu, adını bile unutmuştu, bacaklarının arasındaki ıslaklık Klaus'un kasıklarını yıkamaya başladığında Klaus kalçalarının altına geçirdiği elleriyle bedenini daha fazla kaldırıp kasıklarına bastırdı...

Klaus: Caroline...

Caroline: Klaus dayanamıyorum...

Caroline çığlıklarını bastırmaya çalışırcasına yastığın kenarını dudaklarının arasına aldı. Ancak Klaus yastığı çekip bir kenara fırlattıktan sonra çığıklarını daha derin hissetmek için yüzünü boynuna gömdü artık ikisi de doyuma ulaşmak üzereydi.

Caroline dişlerini Klaus'un omzuna geçirip adını haykırdığında aynı anda orgazma ulaşmışlardı... Bu ikisi için de bir ilkti, bedenleri birbirini tamamlamış, aynı anda doyuma ulaştırmıştı.

Caroline daha önce de orgazm yaşamıştı ancak bu hiç birine benzemiyordu...

Klaus: Ah Caroline... bu mükemmel...


Klaus Caroline'nin bacaklarının arasında dakikalarca uzanıp bunun bir rüya olmadığına kendisini inandırmaya çalıştı.

Caroline: Klaus...

Klaus başını kaldırıp gözlerine baktı,

Klaus: Efendim sevgilim?...

Caroline: la mia perla ne demek?

Klaus yavaşça Caroline'nin üstünden kalkıp yerde duran pantolununa yöneldi. Caroline örtüyü üstüne çekip uzanmaya devam etse de Klaus elini uzatıp kalkmasını istedi.
Caroline çarşafı üstüne dolayıp kalkmıştı ki Klaus çarşafı tek hamlede alıp çıplak bedenini, bedeninin önüne geçirdikten sonra yavaşça aynaya doğru ilerletmeye başladı.

Caroline aynada vücunda oluşan morluklara ve kızarıklıklara baktı. Klaus başını Caroline'nin omzuna yaslayıp onunla beraber aynada bu muhteşem vücudu izlemeye başladı...

Caroline'nin vücudu, orgazm olmaya yakın Klaus'un kendisini kaybetmesiyle kalçalarında ve bacaklarında oluşan morluklarla doluydu ancak vampir olduğu için hızla geçiyordu...

Klaus: Bu çok güzeldi...

Caroline başını, yanağında nefesini hissettiği yüze doğru çevirip dudaklarına kısa ve masum bir öpücük kondurdu ardından bakışlarını tekrar aynaya yansıyan Klaus'un bakışlarına çevirdi.

Klaus elinde tuttuğu kutuyu açıp nazikçe Caroline'nin boynunu açmasını istedi ve eline aldığı kolyeyi süt beyaz gerdanına iliştirdi.

Kolye demir bir kafes gibi yuvarlak ve koyuydu ancak işlemelerinin ihtişamıyla ağır ve şık duruyordu.
Caroline elini kolyenin ucuna götürüp dikkatle inceledi bu sırada Klaus'un kolları da bedenini sıkıca sarmaladı.

Caroline: Klaus, bu muhteşem...

Klaus: Sana bir hediye almak istedim ve gördüğümde seni anlattığını düşündüğüm tek şey bu kolye oldu... Seni çok seviyorum Caroline, kaybetmeye, zarar görmene ya da başkasının sana dokunduğunu bilmeye asla tahammül edemem.

Caroline: Klaus...

Klaus: Sen güzelsin, güçlüsün, zekisin... Her erkeğin arzulayabileceği bir kadınsın. Ancak içinde, derininde benden başka kimsenin bilmesini, görmesini istemediğim bir Caroline var. Kimse seni benim seni arzuladığım gibi arzulamamalı... Sana sahip olduğumu düşündüğümde ne yapacağımı bilemiyorum, seni nasıl koruyacağımı, nasıl sahipleneceğimi, nasıl davranacağımı bilmiyorum... Yıllar sonra karşıma çıktın. Başıma iyi bir şey geldiğinde nasıl davranacağımı bilemedim zaman zaman berbat ettim, seni altın bir kafeste yaşatabileceğimi düşündüm ama yanıldım... Seni üzdüm, kırdım...

Caroline: Şşşş bunların hepsi geride kaldı.

Klaus: Sen benim; kimsenin görmesini istemediğim, kimsenin sahip olmasına izin veremeyeceğim nadide incimsin.

Caroline gülümsedi onu daha önce hiç bu kadar romantik görmemişti, artık tamamiyle ona ait hissediyordu. Klaus'un ellerini bedeninden çözüp tam geriye dönmüştü ki boynundaki şıngırtıyı hissetti.
Kolyesine bakıp eline altıktan sonra üstündeki ek yerini fark etti tırnağını sokup içini açtığındaysa, avucuna düşen inci tanesi yüzünü dokunulmaz bir gülümsemeyle aydınlattı...

Caroline: Klaus bu...

Klaus: İşte bu yüzden sana benziyor... la mia perla, benim incim.

Caroline gözlerinin dolduğunu hissetti bu aldığı en güzel hediyeydi.

Klaus: Kimse seni görmesin, kimse sana benim hissettiklerimi hissetmesin... buna dayanamam. Ben o inciyi fark ettim ve sonsuza dek sahiplendim, artık kimse seni benden alamaz la mia perla.

Caroline: Seni seviyorum!

 

End Notes:

Bu bölümü sadece onlara ayırmak, onlara adamak istedim.

 

 

Chapter Text

 

 

Caroline vücuduna oturan kalem formunda ki fuşya elbisesini üstüne geçirip aynanın karşısına geçti...

Klaus: Sevgilim...?

Klaus kapıyı aralayıp ağır adımlarla ilerlemeye başladı, gözleri Caroline'nin bedenindeydi...
Caroline sırtını Klaus'a dönüp fermuarını çekmesini bekledi.

Caroline: Yardım eder misin?

Klaus gülümseyip usulca Caroline'nin saçlarını sağ omzunun üstüne bıraktı ve boynundan sırtına doğru küçük öpücükler bırakmaya başladı...

Caroline: Klaus...

Klaus: Teninin kokusunu seviyorum...

Klaus burnunu naif hareketlerle sırtında sürükleyerek kokusunu içine çekti ve tekrar boynuna ulaştı ardından, parmaklarını usulca fermuarına götürüp yukarıya çekti.

Klaus: Yine büyüleyici görünüyorsun.

Kollarını sıkıca Caroline'nin bedenine dolayıp çenesini omzuna yerleştirdi ve aynadaki yansımasına bakmaya devam ederek konuştu.

Klaus: Bu sabah kahvaltı da bize Elijah eşlik edecek.

Caroline: Ah tanrım, Klaus bunu şimdi mi söylüyorsun...

Klaus: Sakin ol sevgilim, nefes kesici görünüyorsun. Sana dün söyleyecektim ama uyumuş olabileceğini düşündüm, sonra da... ah... tamamen aklımdan çıktı.

Caroline cilvekar bir kahkaha atıp Klaus'un kollarından kurtulduktan sonra hızla kapıya yöneldi...

Caroline: Mutfağa gidip herşeyin yolunda olduğundan emin olmalıyım.

Klaus: Ah elbette, herşeyin kontrol altında olduğundan bizzat emin olmalısın.

Caroline: Kes şunu...

Caroline gülümseyip hızla odadan çıktı ve merdivenlere yöneldi...

Alex: Günaydın hanımefendi.

Caroline: Günaydın Alex, herşey hazır mı?

Alex: Elbette efendim... Beyefendi kahvaltıyı bahçede yapmak isteyebileceğinizi düşündü.

Caroline: Bu muhteşem bir fikir.

Klaus: Biliyorum...

Klaus gülümseyip yavaşça merdivenlerden indi ve Caroline'nin dudaklarına bir öpücük kondurup hızla bahçeye yönlendirdi.

Davina: Günaydın...

Klaus-Caroline: Günaydın...

Klaus: Hanımlar, Elijah adına özür dilerim... Gecikmeyi sever. O gelene kadar sizlere eşlik etmeme izin verin.

Klaus nazikçe ellerini Caroline ve Davina'nın beline yerleştirerek usulca ağaçların arasına yönlendirdi.

Caroline: Ah nezaketiniz beni dehşete düşürüyor bay Mikaelson.

Klaus içten kahkahasıyla yavaşça eğilip Caroline'nin kulağına fısıldadı.

Klaus: Bu, buzdağının görünen kısmı.

Caroline: Tanrım...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kahkahalarla, tatlı atışmalarla, kaçamak bakışmalarla ve harika manzarayla geçen yarım saatin ardından Elijah nihayet gelmiş, herkes masadaki yerini almıştı.

Elijah: Klaus yeteneklerinden bahsetti. Bizim yanımızda yer alman mutluluk verici tanıştığımıza sevindim Davina.

Davina: Teşekkürler, burada olmaktan keyif alıyorum. Caroline ve Klaus bana son derece misafirperver davranıyorlar. Bunun için onlara minnettarım...

Klaus ve Caroline sahte bir gülümseme takınıp kahvaltılarına devam ettiler...

Elijah: Caroline... Seninle daha önce karşılaşmak istiyordum, Rebekah'a seni davet etmesini söylemiştim ama sanırım aklından çıkmış... Burada olduğun için mutluyum.

Caroline: Bahsetmedi, sanırım öyle olmuştur. Teşekkür ederim burada olduğum için ben de mutluyum.

Caroline sözlerini tamamlar tamamlamaz elini Klaus'un elinin üstüne koyup usulca okşadı ve gözlerine bakıp masum bir gülümseme takındı.

Elijah: Sizi böyle görmek ne hoş...

Klaus: Sahi... küçük kardeşimiz nerede?

Elijah: Bir süredir eve gelmiyor.

Klaus: Yeni bir erkek arkadaşı mı var... Ah, kurban mı demeliyim?

Caroline: Klaus...

Elijah: Aslında biri var... Adı David.

Klaus: İnsan mı?

Elijah: Sanırım.

Klaus: Hiç değişmeyecek...

Caroline işittikleri karşısında hiç bozuntuya vermese de tüyleri diken diken olmuştu."Tanrım lütfen bu düşündüğüm David olmasın, Rebekah lütfen bunu yapmamış ol."

Klaus: Sevgilim... durgunlaştın?

Caroline: Evet... ben Bonnie'i düşünüyordum.

Elijah: Sahi onlarla görüşüyor musun? Burada yaşamaya başlama fikrini nasıl değerlendirdiler.

Caroline: Aslında henüz konuşmak için bir fırsat yakalayamadım.

Elijah: Onları görmeye gitmelisin...

Caroline: En yakın zamanda gideceğim...

Klaus: Evet... Hanımlar, varlığınızla bizi onurlandırdınız. İzninizle kardeşimle baş başa konuşmamız gereken meseleler var.

Klaus kalkıp Caroline'nin dudaklarına bir öpücük kondurduktan sonra Elijah ile birlikte bahçede ilerlemeye başladı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Elijah: Çarpılmışsın...

Klaus: Ah yapma...

Elijah: Hayır hayır, bunu sevdim. Yeniden birine değer verebileceğini düşünmüyordum. Bu benim için büyük bir gelişme... Senin adına mutluyum.

Klaus: Evet, evet... Bunu geçebilir miyiz? daha önemli meselelerimiz var.

Elijah: O kızdan tam olarak ne yapmasını isteyeceksin?

Klaus: Planlarımdan sen dahil kimseye bahsetmediğimi ne zaman idrak edeceksin?

Elijah: Kız çok küçük ve masum... Onu böyle bir şeyin içine sürüklemek...

Klaus birden durup soğuk bakışlarıyla Elijah'ın gözlerini hedef aldı.

Klaus: Sakın... Caroline'a olan hislerimin beni duygusal bir zavallıya dönüştürdüğünü düşünüp vicdanımı kanatmaya çalışma. Ne o, ne de bir başkası umurumda değil... Eğer bir şeyler elde etmek istiyorsan, güç istiyorsan herkesi, herşeyi feda edebilmelisin.

Elijah: Herkesi, herşeyi... Buna biz de dahil miyiz?

Klaus: Seninle başka bir şey konuşmak istiyordum Elijah, tanrım neden bu kadar rahatsız edicisin.

Elijah: Bir soru sordum Klaus... güç için aileni de feda eder misin?

Klaus: Defalarca beni öldürme planları yapan, düşmanlarımla aynı safta yer alan ve beni her daim ailenin baş belası olmakla itham eden kardeşlerimden mi bahsediyorsun? Evet herkesi, herşeyi feda ederim.

Elijah: Zarar görmemek için zarar vermeye devam ettiğin sürece daha çok zarar göreceksin Klaus. Peki ya Caroline... Senin gerçek yüzünü ne zaman görecek, sonsuz hayatını seninle paylaşmak istediğinden nasıl bu kadar eminsin.

Klaus: Yine yapıyorsun...

Elijah: Eğer değişmezsen onu kaybedersin. Senin hastalıklı beklentilerine, intikam aşkına, güç uğruna yaptıklarına bütün bunlara daha ne kadar katlanır sanıyorsun? Sonunda seni terk edip gidecek ve sen daha acımasız olacaksın. Anlamıyorum, Marcel, vampirler, cadılar, şehir... Bunlar neden önemli, neden korkuyorsun.

Klaus bu defa öfkeyle bakmaya başladı.

Klaus: Kimse beni terk edemez.

Elijah: Evet terk edemez... Sen sevdiklerini yanında tutmak için onları kutulara kapatır, zarar verir, korkutur, acı çektirirsin. Onlar için iyi bir seçenek olana kadar etraflarını cehenneme çevirirsin sonunda takatleri kalmadığında her şeyi kabullenip yanında yer alacaklarını bilirsin.

Klaus: Biliyor musun? yanımda yer almak zorunda değilsin. Sana ihtiyacım yok...

Klaus hızlı adımlarla Elijah'ın omuzuna çarpıp ilerlemeye başladı. Elijah arkasını dönüp Klaus'a baktı. Onun insanlığını ortaya çıkarmaya bu kadar yaklaşmışken vazgeçemezdi, bırakamazdı.

Elijah: Kes şunu, beni yeniden kendinden uzaklaştıracak mısın? Bir 400 yıl daha sana ulaşmayı bekleyemem.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Davina ve Caroline kanepeye oturup kahvelerini yudumlarken bir yandan sohbet etmeye çalışıyordu. Caroline Klaus'un neler çevirdiğini merak etse de saygı duyup kulak misafiri olmamak için Davinaya içeri geçmeyi teklif etmişti.

Davina: Bana çok iyi davranıyorsun.

Caroline: Ah.. kes şunu demagojiden hoşlanmam ve evet sana iyi davranıyorum çünkü henüz kötü davranmam için bir sebep vermedin.

Davina: Aslında biraz ürkütücüsün.

Caroline: Sevgilimin odasının etrafında dolaşmaya devam edersen daha ürkütücü olabilirim.

Davina: Be..ben

Caroline: Ah rahatla... dalga geçiyorum.

Aslında Caroline son derece ciddiydi ama bunu belli edemezdi. Zaten ona olan öfkesi Klaus'u yeterince eğlendiriyordu daha fazla taviz veremezdi.

Davina: Senin hiç arkadaşın var mı?

Caroline: Elbette var... Sadece burada değiller.

Davina: Neden?

Caroline: Çünkü herkesin bir hayatı var...

Caroline Davina'nın sorusuyla bir anda allak bullak olmuştu. Arkadaşları vardı ancak uzun zamandır görüşemiyorlardı. Arkadaşlarını, ailesini özlemişti. Klaus ile kalmaktan mutluluk duysa da onlara ihtiyacı vardı. Bu düşüncelerle boğuşurken Davina'nın sesiyle irkildi.

Davina: Sen de kimsin?

Caroline: Ne?

Davina: Tanrım, kimsin...

Caroline: Davina sakinleş neler oluyor?

Caroline başını Davina'nın korkuyla baktığı yöne çevirdi ancak kimse yoktu. Genç kızın bedeni titriyor, soğuk terler döküyordu.

Caroline: Davina, neler oluyor bana bak gözlerime bak. Ne görüyorsun?

Caroline'nin sorusuyla Davina'nın kollarına yığılması bir oldu.

Caroline: Lanet olsun, ne yapacağım... Klaus! Klaus! Klaus....

Caroline bedenini kanepeye bırakıp nabzını dinlemeye başladı.

Caroline: Tanrım, sadece bayılmış.

Elijah ve Klaus büyük bir gürültüyle içeriye girdi ve kanepede gözleri kapalı bir şekilde uzanan Davinaya baktı.

Klaus: Caroline, neler oluyor.

Caroline: Bilmiyorum, bir şeyler saçmaladı... ben anlamıyorum... bir anda bayıldı.

Klaus: Caroline ona bir şey...

Caroline: Delirdin mi? Tabiyki yapmadım.

Klaus: Hey sakin ol, sadece emin olmak istedim.

Elijah: İkiniz de sakin olun. Bayılmadan önce en son ne söyledi?

Elijah'ın sorusuyla Davina derin bir nefes alarak hızla doğruldu. Saçları yüzüne düştüğünden gözleri görünmüyordu. Yavaşça ayağa kalkmaya çalıştı.

Caroline: Davina, iyi misin?

Elijah: Davina?

Caroline: Neler oluyor Klaus.

Klaus: Bilmiyorum, Davina!

Klaus sesinin dozunu yükseltir yükseltmez Davina yüzünü kaldırıp onu korkuyla izleyen Caroline'a baktı. Gözlerinin sadece beyazı görünüyordu.

Caroline: Lanet olsun bu da ne?!

Klaus: Caroline sakın kıpırdama, hareket etme.

Klaus yavaş adımlarla Caroline'nin yanına gelip kollarını sıkıca etrafına doladı ve Davina metalik bir sesle konuşmaya başladı.

Davina: Üzgünüm Caroline, korkutmak istemedim... çok üzgünüm. Fazla vaktim yok...

Klaus: Kimsin sen!

Davina: Bunu sizden saklamak istedim, sadece daha fazla üzülmenizi istemedim. Caroline duyacaklarına kendini hazırla...

Klaus: Kimsin sen!!!

Davina: Bonnie...

Caroline: Ama sen nasıl...

Davina: Ben öldüm Caroline... Jeremy'i hayata döndürmeyi başardım ama ben...

Caroline: Hayır hayır lütfen... hayır...

Caroline Klaus'un kollarında hıçkırıklara boğulmaya başladı... Nefes dahi alamıyordu sadece bunun kötü bir kabus olduğuna inanıp uyanmak istiyordu.

Davina: Çok üzgünüm Caroline, böyle öğrenmek zorunda kaldığın için çok üzügünüm. Dinle... Vaktim yok bu bedeni öldürmeden terk etmek zorundayım ruhumu taşıyamıyor... Buradaki cadılar bana yardım ediyor, kasabada ki herkes tehlikede... Stefan... O...

Davina'nın bedeni sarsılmaya başladı...

Davina: Lanet olsun... Stefan Silas'ın görsel ikizi.

Elijah: Tanrım...

Davina: Silas onun kılığında herkese zarar verecek, onu bir tabuta tıkıp şelaleden fırlattı.

Klaus: Onu kurutmuştun...

Davina: Öldüğüm için büyüm etkisiz kaldı. Klaus... Onu durdurmak zorundasınız ve size yardım edebilecek tek kişi Davina.

Klaus: Neden...

Davina: O kadar vaktim yok sadece onun yardım edebileceğine inan. Silas'ın bir planı var ve...Ahh!!!

Davinanın bedeni bir anda salonun ortasına yığıldı. Caroline ağlama krizine girdiği için anlattıklarını bile yarım yamalak duymuştu.
Klaus üstündeki şaşkınlığı atar atmaz kollarının arasında sinir krizi geçiren Caroline'ı teskin etmeye çalıştı.

Klaus: Caroline... bunu kendine yapma... sakinleş.

Elijah: Davina ne olacak.

Klaus: O iyi, lanet olsun sakinleşmiyor. Caroline...!

Caroline ellerini tırnaklarıyla, bilinçsizce parçalamaya başladı. Klaus Davina'nın nefes alıp almamasını bile umursamadan tüm ilgisini Caroline'a yönlendirdi. Onu böyle görmeye dayanamıyordu.

Nihayet dakikalar sonra Caroline'nin ağlamaları azalmış, derin iç çekişleri Klaus'un göğsünde silikleşmeye başlamıştı. Caroline hayatının 2 yılda nasıl bu hale geldiğini, nasıl bu kadar kayıp verdiğini ve nasıl bu kadar zarar gördüğünü düşünmeden edemedi.

Klaus: İyi misin sevgilim?

Caroline: Ben... iyi olmaya çalışıyorum...

Elijah: Klaus ne yapacaksın?

Klaus: Hiçbir şey...

Elijah: Şaka yapıyor olmalısın. O kaçık arafın kapılarını dünyaya açarsa başta öfke ve nefret dolu babamız olmak üzere bütün düşmanlarımız dünyaya akın eder. Annemizi saymıyorum bile. Yeterince düşmanımız yokmuş gibi bir de...

Klaus: Hiç bir şey yapmayacağız dedim!

Elijah: Davina bunu...

Klaus: Hayır, bütün gücünü tüketip ölmesini izlemeyeceğim. Planlarımın yerle bir olmasına izin vermeyeceğim.

Elijah: Lanet olası çıkarların yüzünden...

Caroline: Yeter!!! Kesin şunu!

Caroline'nin hiddetiyle sağladığı sessizliği cep telefonunun melodisi bozdu.

Caroline: Lanet olsun ben şimdi ne diyeceğim...

Caroline tekrar ağlamaya başladı Klaus yüzünü avuçlarının arasına alıp yeniden teskin etti.

Klaus: Şşşt açmak zorunda değilsin, söylemek zorunda değilsin. Sakinleşmek için kendine izin ver.

Caroline: Hayır... be..ben iyiyim.

Caroline gözlerini silip derin bir nefes aldı ve telefonu açtı.

Caroline: Elena ben...

Elena: Vaktimiz yok... Caroline sana ihtiyacım var...

Caroline: Hey bekle... neler oluyor anneme bir şey mi oldu, Matt'e, sana tanrı aşkına konuş Elena!!!

Elena hıçkırıklarına hakim olmaya çalışıp konuştu.

Elena: Damon... Damon ısırıldı. Klaus'un kanına ihtiyacımız var...

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

Beklettim biliyorum, umarım uzunluğu ve içeriği beklediğinize değmiştir. Baya uzun bir bölüm oldu :)

 


 

 

Elijah ikisini yalnız bırakmanın daha iyi olacağına karar verip hala baygın bir vaziyette yerde uzanan Davina'ı kucakladı ve Alex'in önderliğinde odasına taşıdı.

Klaus: Onun Bonnie olduğundan ve söylediklerinden nasıl emin olabiliyorsun? Silas'ın zihinlerimize girip bize, düşünmemizi istediği şeyleri göstermediği ne malum? Hadi diyelim tüm bunlar doğru... Fakat kabul etmelisin, Silas'ın bir planı olduğu açık yani bütün bunları sebepsiz yapmış olamaz değil mi? Stefan gibi davranması, Damon'un ısırılması... Bunlar tesadüf olamaz. Bizi bir nedenden dolayı oraya çekmeye çalışıyor ve ona istediğini vermeyeceğimizi biliyor.

Caroline: Bak... anlıyorum tamam mı? Stratejik düşünüyorsun, olabilecekleri seziyorsun, zekisin. Ama bunlar umurumda değil, şu an annem ve dostlarım dahil herkes tehlikede olabilir ve benim küçük hesaplara ayıracak zamanım yok. Bir an önce oraya gitmek zorundayız.

Klaus: Stratejik davranmıyorum Caroline, seni güvende tutmaya çalışıyorum. Bana bir şey yapamaz diğerlerine de yaptığı veya yapacağı şeyi zerre kadar umursamıyorum. Umursadığım tek şey sensin.

Caroline: Yapma... senin umurunda olan tek şey çıkarların. Bu yüzden böyle davranıyorsun değil mi!

Klaus: Bunu devam ettirmeyeceğim. Gitmiyoruz! Konu kapandı! Anneni güvenli bir yere taşıyacağım, o kasabadan çıkaracağım diğerlerine ne olduğu gerçekten umurumda değil. Onlar için seni riske atmayacağım...

Caroline ani bir hareketle oturduğu yerden kalkıp Klaus'un karşısına dikildi ve buz gibi bakışlarını gözlerine değdirdi.

Caroline: Bak ne diyeceğim, eğer annemin başına bir şey gelirse bir kazık al ve kalbime sapla, ona bir şey olursa yemin ederim bu ikimiz içinde en iyi seçenek haline gelir.

Caroline sözlerini bitirir bitirmez hızla odasına çıktı. Klaus bu tehdit karşısında içinde bir şeylerin koptuğuna şahit olsa da kararlıydı. Caroline'ı tehlikeye atamazdı.
Yavaşça kanepeye oturup başını ellerinin arasına aldı ve düşünmeye başladı bu sırada Alex'in tiz sesi duyuldu.

Alex: Efendim... Şey... eğer müsaitseniz...

Klaus: Ne istiyorsun Alex!

Alex: Misafirleriniz var.

Klaus başını kaldırıp Alex'in arkasında duran iki vampire baktı.

Klaus: Baylar... Nasıl yardımcı olabilirim?

"Marcel günlerdir ortalıkta görünmüyor. Biz düşündük ki..."

Klaus: Ah size söylemeyi unuttum, üzgünüm tamamen aklımdan çıkmış. Marcel Davinayla beraber sizlere saldırmayı planlayan kurt sürüsünün izini sürmekle meşgul. Aslında yardım teklif etmiştim ama o...

Adamlar Davina ismini duyunca göz bebekleri hızla büyüdü ve ağızları şaşkınlıkla aralandı. Klaus Davinayı biliyor muydu? Nasıl? Marcel ona bu kadar güveniyorsa neden ona yardımcı olmasına izin vermiyordu? Bu kibirinin nedeni neydi?

"Siz nereden..."

Klaus: Marcel ile aramda hiç bir zaman sır olmadı çocuklar... şimdi izin verirseniz daha önemli meselelerim var eminim Marcel yakında dönecektir.

Adamlar şaşkın bir ifadeyle, başlarıyla onaylayıp evi terk ettiler.

Klaus: Lanet olsun!

Elijah yaslandığı duvardan doğrulup ağır adımlarla Klaus'a yaklaştı.

Elijah: Klaus... Herşeyi mahvetmek üzeresin bırak yardım edeyim.

Klaus: Sana ihtiyacım yok.

Elijah: Böyle devam edersen hem Caroline'ı hem de şehri kaybedeceksin. Yardım etmeme izin ver, kardeşin olmama izin ver...

Klaus derin bir nefes alıp umutsuz bir ifadeyle Elijah'a baktı.

Klaus: Ah... Diyelim buna izin verdim, önerin ne?

Elijah: Marcel'e her ne yaptıysan...

Klaus: Ona bir şey...

Elijah: Ah yapma... aynı taraftayız. Aramızda sır olmasını istemeyen sendin.

Klaus: Pekala dinliyorum.

Elijah: Ona her ne yaptıysan, nereye kapattıysan bulmaları uzun sürmeyecektir. Ne yapacaksan bir an önce karar ver ve uygulamaya başla. Caroline'a gelirsek...

Klaus: Hayır, bu kadarı yeterli. O konuda gerçekten tavsiyelerine ihtiyacım yok. Kararımı verdim ikimiz de kasabaya dönmüyoruz.

Elijah: Beni dinle... 1000 yıl sonra tekrar bir şeyler hissetmeye başladın, önemsiyorsun. Onu korumak istediğini biliyorum inkar etsen de nasıl hissettiğini anlıyorum. Bunu yitirmene izin vermeyeceğim. Sana değer veriyor Klaus ama değer verdiği tek şey sen değilsin, ailesi, dostları... o farklı biri seni olduğun gibi kabullenmeye çalışıyor senden zamanla nefret edeceğini düşünmüştüm ama yanılmışım seni olduğun gibi seviyor, saygı duyuyor anlamaya çalışıyor sen de onu anlamak zorundasın izin ver onu kasabaya ben götüreyim söz veriyorum zarar görmeyecek, onu koruyacağım.

Klaus büyük ve ürkütücü bir kahkaha attı.

Klaus: Kasabaya gitmemizi isteyeceğini sanıyordum sen daha cesur davrandın, Caroline... seninle... ben olmadan...? Bu gerçekten iyiydi.

Elijah: Gülmeyi kes! Ben ciddiyim...

Bu sırada ağır adımlarla merdivenlerden inen Caroline'nin sesi duyuldu.

Caroline: Klaus... fazla vaktimiz kalmadı Damon ölmek üzere, izin ver ora...

Klaus: Hayır!

Caroline: Mezuniyet gününü hatırlıyor musun?

Klaus: Caroline.. yapma... nereye varmaya çalışıyorsun?

Caroline: Damon'un hayatını kurtarmıştın, neden?

Klaus: Senin için.

Caroline: Şimdi de benim için yapacaksın... Damon umurumda değil ama ona bir şey olursa Elenayı gerçekten kaybederim. Bunu önemsemediğini biliyorum ama o benim dostum. Annem, dostlarım benim için çok önemli lütfen gitmeme izin ver. Sorun değil... Elijah yanımdayken güvende olacağım.

Klaus: Asla... hele ki bensiz.

Caroline: Seni anlıyorum Klaus, kızgın değilim. Git ve yapman gerekeni yap... ama bana da yapmam gereken şey için bir şans ver... Kendi kararlarımı vermeme izin ver.

Klaus derin bir nefes aldı bunu yaptığı için kendisinden sonsuza dek nefret edecekti.

Klaus: Tamam... ama...

Caroline: Söz veriyorum aptalca bir şey yapmayacağım, kahramanlıklar yok, Elijah'ın sözünden çıkmayacağım.

Caroline rolünü çok güzel oynamıştı, her zamanki gibi... Klaus'u kararlarından döndürebilecek, kendisiyle çelişmesini sağlayabilecek tek şey Caroline'nin varlığıydı ve en kötüsü Caroline bunun farkındaydı.
Elijah gülümseyip hızla kapıya yöneldi.

Elijah: Seni bekliyorum Caroline, acele etsen iyi olur.

Caroline: Evet, elbete...

Klaus, Elijah kapıdan çıkar çıkmaz hızlı bir hamleyle Caroline'ı kollarının arasına alıp, dudaklarını dudaklarına bastırdı... Caroline de tutkuyla karşılık veriyordu... Bir süre sonra Klaus nefes nefese dudaklarını ayırıp gözlerine baktı.

Klaus: Beni buna ikna ettiğine inanamıyorum.

Caroline: İstediğimde çok ikna edici olabiliyorum...

Klaus: Ah biliyorum...

Caroline gülümseyip dudaklarına uzun ve tutkulu bir öpücük daha bıraktı.

Caroline: Senden almam gereken bir şey var.

Klaus: Ah evet... Damon için...

Caroline: Kes şunu, bunu neden istediğimi biliyorsun.

Klaus: Biliyorum sevgilim. Alex!

Alex kanını akıtması için küçük bir tüp getirip Klaus'a uzattı ve hızla uzaklaştı. Klaus dişlerini çıkarıp elini ısırdı ve yumruğunu sıkıp kanını tüpe boşalttı.

Klaus: Caroline... Dikkatli ol.

Caroline: Söz veriyorum, dikkatli olacağım. Seni seviyorum.

Klaus: Seni seviyorum...

Klaus yavaşça yaklaşıp alnına bir öpücük kondurdu ve burnunu saçlarına gömüp kokusunu derin derin içine çekti.


















 


Çok geçmeden Elijah ve Caroline yola koyulmuşlardı. Klaus da Alex'e bir kaç talimat verip hızla Marcel'i esir aldığı ormana doğru ilerlemeye başladı.
Klaus ayaklarınadan zincirlenmiş bir vaziyette hala asılı durduğu ağaca yaklaşıp zincirleri çözdü... Minenin etkisiyle ellerinden yanık et kokusu ve hafif hafif dumanlar yükselse de Marcel'in bedeni toprakla buluştuğu anda yaralarından eser kalmamıştı.

Marcel: Klaus bunu yapma... Bu seni tatmin etmeyecek.

Klaus: Beni neyin tatmin edip etmediğini nereden bileceksin?

Marcel: Ha..hatırlıyor musun?

Klaus: Neyi?

Marcel vücudundaki derin yaralara aldırmadan yavaşça doğrulmaya çalışıp Klausun gözlerine baktı.

Marcel: Ben 10 yaşında küçük bir köleyken, babam beyazların emrinde çalışırken...

Klaus: Pekala... biraz nostaljinin kimseye zararı olmaz. Ama bunun beni yumuşatacağını düşünüyorsan aklını kaçırmışsın.

Marcel: O lanet beyaz babamı kırbaçlayarak öldürdüğünde adamı öldürüp beni yanına almıştın, bana bakmıştın şimdi bana yapacağın şeyden önce merak ediyordum da...

Klaus: Hadi sor sorunu.

Marcel: Senden beni dönüştürmeni istediğim halde yapmadın... Neden yapmadın? O zamanlar... farklıydın. Ölümden bu kadar korkmasaydım yine dönüştürmezdin. Bana bildiğin herşeyi öğretttin. Ailem gibiydin... Ama sonra bırakıp gittin.

Klaus: Gitmek zorundaydım.

Marcel: Ah evet Mikael. Sana bunu daha önce hiç söylemedim ama bunu istiyordu, istediği şey tam da buydu. Bu hale geldiğinde onu haklı çıkaracağını biliyordu ona istediğini verdin Klaus... Nefret ettiği baş belası üvey oğluna dönüştün ama ben gördüm, sende bundan fazlası var.

Klaus: Evet sanırım şimdi ağlamamız gerekiyor... Yapma Marcel sen bu kadar derin bir adam değilsin, ama çabanı takdir ettim az kalsın işe yarıyordu.

Marcel: İstediğini düşün, ben doğruları söylüyordum. Şimdi ne istiyorsan yap seni durduracak gücüm yok.

Klaus derin bir nefes aldı ve etki altındaki adamlardan kan torbalarını kendisine getirmelerini istedi. Marcelin kan torbalarını gördüğünde yüzündeki mutluluk paha biçilemezdi.

Marcel: Gözlerim yaşardı... demek kurbanının son anlarını böyle geçirmesini istiyorsun. Teşekkürler dostum.

Klaus: Ah yapma... aslında o kadar da kötü biri değilim.

Marcel: Hayır kötü biri değilsin, DEĞİLDİN. Sen şeytanın ta kendisisin.

Klaus: Bunu iltifat olarak alacağım.

Klaus yavaşça eğilip Marcel'in gözlerine bakmasını sağladı, içtiği kan sayesinde yaraları hızla kapanmıştı.

Klaus: Evet küçük dostum. Öncelikle artık mine içmeni istemiyorum...

Marcel: Mine içmeyeceğim.

Klaus: Güzel... Söyle bakalım Davina'nın ailesi nerede? Davina neden onları göremiyor?

Marcel: Davinanın soyu çok eski ve güçlü bir cadıya dayanıyor... Annesi onu doğurduktan sonra dönüştüğü halde güçlerini kaybetmedi.

Klaus: Bu imkansız, doğa ikisini birden kaldıramaz. Ya vampirsindir ya da cadı.

Marcel: Sana söyledim. Onlar çok güçlü hatta öyle ki, öldüklerinde bile yaptıkları büyülerin etkisi geçmiyor.

Klaus: Devam et...

Marcel: Davina tehlikedeydi... Annesiyle bir süre ilişkim olmuştu, bana herşeyi anlatırdı. Kocası kaçığın tekiydi güçlerini bilirsin, pek de iyi şeyler için kullanmıyordu ve yardım etmesi için onu da zorluyordu.

Klaus: Ne yapıyordu? Nasıl büyüler.

Marcel: Adam kurtlarla fazla samimiydi, belki de karısı vampirleri sevdiği içindir... duyduğuma göre kurtlar onlardan kendilerine ölümsüzlük büyüsü yapmalarını istemişler.

Klaus: Ne büyüsü?

Klaus büyük bir kahkaha attı.

Marcel: Davinanın başı dertte, seninki de öyle... hepimizinki dertte. O büyüyü yapmış Klaus, dönüştükten sonra gelişimleri duruyor. Yaşlanmıyorlar ölmüyorlar... dolunay dışında ölümsüz bir insan gibiler. Ve çok güçlüler... Bu haber dünyanın geri kalanında ki kurt klanları arasında hızla yayılınca büyüyü gerçekleştirmesini istemek için Amanda ve kocasının peşine düştüler. Öldükten sonra bile büyüleri bozulmadığından bu bütün kurtlara cazip geldi. Ancak bir bebekleri olduğundan yalnızca ben haberdardım. Sonunda kocasının sapkınlıklarına dayanamayıp bir gece onu öldürüp bana kaçtı Davina henüz 5 yaşındaydı... onu dönüştürme mi istedi ancak bu şekilde onlardan kurtulabilirdi. Onu dönüştürdüm ve tahmin et ne oldu? Güçlerini kaybetmedi...Onu bulacaklarını biliyordu öyle de oldu... Benden kızı saklamamı ona bakmamı istedi. Öyle yaptım... kimseye hiç bir şey söylemedim. Kızının normal bir hayat yaşamasını istedi bu yüzden bir büyüyle geçmişini, ailesini zihninden sildi. Bu yüzden onları göremiyor, olanları bilmiyor. Bir süre sonra da haberini aldım, ölmüş.

Klaus: Sen de ona normal bir hayat vermek yerine güçlerini kullanıp esir etmeyi tercih ettin.

Marcel: Onun hayatını kurtardım, karşılığında aldığım şey çok küçük bir ödül dostum.

Klaus: Tanrım... Bir de benim kötü olduğumdan yakınırsınız.

Ölümsüz kurt adamlar, Davinanın ailesinin gizemli güçleri... Bunlar çok fazlaydı, öyle ki Caroline bile aklından çıkmıştı. Klaus silkelenip kendisine geldi ve Marcel'i ayağa kaldırıp hızla ağaca yasladı.

Marcel: Artık hepimiz tehlikedeyiz dostum, kurtlar onun yaşadığını öğrenirse işimiz biter.

Klaus: Bunun icabına ben bakacağım... Ama sen... bundan sonra ne dersem onu yapacaksın. Şimdi senden herşeyi unutmanı istiyorum, kurt adamları bulmaya gittiniz, bir adamın ve Davina öldü. Ve bir şey daha var... senden bu genç dostlarını öldürmeni istiyorum, herkesin önünde.

Marcel: Bunu neden yapacağım?

Klaus: Çünkü sana saygısızlık ettiler. Ve sen, sana karşı çıkan herkesi öldürürsün. Şimdi kısa bir tekrar yapalım.

Marcel: Kurt sürüsünün peşinden gittik, Davina ve Jackson öldü. Bana saygısızlık eden herkesi öldüreceğim. Mine içmeyeceğim.

Klaus: İşte böyle...






















Mystic Falls

Elijah ve Caroline nihayet kasabaya varmış, hava alanından Salvatore'ların evine doğru hızla yol almaya başlamıştı.

Elijah: Damonun hayatını kurtarmak istiyorsak çabuk davranmamız gerekiyor.

Caroline: Evet... Ben... kendimi berbat hissediyorum. Demek istediğim bunu Elenaya nasıl söyleyeceğim?

Elijah: Hey... sakin ol. Kendine çok yükleniyorsun. Herşeyi aynı anda düzeltemezsin, sihirli bir değnek olmadığının farkına varmalısın Caroline...

Caroline: Evet, bu halim genelde insanların canını sıkıyor.

Elijah: Hayır, ben öyle düşünmüyorum. Bence sen sadece fazla hassas ve merhametlisin...

Elijah ve Caroline bir süre birbirlerine bakıp gülümsediler. Caroline Elijah'ı kesinlikle etkilemişti ama bu o türden bir etkileşim değildi... Elijah Caroline'a Rebekah'a baktığı gibi bakıyordu, aslında onula oldukça fazla ortak noktası olduğunu düşünüyordu. İkisi de göstermek istemese de hassas, kırılgandı ve her zaman duygusal kararlar alırdı.

Caroline: Ah tanrım, annem... peki annem ne olacak?

Elijah: Rahatla Caroline, Damonu iyileştirir iyileştirmez anneni almaya gideceğiz.

Caroline: Belki de sen Damon'u iyileştirirken ben anneme...

Elijah: Hayır Caroline, seni yalnız bırakamam Klaus...

Caroline: Tamam... ısrar etmiyorum.

Araç yavaş yavaş kapıya yaklaşırken Elena telaşlı gözlerle onları bekliyordu. Caroline araçtan çıkıp hızla Elena'nın boynuna atıldı.

Elena: Tanrım, seni çok özledim... Neredeydin neden beni bırakıp gittin, neler...

Caroline: Hey buna vaktimiz yok...Stefan nerede.

Elena: Az önce buradaydı ama...

Elijah: Caroline... gidip kanı Damon'a ver. Elena konuşmamız gerekiyor.

Caroline: Elijah belki de bunu ben yapmalıyım?

Elijah: Vaktimiz yok Caroline... hala buralarda olabilir.

Elena: Hey neler oluyor!

Caroline: Vaktimiz yok Elena... Damon nerede?

Elena: Mahzende.

Elijah: Caroline, tekrar düşündüm de...

Caroline: Hayır sorun yok, ben halledebilirim.

Caroline hızla içeriye geçip mahzene ilerlemeye başladı.

Elena: Elijah artık neler olduğunu açıklayacak mısın?

Elijah: Öncelikle sakin olmana ihtiyacım var birazdan duyacakların senin için pek hoş olmayacak...

Elena: Elijah beni korkutuyorsun.

Elena derin bir nefes aldı.

Elena: Pekala... seni dinliyorum.


























Caroline yavaş adımlarla mahzene yaklaşıp demir sürgüyü çekti ve içeriye doğru bir adım attı...
Bu sırada Elijah Elenanın hıçkırıkları ve göz yaşları arasında onu teskin etmeye çalışıyor, bildiği herşeyi anlatıyordu.

Caroline: Damon...?

Caroline bir kaç adım daha attıktan sonra Damonun nefesini ensesinde hissetti ve korkuyla sıçrayıp arkasına döndü.

Damon: Caroline...

Damon'nun gözleri yavaşça kapanıp, bedeni hızla yere yığıldı...

Caroline: Damon, Damon...!

Caroline cebinden tüpü çıkarıp kanı Damon'un ağzına boşaltmaya çalıştı ancak Damon ani bir hamleyle hareketlenip Caroline'ı hızla geriye ittirdi.
Ne yazık ki tüpteki kan yere düştüğü an toprağa karışmıştı.

Caroline: Lanet olsun! Damon ne yaptın.

Damon: Caroline... benim küçük Caroline'ım.

Damonun yüzündeki acının yerini sinsi bir gülümseme almıştı. Ağır adımlarla Caroline'a yaklaşmaya başladı Caroline bir kaç adım gerileyip sırtı duvara yaslandığında kaçamayacağını anladı. Damon halüsinasyon görüyordu.

Damon: Benim için bir şey yapmanı istiyorum.

Caroline: Damon kendine gel... halüsinasyon görüyorsun! Elena! Elijah!

Damon gülümseyip Caroline'a daha fazla yaklaştı ve ellerini duvara yaslayıp bedenini Caroline'ın bedenine bastırdı.

Caroline: Damon bırak beni! kendine gel!

Damon çenesinden tutup yüzünü çevirdi ve gözlerini kendisine korkuyla bakan mavi gözlere kilitledi. Caroline'ı görünce onunla hala insanken geçirdiği gecelerden biri aklına gelmişti ve halüsinasyon görüyordu. Bir süre gözlerine baktıktan sonra gülümseyip konuşmaya başladı, onu etki altına aldığını sanıyordu.

Damon: Elenanın yanından ayrılmayacaksın yarın akşam Lockwood'ların evinde ben Elenayla konuşurken, sen Stefan'ı seni dansa kaldırması için ikna edeceksin.

Caroline: Damon kendine gel canım yanıyor! Elena! Elijah! Lanet olsun!

Caroline, Elijah'ın Elena ile yaptığı konuşmanın zorluk derecesini biliyordu ve eğer hala bahçedelerse kendilerini bu mahsende duymayacaklarından emindi.
Yine de şansını denedi defalarca bağırdı. Ne zaman elinden kurtulup kaçmak istese Damon kalan tüm gücüyle onu yeniden yakalıyor, duvara yaslayıp etki altına almaya çalışıyordu. Sonunda korktuğu oldu...

Damon: Sakın bağırma.

Caroline: Bırak beni, bırak!!!

Damon etki altına aldığını sandığı insan Caroline'nin boynuna dişlerini sapladı ve kanını içmeye başladı. Caroline acıyla bağırdı, çığlıklarını kimse duymuyordu. Eğer hala insan olsaydı muhtemelen şu an ölmüş olurdu. Damon bir süre sonra dişlerini çekip Caroline'ı yere fırlattı ve hızla üstüne uzandı. Gözlerine bakıp;

Damon: Bu gece bizim küçük Caroline, inan bana çok işime yarayacaksın.

Caroline: Damon! Kendine gel!

Damon: Ah korkma seni şimdilik öldürmeyeceğim. Buraya gel.

Damon bedenini kollarıyla sarıp dudaklarını, Caroline'nin dudaklarına bastırdı ve sert bir şekilde öpmeye başladı. Caroline altında çırpınsa da faydasızdı... Sesi, nefesi kesilmişti sadece göz yaşları akıyordu.Damon dudaklarından boynuna inmeye başladığında Caroline'nin ağlamaları ve çığlıkları artmıştı.

Caroline: Damon bırak! kendine gel yalvarırım! lütfen! .... Elena... ! Elijah...!!!

Damon: Bana karşılık vermeni istiyorum!

Caroline: Damon yapma!

Damon sert bir hamleyle Caroline'nin yakasına geçirdiği parmaklarını aşağıya çekti ve elbisesinin üst bölümünü yırttı.
Şiddetiyle Caroline'nin kolyesi kopup boynundan yanı başına süzüldü.


Caroline'nin göz yaşları akmaya devam ederken Damonun elleri Caroline'nın elbisesinin altına gitmişti ki bi anda durup ayağa kalktı.

Damon: Caroline?

Caroline hiç bir şey söyleyemedi sadece doğrulup ağlamaya devam etti.

Damon: Lanet olsun çok üzgünüm... Caroline! özür dilerim!

Damon dizlerinin üstüne yığılıp korkuyla Caroline'a baktı.

Damon: Ne yaptım ben...

Bu sırada Elena ve Elijah da hızla mahzene inmişti. Elena yerde toprağa karışmış kanı ve Caroline'nin halini gördüğünde göz yaşlarını tutamadı. Elijah öfkeli bir hırıltıyla Damonun boynunu kavrayıp havaya kaldırdı.

Damon: Üzgünüm... kendimde değildim! Bırak beni!

Elijah Caroline'a bakıp hıçkırıklara boğulduğunu gördüğünde Damonun bedenini adeta fırlatır gibi yere bırakıp yanına koştu.

Elijah: Caroline, iyi misin? Çok özür dilerim seni yalnız bırakmamalıydım. Lanet olsun...

Caroline: Çıkar beni buradan... lütfen...

Elijah ceketini çıkarıp Caroline'nin bedenine sardıktan sonra hızla kucağına alıp kapıya yöneldi ancak Caroline hıçkırıklarının arasından zor da olsa mırıldandı.

Caroline: Elijah... kolyem...

Elijah Caroline'ı yere bırakıp işaret ettiği yerden kolyesini aldı ve kollarını omuzlarına sarıp hızla dışarıya çıkardı.
Caroline daha fazla dayanamayıp dizlerinin üstüne çöktü ve ağlamaya devam etti. Bu hali Elijah'ı üzmüştü. Yanına çöküp bedenini kollarının arasına aldı ve saçlarına öpücükler bırakıp şefkatle sakinleştirmeye çalıştı.

Caroline avcunun içindeki kolyeyi sıkıyor, bir şeyler mırıldanıyordu... Ne Elijahın sözlerini duymaya ne de olayın vehametini düşünmeye hali yoktu. Hala insanken Damonun kendisine yaşattıkları, kendisini bir kan torbası gibi kullanması, ondan her anlamda yararlanması acı vermişti, canını yakmıştı... zamanla sineye çekmeyi başarsa da unutmamıştı.

O deşilmeyi bekleyen kabuk bağlamış ve asla iyileşmeyen bir yaraydı. Dudaklarını kolyesine götürüp bir öpücük kondurdu ve derin nefesler alıp zihninde yankılanan seslere kulak verdi.

"Seni seviyorum la mia perla"

"Sen benimsin... "

"Kimse seni incitemez"

"Sen güzelsin, güçlüsün, zekisin... Her erkeğin arzulayabileceği bir kadınsın. Ancak içinde, derininde benden başka kimsenin bilmesini, görmesini istemediğim bir Caroline var."

Elijah: Caroline... Caroline... Beni duyuyor musun?

Caroline derin bir nefes alıp Elijah'a baktı ve yavaşça kollarının arasından sıyrıldı.

Caroline: İyiyim.

Elijah: Çok üzgünüm Caroline... Seni koruyamadım! Lanet mahzene yalnız başına göndermemeliydim.

Caroline: Senin suçun değil. Her zaman bir şeyleri kendi başıma yapmam gerektiğini düşündüm, hep kafamın dikine gittim. Belki de hiç gelmemeliydim. Klaus haklıydı.

Elijah: Hayır sen doğru olanı yaptın bana bak, gözlerime bak. Sen çok cesursun Caroline... Sakın kendini küçümseme...

Bu sırada Elenanın sesi duyuldu.

Elena: Caroline...

Elijah kalkıp hızla Elenayı ağacın gövdesine bastırdı.

Elena: Bırak beni ne yapıyorsun!?

Elijah: Ondan uzak dur!

Elena: O benim dostum! Senden izin alacak değilim.

Elijah: Halini görmüyor musun!?

Elena: Ya ben? Stefan tanrı bilir nerede? Damon ölmek üzere ve ben...

Elijah: Biliyor musun Katherine'e sandığımdan da çok benziyorsun. Bencilsin Elena!

Elena: Ne düşündüğün umurumda değil. Hemen arayıp Klaus'u buraya çağıracaksın Damon ölüyor!

Elijah: İçeride olanlardan sonra nasıl onun hayatı için...

Elena: Bak yaptığının kötü olduğunu biliyorum! Ama Klaus'un da çok iyi şeyler yaptığını söyleyemezsin değil mi? Hem bu geçmişte kaldı Damon kendinde olsaydı asla böyle bir şey yapmazdı.

Elijah: Ve bunun herşeyi düzeltmesi mi gerekiyor? Geçmişte yapmış olması, yapmış olduğu yanlışı affetmemiz gerektiğini mi gösteriyor? Biliyor musun? bence bu kararı Caroline vermeli.

Elena Caroline'a bakıp adeta yalvaran bir ifadeyle fısıldadı.

Elena: Caroline lütfen...

Caroline başını diğer yöne çevirip derin bir nefes altı ve üstündeki cekete daha da sanırıp sessizce ağladı.

Elena: İkinizin de canı cehenneme!

Elena hızla uzaklaşırken Elijah Caroline'nin yanına oturup kendisine bakmasını sağladı.

Elijah: Ne düşünüyorsun?

Caroline: Düşünemiyorum.

Elijah: Ne istiyorsun?

Caroline gözlerine bakıp tekrar hıçkırıklara boğuldu ve yüzünü göğsüne gömdü.

Caroline: Ölmesini istiyorum...


















New Orleans

Klaus nihayet işlerini tamamlayıp evine varmıştı.

Klaus: Alex...

Alex: Buyrun efendim?

Klaus: Davina nerede?

Alex: Kendileri istirahat ediyorlar efendim.

Klaus: İyi mi?

Davina: İyiyim. Beni düşündüğün için teşekkür ederim.

Klaus: "Düşündüğüm tek şey çıkarlarım" Elbette seni düşünüyorum Davina, iyi olmana sevindim... otursana? Çekilebilirsin Alex.

Davina: Çok tuhaf...

Klaus: Tuhaf olan ne?

Davina: Bedenimi ele geçirdi. Bunu daha önce defalarca denememe rağmen kimsenin ruhunu bedenimde taşıyamamıştım. Bunun bir lanet olduğuna inanırdım. Çok güçlü olmalı...

Klaus: Evet öyle... Neler olduğunu hatırlıyor musun?

Davina: Sanırım hayır...

Klaus: Marcel'in yanından geliyorum.

Davina: Ailem... Ailem hakkında bir şey...

Klaus: Alex çok uğraşmış, yemekler harika görünüyor neden geçip biraz atıştırmıyorsun. Benim yapmam gereken bir telefon görüşmesi var.

Davina: Elbette ama bana...

Klaus: Anlatacağım... Şimdi yemek odasına geçip midene bir şeyler girmesine izin ver, berbat görünüyorsun.

Davina: Pekala, teşekkürler.

Davina yemek odasına geçer geçmez Klaus telefonunu çıkarıp bir kaç numara tuşladı ve Caroline'ın telefonunu açmasını beklemeye başladı.

Klaus: Aç şunu hadi...Klaus bir kaç defa daha arasa da cevap alamadı. Bu defa Elijah'ın telefonuna yönelip art arda onu aramaya başladı ancak sonuç değişmedi.

Klaus: Lanet olsun...














Mystic Falls

Elijah: Emin misin? Demek istediğim ondan saklayamazsın.

Caroline: Saklamıyorum, sadece telefonda söyleyebileceğim bir şey değil, dahası ses tonumdan anlayacaktır. Eminim şu an önemli meseleleri vardır benim aptallıklarım yüzünden herşeyi bırakıp kasabaya koşmasını istemiyorum.

Elijah: Ciddi misin? kendini şuçlamaya devam mı edeceksin? Burada suçu olmayan tek kişi sensin Caroline... Başına gelenler...

Caroline: Hayır lütfen devam etme... bu konu beni utandırıyor...

Elijah: Afedersin, üzgünüm. Söz veriyorum bir daha bu konuda konuşmayacağım, hatırlatmayacağım. Anneni görmek istemiyor musun?

Caroline: Beni bu halde görmemeli, sakinleşmeye ihtiyacım var sonra onu alıp...

Elijah: Merak etme... ikinize de bir şey olmayacak.

Caroline: Teşekkürler Elijah. Sen hem iyi bir dost, hem de iyi bir kardeşsin.

Elijah: Artık sen de benim ailemsin Caroline...

Caroline: Beni bu kadar kısa bir sürede, böylesine benimsemen çok hoş. Sen de benim ailemsin Elijah.


















New Orleans

Davina: Masaya gelmeyecek misin?

Klaus: Meşgulüm, yemeğini bitirdiysen odana çekilebilirsin.

Davina: Onunla gitmeliydin.

Klaus: Ne?

Davina: Onu yalnız göndermemeliydin.

Klaus: Sen nereden...

Davina: Tamam, biraz fazla meraklıyım ve itiraf etmeliyim Alex ile iyi anlaşıyoruz. Sanırım yardımcılarınız dedikodu yapmayı seviyor.

Klaus: Evet belki de yemek sırası bendedir. Alex akşam yemeğim olabilir...

Davina: Ne?

Klaus: Herneyse... odana git aşkım.

Davina: İstersen... sana...

Klaus: Ne?

Davina: Demek istediğim bunu uzun zamandır yapmıyordum ama kendimi iyi hissediyorum ve belki şimdi yapabilirim.

Davina yaklaşıp Klaus'un ellerini avuçlarının arasına aldı ve kanepeye oturttu.

Klaus: Davina ne yapmaya çalışıyorsun?

Davina: Şşş onu görmek istemiyor musun? Sana onu gösterebilirim.

Klaus: Bunu gerçekten yapabilir misin?

Davina: İstemiyor musun?

Klaus: Aslında bu pek de hoş bir davranış olmaz.

Davina: Yapma, meraktan kıvranıyorsun. Ne zararı olabilir ki? İstersen ona söylemeyiz bu bizim sırrımız olur.

Klaus: Pekala ne yapmam gerekiyor?

Davina: Gözlerini kapat ve sadece görmek istediğin kişiye odaklan.

Klaus gözlerini kapatıp Caroline'ı düşünmeye başladı, bu hiç de zor olmamıştı çünkü Caroline Klaus'un aklından hiç çıkmamıştı.
Davina da gözlerini kapatıp büyülü sözcükleri fısıldamaya başladı. Bu durum bir süre devam etti...

Davina: Vis det til os... hvis du er god til os...!

Sonunda görüntü yavaş yavaş zihinlerine akmaya başladı...

Davina: Vis os!

Klaus'un göz kapakları iyice ağırlaşmaya başladığında gelen görüntü kanını dondurmuştu.

Klaus: Hayır...

Davina: Sadece konsantre ol.

Klaus Davina'nın söylediğini yaptı zira bu gerçek olamazdı.
Caroline Elijah'ın kollarının arasında üstünde Elijah'ın ceketiyle gözlerini kapatmış, başını huzurla göğsüne yaslamıştı. Elijah'ın dudakları da Caroline'nin saçlarındaydı.
Klaus öfkeli bir homurtuyla gözlerini açıp elini Davina'nın boynuna doladı.

Davina: Klaus! bırak! nefes alamıyorum!

Klaus: Bu gerçek değil, sen yaptın değil mi? zihnimle oynadın! küçük fahişe...

Davina: Yemin ederim bir şey yapmadım, sadece olanı gösterdim. Bana inanmıyorsan başka bir cadı bul!

Klaus: Hemen odana git!

Davina: Klaus ben gerçekten üzgünüm.

Klaus: Odana git dedim!

Klaus'un bu hali Davina'nın korkudan dizlerinin titremesine neden olmuştu. Hızla odasına koştu...Klaus telefonunu çıkarıp takrar aradı, defalarca hem Elijah'ı hem de Caroline'ı aradı. Gözleriyle gördüğü halde gerçek olmadığına inandırmıştı kendini ama yine de acı çekiyordu. Caroline bunu ona asla yapmazdı...Sonunda Caroline telefonunu açtı.

Caroline: Klaus...

Klaus: Neden telefonu açmadın, seni ve Elijah'ı defalarca aradım. İyi misiniz?

Caroline: Ben... bilmiyorum elbette iyiyiz. Annemleyim...

Klaus: Annenin yanındasın... evet... ah her neyse... kapatmalıyım.

Caroline: Klaus neler oluyor.

Klaus: Annenin nefes alıp verişlerini duymuyorum Caroline...

Caroline: Evet o... bahçeye çıkmıştı.

Klaus:...

Caroline: Klaus, Klaus...?

Klaus hiç bir şey söylemeden telefonu kapattı.
Öfkesi, hayal kırıklığı, hüznü ayak parmaklarından saç diplerine kadar her bir hücresini yakıyor, bedenini küle çeviriyordu. Ona açık yaralarını sunmuş, iyileştirmesini, kendisini sevmesini beklemişti buna izin vermişti ancak o görünmez bir bıçakla yaralarını deşip kanatmıştı. Ona ihanet etmişti... Tanıdığı en masum kadının aslında, tanıdığını sandığı kadınlardan olması Klaus'u yavaş yavaş öldürüyor, insanlığını yok ediyordu.

Klaus bedenini yavaşça kanepeye bıraktı. Yaklaşık bir saat hiç kıpırdamadan öylece oturdu... düşünemiyordu, ağlayamıyordu... Sadece öfke ve çaresizlik vardı. Artık biliyordu gerçekten yalnızdı. Saatler geçtikçe boş şişeler birbirini kovaladı... Alex salona gelip darma dağın eşyaları, Klaus'un halini gördükten sonra odasından çıkmaması gerektiğine karar verip hızla uzaklaştı.

Klaus elindeki viski şişesiyle doğrulmaya çalışıp atölyesine ilerlemeye başladı. Kapıyı açtığında bir daha hiç bir şeyin aynı olmayacağını anlaması, içinde kalan son zerreciği yok etmişti sanki.

Yarım kalan resmine baktı, Caroline'a ilk defa dokunduğu gözlerinde, teninde aşkı hissettiği yatağa baktı... yatağın altındaki gül yapraklarına baktı... Derin bir nefes aldı ve şişeyi duvarda parçalayıp resminin başına geçti.

Siyah boyayı palete boşaltıp fırçasını eline aldı ve tuvali baştan aşağı siyaha boyamaya başladı bir kaç saniyede oluşan karanlık kalbini kapladı ve içindeki alevleri körükledi.

Karanlığından kurtulmanın tek yolu içindeki ateşe izin vermekti... karanlığı aydınlatan güneş yerini ateşe bırakmıştı. Klaus duygularını, insanlığını yaktı. Sert bir hamleyle tuvali duvarda parçalayıp etrafındaki portreleri, resimleri kırıp dökmeye başladı...

Klaus: Lanet fahişe! Seni öldüreceğim!

Klaus odanın içinde sağlam bir şey kalmayana dek herşeyi parçalayıp kırdı. Karşısında; Caroline'nin yansımasına baktığı, görkemli vücudunu incelediği, kollarını beline doladığı... kendisine hediye ettiği kolyeyle masumiyetini seyre daldığı ayna vardı ancak bu kez yansıyanlar oldukça farklıydı. Yalnızdı, çaresizdi... Bakışları kendisini bile korkutuyordu. Ani bir hamleyle aynayı parçalayıp bağırmaya başladı. Elleri kan içinde kalmıştı...

Davina duyduğu seslerden, Klaus'un öfkesinden korksa da yanına koşup Klaus'u sakinleştirmeye çalıştı.

Davina: Klaus ne yaptın buraya böyle... tanrım ellerin parçalanmış.

Klaus hiç bir şey söylemedi son kez odaya bakıp hızla kapıdan çıktı. Son bir şişe daha alıp kanepeye oturdu... Artık hiç bir şey hissetmiyordu ya da kendisini buna ikna etmeye çalışıyordu.


Şişenin dibini getirmeye yaklaştığında karşısında Davina'nın belirdiğini fark etti.

Klaus: Senden kurtulamayacak mıyım ben? Defol.

Davina: Hayır gitmeyeceğim.

Klaus: Aptal mısın? senden faydalanıyorum küçük kız, zerre kadar umurumda değilsin zaten öleceksin. Şimdi beni yalnız bırak sahte nezaketten bıktım usandım artık. Tek kelime daha edersen seni öldürürüm.

Davina'nın gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.

Davina: Neden böyle davrandığını biliyorum, kalbini kırdı. Ama ben sana asla bunu yapmam...

Klaus: Davina, siktir git.

Davina Klaus'un sözlerini hiç umursamadı Marcel'in yaşattıklarından sonra Klaus'un yanında ilk defa yaşadığını, değerli olduğunu hissetmişti. Kötü şeyler yapsa da onun içinde, derinlerinde nasıl biri olduğunu görmüştü. Caroline'a verdiği değer içten içe imrenmesine ve ondan etkilenmesine neden olmuştu. Sonuçta o aşkı, sevgiyi hiç tatmamış kendisini her daim değersiz hisseden bir kızdı ve bu adam ona hayatının öyle devam etmemesi gerektiğini hatırlatan, o şansı tanıyan tek şeydi.

Güçlerinden faydalanmak istediğini biliyordu ama bunu umursamadı. Yavaşça sabahlığının kuşağını çözüp Klaus'un şaşkın ve öfkeli bakışları arasında çırılçıplak kaldı.
Bu durumun Klaus'a ifade ettiği tek şey Caroline'dı.

Gözlerini kapatıp şişeyi tekrar kafasına dikti ve o görüntü geldi.

Caroline: "Beni çizmeni istiyorum, yeniden... bana bakarak."

Davina: Klaus?

Klaus yavaşça gözlerini aralayıp Davinaya baktı. Çıplak bedeniyle ve heyecanlı bakışlarıyla üstündeydi. Hiç bir şey yapmadı, tepki vermedi sadece baktı. Davina elindeki şişeyi alıp bir kenara bıraktı ve yüzünü avuçlarının arasına aldı.

Davina: Seni iyileştirebilirim. Birbirimize iyi gelebiliriz...

Klaus hiç cevap vermedi yeniden gözlerini kapattı.

Caroline: "Lütfen... seni istiyorum, dokun bana."

Davina: Dokun bana, beni hissetmeni istiyorum.

Davina yavaşça dudaklarına eğilip oldukça acemi hareketlerle Klaus'u öpmeye başladı. Klaus derin bir nefes alıp gözlerini açtı ve kendisini titreyerek öpmeye çalışan genç kıza baktı.

Davina: Lütfen..

Klaus dudaklarını aralayıp karşılık vermeye başladı ancak bir terslik vardı. Klaus ağlıyordu.
Davina daha fazla direnemeyeceğini anlayıp dudaklarını çekti.

Davina: Bu kadar mı canın yanıyor?

Klaus hiç cevap vermedi yavaşça Davinayı altına alıp başını göğüslerinin üstüne bıraktı.

Davina saçlarını okşayıp sıkıca sarıldı.

Klaus: Davina...

Davina: Efendim...

Klaus başını kaldırıp gözelerine baktı... Niyeti onu etki altına almaktı.

Klaus: Bana her ne hissediyorsan... unut!

Davina'nın gözleri doldu.

Davina: Hayır, hayır Klaus bunu yapma...

Klaus: Unut dedim!

Davina: Hayır, unutmak istemiyorum, hayır...

Klaus dişlerini sıkıp fısıldadı.

Klaus: Lanet sürtük mine mi içtin! nereden buldun!

Davina: Ben... ben...

Klaus yavaşça üstünden kalkıp gözlerine baktı, Davina korkuyla titriyordu. Usulca eğilip yüzünü boynuna gömdü ve ani bir hareketle dişlerini boynuna sapladı. Davina acıyla çığlık attı, bedeninden uzaklaştırmak istese de yapamadı bir kaç saniye içinde gözleri kapanıp nefes alıp verişleri yavaşladı. Klaus dişlerini çekip elinin tersiyle dudaklarını temizledikten sonra Davinayı öylece bırakıp diğer kanepeye geçti ve uzanıp bitmiş bir halde uykuya daldı.





















Sabah gözlerini açtığında Davinanın ölmek üzere olan solgun bedeniyle karşılaştı. Yavaşça doğrulup sağlıklı düşünmeye çalıştı.

Klaus: Ah lanet olsun...

Hızla kalkıp bileğini ısırdı ve kanını Davina'nın dudaklarının arasından akıtıp çıplak bedenini sabahlığıyla örttü.
Alex titreyerek odaya girdi ve Davinaya baktı.

Alex: O... yaşıyor mu?

Klaus: Evet yaşıyor, ama benim kahvaltıya ihtiyacım var ve sen... tanrım çok güzel kokuyorsun.

Alex kaçmak için bir hamle yapsa da Klaus hızla yakalayıp kollarının arasına aldı ve tüm kanını çekip cansız bedenini duvara fırlattı.

Gürültüyle Davina'nın gözleri aralandı.

Davina: Klaus...

Klaus: Kalk hadi, gidiyoruz.

Davina: Klaus... lütfen beni öldürme...

Davina hıçkırıklara boğuldu Klaus öfkeyle yaklaşıp sert bir şekilde kolundan tuttu ve çekiştirip kaldırdı.

Klaus: Gidip üstüne bir şeyler giy, ve şu kandan kurtul... Yoksa gerçekten öldüreceğim.

Davina: Tamam... ben..

Klaus: Acele et!

Klaus yukarıya çıkıp kanlı gömleğini değiştirdikten sonra hızla aşağı inip Davinayı çekiştire çekiştire arabaya bindirdi. İstikamet, Mystic Falls'dı.














Mystic Falls

Elijah ve Caroline defalarca arasa da Klaus telefonlarına cevap vermedi. İntikam planını çoktan yapmıştı...Uçaktan inip hava alanında ilerlemeye başladılar.

Klaus: Kes artık ağlamayı!

Davina: Üzgünüm... ben...

Klaus: Davina gerçekten canımı sıkıyorsun.

Davina: Tamam... lütfen...

Davina derin bir nefes alıp kendisini toparlamaya çalıştı, Klaus'un ne yapmaya çalıştığını, onu neden götürdüğünü anlamamıştı. Çok geçmeden araçlarına binip ilerlemeye başladılar... Klaus şoföre talimat verip Forbeslerin evine doğru ilerlemesini istedi.

Davina Elijah'ı görür görmez içinin titrediğini hissetti. Caroline annesine sarılıp bavullarını arabasına taşıdı. Klaus şoföre talimat verip ıssız bir köşede durmasını istedi. Dakikalarca onları izledi gülüşmelerini, Elijah'ın elini Caroline'nin beline koyuşunu, annesinin memnuniyetini.

Klaus: Burada bekle...

Araç hareket edip Elijah yalnız kaldığında Klaus öfkeyle araçtan çıkıp ilerlemeye başladı.

Elijah: Hepinizi cehenneme göndereceğim.

Elijah ayak seslerinden birinin kendisine hızla yaklaştığını fark etmiş olacak ki hızla arkasına döndü. Gördüğü kişi Klaus dan başkası değildi ancak bir terslik vardı. Klaus öfkeliydi...

Elijah: Lanet olsun...

Klaus: Seni mahvedeceğim.

Elijah: Demek öğrendin... bak üzgünüm ben...

Klaus Elijah'ın konuşmasına fırsat vermeden yere yatırıp yumruklarını yüzüne indirmeye başladı. Önce öfkesini atmalıydı.

Klaus: Lanet pislik sana güvenmiştim... bu defa gerçekten güvenmiştim.

Elijah: Klaus özür dilerim dur! Bak bir anda oldu tamam mı?

Klaus: Demek bir anda oldu!? Zevk aldın mı ha? Kardeşinin sevdiği kadını becerirken zevk aldın mı!

Elijah Klaus'un bir anlık boşluğundan yararlanıp kollarının arasından kurtuldu.

Elijah: Ne! Sen ne saçmalıyorsun!

Klaus: Herşeyi gördüm! Davina bana...

Elijah: Lanet olsun! Aptal! Ne gördün?

Klaus: Ne halt ediyorsun! inkar mı edeceksin.

Elijah: Her ne gördüysen hiç bir şey sandığın gibi değil. Dua et de bu halini, söylediklerini Caroline duymasın. Gece yeterince göz yaşı döktü!

Klaus: Neden bahsediyorsun.

Elijah: Damon ona saldırdı seni aptal! Teselli etmeye çalışıyordum. Benim hatam üzgün tamam mı onu yalnız bırakmamalıydım! Ona hissettiğim şey Rebekah'a hissettiklerimden öte değil.

Klaus: Ne! ama... ah...

Elijah: Tanrım sen gerçek bir aptalsın.

Klaus: Ben... bilmiyordum! Lanet olsun neden bana haber vermedin! neden onu yalnız bıraktın neden...

Elijah: Üzgünüm tamam mı? ne kadar üzgün olduğumu tahmin edemezsin. Ve özür dilerim...

Klaus: Damonu, tanıdığı, sevdiği herkesi öldüreceğim.

Elijah Klaus'un kolundan tutup durdurdu.

Elijah: Klaus... yapma... o öldü Caroline'a saldırdığında kan yere dökülmüş... Caroline seni çağırmamızı istemedi. Ölmesini istedi.

Duydukları bir nebze içini ferahlatsa da ona saldırması fikri aklına geldikçe çıldırmamak için, kasabayı yakıp kül etmemek için kendisini zor tutuyordu. Kızgındı öfkeliydi... Elijah'a herkese... en çok da kendine. Bunu nasıl düşünebilmişti, Caroline'a bunu nasıl yakıştırabilmişti? o acı çekerken nasıl onu öldürme planları yapabilmişti...

Klaus: O nerede?

Elijah: Annesi teyzesinin yanına yerleşecekmiş. Kasabaya kısa bir mesefede... birazdan gelir, vedalaşmaları rahat rahat konuşmaları için onları yalnız bırakmak istedim.

Klaus: Evet, onu yeniden yalnız bıraktın. Hem de Silas etrafta cirit atarken...

Elijah: Ben...

Klaus: Tamam, duymak istemiyorum.

Elijah: Klaus yaşadıkları hoş değildi, yani ona bunu hatırlatmak...

Klaus: hiç bir şey bilmiyorum.

Bu sırada Caroline'ın aracı yavaşlayıp durdu. Caroline araçtan çıkıp hızla Klaus'un kollarına koştu.

Caroline: Klaus! tanrım... burada ne işin var!

Klaus: Seni merak ettim ve...

Caroline Klaus'un konuşmasına izin vermeden dudaklarına kısa ve tutkulu bir öpücük bıraktı. Elijah gülümsedi, bu kız gerçekten mükemmeldi.

Caroline: Geleceğini bilmiyordum.

Klaus: Sen iyi misin?

Caroline: Elbette iyiyim.

Caroline soru soran gözlerle Elijah'a baktı. Olanları öğrenmemiş olmasını umuyordu, en azından kendisinden öğrenmesini istiyordu. Klaus konuyu değiştirmek istercesine Caroline'nin boynuna baktı.

Klaus: Kolyen...?

Caroline elini boş gerdanına sürüp acı bir gülümseme takındı.

Caroline: Ben... koptu ve yaptıracak vaktim olmadı, üzgünüm.

Klaus'un gözleri yanmaya başladı. Kolyesi'nin neden koptuğunu az çok anlamıştı. Derin bir nefes alıp kollarını Caroline'nin bedenine sıkıca sarmaladı.

Klaus: Sorun değil la mia perla. Seni seviyorum...

Caroline: Seni seviyorum.

Elijah: Ah böldüğüm için üzgünüm. Ama şu koşan Davina değil mi?

Klaus: Ne! ah lanet olsun onu tamamen...

Caroline: Davina burada mı? Neden?

Klaus: Ben...

Elijah: Buna vaktimiz yok!



















Davina koşup hızla ormanın derinliklerinde kaybolmayı başardı.

Davina: Lanet olsun, tanrım lütfen beni bulmasın... Ölmek istemiyorum.

Davina Klaus'un kendisini öldüreceğine özellikle de dün geceden sonra kesinlikle inanmıştı. Belki kaçıp saklanabilirse ondan kurtulabilirdi. Koşmaya devam etti... kendisini bulamamaları için bildiği tüm büyülü sözcükleri hıçkırıklarla, ağlayarak fısıldamaya başladı.
Sonunda yorulup bir ağacın gövdesine yaslandı.

Klaus: Davina!

Davina: Lanet olsun, hayır... hayır...

Klaus: Hey hey... sakin ol. Sana zarar vermeyeceğim.

Davina göz yaşlarını silip kendisine yaklaşan Klaus'a baktı yüzünde ki öfke yerini şefkate bırakmıştı.

Klaus: Seni korkutmak istememiştim. Özür dilerim aşkım.

Davina: Beni öldürme... lütfen...

Klaus yaklaşıp yüzünü avuçlarının arasına aldı ve alnına bir öpücük bıraktı.

Klaus: Şşş sana asla zarar vermem. Yaptıklarım için üzgünüm Davina, sana bir şans vermeliydim, bize bir şans vermeliydim.

Davina: Ne?

Klaus: Sen haklıydın. O beni sevmiyor, incitiyor, yaralıyor ve ben de aynısını sana yapıyorum. Ama söz veriyorum artık seni incitmeyeceğim.

Davina: Ama sen... beni istememiştin...

Klaus: Mantıklı düşünemiyordum, acı çekiyordum. Özür dilerim...

Davina: Ah sorun değil... bu gerçekten...

Davina hızla yaklaşıp dudaklarına bir öpücük bırakmak istese de Klaus bir adım gerileyip gülümsedi ve gözlerine baktı.

Klaus: Hayır aşkım, buna vaktimiz yok. Söz veriyorum daha sonra acısını çıkaracağız.

Davina: Sorun ne Klaus?

Klaus: Benim için herşeyi yapar mısın?

Davina: Elbette... ben seni...

Klaus geriye çekilip çalıların arasındaki tabutu açtı ve genç adamı dışarıya çıkardı.

Davina: Aman tanrım bu da kim? Ona ne olmuş...

Klaus: Hey... hey... korkma. Senden güçlü bir büyü yapmanı isteyeceğim. Ailene kavuşmanın yolunu buldum Davina.

Davina: Tanrım ailemi buldun mu?

Klaus: Evet onlar... ölmüş.

Davina: Hayır!

Klaus: Şşşş ama geri getirebilirsin... Sonra sen, ben ve ailen yeni bir hayata başlarız.

Davina: Nasıl?

Klaus: Arafı yok edeceksin

Davina: Neyi?

Klaus: Arafı... eğer yok edersen ölen tüm doğa üstü canlılar huzura kavuşabilir ya da dünyaya dönebilir.

Davina: Bunu yapamam, ben... ölürüm.

Klaus: Ölmeyeceksin meleğim... seni seviyorum, buna izin vermem.

Davina: Ben... pekala. Bunu nasıl yapacağım?

Klaus elindeki kanlı taşı Davinaya uzattı. Davina bir süre taşa bakıp bekledi. Parmaklarının arasından kanın süzülmesini sağladıktan sonra gülümseyip Klaus'a baktı.

Davina: Artık ne yapmam gerektiğini biliyorum.

Klaus: Seni seviyorum...

Davina: Hold fri for de døde forblive på plads uden døre vil åbne Himmel og Helvede...

Davina sihirli sözcükleri haykırırken gök yüzü griye dönmeye başladı. Kasaba büyük bir fırtınanın ortasında kalmış gibiydi... Davinanın gözleri kapandı ve burnundan, dudaklarından kanlar süzülmeye başladı.
Bedeni titriyordu...

Davina: åbnet! åbnet!...

Bedeni yavaşça yere yığıldı... Bir süre sonra gözlerini aralayıp karşısındaki adama baktı... Sureti tabuttaki adamla aynıydı.

Davina: Sen de kimsin? Klaus nerede?

Silas: Tekrar merhaba Davina tanıştığımıza memnun oldum. Klaus hala seni arıyor... Büyü için minnettarım, artık ölebilirim.

Silas yavaşça ayaklanıp bir dal kopardı ve Stefan'ın cesedinin başına çöküp hızla kalbine sapladı... aynı anda bedeni tabutun yanına yığıldı.

Davina'nın da gözleri yavaşça kapanırken, cansız bedeni soğumaya başladı. Ölmüştü...

 

End Notes:

Ruh halimle mi alakalı bilmiyorum ama bu günlerde yazmakta zorluk çekiyorum. Umarım beğenmişsinizdir... Yorumlarınızı eksik etmeyin olumlu, olumsuz hepsi benim için çok değerli :)

 

 

Chapter Text

 

 

Rebekah David'in dudaklarına masum bir öpücük kondurup yataktan kalktı ve belinden süzülen çarşafa aldırmadan duşa ilerledi.

David: Orada ne yapıyorlar demiştin?

Rebekah: Ah bilmiyorum... Elijah her zaman bir şeyleri yoluna koyabileceğini düşünür çabalar, çabalar... ama hep...

David: Hüsran?

Rebekah: Genelde öyle sonuçlanır.

David: Peki Caroli...

Rebekah: Tanrım... soru sormayı bırak ve yanıma gel.

David: Benim bir insan olduğumu unutuyorsun.

Rebekah: Hadi ama... söz veriyorum bu sefer seni yormayacağım.

David: Beni hafife alıyorsun sevgilim.


















Klaus Caroline'nin elinden tutup telaşla sürüklerken, Elijah adımlarını hızlandırıp peşleri sıra ilerlemeye devam ediyordu.

Klaus: Davina!

Elijah: Bunun faydası olmuyor, o bir cadı... eminim izini kaybetmemizi sağlayan şey yaptığı büyüdür.

Klaus: Seni bulduğumda yemin ederim...

Caroline: Klaus canım yanıyor.

Elijah: Böyle devam edemeyiz.

Klaus: Davina!!!

Caroline: Klaus!!!!

Klaus Caroline'nin tiz sesiyle silkelenip kendine geldi ve bakışlarını, elini avucundan kurtarmaya çalışırken acı içinde kıvranan Caroline'a çevirdi.

Klaus: Üzgünüm...

Klaus elini gevşetip Caroline'nin uzaklaşmasına izin verdi.

Caroline: Sorun değil, bak onu bu şekilde bulmamız saatler hatta günler alacaktır.

Elijah: O haklı...

Caroline: Ayrılmalıyız...

Klaus: Çıldırmış olmalısın.

Caroline: Ciddiyim...!

Klaus: Pekala benimle gel, Elijah sen güneye ilerle seni buluruz.

Klaus vereceği cevabı dinlemeden Caroline'ı tekrar çekiştirmeye başladı ancak Caroline çevik bir hareketle elinden kurtulup Klaus dan uzaklaştı.

Klaus: Hey... Ne yaptığını sanıy...

Caroline: Ayrılmalıyız dedim.

Klaus: Sen durdurmadan önce yaptığımız şey tam da buydu.

Caroline: Ben asalak değilim Klaus.

Klaus: Kendini kanıtlamaya çalışmak için uygun bir zaman değil aşkım.

Caroline: Başımın çaresine bakabilirim.

Klaus: Evet bunu ne kadar becerebildiğini gördük.

Klaus ağzından kaçırdığı, ima ettiği şeyi fark ettiğinde iş işten geçmişti.

Klaus: Caroline ben...

Elijah kötü bir bakış atıp güneye yönelirken, Caroline Klaus'un omzuna sertçe çarpıp batıya ilerlemeye başladı. Klaus bu durumda üstüne gitmemesi gerektiğini bildiğinden kendi yönüne dönüp hızla aramaya devam etti ancak saatler süren aramalar ne Klaus, ne Elijah ne de Caroline için tatmin edici bir gelişmeyle sonuçlanmadı.

















Caroline aynı yerde dönüp durduğunu fark ettiğinde nefesini düzenlemek için sırtını bir kayaya yasladı ve eğilip yumuşak zemine oturdu ancak bu konfor kısa sürmüştü, çalıların arkasından gelen hışırtıyla doğrulup hızla kayayı siper aldı ve gizlenip bakışlarıyla, yaklaşan ayak seslerinin sahibini aradı.

Çok geçmeden sislerin arasında beliren karartı güven veren tonlamasıyla önce sesine sonra suretine kavuştu. Onu tam anlamıyla karşısında gördüğünde göz yaşlarının yeniden yanaklarından süzülmesine engel olamasa da Silas olmadığından emin olmak zorundaydı.

Caroline: Bonnie?

Bonnie: Caroline...

Caroline: Bu gerçekten sen misin?

Bonnie: Evet, korkma... benim.

Caroline ani bir atakla saklandığı yerden çıkıp Bonnie'nin boynuna sarıldı.

Caroline: Aman tanrım... aman tanrım.... ama anlamıyorum sen nasıl...

Bonnie: Yaptığım şey için beni asla affetmeyeceksin ama artık buradayım, ölene dek... geri döndüm Caroline.

Caroline: Neden? Ne? aman tanrım demek istediğim bu aldığım en güzel haber seni kaybetmekten öyle korkmuştum ki ama önemi yok artık buradasın...

Bonnie: Evet buradayım ama...

Caroline: Kes şunu sarıl bana...

İki arkadaş uzun süre sarılıp hasret giderdikten sonra kayanın üstüne çıkıp iki küçük kız çocuğu gibi konuşmaya başladılar...
Caroline Bonnie'nin hayata dönmesine o kadar sevinmişti ki başından geçen herşeyi bir çırpıda Bonnie'e anlatıverdi. Bonnie büyük bir sabırla sözlerini bitirmesini bekleyip göz yaşlarını sildi ve gülümsedi.

Bonnie: Bilmen gereken şeyler var.

Caroline: Tanrım bırak da senin için sevineyim.

Bonnie: Ben bir şey yaptım... üzgünüm sadece geri dönmek istiyordum, seni... Elenayı, babamı hatta annemi yalnız bırakmak istemedim, yaşamak istedim... tanrım...

Bonnie göz yaşlarına boğulup başını Caroline'nin omzuna yasladı.

Caroline: Hey, hey... anlat bana neler oluyor?

Bonnie: Üzgünüm... sana bunu yaptığım için üzgünüm. Silas'ın ölmek ve arafı yok etmek için Davinaya ihtiyacı vardı sizi buraya ben çektim, bütün bunlar benim planımdı Silas dışa vurum üçgeninden çıkamıyordu onu buraya getirmemi...

Klaus: Ne!?

Bonnie: Devam etmek isteyenler huzura kavuştu.. Çoğunun kalmak için nedenleri vardı. Qetsiyah Silas'ı taşlaştırmadan önce Silasın başka bir planı daha vardı. Stefan...
O öldürülemez, ölümü için doğa ona cürretkar bir hediye sundu. Bir görsel ikiz, ölmesi gerekiyordu böylece Silas da ölüp huzura kavuşabilecekti ancak Stefan vampir oldu. Ölümsüzlüğü Silasın bir işine yaramayacaktı dahası kurutulmuştu ve arafı yok edecek bir cadısı yoktu. Davina'nın annesi dönüştükten sonra bile güçlerini neden kaybetmedi biliyor musun? Çünkü o da Silas'ın soyundan geliyor. Hikayenin sizin bilmediğiniz kısmında bundan fazlası var... O kadın Qetsiyah öldürmeden önce bir çocuk doğurmuştu, evet ölümü Qetsiyah'ın ellerinden oldu ama bebeğe kimse dokunmadı.

Caroline: Bunu Stefana nasıl yaparsın...

Bonnie: Stefan devam edebilir, ya da dünyaya dönebilir ben kötü biri değilim Caroline... kimsenin ölmesini istemedim ama yaşamak istiyorum bunun için herşeyi yaparım.

Caroline hayal kırıklığını ve şoku atlatmaya çalışırken duyduğu sesle başını diğer yöne çevirdi.
Bonnie'nin korkudan titrediğini, nefesini... hissedebiliyordu.

Bonnie: Qetsiyah!

Qetsiyah: Bu ne cürret...

Bonnie: Lütfen ben...

Qetsiyah: Yaptığın şeyin mal olacağı zararları hiç hesap etmedin değil mi... Aptal çocuk, herşeyi berbat ettin, emeklerimi ters yüz ettin. Bunu ödeyeceksin!

Caroline ani bir hamleyle kalkmak istese de Qetsiyah elini kaldırıp bir kaç kelime fısıldayarak Caroline'ı kolayca diğer tarafa fırlattı. Düşmenin etkisiyle bir süre baygın kalan Caroline gözlerini araladığında ikisinden de eser yoktu.

Caroline: Bonnie! Lanet olsun Bonnie!!!

Göz yaşları içinde bir o tarafa bir bu tarafa koşup Bonnie'i arasa da hiç bir sonuç elde edemedi.

Caroline: Bonnie...

Caroline son bir gayretle arkadaşına seslense de gittiğini biliyordu, ölmüş müydü? hayatta mıydı? Kokusunu alamıyordu... en azından burada olmasa da hayatta olabileceğini düşünüp kendisini teskin etmeye çalışıyordu.

Caroline: Aptal Caroline... her zaman böyle mi olmak zorundasın. Klaus'u dinlemeliydim...

Caroline kendi kendine söylenip göz yaşlarını dindirmeye çalışırken bacaklarına vuran güçlü nefes ve hırıltıyla irkilip kaskatı kesildi.
Nefes dahi almıyordu ve arkasında ne olduğunu kokusundan anlayabiliyordu. Hiç hareket etmedi bi süre öylece kaldılar sonunda Kurt geri çekilmeye başladığında ani bir hamleyle adım attı fakat dalların çıtırtısıyla Kurttan güçlü bir hırıltı daha yükseldi.

Artık kaçınılmaz son gelmişti. Caroline cesaretle dönüp gözlerine baktı ancak bu içini kaplayan korkuyu bir anda hüzne çevirmişti...

Caroline: Tyler...

Bu Tyler'dı. Caroline onu karşısında kurt haliyle gördüğünde intikam için döndüğünü anlamıştı. İçinde bir yerlerde ona zarar vermek istemediğini bilse de şu an oldukça öfkeli ve saldırmaya hazır görünüyordu. Caroline hiç bir şey yapmadı sadece gözlerine bakmaya devam etti. Hareketsiz devam eden bu bakışma Caroline'nin ani atağıyla bir anında tersine döndü.

Caroline vampir hızıyla ağaçların arasından ilerlemeye başladığında Tyler da hırıltı ve ulumalarla onu takip ediyordu. Caroline şelalenin başına geldiğinde durdu ve aşağıya baktı atlasa bile arkasından gelip onu yakalayacaktı ancak onunla boğuşursa ısırılsa bile yaşamak için bir şansı olabilirdi, onu öldürebilirdi.

Bu düşüncelerle Tyler'a doğru bi hamle yapmıştı ki birden hızıyla suretini gizleyen bir vücut kendisini geriye ittirip Tyler'a yöneldi. Kısa boğuşma Tyler'ın acı ulumasıyla son bulduğunda cansız bedeni tekrar insan suretine bürünmüştü.

Caroline: Aman tanrım...!

Caroline kendisini kurtaran ve Tyler'ı öldüren adamın Damon olduğunu ancak fark edebilmişti. Damon sinsi gülümsemesiyle ağır adımlar eşliğinde Caroline'a doğru ilerlemeye başladı. Caroline bir adım geriledikçe Damon bir adım daha yaklaşıyordu. Sonunda parmaklarını boynuna geçirip Caroline'ı sertçe ağacın gövdesine yasladı.

Caroline: Damon... bıra... nefe...

Damon: Nefes alamıyor musun? Sorun değil bu seni öldürmez.

Caroline: Beni öldüre... misin...

Damon: Saçmalama barbie öldürmek isteseydim kurtarmazdım.

Caroline: Tanrı aşkın... bırak o zama...

Damon elini gevşetip Caroline'ı bıraktı ve vücuduna daha fazla yaklaşıp bedenini ağaçla kendi bedeni arasında bıraktı.

Damon: Aslında seni öldürmeliydim, beni ölüme terk ettin. Ama bunu yapmayacağım... Öyle bakmayı kes bir özür bekliyorsan cehennem dünyaya karışsa da bunu alamayacaksın.

Damon arkasını dönüp bir kaç adım ilerledi ve dönüp tekrar Caroline'a baktı.

Damon: Git ve Klaus'u bul araf dünyaya akın etti tek başına dolaşman güvenli olmaz.

Caroline korkuyla başını sallayıp Damonun uzaklaşmasını izledi. Bu Damon'un kendine has özür dileme yöntemiydi.


















Klaus artık Caroline'ı araması gerektiğini biliyordu hiç bir sonuca ulaşamamıştı ve artık sonuca ulaşmak da umurunda değildi.
Caroline'nin güvenliğinden endişe duyuyordu ve bu herşeyi sonlandırması için yeterli bir sebepti. Davinayı burada bırakıp gidebilirdi...

Bu düşüncelerle yönünü çevirip hızla batıya yönelmişti ki işittiği sesle olduğu yerde kaldı.
Gözlerinin dolduğunu hissetse de yüzünde hüzünden ve korkudan eser yoktu. Yansıttığı tek ifade gururdu.

Mikael: Klaus...

Klaus yüzünü sesin geldiği yöne çevirip Mikael'in gözlerinin içine baktı. Korkmuyordu... bakışlarında sadece nefret vardı.

Klaus: Bu da ne demek oluyor...

Mikael: Senin eserin.

Klaus: Ne?

Mikael: Aptalsın çocuk... bencilsin. Anlık öfkelerinin nelere mal olacağını düşünmüyorsun. Silas arafı yok etti... Davina sayesinde.

Klaus: Bu...

Mikael: Günahkarları dünyaya saldın. Ama biliyor musun seni yok edeceğim, huzura kavuşmak umurumda değil... yanında tek bir insan kalmayana dek seni yavaş yavaş öldüreceğim. Senden nefret ediyorum. Şeytanın tohumu!

Klaus: Durma, elinden geleni yap. Ama ben aciz değilim, ölümsüzüm!

Mikael: Yalnızsın... Kimse gerçekten yanında olmak istemiyor. Korkuyorlar, çıkarları var bu yüzden senin yanındalar.

Klaus: Beni kışkırtıp hayatımı mahvedemeyeceksin, artık değil...

Mikael: Seni acıtmak için mi söylediğimi düşünüyorsun? Aptal! Gözlerini aç ve daha dikkatli bak. Neye sahipsin?

Klaus: Herşeye... aile, güç, sadakat! Senin asla sahip olamadığın şeyler... Aileni mahvettin ve Ester sana ihanet etti. Ama ben herşeye sahibim, biliyor musun? Sen gerçek bir pisliksin.

Mikael güçlü bir kahkaha attı.

Mikael: Sahip olduğun hiç bir şey yok senin... bunu biliyorsun bu yüzden hiç düşünmeden buraya geldin, cadıyı getirdin değil mi? Kimseye güvenmiyorsun ve seni bitirecek şey de bu.















Elijah ayrıldıkları noktaya dönüp Caroline ve Klaus'u beklemeye başladı ancak karşısına çıkan kişi beklediğinden çok farklıydı.

Elijah: Anne...

Ester: Elijah...

Elijah: Bu... gerçek değil, sen Silas olmalısın.

Ester: Hayır... Klaus'un dikkatsizliği arafın yok olmasına neden oldu.

Elijah: Ama... nasıl...

Ester: Artık huzura kavuşabilirim ama yapmam gereken son bir şey var.

Elijah: Ben...

Ester yaklaşıp elini Elijah'ın yanağına koydu ve gözlerine bakıp kendisini dinlemesini sağladı.

Ester: Sen benim evladımsın seni seviyorum, Finn gibi... Rebekah gibi... Kol gibi... Henrik gibi...

Elijah: Klaus gibi...

Ester: Hayır bu doğru değil... Sen hiç bir zaman ona benzemedin. Sen şereflisin, onurlusun.

Elijah: Bunu ona siz yaptınız.

Ester: Kendimi savunmuyorum Elijah çok kötü şeyler yaptım ama telafi etmem gerekiyor, yoksa ne sen, ne kardeşlerin ne de dünya rahat bir nefes alamayacak. Klaus çok kötü şeyler yapacak, biliyorum... Onu durdurmak zorundayız.

Elijah: Buraya bunun için mi geldin? Kardeşimi öldürmek için sana yardım edeceğimi mi sanıyorsun? Bizi de öldürmeye çalıştığını unuttuğumu mu düşünüyorsun!

Ester: Unutmadın biliyorum ama izin ver herşeyi...

Elijah: Sana asla yardım etmem.

Ester: Elbette etmezsin, değiştin değil mi? Seni de değiştirdi.

Elijah: Ben aynıyım, bizi bu hale siz getirdiniz. Hala onları seviyorum ve hala ölümü ihtimalini reddediyorum.

Ester: Sonsuz yalnızlığında gerçek bir sevgi hissetmeden çürüyeceksin. Asla güvende hissetmeyeceksin. Bunu yakında anlarsın...

Elijah: Ne demek istiyorsun?

Ester: O kıza fazla güveniyorsun, her zamanki gibi...

Elijah: Ne biliyorsun!

Ester gülümsedi ve arkasını dönüp ilerlemeye başladı.

Elijah: Ne biliyorsun dedim!

Ester durup arkasına döndü ve mimiksiz bir ifadeyle konuşmaya başladı.

Elijah: Hayatının, bildiğin, inandığın tüm değerlerin alt üst olmasına hazır ol. Sen kendine bile yalan söyleyen bir zavallısın... Bazen iyi şeyler yapıyorsun çünkü iyi olduğunu düşünüyorsun ama içinde bir yerlerde merhamet ve sadakat fikrini reddeden başka bir sen var, gerçek sen. İyi olduğunu düşündüğün için yapıyorsun, hissettiğin için değil. Sahtesin!

 

End Notes:

Yine klarolinesi az ve gidişat açısından gerekli bir bölümdü ama her zamanki gibi diğer bölümlerde telafi edeceğimden kuşkunuz olmasın :)

Bu arada beni, hikayemi favorilerine ekleyen ve okuyan, yorum yapan herkese çok teşekkür ederim :)

 

 

Chapter Text

 

 

Elena göz yaşlarıyla bitkin düşüp daldığı uykusundan, büyük bir gürültüyle sıçrayarak uyandı. Kanepenin etrafına dağılan boş kan torbalarına basıp hızla ayağa kalktı ve ağır adımlarla kapı yönünde ilerlemeye başladı.

Elena: Orada kimse var mı? Jeremy?

Bir kaç adım daha attıktan sonra arkasından geçen hızlı gölgeyle sıçrayarak yönünü değiştirdi.

Elena: Hadi ama... her kimsen buna hemen son ver!

Bir süre devam eden sessizliğin ardından arkasında hissettiği ılık nefesle tekrar yönünü değiştiren Elena acı dolu bir çığlıkla karnına saplanan kazık eşliğinde yere yığıldı.








Caroline kısa sürede Klaus'u bulabilmek ümidiyle ilerlerken yaşananlara mantıklı bir açıklama getirip sakinleşmeye çalışıyordu.
Ancak adımlarını yavaşlatan bir şey oldu, Caroline bir kaç adım daha ilerledikten sonra takip edildiği izlenimine kapılıp hızla yönünü değiştirdi.

Caroline: Hey... orada kimse var mı?

Bakışlarıyla etrafı kontrol ettikten sonra diğer yöne dönmüştü ki karnına saplanan kazıkla olduğu yere yığılıp kaldı. Dudaklarından sızan zayıf çığlık gözleri kapanırken küçük bir yankıyla sonlandı.







Elijah, Esterin gidişini izlerken derin bir nefes alıp mantıklı düşünmeye çalıştı. Esterin sözleri acıtmıştı, amacının bu olduğunu bilse de içten içe kendisini muhasebe etmesine engel olamadı. Ancak artık bir şeyden kesinlikle emindi Klaus'a asla ihanet etmeyecekti, ona istediğini vermeyecekti.

Bu düşünceler arasında kulağına çalınan çığlığın yankısı bir anda bedeninin kaskatı kesilmesine neden oldu.

Elijah: Lanet olsun... Bu Caroline.













Mikael arsız bir kahkaha atarken, Klaus yumruğunu sıkıp dolan gözlerine aldırmadan gurur ve öfkeyle bakışlarını Mikael'e odaklamaktan vazgeçmedi.

Mikael: Ne? Beni yeniden öldürecek misin?

Klaus hiç cevap vermeden aynı ifadeyle izlemeye devam etti.

Mikael: Korkak... Biliyor musun o kazığı kalbime saplarken gözlerinde gördüğüm tek şey korkuydu. Klaus acı bir gülümsemeyle hiç bir şey söylemeden dinlemeye devam etti. Onun karşısında her zaman aciz hissederdi. Ve şimdi ona meydan okurken korkan, canı yanan küçük çocuk geri dönmüştü.

Mikael: Bir baş belası olmadan önce seni sevebileceğimi düşünmüştüm... tanrı biliyor ya bunu denedim. Ama hayır... Sen o zaman bile kibirliydin, kendinden başka kimseyi önemsemezdin, kardeşlerine zarar verirdin tam bir pisliktin tıpkı baban gibi. Sen hiç bir zaman iyi bir insan olmadın Klaus, kalbin her zaman karanlıktı.

Klaus ani bir hamleyle parmaklarını Mikael'in boynuna geçirip hızla ağacın gövdesine yasladı. Mikael gözlerine bakıp tekrar arsız kahkahasını takındı.

Mikael: Ne o? Oyuncağın yanında değil mi? Nerede ak meşe kazığı? Hadi ama... yap şunu! Beni cehenneme gönder! KORKAK!

Klaus gözlerinden süzülen yaşlara aldırmadan parmaklarını daha fazla sıkıp Mikael'i nefessiz bıraktı. Bedeni öfkeyle titrerken işittiği sesle kaskatı kesildi.

Elijah: Klaus... bırak onu.

Klaus parmaklarını gevşetip başını sesin geldiği yöne çevirdi. Elijah Klaus'un yüzünü gördüğünde canının nasıl yandığını, onu yeniden nasıl kışkırttığını ve hayatını mahvetmek için burada olduğunu anlamıştı. Bakışlarını öfkeyle Mikael'e odaklayarak sözlerine devam etti.

Elijah: Git buradan...

Mikael: Elijah, oğlu...

Elijah: Dalga geçiyor olmalısın.

Mikael: Bak, buraya sizin için geldim. Sen ve Rebekah için...

Elijah: Evet Klausdan kurtulursak herşey mükemmel olur, size yardım etmeliyim filan filan... Kendi yarattığınız karanlığı suçlayıp, kendi karanlığınızı bizlerin kalplerine yüklemekten ne zaman vazgeçeceksiniz. Şimdi hangi cehennemden geldiysen defolup oraya dönebilirsin. Birbirimize ihanet etmeyeceğiz.

Mikael: Eğer sizleri vampir yapmasaydım çok iyi bir savaşçı, kusursuz bir aile babası olurdun Elijah. Sen beni gururlandırmaktan hiç vazgeçmedin, beni her zaman onurlandırdın. Seni suçlamıyorum, kızgın değilim ama...

Elijah: Kes şunu artık beni süslü cümlelerle etkileyip bir aptal gibi sürüklediğiniz amaca hizmet etmeyeceğim.

Mikael: Gururlu, onurlu Elijah... Ne kadar yanıldığını bir bilsen.

Mikael başını suçlu bir çocuk gibi önüne eğen Klaus'un omzuna çarparak ağır adımlarla ilerleyip oradan uzaklaşmaya başladı. Elijah hızla Klausun yanına gelip elini omzuna koydu ve bir süre sakinleşmesini, normale dönmesini bekledi.

Elijah: Biliyorum her şey üst üste geliyor ama bilmen gereken bir şey var...

Klaus: Hiç bir şey duymak istemiyorum, tek istediğim Caroline'ı bulup buradan çıkmak.

Elijah: Aslında konu bununla ilgili.

Klaus: Ne?

Elijah: Ester geldi ve...

Klaus: Ah tanrım... bizi oyalıyorlardı değil mi! Lanet olsun... o pisliği öldüreceğim bu sefer gerçekten öldüreceğim.

Klaus Elijah'a aldırmadan vampir hızıyla ormanın dışına ulaştı. Elijah ne yapacağını bilmez bir vaziyette Klaus'u takip edip onu sakinleştirmeye ve sağlıklı düşünmeye ikna etmeye çalışmak için yanına ilerledi. Klaus aracına yaklaşıp hızla kapısını açtı.

Elijah: Klaus, sakin olmalısın. Bak bununla kaybettiğimiz her saniye...

Klaus: Caroline'ı ölüme mi yaklaştırıyor? Ona zarar vermek istiyordu, niyeti buydu... bu şekilde beni acıtacağını düşündü eğer ona bir şey yaptıysa...

Elijah: Bak eminim o iyidir tamam mı şimdi sakin ol.

Klaus: İyiyse bile bu uzun sürmeyecektir Elijah Mikael'i ikimiz de tanıyoruz.

Elijah Klaus'u sakinleştiremeye çalışsa da pek başarılı olamadı. Konu Caroline olunca Klaus tüm kontrolünü yitirmişti. Elijah Klaus'un kurcaladığı yerden ak meşe kazığını çıkardığını gördüğünde duraksayıp derin bir nefes aldı.

Elijah: Ah hayır... sen nasıl bir aptalsın. Düşüncelerimizi okuyup, istediği kişi gibi görünebilen bir ucube varken onu nasıl buraya getirirsin.

Klaus hiç bir şey söylemeden doğrulup aracın kapısını sertçe çarparak tekrar ormana doğru ilerlemeye başladı ancak Elijah vampir hızıyla önüne geçip elini göğsüne yaslayarak durdurdu ve titreyen sesiyle sordu.

Elijah: Onu buraya beni öldürmek için getirmiştin değil mi?

Klaus başını önüne eğip ilerlemeye devam etti Elijah ise öylece kalmıştı.














Caroline karnında hissettiği acıyla gözlerini araladığında kazığı çekmeye çalışan Elena ile karşılaştı.

Elena: Hey... sakin ol.

Caroline: Tanrım... bunu sen mi yaptın?

Bu sırada başında telaşla bir o yana bir bu yana yürüyen Matt'i fark etti.

Caroline: Neler oluyor?

Elena: Korkma...

Matt: O iyi mi?

Elena: Kana ihtiyacı var.

Matt: Sorun değil...

Matt bileğini açıp Caroline'nin ağzına dayarken Caroline çırpınıp Matt'in bileğini itti.

Caroline: Hayır, hayır istemiyorum.

Matt: Sorun değil Caroline iç hadi, sadece iyi hissedecek kadar. Ölmene izin veremem...

Elena da başıyla onayladığında Caroline dişlerini Matt'in bileğine geçirip bir süre kanını içtikten sonra dudaklarını çekti.

Caroline: Şimdi biri bana neler olduğunu söyleyebilir mi?

Elena: Sana neyin saldırdığını görebildin mi?

Caroline: Ben... hatırlamıyorum.

Caroline parmaklarını Elena'nın parçalanmış kanlı gömleğine götürüp korkuyla gözlerine baktı.

Elena: Bana da biri saldırdı ve kim olduğunu göremedim. Tapu Jeremy'nin üstüneydi anlamıyorum içeri nasıl girdi, neydi...

Caroline: Peki Matt neden burada, tanrım yine neler oluyor.

Caroline doğrulup sağlıklı düşünmeye çalıştığında elini başına koyup bir o yana bir bu yana yürümeye başladı.

Caroline: Klaus çıldıracak... Lanet olsun buradan nasıl çıkacağız.

Caroline etrafına bakıp duvarlara dokunmaya başladı.

Elena: Kırmayı denedim ama kırılmıyor muhtemelen bir büyü olmalı aslında duvarlarla çevrili bir odada olduğumuzu bile sanmıyorum.

Caroline: Ah tanrım... tabi ya... Qetsiyah... ama neden...

Elena: Ne?

Caroline: Bilmeniz gereken şeyler var.

Elena: Caroline gerçekten korkmaya başladım anlat şunu...
















Klaus ormanın ortasına geldiğinde boğazını acıtacak bir şiddetle haykırdı.

Klaus: Mikael!!!!!!!!!

Etrafına bakınıp elindeki kazığı saklamaya gerek duymadan tekrar haykırdı.

Klaus: Mikael!!! Senden korkmuyorum!!!! Beni duyuyor musun!!!! çık ve yüzleş!!!! Eğer Caroline'a bir şey yaptıysan yemin ederim seni mahvedeceğim!

Mikael: Sessiz ol evlat...

Mikael ağaçların arasından çıkıp Klaus'a doğru ilerlemeye başladı.

Klaus: Seni...

Mikael: Öldürecek misin? Bakıyorum da oyuncağını getirmişsin. Ah zaten buradaydı değil mi? Onu seni her şeye rağmen seven ve koruyan kardeşine saplayacaktın hem de küçük bir fahişe uğruna.

Klaus ani bir hızla Mikael'in boğazına yapışıp hızla yere yatırdı. Mikael yine arsız kahkahasıyla Klaus'un gözlerine baktı.

Klaus: Bir daha sakın benim kadınıma hakaret etme... Beni anladın mı?

Mikael: Sert çocuk, bakıyorum da korkularını yenmeye başlıyorsun. Bana minnettar olmalısın.

Klaus: Seni geberteceğim!

Mikael: Ben de bunu istiyorum.

Klaus: Söylesene senin derdin ne!!! Benden ne istiyorsun!!!

Mikael: Kendini bitirmeni istiyorum, ölüm bile sana bir armağan... piç kurusu.

Klaus: Caroline nerede!!!

Mikael gülmeye devam etti... Klaus gözlerinden yaşlar boşalırken Mikael'in boğazını daha fazla sıkıp kazığı havaya kaldırdı ve adete boğazını yırtarcasına haykırdı.

Klaus: Caroline nerede!!! ona ne yaptın!!!

Mikael kahkahalarına devam ederken Klaus kazığı hızla kalbine indirdi ancak etini deşip kalbine ulaşmadan gözleri, kolunu havada yakalayan Elijah'ın gözleriyle buluştu.

Elijah: Yapma Klaus...

Klaus: Bırak beni!!!

Elijah: Klaus yapma... bunu istiyor, seni dönüştürmeye çalıştığı şeye bu kadar kolay teslim olamazsın! Ölümü sana bir şey kazandırmayacak söz veriyorum Caroline'ı bulacağız. Yapma...

Mikael: Elijah'ı kaybettin Klaus...

Elijah: Beni kaybetmedin Klaus, her zaman senin kardeşin olacağım. Hadi, elimi tut.

Klaus derin bir nefes alıp kazığı Elijah'ın almasına izin verdi ve kendisine uzattığı eli tutup Mikael'in üstünden kalktı.
Ancak Mikael ani bir hamleyle kazığı Elijah'ın elinden alıp Klaus'un üstüne atladı. Klaus'un sırtı sert zeminle buluştuğunda Mikael kazığı tam kalbinin üstünde tutuyordu.

Mikael: Sonun geldi küçüğüm...

Elijah Mikael'in kollarına atılıp geriye çekmeye çalışırken Klaus ellerini sıkıca kazığın etrafına dolayıp kalbine girmemesini sağlamaya çalışıyordu. Ancak acı bir iniltiyle Mikael'in alnına saplanan mineye bulanmış kazık bir anda dikkatinin dağılmasına neden oldu. Klaus var gücüyle üstünden atıp Elijah'ın kolundan destek alarak kalktı ve sert bir tekmeyle Mikael'in vücunudunu ağacın gövdesiyle buluşturdu.
Klaus ve Elijah kemiklerinin kırılma sesleri eşliğinde yere yığılan Mikael'e bakarken işittikleri ses sonrasın da aynı anda başlarını diğer yöne çevirdiler.

Klaus: Alaric...?

Alaric: Konuşmamız gerekiyor...
















Elena: Yani bunu Qetsiyah'ın mı yaptığını düşünüyorsun?

Caroline: Bak herşeyi birleştirmeye çalıştığımda gördüğüm tek resim bu. Bilemiyorum, belki de yanılıyorumdur....

Matt: Araf açıldıysa... üzgünüm bunu bu durumda düşündüğüm için üzgünüm...

Caroline: Sorun değil Matt, umarım Vicki de dönmüştür.

Matt anlayışla ve minnetle gülümseyerek Caroline'ın yanına oturdu.

Elena: O zaman Damon, Stefan, Alaric, Bonnie de dö... lanet olsun o da neydi?

Caroline: Ne?

Elena: Dinle...

Caroline sadece Matt'in nefes alıp verişlerini duysa da dinlemeye devam etti sonunda bir ses işittiğinde;

Caroline: Aman tanrım bu...

Elena: Bonnie...

Matt: Ne?

Matt'in sorusu ve kızların meraklı bakışları arasında duvarda bir kapı belirmeye başladı.

Matt: Tanrım... bu benim için çok fazla... Niyahet tamamen beliren kapı açıldığında karanlıktan adım atarak içeriye giren Damon gülümseyerek Elenaya baktı.

Elena: Aman tanrım!!! Damon!!! aman tanrım...

Elena var gücüyle Damonun boynuna atılıp dudaklarını öpmeye başladı. Kimsenin ne düşündüğünü umursamadan bir süre devam etti. Damon burnunu Elena'nın saçlarına gömüp kokusunu derin derin içine çekti.

Elena: Döndün... tanrım. Seni kaybettiğimi sandım... sen...

Damon: Benden o kadar kolay kurtulamazsın tatlı şey.

Stefan: Evet, geçmemize izin verecek misiniz?

Elena kollarını Damonun boynundan çözüp bir iki adım geriledi ve içeriye girmeye çalışan Stefan'a baktı.

Elena: Stefan...

Stefan: Seni tekrar görmek çok güzel...

Elena: Seni de öyle...

Elena dolan gözlerini saklamaya çalışarak arkadan gelen Bonnie'nin kollarına atıldı.

Elena: Tanrım... ah tanrım... daha mutlu olamazdım.

Bonnie: Ben de öyle tatlım... sakinleş hadi...

Bonnie Elena'nın kollarından kurtulup Caroline'a doğru ilerlemeye başladı. Aynı anda kapı kapanıp tekrar kayboldu.

Matt: Tanrım... ne kadar aptalsınız şansımız varken buradan çıkmalıydık.

Bonnie: Üzgünüm Matt, o istemeden buradan asla çıkamayız.

Matt: Ah Bon... buraya gel üzgünüm, demek istediğim seni gördüğüme sevindim.

Bonnie: Sorun değil, bende öyle ama konuşmamız gerekiyor.

Caroline: Neyi konuşacağız?

Bonnie: Caroline bana kızgın olduğunu biliyorum ama sandığın gibi değil.

Damon: Bırak da anlatsın.

Stefan: Pekala herkes sakinleşsin.

Bonnie: Beni tehdit etmişti Caroline...

Caroline: Ne? ama sen bana...

Bonnie: Bilmeni, daha fazla üzülmeni istemedim. Eğer dediklerini yapmazsam Matt'i, seni, Jeremy'i, anneni, Elenayı tanıdığım uğruna ölümü göze aldığım herkesi öldürecekti.

Damon: Evet beni saymadığın için biraz içerledim, ama... lütfen devam et.

Elena dirseğini Damonun karnına geçirerek susmasını sağladıktan sonra Bonnie'i dinlemeye devam etti.

Bonnie: Bir planı var ve biz kurbanları olacağız.

Matt: Ne? Neden?

Bonnie: Aslında...

Stefan: Anlat onlara Bonnie, bilmeleri gerekiyor.














Ester: Sana söyledim, eminim... ona asla ihanet etmeyecek.

Quetsiyah: Güzel... bundan emin olduğumuza göre artık başlayabiliriz. Doğrusu Elijah tanımlayamadığım tek ruh sadakatinden emin olmak zorundaydım.

Ester: Anlamıyorum, buna neden ihtiyaç duyuyorsun planın ne?

Quetsiyah: Bilmen gerektiğini düşündüğümde sana söylerim küçüğüm. Şimdi gürültü yapmamaya çalış. Sözmü tutacağım merak etme ancak bana ihanet edersen asla huzura kavuşamazsın.

Ester: Arafı tekrar yarattığında benim de orada sıkışıp kalmayacağımdan nasıl emin olacağım.

Quetsiyah: Bizler doğa üstü varlıklarız, öldükten sonra uçarak cennete giremeyiz, gideceğimiz tek yer cehennem. Silas'ın da öyle...

Ester: Ama o bunu bilmiyordu?

Qetsiyah: Ben bu dünyadaki en güçlü cadıyım, Silasın bile aklının eremeyeceği şeyler yapabilirim, bilebilirim.

Ester: Peki arafı nasıl oluşturacaksın?

Qetsiyah: Şeytana bahşedilen 6 güçlü ruh... cehennemi güçlendirecek, şeytanı azad edecek... Doğa üstü canlıları bir arafa kapatıp onu engellemek bir şeylere mal olmalı değil mi?

Ester: Şeytanla anlaşma?

Qetsiyah: Geçmişte böyle yaptım ama şimdi tatmin olmuyor daha güçlü bir şey istiyor. Bu dünya da var olan en güçlü duyguları, güçlü bedenlerinde tutan 6 simgenin temsil ettiği 6 ruha ihtiyacım var. Ve hepsini birbirine bağlayan bir noktaya...

Ester: Caroline'ı kurban ettiğinde diğerlerine ne olacak?

Qetsiyah: Kalplerindeki tüm o güçlü duygular şeytanı besleyerek yok olacak, her şeyi kaybedecekler onlarla işim bittiğinde şeytanın güçlü birer hizmetkarı olacaklar.

Ester: Ve Caroline ölecek? Peki geçmişteki hizmetkarlar onlara neler oldu?

Qetsiyah: Onlar şeytanı tatmin edecek kadar çok uzun yaşamadılar. Ancak şimdi... çok güçlüler ve...

Ester: Anlamıyorum bütün bunları arafta Silasla sıkışıp kalmak için mi yapıyorsun? Cehennemden arafa geldiğinde seni sevecek mi sanıyorsun?

Quetsiyah: Bu dünyada ki en güçlü duygu aşktır Ester ve de en tehlikeli... ruhunu şeytana satabileceğin tek şey aşk. Şimdi git ve bana o tılsımı bul, o olmadan bunu gerçekleştiremem ve sen olmadan oraya giremem. Senin atan bir daha şeytanla anlaşma yapmamam, dünyayı tehlikeye atmamam için tılsımı oraya gömdü. Ve sadece kendi soyundan gelen bir cadı ona ulaşabilir. Çocuklarını vampir yaptığında soyunu tükettiğin için son cadı olarak onu sen almalısın.

Ester: Benim onu korumam gerekiyordu. Bak belki de bundan vazgeçmeliyiz... yani onu oraya saklamasının mantıklı bir açıklaması olmalı insanlara...

Quetsiyah: Sana fikrini sormadım! arafı ya da cehennemi boylamak istemiyorsan bana istediğim şeyi getir.

Ester: Pekala sakin ol... onu getireceğim.














Klaus: Emin misin?

Alaric: Evet Ester döndüyse yapmaya çalıştığı şey tam da bu.

Klaus: Peki senin doğruyu söylediğinden, ona yardım etmediğinden nasıl emin olacağım. Sonuçta seni o yarattı, beni öldürmen için.

Alaric: Az önce kıçını kurtardım değil mi? seni öldürmek isteseydim buna izin verirdim ayrıca Mikael'in bunlarla bir alakası olduğunu sanmıyorum o sadece senden intikam almak istiyor, ya da her neyse.

Klaus: Aile meselelerini bir kenara bırakırsak nereye gidiyoruz? Sabrım taşmaya başladı Alaric Caroline'a bir şey olursa hepinizi cehenneme göndereceğimi biliyorsun değil mi?

Alaric: Onu kurtarmak istediğini biliyorum ama diğerlerini kurtarmadan sadece Caroline için yaptığın bir planda sana asla yardım etmem.

Elijah: Pekala nereye gidiyoruz?

Alaric: İşte geldik...

Esterin koşarak mağaraya girdiğini gören Klaus, Elijah ve Alaric'i çekiştirerek kayanın arkasına sakladı.

Elijah: Burada ne halt ediyor?

Alaric: Tılsımı alacak...

Klaus: Bunu ne zamandır biliyorsun?

Alaric Çarpık gülümsemesiyle cevap verdi.

Alaric: Uzun zamandır... hey çıkıyor.

Klaus ani bir hamleyle kayanın arkasından çıkıp Esteri yakaladı ve mağaranın duvarına yasladı.

Klaus: Nerede o?!

Ester: Neden bahediyorsun?

Alaric: Merhaba Ester.

Ester: Sen...

Klaus: Tılsım nerede!!!?

Elijah: Onları nereye götürdü!!?

Ester: Size asla yardım etmem.

Alaric: Kendi kıçını kurtarmak için şeytanla anlaşma yapan bir ucubeye yardım edersin ama? ah üzgünüm çocuklar annenizle böyle konuşmak istemezdim.

Elijah: Son kez soruyorum nerede!!?

Klaus: Eğer seni öldürürsem doğruca cehennemi boylayacaksın!

Ester beline sıkıştırdığı tılsımı çıkarıp Klaus'a uzattığında Klaus ellerini gevşetip geriledi.

Klaus: Onlar nerede?

Ester: Ayin başlamak üzere, hava kararıyor. Sizi oraya götürebilirim...

Klaus: Yürü ve sakın bir delilik yapma.
















Matt: Hey... kapı yeniden belirdi!

Kapı yavaşça açılırken karanlıktan içeriye küçük adımlarla ilerleyen Qetsiyah göründü. Saçlarını ve vücudunu örten cübbenin başlığını usulca düşürüp dudaklarının etrafındaki kırışıklıkları belirginleştiren ürkütücü bir gülümseme takındı ve ilerlemeye başladı. Yeşil gözleri ve koyu teniyle kendisini inceleyen gözlere uzun uzun baktı.

Qetsiyah: Merhaba.

Damon: Qetsiyah olmalısın, şu yaşlanma büyüsünün çoğu cadıda işe yaradığına tanık oldum. Neden sen de denemiyorsun...

Caroline: Bu durumda bile nasıl bu kadar... ah tanrım.

Bonnie: Kes şunu Damon!

Stefan: Qetsiyah... Onun adına özür dilerim...

Qetsiyah: Beden değil ruh sevilir küçüğüm, sorun değil umutsuz aşık. Son dakikalarınızın tadını çıkarın.

Elena: Qetsiyah lütfen...

Qetsiyah arkasına dönüp uzaklaşırken duvarlar da yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Qetsiyah bir çember çizip etrafında meşaleler yakmaya başladığında hepsi bir ormanın ortasında olduklarını anlamıştı.

Qetsiyah elini havaya kaldırarak hepsini kendi bölgelerine ayırmaya başladı. Ayaklarının istem dışı bir şekilde sürüklediği herkes saniyeler içinde kendileri için çizilen sembollerin başında ki yerlerini almıştı Caroline hariç.

Stefan: Zodiac?

Qetsiyah: Beklediğimiz 2 ruh daha var... buraya gelmek üzereler... ve.... geldiler.

Caroline ağaçların arasından kendilerine doğru ilerleyen Klaus ve diğerlerini gördüğünde göz yaşlarını tutamadı Klaus çembere yaklaştığında Caroline'ı sağ görmenin verdiği mutlulukla haykırdı.

Klaus: Korkma, sakın korkma seni kurtaracağım...

Diğerleri Klaus'un ne yapacağını beklerken Alaric'i gören Damon gülümsemeden edemedi.

Qetsiyah: Elijah ve Klaus... ben de sizleri bekliyordum.

Klaus: Her ne yapmaya çalışıyorsan sana engel olmayacağım ancak bir anlaşma yapmak istiyorum.

Qetsiyah: Dinliyorum.

Klaus: Caroline'ı serbest bırak, gitmesine izin ver bizde işimize bakalım.

Qetsiyah büyük bir kahkaha attı.

Qetsiyah: Bu imkansız o olmadan büyüyü gerçekleştiremem.

Klaus cebindeki tılsımı çıkarıp sallamaya başladı.

Klaus: Bu olmadan da gerçekleştiremezsin değil mi?

Qetsiyah: Evet, doğrusu bu hamleyi beklemiyordum. Ağacın arkasında saklanmayı bırak Ester, ortaya çık.

Klaus: Şimdi ya Caroline'ı bırakırsın ya da tılsımını kırarım.

Qetsiyah: Bunu yaparsan herkesi öldürürüm.

Klaus: Caroline'ı kurtaracaksam sanırım bu göze alabileceğim bir risk olur.

Qetsiyah: Senden sonsuza dek nefret etmesi?

Klaus: Buna değer.

Qetsiyah: Pekala... beni yakaladın, ancak bilmen gereken bir şey var o tılsımı kırsan da bu büyüyü yapabilirim.

Klaus ellerini arkasında bağlayıp volta atmaya başladı. Alaric bir planı olduğunu sezdiğinden sessiz kaldı.

Klaus: Şimdi... tılsım Esterin atasına ait, ve o olmadan büyü yapamnazsın değil mi?

Qetsiyah: Bir sonuca mı ulaşmaya çalışıyorsun?

Klaus: Ama kırılsa da etkilemiyor, yani büyüyü yine de yapabiliyorsun. Acaba onu yok etmek için kimi yok etmem gerekiyor? hımm...

Klaus sinsi sırıtışıyla kolyeyi havaya attı ve ani bir hızla Esterin yanına ulaşıp kalbini söktü. Kolye havada adeta bir havai fişek gibi patladığında meşalelerin alevleri yükseldi.

Qetsiyah: Hayır!!!!

Klaus: Caroline yere yat!

Klaus bu talimatı sadece Caroline'a verse de herkes dediğini yaptı ve büyük bir ateşle ortadan yok olan Qetsiyah'ın çığlıklarına kulak tıkadı.

Caroline gözlerini araladığında kendisini kucaklayan Klaus'u gördü. Kulakları hala çınlıyordu ve hiç bir şey duymuyordu. Sadece telaşlı bir ifadeyle dudaklarını oynatan ve kendisini taşıyan Klaus'a bakmaya devam etti.

Damon: Tanrım... o nereye gitti?

Alaric: Tılsımı büyüyle kendisine bağlamıştı. Tılsımı yok etmek için onu öldürmek gerekiyordu ama o ölemez. Tılsım Esterin soyuna aitti ve o öldüğünde tılsım yok oldu tabi Qetsiyah da.

Damon: Qetsiyah bu kadar aptal olamaz.

Alaric: Qetsiyah aptal değil Klaus fazla zeki, bu bağlantıyı kurabileceğimizi tahmin etmedi.

Damon: İyi işti Klaus...

Elijah: Hey... o iyi mi?

Klaus: Evet... onu buradan götürmeliyim.

Stefan: Hey... Klaus!

Klaus kucağında Caroline ile dönüp Stefana baktı.

Stefan: Teşekkürler.

Klaus gülümseyip Caroline'ı hızla ormanın derinliklerinde ilerletmeye başladı.

Caroline: Klaus...

Klaus: Hey buradayım... İyi misin?

Caroline: Geleceğini biliyordum. Beni bırakmayacağını...

Klaus: Özür dilerim, bir daha seni hiç yalnız bırakmayacağım.

Caroline: Beni bırakma, hiç bırakma...

Klaus: Asla bırakmam... Seni seviyorum la mia perla... seni seviyorum...

Caroline kendinde değildi. Klaus dudaklarını Caroline'nin alnına dayayıp kokusunu derin derin içine çekti. Saatlerdir hissettiği korkunç duygulardan bir anda soyutlanmıştı. Caroline'nin gözleri hızla kapanırken yüzüne bakıp bir kez daha gülümsedi. Onu kaybetme korkusu şimdiye kadar çektiği bütün acıları katlayan bir azap kütlesi gibiydi. Ve onu üstünden atmıştı.















Caroline tekrar gözlerini açtığında arabanın arka koltuğunda uyuduğunu fark etti. Gözlerini cama çevirip henüz aydınlanan havaya ve süzülen yağmur damlalarına baktı.

Caroline: Klaus...

Klaus: Her şey bitti sevgilim, gidiyoruz... Sen iyi misin?

Caroline doğrulmaya çalışıp dikiz aynasından Klaus'un gözlerine baktı.

Klaus: Hey... iyi misin bebeğim?

Caroline: Durdur arabayı...

Klaus: Ne?

Caroline: Durdur arabayı!

Klaus aracı kenara çekip durdurdu. Caroline kapıyı açıp yağmura aldırmadan dışarıya çıktı ve yürümeye başladı. Derin bir nefes alıp başını gök yüzüne çevirdiğinde Klaus hızla yanına gelip sıkıca sarıldı ve kendisine çevirdi.

Klaus: Beni korkutuyorsun iyi misin Caroline...

Caroline: Ben...

Klaus: İyi misin... Caroline?

Caroline: Evet evet... özür dilerim, biz... bütün bunları yaşadık değil mi?

Klaus: Yaşadık ve bitti, söz veriyorum bir daha sana bir şey olmayacak, seni koruyacağım... Hey... sen ağlıyor musun?

Caroline: Öp beni.

Klaus: Ne?

Caroline ani bir hamleyle dudaklarını Klaus'un dudaklarına bastırdı Klaus yaptığına bir anlam veremese de dudaklarını aralayıp tutkuyla karşılık vermeye başladı. Şiddetini arttıran yağmura inat dakikalarla öpüştüler... sonunda Caroline dudaklarını ayırıp gözlerine baktığında usulca fısıldadı.

Caroline: Seni seviyorum...

Klaus: Seni seviyorum...

Caroline dudaklarını tekrar dudaklarıyla birleştirdiğinde küçük adımlarla Klaus'u arabaya ilerletmeye başladı. Dudakları kıvrak bir hareketle çenesinde boynuna süzülürken yavaşça eğilip Klaus'u arka koltuğa düşürdü. Klaus elini Caroline'ın beline yerleştirip derin bir iniltiyle sıkıca sarıldı.

Caroline kalçalarını Klaus'un kasıklarına yaslayıp kapıyı çekti ve tekrar üstüne eğilip dudaklarını esir aldı. Boynuna indiğinde Klaus nefes nefese parmaklarını Caroline'nin saçlarının arasına geçirerek inledi.

Klaus: Caroline... buna bir son vermeliyiz.

Caroline hissettiği sertlikle gülümseyip kalçalarını hareket ettirmeyi bıraktı ve kollarını sıkıca Klaus'un boynuna doladı. Yağmurla ıslanan ve üstüne yapışan küçük elbisesi kalçalarını kavradığından hatları ayrıntılı bir şekilde belli oluyordu. Klaus doğrulup Caroline'ı tekrar üstüne aldı ve yüzüne bakmasını sağladı.

Klaus: Bu da neydi...

Caroline: Seni özledim.

Caroline kokusunu daha da içine çekip dudaklarını boynuna gömdü ve parmaklarını saçlarına geçirdi...

Klaus: Yağmuru seviyorum...

Caroline: Toprak kokusunu seviyorum...

Klaus: Saçlarının kokusunu seviyorum, tenini seviyorum.

Klausun parmakları omurgasını takip ederek aşağıya süzüldü ve avuçları sakince kalçalarını kavradı.

Caroline dudaklarından sızan tatlı iniltilerle yanağını Klaus'un sakallarına sürüp yavaşça dudaklarına ulaştı.

Klaus ellerini kalçalarından oval dokunuşlarla bacaklarına indirdiğinde dudaklarını ayırıp gözlerine baktı.

Caroline: Seni istiyorum... burada, şimdi...

Klaus: Ben de la mia perla ve inan senden daha kötü bir durumdayım...

Caroline kalçalarını kasıklarına daha fazla bastırıp kıkırdadı.

Klaus: Ama seni arabanın arka koltuğunda becermeyecek kadar çok seviyorum.

Caroline tekrar kıkırdayıp gözlerine baktı.

Caroline: Hadi ama... Seni hissedebiliyorum.

Klaus: Kalçalarını hareket ettirmeyi kes sevgilim yoksa gerçekten beni durduramayacaksın.

Caroline dudaklarını tekrar Klaus'un dudaklarıyla birleştirip kahkahalarını durdurduğunda geri çekilip gözlerine baktı.

Caroline: Biraz daha böyle kalmak istiyorum. Daha sıkı sarıl bana, yağmuru dinlemek istiyorum...

Klaus sıcacık boynuna küçük bir öpücük bırakıp güçlü kollarıyla Caroline'ı sarmaladı ve başını omzuna yatırdı. Kokusunu içine çekerek saçlarını okşarken fısıldadı.

Klaus: Seni seviyorum la mia perla...

 

End Notes:

Bu bölümde çok fazla karakter olduğunun farkındayım ama Mystic Falls'ı terk etmeden önce geri getirmek istediklerim vardı. Tabii ki ilerleyen bölümlerde hepsi bu kadar çok yer almayacak belki bir kaçı arada uğrayabilir ve daha gelenler de olabilir ama ağırlık Klaroline olacak. Umarım bölümü sevmişsinizdir. :)

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

+16

 


 

 

 

Klaus dudaklarını, boynuna sıkı sıkı dolanan ve kucağından inmemek için direnen Caroline'ın boynuna gömüp öpücüklerini art arta sıraladı ve tekrar dudaklarına ulaştı.

Caroline kıkırdayarak dudaklarını ayırmaya çalışıp bakışlarını kendisini hayranlıkla izleyen zümrüt gözlere kilitledi.

Caroline: Klaus... dur... Kla...

Klaus: Ne? şimdi de beni durdurmaya mı çalışıyorsun...

Klaus parmaklarını Caroline'ın zarif ensesine dolayıp dudaklarını dakikalarca dişlerinin arasından bırakmadı. Sonunda nefesinin kesildiğini hissedip başını geriye doğru çekti ve sırtını yaslayıp Caroline'ın başını tekrar parmaklarını saçlarının arasına geçirerek boynuna gömdü.

Klaus: Tanrım... seni gerçekten özledim.

Caroline gülümseyip aracın camdan süzülen yağmur damlalarına bakarak nefes nefese fısıldadı.

Caroline: Sen... sen kasabaya neden gelmiştin?

Klaus: Sana söyledim... seni merak etmiştim ve...

Caroline: Sadece beni merak ettiğin için mi?

Klaus: Bunları bırakıp şu anın tadını çıkarmaya devam edemez miyiz?

Caroline: Ah tanrım... hayır, bu işkence gibi geliyor. Bir an önce evimize gitmek istiyorum.

Klaus: Sonra...?

Caroline: Mütevazi olmaktan oldukça uzak göründüğün şu gülüşünü kesersen belki kulağına fısıldayabilirim.

Klaus Caroline'ın yüzünü avuçlarının içine alıp bakışlarını yeniden kendisine odaklamaya çalıştı.

Klaus: Tanrım... bunu gerçekten yapar mısın?

Caroline: Belki...

Klaus gülümseyip dudaklarını Caroline'ın yanağında dolaştırmaya başladı. Burnunu saçlarına daldırdığında sıcak nefesini boynuna vererek usulca fısıldadı.

Klaus: Duymak istiyorum.

Caroline dudaklarını Klaus'un boynundan yukarıya taşıyıp küçük nefeslerle baştan çıkarıcı bir tonda fısıldamaya başladı.

Caroline: Senin olmak istiyorum, tenimde, dudaklarımda seni hissetmek istiyorum. Seni içimde hissetmek istiyorum. Bedenin bedenimle bütünleştiğinde gözlerimin içine bakıp beni sevdiğini fısıldamanı istiyorum. Kollarının arasına alıp gitmeme hiç izin verme istiyorum.

Klaus saç diplerinden ayak parmaklarına kadar her bir hücresinin alev aldığını hissederken titreyerek kalçasını hafifçe kaldırıp aralarında sızlayan sertliği Caroline'ın kasıklarına bastırdı. Caroline'ın dudaklarından küçük bir inilti yükseldiğinde ellerini Caroline'ın boynundan aşağıya süzerek göğüslerini avuçlarının arasına aldı.

Caroline: Klaus, bana şimdi burada sahip olmayacaksan dokunmayı kes. Buna dayanamıyorum...

Klaus: Belki de kendimize kalacak bir yer bulmalıyız...

Caroline: Ah hayır, bir an önce evimize dönmek istiyorum.

Klaus: Caroline sana söylemem gereken bir şey var.

Caroline: Lütfen dikkatimi dağıtacak bir şey söyle.

Klaus: Artık o evde kalmayacağız.

Caroline: Ne?

Caroline ani bir hızla Klaus'un üstünden inip elbisesini düzeltti ve yandaki koltuğa geçti. Klaus derin bir nefes alıp doğruldu ve Caroline'a kısık bir tonda cevap verdi.

Klaus: Tanrım, bunu söylemek için kesinlikle doğru zamandı. Beni çıldırtıyorsun...

Caroline: Neden evimizde kalmıyoruz?

Klaus: Çünkü kasabadayken bazı şeyler oldu ve artık orada seni güvende tutabileceğimden şüpheliyim.

Caroline: Ne oldu?

Klaus:Mikael...

Caroline: Aman tarım...

Klaus: Hey hey... endişelenme. Sana zarar vermelerine izin vermem, seni her zaman koruyacağım.

Caroline: Bana ne olacağını umursadığım için mi endişeliyim sence? Mikael sana zarar vermek için her yolu deneyecektir ve sonunda hepinizi öldürüp yarattığınız vampirleri dünyadan temizlemek isteyecektir. Ben... anlamıyorum, neden döndü neden o ve Ester huzura ermek yerine senin peşindeler?

Klaus: Bebeğim... hey buraya gel, sakinleş hadi.

Klaus oldukça endişeli görünen Caroline'a sarılıp başını göğsüne yaslayarak saçlarına küçük öpücükler bırakmaya başladı.

Klaus: Öldükten sonra hiç bir doğa üstü varlık huzura ermiyor Caroline, gidecekleri tek yer cehennem, Ester bunun için uğraşıyordu Mikael'ın ise bunu umursadığını sanmıyorum. Onun tek derdi bana zarar vermek ve bunun için seni kullanabileceğini biliyor. Lanet olsun şansım varken o kazığı kalbine saplamalıydım. Hepsi Elijah'ın suçu...

Caroline: Ne? dur biraz sen Mikael'e...

Klaus: Bana saldırdı ve...

Caroline: Aman tanrım...

Klaus: Bak bunun bir önemi yok, ben iyiyim.

Caroline: Peki ona ne oldu? Öylece gitmesine izin mi verdin?

Klaus: Aslında Alaric Qetsiyah'ın planlarından bahsederken dalgınlığımızdan yararlanıp ortadan kayboldu ve ben onun peşine düşmek yerine...

Caroline: Benim peşimden geldin? Ah Klaus...

Caroline Klaus'a sıkı sıkı sarılıp göğsüne öpücükler bıraktı.

Caroline: Seni seviyorum, seni çok seviyorum...

Klaus: Ben de öyle sevgilim, ben de çok sevi...

Caroline: Lanet olsun dur biraz! O kazık neden senin yanındaydı... Tanrım onu nasıl buraya getirirsin ya Silas sana bir şey yapsaydı.

Klaus: Ama yapmadı...

Caroline: Nasıl bu kadar rahat olabilirsin!

Klaus: Bak ikimiz de iyiyiz tamam mı artık söylenmeyi kesmelisin. Bu sevimli olsa da başımı ağrıtmaya başladı.

Caroline:Ah demek başını ağrıtıyor! Çok üzgünüm ama Tyler'ın bir anda belirip bana saldırması, tecavüzcümün hayatımı kurtarıp ortadan kaybolması ve aşık bir kaçıkla bir çemberin içinde arkadaşlarımın kurban edilmesi benim suçum değil! Ve bunlar hiç normal değil... sanırım tüm bunları yaşadıktan sonra biraz anormal davranmam normal. Ayrıca sevdiğim adamın psikopat babasının da peşimiz de olduğu düşünülürse bütün bunlar aklımı kaçırmam için yeterli sebepleri sunuyor bana... yaratıkların dünyaya akın ettiğini de unutmayalım kim bilir kaç intikamcı serseri peşimize düşecek ve kim bilir...

Klaus büyük bir sabırla Caroline'nın söylenmesini, bağırıp çağırmasını tepkisizce izlemiş ve sonunu beklemişti. Ancak Caroline'ın ağzından kaçırdığı bir kaç ayrıntı dikkatinden kaçmamıştı. Caroline sonlara doğru Klaus'un öfkeyle yumruğunu sıktığını fark ettiğinde sesi yavaşça alçaldı ve cümlesini tamamlayamadan sustu.

Klaus: Biliyor musun Damonu öldüreceğim, Tyler'ı yeniden öldürme zevkinden beni mahkum bıraktığı için onu öldüreceğim, sana dokunmaya cesaret ettiği için onu öldüreceğim. Hatta hepsini öldüreceğim belki de yalnızca Elenayı öldürürüm, böylece hepsi acı çeker acıları hafiflemeye başladığında da hepsini öldürürüm. Evet bu mükemmel bir fikir.

Klaus ani bir hızla aracın kapısını açıp Caroline'ın çıkmasına izin vermeden sertçe kapıyı kapattı ve ön koltuğa geçip gaza bastı.

Caroline: Klaus... nereye...

Klaus: Kasabaya dönüyorum.

Caroline: Klaus... hayır, hayır...

Klaus ani bir hamleyle direksiyonu kırıp yönünü değiştirdiğinde Caroline koltuğun arkasından kollarını Klaus'a dolayarak korkuyla bağırmaya başladı.

Caroline: Klaus hayır lütfen... bunu yapma.

Klaus: Beni durdurmaya çalışma!

Caroline: Bak Damona ne olduğu umurumda değil ama diğerlerine zarar veremezsin!

Klaus: Kes sesini!

Caroline: Klaus lütfen! Bak berbat hissediyorum ve hepsine kızgınım ama onlar en kötü anımda bile...

Klaus: Ne? sana biraz şefkat mi gösterdiler? Damon sana yaptıklarından sonra tek doğruyla affedilmeyi mi hak ediyor? Onları neden savunuyorsun! Bu kadar aptal olduğuna inanamıyorum!

Caroline göz yaşlarını serbest bırakıp kollarını çekti ve arka koltuğa yaslanıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Şu an canını yakan tek şey Klausun hakaret dolu sözleriydi. Klaus bir kaç derin nefes sonrasında aracı yavaşlatıp arkasına dönmeden fısıldadı.

Klaus: Özür dilerim...

Caroline duymamazlıktan gelip başını diğer yöne çevirdiğinde Klaus yineledi.

Klaus: Özür dilerim, biliyorum senin canın daha fazla yanıyor, üzülüyorsun ve ben de bu halde seni hırpalayıp duruyorum. Eğer istediğin buysa dönüyoruz... Onlara bir şey yapmayacağım.

Caroline göz yaşlarını silip yavaşça arka koltuğa uzandı ve gözlerini kapattı. Klaus aracın yönünü yeniden değiştirirken Caroline ağırlaşan göz kapaklarına yenik düşerek yeniden uykuya daldı.

Klaus: Seni ağlatıp durmaktan nefret ediyorum uyandığında yeni evimize varmış olacağız. Seni mutlu edeceğim artık zarar görmene izin vermeyeceğim söz veriyorum.













Klaus hızla hava alanına ulaştıktan sonra inip Caroline'ın kapısını açtı ve bedenini ani bir hızla kollarına aldı. Caroline gözlerini aralayıp kendisini kucaklayan Klaus'a bakarken gülümsemeden edemedi.

Caroline: Klaus indir beni, herkes bize bakıyor.

Klaus: Hoşuna gitmiyormuş gibi davranmaktan vazgeç.

Caroline kıkırdayıp yüzünü Klaus'un göğsüne gömdü.

Klaus: Seni seviyorum küçük yaramaz, evimize vardığımızda bunun acısını çıkaracağım. Peki... sen gülmeye devam et...

Niyahet uçaklarına vardıklarında Klaus Caroline'ı koltuğuna bırakıp yol boyunca ilgisini ve şefkatini onun üzerinden eksik etmedi. Caroline gülümsedikçe onunla beraber gülüyor, mutlu olduğunu gördükçe düşünmesi gereken tüm dertlerinden bir anda soyutlanıyordu.

Yolculuk sonrasında nihayet tekrar hava alanına varıp New Orleans'a ayak basmışlardı. Lüks bir araç gelip onları alırken Klaus yine ellerini bir an olsun Caroline'ın üstünden, bakışlarını da gözlerinden eksik etmemişti.

Caroline: Peki bu yeni ev fikri ne zamandır kafanda dolaşıyor?

Klaus: Bir süredir, ah merak etme gerekli ayarlamaları yaptım biz oraya vardığımızda eşyalarımız çoktan odamıza yerleştirilmiş olacak.

Caroline: Odamız...

Caroline gülümserken Klaus elini avucunun içine alıp nazikçe dudaklarına götürdü ve bir öpücük kondurdu.

Klaus: Bizim evimiz, bizim odamız...

Kulağına yaklaşıp;

Klaus: Bizim yatağımız...

Caroline yumruğunu Klaus'un göğsüne indirip gülümsedi.

Caroline: Kes şunu.

Klaus: Aslında bu ev yeni sayılmaz, sen gelmeden önce bu evde yaşıyordum. Ailemiz bu şehre ilk geldiğinde bu evde yaşamıştık. Ve şimdi yeniden ailemle bu evde yaşayacağım.

Caroline: Bana Rebekah ve Elijah'ın bizimle yaşayacağını mı söylemeye çalışıyorsun.?

Klaus: Hayır sevgilim ben seni kastediyordum. Sen benim ailem, kadınım, arkadaşım, sevgilim her şeyimsin.

Caroline: Lütfen bana Silas olmadığını söyle....

Klaus: Ne? Hadi ama o bu kadar romantik olamaz.

Caroline: Ben öyle düşünmüyorum. Aşık olduğu kadın için yaptıkları ortada...

Klaus: O bir canavar, o yaşlı bir canavar.

Caroline: Sen de yaşlı bir canavarsın ama ben seni seviyorum.

Klaus: Çünkü ben mükemmelim.
















Tatlı gülüşmeler ve atışmalarla geçen yolculuğun ardından nihayet yeni evlerine varan ikili araçtan inerek hızla eve doğru ilerlemeye başladı.

Caroline: Bu ev neden bu kadar büyük?

Klaus: Seni seviyorum aşkım ama bilirsin, bazen çok fazla söyleniyorsun ve benim kafa dinlemem gerekiyor.

Caroline: Benden kaçabileceğini sanıyorsan aklını kaçırmış olmalısın.

Klaus: Senden kaçmak mı? Ah muhtemelen bir süre yataktan bile çıkamayacağını söylemeliyim.

Caroline: Kes şunu...

Caroline Klaus'un dudaklarına küçük bir öpücük kondurup evin içinde küçük çocuklar gibi oradan oraya koşturmaya başladı.

Klaus: Dekorasyon henüz yenilenmedi, bu konuyla senin ilgilenmek isteyeceğini düşündüm.

Caroline: Dekorasyona gerek yok, belki biraz renkler açılabilir, belki de şu kanepe orada olmamalı aman tanrım bu avizeler iğrenç.

Klaus büyük bir kahkaha atıp Caroline'a bir öpücük daha verdikten sonra hızla duşa yöneldi. Caroline nihayet evdeki turunu tamamlayıp duşta Klaus'a eşlik etti ve kısa duş keyfinin ardından ikili soluğu odalarında aldı.

Caroline yatağın baş ucunda asılı duran mektuplara bakıp havlusunun düşmesini umursamadan ilerlemeye başladı.

Caroline: Klaus bunlar ne?

Klaus üstünü giyinip hızla kapıya yönelirken Caroline'a aceleyle cevap verdi.

Klaus: Bunu yemekten sonra konuşabilir miyiz?

Caroline: Alex burada mı?

Klaus: Ah Alex bir süre izinli.

Caroline: Sen kölelerine izin vermezsin ki...

Klaus: Belki de artık iyi bir adam olmaya karar vermişimdir. Seni mutfakta bekliyor olacağım...

Klaus odadan çıkıp hızla aşağıya yöneldi.

Caroline: Hey bekle... yemeği kim yapacak?

Caroline gözlerini devirip üstünü giyindikten sonra saçını ve makyajını tamamlayıp hızla mutfağa indi.
















Klaus'u gayet şık bir takım elbise ve kravatla gören Caroline gülümsemeden edemedi. Üstelik oldukça çekici görünen bu adam tezgahın başında yemek yapmakla meşguldü. Klaus bir an başını kaldırıp bakışlarını küçük siyah elbisesi ve omzuna dökülen bukleleriyle kendisini hayretle izleyen Caroline'ın üstünde gezdirmeye başladı.

Caroline: Yemek yapabildiğini bilmiyordum. Özel bir şey mi kutluyoruz? haberim olsaydı daha şık bir şeyler tercih ederdim.

Klaus: Muhteşem görünüyorsun tatlım, aslında oldukça güzel yemek yaparım. Ama uzun zamandır denemediğimi itiraf etmeliyim.

Caroline: Ne kadar uzun zamandır?

Caroline'ın sorusuyla Klaus'un elindeki tava alev almaya başladı. Klaus aceleyle ateşi söndürüp tavayı sallarken mahçup bir ifadeyle gülümseyip konuştu.

Klaus: Pekala biraz paslanmış olabilirim ama şimdi toparlayacağım.

Caroline kahkahalarını yutmaya çalışıp yavaşça arkasındaki tezgaha yaslandı. Klaus bir yandan büyük bir maharetle biberleri doğrarken, bir yandan da patlıcanı tütsüleyip, eti har ateşte pişirmeye çalışıyordu.

Caroline: Klaus, bırak yardım edeyim... üstünü batırcaksın.

Klaus: Hayır her şey kontrol altında.

Caroline: Tamam, sadece yavaşla ve eti yakmamaya çalış.

Caroline daha şimdiden yanık kokusunu almaya başladığı ete bakıp kıkırdadı. Klaus sonunda pes edip ocağın altını söndürdü ve tezgahın üstünde kendisini kısacık elbisesiyle bekleyen Caroline'a doğru ilerlemeye başladı.

Klaus: Dikkatimi dağıtmasaydın muhteşem bir yemek hazırlayabilirdim.

Caroline: Ah şimdi de suçlusu ben mi oldum.

Klaus ellerini Caroline'nın bacaklarına yerleştirip yavaşça araladı ve usulca bedenini bedenine yasladı. Caroline kravatını eline dolayıp Klaus'u sertçe kendisine doğru çekti ve bacaklarını belinde birleştirdi.

Caroline: Alex'in burada olmaması çok üzücü.

Klaus: Katılmıyorum. Ayrıca sorun benim yeteneksizliğim değil sorun insanların şu garip icatları.

Caroline: Orduları kendi başına yok edebilecek güce sahipsin ama bir ocakla uğraşamıyor musun?

Klaus: Belki de sana daha lezzetli bir şeyler sunabilirdim ama ikimiz de vampirliği bu yönüyle sevmediğini biliyoruz.

Caroline arkasında duran şarabı eline alıp Klaus'a uzattı ve manidar bir bakış attı.

Caroline: Belki de tek ihtiyacımız biraz rahatlamaktır.

Klaus'un gözleri şehvetle kısılırken Caroline'ın dili üst dudağını turladı. Klaus dudaklarını yavaşça Caroline'ın boynuna dokundurup küçük öpücükler bırakarak dudaklarına ulaştı.

Klaus Caroline'ın dilinin bir şelale gibi dudaklarının arasından akmasına izin verip susuzluğunu onu nefessiz bırakırcasına dakikalar boyunca dindirmeye çalıştı.

Sonunda nefes nefese dudaklarını ayırmasına izin verdiğinde gözlerine bakıp fısıldadı.

Klaus: Seni özledim...

Parmakları Caroline'ın kıvrımlarını turlarken kulağına gelen tatlı iniltiler nefesini hızlandırıp tenini ısıtıyordu. Caroline bacaklarını hareket ettirip ayaklarını Klaus'un kalçalarına bastırdı. Bu ani baskı karşısında Klaus elinde olmadan erkekliğini Caroline'ın kasıklarına yaslamıştı.

Bu defa ikisinden de şehvet dolu bir inilti yükseldiğinde Klaus dudaklarını tekrar Caroline'ın dudaklarına bastırıp ceketini Caroline'ın yardımıyla hızla çıkarıp yere attı. Caroline elini elbisesinin eteklerine götürüp büyük bir hızla çıkardıktan sonra Klaus, kan kırmızı saten iç çamaşırlarına ve tenine nasıl yakıştığına bakıp, vücudunu uzun uzun seyre daldı.


Bu kadın kendisine aitti, aşkıyla, şefkatiyle, sevgisiyle, bedeniyle en mahrem hazineleriyle...Caroline'ın nefesleri sıklaştığında gözleri usulca kapanıp vücudu, sırtını yasladığı soğuk mermerle irkilip titredi. Klaus şarabı eline alıp hızlı bir hamleyle mantarını açtı ve dudaklarına götürüp büyük bir yudum aldı.

Caroline doğrulup Klaus'un kravatını çözdü ve dudaklarını dudaklarına yaslayıp şarabı dudaklarından tattı. Sonunda Klaus'un kendisini kaybetmeye başladığını fark ettiğinde şarabı elinden alıp tezgaha bıraktı ve elindeki kravatı parmaklarıyla güçlü sırtını sıvazlayarak kalçalarının üstüne getirdi.

Klaus: Ne... ne yapıyorsun...

Caroline: Şşş...

Caroline Klaus'un bileklerini arkasında bağlayarak gömleğinin düğmelerini açmaya başladı. Klaus Caroline'nın dokunuşlarını güçlü bir iniltiyle karşılarken göz bebekleri bir anda hayret ve açlıkla büyüdü. Caroline şarabı dudaklarına götürüp büyük bir yudum aldıktan sonra tek eliyle sutyeninin kopçasını çözüp göğüslerini Klaus'un bakışlarına sundu.

Klaus yutkunup titrediğinde Caroline şeytani bir cazibeyle şarabı dudaklarından aşağıya süzmeye başladı. Bembeyaz teninden süzülen kırmızı şarap göğüslerini örtmeye başladığında Klaus dudaklarını dolgun göğüslere gömüp teninden şarabı tadarak sarhoş olmaya başladı. Dudakları sertleşen göğüs uçlarını kavradığında Caroline dan küçük bir çığlık yükseldi sonunda şarabı bir kenara bırakıp parmaklarını Klaus'un saçlarının arasına geçirerek başını göğüslerine daha fazla yasladı.

Klaus memnuniyetle inleyip dudaklarını yumuşak teninde gezdirmeye, ıslak öpücükler bırakıp göğüslerini sertçe emmeye devam etti. Caroline elini Klaus'un kasıklarına indirip pantolonunun üstünden erkekliğini okşamaya başladığında Klaus ellerini düğümden kurtarıp kravatı tekrar boynuna astı ve sert bir hamleyle Caroline'ın kalçalarını kavrayıp üstüne aldı.

Caroline bacaklarını etrafına daha sıkı doladığında yavaş adımlarla odalarına doğru ilerlemeye başladılar. Caroline Klaus'un yüzünü avuçları arasına alıp tutkuyla öpmeye devam etti. Klaus yatağın başına geldiklerinde Caroline'ı indirip gömleğinden ve pantolonundan kurtulmaya başladı. Caroline de tamamen çıplak kaldığında yüksek topuklu kırmızı ayakkabılarıyla boylu boyunca yatağa uzandı.

Klaus derin bir iç çekip Caroline'ı süzdükten sonra usulca yatağın ucuna ulaştı. Ayakkabılarını ayağından çekerken dudaklarını şefkatle küçük ayaklarında gezdirmeye başladı. Caroline gülümseyip derin bir nefes aldığında karnı hızla çekilip göğüsleri hafifçe sarsılmıştı.

Klaus küçük öpücüklerini Caroline'ın bedeninden yukarıya taşırken avucunun içinde gizlediği kravatı çıkarıp Caroline'ın narin bileklerini başının üstünde birleştirdi. Caroline itiraz etmek yerine dudaklarını Klaus'un dudaklarına yaslayıp memnuniyetini tutkulu öpücüklerle belirtti.

Klaus dudaklarını yavaşça dudaklarından ayırdığında bileklerini kravatla sıkıca bağlayıp yatağın başlığında sabitledi. Caroline gözlerini kapatıp kendisini erkeğinin kollarına bırakırken bedeni ihtiyaç ve arzuyla titriyordu.

Klaus'un dudakları usulca Caroline'ın kasıklarına taşındı Caroline'nin bacaklarını araladığında küçük bir iç çekişle bakışlarını bedeninde gezdirmeye başladı. Caroline pembeleşen yanakları ve sımsıkı kapattığı gözleriyle yüzünü başının iki yanında yatağın başlığına uzanan kollarına gömüp heyecanla bekliyordu.

Klaus: Benden utanıyor musun? Hadi ama... Seni seviyorum, her şeyinle, her şekilde. Gözlerini aç Caroline...

Caroline usulca gözlerini açıp Klaus'un güven veren zümrüt bakışlarıyla buluştuğunda içten bir gülümsemeyle derin bir nefes aldı.

Klaus: Muhteşemsin...

Caroline kendisini bu denli arzulayan ve her dokunuşuyla bulutların üstüne çıkaran adamın gözlerine uzun uzun bakmaktan çekinmedi. Klaus gülümseyip aralanmış bacaklara öpücükler kondudarak kasıklarına ulaştığında Caroline aniden kasılıp inledi.

Klaus dudaklarını kasıklarına gömüp dilini hareket ettirmeye başladığında Caroline titreyerek belli aralıklarla kasılmaya devam edip küçük çığlıklar atmaya başladı. Klaus ritmi bozmadan ellerini usulca göğüslerine ulaştırıp avuçlarının içine hapsetti.

Caroline dudaklarını kolunun içine bastırıp arada gözlerini aralıyor, aldığı zevkle vücudunun titremesine engel olamıyordu.

Caroline: Klaus... lütfen...

Caroline yüzünü tekrar koluna yaslayıp gözlerini kapattığında Klaus dilini daha hızlı hareket ettirip son bir çığlıkla orgazm oluşunu izledi. Caroline nefeslerini düzenlemeye çalışırken Klaus ritmine hala devam ediyordu sonunda Caroline'ın nefesi düzenli bir hal aldığında dudaklarını çekip küçük öpücüklerle boynuna ulaştı.

Caroline bacaklarını Klaus'un kalçalarına dolayarak inlediğinde Klaus da daha fazla bekleyemeyeceğini anlayıp ellerini Caroline'ın kalçalarının altına geçirerek sert bir hamleyle içindeki yerini aldı. Caroline'dan aynı anda yükselen çığlık Klaus'un kulaklarında bir melodi gibi yankılanırken yavaş olan ritm, Klaus'un ellerini altından Caroline'ın omuzlarına geçirip kendine doğru bastırmasıyla artmaya başladı.

Klaus başını kaldırıp Caroline'ın gözlerine bakarken dudaklarını Caroline'ın çığlıklarına örterek hızını arttırdı.

Klaus: Seni seviyorum Caroline...

Caroline: Klaus... lütfen, daha hızlı...

Klaus bedenini ve tüm ağırlığını Caroline'ın üstüne bırakıp sert darbelerle Caroline'ın kasıklarına yüklenmeye başladığında göğüsleri de aynı hızla hareket edip Klaus'un sert gövdesine çarpıyordu. Klaus ellerini Caroline'ın omuzlarına daha fazla bastırıp bedenini bedenine daha sıkı yasladığında Caroline'dan acı ve zevk dolu bir inilti daha yükseldi.

Klaus her sert vuruşta adını haykıran kadınına daha sıkı sarılıp dudaklarını boynuna gömdü ve her çığlığında orada olduğunu fısıldayıp aşkını tutkulu öpücükleriyle Caroline'ın dudaklarıyla paylaştı. Caroline dudaklarının arasındaki dudakları ısırıp kanın ağzına dolmasına izin verdiğinde Klaus da aynı anda orgazma ulaşmıştı.

Caroline art arda yaşadığı güçlü orgazmlarla bedeninin titreyip kasılmasına engel olamayıp göz yaşlarını serbest bıraktı. Klaus bileklerine bakıp kan oturduğunu fark ettiğinde usulca uzanıp bileklerini çözdü ve üstünde uzanmaya devam ederken ellerini dudaklarına götürüp bileklerine şefkat dolu öpücükler bıraktı.

Niyahet geçmeye başlayan kızarıklıklar da sonlandığında Klaus sıkıca, içine hapsedercesine Caroline'a sarıldı. Bir kaç saniye sonra gözlerine bakıp dudaklarını ıslanan yanaklarında gezdirip göz yaşlarının tadına bakarak inledi. Ardından başını geriye çekip kollarının arasında bir tanrıça gibi ışıldayan kadınına bakıp kısılan sesiyle fısıldadı.

Klaus: Seni seviyorum....

Caroline: Sarıl bana... hiç bırakmayacakmış gibi...

Klaus: Hiç bırakmayacağım, asla... sonsuza dek benimsin. Senden hiç vazgeçmeyeceğim, sen de benden vazgeçme. Ne yaparsam yapayım, ne kadar aptalca davranırsam davranayım beni sevmekten vazgeçme.

Caroline: Seni sevmekten hiç vazgeçmeyeceğim...

Klaus: Hiç vazgeçme çünkü bunu yaparsan beni öldürürsün.

Caroline dudaklarını şefkat ve aşkla Klausun dudaklarına yasladı ve içten bir öpücük bıraktı. Klaus başını Caroline'ın göğüslerine bırakıp derin bir nefes aldı ve kollarını Caroline'nın beline doladı. Vücudu bedenini bir örtü gibi kaplarken Carolıne parmaklarını Klaus'un saçlarına geçirip boşta kalan kolunu sıkıca sırtına doladı.

Klaus: Üstünde uyumam iyi bir fikir olmayabilir.

Caroline: Hayır, tanrım bana kırılacak bir biblo gibi davranmaktan vazgeç.

Klaus: Az önce canını yaktım, üzgünüm sana dokunduğumda tüm kontrolümü kaybediyorum.

Caroline: Hissettiğim şey aşk ve zevkti. Canımı yakmadın sevgilim, sen beni asla incitmezsin.

Klaus: Asla...

Caroline: Seni seviyorum...

Klaus: Dudaklarından dökülen iki kelime için ölümsüzlüğümü feda edebilirim.

Caroline'ın gözleri yeniden dolarken saçlarına bir öpücük kondurup başını göğsüne daha sıkı yasladı.

Klaus: Seni seviyorum...

 

 

Chapter Text

 

 

Elijah mutfaktan gelen yoğun kahve kokusunu alır almaz, duştan çıkıp belindeki havluya aldırmadan Hayley'in yanına ilerlemeye başladı. Onun için tuttuğu bu evde çoğu zaman birlikte kalıyorlardı ve şu sıra David ile oldukça ateşli günler geçiren Rebekah bu durumdan hiç de rahatsız olmuşa benzemiyordu.

Hayley kısacık kazağını çekiştirip iç çamaşırını örtmeye çalışırken kapının pervazına yaslanıp kendisini izleyen Elijah'ı fark etti. Ardından avuçlarının arasına aldığı kahve bardağı ona uzatıp gülümsedi.

Hayley: Günaydın...

Elijah: Uyuduğunu sanıyordum.

Elijah kahvesinden büyük bir yudum aldıktan sonra tezgahın üstüne bırakıp hızla Hayley'i kollarının arasına sardı.

Hayley: Sana kahve yapmak istedim.

Elijah: Bu anı bozmak istemezdim ama aklımı kurcalayan şeyler var.

Hayley Elijah'ın kollarından kurtulup kahve bardağını tekrar eline aldı ve pencereye dönüp onunla göz göze gelmemeye çalışarak cevap verdi;

Hayley: Neden bahsediyorsun?

Elijah: Dün neredeydin?

Hayley: Sana söyledim.

Elijah: Biliyorum, bak şüpheci bir ahmak gibi davranmak istemiyorum ama bana evde olduğunu söylediğin saatte evde olmama rağmen seni görememem ilginçti.

Hayley: Sana yalan söylemekten nefret ediyorum.

Elijah: O zaman söyleme.

Hayley: Pekala...

Hayley kahve bardağını lavaboya bırakıp ellerini tezgaha yaslarken Elijah'a dönüp kararlı bir tonda devam etti.

Hayley: Dün evde değildim...

Elijah: Peki bunu neden gizlemek istemiş olabilirsin?

Hayley: Ben... biliyorsun ailem hakkında daha fazla şey öğrenmek istiyorum ve...

Elijah: Bu konuda herşeyi yaptım ve yapmaya da devam ediyorum. Bak eğer konu buysa benden gizlemek zorunda değilsin. Gerçek aileni bulmanı ben de istiyorum, mezarlarını, kuzenlerini yada her neyse...

Hayley: Bu konuda daha saygılı olmayı dene.

Hayley Elijah'ın omzuna çarpıp mutfaktan çıktı. Ardından da Elijah...

Elijah: Hey... dur biraz. Hala tatmin edici bir açıklaman yok.

Hayley: Sana vereceğim her cevap senin için diğer şeyden önemsiz olacak nasılsa... Neden umurunda olsun ki?

Elijah: Bak ben... üzgünüm öyle demek istememiştim.

Hayley: Unut gitsin.









Sabahın ilk ışıklarıyla gözlerini açan Klaus yatakta yalnız olduğunu fark edip rahatsızca gerindi.

Klaus: Caroline...?! Ah... lanet olsun bu hiç hoşuma gitmedi.

Klaus avuç içleriyle gözlerini ovuşturup esnerken Caroline küçük havlusunu çekiştire çekiştire odalarına girdi.

Caroline: Sen kiminle konuşuyorsun öyle?

Klaus yastığını düzeltip yatakta geriledikten sonra ellerini başının arkasında birleştirip cevap verdi.

Klaus: Seninle konuşuyor olmam gerekiyordu ama ne oldu tahmin et? yanımda yoksun.

Caroline: Çocuk gibi sızlanmayı kes, duş alıyordum.

Klaus: Bunun için beni beklememen ne kadar üzücü.

Klaus muzur bir ifadeyle Caroline'ın havlusunu yakalayıp çekmeye başladı. Caroline kahkahalar eşliğinde havlusunu üstünde tutmaya çalışırken söylenmeyi de ihmal etmiyordu.

Caroline: Klaus! tanrım kes şunu...Sonunda pes edip havlusunu bıraktığında, Klaus'un bileğini yakalayıp üstüne çekmesiyle kendisini yatakta buluverdi üstelik hareket de edemiyordu.

Caroline: Ne kadar ağır olduğun hakkında bir fikrin var mı?

Klaus: Dün gece üstünde uyumamı isteyen kadına ne oldu?

Klaus gülümseyip muzurca Caroline'ın boynuna, yüzüne, dudaklarına öpücükler kondurmaya başladı.

Klaus: Bir daha... (öpücük) uyandığımda (öpücük) seni yanımda (öpücük) bulamazsam (öpücük)...

Caroline: Ne yaparsın?

Caroline'ın şeytani bir kahkahayla sorduğu bu soruyu Klaus aralarındaki örtüyü çekerek uzun uzun cevapladı....









Elijah yaklaşık 1 saattir odalarında sessizce oturan Hayley'i kırdığını fark edip yavaşça kapıya vurdu.

Elijah: Hayley?

Hayley: İçeriye gel.

Elijah: Bu oldukça kolay oldu.

Hayley gülümseyip yatağın üstündeki şeker yastığı eline aldı.

Hayley: İstersen sana yastık fırlatıp bildiğim en edepsiz şeyleri de söyleyebilirim.

Elijah: Pekala, sanırım bunu sorgulamamalıydım.

Hayley yastığı bırakıp tekrar yatağın köşesine oturdu, Elijah da hemen yanına.

Elijah: Bana hala kırgın mısın?

Hayley başını salladı.

Elijah: Peki dün nerede olduğunu söyleyecek misin?

Hayley tekrar başını salladı.

Elijah: Ne derler bilirsin, ilişkilerde bazen mahremiyete ihtiyaç duyarsın ama bana herşeyi anlatabileceğini bilmelisin.

Hayley aniden Elijah'ın dudaklarına yapışıp uzun bir öpücük verdi, anın şaşkınlığıyla karşılık vermeyen Elijah bir süre sonra Hayley gibi kendisini akışına bıraktı.

Bir süre sonra soluk soluğa ayrılan ikili gülümseyip uzun uzun birbirine sarıldı.

Hayley: Seni sevdiğimi biliyorsun değil mi?

Elijah: Bildiğimi biliyorsun, seni sevdiğimi de biliyorsun.

Hayley: Ve bunu hiç bir şey değiştiremez.

Elijah: Asla...

Hayley: Benden sakın nefret etme ve hep seni sevdiğimi, hep seveceğimi bil.

Elijah: Sonsuza dek...

Hayley: Sonsuza dek...

Hayley son cümlesini hıçkırıklarını tutarak söylese de bu durumunu Elijah'a belli etmedi. Yanağından süzülen tek damla yaş Elijah'ın omuzuna süzülüverdi.








Caroline çarşafın altından çıkıp elektriklenen saçlarını düzeltirken Klaus tatmin olmanın verdiği rahatlamayla gülümseyip ellerini tekrar başının arkasına geçirdi.

Caroline: Bugün bu yataktan çıkabilecek miyiz?

Klaus başını iki yanına sallayıp gülümsemeye devam etti.

Caroline: Tekrar duş almam gerekecek.

Klaus: Bensiz aldığın her duş bir yenisine neden olacak.

Caroline: Şu halimize bir bak...

Caroline gülümseyip kollarını iki yanına açarak çarşafın soğuk taraflarına dokundu. Ardından elini başının altına destek yapıp Klaus'a döndü.

Klaus: Ne varmış halimizde?

Caroline: Yani düşünsene, çok değil bir kaç ay önce seni neredeyse öldürmek üzereydim ama şimdi sensiz bir dakikam bile geçsin istemiyorum.

Klaus: Bunun olacağını biliyordum.

Caroline: O da ne demek öyle?

Klaus: Bana aşık olacağını biliyordum.

Caroline başının altındaki yastığı Klaus'un yüzüne geçirdikten sonra üstüne çıkıp nefesinin kesildiğinden emin olana dek bastırmaya devam etti.

Klaus: Tanrım yanılmışım, hala öldürmek istiyorsun.

Caroline: Çünkü sinirlerimi bozuyorsun.

Klaus tepkisizce Caroline'ın geri çekilmesini bekleyip boğulma numarasına devam ederken Caroline sonunda pes edip üstünden indi ve küçük bir çocuk gibi kollarını bağlayıp dudak büktü.

Klaus: Pes mi ediyorsun?

Caroline: Biliyor musun güzel şeyler söyleyebilirdim ama vazgeçtim. Aslında pişman oldum...

Klaus: Hey buraya gel...

Caroline: Bırak beni...

Klaus: Bu defa mahvetmeyeceğim söz.

Caroline göz ucuyla Klaus'a bakıp ciddi olup olmadığını ölçtükten sonra burnunu havaya kaldırıp kollarını daha sıkı bağladı.

Caroline: Sana inanmıyorum.

Klaus kolundan çekip Caroline'ı kollarının arasına aldıktan sonra burnunun ucuna küçük bir öpücük bırakıp parmaklarını buklelerinin arasına gömdü.

Klaus: Kendimi nasıl affettirebilirim?

Caroline: Bilmiyorum.

Klaus: Benimle oynamayı seviyorsun...

Caroline:...

Klaus: Bu durum bir ergen gibi hissetmeme neden olsa da benim de hoşuma gidiyor.

Caroline: Tamam seni affettim...

Klaus: Ne var biliyor musun?

Caroline:...?

Klaus: Bana aşık olacağını biliyordum.

Caroline bu defa yastığı elinden bırakmadan, kaldığı yerden Klaus'un yüzüne vurmaya devam etti.

Caroline: Seni adi yalancı...

Klaus: Hey... tamam bu defa cidden canımı yaktın.

Klaus tek hamlede Caroline'ı altına alıp yastıktan saçılan tüyleri saçlarının arasından çekerek yüzüne öpücükler kondurmaya başladı.

Caroline: Klaus...

Klaus: Sonra...

Caroline: Hey... dur... sana söylemek istediğim bir şey var.

Klaus: Sonra...

Caroline: Duracak mısın artık?

Klaus yüzünü Caroline'ın boynundan kaldırıp gözlerine baktı.

Klaus: Pekala dinliyorum, çabuk ol.

Caroline: Sabah erken kalktım çünkü sana bir hediye vermek istiyorum.

Klaus: Hediye?

Caroline: Evet...

Caroline Klaus'un altından çıkıp çarşafa sarındıktan sonra dolaptan bir hediye paketi çıkarıp tekrar yatağa döndü. Klaus'un eli pakete uzansa da Caroline'ın şaplağıyla geri çekilmek zorunda kaldı.

Klaus: O hediyenin bana ait olduğunu sanıyordum.

Caroline: Öyle, ama önce dinlemen gerek.

Klaus ellerini karnının üstünde birleştirip bütün dikkatini komik bir ciddiyetle Caroline'a verdi.

Klaus: Seni dinliyorum aşkım.

Caroline: Teşekkürler. Sana uygun hediyeyi bulmak için çok düşündüm, aklımda bir sürü seçenek vardı ama sonra sana verebileceğim herşeye zaten sahip olabileceğini düşündüm.

Klaus: Yani bana hediye almadın?

Caroline yumruğunu Klaus'un göğsüne geçirip gülümsedi.

Caroline: Ciddi ol...

Klaus: Yapma sevgilim, ben kimsenin veremeyeceği, asla sahip olamayacağı bir şeye sahibim. Sana...

Caroline: Seni seviyorum.

Klaus: Seni seviyorum.

Caroline: Ama yine de sana hediye vereceğim.

Klaus büyük bir kahkaha atıp kutuya baktı.

Klaus: Seremoni bittiyse onu alabilir miyim?

Caroline gülümseyip kutuyu Klaus'a uzattı. Klaus büyük bir hızla kurdelesinden kurtulup kutuyu açtığında hayal kırıklığını gizleyemedi. Yine de küçük bir şey olacağını düşündüğünden boş kağıt parçalarının arasına elini daldırdı.

Caroline: Hey yavaş ol, yırtacaksın.

Klaus boş kağıt parçalarından birini eline alıp sallamaya başladı.

Klaus: Yani hediyem bu mu? Aynı ölçülerde kesilmiş onlarca kağıt?

Caroline: Evet...

Klaus boş kağıda bakıp tekrar Caroline'a döndü.

Klaus: Pekala, teşekkürler.

Caroline: Teşekkür için henüz erken. Dediğim gibi sana verebileceğim bir şey yok ben de düşündüm de belki sen o dilek kartlarına benden ne istediğini yazarsın ve ben de seni mutlu edecek şeyleri düşünerek kendime daha fazla işkence etmem.

Klaus: Yani şimdi ben bu kartlara ne yazarsam gerçekleştirecek misin?

Caroline: Elbette, ne olursa.

Klaus: Söz mü?

Caroline: Söz.

Klaus: Bu hayatımda aldığım en erotik hediye.

Caroline: Erotik... Ne... ? Hayır...! Bunu daha masum amaçlar için kullanacaksın! hey beni duyuyor musun sen?

Caroline en masum duygularla oluşturduğu hediyesinin Klaus tarafından yanlış algılanmasıyla eline yastığını yeniden aldı.

Klaus: Unutma, söz verdin.

Caroline: Hayır, onları böyle şeyler için kullanmamalısın.

Klaus: Onlarla ne istersem yaparım.

Klaus şeytani bir kahkaha atıp iştahla ilk kartını doldurmaya başladı ancak Caroline'ın bir türlü susmadığını fark ettiğinde ilk dileğini kulak sağlığı için kullanmaya karar verdi. Caroline kendisine uzatılan ilk dilek kartında "Sus ve öp beni" emrini gördüğünde kulaklarına kadar kızardı ancak laf ağızdan çıkmıştı bir kere.









Bu sırada Rebekah da kardeşleriyle hiç olmadığı kadar iyi anlaştığı bu dönemin meyvelerini toplamak istediğine karar verip onları sevdiği adamla tanıştırma vaktinin geldiğini düşünüyordu.

Bugün en güzel kıyafetini giyecek, Elijah'a haber verecek ve ailelerinin bir zamanlar yaşadığı eve gidip David'i onlara takdim edecekti.

Yaşadığı yüzyıllar boyunca ilk defa güvenli ve mutlu hissettiği bu atmosferi Klaus dahi bozamayacaktı bundan emindi zira kardeşlerinin de hayatlarında birbirlerinin onaylamayacağı insanlar vardı. Herkes birbiri adına mutsuz, kendi adına mutluydu.

Aslında bu tanışma organizasyonu bir bakıma David'in fikriydi ve Rebekah için kesinlikle cazipti. İnci küpesinin son tekini takıp makyaj masasından kalkarken kravatını çekiştirerek içeriye giren David'e baktı.

David: Onlara haber verdin mi?

Rebekah: Vereceğim.

David: Tanrı aşkına çıkmak üzereyiz?

Rebekah: Hey burada telaş yapması gereken kişi benim, sen değil. Ah lanet olsun...

David: Ne?

Rebekah: Ayakkabılarım bagajda kaldı, gidip onları alır mısın?

David: Burada en az 200 çift ayakkabı varken neden o?

Rebekah: O, bu elbisenin ayakkabısı uzatma da getir hadi, ben de bu arada onları arayacağım.

David: Pekala, köle gidiyor.

Rebekah: Acele et.










Caroline, bacaklarının arasında derin bir iniltiyle boşalan Klaus'a bakıp orgazm'ın doruklarına ulaşırken küçük bir çığlıkla göğsüne kapanıp kollarını nefes nefese boynuna doladı.

Klaus: Tanrım!! Seni seviyorum...

Caroline başını tekrar yastığa bırakıp rahatlarken Klaus göğüslerinin üstüne uzanıp küçük öpücükler bıraktı.
Kapanmak üzere olan gözleri seyirirken birden hızla doğrulup etrafına baktı. Caroline yüzünü avuçları arasına alıp kendisine döndürürken endişeli gözlerle Klaus'a baktı.

Caroline: Neler oluyor?

Klaus: Bir şey hissettim.

Caroline: Ne?

Klaus: Boşver...

Klaus başını tekrar Caroline'ın göğüslerine bıraktı, göz kapakları yeniden ağırlaşmaya başlamıştı ki;

Kol: Saygısızlık etmek istemem ama aşağıda daha ne kadar bekleyeceğimi bilmem gerekiyor?

Klaus-Caroline: Kol!!!

Klaus ani bir refleksle Caroline'ın üstünde doğrulup başını sesin geldiği yöne çevirdi. İkisi çırılçıplak, anın verdiği şaşkınlıkla hiç bir şeyi umursamadan, kapıya yaslanıp kendilerine muzip bir ifadeyle bakan Kol'u süzmeye devam etti.

Üstündeki şaşkınlığı ilk atan Caroline oldu. Ellerini Klaus'un çıplak göğsüne vurup kendisine gelmesini sağladı.

Kol: Biliyorum, biliyorum... beni beklemiyordun, çok şaşırdın, geri mi döndüm, hayattayım filan falan. Her neyse sizi aşağıda bekliyor olacağım bu defa acele etseniz iyi olur.

Tam arkasını dönmüş gidiyordu ki geri dönüp Caroline'ın açıkta kalan göğüslerine baktı.

Kol: Bu arada güzel göğüsler.

Caroline ani bir hızla Klaus'a sarılıp bedenini gizlemeye çalışırken Klaus onun bu muzurluğunu bile umursamayacak kadar mutluydu.

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

 


 

Elijah kol düğmelerini yerine iliştirirken yatağın üstünde ısrarla çalan telefonunu fark etti ancak o an da gözleri yakaladığı mükemmel açıyla, bahçede oradan oraya yürüyüp, aynı anda öfkeli bir ifadeyle telefonda konuşan Hayley'e takılmıştı. Bakışlarını bir an olsun üstünden ayırmadan Rebekah'ın ısrarlı çağrılarına nihayet cevap verdi;


Elijah: Ne istiyorsun Rebekah?

Rebekah: Senden beklenmeyecek bir kabalık bu, beni hayal kırıklığına uğrattın ağabeyciğim.

Elijah: Üzgünüm, acelem var.

Rebekah: Her ne yapıyorsan ertelemek zorundasın.

Elijah: Neler oluyor?

Rebekah: Birazdan David ile hain kardeşimizin evine gideceğiz. Bize katılıp Klaus'un David'e kalıcı bir hasar vermemesi için çaba sarf edebilir yada kurt fahişenle her ne yapıyorsan ona devam edebilirsin.

Elijah: Benden hayatındaki insana saygı duymamı ve onu korumamı beklerken benim hayatıma saygı duymaman ne kadar ironik.

Rebekah: Sen ve o adi melez yatağınıza aldığınız sürtüklerin büyüsüne kapılıp sizi asla terk etmeyen kız kardeşinizi yok saydığınız için bu cüretimi mazur gör. Ama bana en azından bu kadarını borçlu olduğunuzu düşünüyorum.

Elijah: Bunu daha kibar teklif edebilirdin, yine de orada olacağım.

Rebekah: Hey Elijah bekle, bir şeyi anlaman gerekiyor... onu getiremezsin zaten yeterince sorunumuz olacak.

Elijah: Hoşçakal Rebekah.

Rebekah: Hey bekl...

Elijah Rebekahın saygısızlığını bile umursamayacak kadar meşguldü zira sevdiği kadının kendisinden sakladığı bir şeyler olduğunu biliyor, şüphesini haklı çıkaracak deliller arıyordu. Onu dinlememesi gerektiğini düşündüğü halde kulakları istemsizce konuşmalarını işitti.

Hayley: Bana bunu yapma, şimdi olmaz. Böyle olmaz...

"Üzgünüm."

Hayley: Hey bekle tekrar konuşacağız, hey...!

"..."

















Klaus duş alıp aşağıya inecek vaziyette olduğuna karar verene dek odasında bekledi. Şüphesiz Kol'un ölümü bilinenin aksine en çok onun canını yakmıştı. Araf kalktığında kardeşinin döneceğini ummuştu ama o belli ki cehennem'i göze alarak devam etmeyi seçmişti. En azından Klaus böyle düşünmüştü. Günlerce, haftalarca... içten içe, sessizce onun yasını tutmuştu ve şimdi kardeşi en canlı haliyle aşağıda, salonunda oturuyordu.

Caroline: Klaus... beni duyuyor musun?

Klaus: Evet, ne diyordun?

Caroline: Aşağıya inmeyi düşünüyor musun?... Bugün?

Klaus tepkisizce oturduğu yerden kalkıp havluyla saçlarının suyunu alan Caroline'a baktı. Kapıya yönelirken şaşırtıcı bir sakinlikle seslendi;

Klaus: Sen gelmiyor musun?

Caroline: Biraz yalnız kalmak isteyebileceğinizi sanmıştım.

Klaus: Olayı dramatize etmeye gerek yok. Seni aşağıda bekliyor olacağız.















Kol, Klaus merdivenlerden aceleyle inerken ayaklarını oymalı mermer sehpanın üstüne uzatıp oturduğu kanepede keyifle gerindi.

Klaus: Kardeşlerimizin döndüğünden haberi var mı?

Kol: Aslına bakarsan bu mutlu haberi senin vermek isteyebileceğini umuyordum. Ne? Seni şaşırttı mı?

Klaus: İlk durağının benim evim olması geçmişte yaşadığımız tatsız abi kardeş hadiselerini geride bıraktığını düşünmeme neden oluyor. Hadi bana yanılmadığımı söyle...

Klaus eline aldığı yarım viski şişesini kafasına dikip karşısındaki kanepeye kurulurken gözleri merakla kısıldı,

Klaus: Ne zaman döndün? Ve neden bu kadar bekledin?

Kol: Yapma, oralarda bir yerlerde huzurun olduğunu düşündüğümü ve ona kavuşmak için kanat çırptığımı düşünmüyordun değil mi? Elbette geri dönmek isteyeceğimi biliyordun. Ve bir şeye açıklık getirelim, burası bizim evimiz. Yani ilk adresim olması seni şaşırtmamalı, ancak beni fazlasıyla şaşırttığını itiraf etmeliyim.

Kol muzip sırıtışıyla köşe yastıklarından birinin ardına gizlediği sutyeni çıkarıp, parmak ucuyla tutarken hafifçe salladı.

Kol: Küçük Caroline'ı nihayet yatağa atmışsın ve bununla kalmadığını, daha fazlasının olduğunu da biliyorum. Sen ve Elijah asla değişmeyeceksiniz, güçlü olduğunuzu sanıyorsunuz ama konu kadınlar olunca asla şanınıza yakışan işler yapmıyorsunuz. Her neyse, senin için mutluyum, yada öyle olduğumu düşünmek istiyorsan öyle düşünmene izin veriyorum. Ah üzgünüm, size küçük tebrik kurabiyelerinden getirmeliydim. Hani şu kalpli olanlardan... Ama ben daha güzelini yaptım.

Kol ani bir hareketle oturduğu yerden kalkıp kapının dışındaki sarışın kadını içeriye aldı ve bileğini tutup sallamaya başladı.

Kol: Sana pastacıyı getirdim. Ve biraz tadına bakmış olabilirim.

Klaus: Cidden Kol, hiç alem yapacak durumda değilim. Bazı cevaplara ihtiyacım var.

Kol: Evet evet biliyorum, kaçmak istesek de şu abi kadeş olaylarına girmek zorundayız.

Kadını kendisine döndürüp, etki altına aldıktan sonra yerine geçip, o kapıdan çıkarken ayaklarını tekrar sehpaya yerleştirdi.

Kol: Senin en sevdiğim özelliğin ne biliyor musun?

Klaus: ...?

Kol: Eğlenmeyi biliyorsun, sınırların yok ve kimseye acımazsın. Ama bu yeteneğini de kaybetmek üzeresin. Sanırım seni sevmek için yeni nedenlere ihtiyacım olacak.

Klaus: Eğlenmek mi istiyorsun, ben eğlenmeye başladığımda bu durum senin için hiç de eğlenceli olmayacak. O yüzden sadede gelelim... Ben seni yeniden cehenneme postalamadan önce birbirimize bir şans daha verebiliriz.

Kol Klaus'u yeterince kızdırdığını fark ettiğinden bu durumu daha fazla uzatmadı ve ciddileşip onun cevaplarını sıralamaya başladı.

Kol: Takdir edersin ki benim de senin kıçını tekmelemekten daha mühim meselelerim var.

Klaus: Öyle mi? Babamız ve annemiz bizi cehenneme göndermeye çalışırken senin daha önemli hangi meseleyle ilgilendiğini bilmek isterim.

Kol: Ne diye benim bulaştırılmadığım bir işe burnumu sokup, yeniden arafı yada cehennemi boylamayı göze alayım ki, siz her zaman başınızın çaresine bakarsınız.

Klaus: Elbette, elbette... Senden aksini beklemek a...

Kol: Bu kadar yeter, ben hiç uğruna ölüp öbür tarafı boylarken aptal bir tedavi uğruna 24 saat bile yas tutamayan kız kardeşimiz de, bizden nefret edip uzaklara kaçıp duran Elijah da umurumda değil. Sana gelirsek, sen... sen her zaman kazanırsın. Ama ne var biliyor musun aylardır beni sürekli düşündüğün için senin berbat hayatını izliyorum. Benim için yas tuttuğuna sevinemediğimi bilmelisin, beni düşündüğün her an yanında bitivermek ve sana söylediğim hiç bir şeyi duyamaman can sıkıcıydı. Neyse ki artık bedenime ve sesime kavuştum. Şimdi söyle bakalım burada ne halt ediyorsunuz, hakkınızda biraz bilgi topladım ve hiç hoşuma gitmeyecek şeyler öğrendim.

Klaus: Dur biraz, şu tuhaf araftan çıkıp gelmen kardeşlik duygularımızı depreştirse de beni yargılama yada sorgulama hakkına asla sahip olmadığını bilmelisin. Ve sorularım henüz bitmedi, madem döndün, neredeydin?

Kol: Pekala, siz kasabayı terk ettikten sonra gizlice aptal görsel ikizi ve etrafında dönüp duran asalakları izledim. Fazla mutluydular ve ben bunu biraz değiştirmek istedim. Bedeller konusunda ailemizin katı gelenekleri olduğunu biliyorsun, biliyorsun çünkü onlar bize senden yadigar.

Kol son kelimeyi söylerken bir elini göğe kaldırıp, alaycı ve hamlet oynayan tiyatrocu edasıyla sesini davudi tonuna çekti.

Klaus: Ve sen de gidip onları öldürdün?

Caroline: Ah hayır, bunu yapmadın???

Caroline siyah mini elbisesi, doğal makyajı ve muz topuzuyla koşarak merdivenlerden inmeye başladı.

Kol: Aslına bakarsan pek de öyle olduğu söylenemez, bu durum benim için fazla sıradan olurdu. Tekrar merhaba Caroline, iyi görünüyorsun ve...

Kol ayaklarının altında ezilen moda dergilerine bakıp,

Kol: Dergilerin için üzgünüm.

Yerde duran sutyeni kaldırıp.

Kol: Ve bunun için de...

Caroline koşar adımlarla sutyenini aldı ve avucunun içinde gizleyip Kol'un başında öfkeyle bağırmaya devam etti.

Caroline: Arkadaşlarıma ne yaptın?!

Kol: Biraz eğlendik.

Caroline: Ne yaptın dedim.

Kol: Kadınlara bayılıyorum, özellikle de Mikaelson ailesine katılmaya çalışanlara. Bir kökenin ona zaafı varsa diğerlerinde de aynı etkiyi bıraktığını ve onlara hesap sorabileceklerini düşünüyorlar. Her neyse... Seni neredeyse tanıyorum, kaçığın planladığı son katliamı şans eseri gerçekleştiren aptal sarışınsın. Klaus'un gözdesi, güzel göğüslü, tatlı şey... Ve bana daha fazla kendinden bahsetmek istersen...?

Caroline: Sen... sen... Arkadaşlarıma ne yaptın!!!!?

Kol Caroline'ın bu halinden oldukça eğlendiğini belli edercesine gerinip sözlerine devam etti.

Kol: Elana'yı, Jeremy'i öldürmesi için etki altına aldım sonra eğlencenin çok yalnız kaldığını ve bu durumun sıkıcı olmaya başladığını fark ettiğimden Damon'u Elena'nın kalbine bir kazık saplaması için etki altına aldım, küçük cadınız Bonnie bütün yeteneğini kaybettiğinden zırlamaktan başka bir şey yapamadı ama Stefan cidden iyi bir planla beni tekrar cehenneme göndermeyi denedi neyse ki hala hayattayım ve onlar başlarındaki dertlerden kurtulmaya, etkimi kırmaya çalışırken benim de yeni intikam planları yapmak için vaktim olacak.

Klaus: Caroline sakinleş ve otur hadi.

Caroline: Ciddi misin? onun neler yaptığını duymuyor musun?

Klaus: Ve?

Caroline: Sana inanamıyorum!

Klaus: Onların Kol'u neden öldürdüğünü hatırlıyor musun? Sanırım kardeşimin biraz eğlenmesinde hiç bir sakınca yoktur.

Caroline: Onlara yeterince zarar verdiniz.

Kol: Yeterince değil.

Klaus: Pekala, bunu sonra konuşalım olur mu artık o kasabayla ilgili hiç bir şey duymak istemiyorum.

Kol: Ve Caroline...

Kol masanın üzerindeki boş viski bardağını Caroline'a uzatıp arsız bir gülümsemeyle konuştu;

Kol: Tek buz.

Caroline öfke dolu bakışlarını Kol'a yönlendirip tekrar bağırmaya başladı.

Caroline: Sen ciddi misin? Arkadaşlarıma onca acı yaşattıktan sonra benden sana hizmet etmemi mi bekliyorsun?

Kol: Hadi ama, barış içkisi. Bak kötü bir başlangıç yaptık ve ben bunu telafi etmek niyetindeyim.

Caroline boş bardağı alıp öfkeyle Kol'un içkisini hazırlamaya giderken Klaus gülümseyip Kol'a döndü.

Klaus: Sevimliydi, ama bir daha ona böyle davranırsan evimizin her santimini dilinle temizlersin.

Kol: Hoş bir öneri ancak dilimi daha narin bölgelerde kullanmayı tercih ederim. Öyle bakmayı kes sadece eğleniyordum. Onunla ilgilenmiyorum, inan bana... O senin.

Caroline Kol'un içkisini getirip elindeki telefonu dudaklarına götürürken endişeli bir ifadeyle Klaus'a baktı.

Klaus: Ne? Yine ne var?

Caroline: Rebekah geliyor.

Klaus: Ve?

Caroline: Yalnız değil.

Kol Caroline'ın ima ettiği şeyi Klaus'dan bile önce anlamış olacak ki yüzüne yayılan ürkütücü gülümsemesiyle viskisini yudumladı.

Kol: İşte başlıyoruz.



















Hayley kapıdan girer girmez Elijah'ın sert gövdesiyle buluşunca hafifçe sendeledi.

Elijah: Kiminle konuşuyordun?

Hayley: Ben...

Elijah: Birbirimize daha ne kadar yalan söyleyeceğiz?

Hayley: Ben... ailem hakkında birinin yardımını alıyordum ve o korkuyor, geri adım attı... anlayacağın onu kaybettim. Ve umutlarımdan birini daha çöpe atmak zorundayım.

Elijah: Ciddi misin? Buna inanmamı beklemiyorsun değil mi? Senin aptal olmadığını bildiğimi biliyorsun. Benim aptal olmadığımı da biliyorsun. Senin istediğinde ne kadar acımasız olabildiğini de biliyoruz, yani eğer gerçekten öyle biri varsa umutlarını çöpe atmadan önce benim onu etki altına alıp konuşturmamı isteyeceğini akıl edemediğimi düşünmediğini söyleme!

Hayley: Kes şunu! senin yatağına girerken sana her anımı adayacağımı, her şeyi paylaşacağımı söylediğim sadakat yeminleri etmedim. Ben böyle biriyim, evet belki fazla gizemli ama birilerine sırtımı dayayarak yaşayamam! asla! Beni, böyle biri olmadığımı bilecek kadar tanıdın. Boğuluyorum anlıyor musun, canımı sıkıp duruyorsun ve...

Elijah: Ve?... Dök içindekileri devam et, fazla önemsiyorum evet. Senin için endişelenmemeliydim... üzgünüm!!! Buna hakkım olduğunu düşündüğüm için üzgünüm. Senin de dediğin gibi sadece yatağıma giriyorsun.

Hayley: Elijah, dur ben...

Elijah öfkeyle evden çıkarken Hayley dizlerinin üstüne çöküp hıçkırarak ağlamaya başladı. İstediği olmuştu, böyle olmalıydı. En azından bu konuda bencil davranmayacaktı.



















Rebekah'ın spor arabası bahçelerine giriş yaptığı an Caroline'ın dizleri titremeye başladı. Bunu belli etmemeye çalışsa da aynı masada oturduğu iki kökenin sinir bozucu dikkati herşeyin apaçık algılanmasına neden oluyordu.

Klaus: Sen iyi misin?

Caroline: Evet, ben... sadece yorgunum.

Kol: Anlıyorum.

Kol ima ettiği şey yüzünden Caroline'ın kızardığını gördüğünde, ağzından kaçan küçük kahkahayı yuttu ve hayret dolu gözlerle kendisine yaklaşan Rebekah'a baktı.





Bu sırada Klaus da David'i süzüyordu.
David, Rebekah'ın önceki; Klaus'a göre gönül eğlencesi, ona göre hayatının aşkı olan adamlardan oldukça farklı görünüyordu ve bu kusursuzluğu Klaus'un canını sıkıyordu.
Esmer, mavi gözlü, oldukça yakışıklı görünen bu adam kardeşine aşık olma cüretini göstermiş dahası ileriye gidip evine kadar gelmişti. Yine de Rebekah'ın Caroline'a olan dostane davranışlarını riske atmamak için bir süre daha sakin kalmayı tercih etti.





Bu sırada Caroline cephesinde de işler hiç iyi görünmüyordu, Klaus'un Camille ile yattığını öğrendiği gece barda sarhoş bir vaziyette David'le gayet samimi bir dans paylaşmış ve onun kendisine dokunmasına izin vermişti. Bir dans, sadece bir dans... Caroline'a ifade ettiği tek şey buydu ancak David'e aynı şeyleri ifade etmediği düşüncesi kafasının içinde bir yerlerde beynini kemiriyordu.

David masaya yaklaşırken gözlerini Caroline'dan bir an olsun ayırmadı. O gece yaşadıkları ikisinin de gözlerinin önünde film şeridi gibi geçip duruyordu.



***




Flashback;









David: Ne kadar güçlüsün...

Caroline: Bu daha hiç bir şey... Bizimle bir şeyler içmeye ne dersin?

David: Sanırım başka şansım yok, iki ateşli ve bu kadar güzel görünen kadına nasıl karşı koyabilirim?

Rebekah: Hey... Ben Rebekah. Onun kusuruna bakma biraz fazla kaçırdı.

David: Ben de David, fark ettim ama bu sevimli...

Rebekah: Şey istersen daha sakin bir yerde konuşabiliriz?

David: Aslında ben... dans etmek istiyorum.

David bir hışımla dans eden Caroline'nin beline doladığı kollarını kendisine çekti ve Rebekah'ın hayal kırıklığı dolu bakışları arasında onunla samimi bir şekilde dans etmeye başladı. Caroline tüm vücudunun, beyinin uyuştuğunu hissediyor fakat oldukça eğleniyordu. Açıkçası şu an onunla dans edenin ya da ne yaptığının hiç bir önemi yoktu.
Klaus'un Cami'i becerdiğini düşünüyordu ve bu dağıtması için yeterli bir sebepti. David ellerini yavaş yavaş Caroline'nin belinden aşağıya süzüp kalçalarında sabitledi ve kıvrak hareketleriyle baştan çıkarken vücuduna daha da sıkı bastırdı.

Caroline: Dikkatli ol David, ellerinden mahrum kalmak üzeresin.

David: Üzgünüm, kendime engel olamadım.

Caroline: İlgilenmen gereken kişi ben değilim. İnan bana Rebekah senin için oldukça uygun bir partner...

David: Adını söylemedin?

Caroline: Bilmen gerektiğini düşünmedim.

David: Buradan çıkmak ister misin?

Caroline: Akşam yemeğim olmak ister misin?

David: Ne?


Caroline: Bedenindeki tüm değişikliği hissedebiliyorum David benden uzaklaş.




***



Neyse ki bu bakışma Rebekah'ın Kol'a kavuşma anıyla gölgelenip, dikkatlerden kaçmıştı.

Rebekah: Tanrım... bu imkansız.

Klaus: Kol bizlerden ayrı kalmak istemediğine karar verip evimizi ziyarete gelmiş. Rebekah, aile saadetimize bir yabancıyla dahil olman ne hoş. Bu arada alınma, bu özel bir an. Yabancı... öyle demek istemedim.

Klaus yapmacık bir zarafetle David ile konuşmaya çalışırken parmakları sandalyenin döşemelerini deliyordu.

David: Sorun değil, anlıyorum. Kabalık ettiysem özür dilerim ama sizinle tanışmak istiyordum.

Klaus: Yo.. yo... bu çok iyi oldu, biz de seni merak ediyorduk. Küçük kız kardeşimizin istikbali bizim için çok önemli. Peki siz ne zaman evleniyorsunuz, Rebekah nedimelerine karar verdi mi? Belki sana aile yadigarı bir yüzük hediye etmeliyim. Ama üzgünüm en eski aile üyeleri biziz.

David: Espri yeteneğinizden hoşlandım.

Klaus: Öyle mi? Ne hoş...

Kol: Köken vampir ailesini ziyarete geliyorsun ama bir buket çiçek getirmeyi akıl edemiyorsun. Bu evliliği onaylamam mümkün değil.

Rebekah: Döndün...

Kol: O faslı atladık sanıyordum tatlım, izin verirsen sevgili damadımızla tanışacağım.

Kol David'in elini canını acıtacak bir şiddetle sıkarken David iki büklüm Kol'un kendisini ve masadakileri takdim etmesini bekledi.

Kol: Ben Kol Mikaelson...

Rebekah: Kol bırak, elini kıracaksın.

Kol: Bu kaçık ağabeyimiz Klaus, yüz yılda bir bizleri kalplerimizden hançerleyip tabutlara tıkar canı sıkılana kadar da orada tutar, bu onun yeni vampir kızı güzel göğüsleri var ve bu da...

Elijah: Ben Elijah Mikaelson, kardeşlerimin kabalığı için özür dilerim.

Elijah David'in elini Kol'dan kurtarıp onu masaya yönlendirdi ve sandalyesini tutma nezaketini gösterdikten sonra yerine geçti.

Klaus: Ve bu da asil kardeşimiz... kıçımızı toplamakta üstüne yoktur.

Caroline hayretle ve korkuyla olan biteni izlerken Rebekah ile göz gözle geldi.

Elijah: Geciktiğim için üzgünüm, Kol... seni görmek güzel.

Kol: Bu kadar mı?

Elijah: Ne bekliyordun?

Kol: En azından Rebekah gibi bir damla sahte göz yaşı dökebilir, sarılabilir, kardeşliğin öneminden bahsedebilir...

Rebekah: Ne bu? gay kucaklaşması mı? Ve David'e bir özür borçlusun. O senin tüm terbiyesizliğine rağmen masamızda nezaketle bize eşlik ediyor.

Kol: Üzgünüm David, elini incitmek istemedim. Sadece kırmak istedim.

Elijah: Bütün aile bir arada, yeniden... buna kadeh kaldırıp ortamı yumuşatmak da bana düşüyor sanırım.

Rebekah: Ve hizmetçi nerede?

Klaus: İzinli...

Kol: Caroline bize seve seve içki getirebilir. Bu konuda tecrübesi var...

Elijah: Caroline'a saygılı ol Kol, bir hanımefendiyle böyle konuşulmaz.

Rebekah: Öbür tarafta nezaket öğrenecek vaktinin olduğunu sanmıyorum.

Kol: Ama senin koca kıçını izleyecek çok vaktim oldu.

Klaus: Yeter... Rebekah git ve içecek bir şeyler getir.

Rebekah: Neden ben getiriyorum. Bir hizmetçi almayı akıl edemeyecek kadar meşgul müydünüz?

Caroline: Sana Alex'i çağırmanı söylemiştim.

Klaus: Tanrı aşkına bunu kaç defa yinelemem gerekiyor, izinli...

Rebekah: Palavra sıkmayı kes, hizmetçiyi mi yedin?

Caroline: Klaus...!?

Klaus: Belki... biraz...

Caroline dakikalardır susuyor, David'in ağzından bir şey kaçırmamasını umuyor ve köken ailenin ilginç aile diyaloglarını dinliyordu ancak kahırlarını çekip, kendisinin de fazlasıyla alıştığı Alex'in öldürüldüğünü öğrendiğinde tüm ciddiyetini yitirdi.

Caroline: Yardımcılarımızı yemeyeceğimiz konusunda anlaştığımızı sanıyordum!

Klaus: Pekala üzgünüm, onu gömdüğüm yere bir çiçek bırakacağım... Bunu geçebilir miyiz ve artık biri bize içecek bir şeyler getirebilir mi?

Caroline sandalyesini itip kalktığı anda David de hareketlenip avucunun içinde ovuşturduğu elini gösterdi.

David: Sana yardım edebilirim ve elim için de biraz buza ihtiyacım var.

Caroline: Pekala, beni takip et.

Masadaki kanlı ve ilginç sohbet koyulaşırken David Caroline'ın önderliğinde mutfağa ilerlemeye başladı.

David: Benimle konuşmayacak mısın?

Caroline: Ne konuda?

David: Bilirsin... sen ve ben...

Caroline: Şşşşt!

Caroline Davidi ani bir hızla duvara yaslayıp boğazını sıktı.

Caroline: Seni duyacaklar, sen ve ben diye bir şey yok. Sadece dans, tek bir dans...

David: Sakin ol nefes alamıyorum...

Caroline elini gevşetip geri çekildiğinde David nefes nefese ellerini dizlerine yerleştirip soluklandı.

David: Lanet olsun beni öldürüyordun.

Caroline: Bir an için, evet... Çeneni kapalı tuttuğun sürece yaşamaman için bir neden yok.

Caroline şampanya bardaklarını tepsiye dizdikten sonra buz kovasının içine şampanyayı yerleştirip dolaptan bir buz torbası daha çıkardı ve sertçe Davidin eline bastırdı.

David: Ah... tanrım! senin sorunun ne!?

Caroline: Sen neyin peşindesin?

David: Bu da ne demek?

Caroline: Rebekah, onunla ne yapıyorsun?

David: Sadece bir dans olduğunu söylemiştin ve şimdi onunla olmamdan rahatsız olduğunu söylüyorsun. Senin için bir şey ifade etmiyorsam neden onunla olmamdan rahatsızsın?

Caroline buzu daha da bastırdı ve diğer elini de tekrar boynuna doladı.

Caroline: Ne sen ne de o aptal dans bana hiç bir şey ifade etmiyor ama bu aralar yeterince cinayet gördüm ve sevgilimi aptal bir adamın kafasını gövdesinden ayırırken görmek istemiyorum.

David: Yapma bu kadar geri kafalı olamaz. Bence bu durumu ona söylemeliyiz o da hiç bir şey ifade etmediğini anlayacaktır ve senin şu gereksiz telaşına da bir son veririz. Tanrım yine nefes alamıyorum...

Caroline: Sakın... aklından bile geçirme!!!

David: Pekala, pekala sakin ol bu bizim sırrımız. Şimdi bırak da gideyim.

Caroline Davidi bırakırken kendine hakim olması gerektiğine karar verip gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı. Ancak gözlerini açtığında karşısında bulduğu kişi sakinleşmesi için yeterli sebepler vermiyordu.

Rebekah: Senin derdin ne?

Caroline: Ben de sana aynı soruyu sorabilir miyim? Onunla ne halt ettiğini sanıyorsun, nasıl bu kadar gurursuz olabilirsin?

Rebakah: Bu seni ilgilendirmez, bana değer veriyor.

Caroline: Bu kadar aptal olabilmeyi nası başarıyorsun?

Rebakah: Ben de sana aynı soruyu soracaktım?

Rebekah ani bir hamleyle Caroline'ın boğazına yapışıp havaya kaldırdı.

Rebekah: Bir daha benim hayatım hakkında yorum yaparsan seni öldürürüm, nesin sen? kardeşim filan mı? İnan bana onlardan çok var ve şu an bahçede sevgilimi parçalamak istiyorlar. David ile dans etmen umurumda değil, beni seviyor...

Caroline: Senin kardeşin değilim, ama arkadaşın olmaya çalışıyorum.

Rebekah: Buna ihtiyacım olduğunu da nereden çıkardın?

Caroline: Var... Lanet olsun, yalnızsın ve kendi yalanlarına bile inanmaya başlamışsın.

Rebakah: Ne kadar sinir bozucu olduğun hakkında bir fikrin var mı?

Caroline: Beni yere indirirsen belki de bunu netleştiririz çünkü sözlerim henüz bitmedi.

Rebekah sertçe diğer duvara fırlatıp saçlarını düzelttikten sonra yerde acıyla kıvranan Caroline'a baktı.

Rebekah: İyi misin?

Caroline: Bir de soruyor musun?

Rebekah: Ona söylemeyeceksin değil mi?

Caroline Rebekah'ın kendisine uzattığı eli tutup kalkar kalkmaz üstüne başına çeki düzen verip servis tepsisine yöneldi.

Caroline: Sen neden bahsediyorsun?

Rebekah: Klaus o geceyi öğrenirse David'i öldürür, görmüyor musun onu öldürmek için en ufak bir açığını kolluyor. Lütfen bana söz ver, mahvetmeyeceğini söyle.

Caroline: Pekala, hiç bir şey söylemeyeceğim. Ama sen de beni kulak ardı etmeyi bırakacaksın...

Rebekah: Anlaştık.

Caroline tepsiyi eline almıştı ki...

Rebekah: Bırak.

Rebekah elinden alıp minnet dolu bir ifadeyle Caroline'a baktı.

Rebekah: Ben götürürüm.




















Klaus masaya dönen David'in boynundaki kızarıklıklara bakıp soğuk bir ifadeyle konuşmaya başladı.

Klaus: Lütfen bana içeride kız kardeşimi becermeye çalışmadığını söyle.

David: Ne? ben...

Elijah: Klaus...

Kol: Yeter, bu sıkıcı olmaya başladı ben gidiyorum.

Elijah: Kol lütfen, henüz döndün ve...

Kol: Ne? benimle hasret mi gidereceksin? Bu sahte mutluluğunuzu bölmek istemezdim ama David'i yememi istemiyorsanız gidip avlanmam gerek.

Klaus: Hoşçakal ve tadını çıkar...





Caroline Rebekah servis yaparken yerine geçip Klaus'a bakmaya başladı. Henüz bir şey anlamamıştı ve Rebekah'a verdiği sözler doğrultusunda kendisi de bir şey anlatmayacaktı.

Klaus: Caroline...

Caroline: ...?

Klaus: Biraz yürümek ister misin?

Caroline: Reddedemeyeceğim bir teklif.

Klaus sandalyesini itip hızla kalkarken masadaki diğer şampanya şişesini alıp parmaklarının arasına iki kadeh sıkıştırdı ve Caroline'ın aceleci adımları eşliğinde izin isteyip masayı terk ettiler.


















Kol intikam oyunlarından ve aile dramından sıkılıp biraz eğlenebileceği ve susuzluğunu dindirebileceği bir yer aramaya başladı. Buraya en son gelişinden bu yana şehir adeta evrim geçirmişti. Kendisini hoş müzik tınılarının yükseldiği bir mekana attı ve sahnede gitarıyla şarkı söyleyen ateşli italyanı izlemeye başladı.

Bardaklar şişeleri, şişeler saatleri kovaladı ve Kol bütün dikkatini sahnesini bitirip yanına gelen sert mizaçlı, iri göğüslü, seksi italyana verdi...

Kol: Hey dur biraz, en kaliteli şampanyanızı getir.

Garsonu yüklü bahşişle mest eden Kol, italyan fıstığı da bakışlarıyla ve küçük dokunuşlarıyla etkisi altına alıyordu.

"Neyi kutluyoruz tatlım..."

Kol: Sen seç...

"Pekala seçimi bana bıraktıysan daha sert bir şeyler önereceğim."

Kol, dikkatle kadını incelerken taburenin çıkıntısına basıp yükselttiği bacağının, elbisenin dekoltesinden görünmesiyle daha da gülümsedi. Şu an sadece kan arzusu değil, keyifli bir gece geçirebilme ihtimali de Kol'un alkolle birleşen iç güdülerini harekete geçirmişti.

Genç kadın çantasından çıkardığı puro kağıdını diri bacağına sererek cadı otlarıyla karıştırdığı çeşitli uyuşturucu maddeleri içine yerleştirip sarmaya başladı. Kol keyifle içkisini yudumlarken genç kadın son olarak dilinin ucuyla kağıdı yalayıp yaktı ve dudaklarının arasına aldı.

Kol: Bunu yapmayı nereden biliyorsun? Bana cadı olmadığını söyle.

Genç kadın dudaklarının arasındaki dumanı Kol'un dudaklarına üflerken cevap verdi;

"Değilim, ama erkek arkadaşım bir cadı."

Kol: Demek bir erkek arkadaşın var.

"Evet, ama bu gece sana aidim."

Kol: Ben de öyle düşünmüştüm.

Kol hızla genç kadının dudaklarına yapışırken aynı şiddette karşılık bulmanın verdiği hazla, gözlerini kendileri için uygun bir yer bulabilme ümidiyle etrafta gezdirmeye başladı.

"Buranın tuvaletleri oldukça konforlu."

Kol: Bu konuda oldukça deneyimli gibisin.

"Beni yanlış anlama, öyle biri değilim... sadece erkek arkadaşımla..."

Kol: Aksi olsaydı seni becermezdim. Bilirsin, fahişelerim konusunda bile özenliyimdir.

"Ben fahişe değilim."

Kol: Biliyorum, bu yüzden benim fahişem oldun.

"Senden para almıyorum."

Kol: Çünkü ben fahişelerime paradan daha değerli şeyler sunabilirim.

"Konuşmayı kes ve beni takip et, tanrım çıldırıyorum."

Kol: Ateşlisin, bunu sevdim.

"Vampirsin değil mi? Vampir olduğunu biliyorum."

Kol: Eskiden insanlar bizden korkardı sanırım şimdi durum biraz farklı. Ve ben vampirlerden üstünüm.

"Ve şimdi bunu bana kanıtla."

İkisi bar tuvaletine girerken içerisinin boş olduğundan, Kol'un vampir kulakları sayesinde emindi.

















Klaus, kuytu bir köşede ağaca yaslanıp, Caroline ile şampanyasını yudumluyor, onun yüzünü, gözlerini, gülüşünü ve mutluluğunu izliyor, sohbet ediyordu.

Caroline: Sana ne kadar zevkli olduğunu söylemiş miydim?

Klaus: Defalarca...

Caroline: Ve yineliyorum, bu ev mükemmel.

Klaus: Bizim evimiz.

Caroline: Masadan kalkmak iyi bir fikir gibi görünmese de beni oldukça rahatlattı. Kendimi vampir sitcomunun içinde bulmak biraz ürkütücüydü.

Klaus: İnsanları öldürürken yada korkuturken eğlenebilme yeteneği, acımızı yaşayamama yeteneksizliğimizden kaynaklanıyor.

Caroline: Bunun bir maske olduğunu biliyorum.

Klaus: Ve artık sadece bizden konuşmak istiyorum.

Caroline: Son bir şey... Kol'un arkadaşlarıma daha fazla zarar vermesine izin vermeyeceksin değil mi?

Klaus: Caroline...

Caroline: Lütfen... bana söz ver.

Klaus: Sana onları öldürmeyeceğimi söyledim, ölümden dönen kardeşimin intikam aşkını engellersem inan bana bu bize pahalıya mal olur. Bırak onlarla oyalansın, öldürmeyecek söz veriyorum. Yaptıkları için biraz acı çekmeyi hak ediyorlar.

Caroline: Bunu nasıl söylersin?

Klaus: Bir rahiple birlikte olmadığını ne zaman fark edeceksin?

Caroline: Kim olduğunu biliyorum, beni üzmeyeceğini de biliyorum o yüzden...

Klaus: Pekala, pekala... şu anı mahvetmeye devam etmekte ısrar edecek misin? Öyleyse hemen o masaya dönüp David'in kafasını koparabilirim çünkü benim rahatlamaya ihtiyacım var.

Caroline mini elbisesine aldırmadan bacağını diğer tarafına atıp üstüne geçti ve Klaus'un sırtını sertçe ağaca yasladı.

Caroline: Anın tadını çıkarmayı seviyorum ve evet mahvetmeyeceğim... Meseleler bekleyebilir.

Ancak Caroline yüzünü avuçları arasına alıp Klaus'u öpmek için hamle yaptığında beklemediği bir cümleyle karşılaştı.

Klaus: David konusunda garip bir şeyler var, bir şeyler hissediyorum.

Caroline: Ne gibi?

Klaus: Bilmiyorum.

Caroline:...

Klaus: Sen biliyor musun?

Caroline: Ne... ben... elbette hayır.

Klaus: Yani onun hakkında bilmem gereken bir şey yok?

Caroline: Elbette yok, hem neden bana soruyorsun? Ben nereden bileceğim?

Klaus: Rebekahla hepimizden daha yakınsın, belki sana bir şeyler anlatmıştır.

Caroline: Paranoyak bir psikopat ağabey olmak dışında, sevgilini muhbirliğe zorlayan seksi bir serserisin ve şimdi beni öpmeni emrediyorum.

Klaus: Bir emir bu denli zarif olabilirdi...

Klaus Caroline'ın dudaklarını aralayıp sırları ve bilinmezliği bedenlerine hapsederken, şehveti ve aşkı en güçlü haliyle hissetti. Ancak herşeyi mahvetme korkusu Caroline'ı sarmıştı bir kere.


















Kol genç kadının jartiyerini parçalayıp bacaklarını belinde sabitlerken sırtını kapıya sertçe yaslayıp kemerini çözmeye başladı.

İtalyan fıstığı saçındaki tel tokalardan birini boynuna serçe batırıp bir damla kanın sızmasına izin verdiğinde Kol kasıklarından önce midesini yatıştırmak istediğine karar verip oldukça istekli görünen kadının boynuna dişlerini sapladı.

Genç kadın Kol'un kemerini kaldığı yerden çözüp, iç çamaşırını indirirken kapıya vuran münasebetsizin sesiyle bütün şehvet büyüsü bozuldu.

"Hey!!! siz içeridekiler! derhal tuvaletimden çıkın!"

Kol: Kafanı gövdenden ayırmamı istemiyorsan burayı terk et sürtük!

"Sen kime sürtük diyorsun! aç dedim aç!!!"

Kol genç kadını kapının arkasına itip pantolonunu topladıktan sonra elinin tersiyle dudaklarını temizleyerek kapıyı açtı ve başını uzattı.

Şu an cinsel açlığın ve kan arzusunun etkisiyle bütün bedeni titrese de karşısında gördüğü kadının duru güzelliğini reddedemeyecek kadar aklı başındaydı.

Kol: Lanet olsun, ne istiyorsun?

"Orada ne oluyor öyle?"

Kol: Sevişiyoruz, katılmak ister misin?

"Aç kapıyı! içeriye bakacağım!"

Kol: Tanrı aşkına, ne görmeyi umuyorsun, nasıl bir baş belasısın sen?

"Benim barım da böyle şeyler olmaz ve vampirler buraya giremez."

Kol: Öncelikle ben vampir değilim tatlım, düzeltelim. Köken vampirim...

"Her ne haltsan! çık oradan sesi içeriden duydum, o da neydi öyle!"

Kol: O iyi, ayrıca ona bağırmamasını söylemiştim ama...

"Ben seni kastediyordum geri zekalı, penisini kurutma makinesına kaptırmış gibi bağırıyordun."

Kol arkasında kikirdeyen italyan fahişeye ölümcül bir bakış atıp toparlandıktan sonra dışarıya çıktı ve kapıya yöneldi.

Kol: İnsanlar sevişirken ses çıkarır tatlım, bunu uzun zamandır yapmıyor olmalısın. Seni suçlayamam bu kadar güzel ve zarif görünen bir kadının içindeki sinir bozucu ve kontrolcü canavarı o popoya rağmen kimse çekici bulmaz. Bu arada ben Kol...

"Sana adımı bağışlamayacağım pis serseri, hem barımın tuvaletinde ahlaksız şeyler yapıyorsun hem de bana hakaret etme cesaretini gösteriyorsun... seni... seni küstah... itici... sen... ah tanrım!!! defol! ve sen... sen... bir daha benim barım da asla sahne almayacaksın fahişe!"

Kol kahkahalar eşliğinde bar tuvaletinden çıkarken garsonlardan birini durdurup adını öğrenmişti bile.

Kol: Demek adın Rose, henüz işimiz bitmedi Rose...

 

 

Chapter Text

 

 

Elijah kardeşlerinin densizliğinden sonra, en azından kendi adına Rebekah'ı sevdiği adamın yanında daha fazla rencide etmemek için tüm nezaketiyle masada ikiliye eşlik ediyor, David'i tanımaya çalışıyordu.
Genç adam şimdiye dek kendisine yapılan herşeye rağmen sağduyusunu korumuştu ve korkmuşa da benzemiyordu.

Elijah: Kardeşlerimizin bizi yalnız bırakması seni rahatsız etmemiştir umarım?

Rebekah: Aksine böylesi daha iyi oldu.

David: Hayır, ben kimseyi zorlayıp gereksiz bir rahatsızlık yaratmak istemem. Anlıyorum bu durum onlar için fazla normal. Beni bağışlayın niyetim onları yada sizi yargılamak değil.

Elijah: Hayır, seni anlıyorum. Ama neye bulaştığını da bilmen gerek.

Rebekah: Ona yeterince göz dağı verdiler Elijah ve sen de bu durumu abartıp daha fazla gerilmesine neden oluyorsun.

Elijah: Hayır sadece gerçekçi olmaya çalışıyordum. Her neyse... saatlerdir bizden bahsediyoruz ve henüz senden konuşma fırsatımız olmadı. Seni buralarda daha önce görmemiştim yanılıyor muyum?

David: Hayır yanılmıyorsunuz... kısa süre önce buraya geldim. Niyetim yerleşmek değildi ama ailemi kaybettikten sonra evimizi, bana kalan herşeyi ve en önemlisi hatıralarını yaşatmak için burada kalmaya karar verdim.

Elijah: Aile önemlidir, her ne kadar öyle görünmesek de biz de ailemize değer veririz. Rebekah biraz bahsetmişti, bir cadı olduğunu söy...

David: Hayır hayır... ben öyle demezdim. Sadece burada olduğum sürece kullanabildiğim basit büyüler. Aslında onları da yapabildiğim söylenemez. Marcel cadılara göz açtırmıyor.

Elijah: Demek sen de atalarından güç alıyorsun.

David: Evet ama bunu kullanmak için pek hevesli olduğum söylenemez.

Elijah: Evet bundan hoşnut olmadığın anlaşılıyor, ailen kimdi? Buradaki bütün cadıları biliyorum, yani iki büyük cadı ailesi var sen hangi aileden...

Rebekah: Elijah, onu sık boğaz edip duruyorsun.

Elijah: Üzgünüm, sadece sohbet etmeye çalışıyordum.

David: Ve sohbetiniz çok keyifliydi, bunun için minnettarım. Evet cadı olmaktan hoşlanmıyorum normal olabilmeyi dilerdim ama...

Rebekah: İşte bu yüzden birbirimize benziyoruz.

Elijah: Hoş bir çift olmuşsunuz.

Rebekah: Elijah...

Rebekah gülümserken, Elijah sıcak bir tokalaşmayla ayağa kalkan David'e aracına kadar eşlik etti.

David: Sizinle tanışmak bir zevkti.

Elijah: Seninle de öyle ve bana adımla hitap etmen hoşuma gider.

David: Teşekkürler Elijah.

Elijah: Yeniden görüşebilmek dileğiyle...

 

 

 

 

 

 

 

 





Bu sırada bahçelerinin en kuytu köşesinde şampanyalarını yudumlayıp sohbet etmeye devam eden Caroline ve Klaus, David'in gidişinden vampir kulakları sayesinde haberdar olmuştu.

Klaus: Biraz daha konuşursa onu şampanyama karıştıracağım.

Caroline: Sakin ol, işte gidiyor.

Klaus: Ve görevini başarıyla tamamlayan ağabeyim de ona eşlik ediyor. Ona hayranım, ailesinden başka herkese gösterdiği merhamet ve sadakat beni dehşete düşürüyor.

Caroline: Huysuzluk etme, bir arada kalmanıza bir sebep arayacak olsaydım cevabım kesinlikle Elijah olurdu. Sizi önemsiyor, aile olmayı önemsiyor.

Klaus: Bakıyorum da içi boş cümleleri ve göstermelik sadakatiyle büyük kardeşim senin de başını döndürmüş.

Caroline: Saçmalamayı kes, ben sadece aileniz için önemini hatırlatıyorum. Yani ona tekrar zarar vermek için bahaneler bulmaya çalışıyorsan bunu aklından çıkar.

Klaus: Gerçekten böyle mi düşünüyorsun? Kardeşlerime zarar vermek için fırsat mı kolluyorum? Kıskanç piç kurusu kardeşlerinin hayatını mahveder... sevdiğim kadının gözündeki değerimi de böylece anlamış bulunuyorum.

Caroline: Öyle düşünmediğimi biliyorsun. Ben sadece onlara karşı sürekli bir zırhın arkasına gizlendiğini ve bunu yaparken de istemeden onlara zarar verdiğini söylemeye çalışıyorum. Biliyor musun Kol da sana benziyor... Birbirinizden o kadar korkuyorsunuz ki sevginizi bile bir suç gibi kabullenemiyorsunuz.

Klaus: Ben onlara olan bağlılığımdan ve sadakatimden asla ödün vermedim. Benden nefret ettikleri anlarda bile onların ölümü ihtimalini daima reddettim. Ve karşılığında ne aldım biliyor musun?...

Caroline: Onlara her öfkelendiğinde ısırırsan ya da kalplerine birer hançer saplayıp kutulara tıkarsan bu döngüyü elbet bir gün kırmayı denerler. Biliyor musun kötü bir yanın var, seni sevmekten asla vazgeçmeyeceğimi düşündüğümde bile canımı sıkan bir yanın... Herkesin kontrolün altında olmasını istiyorsun. Birbirleriyle nasıl olduklarının, hayatlarının ne halde olduğunun bir önemi yok sana bağlı oldukları sürece mutlusun.

Klaus: Vay canına... küçük Caroline içinde neler tutuyormuş öyle.

Caroline: Sadece seninle konuşmaya çalışıyorum. Mutlu olduğunu görmek istiyorum... Bu kadar mı zor? Sen ne zaman mutlu olsan bunu hak etmediğini düşünüp mahvetmeye çalışıyorsun. Kendine güvenmiyorsun, seni gerçekten sevdiklerine inanmıyorsun.

Klaus: Ben annemin utanç gecesinin meyvesiyim, istenmeyen, baş belası piç kurusuyum ve inan bana bu kardeşlerim için hiç bir zaman değişmedi. Annem ve babamın bunu her defasında yüzüme vurmasının, aynı masada yemek yediğim kardeşlerimin gözlerimin içine nefretle bakmasının ne demek olduğunu biliyor musun? onurlu duruşunun arkasına gizlediği aç gözlülüğünün ve sevdiğim kadına aşık olacak kadar gözü dönen ağabeyimin, seni seviyorum diyen herhangi bir adam için kardeşine ak meşe kazığını saplamak isteyebilecek kız kardeşimin ve sadece güçlü olduğum için yanımda yer almak isteyen ve benden ölümüne nefret eden kardeşimin o zırhı indirdiğimde beni nasıl paramparça edip, yok etmeye çalışacağını biliyor musun? Ve ben herşeye rağmen onlardan vazgeçemezken, affedip bağışlayıcılık gösterirken buradaki tek kötünün ben olması en önemlisi de sevdiğim kadının gözlerinde gördüğüm bakışın, yıllar önce bana bakan gözlerdeki nefrete ve alaycılığa benzemesi... haklısın. Ben böyle biriyim. Nefret dolu... sevgisiz... bunu seninle değiştirebileceğimi sanmıştım. Ama yanılmışım.

Caroline: Klaus... bekle... ben öyle demek istemedim... öyle düşünmüyorum senden asla nefret edemem. Seni seviyorum. Her şeye rağmen seviyorum. Sadece geçmişinin geleceğini daha fazla mahvetmesine izin vermeni istemiyorum. Haklısın bilemem ama sen onları seviyorsun kin tutamazsın.

Klaus: Beni seviyorsun, her şeye rağmen seviyorsun. Lütfetmişsin... Teşekkürler ama ne zamandır senin sevginin benim için diğer herşeyden üstün olduğunu düşünmeye başladın?

Caroline: Ne... sen nasıl böyle konuşursun!? Burada durmuş seni sevdiğimi söylüyorum, hayatını yoluna koymaya çalışıyorum ve sen..

Klaus: Çalışma! Beni, ben olduğum için sevdiğinde hak ettiğin değeri görürsün ama şu an karşımda onlardan farklı biri gibi durmuyorsun. İşte yine yaptılar, gelip herşeyi mahvettiler.

Caroline: Tanrı aşkına neden böylesin... neden! neden bir kez olsun iyi bir şey düşünemiyorsun.

Klaus: Sevdiğim herkes ölmemi istiyor. Ve sen de benden nefret etmeye başlayacaksın. Biliyorum...


 

 

 

 

 

 

 




Elijah eve varıp etrafına bakınmaya başladı kapı açıktı ve aldığı yoğun alkol kokusundan Hayley'in içeride olduğunu anlamıştı.
Kapıyı yavaşça itip ağır adımlarla yatak odalarına ilerlemeye başladı. Hayley yerde, elinde viski şişesiyle bitik bir halde, karşındaki aynadan dağılan rimellerine bakar vaziyette kendi kendine mırıldanıyordu.

Elijah: Hayley?

Elijah'ın orada olduğunu bile ancak fark edebilmişti elinin tersiyle gözlerini temizleyip yalpalayarak ayağa kalktı ve şişeyi Elijaha uzattı.

Hayley: Yatak arkadaşına eşlik etmek ister misin?

Elijah: Çok içmişsin, hadi bırak o şişeyi.

Hayley: Sen neredeydin? Ah dur söyleme, cani kardeşlerinin asil aile toplantısından geliyorsun değil mi!? Bebeğimin katiliyle keyif yaptınız mı!? onunla kadeh tokuşturdun mu!? Sonra da değersiz Hayley'in evine gelip üstünü çıkaracak ve hiç bir şey olmamış gibi onu becereceksin değil mi.

Elijah: Sarhoşsun.

Hayley yüzüne düşen saçları üflerken baygın gözlerle Elijah'a bakıp gülmeye başladı.

Hayley: Ben sarhoş değilim.

Elijah sözlerini bitirir bitirmez kollarına yığılan Hayley'i kucaklayıp yataklarına yatırdı ve yanına oturup elini avuçlarının arasına aldı.

Elijah: Konuş Hayley, acı çektiğini bildiğimden üstüne gelmek istemedim ama sen konuşmadıkça sakladığın her neyse içinde büyüyüp seni tüketecek. Acını biliyorum bebeğin senden alındı ve benim bunu durduracak gücüm yoktu.

Hayley: Çok acı çekiyorum, lütfen beni terk etme...

Elijah hıçkırarak ağlayan Hayley'in saçlarını şefkatle okşayıp alnına bir öpücük kondurdu.

Elijah: Şşşş... Seni bırakmıyorum.

Hayley: Ben artık yaşadığımı bile hissedemiyorum. Sanki bir hançer her gün kabuk tutan yaramı yeniden deşiyor. Bunu durdurmak istiyorum, bunu durdurmama yardım et... çok canım yanıyor.

Elijah: Çok üzgünüm, sana nasıl yardım edeceğimi bilmiyorum. Sana ulaşmama izin vermiyorsun.

Hayley: Beni affeder misin?

Elijah: Ne?

Hayley: Seni seviyorum. Lütfen beni affet...

Hayley yastığın altından çıkardığı kazığı Elijah'ın karnına saplarken hıçkırarak boynuna sarıldı.

Hayley: Beni affet... seni sevdim. Seni gerçekten sevdim...

 

 

 

 

 

 








Caroline odalarına çıkıp henüz sinirinin yatışıp yatışmadığından emin olmadığı Klaus'a bakmak istedi.

Klaus onun kalbini kırmıştı, onu gerçekten kırmıştı ama Caroline daha kötüsünü yapmıştı, onu hayal kırıklığına uğratmıştı. Ona olan sevgisini, ona olan sadakatini ve onun için hissettiği diğer tüm güzel şeyleri aslında ne kadar yalnız yaşadığını fark etti zira Klaus bunlardan bir haberdi ve Caroline bu defa gururunu umursamayacak, Klaus'a bunları hissettirecekti.

Odaya girdiğinde, başının altında ellerini birleştirip boş bakışlarla tavanı inceleyen Klaus'u gördü. Bu sessizliği bozan elbette Caroline olacaktı.

Caroline: Gelebilir miyim?

Caroline Klaus'dan hiç bir cevap alamasa da pes etmedi ve yatağa, sevdiği adamın yanına uzandı. Başını göğsüne yaslarken kollarıyla sıkıca güçlü gövdesini sarıp konuşmaya başladı.

Caroline: Özür dilerim...

Klaus: ...

Caroline: Seni seviyorum çünkü sen, sensin...

Klaus gözlerini tavandan ayırmadan tepkisizce cevap verdi.

Klaus: Yani beni; manipüle eden, arkadan vuran, kardeşlerine zarar veren ve sevdiği kadının her fırsatta canını yakan mutsuz bir psikopat olduğum için seviyorsun?

Caroline: Hayır seni seviyorum çünkü bunun bir nedeni yok... Senden nefret etmek için çok fazla nedenim var ama sevmek için herhangi bir neden bile yetiyor.

Klaus: Bu cevaplar beni tatmin etmiyor.

Caroline: Beni asla terk etmiyorsun, beni sevmekten hiç vazgeçmiyorsun.

Klaus: Ve en kötüsü sen bunu biliyorsun.

Caroline: Senin sevgini manipüle edecek bir sürtük olmadığımı biliyorsun.

Klaus: Bu yüzden sevdiğim kadın sensin.

Caroline: Seni yargılamamalıydım.

Klaus: Hayır, içinde biriktirip bir gün sana daha fazla alıştığımda benden nefret ettiğini söylemen daha çok canımı acıtırdı. Şimdi ise... en azından bana ne hissettiğini biliyorsun.

Caroline: Bunu benim canımı yakmak için söyledin.

Klaus: Canın yandı mı?

Caroline: Evet... ve şimdi iyileşmeye ihtiyacım var.

Caroline aniden Klaus'un üstüne geçip yüzünü avuçları arasına aldı ve dudaklarına şehvet dolu uzun bir öpücük bıraktı. Geri çekildiğinde Klaus'un yüzünde gördüğü heyecansızlık hevesini kırsa da pes etmedi.

Caroline: Gözlerime bak...

Klaus: Daha fazla konuşmak istemiyorum.

Caroline: Hayır seni ne kadar sevdiğimi bilmen gerekiyor.

Klaus aniden doğrulup, parmaklarını Caroline'ın saçlarının arasına geçirdi ve canını yakan bir şiddetle öpmeye başladı.

Caroline'ın dudaklarından sızan iniltiler şiddetlendiğinde Klaus'un parmakları Caroline'ın fermuarına gitti ancak Caroline onu durdurup elini boğazına götürerek sertçe sıktı ve gözlerine bakmasını sağladı.

Klaus onun bu sert tavırlarından ve tutkuyu bu denli hissetmekten oldukça memnundu. Gözlerine uzun uzun bakıp Caroline'a itaat etti.

Caroline: Seni seviyorum, seni asla terk etmeyeceğim. Kimseye ihtiyacımız yok sadece sen ve ben varız... canımı yakman umurumda değil, beni üzmen umurumda değil, seninle mutsuz olduğumda bile yalnız hissetmiyorken nasıl olur da bundan vazgeçerim. Bir gün istediğim gibi biri olacağın ümidini taşımıyorum. Beni sevdiğin sürece seninleyim.

Klaus: Yani sonsuza dek benimlesin.

Caroline cevap vermek yerine, elbisesinin fermuarını çözerken yavaşça Klaus'un dudaklarına kapanıp uzun uzun öptü... Karşılık bulmaya başladığında üstündeki elbiseden çoktan kurtulmuştu.

 

Parmakları Klaus'un gömleğine gittiğinde oldukça aceleci davrandı ama Klaus onu çıldırtan bir hızla, aksine oldukça yavaş davranıyordu. Dokunuşları hissetmek, her temasın tadını çıkarmak istiyordu.

Caroline de sonunda pes edip Klaus'un temposuna uydu, gömleğinden kurtulduklarında ikisi de birbirine uzun uzun dokundu, dudakları bir an olsun birbirinden ayrılmazken Caroline'ın kıvrak ve yavaş kalça hareketleri Klaus'un kasıklarına temas etmeye başlamıştı.

Klaus: Neden benimle uğraşıyorsun ki...

Caroline zarif bilek hareketleriyle saçlarını geriye iterken, Klaus'un parmakları; kalçaları ve sırtı arasında küçük dokunuşlarla gidip gelmeye devam ediyordu.

Caroline: Çünkü seni seviyorum.

Caroline ellerini Klaus'un omuzlarında sabitlerken, alt dudağını çekerek ısırdı.

Klaus: Sana dokunmayı seviyorum.

Hava iyiden iyiye kararmaya başlamıştı ve odayı aydınlatan tek şey pencereden sızan loş ışıktı. Caroline, dudaklarını boyun boşluğundan aşağıya iterken dilini Klaus'un sert göğsü üstünde gezdirmeye başladı.

Bu defa yavaş davranıp onu çıldırtan Caroline olacaktı.

Kırmızı dudakları onunkilerle buluştuğunda açlıkla dilini Caroline'a yönlendirdi. Caroline bedenini tutkuyla Klaus'un bedenine bastırmaya başladı. Yumuşak, dolgun göğüslerinin çıkıntısı, bacaklarının taze sıcaklığı, dudaklarının pürüzsüz dokusu Klaus'un her geçen dakika daha da sertleşmesine neden oluyordu. Öylesine farklı ve cüretkardı ki...

Sonunda eli aralarından sızarak kemerine uzandı. Yavaş hareketlerle kemerini belinden söküp aldıktan sonra düğmesini ve fermuarını açtı. Pantolonunu Klaus'un yardımıyla bacaklarından aşağıya sıyırırken elini yavaşça içine sokup onu kavradı.

Klaus derin bir nefes verip kasıldı. O kadar sertleşmişti ki her türlü harekete duyarlıydı.

Elini hareket ettirmeye başladığında Klaus geriye uzanıp çarşafı avuçlarının içinde sıktı. Caroline öyle yetenekliydi ki Klaus daha ne olduğunu anlamadan onu ele geçirmişti.

Dakikalarca Caroline'ın kıvrak ve hızlı bilek hareketleriyle zevki yaşadı. Ardından dirseklerinden destek alarak doğrulmaya çalışıp Caroline'ın iç çamaşırlarına yöneldi... Artık beklemek istemiyordu zira bu işkenceden farksızdı.

Caroline de bunu anlamış olacak ki Klaus'a sımsıkı sarılırken içindeki yerini almasına izin verdi.

Yüzü Klaus'un boyun boşluğuna gömülürken kıvrak hareketlerle kendisini ona itiyor, daha derine inmesine yardım ediyordu.

Bu diğerlerinden oldukça farklıydı sanki birbirlerinin bedenlerini hiç olmadığı gibi keşfediyor, zevkin duygularını yükseltmesine izin veriyorlardı.

Caroline kollarını Klaus'un boynundan bir an olsun ayırmadı... Klaus da kollarını Caroline'ın beline sıkıca dolayıp, yüzünü saçlarına gömerken narin vücudunu sertçe bedenine bastırmaya devam etti.

Caroline: Daha sıkı sarıl bana...

Klaus: Seni seviyorum, o kadar çok seviyorum ki sarılırken öldürmekten korkuyorum.

Caroline başını geriye atıp tırnaklarını Klaus'un sırtına batırırken, birlikte doyuma ulaşmanın verdiği hazla bedenleri yeniden birbirine kapandı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hayley bataklığa vardığı an aracı durdurup aceleyle kendisini bekleyen kurtlara seslendi.

Hayley: Köken arka da ve her an uyanabilir. Acele etseniz iyi olur.

Kurt adamlar aracın bagajını açıp Elijah'ın katı bedenini çıkarırken Hayley güçlü görünmeye çalışıp devam etti.

Hayley: Ne yapacağınızı iyice anladınız mı?

"Evet... sorun şu ki. O zinciler ve aptal büyü onu ne kadar tutabilir."

Hayley: Denemekten başka şansımız yok.

"Pekala cadıyı ikna ettin mi?"

Hayley: Kafası karışık ama yapacak, bizim için değil... kendisi için yapacak.

 

End Notes:

Yorumlarınızı bekliyor olacağım :)

 

 

Chapter Text

 

 

Bütün gece aşk sözcükleri fısıldayıp, sevişen ikili sabaha karşı uykuya birbirlerinin kollarında yenik düşüp yeni günü huzurla karşılamaya hazırlanırken, gece sessizce evlerine girip bütün alkol stoklarını esmer bir güzelin kanıyla tüketen Kol'un varlığından habersizdi.


Nihayet gözlerini aralayan Klaus, yüzünde Caroline'ın saçlarıyla uyanmanın mutluluğunu yansıtmak istercesine boynuna dolanan ince bileğe öpücükler bırakmaya başladı. Caroline o kadar huzurlu ve rahat görünüyordu ki tek bir pozisyon değişikliğinin yüzündeki bu dokunulmaz ifadeyi değiştireceğini düşündüğünden Klaus bir milim dahi kıpırdamıyordu.


Klaus: Seninle sonsuza dek böyle kalabilirim, ama...

Sondaki "ama" Caroline'ın örtüyü kaldırıp Klaus'un çıplak tenine daha çok sokulmasıyla silikleşti...

Caroline: Ben de...

Klaus: Eğer kalkmazsak birazdan davetsiz misafirimiz odamızı işgal edecek.

Caroline: Kol'u kastediyorsan evimizde olduğunu biliyorum.

Klaus: Kol burada mı?

Caroline: Kan kokusunu almadın mı? Aşağıda neler yaptığını tanrı bilir...

Klaus: Sanırım dikkatimi o kadar dağıtmıştın ki, buna odaklanamadım.

Caroline gülümseyip Klaus'un göğsüne bir şaplak indirirken örtüyü göğüslerinin üstüne çekip doğruldu.

Caroline: Peki... sen... Kol'u kastetmediysen kimden bahsediyordun?

Klaus: Küçük kız kardeşimin arabası dakikalardır bahçemizin peyzajıyla ilgileniyor. Bana çok kızmış olmalı...

Caroline: Aman tanrım!

Caroline örtüye iyice sarınıp yataktan kalktı ve camın önündeki yerini alır almaz bağırmaya başladı.

Caroline: Klaus! ona durmasını söyle bahçemizi savaş alanına çeviriyor!

Rebekah aracının camını indirip şeytani kahkahaları eşliğinde Caroline'a orta parmağını gösterirken, Klaus'un en sevdiği begonyalarını ezmeye devam ediyordu.

Caroline: Lanet sürtük! Klaus! gülmeyi kes ve kalkıp bir şeyler yap!

Klaus: Bak canım Rebekah bir şeylere öfkelendiyse bunu bahçemizden çıkarması inan bana bizim için daha iyi, bırak stresini atsın.

Caroline: Yani sen kız kardeşinin evimizi başımıza yıkmasına, Kol'un arkadaşlarımı parçalamasına oyalanmaları için müsaade ediyorsun!? Düşünüyordum da bu ailede ki tek normal kişi benim.

Klaus: Seninde konuşmana müsaade ediyorum aşkım.

Caroline: Yani benim konuşmam Kol'un masumları öldürmesinden ve kardeşinin sürtüklüklerinden daha kötü öyle mi?

Klaus gülmekten nefes alamadığını hissettiğinde nihayet ciddileşmeye çalışıp Caroline'a uzandı ve kollarını beline dolayıp tekrar yatağa çekti.

Klaus: Hadi ama, sadece eğleniyordum.

Caroline çocuk gibi kollarını bağlayıp omuz silkti.

Klaus: Benimle konuşmayacak mısın?

Caroline: ...

Klaus: Belki de dilek kartlarımdan birini daha kullanmam gerekiyordur.

Caroline: Ah! Tanrı aşkına! Biliyor musun çok sinir bozucusun... sana bir daha asla hediye vermeyeceğim.

Klaus: Hadi ama aşkım, uzatıyorsun. Bak ne diyeceğim belki de seninle bu tımarhaneden uzaklaşıp başbaşa bir şeyler yaparız.

Caroline isteksiz görünmeye çalışarak tek kaşını kaldırdı.

Caroline: Neymiş o?

Klaus: Kahvaltı...

Caroline: ?

Klaus manidar bir bakış atıp gülümsedi.

Klaus: Gerçek bir kahvaltı.

Caroline: Tanrı aşkına! Hayır!!! İnsanlardan beslenmeyeceğim.

Klaus: Hadi ama bebeğim, kimseyi öldürmeyeceğim söz veriyorum sadece ufak bir ısırık.

Caroline: Hayır, bunu istemiyorum. Ben kan torbalarımla mutluyum.

Klaus: Pekala sen bilirsin, seni zorlamayacağım ama bilgin olsun diye söylüyorum ben kahvaltımı genelde öldürüyorum. Yani eğer teklifimi kabul etseydin bugün kimseyi, senin için, öldürmeyecektim.

Caroline: Bu çok canice, bana böyle duygu sömürüsü yapamazsın!

Klaus: Lütfen... ilk ve son söz veriyorum.

Caroline: Bir daha yapmayacağız ve bugün kimse ölmeyecek?

Klaus: Söz veriyorum.

Caroline: Anlaştık, o zaman bir an önce çıkar beni bu evden.

Klaus: Hazırlanmaya başla, kardeşlerimi hizaya sokar sokmaz çıkıyoruz.

Caroline heyecanla el çırpıp koşar adımlarla duşa ilerlemeye başladı.

Klaus: Hey! beni bekle...













Kol bahçeden gelen çatırtılara sinirlenip uzandığı kanepeden kalktı ve bir hışımla büyük kapıyı açıp verandaya fırladı.

Kol: Rebekah! Tanrı aşkına menopozlu, yaşlı kadınlar gibi davranmayı kes.

Rebekah: Sensin yaşlı!

Kol: Arabayı durdur yoksa bugün ki menüme David'i dahil ederim.

Rebekah sinirle aracı durdurup indi ve kapıyı sertçe çarpıp Kol'a doğru ilerlemeye başladı. Verandadan inen Kol masaya geçip eve yeni alınan hizmetçiye seslendi.

Kol: Sert bir kahveye ihtiyacım var!

Rebekah da sandalyesini çekip Kol'un karşısına geçti.

Rebekah: Sonunda ağabeyimiz Caroline'ın bacaklarının arasından çıkıp bir hizmetçi almayı akıl edebildi demek.

Kol: Aslında onu ben aldım.

Rebekah: Ne?

Kol: O kadar meşguldüler ki onlara bir iyilik yapmak istedim.

Rebekah başını eğip evin içine, yerde ki kan lekelerine baktı.

Rebekah: Kendi pisliğini temizletmek için değil yani?

Kol: O da bir neden tabi, birinin kan lekelerini temizlemesi gerekiyordu ve Caroline'ın bu konuda bir şeylerler yapmak isteyeceğini sanmıyorum. Her neyse... Sabah sabah neden buradasın?

Rebekah: Dün ki kabalığınızı ödetmek için!

Kol: Hadi ama... aş bunu Juliet, Romeo'n hala yaşıyor öyle değil mi? Bunun için bize teşekkür etmelisin iyi iş çıkardık.

Klaus: Ayrıca küçük kardeşimizi korumaya çalışmamızda ne kötülük var anlamıyorum.

Rebekah: Sen...

Klaus: Bahçemizi cehenneme çevirmek hormonlarına iyi gelmediyse sana küçük bir görev verip rahatlamana yardımcı olabilirim.

Rebekah: Bir de senin ayak işlerini mi yapacağım! Daha neler!

Klaus: Yapma, birilerini öldürmenin iyi geleceğini sanıyordum.

Rebekah: O Kol, karıştırıyorsun.

Klaus: Haklısın belki de bu görevi ona vermeliyim. Sen yeterince iyi değilsin, tabi her zaman duygusal davrandığın gerçeğini de atlamamak gerek.

Kol: Senin bu halin sadece bizim yüzümüzden olamaz öyle değil mi?

Rebekah: Evet sizin yüzünüzden! David gece eve gelmedi ve bunun suçlusu sizsiniz.

Kol: Belki de çoktan şehirden ayrılmıştır.

Klaus: Zevzekliği kes Kol, bu kadar küçük bir engelde bile arkasına bakmadan topukluyorsa ilahi aşktan nasıl bahsedebiliriz bilemiyorum Rebekah.

Rebekah: Bakın eğer ona bir şey yaptıysanız...

Klaus: Yeter, sabah sabah sıkıcı olmaya başladın. Onu kabullendik, evimizde ağırladık bir de bakıcılık yapacak değiliz. Ona bir şey yapacak olsaydım inan bana bu biliyor olurdun.

Rebekah: Pekala, Caroline nerede?

Klaus: Onunla ne işin var?

Rebekah: Sadece sordum, David'i koruduğum için bana demediğini bırakmadın ama onun adını telaffuz etmeme bile kızıyorsun! Ne kadar kıymetli oldu böyle...

Klaus: İkisi aynı şey değil.

Rebekah: Elbette aynı şey.

Kol: Caroline ve David? Ah kesinlikle Caroline'ı seçerdim.

Klaus: Ortalığı kızıştırma.

Rebekah: Pekala, bunu daha fazla dinlemeyeceğim gidip kendinize eğlenecek başka birini bulun.

Rebekah kalkmıştı ki Klaus ellerini omuzlarına yerleştirerek tekrar oturttu.

Klaus: Tamam biraz ileriye gittik, sana kendimizi nasıl affettirebiliriz?

Rebekah: Hala yapmaya devam ediyorsun... Bırak beni.

Klaus: Hayır ciddiyim. Ne yapabilirim?

Rebekah: David'e zarar vermeyeceğinize ve kibar davranacağınıza söz ver?

Klaus: Tanrım daha küçük bir şeyler isteyemez misin?

Rebekah: Ya yaparsınız ya da bir daha yüzümü göremezsiniz. David ile buradan gideriz.

Klaus: Gidersen onu öldürürüm.

Rebekah: Nik!

Kol: Tamam kabul, deneyeceğiz.

Rebekah: Nik?

Klaus cevap olarak ellerini teslim olur gibi kaldırıp gülümsedi.

Rebekah: Bu arada gerçekten, Caroline nerede?

Kol: Dinleniyor olmalı...

Kol hizmetçinin getirdiği kahveyi avuçları arasına alıp yudumlarken çapkın bir gülümsemeyle Rebekah'a baktı. Rebekah dilini sarkıtıp iğrenen bir ifadeyle Klaus'a baktı. Rebekah'ın bu hali Klaus'u sinirlendirirken Kol'u daha da keyiflendirdi.

Kol: Daha hızlı Klaus... Daha hızlı...

Kol bunu söylerken sesini inceltip Caroline'ı taklit etmeye çalıştığından komik bir görüntüye bürünmüştü. Rebekah'ın kaçan tüm neşesi bir anda yerine geldi. Kol'u özlemişti...

Klaus yavaş yavaş yaklaşıp Kol'un ensesine bir şaplak indirdi ve omuzlarını sıkmaya başladı.

Klaus: Neden gidip başka bir yerde kalmıyorsun? Bizi dinleyip röntgenlemek hoşuna mı gidiyor?

Kol: Merak etme kendime bir ev alacağım sadece hangisinin daha iyi olduğuna karar vermeye çalışırken ailemin evinde kalmak istiyorum.

Rebekah: Burada kalmasından neden rahatsız oluyorsun Nik?

Klaus: Belki de Rebekah ve sevgili damadımız David'in evinde kalmalısın Kol, misafirliğinden çok hoşlanacaklarına eminim.

Rebekah: Tekrar düşündüm de belki de Elijah ve Hayley ile kalmalısın Kol.

Kol: Bir an için beni postalama çabanızı göz ardı edip kurt kıza odaklanırsam... Elijah onunla ne halt ediyor?

Rebekah: Bu soruya henüz hiç birimiz yanıt bulamadık Kol...

Kol: Sizi ondan kurtarabilirim.

Klaus: Hayır Kol, sen sadece kendi hayatını yaşa olur mu?

Kol: Neden buna karşı çıkıyorsun? Onunla yatarsam Elijah kurt kızdan vazgeçer. İstediğiniz de bu değil mi?

Rebekah: Neden bütün ağabeylerim bu kadar zevksiz?

Klaus: Bu konuda yalnız değiliz Rebekah.

Rebekah: Benimle uğraşmayı kes Nik!

Kol: Hadi ama, görmüyor musun Rebekah amacı Elijah'ı korumak, David'e senin iyiliğin için saygı duymak değil... Benim Elena ve küçük korumalarıyla uğraşmama da bu yüzden ses çıkarmıyor. Anlasana bizi David, Hayley, Elena ile oyalarken o şehre istediği gibi sahip olacak. İşlerine karışmamızı istemiyor bu yüzden iyi ağabeyi oynayıp bize destek oluyor gibi görünüyor.

Klaus: Ah sevgili kardeşim... Ne kadar da inançsızsın. Benim istediğim tek şey ailemizin bütünlüğü. Sizi aradan çıkarmak istesem geleneksel yöntemlerimden yararlanacağımı biliyorsunuz.

Rebekah: Yani bütün bunlar doğru değil?

Klaus: Elbette doğru değil, sadece kaderin benden yana olduğunu düşünmeme yol açan küçük tesadüfler.

Caroline: Gidiyor muyuz artık?

Klaus: Ah işte beklediğim soru...

Klaus, Rebekah ve Kol'u bırakıp hızlı adımlarla Caroline'ın yanına ulaşırken dirseğini kaldırıp koluna girmesini bekledi.

Caroline Klaus'un koluna ahtopot gibi dolanıp gülümserken Rebekah; dar kesim, siyah, yırtık jean'ini, yüksek topuklu botlarını, zımbalı deri ceketini ve göğüsleriyle göbeğini açıkta bırakan küçük siyah bluzunu incelemekle meşguldü.

Kol: Ah şu kadınlar...

Rebekah: Ne var, bence berbat görünüyor.

Kol: Evet bu yüzünden anlaşılıyor.

Rebekah: Kes şunu.

Kol: Ondan hoşlanıyorsun, ben de hoşlanıyorum ama içinde bir yerlerde bitmek bilmeyen bir yarış var. Klaus'a bu derece sahip olması seni üzüyor.

Rebekah: Aptallaşma Kol, onu bizden uzak tuttuğu için Caroline'a minnettarım... Ne onu seviyorum ne de Nik'i kıskanıyorum.

Caroline Klaus'un açtığı kapıdan araçlarına binerken Kol aniden, bir şey unutmuş gibi yerinden kalkıp Klaus'a doğru ilerlemeye başladı.

Kol: Klaus!

Klaus: Bugünlük parody limitini doldurdun Kol, ne istiyorsun?

Kol: Ben sadece küçük Caroline ile işin bitince beni ara diyecektim.

Klaus tek kaşını kaldırıp şüpheyle Kol'a baktı.

Kol: Sanırım buralarda şanımı duyan kimse yok, seninle bir kaç yere uğrayıp hava atmak istiyorum.

Klaus: Esprilerinle uğraşacak vaktim yok Kol, senin boş boğazlığın yüzünden bir hanımefendiyi arabada bekletiyorum.

Kol: Ciddiyim sadece biraz takılmak istiyorum. Hem belki bu sırada Marcel'e neler yaptığını da anlatırsın bana.

Klaus: Bu seni ilgilendirmez.

Kol: Tamam, yine de konuşabiliriz...

Klaus: Pekala, seni ararım.

Klaus şüphelense de Kol'un teklifini reddetmedi ve aracına binip harekete geçti... Bir kaç saniye içinde heybetli bahçe kapısını aşan araç gözden kayboldu...

Rebekah ellerini şüpheyle bağlayıp Kol'un ardından ağır adımlarla ilerlemeye başladı.

Rebekah: Sen ne planlıyorsun öyle?

Kol: Sizden nefret etsem de bir aileyiz yani önce ona bir şans tanıyıp güzellikle isteyeceğim.

Rebekah: Neyi?

Kol: Hançerleri.

Rebekah: Ne? Sen aklını mı kaçırdın, onları asla vermez.

Kol: Seni bilmem ama ben ölümden dönüp tek hatamda kalbime bir hançer yiyerek 500 yıl daha ölü taklidi yapamam. Ailesini bu kadar önemsiyorsa onları bana verecek.

Rebekah: Yoksa...?

Kol: Elbette bir B planım var.

Rebekah: Klaus, Caroline sayesinde bizlere zarar vermek yerine başka amaçlara yöneliyor. Yani yaşamak için, mutlu olmak için fırsatımız varken bunu mahvedip hepimizi yeniden o tabutlara tıktırma. Aklından neler geçiyor öyle!?

Kol: Seni aradığımda küçük Caroline'ı söylediğim yere getir.

Rebekah: Sen delirdin mi? Nik hepimizi, sevdiklerimizi... herş...

Kol: Sakin ol, Caroline'a zarar vermeyeceğim sadece biraz eğleneceğiz. Onu dışarıya çıkarıp eğlenmek istediğimizi söyle... Senin aksine eğlenceli biri gibi duruyor, hiyerarşiye de baş kaldırmaya meraklı, bizimle gelecektir.

Rebekah: Böyle bir şey olmayacak, unut bunu.

Kol: Pekala, tamam. Kendi başımın çaresine bakarım.

Rebekah: Kol bekle... Kol! Bunu sakın yapma...










Klaus, Caroline'ı rastladıkları ilk bara sokup bir içki söyledi ve avlarını seçmek için etrafa bakınmaya başladı. Bu işi Caroline'a bırakmıştı ancak yine de bir kaç önerisi olacaktı.

Caroline dudağının kenarını ısırıp etrafı tararken bir anda belini saran ellere odaklandı. Klaus çenesini Caroline'ın omzuna yerleştirirken arkasından sıkıca sarıldı. Caroline karnının üstünde birleşen elleri tutup konuşmaya başladı.

Caroline: Seçemiyorum...

Klaus: Hadi ama ölmeyecek, sadece biraz kan kaybedecek. Onu incitmeyeceğiz...

Caroline barmenle tartışan alkoliğe bakıp parmağıyla işaret etti.

Klaus: Yapma... Daha iyi bir şeyler seçebilirsin bebeğim.

Klaus dans eden sarışın kadını işaret edip gülümsedi.

Caroline: Güzel olması neden umurunda ki?

Klaus: Şaka yapıyor olmalısın.

Caroline: Her neyse... o olmaz.

Klaus: Peki... şu köşede, yalnız oturan kadın?

Caroline: Hayır o yalnız değil, görmüyor musun? Sevgilisi var. İşte geldi...

Klaus: Tanrı aşkına seç artık birini...

Bu sırada kızıl saçlı, alımlı bir kadın Caroline'a yaklaşıp elindeki bardağı uzattı.

"Yalnız olmadığını görüyorum, ama... bana katılmak ister misin?"

Caroline: Anlamadım?

"Kollarını etrafına ahtapot gibi dolayan sinir bozucu serseri müsaade ederse seninle bir şeyler içmek istediğimi söylüyorum. Lazım değil ama eğer çok istiyorsa o da bize eşlik edebilir."

Klaus: Mutluluk duyarım.

Klaus kollarını etrafından çekip, onun vereceği cevabı beklemeden, cömertçe Caroline'ı kızıl afete sundu. Avlarını bulmuştu...Adının Jennette olduğunu öğrendikleri kadının tüm ilgisi Caroline'ın üstündeydi koluna girip yavaşça sokularak onu masasına ilerletti. Ardından bir içki daha almak için bara yöneldi. Bunu Klaus yapmak istese de kadın izin vermedi zira Caroline'ın dikkatini yeterince dağıtıyordu ve bir de centilmenlik yaparak onu iyice kendisine çekmesine izin vermeyecekti. Kadın uzaklaşırken Caroline Klaus'a doğru eğilip öfkeli bir tonda konuşmaya başladı.

Caroline: Derdin ne senin?

Klaus: Sadece sana yardımcı olmaya çalışıyordum.

Caroline: Neden o?

Klaus: Çünkü bu, 1000 yaşında ki bir melez için bile karşı konulamaz.

Caroline: Yani onun suçu bu mu? Tercihleri... Sırf erkeklerden değil de kadınlardan hoşlanıyor diye avımız olmak zorunda mıydı?

Klaus: Tanrı aşkına, onu tercihleri yüzünden cezalandırmıyorum. Birini seçmemiz gerekiyordu ve o bize yardımcı oldu. Sorun yok tamam mı biraz eğleneceğiz.

Caroline: Eğlenmek mi? Ah hayır! sadece kanını içeceğiz. Onunla seks yapmayacağız.

Klaus: Aslında bunu kastetmemiştim ama şimdi düşününce...

Caroline: Tanrım! hayır... Sana benden başka kimse dokunamaz.

Klaus: Tek sorun buysa, ilgilendiği kişi zaten ben değilim aşkım. Her neyse... Tamam, sadece besleneceğiz.

Olayın erotik boyutu daha cezbedici olsa da Klaus acıkmıştı ve bir an önce kızıl afeti mideye indirmek istiyordu.











Elijah gözlerini aralamaya çalışıp ağzına dolan tozlarla öksürmeye başladı. Derin bir mezara dönülmüş gibiydi. Kollarını hareket ettirmeye çalışırken zincirli olduğunu fark etti, üstünde duran betonla kaplı tahta parçası toprağın tüm ağırlığını bedenine yüklüyordu.

Elijah: Hey! Hayley çıkar beni buradan! Beni duyuyor musun hey!

Elijah saatlerce bağırdı ve bedenini hareket ettirerek, sırtının altındaki toprağı biraz olsun yanlara itip kendisine nefes almak için yer açmaya çalıştı. Sıkışmıştı, hareket edemiyordu, en önemlisi nefes alamıyordu. Son bir gayretle zincirleri kırmaya çalıştı ancak işittiği bir kadın sesiyle nefesi yeniden kesildi ve havanın ağırlığı ciğerlerine dolmaya başladığında gözleri kapandı.

"El somni del somni de la mort!"











Caroline Jennette'yi yalnız kalmak istediğine ikna edip yukarıda boş olduğunu öğrendikleri bir odaya doğru ilerletmeye başladı. Jennette Caroline'ın kalçalarını süzerken Klaus da avının şehvetine kapılmış bir vaziyette onları takip ediyordu.
Nihayet içeriye geçtiklerinde Caroline gülümseyip hızla kadını duvara yasladı.

Jennette: Ah!! Tanrı aşkına... yavaş ol tatlım.

Caroline: Bağırma, acı hissetmeyeceksin. Bunu olabildiğince çabuk bitireceğiz. Söz veriyorum seni incitmeyeceğiz. Korkma.

Jennette: Korkmuyorum, beni incitmeyeceksiniz. Bağırmayacağım...

Klaus'un gözleri açlık ve şehvetle kısılırken kapıyı kapatıp Caroline'a yöneldi. Şu an da kesinlikle kan arzusuna eşlik eden binlerce edepsiz düşüncesi vardı. Hepsini Caroline'ın üstünde denemek istiyordu ancak daha ilk avlarından onun gözünü korkutup yaptığına pişman etmek istemiyordu. Yavaşça Caroline yaklaşıp omuzlarından deri ceketini düşürdü. Yere düşen ceketle derin bir nefes veren Caroline neredeyse açıkta kalan göğüslerinin hareket etmesiyle Klaus'un bakışlarının o noktaya odaklandığını fark etti.

Klaus: Kıyafetlerinin kan lekesi olmasını istemeyiz.

Klaus da ceketinden kurtulduktan sonra genç kadını yanına çağırıp arkasına geçti. Saçlarını geriye çekerken dudakları yavaş yavaş boynunda gezinmeye başladı. Ancak Caroline'ı müthiş bir suçluluk duygusuyla kavuruyordu.

Caroline: Klaus çok yavaş davran, onu incitme.

Klaus: Söz veriyorum. Hadi başlayalım artık.

Caroline yavaşça Jennette'ye yaklaşıp üstündeki ceketi düşürdü. Ardından dudaklarını boynuna yaklaştırıp yavaşça dişlerini boynuna sapladı. Delinen etinin sesi, kanın akışı Klaus'un kulağında çok net yankı bulmuştu. Yavaşça dişlerini kadının boynuna saplarken ellerini beline dolayıp kendisine çekti. Saniyeler içinde geri çekildiğinde Caroline'ın gözlerinin altında beliren siyah damarlara baktı. Klaus'un Jennette'yi bırakmasıyla, Caroline'ın genç kadının bedenine sıkıca sarılması bir oldu... Damardan içmeyeli çok uzun zaman olmuştu ve Caroline kendini kontrol edebileceğinden emin değildi. Klaus elinin tersiyle dudaklarına bulaşan kanı silerken Caroline, Jennette'yi sertçe duvara yasladı. Kollarının arasında sıktığı zavallı kadın acıyla inlerken Klaus bu muhteşem manzaranın tadını çıkarıyordu. Aslında amacı kan içmekten ziyade bu zevki Caroline ile birlikte yaşamak, ona yaşatmaktı. Bu yüzden pastanın büyük dilimini ona ayırmıştı. Bir süre sonra Caroline'ın duracağı yeri bilmediğini fark ettiğinden hızla beline sarılıp kendisine çekti.

Caroline Klaus'a dönerken dudaklarından süzülen kanı diliyle temizleyip derin bir nefes aldı.

Klaus: Bu kadar yeter...

Caroline: Tanrım, bir an duramayacağımı sandım.

Klaus: Hayır, durdun. Onu incitmedin...

Caroline: Lanet olsun...

Caroline Klaus'a sarılıp nefes nefese titemeye başladı.

Klaus: Neyin var?

Caroline: Daha fazla istiyorum.

Klaus: Ona kanımızı verip iyileştirebiliriz.

Caroline: Hayır. Daha fazla beslenemem, ona vampir kanı vermek istemiyorum. Onu gönder Klaus.

Klaus Caroline'ın kollarından ayrılıp Jennette'yi etki altına alarak gönderdi. Caroline duvara yaslanıp ellerini dizlerine yerleştirirken nefes nefese titremeye devam ediyordu. Klaus hızla Caroline'ın yanına geçip kollarının arasına aldı ve titremesi geçene dek bekledi.

Klaus: Çok uzun zamandır damardan beslenmiyorsun, bu çok normal. Şimdi açlığınla savaşman gerekiyor Caroline, bana bak... gözlerime bak.

Caroline göz bebeklerinin kapladığı, etrafının siyah damarlarla çevrelendiği gözlerini kaçırarak Klaus'un kollarından çıkmaya çalıştı ancak başarılı olamadı. Klaus yüzünü avuçları arasına alıp gözlerine, yüzüne uzun uzun baktı.

Klaus: Seni seviyorum...

Caroline: Klaus... Ben...

Klaus: Tamam, bir fikrim var.

Klaus bunun yararı olmadığını anladığından tek hamle de ellerini Caroline'ın kalçalarının altından geçirip üstüne aldı. Caroline bacaklarını Klaus'un belinde birleştirirken dudakları nihayet Klaus'un dudaklarıyla buluşmuştu. Büyük bir açlıkla dudaklarını öpmeye başladı... Dişleri hala sivriydi ve öperken Klaus'un dudaklarını kanatıyordu. Klaus ile saniyelik bakışmalarında aldığı onayla dişlerini dudaklarından ayırarak hızla boynuna sürükledi ve sertçe ısırdı. Ağzına dolan kan ile tüm kontrolünü yitiren Caroline Klaus'un bedenini tüm gücüyle sıkmaya başladı. Bir tavşanın aslanı incitmeye çalışması kadar ironikti bu durum. Klaus acı çekmiyordu, aksine bu an hayatında, Caroline ile paylaştığı en iyiler listesinin ilk 3'ünü zorlayabilecek cinstendi.











Kol saatlerdir Rose'nın barında içiyor onu bir yerlerden çıkıp gelmesini, kendisiyle uğraşmasını bekliyordu. Şu an güzel bir kadını çıldırtmaktan daha iyi bir işi yoktu. Klaus'u beklerken pekala biraz eğlenebilirdi. Garsonlardan birini durdurup;

Kol: Rose nerede?

"Büyük annesiyle ilgileniyor, birazdan burada olur."

Kol içkisini tazeleyip duran genç kadının yaka kartına bakıp gülümsedi.

Kol: Camille? Fransız mısın?

Camille: Bu sizi neden ilgilendiriyor?

Kol: Kim olduğumu bilseydin benimle böyle konuşmaya cesaret edemezdin.

Camille: Vampir misin? Ah tanrım... çok korktum. Bak ne diyeceğim sen burada oturup içkini içmeye devam et, ben de tazelemeye. Bu işe ihtiyacım var, burada ki ilk günüm ve istediğim son şey, gelip boktan bir vampirin herşeyi berbat etmesi.

Kol: Cesursun bunu sevdim, ama seninle ilgilenmiyorum. Yani niyetim sadece, sinir bozucu patronunu beklerken biraz sohbet etmek ve içmek. Sarışınlardan hoşlanmıyorum, özellikle de doğal olmayanlardan.

Camille: Kaba! Kendini beğenmiş!!!

Kol: Bilmukabele...

Camille: Günün ilk manyağıyla karşılaştım. Aman ne güzel...

Camille hızla uzaklaşırken Kol iç cebinden telefonu çıkarıp Klaus'u aramaya koyuldu.

Klaus: Ne istiyorsun?

Kol: Kibar davranmanı.

Klaus: Vaktim yok Kol, ciddiyim... Ne var?

Kol: Bana bir söz vermiştin.

Klaus: Söz vermedim.

Kol: Her neyse, Rose diye birinin barındayım. Beni bul... Sıkılmaya başladım burada kimse beni tanımıyor her an bir katliam yapabilirim. Böylece kendimi tanıtmış olurum. Yada sen gelirsin ve benim kim olduğumu onlara söylersin. Bu arada burada bir barmen var, adı Cami... Sarışın... kesinlikle hoşuna gidecek.

Klaus: Ona dokunayım deme.

Kol: Onu tanıyor musun? ah elbette tanıyorsun. Bana birini hatırlatıyor... Her neyse buraya gel de onun güzel başını boynundan ayırmak zorunda kalmayayım.

Klaus: Bana 5 dakika ver.

Kol telefonu kapatırken gülümseyip sinsi bir ifadeyle Camille'ye bakmaya başladı.













Klaus: Hey, sen iyi misin?

Caroline: Evet... Kendim dönebilirim. Sen git ve Kol'un birilerini öldürmediğinden emin ol.

Klaus üstünü giyinen Caroline'a yaklaşıp gülümseyerek alnına bir öpücük bıraktı.

Klaus: Bugün kimseyi öldürmemeye kararlısın anlaşılan.

Caroline: Camille için bile... biraz merhamet gösterebilirim.

Klaus: Yapma... Onu tanımıyorsun, gerçekten iyidir. Sadece fazla konuşur ve biraz fazla iyimserdir.

Caroline: Sanki beni anlatıyorsun.

Klaus Caroline'ın buklelerini düzeltirken dudaklarına kısa ancak tutkulu bir öpücük bırakıp tekrar konuşmaya başladı.

Klaus: Yanılıyorsun... çok konuştuğunuz gerçeği dışında.

Caroline: Anlamadım?

Klaus: Sen gerçekçisin, ne olduğumu, ne olmayacağımı, ne olmak istediğimi biliyorsun. O sadece ne olmam gerektiğiyle ilgileniyor. Bunun dışında iyi bir dost...

Caroline: Birine değer vermen, dost olman, arkadaşlığını benimsemen hoşuma gitse de onunla yatmış olduğun gerçeği tüm sempatimi yitirmeme neden oluyor.

Klaus: Bunu seviyorum... Kendine olan güvenini, bize olan saygını seviyorum.

Caroline: Onunla arkadaşlığını onaylamıyorum ama bu seni mutlu ediyorsa devam et. Her neyse... gitmem gerek. Geç kalma...

Klaus: Seni şu an bile özledim.

Caroline: Yani geç kalmayacaksın?

Klaus: Asla...

Caroline: Seni seviyorum...

Klaus: Seni seviyorum...













Kol, kapıdan hızla giren ve yanına koşan garsonlardan, kendisinin burada olduğunu öğrenen Rose'i incelemeye başladı. Kısa elbisesi, minik hırkası ve uzun çizmeleriyle soft ancak fazlasıyla dişi bir görüntüsü vardı. Kol yutkunup kendisine öfkeyle yaklaşan genç kadının bu haline gülmeye başladı.

Kol: Merhaba Rose...

Rose: Sorun istemiyoruz. Hemen burayı terk et...

Kol: Bu şehirde kimse bir kökene nasıl davranılacağını bilmiyor mu?

Rose: Genç bir kadını tehdit etmeye utanmıyor musun?

Kol: Seni tehdit etmiyorum tatlım, sadece biraz içmek ve seni tanımak istiyorum.

Rose: Lütfen... lütfen bizi rahat bırak.

Kol, geçen defanın aksine Rose'nin korktuğunu anladığından geri adım atmak istedi ancak tuhaf bir şekilde onu öpmek istiyordu. Konuşurken dudaklarının kıvrılışı, yumruklarını güçlü bir boksör gibi sıkarken gözlerinde gördüğü çaresizliği, kırılganlığı... Her şeyiyle bir mıknatıs gibi kendisine çekiyordu.

Kol: Lütfen... kimseye zarar vermeyeceğim. Sen ne dersen o, sadece burada kalmama izin ver?

Bu sözlerin kendi dudaklarından döküldüğüne Kol dahi inanamasa da burada onun isteğiyle kalmak Kol için önemliydi.

Rose: Pekala, sadece içkini iç ve kimseyle münakaşaya girme. Senin yüzünden müzisyenimi işten çıkardım ve yenisini bulana kadar canım çıktı.

Kol: Söz veriyorum... İzci sözü.

Rose gözlerini devirip mutfağa geçerken Klaus'da nihayet kapıda görünmüştü.

Klaus: Demek burada kalmak istemen de ki ısrar başkaydı.

Kol: Saçmalamayı kes, onu yatağa attığımda herşey bitecek.

Camille boş tepsiyle barın arkasına geçerken Klaus ile göz göze geldi.

Camille: Klaus...?

Klaus: Merhaba Camille.

Camille: Merhaba... sen...

Klaus: Burada çalıştığını bilmiyordum.

Camille: Sen patronumu öldürünce barı yeni biri satın aldı ve onunla anlaşamayınca mecburen başka bir yer bulmak zorunda kaldım.

Kol: Olan hep masumlara oluyor.

Klaus: Üzgünüm Cami, bize içecek bir şeylere getirir misin? kardeşimle biraz konuşmam gerekiyor.

Camille: Kardeşin mi?

Kol: Korkunç Klaus'un, daha korkunç köken kardeşi. Memnun oldum küçük Cami...

Camille: Benim adım Camille.

Klaus: Belli ki ona Cami diye hitap edebilecek kadar sevdirmemişsin kendini Kol...

Kol: Ah yapma, kadınlar bana bayılır.

Klaus: Evet, görüyorum...



Klaus Kol'un yanına geçip içkisini yudumlamaya başladı...

Klaus: Eee söyle bakalım, neymiş benimle konuşmak istediğin?

Kol: Öncelikle merak ettiğim bir kaç şey var.

Klaus: Dinliyorum.

Kol: Marcel'i etki altına mı aldın?

Klaus: Bu biraz zor oldu ancak... evet.

Kol: Vay canına, bu kadar dürüst olmanı beklemiyordum.

Klaus: İstediğin bu değil miydi?

Kol: Her neyse... Beni de buna dahil edeceksin. Olayların dışında kalmaya hiç niyetim yok.

Klaus: Bunu neden yapacağım?

Kol: Çünkü bunu bana borçlusun... Zamanımı çalıp duruyorsun.

Klaus: Çünkü çok fazla hata yapıyorsun.

Kol: Hey, bekle biraz...

Kol Rose'nin telaşla arka kapıya koştuğunu görünce hızla ayağa kalkıp peşinden gitti.

Klaus: Tanrı aşkına, akşama kadar bekleyemem seni... Buraya dön ve bitirelim şu işi...

Kol: Beklerken Güzel Camillenin sana eşlik edeceğinden hiç şüphem yok...


Camille elini beline yerleştirirken Kol'un arkasından bakıp gülümsedi.

Camille: Ailede ki en zor kardeşin sen olduğunu düşünürdüm.

Klaus: Günahımı almışsın.

Camille: Seni görmeyeli çok uzun zaman oldu.

Camille kendisine de bir kadeh alıp içkisini yudumlarken bara yaslanıp Klaus ile sohbet etmeye başladı.

Klaus: Evet... Ben...

Camille: O... onunla meşgulsün.

Klaus gülümseyip başıyla onaylarken kadehini kaldıran Cami'e eşlik etti.

Camille: Çok güzel...

Klaus: Öyle...

Camille: Seni özledim Klaus.

Klaus: ...

Camille: Beni yanlış anlama, ben sadece kötü hissediyorum.

Klaus: Seni yanlış anlamıyorum Cami, ben de seni özlüyorum. Bu şehre geldiğimde herkes benden korkuyordu ancak ben savunmasızdım, yalnızdım. Ve tek dostum sendin, beni hizada tutuyordun. En azından deniyordun. Ve ben bunu mahvettim. Her güzel şey gibi sonunda o da mahvoldu.

Camille: O gece ikimiz istediği için yaşandı Klaus, pişman değilim. Biz diye bir şey olmadığını biliyorum. Bu bana değersiz hissettirse de biliyorum.

Klaus: Değersiz değilsin, sen kesinlikle tanıdığım en özel kadınlardan birisin. Bunu yaparken ikimiz de bir gelecek olmadığını biliyorduk, sadece engel olamadık. Kötü bir dönemden geçiyordum ve seni kaybetmemek adına bir kumar oynadım ama kaybettim. Suçlayacak birini arıyorsan durma... üzgünüm.

Camille: Seni özlüyorum, dostluğunu özlüyorum. Ama içimde bir yerlerde kendime söz geçiremediğim bir şeyler var.

Klaus: Seni anlıyorum.

Camille: Onu senin yanında gördüğümde üzüldüm. Böyle hissetmemeliydim...

Klaus: Seni ikimiz hakkında umutlandıran bendim.

Camille: Hayır, bunu kendime ben yaptım. Ama ne hissedersem hissedeyim senin için mutlu olduğumu bilmen gerek... Ona değer vermen, aşık olman, koruman, vazgeçememen... Bunları seni tanıdıktan sonra biri bana söylese gülerdim herhalde.

Klaus: Mutlu olmanı istiyorum Camille ve eğer zamanı geri alabilseydim inan bana o geceyi yaşamamış olurduk. Sana çok kötü şeyler yaptım ama en kötüsü umutlandırmaktı...

Camille: O gece daha kötü bir şey yaptın Klaus...

Klaus soru soran gözlerle Camilleye baktı. Gözleri dolmuştu...

Camille: Kanımı içtikten sonra bir tür transa girmiş gibiydin, beni hiç duymadın.

Klaus: Kötü bir geceydi, Elijah'ı Hayley ile görmüştüm. Karnında benim çocuğumu taşıdığını sanıyordum. Onun sevgisi, sahip olabileceğim tek gerçek sevgi gibiydi... Küçük bir yalan beni her zamankinden daha savunmasız bıraktı.

Camile: Ve benimle sevişirken onun adını fısıldadın.

Klaus'un gözleri hayret ve utançla büyüdü.

Klaus: Ben... ben seni incitmek istemedim. Bunu hatırlamıyorum, bilmiyordum...

Camille: Bak, sorun değil tamam mı? Sadece kötü hissettirdi ama bunu hak ettim. Ondan bana bahsettiğin halde ümit etmek isteyen bendim.

Klaus: Hiç kimse böyle bir muameleyi hak etmez Cami, özellikle de sen.

Camille: Şey.. ben unuttum.

Camille gözlerini silerken bir kadeh daha doldurdu kendine.

Camille: Biliyor musun senin dostluğuna gerçekten ihtiyacım var.

Klaus: Senin için ne yapabilirim?

Camille: Marcel'e ne yaptığını biliyorum.

Klaus: Ona değer veriyorsun...

Camille: Onu dönüştürdüğün şeye rağmen, evet. Veriyorum...

Klaus: Benden herşeyi iste ama... bunu yapamam Cami.

Camille: Neden? Söylesene bu seni mutlu edecek mi? Bana bir söz vermiştin hatırlıyor musun? Bir daha etki altına almayacaktın?

Klaus: İşler her zaman istediğimiz gibi yürümüyor.

Camile: Ben anlamıyorum... gerçekten. İstediğin ne?

Klaus: Herşey... Bana ait olan, babam yüzünden yitirdiğim, benden çalınan herşey.

Camille: Caroline bu konuda ne diyor?

Klaus: Bunun yanlış olduğunu söylüyor ama her zaman benimle olmaktan vazgeçmeyeceğini biliyorum. Beni anlıyor... yargılamıyor, değiştirmeye çalışmıyor, yardım ediyor... iyi geliyor...

Camille: Bu seni tüketecek Klaus ve sen de onu tüketeceksin.

Klaus: Caroline'ı asla incitmem.

Camille: İsteyerek yapmayacağını biliyorum ama bu süreç en fazla ona zarar verecek.

Klaus: Eğer ona bir şey olursa, çok küçük bir ihtimal dahilinde bile olsa bu işi bitiririm.

Camille: Ona bu kadar bağlanmanı sağlayan şey ne?

Klaus: Yapma, sen böyle bir kadın değilsin.

Camille: Söylesene benimle yattığını biliyor mu?

Klaus: Fazla içtin...

Camille: Biliyor mu dedim?

Klaus: Evet biliyor, herşeyimi, herkesi biliyor... Buraya gelmem için ısrar eden de oydu. Kol'un seni öldürmesinden korktu.

Camille: Ne?

Klaus: Bak böyle şeyler bizim için sorun değil.

Camille: Klaus ben...

Klaus: İyi misin? Başın mı dönüyor?

Camille sendeleyip Klaus'un yardımıyla tabureye oturdu.

Camille: Çok özür dilerim ben, sadece biraz sinirlerim yıprandı. Öyle demek istemedim, gerçekten... Caroline ve senin için mutluyum. Sizin için mutluyum. Tanrım bunu nasıl söyledim...

Klaus: Hey... hey... Sorun değil.

Camille: Benim gitmem gerek.

Camille midesini tutup hızla lavaboya koşarken Kaus da kalan son yudumu kafasına dikti.











Rose incecik bilekleriyle içeriye girmeye çalışan azılı vampirleri durdurmaya çalışıyordu.

Rose: Lütfen yapmayın. Ben büyü yapmıyorum... Marcel bunu biliyor. Bizden ne istiyorsunuz!

"Kes be kadın!"

Rose dizlerinin üstüne düşerken iri yarı vampirler Kol'un sert göğsüyle buluştu.

Kol: Siz ne halt yediğinizi sanıyorsunuz?

"Seni ilgilendirmez. Marcel'in emri... çekil!"

Kol: Ah demek Marcel'in emri. Geri çekilecek misiniz yoksa kalplerinizi sökmeye başlayayım mı?

Rose: Kol sen bu işe karışma...

Kol: Sakin ol sevgilim.

"Kol... se...sen Kol Mikaelson'sın!"

Kol: Ah nihayet birileri beni tanıdı.

Kol tek hamlede önündeki iki vampirin kalbini sökerken Rose dehşetle çığlık atmaya başladı.

Kol: Hey... sakin ol. İyi misin?

Rose arkalarına bakmadan kaçan vampirlere bakıp Kol'a tutunarak ayağa kalktı.

Kol: Şey, üzgünüm her tarafına kan bulaştırdım.

Rose aniden Kol'un boynuna atılırken korkudan titreyerek minnetini art arda sıraladı.

Rose: Teşekkür ederim... teşekkür ederim...

Kol: Hadi içeriye geçelim.










Camille soluk rengiyle yeniden Klaus'un yanına gelip otururken Rose'nin aldığı yeni müzisyenler de yerlerine geçmeye başlamıştı.

Klaus: Daha iyi misin?

Camille: Evet, evet... ah tanrım rezil oldum.

Klaus: Hadi ama, bir önemi yok.

Camille: Ne kadar içtiğimi fark etmemişim. Tanrım... başım dönüyor.

Bu sırada müthiş bir detonelikle şarkılarına giriş yapan gurup Caminin kendi derdini bile unutmasına neden oldu.

"Alegria, Come un lampo di vita... Alegria come un pazzo gridar, Alegria!!!! Del delittuoso grido!!!! Bela ruggente penağğğğğğğğğğğğğğğğğ"

Camille: Ah! bu da ne!

Klaus: Tanrı aşkına bu cadde adım başı müzisyen, hepsinin içinden bunları bulmayı nasıl başardınız?

"Come la rabbia di amar alegria... Come un assalto di gioia!!!!!"

Rose, Kol ile birlikte içeriye girerken gözleri dehşetle büyüdü.

Kol gerinerek;

Kol: Bir özür yeterdi aslında, yani ben ne yaptım ki... ah!!

Kol cümlesini tamamlayamadan karnına yediği dirsekle yüzünü ekşitti.

Kol: Tanrı aşkına! Yine ne yaptım!?

Rose: Müşterilerim kaçıyor, eğer sanatçımı ayartmasaydın şimdi bu berbat şarkıcı bozuntularıyla uğraşmak zorunda kalmazdım!











Klaus: Benim artık gitmem gerekiyor Cami, yardıma ihtiyacın olmadığına emin misin?

Camille: Ah hayır, ben iyiyim.

Klaus: Camille, senin için gerçekten bir şeyler yapmak istiyorum. Şu patron, beni rahatsız mı etti demiştin?

Camille: Hayır, sadece tartıştık ve bunun bir önemi yok. Caroline ile yeterince sorunumuz var bir de arkadaşının ölümüne sebebiyet vermek istemem.

Klaus: Anlamadım?

Camille: David ile arkadaş olduklarını sanıyordum?

Klaus: Sen neden bahsediyorsun?

Camille bir başını, bir karnını tutup zar zor devam etti sözlerine;

Camille: Onları görmüştüm o gece önce bizim bara uğradılar yanlarında Rebekah da vardı, sonra Rose'nin barına geldiler David de yanlarına gitti, dans ediyorlardı. Samimilerdi.

Klaus: Dur biraz sen neden bahsediyorsun?

Klaus sorusunu tamamlar tamamlamaz, karşısında bilinçsizce kıvranan Cami'nin ayaklarına kusması bir oldu.

Camile: Lanet olsun özür dilerim Klaus! Özür dilerim...

Bu özür ağzından kaçırdığı patavatsız cümlelere değil Klaus'un üstünü mahvetmesineydi. Zira bilinci yerinde olsaydı bu sözleri asla söylemezdi... Özellikle de Klaus'a. Belki ayıldığında hatırlayacaktı ancak iş işten geçmişti.

Klaus öfkeyle kapıya ilerlerken ellerinin kana bulandığını fark ettiği Kol'a bağırmaya başladı.

Klaus: Ne halt ettin sen!

Kol: Ben...

Klaus: Bunu sonra konuşacağız!

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

 


 

 

 

Klaus eve varır varmaz doğruca duşa ilerledi, üstü fena halde batıktı ve öfkesi tehlikeli bir hal almıştı. Bu halde Caroline ile konuşmaya çalışırsa onu istemeden incitebileceğini biliyordu. Sessizce yatak odalarına girerken, karnının üstüne kapanmış kitapla gelişi güzel bir şekilde yatağa uzanmış olan Caroline'ı fark etti, onu uyandırmadan duşa ilerleyip üstündekilerden kurtuldu ve yaklaşık bir saat küvette kalıp düşündü. Caroline'ın üstündeki kitap yana düşerken rahatsızca kıpırdanıp uyandı ve banyodan gelen hırıltı karışımı nefes seslerine odaklandı.


Caroline: Klaus?


Yavaşça kalkıp geceliğinin uçuşan tül eteklerini düzeltti ve banyoya ilerledi. Kapının pervazına yaslanırken esneyip gülümsedi.


Caroline: Seni daha erken bekliyordum.


Klaus hiç istifini bozmadan başını geriye atıp suyun içine biraz daha gömülürken yanıtladı;


Klaus: Saatlerdir uyuyorsun.


Caroline: Ve sen neden yanıma gelmedin?


Klaus: Uyandırmak istemedim.


Caroline cilvekar bir masumiyetle parmak uçlarında yürüyüp kalçasını küvetin kenarına yasladı. Bir eliyle Klaus'un saçlarını arkaya doğru tararken kendisine bakmasını sağlamaya çalışıyordu.


Caroline: Hadi ama sorun ne?


Klaus aniden gözlerini açıp eğlenir bir ifadeyle Caroline'a baktı.


Klaus: Bir sorun mu olmalıydı?


Caroline: Klaus, benimle oyun oynamayı kes ve seni rahatsız eden şeyi söyle.


Klaus: Beni rahatsız edecek bir şeyler bildiğimi de nereden çıkardın?


Caroline: Tuhaf davranıyorsun.


Klaus: Belki de sadece sevişmek istiyorumdur.


Caroline Klaus'un yüzünde ki küçümser ifadeye kırılıp ayağa kalktı ve odaya döndü. Yatağın üstünden kitabı alıp rafa yerleştirdi ve kollarını küskün bir çocuk gibi bağlayıp kanepeye geçti. Bir açıklama, bir patlama, nihai bir sonuç bekliyordu. Klaus banyodan çıkar çıkmaz dolaptan bir kaç kıyafet çıkarıp üstüne geçirdi, Caroline'ın burnunun ucunu havaya kaldırarak, inatla ve kırgın bir ifadeyle diğer tarafa baktığını gördüğünde daha da öfkelendi.


Klaus: Ben çıkıyorum.


Caroline öfkeyle yerinden sıçrayarak Klaus'un önüne geçti.


Caroline: Nereye gittiğini sanıyorsun?


Klaus: Ne zamandır sana hesap veriyorum?


Caroline: Bu da ne demek oluyor?


Klaus: Soruya soruyla karşılık vermeye devam edeceksen çekil önümden.


Caroline: Önce sen benim soruma soruyla karşılık verdin.


Klaus: Büyümeyi dene. Şu an saçmalıklarına gülmek için fazla gerginim... o yüzden çekil.


Caroline: Ona mı gidiyorsun?


Klaus kapıya doğru ilerlerken Caroline'ın sorusuyla olduğu yere çakıldı. Pekala bu noktadan sonra kendini dizginlemeyecek yada yaptığı şeyin ona yakışıp yakışmadığını düşünmeyecekti. Zaten konu Caroline olduğunda yaptıklarıyla kendini bile şaşırtıyordu.


Caroline: Klaus bir sorun olduğunda benimle konuşmak zorundasın. Eğer bahsetmezsen, neye kızdığını bilemem...


Klaus ceketini çıkarıp Caroline'a iyice yaklaştı ve gözlerine baktı.


Klaus: Bana yalan söylermiydin?


Caroline: Ne? Klaus neler oluyor?


Klaus: Sorularıma soruyla cevap verirsen anlaşamayız Caroline, önce benim sorularımı cevapla ve ben de zevkle merak ettiğin şeyleri.


Caroline: Pekala, cevabım hayır... söylemezdim.


Klaus: Bana hiç yalan söyledin mi?


Caroline: Bilmiyorum... söylediysem bile küçük bir şey olmalı. Bunları neden soruyorsun Klaus, aramızda güven sorunları olmadığını sanıyordum.


Klaus: David'i tanıyor musun?


Caroline bir anda kaskatı kesildi, Rebekah bir şeyler mi yumurtlamıştı? Öyle olsa bile bu kadar öfkeli davranmasını gerektirebilecek nasıl bir şey öğrenmiş olabilirdi ki. Hiç bir anlam ifade etmeyen küçük bir dans... sadece dans... Caroline biraz tereddüt etse de Klaus'un bakışlarından korkup yineledi.


Caroline: Hayır...


Klaus öyle acı gülümsedi ki Caroline bir anda kalbinin buz tuttuğuna şahit oldu. Caroline'ı omuzlarından tutup yavaşça kendisine yaklaştırdı.


Klaus: Sana bu soruyu iki kez sordum ve bana ikisinde de yalan söyledin, neden?


Caroline gözlerinin dolduğunu hissetti, lanet olsun... herşeyi anlatmalıydı.


Caroline: Klaus beni dinle...


Klaus: Konuş Caroline, yoksa gerçekten kötü şeyler yapacağım. Sana David buraya geldiğinde sordum ve yalan söyledin, az önce de gözlerimin içine baka baka yalan söyledin...


Caroline: Onu tanımadığım konusunda yalan söylemedim. Yemin ederim tanımıyorum, Rebekah ile çıktığımız gece barda karşılaştık ve tanıştık. Sarhoştum, aptalca davrandım ve sadece bir kez dans ettik. Hepsi bu... gizemli davrandığım için üzgünüm bunu öğrenmeliydin. Büyütülecek bir mesele olmadığını öğrenseydin... şüphelenmezdin. Bana böyle bakmazdın.


Klaus: Bunun kulağa ne kadar aptalca geldiğinin farkında mısın? Küçük bir dans için yada flört... neden bana yalan söyledin?


Caroline: Rebekah'a söz verdim.


Klaus geri çekilip gülmeye başladı hiç durmadan güldü. Caroline korkuyla bir kaç adım gerileyip sırtını duvara yasladı.


Klaus: Sana zaafımı kullanıp beni aptal yerine mi koymaya çalışıyorsun?


Bir kalp atışı hızıyla Caroline'ın önüne dikilip boğazını sıktı. Zavallı Caroline nefes bile alamıyordu.


Klaus: Onu ne zamandır tanıyorsun? Kasabada mı tanıştınız? Ne planlıyor... Ve sen... sen...


Nefesi yetmedi, aklına gelenlerle göz yaşlarına hakim olmaya çalıştı.


Klaus: Sen ne yaptın?


Caroline'a öyle hayal kırıklığı dolu gözlerle bakıyordu ki Caroline canının acısını unutup onun acısını dindirmek istedi. Ama yapamadı, Klaus dinlemedi. Yüzyıllardır ne zaman birine güvense, mutlu olsa arkasından bir şey çıkıyordu. Kardeşleri defalarca düşmanlarıyla iş birliği yapmıştı. Yoksa... Caroline de onlardan mıydı? Yada basit bir gönül eğlencesi miydi? Belki de defalarca sevişmişlerdi? Klaus'un gözlerinin önüne gelen sahneler, Caroline'ın nefesi kesilirken akmaya devam etti. O pisliği Caroline'ı becerirken, öperken, Caroline ona, onu ne kadar sevdiğini söylerken hayal etti. Bu kadar küçük bir meseleyse Caroline neden yalan söylemişti? İki kez sormasına rağmen... Neden???


Caroline: Sen aklını kaçırmışsın... Sana onu tanımadığımı söyledim. Sadece bir kez karşılaştık. Hiç bir şey yok, Rebekah'a sor! ona sor.


Klaus: Kerdeşlerimle beraber benden kurtulmak için kuyumu kazmadığını, plan yapmadığını nereden bileyim? Böylece beni kurutup, benden kurtulup aşığınla rahat rahat görüşebilecektin değil mi? Belki de Rebekah ve David çift rolü yapıyordu. Bana öyle bakma sanki daha önce yapmadığın şeylerden bahsediyorum. Tyler için defalarca benimle flört edip arkamdan ölümüm için planlar yapmadınız mı?


Caroline şok olmuş bir şekilde, hayal kırıklığı içinde ağlamaya başladı. Bunca yaşanan şey, Caroline'ın bunca çabası... herşey boşunamıydı? Klaus Caroline'ın hıçkıra hıçkıra ağladığını görünce bir an dizlerinin üstüne çöküp onu kollarına hapsetmek istedi ama beynini kemiren düşünceler buna izin vermedi. Klaus son zamanlarda paronayak olmuştu, babasının hala etrafta dolaştığını bilmek, Marcel'in adamlarını hala canından bezdiremeyişi... adamların yardım için Klaus'a gelmeyişi, cadılar, kurtlar... Klaus hesap yaptıkça dibe batıyor gibiydi ve bu da kendi gölgesinden bile şüphelenmesine neden oluyordu. Caroline'ın şefkati, sevgisi onu sakinleştirse de bir noktadan sonra herşeyi yoluna koymaya yetmiyordu. Klaus Caroline'ı kolundan tutup kaldırdı ve tekrar gözlerine baktı.


Klaus: Beni hayal kırıklığına uğratmadığını, bunların sadece benim komplo teorilerim olduğunu söyle.


Caroline: Bana inanmıyorsan Rebekah'a sor, Klaus lütfen... inanmak zorundasın. Seni seviyorum, sana asla ihanet etmem.


Caroline kolunu Klausdan kurtarıp ciddiyetle baktı.


Klaus: Rebekah hayatı boyunca yanlış insanlara güvenen aptalın tekiydi... Eğer bir oyuna dahil olmadıysa muhtemelen o da kandırılmıştır öyle değil mi?


Caroline: Klaus yeter! Beni etki altına al, yalvarırım istediğini yap ama bunu söylemeyi kes. Sana böyle bir şey yapacağımı nasıl düşünürsün.


Klaus vücudunun titrediğini hissetti. İnanmak istiyordu. Artık güvende hissetmek istiyordu. İç hesaplaşmalarından, asla peşini bırakmayan geçmişinden herşeyden kurtulmak istiyordu. Sadece şu an baktığı kadına bakmaya devam etmek ve hiç pişman olmamak istiyordu. Ve olanlar oldu... Klaus kendini dizginleyemeyip yelkenleri suya indireceğini hissettiği sırada Caroline'ın boynunu kırıp onun bedeniyle birlikte yatağın yanına çöktü. İki saat boyunca neredeyse nefes almadan Caroline'ın donuk bedenine sarılarak uzandı. Düşündü.. kurdukça daha da sinirleniyordu. Ya bütün bunlar gerçekse? başını çevirip kollarının arasında ki kadınına baktı, ya değilse?


Sonunda kendine gelmeye başladığını fark edip kollarını gevşetti ve Caroline'ın nefes almasına izin verdi. Caroline kötü bir kabustan uyanmış gibi hıçkırarak ağlamaya başladı... Klaus onu sakinleştirmek için hiç bir şey yapmadı. Bir süre sonra ağlamaları ve hıçkırıkları dindiğinde sessizce üstüne çıktı. Caroline sadece acı acı gülümsedi, Klaus'un ona kıyamayacağını, ona inanacağını ve birazdan kulağına güzel şeyler fısıldayacağını düşünüp kendini Klaus'un kollarına bıraktı. Klaus hayvani bir açlıkla Caroline ile sevişmeye çalışırken o gözlerini kapatıp sıkıca Klaus'un omuzlarına sarıldı... sevgi sözcükleri bekledi, dokunuşlarında aşkı hissetmek istedi ama hayır, Klaus herhangi bir kadına gösterdiği özenden fazlasını göstermiyordu ona. Yaklaşık bir saatin sonunda Klaus öfkesini dizginleyip Caroline'ın bedenini hırpalamayı bıraktı ve doyuma ulaştı. Caroline ona dokunabilmenin verdiği mutlulukla sesini hiç çıkarmadı, Klaus'un öfkesini yenmesini, sakinleşmesini ve kendisine sarılmasını bekledi. Özür dilemesini istiyordu, kollarına atılıp hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyordu. Onu sevdiğini çığlık çığlığa haykırmak, sıkı sıkı sarılması için yalvarmak istiyordu ama Klaus pantolonunu toplayıp arkasına bakmadan odadan çıktı. Caroline daha fazla dayanamayıp yattığı yerde çıplak vücudunu geceliğine sararak, hıçkıra hıçkıra ağlamaya devam etti.













Klaus aracına binerken hızla iç cebinden telefonunu çıkardı ve Kol'u aradı;


Klaus: Hangi cehennemdesin?


Kol: Yeni evimin keyfini çıkarıyorum.


Klaus: Nerede olduğunu söyle...


Kol: Dur biraz, buraya mı gelmek istiyorsun?


Klaus: Hayır oraya geliyorum ve izin istemiyorum.


Kol: Pekala davetsiz misafir, sinirlenme... Ben de partimi neşelendirecek birilerini arıy...


Kol kulağında çınlayan "dıt...dıt..." sesiyle "orospu çocuğu" bir küfür savurup kucağında uzanan fıstığın boynuna gömüldü.


Kol, Rose'u en yakın zamanda yatağa atma planları ve Klaus'un huzurunu nasıl kaçırırım uğraşları üzerinde çalışırken bir ara vakit bulup kendine güzel bir ev tutmuştu. Aslında çalmıştı... Ev sahibi yaşlı ve zengin bir çift olduğundan ağzına layık bulmayıp onları avrupa seyahatine gitmeleri ve tüm avrupayı gezdikten sonra kendilerini yunan adalarından serin ege sularına bırakmaları için etki altına almıştı. Kurbanları şanslıydı, Kol iyi günündeydi.


Klaus nihayet Kol'un yeni evini bulup, lüks aracıyla bahçe kapısını yerinden sökerek bahçeye daldığında Kol da ölmek üzere olan sarışın fıstığı kucağından indirmeyi başarmıştı. Klaus araçtan inip kapıya doğru ilerlerken, veranda da; kanlar içinde, yüzünde aptal bir ifadeyle, kollarını iki yanına açarak kendisini papa gibi karşılayan Kol'u gördü.


Kol: Şu aptal Cami'e içki ısmarlayıp güzel bir bahşiş bırakmalıyım.


Klaus sinsi sinsi gülerken Kol da yayıla yayıla, yılışık adımlarla arkasından ilerliyordu. Klaus eve girer girmez etrafı şöyle bir gözden geçirdi, şu an Caroline ile yaşadıkları evi andırıyordu sadece fazla antika görünüyordu.


Klaus: Güzel ev...


Kol: Varis çorabı ve çiş gibi kokuyor.


Klaus: Bunlar ev sahipleri olamaz değil mi?


Klaus çapkınca gülümseyip salonun ortasında dans eden, sevişen, bayılan, şarkı söyleyen kadınlara baktı. Bir kaç tanesi ölmüştü...


Klaus: Partiye bensiz mi başladın?


Kol: Gerçekten geleceğini düşünmedim. Caroline hala yaşıyor mu?


Klaus Kol'un elinden viski şişesini kapıp kızların yayıldığı kanepeye yerleşti ve umursamaz bir tavırla gülümsedi.


Kol: Ah hadi ama, bu hiç eğlenceli değil. Bana cevap ver canavar...


Klaus: Bu konu hakkında tek bir kelime daha edersen boynunu kırarım ve hepsi benim olur...


Klaus son kelimeleri işaret parmağıyla kadınları göstererek sarf edince Kol ganimetlerinden olmamak için çenesini kapattı ve parti başladı... İçki şişeleri, uyuşturucu, cadı otları hem kadınların hem de Mikaelson kardeşlerin iyice zıvanadan çıkmasına vesile olmuştu. Sağ kalan son üç kadın Klaus ve Kol'un kucağına yığılıp bir yandan kanlarını sunmaya... diğer yandan küçük, ahlaksız eğlencelerini sürdürmeye devam ettiler.


Kol;


Kol: Benimki öldü...


Diyerek kucağındaki kadını ayak uçlarına yuvarladı ve Klaus'un boynunu öpmeye çalışan kadını kendine doğru çekti.


Kol: Kıçım titriyor.


Klaus, Kol'un altına doğru gömülen titreşimdeki telefonunu çekip aldıktan sonra bayılan kadını yere bıraktı ve ekrana baktı. Camille... Kol baygın gözlerle ekranda yazan ismi görünce kıs kıs gülmeye başladı.


Kol: Bence onu da partimize davet etmeliyiz.


Klaus Kol'un ensesinden tutup onu geriye doğru çekerek ayılan kadının kollarına bıraktı ve ayağa kalktı. Camille'nin hiç bir aramasını cevaplamadı zaten şu an onu düşünecek yada onunla konuşacak durumda da değildi.


Kol: Sana kafayı fena takmış.


Klaus: Saçmalamayı kes Kol.


Kol ayağa kalkıp kana bulanan gömleğini çıkardıktan sonra mest olmuş bir halde yatak odasına ilerlemeye başladı.


Kol: Bu gecelik bu kadar yeter.


Klaus: Çabuk pes ettin.


Kol: İnsanların nesli devam etmeli Klaus, hepsini yersek günün birinde aç kalırız. Ve güzel kadınları öldürmeye devam edersek korkarım...


Kol cümlesini tamamlayamadan bir horlama sesi duyuldu Klaus Kol'un yatağa yatış şekline ve bünyesinin kendisi kadar dayanıklı olmayışına gülümseyip cesetleri gömdü ve kan revan içinde tekrar evin yolunu tuttu.















Caroline o kadar uzun zamandır ağlıyordu ki, gözlerinin kırmızılığı hiç geçmiyor, aksine artarak çoğalmaya devam ediyordu. Duş almaya bile hali yoktu, sendeleyerek saatlerdir uzandığı ahşap zeminden kalktı ve geceliğini üstüne geçirip karşısında ki aynadan kendine baktı.


Aynaya yansıyan görüntü eroin bağımlısı ucuz bir fahişeye aitti sanki, yada Caroline böyle hissediyordu. Berbat görünüyordu. Zar zor banyoya ilerleyip yüzünü yıkadı ve yatağa dönüp çarşafı başına kadar çekerek ağlamaya devam etti. Küçük bir çocuk gibi yatağın içine iyice sinerken hıçkırıklarını yarıda kesmek zorunda kaldı çünkü; Klaus'un kapının pervazına yasladığı güçlü bedeninin çıkardığı ses ve soluduğu nefes yüksek bir patlama sesi etkisiyle bedeninin kaskatı kesilmesine neden oldu.


Klaus yaklaşıp kanlı gömleğinden kurtuldu ve yatağa girdi. Caroline hareketsizce olacakları bekledi. Bir kaç dakika öylece uzandıktan sonra Klaus kanlı kollarını Caroline'ın karnına dolayıp var gücüyle kendisine çekti, Caroline kemiklerinin etini delip geçtiğini sandı, o kadar sıkı sarılmıştı ki. Klaus ellerini gevşetmek bir yana dursun, yüzünü Caroline'ın yastığa düşen saçlarına gömdü ve daha da sıktı. Carolineden küçük bir inleme yükseldiğinde nihayet yaptığının farkına vardı ve kollarını biraz yumuşattı.


Klaus: Bana anlatmaya hazır mısın?


Caroline hiç bir şey söylemedi, zaten söyleseydi de Klaus inanmayacaktı çünkü defalarca gerçeği anlatmasına rağmen inanmamıştı. Önce; daha önceden söylemiş olsaydı, olayın bu kadar dallanıp budaklanmasına neden olmazdı diye düşündü ve kendine lanetler okudu. Sonra kendine yaptığı haksızlığın farkına varıp ona inanmayan Klaus'u suçladı ve hala kendisini suçlu gördüğü için aptal gibi hissetti. Neden onu ikna etmeye çalışmıştı, neden karşısında bu kadar küçük düşebilmişti ki... Neye inanmak istiyorsa ona inanıyordu nihayetinde. Caroline kendi kendini öyle bir dolduruşa getirdi ki, bir an onun kollarında olmaktan tiksindi. Kollarındaki kanları fark ettiğinde onun da pek iyi durumda olmadığını, küçük çaplı bir katliam yaptığını anlamıştı. Belki de David'in kanıydı bu... Caroline Klausun kollarından çıkmaya çabalarken Klaus saçlarını parmaklarına dolayarak geriye doğru çekti ve kulağına korkutucu bir tonda fısıldamaya başladı.


Klaus: Canını mı yaktım küçük sevgilim, ne o? Kan seni korkuttu mu? Tiksindirdi mi? Artık sana dokunmamı istemiyor musun?


Caroline: Klaus beni rahat bırak!


Klaus: Seni bırakmayacağım Caroline, seni asla bırakmayacağım... O pisliği bulup geberteceğim, herşeyi öğreneceğim ve sen benim olmaya devam edeceksin. Ve eğer bana ihanet ettiysen sonsuzluğunu bunu ödeyerek geçireceksin. Şimdi tatlı rüyalar benim küçük sevgilim.


Klaus Caroline'ın saçlarını bırakıp onu yatağın diğer tarafına savururken yastığını alıp kapıyı hızla çarparak odadan çıktı. Caroline özür, pişmanlık beklerken karşılaştığı muameleyle zavallı ve güçsüz hissetmişti. Klaus ona ilk defa zavallı ve güçsüz hissettirmişti ve bu güne kadar asla görmediği bir yüzünü, ondan hayatı boyunca nefret etmesini sağlayabileceği bir özelliğini en kötü haliyle keşfetmişti. Kıskançlık... Klaus hayatı boyunca bu duygunun onda yarattığı canavarla savaşmaya çalışmış ancak çoğu zaman canavar onu ele geçirmişti. İşte bu gece yine, kendinden bile sakındığı kadınını, Caroline'ı bu duygularının arasında kaybetmiş, Canavara kurban etmişti.














Kol çenesini baş parmağıyla işaret parmağı arasında ovalayıp kısılan gözleriyle barın kapısında Rose'a bakıyordu. Camille yine Kol'un geldiğini fark edip önündeki fatura ve hesap işlerine gömülen Rose'u uyardı.


Camille: Bugün senin için gerçekten zor geçecek gibi...


Rose Cami'nin neden bahsettiğini anlamak için arkasını döner dönmez Kol'un burnunun dibinde bitivermesiyle küçük bir çığlık kopardı. Kol işaret parmağını Rose'nin dudaklarında gezdirip onu susturdu.


Kol: Seni heycanlandırmayı seviyorum.


Rose: Ve ben de senin dibimde bitip durmandan nefret ediyorum. Ne istiyorsun? Buraya bir daha gelmemeni söylemiştim.


Kol: İflah olmaz bir arsız olmakla övünmek istemem ama ben isteyene kadar benden kurtulamazsın sevgilim.


Rose evrakları ve hesap makinesini kucağına toplayıp diğer masaya geçerken öfkeyle;


Rose: Ah! Tanrının belası! Yüce İsa, bana dayanma gücü ver... Dedi.


Kol da arkasından kalçalarına bakarak;


Kol: "Amen" Dedi...


Rose için bugün gerçekten de zor geçiyordu. Önceleri mutlu olduğu ve özgürce yaşadığı hayatı büyük annesinin hastalığıyla sorumluluk sahibi bir iş kadınına dönüştürmüştü onu. Dahası Marcel son zamanlarda Davina aracılığıyla cadılarını kontrolde tutamadığı için çok öfkeliydi ve her gece bir cadının iş yerini, evini talan ettiriyordu. Rose dün Kol sayesinde daha fazla zarara uğramaktan kurtulmuştu ama zaten zar zor gelen müşterileri de dün ki müzik rezaletinden sonra mekana uğramaz olmuştu. Rose bir elindeki paraya bir de fatura ve giderlerin yazılı olduğu kağıda baktı. Büyük annesi buranın başındayken çok işlek bir yerdi ve kazançları iyiydi ama Rose maalesef kötü bir zamanda barın başına geçmişti. Şu an ki kazancı büyük annesi'nin ilaç masraflarına ancak yetebilecekti. Ve yeni bir müzisyeni işe alacak kadar parası bile kalmamıştı. Bir de üstüne Kol'un sapıklıkları, tacizleri, onu bir türlü rahat bırakmayışı eklendiğinde Rose dizlerinin üstüne çöküp ağlamamak için sürekli kiliseye gidip dua ediyor, dayanma gücü istiyordu.


Kol bir süre daha Rose'a asılmaya devam etti, cevap alamayınca sıkılıp biraz da Cami'i delirtmek istediğine karar verip bara geçti ve bir içki ısmarladı. Camille bir yandan bardakları siliyor, bir yandan da Kol'a laf yetiştirmeye çalışıyordu.


Kol: Klaus dan ne istiyorsun Cami?


Camille: Adım Camille, ve ondan bir şey istediğim yok. Bunu da nereden çıkardın...


Kol: Neden bu kadar sinirlisin Cami, hadi ama biraz eğlenmeye çalışıyorum.


Camille: Bak son iki günüm berbat geçiyor ve senin payın bunda büyük o yüzden bırak da işime bakayım.


Kol: Dün gece yaptığın densizliğin nelere mal olduğunu öğrenmek belki ilgini çeker Cami.


Kol gülümseyip muzur bir ifadeyle bardağı başına dikerken Cami ona dönüp elindeki bez parçasını tezgaha attı ve elini her zamanki yerine, belinin üstüne yerleştirip Kol'a baktı.


Camille: Sen neden bahsediyorsun? Bir şey mi biliyorsun?


Kol: Dün gece neler yumurtladığını biliyorum. David ve Caroline konusunda...


Camille: Ah tanrım... hayır... ben sarhoştum!


Kol: Bana açıklama yapmak zorunda değilsin tatlım ama bence Caroline senden güzel bir açıklama bekleyecektir.


Camille: Bak, bir hataydı...


Kol: Senin karşında çocuk yok Cami, Klaus'u elde etmek için bunu kasten yaptığını görebiliyorum. Ve bu da beni çok eğlendiriyor.


Camille: Aptal aptal gülmeyi kes Kol, sakın Caroline'ın aklına böyle şeyler sokma. Asla öyle bir niyetim yoktu. Ben kör değilim, dahası... bir gururum var. Ve bu konu seni ilgilendirmez.


Kol: Ben senin iyiliğin için söyledim, bence bu şehri bir an önce terk etmelisin. Caroline bunu öğrenecek olursa...


Camille: İyilik mi yapmak istiyorsun? Bizi ne hale getirdiğine bir bak, ben yeni ve iyi bir iş buldum ama sen patronumla o kadar meşgulsün ki nelere mal olduğunu görmüyorsun.


Kol: Sen neden bahsediyorsun?


Camille: Batıyoruz... Yeterince açık mı?


Camille öfkeyle bardakları dizdiği tepsiyi mutfağa taşırken Kol sıkıntılı bir şekilde hesap makinesinin tuşlarına basan Rose'e baktı. O an aklına gelen fikirle gevrek gevrek gülmeye başladı. Rose bi an başını hesaplardan kaldırıp Kol'un kendisine bakıp aptal aptal gülümsediğini gördüğünde daha da öfkelendi.


Kol: Rose, kuşlar bana bir şeyler söyledi. İşler iyi gitmiyormuş.


Rose: Bu yüzden mi bu kadar mutlusun?


Kol: Hadi ama benim kalpsiz bir piç kurusu olduğumu düşünmenden sıkıldım. Aramızda bir bağ oluştuğunu inkar edemezsin.


Dedi Kol, Rose'nin masasına yaklaşıp elini tutarken. Rose sertçe elini Koldan kurtarıp hesaplarına döndü. Hiç bir şey söylemedi, onunla uğraşacak gücü yoktu.


Kol: Sana bir iş teklifi yapmaya geldim.


Rose yine ciddiye almadı. Kol sandalyeyi çekip oturdu ve Rosenin elini tekrar avuçlarının içine aldı.


Kol: Kendi adıma bir parti düzenlemek istiyorum bu şehre geldiğimden beri bunu yapabileceğim uygun bir yer arıyordum ve senin barında yapmak istediğime karar verdim.


Rose elini çekip öfkeyle ayağa kalktı.


Rose: Senin parana da, partine de ihtiyacım yok. Canın cehenneme.


Kol: Hadi ama, bunu sana asılmak için yapmıyorum gerçekten istiyorum. Lütfen... Ben müşteriyim, unuttun mu?


Rose konuşmak için tam ağzını açmıştı ki, Camille mutfak kapısından girip Rosenin yanına geldi.


Camille: Bence gurur yapacak zaman değil Rose, müşteri müşteridir. Bunun için ona bile katlanabiliriz.


Rose Camilleye göz ucuyla bakıp ardından hesapların yazılı olduğu kağıda baktı.


Camille: Büyükannen için, bizim için.


Rose başıyla onaylayıp mutfağa geçerken Kol Camille ile detayları konuşuyordu.















Caroline öğle olmak üzereyken gözlerini araladı ve bedenini ısıtan yakıcı güneşe baktı. Bir süre hareketsizce yattı. Nefes alıp verişlerini duymadığından Klaus'un gittiğini anlamıştı. Hemen yataktan çıkıp duşa ilerledi. Uzun uzun duş aldı, ardından aynanın karşısına geçip soyundu ve kendisine baktı. Bakışları... en çok bakışları korkutuyordu kendisini. Hala insanken, acı çekerken, yok sayılırken, küçümsenirken, Damon dan deli gibi korkarken aynaya acı çekerek bakan o zavallı kız geri gelmişti sanki.



Durdu ve silkelendi, hayır Caroline bu değildi. Bu kadar kolay tükenmeyecekti, Klaus ile yaşamayı seçtiğinde bunun zaten kolay bir şey olmayacağını biliyordu. Güçlü kalacaktı, ne olursa olsun güçlü kalacaktı. Ve asla pes etmeyecekti, Klaus pişman olana dek pes etmeyecekti ve bir daha asla dün gece ki gibi kendisini küçük düşürmeyecekti. Klaus bunu ona acı çekmesi için yapmıştı, kendisini değersiz hissetmesi, kendisi gibi tükenmesi için yapmıştı ama Caroline kararlıydı. Pes etmeyecekti, onların sorunu ne David, ne de başka biriydi.



3. kişiler ilişkilerinin başından bu yana sorun olmuştu ama hiç bir zaman gerçek sorunları onlar olmamıştı. Onların sorunları kendileriyleydi. Caroline'nin Tyler ısrarı; içinde yaptığının doğru olduğuna inandığı ve insanların gıptayla baktığı saçma sadakat ve doğru olanı yapma eğiliminden kaynaklanıyordu o, Tyler'a bağlanmıştı çünkü bu onu Klaus'a bağlanmaktan alıkoyan tek şeydi.



Klaus Camille'e ilgi duymuştu çünkü o bazen Caroline'a benziyordu, ama en çok onu; onun sevmesini beklemeden sevmesi, zorluksuz, çabasız elde ettiği sevgiyi, hissettirdiği güven duygusunu sevmişti. Caroline'ı unutturmasa da bazen yanında olmadığı için acı çekmemesini sağlıyordu. Ama o kadar...



Onlar hiç bir zaman 3. kişilere birbirlerine hissettikleri kadar güçlü bir çekim hissetmemişlerdi. Caroline hiç bu kadar güçlü, seksi, zeki, affedici, şefkatli, mutlu, aşık, güvende olmamıştı. Bütün bunları sadece Klaus ile olabiliyordu.



Ve Klaus da hayatı boyunca hiç bir zaman bu kadar sevildiğini, değerli olduğunu, birilerinin hayatına anlam katabildiğini, güven verdiğini, güçlü olduğunu hissetmemişti. İşte bu yüzden birbirlerine bağlanmışlardı. Sürekli mahvedip dursalar da birbirlerinden asla vazgeçemeyeceklerini, bunun asla sona ermeyeceğini biliyorlardı. Bir daha böyle hissedemeyeceklerini, nedensizce sevemeyeceklerini, aptal gibi affedemeyeceklerini ve kimsenin böylesine acı çektirirken aynı anda deliler gibi sevemeyeceğini biliyorlardı.




Klaus her ne kadar herşeyi mahvetmeye, Caroline de bir o kadar düzeltmeye çalışsa da bugün Caroline'ın kadınlık gururunu okşadığı bir gün olacaktı.
Bir daha asla Klaus'un dün gece ki gibi üstüne çıkıp, sonrada çekip gitmesini izlemeyecekti, gözlerinin içine bakıp asla onu kendine inanmaya zorlamayacaktı. Ya Klaus kendisi yola gelecekti yada Caroline bunu ona ödetmenin, yola getirmenin bir yolunu bulacaktı. Hayır bırakıp gitmeyecekti, vazgeçmeye henüz hazır değildi.




Üstüne minik çiçekleri, eteğinde küçük fırfırları olan güzel bir elbise giydi, teni o kadar beyazdı ki giydiği mavi çiçekleri olan elbise güzel gözlerine, sarı saçlarına ve tenine müthiş bir kontrastla uyum sağlamıştı. Dikkatle saçlarını yaptı, büyük bir özenle de makyajını... Topuklu ayakkabılarını da ayağına geçirip tekrar aynanın karşısına geçti. İşte şimdi her kadın gibi güçlü, güzel ve olması gerektiği şekilde hissediyordu.




Bugün neler yapabileceğini düşündü; evden çıkması, korktuğundan değil ama daha fazla sorun çıkaracağından seçenekleri arasında değildi, film izledi, dergi karıştırdı, bahçede dolaştı... hayır bunların hiç biri işe yarar hissettirmiyordu, defalarca makyajını tazeledi, saçıyla uğraştı, ayakkabı dolabını kendi başına düzenledi... Hayır. Lanet olası güzellikteki bir şehirde ev kızı gibi yaşamaktan nefret ediyordu. Oturdu ve sırayla arkadaşlarını, annesini aradı. Hepsiyle uzun uzun sohbet etti, onlara kızgın değildi, kimseye kızgın değildi. Caroline kin tutamayacak kadar hassastı... Seslerini duymanın verdiği mutlulukla kısa bir süre göz yaşı döktü, sonra tekrar makyajını tazeledi ve mutfağa girdi. Aşçı ona garip garip bakarken bir yandan da istediği malzemeleri çıkarıyordu. Caroline defalarca Rebekah'ı aradı ama o hiç bir aramasına cevap vermedi...



Zira güzel kökenimiz sevgilisinin yolunu gözlemekle meşguldü. Saatlerdir, neredeyse akşam olmasına rağmen yatağından çıkmamış, telefona bakmamış, hiç bir şey yememiş ve aptal magazin dergilerine bakmamıştı. David gitmişti, neden... Neden sürekli terk ediliyordu? Neden sürekli birilerine aşık olmak zorunda hissediyordu kendini? Neden hayatında bir tane bile arkadaşı yoktu. Caroline vardı, ama o da... fazla sinir bozucuydu. Sürekli doğru olanı yapması için Rebekah'ı hizada tutmaya çalışıyor ve kendisini işe yaramaz, aptal biri gibi hissetmesine neden oluyordu. Ama işte yine haklı çıkmıştı. David için yaptığı hiç bir şey ona bir anlam ifade etmemişti ve çekip gitmişti. Komidinin üstünde duran kumandayı alıp kanallar arasında hiç durmadan ilerlemeye başladı. Televizyon filan izlediği yoktu ama bunu yapmak onu rahatlatıyordu. Israrla çalan telefonun melodisine dayanamayıp nihayet açtığında Caroline'ın neşeli sesiyle karşılaşmak onu bir anda kızdırdı. "Neden sürtük sürekli mutlu..."


Caroline: Hey.. Seni defalarca aradım neden cevap vermiyorsun?


Rebekah: Caroline söyleyeceğin önemli bir şey yoksa kapat.


Caroline: Hayır var lanet olası, dün senin boşboğazlığın yüzünden berbat bir gece geçirdim, ve saatlerdir delirmemek için kurabiyeler yapıyorum. Buraya gel... Yalnızım ve bundan nefret ediyorum.


Rebekah: Sen neden bahsediyorsun?


Caroline: Klaus Davidi öğrenmiş, ona komplo kurduğumuzu yada benim sevgilim olduğunu düşünüyor. Berbat bir gece geçirdim ve bu senin yüzünden oldu.


Rebekah: Ben hiç bir şey söylemedim seni sersem.


Caroline: Yani o zaman... kim? kim söyledi?


Rebekah: Bilmiyorum, umurumda da değil. Umarım Klaus onu bulup gebertir.


Caroline: Senin neyin var böyle? Merhaba???! morali bozuk olan benim.


Caroline bir yandan konuşup bir yandan fırın kağıdına çikolatalı kurabiye hamurlarını kaşık yardımıyla bırakıp ortalarına büyük çikolata parçaları batırıyordu. Rebekah sakince doğruldu ve Caroline'a cevap verdi;


Rebekah: Yalnızlık...


Caroline: Sen sarhoş musun?


Rebekah: Hayır, yalnızım.


Caroline: Neden kıçını kaldırıp buraya gelmiyorsun?


Rebekah: İnsanlar neden yalnız kalmak istemiyor? Çünkü yalnızlık, yalnızlığımızı düşünmemize neden oluyor. Düşündükçe mutsuz oluyoruz ve mutsuz oldukça yalnızlaşıyoruz. İnsanlar mutlu insanlarla arkadaşlık yapmak ister.


Caroline: Anlıyorum... Ayıldığında beni ara. "dıt... dıt..."


Rebakah: Sürtük.


David: Neden hala yataktasın?


Rebekah: David?!!!


Rebekah dağılan saçlarını gelişi güzel düzeltip şaşkınlık içinde yatağın dışına fırladı. Sadece iç çamaşırlarıyla uzanıyor olmayı bile dert etmedi. David bakışlarını Rebekah'ın güzel vücudunda gezdirdikten sonra arkasında sakladığı çiçeği çıkarıp Rebekah'a doğru yürümeye başladı.


David: Kendimi nasıl affettirebileceğimi söyle?


Rebekah şu an o kadar mutluydu ki, kızgınlığı bile uçup gitmişti. Davidin kendisine uzattığı çiçekleri alıp kucağında sardı. Böyle şeyleri seviyordu, hiç yaşamadığından hoşuna gidiyordu. David bir kaç adım daha atıp dudaklarını dudaklarına bir nefes hızıyla yaklaştırdı. Aynı anda yatağın etrafındaki leoparlı mumlar alev aldı. David, romantik bir cadıydı. Rebekah gülümseyip hiç düşünmeden kendini öpme arzusuyla gözleri kısılan adama uzun bir öpücük verdi, adımları onları yatağa taşıdı ve bedenleri yavaş yavaş arzu ettikleri şekilde yatağın üstünde hareket etmeye başladı.














Kol Caroline'ın şu an yalnız olduğunu biliyordu zira Klaus'u Marcel'i kontrol etmeye giderken görmüştü. Evin kapısından girer girmez onu müthiş bir çikolata ve vanilya kokusu karşıladı. Takır tukur gürültülerin yükseldiği mutfağa doğru ilerlediğinde göreceği şeyin beklediği gibi kurabiye yapan Caroline olduğunu fark etti.


Kol: Merhaba tatlım...


Caroline umursamaz bir halde kurabiye yapmaya devam ederken sakince;


Caroline: Burada ne işin var?


Diye sordu. Kol gülümseyip tezgahın üstünde soğumaya bırakılan kurabiyelere yöneldi ve atıştırmaya başlarken cevapladı;


Kol: Seni özledim.


Caroline: Seninle uğraşacak durumda değilim. Beni meşgul etme...


Kol: Benimle daha dikkatli konuşmalısın Care...


Caroline cevap vermeden işine devam etti...


Kol: Seni tek parça gördüğüme sevindim.


Caroline: Ben aynı şeyi söyleyemeyeceğim.


Kol: Seni ölmemi isteyecek kadar kızdırmış olamam.


Caroline: Deniyorsun.


Kol: Klaus...


Caroline bir an duraksayıp ellerini küçük mutfak önlüğüne sildi ve Kol'a baktı.


Caroline: Ne olmuş Klaus'a?


Kol: Ona bir şey olmamış ama sana bir şey olduğu açık. Sana bir şey yapmış, üzmüş, yanılıyor muyum?


Caroline gözlerini kaçırarak tepsiden kurabiyeleri alıp küçük tabağa koymaya başladı.


Caroline: Öyle bir şey yok.


Kol: Bu yüzden mi deli gibi kurabiye yapıyorsun?


Caroline: Bu seni ilgilendirmez.


Kol: Elbette tatlım ama senin için üzülüyorum. Yani demek istediğim, o hayvan seni üzüyor ve sen burda durmuş onun için kurabiyeler yapıyorsun.


Caroline: Bunlar benim kurabiyelerim, ona yapmıyorum. Hepsini ben yiyeceğim.


Kol: Hadi ama bunlar o küçücük mideye sığmaz.


Caroline: Neler yiyebildiğimi bilseydin, şaşırırdın.


Kol: Ben aslında buraya seni partime davet etmek için geldim.


Caroline: Çok naziksin ama hayır, gelmiyorum.


Kol: Neden bana karşı bu kadar katısın?


Caroline: Çünkü burada çok yalnızım, hiç arkadaşım yok, dışarı çıkamıyorum, hiç bir şey yapamıyorum ve tek yapabildiğim şeyle karşında durmuş seni eğlendiriyorum. Ve sen Kol Mikaelson, benim arkadaşlarıma acı çektiriyorsun ve bu yüzden senden nefret ediyorum ve mutfağımdan çıkmanı istiyorum.


Kol yüzünde anlayışlı bir ifadeyle Caroline'a yaklaştı ve elindeki kurabiye tabağını alıp bir kenara bıraktı.


Kol: Benim de hiç arkadaşım yok Caroline ve bunu söylediğim için bana kızma ama arkadaşlarının seni, senin sandığın kadar umursadığını sanmıyorum. Şöyle düşün, Elena burada olsaydı arkadaşların nerede olurdu? Her neyse, seni dolduruşa getirmek için buraya gelmedim. Buraya geldim çünkü bir arkadaşa ihtiyacım var. Bir parti veriyorum ve orada gerçekten tanıdığım kimse olmayacak, çoğunu etki altına alacağım ve çocu parti boyunca bana nefret ederek bakacak. Kardeşlerimin zaten gelmeyeceğini biliyorsun. Sen ve ben arkadaş olarak bu partiye gidersek gerçekten mutlu olacağım ve seni şu lanet mutfaktan çıkardığım için bana minnettar kalacaksın.


Caroline: Ben...


Kol: Eğer burada kalıp zavallı bir kadın gibi kardeşimin eve dönmesini beklemeyi tercih ediyorsan sen bilirsin. Ama onun bugün sana ayıracak vaktinin olduğunu yada aklının başına geldiğini sanmıyorum. Son gördüğümde Marcel'in etrafında dolanıyordu.


Kol son kurabiyeyi de ağzına atıp mutfak kapısına doğru ilerlerken işittiği sesle durup gülümsedi.


Caroline: Saat kaçta olacakmış bu parti?


Kol: İki saat sonra gelip seni alırım.


Caroline: Pekala, biraz geç kal.


Kol soru soran gözlerle Caroline'a bakınca Caroline de gülümseyip belindeki önlüğü çıkardı ve;


Caroline: O kadar kısa sürede hazırlanamam.


Dedi... Kol gülümseyip başıyla onaylarken Caroline de fırını kapatıp aşçıdan mutfağı toparlamasını istedi.














Klaus'un Marcelden yana çok güçlü kuşkuları vardı. Ve Klaus sezgilerine her zaman güvenirdi. Bu zamana kadar Marcel'in adamlarını yıldırması gerekiyordu ama onlar bir kaçı haricinde hala ona itaat etmekten vazgeçmemişti. Bu düşünceler arasında işini sonlandırıp Rebekah'ın evine geldi.


Rebekah Klaus'un geleceğinden, David'i kesin olarak öldüreceğinden emindi bu yüzden onu saklamanın bir yolunu bulmuştu. Onu sakinleştirebilirse David'i de saklamak zorunda kalmayacaktı ama göğsüne bir hançer daha yemekten de korkuyordu. Klaus eve girip etrafa bakındı, Davidin çok değil bir kaç saat önce burada olduğundan o kadar emindi ki. Rebekah ıslak saçlarıyla Klaus'a istediği içkiyi hazırlayıp getirdi ve karşısına oturdu. Klaus onu tedirgin etmenin, korkutmanın verdiği şevkle gülümseyip bakışlarını Rebekah'a odaklamaya devam etti.


Klaus: Buraya neden geldiğimi biliyorsun değil mi?


Rebekah:...


Klaus: Onu nereye sakladın küçük kardeşim? Hadi bana söyle...


Rebekah: Nik önce beni dinlemelisin.


Klaus: Dinliyorum.


Rebekah: David sandığın gibi biri değil, bunu biliyorsun. Bak hepimiz mutluyuz, bir aradayız senden neden kurtulmak isteyelim ki? Artık bu paronoyalarından kurtulmalısın ve David ile olan asıl sorununun Caroline'ı ondan kıskanmak olduğunu kabullenmelisin. David'i seviyorum ve beni gerçekten mutlu ediyor... Caroline ile aralarında hiç bir şey yok...


Klaus konuşmak için ağzını açmıştı ki dış kapının açılıp David'in salona girmesiyle sinsi bir gülümseme takındı.


Rebekah: David! Burada ne işin var.


David: Sakin ol canım, buraya Klaus'un sana bir şey yapmadığından emin olmaya geldim.


Rebekah: Aptallaşma, sakın bir delilik yapma.


Klaus: Bak bak bak... cesur cadı.


Klaus ani bir hamleyle kalkıp Davidi duvara fırlattı. Kemiklerinin kırılma sesi çok net bir çekilde duyulmuştu. Rebekah gözleri yaşlı Klaus'u durdurmaya çalışırken bir yandan da David'in yaşayıp yaşamadığına bakıyordu.


Rebekah: Nik yalvarırım dur, lütfen yapma.


Klaus: Senin için bu pisliğe göz yumdum, araştırmadım, sana ve Caroline'a güvendim. Ama siz beni sırtımdan vurdunuz öyle değil mi?


Rebekah: Bana bak, gözlerime bak.


Klaus durup Rebekah'a baktı...


Rebekah: Sevmediğim bir adam için ağlar mıydım? Caroline'a bir şeyler hissetse, aralarında bir şey olsa onun için ağlarmıydım. Bana bak dedim Nik!


Klaus bir kaç adım geri çekildi. David ağzından boşalan kana aldırmadan başını kaldırıp Klaus'a baktı.


David: Rebekah'ı seviyorum. Ve bana yapacağın şey umurumda değil ama sakın ona dokunma. Caroline ile sadece dans ettik, yeni tanışan iki aptal sarhoştan fazlası değildik. Ona ilgi duymuyorum, Rebekah'ı seviyorum.


Klaus bir kaç adım daha geri çekildi ve Rebekah'a işaret parmağını salladı.


Klaus: Tek bir hata... tek bir hata daha yaparsan...


Rebekah: Yapmayacağım. Lütfen Nik, lütfen...


Klaus hızla evi terk ederken Rebekah rahat bir nefes alıp Davidin yanına koştu.


David: Sen iyi misin?


Rebekah: Bu soruyu benim sormam gerekmiyor mu?


David: Hiç olmadığım kadar iyiyim. Şu sihirli kanının tadına baktıktan sonra bunu sana kanıtlayacağım.


Rebekah gülümseyip bileğini ısırdı ve David'in dudaklarına tuttu.


















Klaus artık emindi aslında sabah uyandığından beri Caroline'a yaptığı iğrençliğin, söylediği sözlerin utancı içindeydi ve onu kaybetme, kendinden soğutma korkusu onun deliler gibi kıskanma iç güdüsünü bile sollamıştı. Bu yüzden David elinden kurtulabilmişti. Yol boyunca işleri nasıl düzelteceğini düşünüp durdu. Kendisini nasıl affettirebileceğini, Caroline'ın gönlünü nasıl alabileceğini düşünüp durdu. Kendisine, düşüncesizliğine, güvensizliğine, acımasızlığına bir kez daha lanet ederek eve girdi. Etrafa bakındı, Caroline yoktu... Mutfağa gitti, kurabiyeleri ve şekerlemeleri gördüğünde kendini küçük bir pastacı dükkanında hissetti. Caroline'ı ne kadar üzdüğünü, ne kadar kırdığını yeni yeni idrak ediyordu. Şimdi Caroline ne derse desin ne yaparsa yapsın alttan alacak, kendisini affettirmek için uğraşacaktı.


Salona geçip kanepeye oturdu ve düşünmeye başladı. Yukarıya çıkmalı mıydı? Caroline'ın gelmesini mi beklemeliydi? Ondan binlerce kez özür dileyip kendisine sarılmasını istemek, onu kollarına alıp günler boyunca bırakmamak için herşeyini verebilirdi şu an ama yapamadı, korktu. Evet korktu... bu, Caroline'ı kaybetme korkusuydu. Bir kaç dakika daha düşündü, düşüncelerine öyle dalmıştı ki Kol'un kapıdan girdiğini bile fark etmedi.


Kol: Ne düşünüyorsun?


Klaus: Burada ne aradığını?


Kol: Caroline Forbes ile randevum var.


Klaus ellerini dizlerine yerleştirerek kalktı ve Kol'a doğru bir adım attı.


Klaus: Bana yanlış duyduğumu söyle.


Kol: İşte prenses geliyor.


Klaus Kol'un hayranlıkla baktığı yöne dönüp merdivenlerden inen Caroline'ı gördü. Dizlerinin boşaldığını, nefesinin kesildiğini hissetti. O an Kol'u parçalamak istedi, Caroline'ın yanından geçip yüzüne bakmadan kardeşinin koluna girmesini, birlikte çıkıp gitmelerini ve Caroline'ın iç gıcıklatan sırt dekoltesini büyük bir öfkeyle izledi. Caroline o kadar kusursuz görünüyordu ki, Kol ile tartışarak mutluluğunu, güzelliğini kendi pis düşünceleri yüzünden soldurmak istememişti. Zaten araları hiç iyi değildi, pekala bunun acısını sonra da alabilirdi. Kol'un canına okuyacağı günü sabırsızlıkla beklemeye başladı.















Caroline yere kadar uzanan dar kesim, şık ve modern görünümlü beyaz elbisesiyle dergilerdeki süper modellere benziyordu. Aslında daha iyi görünüyordu, Kol bile bu görüntünün şehvetine kapılmaktan kendini alıkoyamadı. Sonunda Caroline Kol'un bakışlarından rahatsız olup ona yola bakmasını söyledi. Fazla hızlı gidiyorlardı ve Caroline birine çarpmasından korktu.


Kol: Korkma tatlım... Bu bebeği gözlerim kapalıyken de kullanabilirim.


Caroline: Ben... kendi zevkime göre bir şeyler tercih ettim ama nereye gittiğimizi bilmiyorum. Çok mu abartılı olmuşum?


Kol: Bence harika görünüyorsun.


Caroline: Klaus... Klaus ile ne konuşuyordunuz?


Kol: Senin ne kadar mükemmel, onunsa ne kadar aptal olduğundan bahsediyorduk.


Caroline gülmeye başladı.


Caroline: Kol...


Kol: Pekala, pekala işte geldik.


Kol son model spor arabasından çıkıp Caroline'ın kapısını açtı ve çıkmasına yardım etti. Kol Rose'e ve Cami'e şık elbiseler göndermiş, giymelerini ve kendisine eşlik etmelerini rica etmişti. Camillenin elbisesi, sade, kırmızı ve dar kesimliydi. Ancak saçları ve makyajı oldukça özenli görünüyordu. Rose'nin ise elbisesi biraz Caroline'ın elbisesini andırıyordu, siyah ve oldukça sadeydi ancak derin bir bacak dekoltesine sahipti. Tabi Rose, "daha neler" diyip bu elbiseyi giymeyi reddetmiş, Cami'nin tüm çabalarına rağmen rahat ve çiçekli bir elbiseyle kalmaya ve servis yapmaya devam etmişti.


Kol kapıdan girer girmez gözleriyle Rose'i aradı, Caroline da Cami'i. Zira Caroline Camillenin yediği nane yüzünden Klaus ile arasının bozulduğundan Kol sayesinde haberdar olmuştu. Camille Rose'i aramak için eteklerını nazikçe toparlayıp mutfağa ilerlerken kendisine yaklaşan topuk tıkırtısıyla irkildi. Arkasına döndüğünde bu tıkırtıların sahibinin Caroline Forbes olduğunu fark etti. Caroline ani bir hamleyle Caminin boğazını sıkıp onu havaya kaldırdı.


Caroline: Acaba sana ne yapmalıyım. Belki biraz tadına bakarım belki de seni dışarıda içip duran vampirlere yem ederim. Yada...


Cami'i indirip üstünü düzeltti ve bir bardak alıp Cami'e uzattı.


Caroline: Sen benim içkimi tazeleyip dururken sana ne yapacağıma karar veririm.


Camille: Caroline, ben çok üzgünüm. Gerçekten, istemeyerek oldu. Ben...


Caroline: Daha fazla konuşma yoksa demin saydığım şeylerin hepsini gerçekten yapacağım.


Camille korkuyla mutfaktan çıktı. Caroline çantasından rujunu çıkarıp makyajını tazeledikten sonra Cami'nin arkasından tekrar içeriye döndü.


İçerideki erkeklerin kendisini süzdüğünü fark ettiğinde bundan rahatsız olmadı, aksine özgüveninin yükseldiğini hissetti. İçersi oldukça kalabalıktı ve kaliteli bir jazz grubu konser veriyordu. Ambiyans mükemmeldi, Kol hiç bir masraftan kaçınmamıştı. Bu köhne barı neredeyse Bourbon sokağının en kaliteli mekanı haline getirmişti. Rose oradan oraya koşuşturup insanlara içki servisi yapmaya çalışırken kolunu yakalayan bir elle olduğu yerde kaldı.


Kol: Merhaba Rose...


Rose: Merhaba Kol.


Rose Kol'a karşı oldukça ilgisiz görünüyordu. Ve bu da Kol'un hiç hoşuna gitmiyordu.


Kol: Sana gönderdiğim elbiseyi giymemişsin. Ve neden çalışıyorsun? Bana eşlik etmeni istemiştim.


Rose: Teşekkürler ama böyle iyiyim, garson sayımız oldukça az doğrusu bu kadar kalabalık bir davetli grubunu beklemiyorduk. Yani sana eşlik edemeyecek kadar yoğunum, gerçi meşgul olmasaydım da sana eşlik etmezdim. Bir daha bana pahalı hediyeler gönderme, anladın mı? Bu gece sen müşterisin ben de patron yani bu sınırlar içerisinde kalırsak sevinirim. Şimdi beni rahat bırak...


Kol: Haklısın ben müşteriyim ve benim isteklerimi gerçekleştirmek zorundasın.


Rose tam gidecekken Kol arkasından seslendi.


Kol: Üstündeki elbiseyi değiştir, bu parti için fazla paspalsın. Ya o elbiseyi giy yada bu gece ortalıkta dolaşma. Bunun sana özel bir şey olduğunu sandın sanırım, farkında mısın bilmiyorum ama bütün çalışanlara birer kıyafet hediye ettim... Burayı ne hale getirdiğime bir bak, oldukça kaliteli görünüyor ve sen görüntü kirliliği yaratıyorsun. Yani o elbiseyi seni yatağa atmak için değil misafirlerimin göz zevki için gönderdim. Şimdi... git ve giyin.


Rose gözlerinin dolduğunu hissetti, şu an Kol'u yakmayı istedi. Konsantre olmayı ve yakmayı ama kalabalığın içinde köken vampire cadıca bir şov yapmak için hiç de iyi bir zaman değildi. "Sadece 3 saat daha Rose, dayanmalısın... 3 saat daha." Derin bir nefes alıp üstünü değiştirmeye giderken Kol zafer kazanmanın verdiği mutlulukla Caroline'ın yanına döndü. Aslında o şık elbiseyle tabiyki çalışmasını beklemiyordu onun da kendisiyle eğlenmesini istemişti ama Rose gerçekten Kol'u deli ediyordu ve Kol bazen ayarı ne kadar kaçırdığını fark edemiyordu.


Kol: Eğleniyor musun bakalım?


Caroline: Güzel parti ama hayır, henüz eğlenmeye başlamadım.


Caroline sinsi sinsi gülümseyip elindeki bardağı kafasına dikti.


Caroline: Ona daha nazik davranmalıydın.


Kol: Kimden bahsediyorsun?


Caroline: Cadıdan.


Kol: Hadi ama, iticiliğin çekiciliği diye bir şey duymadın mı hiç?


Caroline: Yapma...


Kol: Bu Klaus Mikaelson taktiği. O da seni böyle tavlamamış mıydı?


Caroline: Eğer onu elde etmek istiyorsan iyi şeyler yapmalısın.


Kol Caroline'a bakıp gülümsedi. Caroline de sahte bir gülümsemeyle karşılık verip Kol ile kadeh tokuşturdu. Bu sırada derin yırtmaçlı siyah elbisesi, kırmızı ruju ve tek omzunun üstüne bıraktığı biçimli saçlarıyla kapıda görünen Rose, Kol'u Caroline ile görmekten garip bir şekilde rahatsız olduğunu hissetti. Kol Rose'i fark eder etmez seslenip yanına çağırdı.


Kol: Sizi tanıştırayım, bu mekanın güzel sahibesi Rose, bu da sevgili eşim Caroline.


Caroline bir anda gözlerinin yuvalarından çıkacağını sandı. Ağzındaki içkiyi püskürtmemek için büyük bir çaba sarf etmişti. Aynı anda Rose'nin gözleri de hayretle büyüdü.


Rose: Memnun oldum.


Caroline: Ben de öyle...


Kol: İçkimizi tazeler misin tatlım?


Rose: Elbette.


Rose günlerdir kıçının dibinden ayrılmayan adamın "eşim" dediği güzel bir kadınla içerken kendini aşağılamasını, konu mankeni gibi giydirmesini, ona yaptığı hiç bir şeyi sindiremiyordu. Rose uzaklaşır uzaklaşmaz Caroline öfkeyle Kol'un göğsüne vurdu.


Caroline: Ne halt ettiğini sanıyorsun?


Kol: Sakin olur musun lütfen. Rose'e küçük bir şaka yapıyorum.


Caroline: Bu hiç hoş değildi.


Kol: Lütfen... sadece patlama noktasına gelmesini sağlamaya çalışıyorum.


Caroline: Peki patladığında ne olacak?


Kol: O zaman herşeyi itiraf ederim. Tek ihtiyacım olan onun bir şeyleri itiraf etmesini sağlamak.


Caroline: Beni buraya bu yüzden mi getirdin?


Kol: Saçmalama, bir arkadaşa ihtiyacım var. Ve sen benim arkadaşımsın.


Caroline: Bunu göreceğiz.


Kol; bir o yana, bir bu yana koşan Rose'e emirler yağdırıyor, bir yandan da güzel kadınlarla ilgileniyordu. Tabi Caroline de bara geçmiş Cami'e emirler yağdırmakla meşguldü. Kol Rose ve Camillenin eğlenmesini, kendisine eşlik etmelerini istemişti ancak yaşanan hadiselerden sonra Camille o kılığıyla Caroline'a zorunlu servis yapmaya, Rose de Kol'un ayak işlerine koşturmaya başlamıştı. Bir nevi kendileri kaşınmıştı. Rose arada isyan etse de Camille istifini hiç bozmadı bütün isteklerini özenle yerine getirdi. Klaus'un ona ne kadar aşık olduğunun farkındaydı ve Caroline'ın da aynı şekilde ona aşık olduğu belliydi. Kendisinin boş boğazlığı yüzünden muhtemelen Caroline acı çekmişti ve şimdi kendisini öldürmek yerine küçük şeylerle cezalandırdığı için neredeyse minnettardı.


Caroline: Bana dön.


Camille Caroline'a dönüp baktı. Caroline Camille'nin boğazına bakıp sıktığı yerin morarmaya başladığını gördü. Birden dün gece Klaus'un kendisine aynı şeyi yaptığı geldi aklına. İnsanlar kıskandığında gerçekten kontrolden çıkabiliyordu.


Caroline: Kötü görünüyor.


Camille: Önemli değil...


Caroline: Dur.


Camille tam gidecekken Caroline'ın komutuyla yeniden ona döndü.


Caroline: Canını yaktığım için üzgünüm.


Camille: Sorun değil.


Caroline: Hadi kendine de bir şeyler doldur.


Camille Caroline'a bakıp gülümsedi, şaşırmıştı.


Caroline: Korkma, dediğimi yap.


Camille Caroline'ın dediğini yapıp kendine de bir içki koydu ve karşısına geçip oturdu.


Caroline: Sadece öğrenmek istiyorum. Bunu bilerek mi yaptın?


Camille: Sarhoştum.


Caroline: Onu hala seviyor musun?


Camille: Evet?


Caroline: Vazgeçtin mi?


Camile: Evet.


Caroline: Neden?


Camille: Bana asla aşık olduğu kadına baktığı gibi bakmayacak bir adam için savaşmam Caroline. Sen ve Kol kasıtlı yaptığımı düşünüyorsunuz belki ama, söylesene bununla elime ne geçti ki?


Caroline: Haklısın... bence de bunu bilerek yapmadın.


Camille: Biliyor musun Klaus şehre ilk geldiğinde burada ki herkes ondan korkuyordu, hala korkuyor. Ben de korkuyordum. Zihnimle oynadı, manipüle etti, kullandı. Ama arkadaşımdı... Ondan hoşlandım. Ondan neden hoşlandım biliyor musun?


Caroline ikisine de birer viski daha doldurdu ve sorunun cevabını beklercesine Camille'e baktı.


Camille: Seni bilmiyordum, ta ki bir gece hayal kırıklığıyla kapıma dayanana dek. O gece Hayley ve Elijah yüzünden kötü olduğunu sonradan öğrendim. Benden hoşlanmadığını biliyorum, hangi kadın sevdiği adamla yatağa giren bir kadına sevgiyle bakar ki. Ama bunları bilmen gerekiyor, neden anlattığımı bilmiyorum sadece bilmen gerektiğini düşünüyorum. O gece bana ilk kez sorunlarından, düşmanlarından değil aşık olduğu, hayranlık duyduğu bir kadından bahsetti. Klaus aşık olabilecek bir adam değil, bunu biliyorsun ama o gece karşımda ki adam Klaus değildi. Belki de gerçek Klaus odur, bilmiyorum tek bildiğim; kimsenin görmesine izin vermediği, seni seven, saf, temiz yanını özenle korumaya çalıştığıydı. Öyle korumacıydı ki sanki o hislerine ihanet etse sen ölecekmişsin gibi, seni korur gibi sahip çıkıyordu hissettiği şeylere.


Camille duraksadığında Caroline devam etmesi için onay verircesine baktı.


Camille: O gece onunla seviştim çünkü kıskandım. Böyle bir aşkı elinin tersiyle itebilecek kadar mükemmel bir hayata, sevgiliye, aileye, arkadaşlara sahip olan kadını, asla karşılık bulamasa da onu sevmekten vazgeçmeyecek adamı kıskandım. Ben Klaus'a değil, seni sevebilen yanına aşık oldum. Ve emin olduğum tek şey Klaus o gece hislerine ihanet etmedi, ruhu seninle sevişti, bedeni benimle. Bunları sana söylemek beni küçük düşürüyor belki, belki de gururlu bir kadın yapıyor. Bilmiyorum. Pişman mıyım? Hayır ama hala o gecenin hüznünü taşıyorum. Sanırım benim için en büyük ceza bu olacak.


Caroline tabureden kalktı ve Camille'e baktı. Hiç bir şey söylemedi... Bir an uzun uzun baktılar birbirlerine. Caroline tam gitmek için yönelmişti ki, Camille içtenlikle gülümseyip kolunu tuttu ve;


Camille: Onu sakın kaybetme. Dedi.


Caroline derin bir nefes alıp çıkışa yöneldi, şu an ne Kol'u düşünebiliyordu, ne David'i, ne Cami'i nede başka bir şeyi. Bir taksi durdurup eve doğru ilerlemeye başladı. Yol ona o kadar uzun geldi ki. İçinde geri sayımı son sürat devam eden bir patlayıcı taşıyordu sanki.










Rose Kol'un çapkınlıklarını, kendisine emirler verip durmasını, zorla tuttuğu göz yaşlarını umursamamaya çalışıp ayağını acıtan topuklulara rağmen hiç durmadı. Bir ara Camille ona acıyıp içeriye geçmesini, gerisini kendisinin halledebileceğini söylese de Rose pes etmedi. Çalışmaya devam etti. Kol Rose'nin acı çekmesinden haz duyuyordu ve bunun nedenini bilmiyordu. Bir kadınla en son ne zaman bu kadar uğraşmıştı?


Camille bara yaslanan Kol'a bakıp öfkelendi.


Kol: Camille, vay canına. Hala yaşıyorsun.


Camille: Komik olduğunu mu sanıyorsun?


Kol: Boynuna ne oldu Cami?


Camille: Gülmeyi kes... neden gidip eğlenmiyorsun? Neden sürekli benimle uğraşıyorsun? Kendi partinde yapacak daha iyi bir şeyin olmadığı için mi?


Kol bir anda öfkelendi ve Camille'e kötü kötü bakmaya başladı.


Kol: Caroline senin kafanı koparmamış olabilir ancak bu benim de aynı olgunluğu göstereceğim anlamına gelmiyor tatlım o yüzden bana saygı duymayı öğrenmek zorundasın.


Camille: Bir içki daha?!


Kol: Evet lütfen. Eee anlat bakalım Cami, Caroline'ı seni öldürememeye nasıl ikna ettin?


Camille: Beni zaten öldürmeyecekti. O sizin gibi değil...


Kol: Yani siz iki medeni insan gibi anlaştınız mı?


Camille: Evet iki medeni, mantıklı ve insani hisler taşıyan kadın olarak birbirimize anlayış gösterdik.


Kol: Evet sizi duydum. Klaus'un seni nasıl düzdüğünü anlatıyordun.


Camille: Senin algı seviyene inmeyeceğim.

 

End Notes:

Upuzun bir bölümle döndüm :) Upuzun yorumlar bekliyorum...

 

 

Chapter Text

 

 

Kol Rose'e seslenip kulağına bir şeyler söyledi ve gidip müzisyenlere söylemesini istedi, hala iş buyuruyordu.

Camille: Ona yardım etmek istediğini sanıyordum.

Kol: Ediyorum.

Camille: Onu köle gibi kullanarak, küçük düşürerek mi? Hem de bu kılıktayken.

Kol: Saçmalama, sadece eğleniyoruz. Ayrıca çalışmayı tercih eden oydu.

Camille: Senin eğlence anlayışının ne olduğunu bilmiyorum ama Rose eğlenmiyor. Ona bir bak.

Kol başını çevirip Rose'e baktı ayağını sıkan ayakkabı yüzünden sendeleyip neredeyse yere kapaklanacaktı. Gözlerinin dolu dolu olduğunu fark etti.

Camille: Senin yüzünden müzisyenini işten çıkardı, Marcel zaten göz açtırmıyor, nefes aldırmıyor. Bu müşteri kıtlığında olan müşterilerini de kaçırdın. Ve eskiden buraya gelen cadılar da bara köken vampirlerin takıldığını öğrendiğinden beri Rose'e düşman gibi davranıyor, bara gelmiyor. Sen ona tek gecelik bir jest yaptın ve para kazanmasını sağladın ama şimdi onu küçük düşürüp gururunu incitiyorsun. Bütün bunlara büyük annesi için katlanıyor. Şimdi durma, devam et... Eğlen.

Kol bir an durup etrafına bakındı, Rose ortalıkta yoktu. Etrafta bir sürü vampir dolaşıyor ya biri Rose'e zarar verdiyse? Kol bir hışımla oturduğu yerden kalkıp etrafı araştırmaya başladı. Bir süre sonra acı dolu nefes seslerinden Rose'nin arka bahçede olduğunu anladı. Oraya ulaşıp tezgahın önünde sırtı dönük bir şekilde tabureye oturduğunu fark etti.

Kol: İşten kaytarıyor musun?

Rose Kol'un sorusuyla ayaklanıp yüzünü ona dönmeden;

Rose: Geliyorum. Dedi.

Ancak sesi fazla ince çıkmıştı ve ağlamaklıydı. Kol arkasına doğru yaklaşıp ellerini beline koydu, bir yerlerden yoğun biçimde kan kokusu alıyordu ama Rose'nin beline dokunmanın verdiği hazla bunu umursamadı.

Kol: Demek sen küçük bir kızsın. En ufak bir engelde göz yaşlarına boğulan, kaçan, saklanan. Güçlü olmalısın Rose hayat bundan fazlasıdır.

Rose göz yaşlarını saklamaya gerek duymadan Kol'a dönüp bağırdı.

Rose: Bana hayat dersi verecek değerlere sahip değilsin!

Kol: Tatlım elini kesmişsin, izin ver yardım edeyim.

Rose elini Kol dan çekip avucuna batan cam parçasını çıkardı ve Kol'un gözlerine baktı.

Rose: Günlerdir peşimde dolanıyorsun...ve gelip parti vermek istediğini söyledin. Burada çalışıyorum, hepimiz çalışıyoruz. Bu insanları işten çıkarmak istemiyorum ve benim bakmam gereken insanlar var. İş teklifini bu yüzden kabul ettim. Sorumluluklarım var, öylece cayamam senin kadar düşüncesiz davranamam. Ama sen... hayatın o kadar kolay ki parmağını şıklatıp istediğin her şeye sahip olabiliyorsun. Bu yüzden 1000 yaşında şımarık bir piç kurusu gibi davranıp insanların hayatlarını zorlaştırıyorsun. Nelere mal olduğunu görmüyorsun. Ama biliyormusun yinede ben bu kadar kolay ve zavallı bir hayat istemezdim.

Kol: Canımı mı yakmak istiyorsun?

Rose: Evet, isterdim. Yemin ederim canını yakmak isterdim. Senden öyle nefret ediyorum ki...

Kol: Şşş... Buraya gel.

Kol Bileğini ısırıp bir koluyla Rose'i sardı ve kucağına çekti. Rose iğrenerek Kol'un bileğini itmeye çalışırken Kol belindeki parmaklarını şefkatle saçlarına taşıyıp okşadı ve sakinleşmesini sağladı. Rose Kol'un bileğinden kan yudumlamaya çalışırken avucunun iyileşmeye başladığını gördü. Kol Rose'e belli etmemeye çalışsa da kollarının arasında uslu uslu süzülmesinden son derece memnun olmuştu. Nihayet tamamen iyileştiğinde geri çekilip dudaklarını elinin tersiyle temizledi.

Kol: Evet iyileştiğine göre işinin başına dönebilirsin.

Rose'nin yüzünde belirmeye başlayan tebessüm yeniden nefrete dönüştü.

Rose: Senin derdin ne? Kes şunu! Artık dayanamıyorum. Ne yapmaya çalıştığını anlamıyorum! Benden ne istiyorsun!

Rose daha fazla dayanamadı. Kol'un her seferinde kendisini küçük düşürmesine ve anlamlandıramadığı aptallığına isyan etti. Az evvel neredeyse Kol'un kollarında yelkenleri suya indirecekti. Bu pislik evliydi, kendisini böyle soytarı gibi süsleyip eşine servis yapmasını istemişti. Daha ne kadar dayanacaktı, neden boyun eğmek zorundaydı. Diğer cadılar gibi kolay yoldan para kazanabilecek, istediklerine anında sahip olabilecekken onurlu bir yaşamı tercih etmişti ama neden bu kadar zordu?

Kol: Çalışmak istediğini söyleyen sendin. Şimdi sana bir içki ikram edip dinlenmeni teklif etsem seninle flört ettiğimi düşüneceksin, yanılıyor muyum? Bana kızmak yerine kendine gerçekten ne istediğini sormaya ne dersin?

Rose: Sen... Sen... tanrım! Bu gece bittiğinde seni bir daha asla görmeyeceğim anladın mı! Asla... Eğer bir daha barımın önünden dahi geçersen seni buna pişman ederim.

Kol çapkın çapkın gülümseyip Rosenin yanına ulaştı ve belini kavrayıp sertçe kendisine çekti.

Kol: Aslında benimle olmak için çıldırıyorsun... ama bunu kendine itiraf etmekten korkuyorsun. Hadi... dürüst ol kollarımda olmak hoşuna gidiyor öyle ki; konsantre olup beni yakmak yerine hala sana sarılmama izin veriyorsun.

Rose cevap vermek için ağzını açmıştı ki Kol'un telefonu çaldı. Kol hızla Roseden uzaklaşıp telefonu yanıtlarken aldığı haberle sinsi sinsi gülümseyip gözden kayboldu. Rose ise bir kez daha ona yenilmenin verdiği hayal kırıklığı ve öfkeyle tezgahın üzerindeki herşeyi yere saçıp param parça etti.

Caroline nihayet eve varmış, kapıya ulaşmıştı. İçeriden yükselen yoğun alkol ve kan kokusuyla bir an duraksasa da güçlü duruşundan ödün vermeyerek ilk adımını attı. Kapı açılırken Klaus da elindeki boş şişeyi telaşla masaya bıraktı.

Caroline'ın gözlerine bakmadan ilerleyip yanına oturmasıyla kısa bir şaşkınlık yaşasa da kendisini toparlayıp sessizliği ilk bozan kendisi olmuştu.

Klaus: Seni daha geç bekliyordum.

Caroline: Sıkıldım.

Klaus gülümseyip masada ki diğer dolu şişeye uzandı ve Caroline'a da bir kadeh doldurarak tekrar yanında ki yerini aldı.

Klaus: Konuşmamız gerekiyor.

Caroline: Bu yüzden buradayım.

Klaus: Caroline çok düşündüm, bizi, geçmişimi, şehri... herşeyi. Günlerdir düşünüyordum ancak son 4 saattir düşünebildiğim tek şey gözlerin. Bana bakışını asla unutmayacağım. Sana yaptığım şey için beni kolay kolay affetmeyeceğini biliyorum, ama benden vazgeçmeyeceğini de biliyorum. Aksi olsa şu an kasaba yolunu yarılardın. Ama şunu bil ki sen beni bir gün affetsen bile ben kendimi asla affetmeyeceğim sana yaptığım şey için bir özür kafi gelir mi bilmiyorum ama gerçekten pişman olduğumu bilmen gerek. Ben... gerçekten çok pişmanım. Özür dilerim...

Caroline: Senin de söylediğin gibi hiç bir özür bunu telafi etmeyecek. Dün gece hakkında konuşmak istemiyorum ama ne kadar incindiğimi, canımın ne kadar yandığını bilmen gerekiyor. Çünkü nedense insanlar ben incinemezmişim, hata yapamazmışım gibi davranıyor. Sanki ilahi bir güce sahipmişim ve herkesi affedebilirmişim gibi davranıyor. Ne var biliyor musun işin aslı ben de hatalar yapabilirim, incinebilirim ve benim de affedemeyeceğim şeyler var. Buna rağmen yanına geldiğimden beri tek yaptığım seni tolere etmekti. Ben hata yapabilme hakkımdan senin için vazgeçtim, yanlışlarım oldu ama sana karşı büyük hatalar yapmadım. Sana ihanet etmedim, seni yarı yolda bırakmadım. Yaptığın herşeye rağmen incinmedim, incinsem de önemsemedim çünkü biliyorum. Beni seviyorsun... Ama dün gece gözlerinde seni göremedim, sevdiğim-beni seven adamı göremedim. Dürüst olacağım bugüne kadar asla değerli hissetmedim, her zaman birinin dostluğunu yada arkadaşlığını kazanabilmek için kendim olmaktan vazgeçtim ama sen beni olduğum gibi kabul ettin ve olduğum kişiyi sevmeme yardım ettin. Kendimi gerçekten değerli ve özel hissetmeme neden oldun. Ve senin kollarında hiç bir zaman eksik değildim. Ama dün gece ilk defa senin kollarında sıradandım. O güzel, güçlü kadın değildi sana sarılan, sana sarılan vampir olmadan önce gölgesinden bile korkan, işe yaramaz, sığ, aptal, korkak, değersiz kadındı. Onu sen geri getirdin ve ben o olmak istemiyorum. O ben değilim, ben...

Klaus Caroline'ı kollarına çekip tek kelime etmeden sıkı sıkı sarıldı.

Klaus: Lütfen... daha fazla konuşma... Sen tanıdığım en güçlü kadınsın, yanında ben olabildiğim tek kadınsın. Gerçek beni görebilen, seven tek kadınsın. Beni anlayan, destekleyen, yargılamadan her doğrumda olduğu kadar yanlışlarımda da benden asla vazgeçmeyen, beni değiştirmeye çalışmadan değişmeme neden olan tek kadın sensin. İstersen bir daha gözlerime dahi bakma ama beni bırakma sen olmadan herşey eksik. Ben, ben değilim. Lütfen yeniden olduğumu düşündükleri adama dönüşmeme izin verme. Lütfen yanımda kal.

Caroline: Senden nefret ediyorum, deli gibi kızgınım, çok kırgınım ama az önce sende sevdiğimi gördüğü için Camille'i neredeyse öldürecektim. İçimde ki öldürme dürtüsüne engel olmakta zorlandım. Biliyor musun umurumda değil, istersen bencillik de istersen kötülük. Ben senin bir canavar olduğunu düşünmelerini, bir zamanlar benim hissettiğim gibi hissetmelerini istiyorum. Seni tanımalarından nefret ediyorum, özellikle de kadınların...

Klaus sakin bir gülümsemeyle kollarında sardığı kadınına daha sıkı sarıldı. Bir süre hiç bir şey söylemeden öylece sarıldılar. Bir süre sonra Caroline Klaus'un yanından kalkıp odalarına ilerledi hala göz göze gelememişlerdi.

Caroline kıyafetini çıkarıp geceliğini çoktan giymişti. Her zamankinin aksine bu gece üstünde ayak bileklerine kadar uzanan sevimli bir pijama takımı vardı. Klaus kapının pervazına yaslanıp Caroline'a baktı. Bir süre sonra yanına gitmek istediğine karar verip usulca yatağa uzandı. Caroline yatağın hareket etmesiyle ve Klaus'un verdiği ağırlıkla sarsılıp ona doğru kaydı. Klaus Caroline'ın beline sarılıp sıkı sıkı bedenine yasladı. Caroline aniden sıçrayıp Klaus ne olduğunu anlamadan yataktan fırladı.

Caroline: Ne yaptığını sanıyorsun sen?

Klaus: Ben sadece... beraber uyuyabiliriz diye düşünmüştüm.

Caroline duvarda asılı duran resmini alıp Klaus'a fırlattı. Klaus Caroline'ı ilk defa bu kadar hırçın görüyordu. Ama anlamlandıramadığı şey; az önce sorunlarını çözdüklerini zannederek Caroline ile uzun uzun sarılıp oturmuştu, sakinleştiğini, sineye çektiğini zannettiği için yatağa girip onunla beraber uyumak istemişti. Ancak Caroline az önce sadece Klaus'a karşı dürüst olmak istediği için o kadar uysal davranmıştı. Ona hala kızgındı ve yaptığı şey için hala affını kazanamamıştı. Doğrusu biraz da şefkat, ilgi bekliyordu. Klaus her zaman üstüne düşer en ufak bir hatasında telafi için uzun süre uğraşır sonunda Caroline'ın kalbini kazanırdı. Şimdi ise kısa bir konuşmayla kocaman hatasını telafi edip yeniden onunla yatağa girebileceğini düşündüğü için Klaus'a içerlemişti. Artık eskisi kadar değerli değil miydi onun için, çabalamıyor muydu? Caroline her zaman ki gibi fazla mı kolay olmuştu. Evet ona karşı fazla tavizkar davranıyordu ama Klaus'un, Caroline'ın bir aziz olmadığını bilmesi gerekiyordu. Her hatanın bir bedeli olmalıydı ve Klaus bu defa yaptıkları için biraz bedel ödeyecekti.

Caroline: Bunu nasıl söylersin bana dokunmana bile dayanamıyorum.

Klaus: Caroline...

Klaus yataktan kalkıp hızla Caroline'a sarılmak istese de karşılık bulamadı. Caroline Klaus'u ittirip tekrar yatağa geçti. Çarşafı çenesinin altına doğru çekerken dizlerini karnına çekip dudağını sarkıttı.

Caroline: Zamana ihtiyacım var. O kadar kolay değil Klaus bana yaptıklarından sonra seninle eskisi gibi olamam. Sana anlattıklarımı duymadın mı?

Klaus: Bana kızgın olduğunu, kırgın olduğunu biliyorum ama... ben kendimi nasıl affettirebileceğimi bilmiyorum Caroline. Lütfen bana bir şey söyle, benden bir şey iste... ben kırdığım kalpleri tamir etmeye çalışmadım hiç, unutmak için daha fazlasını kırdım. Şimdi o kadar acemiyim ki, seni ürkütüp yeniden kırıyorum ama inan niyetim bu değildi.

Caroline: Zaman ver Klaus... Zamana ihtiyacım var.

Klaus "peki" deyip dolu dolu gözlerle misafir odalarından birine ilerlerken Caroline omuzlarını küçük bir kız çocuğu gibi havaya kaldırıp silkti. Örtüyü başına kadar çektikten sonra düşünmeye başladı. Aslında düşmanlarına, ailesine, kendisine yaptığı tüm kötü şeylerden sonra gardını indirip karşısında affını beklemesi ve bu kadar kırılgan durması içten içe hoşuna gidiyordu. Karşısında dizleri titreyen insanlardan olamayacak kadar imtiyazlı olmak hoşuna gidiyordu. Klaus'un bütün çıkarlarını bir kenara bırakıp kendisini düşündüğünü göstermesi, kardeşlerinden önde tutması, küçük bir çocukmuşcasına koruması, çoğu zaman da bir çıkış yolu bulabilmek için kendisine başvurması, fikirlerine değer vermesi, onu dinlemesi hoşuna gidiyordu. Ancak Caroline son zamanlarda üst üste çok fazla incindiği için Klausu kendisiyle cezalandırmayı seçmişti. Zira biliyordu hiç bir şeyin kendisi kadar acı veremeyeceğini.

Saatler ilerledikçe Caroline'ın gözleri uykuya yenik düştü, ancak Klaus için kesinlikle aynı şey söz konusu değildi. Saatlerdir döndüğü yatakta ne burnunu gömdüğü yastıktan aldığı Caroline'ın kokusu, ne de zifiri sessizlik rahatlamasına yardımcı olmuyordu. Farkında olmadan yatağında ki sıcaklığa, Caroline'ın bedenine alışmıştı. Caroline onun mabedi gibiydi, sadece onu kollarına aldığında uzaklaşabiliyordu herşeyden. Sadece o yanındayken güvende hissedebiliyordu. Onunla uyumaya alışmıtı ve kahretsin ki Caroline'ın bu durumu ne kadar sürdürebileceğinden emin değildi. Bu defa büyük bir hata yapmıştı ve belli ki Caroline'ı ilk defa çok fazla incitmişti. Belki haftalarca onu yatağa almayacak, gözlerine bakmayacak, bir yabancı gibi davranacaktı. Klaus bunları düşündükçe daha fazla sıkıştı göğsü... Saatler gün gibi geliyordu artık, neredeyse 5:00 olmuştu ama hala gözlerine uyku değmemişti. Sonunda yataktan kalkıp bir hışımla odalarına ilerledi. Caroline'ın ne kadar derin bir uykuya daldığı nefes alıp verişlerinden anlaşılıyordu. Yavaşça ilerleyip örtüyü kaldırdı ve altına girdi. Uyandırmamak için o kadar yavaş ve dikkatli davranıyordu ki nefes alıp verişleri bile durmuştu. Usulca arkasına ilişip ona dokunmadan gözlerini yumdu. Çok değil az önce Caroline'ın kendi karafında uzandığını altında ki sıcaklıktan anlamıştı. Gözlerini kapatıp sessizce uykuya daldı.

Saat 11:00'e gelirken gözlerini açan Caroline kocaman yatakta gerinip yaklaşık yarım saat keyif yaptı. Klaus o uyanmadan kalkıp çıkmıştı. Caroline tek başına uyuduğundan o kadar emindi ki bir anda gözleri doldu. Bu onsuz geçirdiği ilk geceydi ancak şimdiden onunla uyumayı özlemişti. Daha ne kadar sürdürebileceğini düşündü.

Bu sıra da büyük kapının açılmasıyla yerinden sıçrayıp aşağıdan gelen seslere Kulak kabarttı.

Klaus: Senin burada ne işin var?

Kol: Sakin ol kardeşim, Caroline'ı ziyarete geldim bilirsin... ilk randevudan sonra çiftler....

Klaus Kol'un sözlerini tamamlamasına fırsat vermeden onu duvara fırlattı.

Kol: Pekala, anladım eğlence havanda değilsin.

Klaus: Hem de hiç... günün geri kalanında karşıma çıkmaman senin hayrına olur.

Klaus aracına binerken Kol elinin tersiyle burnundan akan kanı silip içeriye geçti. Caroline hızla duş alıp üzerine çeki düzen verdikten sonra aşağı indi. Gün geçtikçe daha fazla alışıyordu Kol'un yılışıklıklarına aslında onu sevmeye bile başlamıştı. Tek derdinin Klaus'u delirtmek olduğunu bilmese kendisiyle flört etme çabalarına kızabilirdi ancak şimdi sevimli bile buluyordu.

Kol: Günaydın sabah güneşim.

Caroline: Günaydın Kol. Bu ziyaretini neye borçluyuz?

Kol: Seni özledim.

Caroline gözlerini devirip hizmetçinin getirdiği kan torbasını yudumlarken dizlerine yığdığı moda dergilerini karıştırmaya başladı.

Kol: Dur tahmin edeyim, Klaus ile henüz barışmadın. Ona acı çektiriyorsun, o da dünyaya...

Caroline: Klaus'un yaptıkları kendi insiyatifi ve ona karşı gelenlerin aptallığı. Bunda benim bir etkim yok.

Kol: Hadi ama... ikimiz de onun üzerinde nasıl bir etki kurabildiğini, bu konuda ne kadar yetenekli olduğunu biliyoruz. Dünyaya bir iyilik yap ve tatlı poponu Klaus'un üstünde tutmaya devam et.

Caroline: Üstün başın neden kan içinde? Yoksa cadıyı mı yedin?

Kol: Yataktan attığın sevgilin hırsını benden aldı.

Caroline: Ah, duvara çarpan sen miydin? Hem dur biraz. Onu yatağa almadığımı nereden biliyorsun. Tanrım... Kol yatak odası casusu gibisin!

Kol: Hadi ama ben size yardımcı olabilmek adına deliller topluyorum.

Caroline: Nasıl bir yardımmış bu?

Kol: Dürüst olalım senin ilişki durumlarını konuşabileceğin bir arkadaşın yok, benim de birilerinin başına bela olmaktan başka yapabileceğim bir şey. Aslına bakarsan ilişkilerde baya iyiyimdir, yani uygulama kısmında olmasa da iyi tavsiyeler verebilirim. Hadi tatlım anlat bana, Klaus'u ilk gördüğünde ne hissettin?

Caroline elindeki dergiyi Kol'a fırlatırken kıkırdamalarına engel olmaya çalıştı.

Caroline: Kes şunu Kol, o tavsiyeler işe yarayacak olsaydı kendin için kullanırdın.

Kol: Cadıyı kastediyorsun... ah merak etme yakında kendi ayaklarıyla bana gelecek.

Caroline: Bu özgüvene bu başarısızlık... her neyse, son zamanlarda ne Rebekah'a ne de Elijah'a ulaşamıyorum. Nerede oldukları hakkında bir fikrin var mı?

Kol: Biliyor musun bütün Mikaelsonlarla aynı anda anlaşabilen tek insan olarak tarihe geçebilirsin. Herkes seni seviyor, Elijah, Rebekah, Klaus. Eminim hayatta olsaydı Finn de severdi hatta ebevynlerimiz bile... Böyle kasvetli iyilik timsali tiplere bayılırlar.

Kol Caroline'a biraz daha yaklaşıp çenesini baş parmaklarının arasına aldı ve yüzünü kendisine doğru çevirdi. Pembe dizilerden fırlayan latin yakışıklıları gibi bir eliyle saçlarını arkaya doğru tarayıp gözlerini kısarken;

Kol: Ben de seviyorum Caroline. Dedi.

Caroline kahkaha atmamak için dudaklarını sıkarken;

Caroline: Etrafta çıldırtabileceğin bir Klaus yok Kol, boşuna efor sarfediyorsun.

Kol: Sen varsın ya... Gözlerime bak ve beni sevmediğini söyle, inkar et hadi.

Caroline sonunda kahkahasını serbest bırakıp cevapladı.

Caroline: Söylersem beni rahat bırakacak mısın?

Kol: Sonsuza dek.

Caroline: Seni sevmiyorum.

Kol yapmacık bir hayal kırıklığıyla dudak büküp tekrar lafa atıldı;

Kol: Şimdi seni seviyorum de.

Caroline: Seni seviyorum Kol.

Kol aniden Caroline'ın yanağına bir öpücük kondurup hızla kapıya ulaştı.

Kol: Bu daha iyiydi.

Caroline bu defa elinde ki bütün dergileri, ıskalasa bile Kol'un arkasından fırlattı.

Caroline: Klaus'un neden sana katlanamadığını şimdi daha iyi anlıyorum!

Ardından telefonu eline alıp Elijah'ı aradı. Art arda devam eden aramalar sonuçsuz kalırken bu defa Rebekah'a yöneldi.

Rebekah: Lütfen bu saatte aramak için iyi bir nedenin olduğunu söyle.

Caroline: Elijah'a ulaşamıyorum.

Rebekah: Ve...?

Caroline: Günlerdir ortalıkta yok, en azından Klaus'un etrafında olurdu onu kontrolde tutmak konusunda ne kadar istekli olduğunu biliyorsun. Öylece ortadan kaybolması sana da garip gelmiyor mu?

Rebekah: Pekala bayan gizli görev bugün gidip bakarım tamam mı?

Caroline telefonu kapatıp bir kenara bırakırken düşünmeye başladı. Bir gariplik olduğunun farkındaydı. Her birini olduğu kadar Elijah'ı da iyi tanıyordu. Öylece ortadan kaybolacak biri değildi.

Elijah yeniden gözlerini aralarken ciğerlerine dolan toprakla öksürmeye başladı. Ne bağıracak ne de kıpırdayacak hali kalmıştı. Bir an için sessizce bekledi, bunun sebebi işittiği seslerdi.

"Hadi ama daha ne kadar kaldı."

"Güzel poponu biraz kıpırdatıp yardım etmeyi denersen daha kısa sürecek"

"Sen bir vampirsin, benim atacağım bir kürek süresinde mezarı dibine kadar kazabilirsin."

"Konuşmaya devam edecek misin yoksa sen mi devralmak istersin?"

"Pekala, sustum. Ama acele et kimse gelmeden onu buradan çıkarmalıyız."

"Tanrım, şimdi de makyaj mı tazeliyorsun?"

"Sürekli bana bakarsan işi nasıl tamamlarsın! kazmaya devam et. Hem ne var biraz bakımlı görünmek istediysem."

"Buraya gelmeden önce kuaföre uğradık, yeterince bakımlısın şimdi kapa çeneni!"

Caroline hizmetçiye kahve hazırlamasını söyleyip üstünü değiştirmeye çıkmıştı zira Klaus arayıp bu akşam erken geleceğini ve kendisiyle yemeğe çıkmak istediğini söylemişti.

Dolabı açıp kıyafetlerini gözden geçirmeye başlamıştı ki başında hissettiği ağrıyla dizlerinin üstüne yığıldı. Aşağıda ki kapının kırılışını, yardımcılarının öldürülüşünü her şeyi işitiyordu ancak ne hareket edebiliyordu ne de kendisini götüren kollardan kurtulabiliyordu. Bir anda karnına saplanan ağrıyla iki büklüm oldu, gözleri kapanmadan önce hissettiği son şey buydu.

 

 

Chapter Text

 

 

Klaus büyük bir keyifle Marcel'in adamlarını tartaklayıp onlarla karşı karşıya gelmesini izlerken bir yandan da endişeli, iyi adam maskesini gururla taşıyordu zira işler istediği gibi ilerliyordu.

Marcel: Bir daha ki sefere benim kim olduğumu unutursanız hatılamanıza seve seve yardım ederim. Bunu aklınızdan çıkarmayın olur mu!

Klaus: Marcel, sakin olmak zorundasın.

Marcel: Saygı duymayı bilmiyorlarsa onlara öğreteceksin, bunu bana sen söylemiştin unuttun mu?

Klaus babacan bir tavırla ilerleyip Marcel'in omzuna dokundu,

Klaus: Biliyorum dostum ama onlar senin ailen. Biraz daha sakin ve mantıklı davranabilirsin.

Marcel: Bana ne yapacağımı öğretmeye kalkma, ben onların kralıyım iyi yaşamak istiyorlarsa bana itaat edecekler.

Klaus: Böyle devam edersen korkarım sana itaat edecek kimse kalmayacak ve birbirinizden kopmaya başlarsanız kurtlar için kolay av olmaktan başka bir işe yaramazsınız.

Klaus sözlerini bitirir bitirmez etrafındaki vampir ordusunun vaziyetini süzdü. Endişeli, korkmuş, öfkeli... Bunların birleşimi Marcel'i sona yaklaştıran üç değerli elementi temsil eder nitelikteydi.
Klaus sinsi gülümsemesini bir an için tutamadı, 1000 yıl boyunca sayısız düşmanla savaşmak, ve sayısız yenilgi ona asla yenilmemeyi öğretmişti. İnsanların kuyusunu toplu iğne ucuyla kazar fakat büyük bir düşüş yaşatırdı.




***





Elijah derin bir nefes verdi yeniden gözlerini aralarken. Ciğerlerine dolan havayı, deliklerden sızan ışığı teninde hissedebiliyordu. Derin bir nefes daha aldı ve üstündeki ağır yük kalktı, ışığa alışma sürecindeki gözleri hızla yumulurken burnuna tanıdık parfüm kokusu bir anda doluverdi.

Elijah: Katherine?

Katherine: Elijah? Tanrım, berbat görünüyorsun. Aslında buna üzüldüğümü söyleyemem beni nasıl ölüme terk ettiğini hatırlayacak olursak.

Nadia: Hesaplaşma kısmını sonraya saklayıp buradan bir an önce sıvışabilir miyiz?

Katherine: Pekala, yardım et de şu zincileri çıkaralım.

Elijah şaşkın gözlerle olup biteni izlerken Nadia onu gömüldüğü mezardan çıkarıp zincilerini koparmakla meşguldü.

Nadia: Eğer burada senin yüzünden ölürsem seni öldürürüm.

Katherine: Nadia, eğer yeterince hızlı davranırsan bugün kimse ölmeyecek.

Elijah şimdi mezarda işittiği seslerin kime ait olduğunu öğrenmişti. Birinin, defalarca hüsrana uğratan eski aşkı olduğundan emindi ancak diğeri kim?

Nadia: Tanrım çok kötü bakıyor.

Katherine: Taşlaştırılmış, öyle bakmayı kes. Kan bul...

Nadia kısa sürede masum bir kurban bulup şah damarını Elijah'ın ağzına dayadı.
Elijah bir iki yudum alır almaz ayaklanıp kollarındaki genç kadının kanını, son damlasına kadar... öfkeyle sömürdü. Katherine korkuyla gerilerken Elijah Nadia'yı diğer duvara fırlatıp Katherine'nin boğazına yapıştı.




***




Caroline gözlerini açar açmaz yüzüne vuran mineli suyla tekrar yanmaya başladı. Canı o kadar acıyordu ki, ona bunu yapanı göremiyordu. Karşısında ki her kimse tek yaptığı saatlerdir kendisine işkence etmekti. Aldığı keskin çam kokusundan bir ormanda olduğunu anlamıştı.

Caroline: Lütfen dur! bunu neden yapıyorsun? konuş benimle!!! Lanet olası konuş!!!!!




***




Klaus herşeyin korntol altında olduğundan emin olur olmaz çıkışa yöneldi ancak o an hesaba katmadığı bir gelişme yaşandı. Cebinde hissettiği şişkinlikle bir an dudaksasa da yürümeye devam etti. Kapıdan çıkar çıkmaz vampir hızıyla ormana geçti. Notu cebinden çıkarıp hemen okumaya başladı;

"Neler yaşadığımızı görüyorsun. Yardıma ihtiyacımız var, eğer kurtuluşumuz sen olacaksan kabul. Bunu ne kadar istediğini biliyoruz. Hava kararmaya başladı, dolunay çıkmadan bizimle eski Chamberlain harabesinde buluş."

Klaus bu defa sinsi gülümsemesinin bütün yüzüne yayılmasına izin vererek eski Chamberlain harabesine doğru ilerlemeye başladı.





***





Katherine Elijah'ın boğazını koparacak bir şiddetle sardığı parmaklarından kurtulmaya çabalarken Nadia da nafile çabalarla onu kurtarmaya çalışıyordu.

Elijah: Tebrikler Katherine, sonunda kendine sadık bir hizmetkar bulmuşsun. Gerçekten çıldırmış olmalı senin benden kurtulabileceğini düşünüyor. Aslına bakarsan hayatına giren herkes genelde sana sadık olmuştu yani ihanet eden, kullanan taraf genellikle sendin. Zavallı Nadia kiminle dans ettiğini bilmiyor öyle değil mi?

Katherine: O... ben... benim kızım!

Elijah bi anda Katherineyi şiddetle yere bırakıp gülmeye başladı ancak aynı hızla Nadia kalbine bir kazık sapladı.

Elijah yere yığılırken Katherine ayağa kalkıp bağırmaya başladı.

Katherine: Tanrı aşkına, bunu yapmak zorunda mıydın? Şimdi daha çok kızacak.

Nadia: Kaçmak için fırsat yaratmaya çalışıyordum.

Katherine: Anlamıyorsun Nadia, ben zaten öleceğim. Ha şimdi ha 1 hafta sonra bırak da en azından güzel öleyim. Bu dünyada bana yardım etmek isteyebilecek tek kişi Elijah.

Nadia: Ah öyle mi bildiğim kadarıyla mükemmel aşkın kurt kızın hayatını seninkine tercih etmişti.

Katherine: Evet bunun için kızgınım ama ben de ona çok fazla yanlış yaptım Nadia ve şimdi gurur yapacak zamanım yok. Ölüyorum, onun hayatını kurtardım herşeyi açıkladığımda eminim beni affedip kurtarmayı seçecektir. Tanrı aşkına! Nadia öyle bakmayı kes buna bayılmıyorum tamam mı araftan döndüğüm halde bunca zaman buraya dönmedim hayatta olduğumdan bile haberleri olmadı. Eğer mecbur kalmasaydım gelir miydim sanıyorsun. Özellikle de kızımı tehlikeye atmayı göze alarak.

Nadia: Pekala, öyle olsun.




***




Klaus aceleyle iç cebinden çıkardığı telefonu bir çırpıda tuşladığı numaralarla kulağına götürdü, ancak cevap alamayınca meraklanmak yerine pes edip mesaj bırakmayı seçti.

Klaus: Caroline, biliyorum berbat bir adamın söz veriyorum döndüğümde bunu telafi edeceğim. Bu akşam seninle olamayacağım, seni seviyorum.

Caroline ile zaten pamuk ipliğine bağlı olan ilişkileri bu dönemde oldukça özen istiyordu ama Klaus'un bunun için ne zamanı, ne de; artık Caroline'ın "şımarıklıkları" olarak adlandırdığı soğukluk ve tepkilerle uğraşacak hali vardı. İşin aslı Klaus kendini haklı görmeye bile başlamıştı. Onun tepkisini ve haklılığını anlıyordu ama yeni evli genç çiftler gibi birbirlerini yatak odasıyla cezalandırmalarını anlayamıyordu.

Nihayet Chamberlain harabesine vardığında ağaçların arasından önce, beklediği gibi Diegoyu fark etti.

Klaus: Diego, neymiş bakalım benimle konuşmak istediğiniz şey?

Diego: Ne olduğunu biliyorsun?

Klaus: Sen söylediğinde öğrenmiş olacağım.

Diego: Pekala, bizi Marcelden kurtarmanı, şehrin hakimiyetini eline almanı ve bize gücü-özgülüğü vermeni istiyoruz.

Klaus: Yani ben öylece manevi oğluma sizin gibi bir kaç yaygaracı için ihanet mi edeceğim?

Diego: Güçlü olan sensin, biri ihanet etmişse bu Marceldir. Sen şehirden gittikten sonra, yıllar önce hiç bir şey olmamış gibi şehrin başına geçmesi ve senin yıllarca acı çekip kaçmana neden olması affedilebilir mi? Onu sevdiğini biliyorum ama artık kontrolden çıktı.

Klaus bu işin fazla kolay ilerlemeye başladığını düşündüğünden tereddütlerini açık açık belirtmeye başlamıştı fakat bunu o kadar usta bir edayla yapıyordu ki ayak takımının anlayabilmesi mucize olurdu.

Klaus: Marcel uzun zamandır bu halde aslına bakarsan bu beni de rahatsız etmeye başladı. Ama bunu yaşayan sizsiniz yani sizin daha önce yaygara koparmanız gerekmiyor muydu? Eğer bir yerde kangren olmuşsa onu kesip atmalısın. Siz ilerlemesine izin verdiniz ve bu da Marcel'e olan bağlılığınızın ne kadar kuvvetli olduğunu gösteriyor.

Klaus kötü bir bakış atıp sözlerine devam ederken Diegonun üstüne yürümeye başladı.

Klaus: Biliyor musun Diego, çok zekisin. Gerçekten zekice planlamışsın ama bir şeyi unutuyorsun... Zeka gücün varsa işe yarar. Güçlü bir konuma gelmeden zekanı aptal bir acemilikle harcaman ne kötü... dur tahmin edeyim beni deniyorsun, çünkü Marcel'i tanıyorsun, şüphelendin ve beni buraya çağırıp haklı olup olmadığını görmek istedin eğer öyleysen beni yenmenin bir yolunu bulacak ve Marcel'i kurtaracaktın. Bu yüzden bunca zaman isyan etmedin. Ama küçük Diego benim asıl merak ettiğim kime güveniyorsun. Seni ve Marcel'i koruyabileceğine inandığın güç kim? Marcelin etki altına alındığından artık eminsin, eğer ben oltaya takılsaydım şimdi onu kurtarmaya gidecektin öyle değil mi? Peki etkimi kim kıracaktı? Ben bu kadar güçlü bir cadı tanıyordum ama o öldü. Bu ihtimali de göz ardı edersek geriye tek bir seçenek kalıyor. Sevgili anne ve babacığım sana akıl vermiş...

Klaus büyük bir öfkeyle Diego'nun kalbini söküp havaya kaldırdı. Tüm gözler korkuyla onu izlerken konuşmaya başladı.

Klaus: 1000 yıldır ne annem, ne babam ne de başka bir düşmanım beni yenemedi siz piç kuruları ne cüretle bana oyun oynamaya kalkarsınız. Biliyor musunuz hepinizi öldürebilirim. Ama bunu yapmayacağım, size 1 gün müddet... Ya sadakatinizi bana kanıtlarsınız yada hepinizi kurtlara yem ederim. Beni anladınız mı?

Klaus bedenini saran öfke ve korku nöbetlerini yeniden yaşamanın verdiği umutsuzlukla hızla harabeden uzaklaşırken büyük ve kanlı planlarını şimdiden kurmaya başlamıştı. Bu defa Mikeal'e yenilmeyecekti, bu defa kaçmayacaktı. Bu defa istediği her şeye sahip olacaktı.





***





Caroline yaşananlardan bir haber acı çekmeye devam ederken bir yandan da çığlık çığlığa ölüm tehditleri savuruyordu. Karşısındaki her kimse ondan bir soru yada cevap beklediği yoktu açık bir şekilde tek isteği acı çektirmekti.

Caroline: Seni piç kurusu! Klaus'un yokluğumu fark etmesi ne kadar sürer sanıyorsun beni bulduğunda o lanet kıçını cehenneme postalayacak.





***





Klaus derin bir nefes alıp bir an için durdu, eve varmıştı ancak içeri girecek cesareti yoktu o kadar öfkeli ve korkuyla doluydu ki bu haliyle Caroline'a bile zarar verebilirdi.Bunun eninde sonunda olacağını biliyordu çünkü araf kalkmıştı, anne ve babası dönmüştü. Onların ellerini kollarını bağlayıp öylece durmayacaklarını biliyordu ama herşeyle, hepsiyle bu kadar kısa sürede çarpışmayı beklemiyordu. Yıpranmıştı, gerçekten yıpranmıştı.

Telefonunu çıkarıp Elijah'ı aradı ancak ulaşamadı, ardından Rebekah'a ulaşıp eve gelmesini istedi. Kol'un telefonu her zaman ki gibi kapalıydı.

Nihayet biraz da olsa sakinleşmeyi başarıp eve ilerledi. Ancak kapının düşen menteşesiyle olduğu yerde korkuyla sarsıldı.

Klaus: Caroline!!!!!

Klaus vampir hızıyla eve dalıp etrafı aramaya başladı, eşyalar parçalanmış, yatak odalarında Caroline'ın kıyafetleri yere saçılmıştı. Parkede ki kan izlerini görünce bir an ciğerlerinin aldığı nefesin büyüklüğüyle parçalandığını sandı.
Tek yapabildiği evin içinde deli gibi dönüp çaresizce Caroline'ı aramaktı. Telefonu yerde duruyordu.

Elijah'ı, Rebekah'ı tekrar tekrar aradı...

Nihayet Rebekah endişeyle kapıdan girer girmez Klaus'un dizlerinin üstüne çökmüş bir vaziyette Caroline'ın elbisesini kavradığını fark etti.

Rebekah: Klaus, neler oluyor?

Klaus: Mikeal, onu benden aldı.

Rebekah kalbine saplanan ağrıyla Klaus'un yanına çöküp yavaşça koluna girdi.

Rebekah: Klaus, onu bulmalıyız.

Klaus: Nasıl, onu tanıyorsun Rebekah! Tanrının belası bir aptal gibi onu savunmasız bıraktım emanet ettiğim köpekler kendilerini bile korumaktan acizdi. Onu yalnız bırakmamalıydım. Benim hatam bunun bir gün olacağını biliyordum.

Rebekah: Pes etmiyoruz tamam mı?!

Rebekah Caroline'a ne kadar alıştığını, onu gerçekten sevmeye başladığını ancak fark edebilmişti. Şimdi gerçekten, ilk defa Mikeal den ölesiye nefret ediyordu. Klaus'a yaptıkları yüzünden onu öldürmeyi bile düşünmüştü ama ilk defa bu kadar bilenmişti. Klaus'un insanlığının tutunduğu son dalı kırmak hayatının yegane amacı haline geldiği için Mikealden nefret ediyordu. Ve eğer Caroline'a bir şey olursa Klaus'un asla kurtarılamayacağından adı gibi emindi.

Bu sırada Klaus ayaklanıp kapıya doğru yürümeye başladı ancak çalan telefonla duraksayıp heyecanla yanıtladı. Numara bir ankesörlü telefona aitti...

Klaus: O nerede?!

Kol: Sakin ol kardeşim.

Klaus: Kol? Sen...

Kol: Evet ben.

Klaus: Caroline kaçırıldı, eğer bir şey bilmiyorsan lanet telefonu kapat hemen.

Kol: Yanılıyorsun kardeşim, biliyorum.

Rebekah duyduklarına gerçekten şahit olduğuna inanamıyordu, inanmak istemiyordu.

Klaus: Sakın bana böyle bir aptallık yaptığını söyleme. Sakın Mikeal'ın tarafına geçtiğini söyleme!

Kol: Yanılıyorsun kardeşim. İstediğim tek şey.... Hançerler. Onları ver ve Caroline özgür olsun. Birazdan oraya geleceğim, Caroline yanımda olmayacak. Asla bulamayacağın bir yerde. Eğer bana hançerleri verirsen onu sağ sağlim sana getiririm. Ama eğer beni hançerlemeye kalkarsan onu asla göremezsin.

Klaus: Hemen buraya gel! Sana istediğini vereceğim ama yemin ederim Caroline'ı bana verdikten sonra ölmüş olmayı dileyeceksin.

Klaus öfkeyle telefonu kapatırken başını ellerinin arasına alıp koltuğa çöktü.

Rebakah: Klaus, sakin ol. Bu iyi haber öyle değil mi? Kol senden korkar ona asla zarar vermez istediğini aldığında bu konu kapanır söz veriyorum.

Klaus: Rebekah, salonumda kalbi sökülmüş 6 vampir yatıyor. Yukarıda kan izleri var... Kol bu defa gerçekten sınırı aştı.

Rebekah: Anlamıyorum, Caroline ile benden daha iyi anlaşıyordu. Bunu neden yapsın... Onları istediğini biliyordum ama böylesine bir şeye cüret edebileceğini düşünmemiştim.

Klaus: Biliyordun ve bana söylemedin!!!

Rebekah: Klaus lütfen...

Kol: İşte buradayım...

Klaus işittiği sesle yerinden ok gibi fırlayıp Kol'un bedenini zemine geçirdi. Yerdeki oymalı mermerlerin parçalanmasıyla Rebekah'ın korku dolu inlemeleri birbirine karıştı.

Klaus: Buna nasıl cesaret edebilirsin!!!

Kol: Buna devam etmen sadece Caroline'ın çilesini uzatıyor. Kes şunu!

Klaus hiç durmadan Kol'u duvardan duvara fırlatmaya devam etti.

Klaus: Ona ne yaptın? Nerede??? Piç kurusu...!

Kol sonunda Klaus'un hışmından kurtulup bir köşeye sığınırken ağzından boşalan kanı durdurmaya çalıştı. Klaus öfkeyle ortadan kaybolup 1 saniye içinde geri döndü ve hançerleri Kol'un üstüne fırlattı.

Klaus: Caroline nerede?!

Kol bir an için durup etrafına bakındı.... Korkusu yüzünden okunuyordu.

Klaus: Sana Caroline nerede dedim!!!

Rebekah koşup Kol'u Klaus'un elinden almak istese de başarılı olamadı.

Klaus: Konuş, istediğini aldın!!! Bana yaptığın herşeye rağmen seni öldürebileceğime inanıyor musun gerçekten? Korkmayı kes ve sadece onun nerede olduğunu söyle, lanet olası hançerleri alıp gitmene izin vereceğim!!! Sadece...

Kol: Onu ben kaçırmadım.

Klaus: Ne?!

Rebekah: Kol oyun oynamayı kes gerçekten kendini öldürtmeye çalıştığını düşünmeye başladım.

Kol: Gerçekten bilmiyorum...

Bir an için geri çekilip Kol'a baktı... Klaus'un gözlerinde biriken yaşlar durumu anladığının en açık kanıtıydı.

Klaus: Hançerleri almak için yalan söyledin değil mi? Caroline hakkında en ufak bir fikrin yok. Bana oyun oynadın...

Rebekah ellerini korkuyla dudaklarına götürüp inledi... Bu noktadan sonra işler hızla karmaşıklaşacak ve oldukça kanlı ilerleyecekti, biliyordu. Çünkü Klaus'u tanıyordu... New Orleans'ı büyük bir felaket bekliyordu.

 

End Notes:

Sitede ki bu durgunluk yazmaya ara verip, vermemek konusunda ikilemde bırakıyor beni.

 

 

Chapter Text

 

 

Kol Klaus'u ilk defa bu kadar çaresiz görmüştü, ilk defa bu kadar korkmuş... Kendince haklı sebepleri vardı elbet; ne zaman Klaus dan uzaklaşmak istese, ne zaman hayatına kendi öncelikleri doğrultusunda yön verse Klaus'un gazabından nasibini almıştı. Ne zaman bir hata yapsa, fevri davransa kalbine bir hançer yiyip Klaus'un öfkesi ve korkuları geçene dek bir kutuda ölü taklidi yapmak zorunda kalmıştı. Ve 1000 yıllık hayatının yarısı bir tabutta geçmişti. Şimdi ise tek istediği Klaus'un elinden bu kozu almak ve onun diktelerine bağlı olmadan, korkmadan yaşayabilmekti. Klaus kardeşlerini ve etrafındaki insanları isteseler de istemeseler de etrafında tutardı ve buna zorunlu olduklarını hissettirmek için onları kendine mecbur kılmaktan çekinmezdi. Kol'un tek istediği bütün bunlardan kurtulmak, o hançerlere, Klaus'un kardeşlerine karşı kullandığı en büyük kozuna sahip olmaktı. Bunu ondan nefret ettiği için değil, özgürlüğünü garanti altına almak için istiyordu.

Kol kimseye gerçekten değer vermezdi, ailesi dışında. Ama bunu onlara asla belli etmezdi. Bir an için Caroline'ın ne durumda olabileceğini düşünememiş, sadece kendi çıkarlarına odaklanmıştı. Belki de Klaus'un onu kurtaracağından, zarar görmeyeceğinden emin olduğu için böyle bir kumar oynamıştı. Caroline'a karşı bir nefret beslemiyordu yada kasıtlı bir hamle değildi hatta Kol'un aklında, hançerleri almak için farklı planlar vardı ama bundan Caroline'a karşı oluşan sempatisi sonrasında vazgeçmişti. Ancak ayağına kadar gelen fırsatı da tepemezdi, Mikaelson ailesi böyleydi her zaman için birlikte ama kişisel çıkarlar söz konusu olduğunda hepsi birbirinin kuyusunu kazmaktan çekinmezdi. Çünkü ölümsüz olduklarını duygusal yaralar dışında bir zaiyat vermeyeceklerini bilirlerdi. Ancak Caroline farklıydı, o daha kırılgandı ve kardeşlerinin aksine kendisine sevgiyle yaklaşan tek Mikaelson'du. Evet Caroline artık bir Mikaelson'du bundan emindi, çünkü ilk defa yaptığı bir şeyi ölümcül bir suçluluk duygusuyla düzeltme isteğine sahipti. Yavaşça doğruldu ve Klaus'un kızaran gözlerine baktı;


Kol: Özür dilerim.


Ne Klaus ne de Rebekah bu iki kelimenin Kol'un dudaklarından dökülüşüne, inanamayarak baktı. Klaus en son Kol'un özrüne ve pişmanlığına çocukluğunda şahit olmuştu.


Hala masumken, insanken...Kol babasının kılıcını o uyurken alıp çocuk aklıyla, arkadaşlarıyla savaşabilmek için göl kıyısına götürmüştü, Klaus onu fark eder etmez yanına gitmiş ve kılıcı geri götürmesi için onunla tartışmıştı. Kılıcın ihtişahımın büyüsüne kapılan çocuklar etraflarına toplanıp onların tartışmasını izlerken Kol öfkelenip kılıcı göle savurmuştu. Ve Mikael uyanıp etrafında kılıcını bulamayınca dışarı çıkıp çocukların toplandığı yöne, Klaus ve Kol'un yanına gelmişti. Kol korkuyla abisini işaret edince sorgulamaya bile gerek duymayan Mikael bütün öfkesini Klausun küçük bedeninden çıkarmıştı. Köyün bütün çocuklarının gözleri önünde Klaus bilincini kaybedene dek onu acımasızca dövmüştü... 3 hafta sonra ancak kendine gelebildiğinde Klaus, Kol'un baş ucundan bir an olsun ayrılmadığını öğrenip yanaklarından sildiği göz yaşları sonrasında Kol'un dudaklarından dökülen o iki kelimeye şahit olmuştu; "Özür dilerim"


Klaus öfkeyle tekrar arkasına dönüp dışarı çıkarken Kol Rebekah'a dönüp pişmanlıkla baktı.


Kol: Yardım edeceğim, onu bulacağız. Söz veriyorum...



***



Elijah: Hayley ve sen neler planlıyorsunuz lanet olası!!!

Elijah Nadia'nın boynunu 3. kez kırarken Katherineden tatmin edici bir cevap alamamanın acısını onları ormanın derinliklerine işkenceyle sürükleyerek çıkarıyordu.

Katherine: Elijah sana yemine ederim yalan söylemiyorum. Benim bu işle bir ilgim yok, herşey anlattığım gibi. Hayley'in ne işler karıştırdığını bilmiyorum.

Elijah: Peki o halde beni nasıl buldun?

Katherine: Hala vampir olmayabilirim ama hala bana yardım etmek için gönüllü olabilecek bir çok dostum var. Şehre senden yardım istemek için geldim, seni bulamayınca bir cadıdan yardım alıp yer bulma büyüsü yaptırdım.

Elijah: Beni her zaman hafife alıyorsun Katherine, sence Hayley'in cadılar yerimi bulamasın, kardeşlerim bana ulaşamasın diye gizlilik büyüsü yaptırabileceğini tahmin edemez miyim? Eğer Hayley ve onunla iş birliği yapan aptallar sürüsüyle bir ilgin olmasaydı beni asla bulamazdın. O aptalların beni, en önemli rehinelerini yalnız bırakacağına inanmamı bekleme benden. Artık konuşmaya başla yoksa tanrı şahit kızının kalbini sökeceğim.

Katherine: Her şeyi anlattım.

Elijah: Pekala...

Elijah öfkeyle Nadianın ayılmaya başlayan bedenini yerden kaldırıp elini hiç tereddüt etmeden kalbine geçirdi. Avucunun içinde sıkarken Katherineye son kez bakıp sordu.

Elijah: Konuşmanı öneririm Katherine ve artık siz kaltaklara karşı hiç bir merhametimin kalmadığını da bilmeni isterim. Seni, Hayley'i, kızını ve bu işe bulaşan herkesin kalbini sökeceğim. Ama eğer onlara ihanet etmeyi seçip benimle iş birliği yaparsan sen de kızın da kurtulacaksın. Ve seni ölümden kurtarmanın bir yolunu bulacağım. Şimdi seçimini yap...

Katherine: Ben seni kurtarırken zaten onlara ihanet etmiş oldum. Pekala, pekala... herşeyi anlatacağım. Sadece kızımı bırak.

Elijah Nadia'yı yere bırakıp Katherineyi dinlemeye başladı.



***



Klaus, Marcel'in mekanına girer girmez kendisini bekleyen öfkeli vampir topluluğunu fark etti. Ve hemen arkalarında duran Marcel'i.


Klaus: Dur tahmin edeyim, üzerimdeki etkini kırmaya gönüllü bir cadı buldun.


Marcel: Sevgili annenin, kalbini söken piç oğlunun aksine oldukça nazik davrandığını söyleyebilirim.


Klaus: Bana; seni bir köle olmaktan kurtaran, herşeyi vad eden, babalık yapan yaratıcına bu geri zekalı sürüsü için ihanet ettin öyle mi?!


Marcel: Krallığımı bir zavallı gibi beni etki altına alarak ele geçirdiğinde bana ihanet eden aramızdaki herşeyi yok sayan sendin. Beni sen yarattın, ama ben senden daha iyi oldum. İstediğin herşeye ben sahip oldum. Ve sen bütün bunları benden gurursuzca aldın!


Klaus: Herşeye nasıl sahip olduğunu hiç düşündün mü? Ölü numarası yaparak krallığımın üstüne bir korkak gibi oturduğunu, benden neden bunca zaman, ben buraya dönene dek saklandığını unuttun mu? Babamın sana sunduğu zavallı, yalancı bir hükumdarlığın daha ne kadar sürebileceğini düşünüyordun?



Marcel: Sen...



Klaus: Ah yapma, babamı senin geri getirdiğini tahmin edebilmem o kadar da zor değil. Bunu bilmediğimi düşünmüyordun değil mi? Seni burada gördüğüm ilk gün, herşeyi anladım. Bu yüzden benden adi bir şekilde aldığın şehrimi senin yöntemlerinle geri almaya çalıştım. Çünkü sen bundan daha iyisini hak etmiyorsun! Eğer düşmanın onursuzsa ondan daha onursuz ol, bu durumda onurlu olmak sadece kaybeden olmak demektir.



Marcel yüz kaslarını gerip öne atıldı.



Marcel: Şehrimi alsa geri alamayacaksın!!! Burayı sen kurdun ama ben yönettim! Hem de senden daha iyi bir şekilde. Etrafına bir bak planının benim adamlarımın, bana olan sadakati sayesinde yerle bir oldu. Sen buna sahip değilsin asla da olamayacaksın. Hiç bir şeye sahip olmadığın gibi! Sen busun işte Klaus, asla sahip olamıyorsun ama etrafındakileri kendine mecbur ederek, kalleşçe yollara baş vurarak bir şekilde kazanıyorsun. Kardeşlerin, dostların, ben! Asla sahip olamıyorsun! Asla! Ama ben sahibim. Gerçek bir aileye sahibim!!!



Klaus: Hepinizi öldüreceğim, hepinizi yerle bir edeceğim ve bu krallığı yeniden ait olduğu aileye, Mikaelson ailesine yuva yapacağım. Ölmek yada yaşamak sizin tercihiniz ama sen Marcel... Öleceksin!



Marcel: Bunu göreceğiz...



Klaus: Buraya zaman kaybetmeye yani sizinle savaşmaya gelmedim. Hızlı ve acısız bir ölüm istiyorsan eğer, bana onu nerede olduğunu söyle Marcel!!!



Marcel: Mikael'ın nerede olduğunu bilmiyorum!



Klaus: Sana Mikael'i sormuyorum! Caroline Forbes nerede?



Marcel: Ah onu duymuştum, senin evde sakladığın küçük civcivin. Bak ister inan ister inanma onun hakkında hiç bir şey bilmiyorum.



Klaus: Yalan söylüyorsun!!! O nerede!!!



Klaus öfkeyle etrafında duran 6 vampirin kalbini söküp Marcel'in önüne attı.



Klaus: Caroline nerede!!!!?



Marcel cesetlere bakıp öfkeyle bağırdı.



Marcel: Sana bilmediğimi söyledim. Benim işim seninle, ben sadece şehrimi, insanlarımı korumaya çalışıyorum. Senin kadınını yada aileni yok etmek gibi bir niyetim yok!



Bir iki adım daha yaklaştı ve Klaus'un gözlerinin içine baktı;



Marcel: Ben, sen değilim.



Klaus: Eğer yalan söylüyorsan sana neler yapabileceğimi tahmin bile edemezsin.



Marcel: Garip, Mikael şehirde dolaşıyor, annen senin aleyhine çalışıyor ve sen burada durmuş küçük sürtüğünü arıyorsun. Şimdiye kadar topuklarının beyaz kıçına vuruyor olması gerekmezmiydi?



Klaus: Artık kimseden korkmuyorum, Marcel... Mikael benden daha güçlü değil. Kimse değil! onun psikolojik tahribatlarını atlatabilecek olgunluğa nefretle eriştim. Ve neler yapabileceğimi neler başarabileceğimi o bile bilmiyor. İkisini de cehenneme göndereceğim, seninle birlikte! Kadınımı bulur bulmaz!



Klaus öfkeyle kendini dışarı atarken derin bir nefes alıp öfkesinin yatışmasını bekledi. Mantıklı düşünmek zorundaydı, sakince detayları gözden geçirip bir çözüm bulmak, Caroline'ı bulmak zorundaydı, bu sırada telefonu çaldı;



Elijah: Klaus, dinle... Bir sorunumuz var.



Klaus: Evet bir sorunumuz var. Ailemiz büyük bir tehlike altında, Caroline kaçırıldı, Mikael ve Ester döndü ama sen Hayley'in bacaklarının arasından çıkamıyorsun. Bu gerçek bir sorun.



Elijah: Dur biraz, Caroline kaçırıldı mı dedin?



Klaus: Neredesin?



Elijah: Büyülü bir toprak yığınının altından az önce çıktım ve neler olduğunu çözmeye çalışıyorum.



Klaus: Ne?



Klaus öfkeyle duraksadı;



Klaus: Hemen eve dön, Rebekah'ı arayıp evden ayrılmamasını söyleyeceğim. Konuşmamız gerekiyor!



***



Caroline saatler sonra nihayet ayılması için yüzüne çarpılan suyla kendine geldi. Yavaşça gözlerinde ki bant düşürüldü, bir an için gözlerini aralayamadı, ancak tam anlamıyla kendine geldiğinde karşısında ki kadının varlığı onu dehşete düşürdü.



Caroline: Hayley!



Dedi öfkeyle...



Caroline: Tahmin etmeliydim.



Hayley: Neyse ki o kadar zeki olmadığını biliyoruz.



Caroline: Ben de tam bunu söyleyecektim. Kendini nasıl bir ölüme hazırlaman gerektiğini bilmek istersin belki. İnan bana Hayley bebeğinin ölümü Klaus'un ellerinden olmuştu ama senin ölümün kesinlikle benim ellerimden olacak.



Hayley acı bir kahkaha atıp Caroline'ın karnına bir kazıp saplayıp içinde çevirmeye başladı.



Hayley: Gerçekten ölümü umursadığımı düşünmüyorsun değil mi?



Caroline canı yanmasına rağmen istifini hiç bozmadan yanıtladı;



Caroline: Öyleyse istediğin ne? Beni öldürüp intikam mı alacaksın? Ve sonra Klaus seni öldürecek... Ne plan ama. Senden dahice bir plan bekleyemezdik öyle değil mi?



Hayley Caroline'ın kahkahalarıyla sinirlenip kazığı daha fazla bastırdı. Caroline'ın tek bir mimiğinin bile oynamayışı canını sıkıyordu.



Caroline: Eğer beni öldüreceksen bu konuda aceleci olmanı tavsiye ederim çünkü...



Hayley: Ne? Klaus gelip beni öldüreceği için mi?



Caroline: Hayır, elime geçen ilk fırsatta kalbini sökeceğim için.



Hayley: Haklısın, Klaus gelmez. Elbette onun krallığından daha değerli olmadığını biliyoruz. Sana aşık ama bu elde edememe tutkusundan oluşan aşkın o kadar da derin olmadığını biliyoruz.



Caroline: Öyle mi dersin? Ölümümün ona vereceği acıdan, bana olan aşkından o kadar eminsin ki krallığı yerine onu benimle cezalandırmak istiyorsun?



Hayley'in yüzü asıldı, arkasına dönüp hızla kazığı Caroline'ın karnından çekti ve Caroline da rahat bir nefes aldı.



Caroline: Senin için zor olmalı, bana aşık olan iki adam için yaptığın herşeye rağmen değerli olamadın, sevilmedin. Çünkü... sen sevilmeyi hak etmiyorsun Hayley. Bir şeyi hak etmeden kazanamazsın.



Hayley: Haklısın, bir süre için umursadığım tek şey buydu. Değer görmek, sevilmek. Ama ne var biliyor musun? Bebeğimi kucağıma aldığımda bütün bu hırslar, aşk, tutku, güzellik, güç herşey anlamını yitirdi. Ona baktım ve istediğim herşeyi gördüm.



Hayley gözünden süzülen yaşa aldırmadan sözlerine devam etti.



Hayley: Ama onu elimden aldılar. Bunu Klaus yaptı, hırsı gözlerini o kadar bürümüştü ki tek bir yenilgiye bile tahammülü yoktu. Affetmedi, bana olan öfkesini, beni cezalandırmak için bebeğimden çıkardı. O günden sonra hayatımda acı çekmediğim tek bir günüm olmadı. Ama sen ne anlarsın benim ne hissettiğimi nasıl bilebilirsin sen hiç anne olmadın! Asla da olamayacaksın! Klaus bana öyle bir ceza verdi ki ne bu dünya da ne de öbür dünya da asla huzur bulamayacağım. Heşeyimi yok etti anlıyor musun herşeyimi? Ben de onu yok etmek için herşeyini ondan alacağım. Seni yok edeceğim!!!



Caroline: Elijah'ı hiç mi umursamadın? Bebeğin için üzgünüm Hayley ama sen yaptığın hatalarla bebeğinin sonunu kendin hazırladın. Klaus çok kötü bir şey yaptı ama hiç biriniz ona iyi olma şansı vermiyorsunuz. Sürekli onu öldürmeye çalışırken ondan iyilik yapmasını nasıl beklersiniz?



Hayley: Biliyor musun seni öldüreceğim için bir an pişmanlık duymuştum. Ama şu an kesinlikle eminim. Senin de ondan bir farkın yok. Bu yüzden ölmeyi hak ediyorsun. Böyle bir sonu hak ediyorsun. Sana aşık olduğunu biliyorum, şu an için gerçekten değer verdiği tek şeyin, bu zamana kadar değer verdiği tek şeyin sen olduğunu biliyorum Caroline. Ama o bilmiyor, sen burada ölümü beklerken o sadece çıkarlarının peşinden koşacak. İnan bana buraya gelmeyecek. Sen feci bir şekilde can verdikten sonra aslında en çok sana değer verdiğini fark edecek ve sonsuz ömründe bunun pişmanlığıyla hayatını mahvedecek. Acı çekecek ve en güzeli ne biliyor musun? Bunun sonu gelmeyecek. Ölümsüz bir acıyla yaşayacak. Şimdi söyle bana Caroline Forbes bundan daha kötü bir intikam hayal edebiliyor musun?



Caroline: Evet, ediyorum.



Hayley soru soran gözlerle Caroline'a baktı.



Caroline: Klaus'un sana yaptığı şey.



Hayley arkasına dönüp gözünden süzülen yaşı sakladı.



Caroline: Ama yanılıyorsun, Klaus buraya gelecek. Beni asla bırakmaz ve senin için üzgünüm büyük bir yenilgi yaşayacaksın.



***



Elijah kapıdan girer girmez Katherineyi Klaus'un ayaklarına doğru fırlattı. Ellerini birleştirip Katherineye ürkütücü gözlerle bakan Klaus başını Nadia'ya doğru çevirip gülümsedi.



Klaus: Eee... kim anlatıyor?



Elijah korkuyla titreyen Nadia'yı Kol'a doğru ötelerken geçip Klaus'un karşısına oturdu. Kol, kucağında çırpınan Nadia'nın saçlarını kavrayıp dişlerini boynuna batırdı.



Kol: Bir aptallık yaparsan güzel bedenini başından ayırırım.



Klaus: Bu pek senin tarzın değil.



Kol: Doğru bu Stefan tarzı bir ölüm.



Klaus: Her neyse, demek istediğim bu defa ikinizden biri bir aptallık ederse intikamım geçen defakinden daha kötü olur. Katherine, beni anladınız mı?



Katherine korkuyla başını salladı.



Klaus: Anlat...



Elijah: Katherine araftan döndükten sonra yanlışlıkla öz kızı tarafından öldürülmüş.



Rebekah: Ne acı... Annenden neden nefret ediyorsun seni bıraktığı için mi?



Klaus: Kes şunu Rebekah, zaman aleyhimize işliyor...



Elijah: ...ve mucizevi bir şekilde tekrar hayata dönmüş ama yaşlanıyor ve yeniden ölmek üzere bu yüzden bir cadıya ulaşıp ondan yardım istemişler, cadı başlarda gönüllü değilmiş ama sonra onu intikam planına gönüllü olarak alet etmişler ve karşılığında yardım etmeyi kabul etmiş. Bu cadının kim olduğunu belki duymak istersin Rebekah. David adındaki bu cadı Sophie & Jane-Anne Deveraux kardeşlerin cadılık faaliyetlerinden uzak kalmak isteyen, avrupada yaşayan erkek kardeşleriymiş. Yıllarca küs kalmışlar, Sophie & Jane-Anne onu ailelerinin mirasına, güçlerine sahip çıkmamakla suçlamış hep ama David onların öldüğünü öğrenince buraya dönmüş ve Katherine de kendi menfaati için yeniden, bir cadının aile hassasiyetini kullanmış ve onu bu intikam planına ikna etmiş. Ancak kısa sürede Hayley bu durumdan haberdar olmuş ve plana dahil olmak istemiş. Onun için aylarca uğraşıp bulduğum klanı da bu işin içine katarak David ve Katherine ile bu planı yürütmeye başlamış. Ancak sonra Katherineyi saf dışı bırakmak istemiş yani bu defa da Hayley Katherine'nin arkasından iş çevirmiş. Hayley intikamı karşısında Katherinenin çekip gideceğini düşünmüş çünkü bize geleceğini, ifşa edeceğini tahmin etmemiş.



Klaus: Çünkü onu öldüreceğimizi biliyordu.



Kol: Ve Katherine de kendisine yakışanı yapıp, seni kurtarıp masumu oynayarak onun hayatını kurtarmanı bekliyor.



Rebekah: Yeniden kendi ölüm fermanını imzaladığını bilmeden.



Klaus öfkeyle ayağa kalkıp yumruğunu sıktı. Rebekah ve Elijah Hayal kırıklığı, öfke dolu bakışlarla birbirine bakarken Kol ayaklanıp Klaus'un yanına ilerledi.



Kol: Bir cadı bulmalıyız.



Klaus: İşe yaramayacaktır. Gizlilik büyüsü yaptıklarına eminim.



Kol: Peki bütün bu döngünün içinde anne ve babamız nerede? Marcel nerede?



Elijah: Bence ikisinin arasında bir bağlantı yok.



Rebekah: Şimdi ne olacak?



Klaus: Herkes yaptıklarının bedelini ödeyecek. Herkes bir kez daha benimle dans edilmeyeceğini öğrenecek.



***



Demir kapının sürgüsü açılırken Caroline'ın gözleri hayretle büyüdü.



Caroline: David?



Hayley gülümseyip David'e baktı.



Hayley: Görüyorsun ya, bu iş sandığından daha büyük.



Caroline: David sen... neden?



David öfkeyle Caroline'a bakıp bağırmaya başladı.



David: Neden mi? Klaus ve lanet evlatlığı ailemin, insanlarımın yaşadığı yeri cehenneme çevirdi.



Caroline: Anlamıyorum. Sen... bunca zaman....



David: Klaus benim kardeşlerimi öldürdü Caroline ve ailemden daha pek çok kişiyi de üvey oğlu Marcel öldürdü. Bu artık benim tercih edebileceğim bir mesele halinden çıktı. Klaus Sophie ve Jane'i öldürdü, insanlarımız köşelerde saklanıyor. Bütün bunların bir bedeli olmalı...



Caroline: Peki ya Rebekah? bunu ona nasıl yaparsın...



Hayley: Aslında başlarda hedef sendin. David'in seni baştan çıkarabileceğini, Klaus'a acı çektirebileceğimizi sonra seni öldüreceğimizi düşünüyorduk. Ama zeki bir ittifak üyesi bize Rebekah'ın daha kolay bir av olduğunu söyledi böylece bir kökeni daha saf dışı bırakabilecektik...



Caroline: Bunca zaman Elijah ile onu saf dışı bırakabilmek için mi beraber oldun? Peki ya Rebekah? Ona ne yaptınız?



Hayley: Klaus seninle o kadar meşguldu ki hiç bir şeyin farkına varmadı. Bu durumda geriye Elijah ve Rebekah kalıyordu onları birinin oyalaması gerekiyordu. Bu plan için çok uğraştık ve başarıya da ulaştık. Rebekah'ı mahzene götürdün mü?



David başını endişeyle bir o tarafa bir bu tarafa çevirdi.



Hayley: Sakın bana ona karşı bir zaafın oluştuğunu söyleme?



David: Saçmalama Hayley, ben sadece onun bir tehdit olmadığını düşünüyorum.



Hayley: Çıldırmış olmalısın. Bu işi kökenleri meseleden uzak tutmak için yaptık. Şimdi Klaus-Rebekah ve Kol peşimize düşecektir. Klaus ile baş etmek yeterince zor değilmiş gibi...



David: Hadi ama, bu işi yaptığımızda zaten Klaus dan kutulamayacağımızı biliyorduk.



Hayley: Nasıl bu kadar aptal olabilirsin, kurtulmak en azından kaçmak için bir kaç ihtimalimiz varken nasıl hepsini çöpe atabilirsin.



David: Sana kesin olarak işe yarayacak demedim!



Hayley: Eğer bana ve klanıma yaptığın büyü işe yararsa Klaus bize hiç bir şey yapamaz ve biz de cadıları koruruz. Anlaşma böyleydi, intikamımızı aldıktan sonra öylece ölümün kollarına atlamayacağız seni geri zekalı kurtulmaya çalışacağız. Ve belki de kökenleri kurutup hayatımıza devam edeceğiz...



David: Bak üzgünüm tamam mı? Ne yapmamı istiyorsun! Madem yeterince iyi değilim o zaman benim yerime Katherineyle ittifak kursaydın.



Caroline: Dur biraz, az önce Katherine mi dedin. O yaşıyor mu?



David dışarı çıkarken Hayley kazığın bir ucunu elindeki keskin bıçakla sivriltmeye başladı.



Hayley: O sürtük her şekilde hayatta kalmayı başarıyor.



Caroline: Yani bu onun fikri miydi?



Hayley: Başlarda öyleydi ama hiç bir işimize yaramıyorken onu neden yanımızda tutalım. Üstelik zamanında beni nasıl kandırdığı düşünülürse bebeğimin ölümünde onun da payı var. Ve bana; onu kullanıp verdiğimiz sözleri tutmamaktan, onu yaşlanırken izlemekten daha iyi bir intikam söyle.



Caroline: Yani sebep bu mu? Sadece intikam? Sakın ölümsüzlüğünü yeniden kazanıp Elijah için bir seçenek haline gelmesinden korkmuş olmayasın.



Hayley bir an durup yeniden devam etti... Elindeki kazık oldukça sivriydi.



Hayley: David, buraya gel lanet olası... Ben kalbini parçalayıp çıkarmadan önce belki sen de onunla ilgilenmek istersin. İstediğin intikamdı diye hatırlıyorum? Ve bana Klaus için, Caroline'a acı çektirmekten daha iyi bir şey söyle?



Hayley Caroline'ın karşısına kamera kurarken elindeki kazığı David'e uzatarak odadan çıktı.



Hayley: Birazdan döneceğim ve öldürücü darbeyi ben indireceğim. O zamana dek yapabildiğinin en iyisini yap.



David elindeki kazığı sallayıp Caroline'a baktı.



David: Kişisel bir şey değil tatlım ama yapmam gerekiyor. Sophie ve Jane için...



David ilk darbeyi Caroline'ın bacağına indirirken kazığı hızla çekip ucuna bulaşan kana baktı.



David: Biliyor musun? Zor kızları severim ama itiraf etmeliyim ki bunca zaman senin yüzünden 1000 yaşında ucube bir vampiri becermek hiç eğlenceli değildi.



Bir darbe daha, bu defa karnına...



Caroline: Öyle mi dersin? Peki o halde neden onu kurutmadın? Neden onu öylece bıraktın. Bu işin amacı onu saf dışı bırakmak değil miydi?



Bu defa derin bir darbe...



David: Beni manipüle edebileceğini mi sanıyorsun?



Caroline: Eğer Sophie Katherineye hayır diyebilseydi, Klaus'u öldürmek için bunca şeye kalkışmasaydı şu an yaşıyor olurdu. Cadıların tek derdi şehirde hakimiyet kurmak ve Sophie & Jane birbirini bu uğurda yitirmeye razı oldu. İkisi de bu sevdaları yüzünden acı bir şekilde can verdiler. Şimdi... sen de onların izinden mi gideceksin? Biliyor musun Rebekah diğer kardeşlerine nazaran büyük bir merhamete sahip. Şimdi şu an bütün bunları durdurma şansın var ve yemin ederim ki eğer şimdi beni çözersen sana bir şey olmasına asla izin vermeyeceğim. Bak Klaus şehri geri almak istiyor ve o cadıları Marcel'in aksine asla köle olarak kullanmayacak.



David: Bana cani sevgilini savunma.



Caroline: Onu savunabilecek son kişi benim inan. Çok kötü şeyler yaptı ve bu yüzden onu kendimden hep uzaklaştırdım. Ama bunca zaman şahit olduğum şeyler beni tek bir sonuca yönlendirdi. Klaus düşmanları buna mecbur bıraktığı için bütün bunları yapıyor. Eğer sen onu mecbur bırakmazsan ve o yine de bunu yaparsa o zaman onu yargılama hakkın olur. Ama bütün yaptıklarından sonra nasıl ondan daha iyi olduğunu savunursun? Rebekah'ı kandırdın, hepimizi kandırdın... İntikam almak istiyorsun biliyorum ama kardeşlerinin bu konudaki suçluluğunu nasıl görmezden gelirsin. Klaus Hayley'in bebeğini öldürdü ve bu iğrenç bir hamleydi ama Sophie'nin bebeğin hayatını Klaus'a bağladığını ve Klaus'u öldürmek için bebeği öldüreceğini biliyor muydun?



David bir iki adım geri çekilip elindeki kazığı düşürdü.



Caroline: Lütfen, böyle olmak zorunda değil. Biliyorsun...



David: Benimle oynuyorsun!!!



Caroline: Aptal olduğunu düşünüyorsan buna inanırsın ama hayır David, sen zekisin.



David ağır adımlarla Caroline'a yaklaşıp bileğinden çelik halkalara bağlı olduğu mineli zincirlerden birini çözdü. Tereddütlüydü ama yine de yaptı. Zemine çarpan zincirle Hayley'in içeri girmesi bir oldu.



Hayley: Sen ne yaptığını sanıyorsun!!!



***



Klaus buldukları cadının yer bulma büyüsünün işe yaramayacağını bile bile Kol ve Rebekah'ı başlarında bırakmış bir sonuca ulaşır ulaşmaz kendilerini aramasını istemişti. Bu sırada Elijahla şehrin her köşesinde karış karış onu aramaya, sorgulamaya başlamıştı. Elijah ile her ihtimali değerlendiriyor, şehrin en ücra köşelerini bile karış karış arıyorlardı...



Elijah: Klaus biliyorsun... onların amacı...



Klaus: Biliyorum.



Elijah: Kendini her ihtimale hazırl...



Klaus aniden durup Elijah'ın boynuna sarıldı. Sırtı hızla duvara çarpan Elijah acıyla inleyerek Klaus'un gözlerine baktı.



Klaus: Bu senin suçun... Rebekah'ın suçu... Bu kadar aptal olduğunuz için sizin suçunuz, bu kadar bencil olduğu için Kol'un suçu ve bu kadar kibirli, aç gözlü olduğum için benim suçum. Hiç birimiz masum değiliz en çok da ben... o yüzden sakın bir daha o ihtimalden bahsetme. Eğer ona bir şey olursa hepinizin cehennemi olurum, en çok da kendimin. Şimdi çeneni kapat ve aramaya devam et.



Klaus metin olmaya bunca saattir sakin davranmaya çalışmıştı ancak saatler ilerledikçe ve bir sonuca ulaşamadıkça metaneti yerini pişmanlığa ve korkuya bırakıyor, bu da Klaus'u çılgına çeviriyordu. Şu an acı mı çekiyordu? İşkence mi görüyordu? Ölmüş müydü çoktan? dünyayı onlara dar edeceklerini bile bile bu kadar beklerler miydi gerçekten? Sadece umdu, intikam için Caroline'a acı vermek için ölümü uzatacaklarını umdu. Bu ihtimal acı verse de en iyi ihtimaldi. Nasıl bu kadar bekleyebilmişti, nasıl onu öylece bırakabilmişti. Nefesi daralıyordu, Caroline'ın öldüğünü düşünmek onun için hayali, kötü bir senaryo gibiydi. Gerçekliğine asla inanamayacağı kötü bir kurgu. O kadar kısa zamandır, o kadar uzun ve kesintisiz bir mutluluk yaşatmıştı ki sıkılmak, uzaklaşmak bir yana dursun her an daha fazlasını istemiş, her an daha fazla bağlanmıştı ona. Artık bütün düşmanları onun en yumuşak noktasını, onu yaşarken ölüye çevirecek zaafını biliyordu. Caroline'ın ölümünün onun için bir yıkım olduğunu herkes biliyordu ve bu durumdan kurtulsa bile Caroline'ın başının yeniden belaya girmesi an meselesi olacaktı. Bir an için bunca zaman edindiği düşmanlara, yaptıklarına lanet etti. Ve herkese, tek tek acı çektireceğine ant içti.



***



Hayley hızla Caroline'ı tekrar bağlamak için koşarken David geri çekilip hayretle Caroline'a baktı. O kadar çok kan dökmüştü ki teni neredeyse griye dönmüştü. Ancak son bir hamleyle bileğindeki zinciri savurup David'in boğazına doladı ve kendisine çekerek dişlerini boynuna sapladı. Kanını büyük bir hızla ve iştahla 2 saniye de çekip baygın bedenini yere savururken diğer elini saran zinciri halkasıyla beraber söküp iki bileğine dolanmış olan zincileri Hayley'in bacaklarına kamçı gibi savurdu.


Hayley acıyla yere düşerken içeriye dalan kurt adamlar bir bir Caroline'ın üstüne atıldı. Caroline'ın işi bileğinde sallanan zincirler sayesinde oldukça kolay olmuştu. Her birinin başını vücudundan kolayca ayırıp onlarla savaştı. Hayley toparlanıp yerden kalkarken eline aldığı kazıkla Caroline'ın arkasına ulaşıp omurgasını parçaladı.


Bu defa acıyla yere yığılan Caroline olmuştu ancak savaşacak başka bir kurt adam da kalmamıştı. Hayley gülümseyip iyileşen yaralarına baktı.




Hayley: Bu işi artık bitirelim...



Caroline: Haklısın!



Caroline öfkeyle sıçrayıp Hayley'i yere yatırdı. Hayley kazığı kalbine doğru iterken Caroline' da aynı işlemi Hayley'e doğru uyguluyordu. Sonunda elindeki kazığı bir kenara fırlatıp ayağa kalktı. Hayley'in boğazını kavrayıp onu havaya kaldırdı. Elini hızla kalbine daldırırken öfkeyle söylendi...



Caroline: Sana elime geçen ilk fırsatta kalbini sökeceğimi söylemiştim. Beni dinlemeliydin!



Hayley: Bravo! Tıpkı onun gibisin biliyor musun? David'in duygularını kullandın tıpkı Klaus gibi birini manipüle edip alt ettin. Sırada ne var? Bebekleri mi öldürmeye başlayacaksın.



Caroline avucunun içinde tuttuğu kalbi biraz daha sıktı.



Hayley: Amacına ulaştın ama unuttuğun bir şey var. Klaus seni kurtarmaya gelmedi Caroline ve senin iğrenç bir şekilde galip gelmene neden oldu. Buradan çıktıktan sonra ona sarılıp herşeyi unutacak mısın? Öldürdüğün adamlar gözünün önüne gelmeyecek mi? Klaus istese seni çoktan bulurdu, sana aşık ama gücü her zaman sana tercih edecek...



Caroline öfkeyle kalbini sökmeden önce son kez;



Hayley: Dur! Elijaha, ona söyle... onu sevdim. Onu gerçekten sevdim Caroline ve ben masumdum bebeğim de öyle...



Artık Caroline'ın avucunda Hayley'in kalbi vardı, yerde de cansız bedeni. Bunun iyi hissettirmesi gerekiyordu. Onu yenmişti, tek başına ama nasıl? David'in zaafını kullanarak... Yavaşça kalbi yere bıraktı ve göz yaşlarına aldırmadan oradan çıkıp deli gibi, tepkisizce sokaklarda yürümeye başladı. Saatlerce yürüdü, hiç bir şey düşünmedi, hiç kimseyi aramadı eve dönmedi. Sadece yürüdü... Issız bir sokağa girdiğinde karşısında gördüğü vampir topluluğuyla irkilip arkasına döndü ancak sert bir gövdeyle karşılaşması uzun sürmedi. Gerileyip siyahi adamın yüzüne baktı...



Caroline: Sen...



Marcel: Tanıştığımıza memnun oldum Forbes, herkes sizi arıyor.



Marcel nezaketle Caroline'ın elini avucuna yerleştirip dudaklarına götürdü.



Marcel: Oldukça kanlı ve hoş görünüyorsunuz... etrafınızda Klaus'u yada çılgın kardeşlerini göremiyorum. Buradan çok cesur bir savaşçı olduğunuz sonucunu mu çıkarmalıyım?



Klaus: Caroline!!!



Caroline omuzunun üstünden arkasına, endişeyle kendisini izleyen Klaus'a baktı. Marcel tek bir el işaretiyle adamlarını etrafına toplayıp uzaklaşmak için yönelirken önüne geçen Klaus'la duraksadı.



Marcel: Şimdi olmaz dostum, tatlı eşin bu haldeyken olmaz. Bir an için hırslarına ara ver olmaz mı?



Elijah Caroline'ın koluna girerken Klaus başını çevirip Caroline'a baktı. Kendisine bakmıyordu, gözleri hayal kırıklığıyla doluydu. Marcel ve adamları ortalıktan uzaklaşır uzaklaşmaz Elijah'a bir mimikle ne istediğini gösterip hızla uzaklaşmasını izledi. Caroline tepkisizce iyileşmeye başlayan yaralarını tutarak ilerlemeye devam ediyordu. Klaus hızla onu kucağına alıp başını göğsüne yasladı.


Yol boyunca tek kelime etmediler... Klaus'un gözünden süzülen bir damla yaş Caroline'ın saçlarına karıştı sessizce. Klaus o kadar korkmuştu ki, hemen çözebileceği bir meseleyi Caroline'ın hayatını tehlikeye atacak ayrıntıları düşünerek büyük bir zamana yaymıştı ve zamanında yetişememişti. Bu olanlar kimsenin yanına kalmayacaktı ve tanrı şahit ki Klaus, Caroline'ı bir daha asla nefes alırken bile yalnız bırakmayacaktı.

 

 

Chapter Text

 

 

Klaus Caroline'ı yavaşça yatağa bıraktı. Gözleri ne onu korkuyla izleyen kardeşlerini görmüş, ne de aceleyle sıvışmaya çalışan Katherine ve kızını fark edebilmişti. Şu an tek düşünebildiği Caroline'dı.



Başını yastığa yerleştirip parmaklarını yüzünde gezdirdi. Ardından yavaşça karnına indirip parçalanmış kanlı kumaşın üzerine geldi. Vücudundaki yaralar geçmişti... ancak açılan yırtıklardan ve kana bulanan kıyafetlerinden ne kadar acı çektiğini tahmin edebiliyordu.



Yavaşça yanına oturdu, Caroline'ı küçük bir çocuk gibi kucağına alıp sarmaladı. Boşta kalan elini, Caroline'ın istem dışı titreyen çenesine yerleştirdi ve gözlerine bakması için tekrar zorladı. Caroline derin bir nefes alıp göz yaşlarını serbest bıraktığında bir an için kalbine kazık saplandığını sandı. Hiç bişi yapamadı, sadece ona baktı. O kadar canı yanıyordu ki...


Ne bir şey söyleyebilecek yüzü ne de onu teselli edebilecek bir cümlesi vardı. Caroline'ın çelimsiz omuzlarını kavrayıp kaburgalarının içine sokarcasına sarıldı ona. Saçlarına kondurduğu öpücükler şiddetlenen hıçkırıklarla ıslak ve kanlı dudaklarına ulaştı. Caroline çığlık atıp Klaus'u yumruklamaya çalışırken o hiç aldırmadan onu öpmeye devam etti.


Klaus: Seni seviyorum Caroline, özür dilerim... yaşamak zorunda olduğun herşey için, hayatının bu hale gelmesine izin verdiğim için, herşey için özür dilerim.





***





Saat sabahın erken saatlerini gösterirken Klaus kollarında ancak uykuya dalan, ağlamaktan yorgun düşen kadınının saçlarına bıkmadan bir öpücük daha kondurdu. Caroline hala kanlar içindeydi, böyle uyanmasını olanları tekrar hatırlamasını istemiyordu. Kucağına alıp duşa ilerlemeye başladı...


Caroline kucağına aldığı an gözlerini açmıştı ancak uyandığını hiç belli etmeden, gözlerini tekrar sımsıkı kapatarak bedenini Klaus'un kontrolüne bıraktı.


Küvete girdiklerinde Klaus onu sadece yıkamıyor adeta kutsuyordu. Dudakları tüm bedenini öylesine bir özlemle turladı ki, Caroline onun şefkatine o kadar açtı ki sesini dahi çıkarmadı. Yüzünü boynuna gömdü. Klaus'un şah damarından süzülen su damlacığı dudaklarına düştüğünde hiç düşünmeden aralayıp tadına baktı. Tenini, sıcaklığını, kokusunu, saçlarını o kadar özlemişti ki, ona sevgiyle dokunmasına o kadar açtı ki sadece inledi.


Nefes alıp verişleri Klaus'u heyecanlandırsa da onun aklında seksten fazlası vardı. Ruhu Caroline'a açtı, önce onu doyurmalıydı.




***





Kol viski şişesini kafasına diken Rebekah'a bakıp öfkeyle tısladı...


Kol: Klaus seni o tabutlardan birine kapatmadan buradan uzaklaşsan iyi olur...


Rebekah: Sen neden bahsediyorsun?


Kol: Ciddi olamazsın?


Rebekah: Bu benim suçum değil!!


Kol: Elbette senin ve aptal cadının suçu... Hala yaşadığını duydum Klaus muhtemelen onun ciğerlerini akşam yemeğinde sana sunacaktır.


Elijah: Kesin şunu, duyacaklar. Caroline yeterince yıprandı.


Kol: Evet buna senin de katkın büyük sevgili ağabeyim...


Elijah: Kol gerçekten, hiç sırası değil.


Rebekah: Haklı olmadığını söyleyemezsin, olayın baş kahramanlarının ikisi eski sevgilindi.


Elijah: Bunu sen mi söylüyorsun?


Kol: Ne kadar zavallı bir durumda olduğunun farkında mısın Rebekah? azıcık ilgi gördüğünde aptal bir kedi gibi sahibinin dizlerine kıvrılıveriyorsun.


Elijah: Tamam... bu kadar yeter. Yeterince gerginiz burada birbirimizi suçlayacak konumda değiliz zira bu birimizin suçu değil, bunu el birliğiyle bilmeden de olsa biz yaptık.


Rebekah: Biliyor musun Kol bence yaptıklarından sonra Klaus o sevimli cadının icabına bakacaktır. Hani şu etrafında dolaştığın kaltaktan bahsediyorum.


Klaus: Yeter!!!


Klaus öfkeyle Rebekah'a doğru ilerlerken Elijah saniye hızıyla önüne geçip onu durdurmak için hamle yaptı. Ancak bu defa da Klaus'un öfkesinden o nasibini aldı.


Klaus: Nasıl bu kadar aptal olabilirsin, seni defalarca uyardım. Nasıl bu kadar kör olabilirsin... bu kadar mı zavallısın bu kadar mı çaresizsin? Ya sen Elijah? o sürtüğün ipini sıkı tutmanı söylemiştim. Dünyanın en tehlikeli ailesi nasıl oluyorda bu kadar kolay avlanabiliyor?!!


Rebekah ağlamaya başladı, Kol lafın kendisine gelmemesinden memnun olsa da Klausdan korkuyordu, korkuyordu çünkü kardeşini çok iyi tanıyordu. Klaus bu meseleyi öylece geçiştirmeyecekti özellikle de Caroline bu kadar kötüyken.



Klaus en büyük suçun kendisinde olduğunu düşünüp, zamanında yetişememenin pişmanlığla acı çekerken yaralı bir hayvan kadar saldırgan davranıyordu. Zira her zaman kendi hatalarını öretecek bir perde bulurdu. Ancak bu defa oldukça haklı olduğu bazı konular vardı, Rebekah'ın hayalperestliği, Elijah'ın tedbirsizliği ve Kol'un bencilliği onu çileden çıkarmıştı. Caroline ile son kavgaları da düşünülürse Klaus vicdan azabından ne yapacağını şaşırmış vaziyetteydi.


Öfkesi o kadar yıkıcı, sözleri o kadar kırıcı ve güçlüydü ki haykırışları ve bahçedeki mobilyaların oradan oraya uçup parçalanma sesleri Caroline'ın odasına kadar gelmişti. Yavaşça gözlerini aralayıp pencereye doğru ilerlemeye başladı.



Klaus Rebekah'ı omuzlarından tutmuş sarsıyordu.


Rebekah: Klaus lütfen... ben... ben sadece...



Klaus: Sen sadece küçük, aptal bir zavallısın hala onun hayatı için göz yaşı dökebilecek kadar aptal bir zavallı!!!



Caroline: Kes şunu.



Caroline'ın kısık ancak güçlü uyarısıyla Klaus'un büyük bir alev kütlesi halini alan öfkesi bir anda sönüvermişti. Başını utanarak omzunun üstünden Caroline'a çevirip ona bakmaya çalıştı.



Caroline: Oldu ve bitti. Belki birbirimizi suçlamadan önce kendimizi muhasebe edebilirsek bir daha bütün bunların yaşanmamasını sağlayabiliriz.



Klaus ellerini Rebekah'ın omuzlarından çekip hızla Caroline'ın yanından geçerek odalarına doğru ilerledi. Caroline sarındığı battaniyeyi kanepeye atıp ayıcıklı pijamalarıyla hemen arkasından gidip oldukça güçlü bir biçimde kapıyı çarptı.



Caroline: Senin sorunun ne?!



Klaus: Benim sorunum sensin, benim sorunum senin onların sorumsuzlukları yüzünden...



Caroline: Benim bu halde olmamın tek bir nedeni var Klaus, o da sensin. Kendi dünyanda o kadar kayboluyorsun, hırsların gözlerini o kadar kör ediyor ki önüne bakıp koşmaktan arkanda yıkıp bıraktıklarını göremiyorsun. Seni bekledim, saatlerce... Biliyordum geleceğini, beni o cehennemden çekip çıkaracağını ama gelmedin. Kendimi güçsüz hissetmeme değersizleşmeme neden oluyorsun demiştim ya... işte görüyorsun bir kere daha haklı çıktım. Senin tarafından kurtarılmaya o kadar odaklanmıştım ki kendi gücümün farkına varamadım, sonra durdum ve düşündüm kendi başıma başarabilirim dedim ve başardım da ama nasıl hissediyorum biliyor musun? bok gibi!!! ben 4 kişi öldürdüm bunlardan biri anneydi, bir zamanlar... sen onun bebeğini öldürmeden önce. Ve sonra kurtarılması gerekenin ben değil sen olduğunu düşündüm ama hayır, ben seni kurtarmaya çalışırken değişiyorum Klaus. Sen oluyorum! ben sen olmak istemiyorum. Acımasız bir seri katile dönüşmek istemiyorum. Sadece bana açtığın o kapıdan girip seni oradan çıkarmak istiyorum gerçek seni istiyorum. Hırslarıyla boğuşan bir Klaus'u değil.



Klaus: Böyle mi düşünüyorsun? hırslarımı sana tercih ettiğimi mi? Beni gerçekten tanıdığını sanıyorsun ama... Caroline... ben...



Caroline: Beni yalnız bırak!!!



Klaus: Şu anda söylediğin herşeyi kabul edip böyle bir adam olduğumu söylememi istiyorsun. Kapıyı çarpıp gitmemi ve yeniden hatalar yapmamı, seni yeniden yeniden ve yeniden hayal kırıklığına uğratmamı!



Klaus, Caroline aldığı nefesi verdiği an yanında biterek belini kavradı ve hızla kendisine çekti.



Klaus: Ama bunu yapmayacağım, senden vazgeçmiyorum Caroline. Ne söylersen söyle ikimizde böyle düşünmediğini ikimizde sana olan zaafımı, seni ne kadar sevdiğimi bildiğini biliyoruz. Ama sen o kadar acımasızsın ki benim kim olduğumu bildiğin halde beni olmadığım adamla cezalandırıyorsun. İkimizde benim kim olduğumu bildiğini biliyoruz, hatalar yapan, canını yakan fakat senden asla vazgeçmeyen, geçemeyen... Şunu iyi dinle ve kafana sok seni asla bırakmayacağım Caroline, asla. Çünkü biliyorsun gidersen herşey biter... ben biterim. Sen de...


Dudaklarına yaklaşıp tehdit edercesine tekrar fısıldadı,


Klaus: Sen de bitersin.


Caroline şaşkın bir ifadeyle gerileyip korkuyla ayaklarını toplayarak yatağa gömülürken Klaus da öfkeyle odasından çıkıyordu.


Telefonu çalarken ekranda yazan isimle gülümsedi. Ne yazık ki bu gülüşü iyiye işaret değildi.

 

Chapter Text

 

 

Klaus Caroline ile az önce yaşadığı tartışmadan sonra, dikkatinin bir anda yeniden hırslarına yöneldiğini fark etmeden, telefonu kapatıp hızla kapıya ilerledi.

 

Bu sırada Caroline'ın odasına ürkek adımlarla ilerleyen Rebekah'ı bile fark etmemişti. Rebekah kapıyı hafifçe tıklatıp içeri girdi. Caroline başını diğer yöne çevirip gözlerini silerken Rebekah yatağın ucuna ulaşıp oturmuştu.

 

Rebekah: Göz yaşlarını benden saklamana gerek yok Caroline, Nik'in aksine ben gözyaşlarının bir zayıflık olduğunu düşünmüyorum.

 

Caroline: Rebekah eğer abini çekiştirmeye, onun hatalarını yüzüme vurmaya gelsiysen...

 

Rebekah: Hayır hayır... niyetim bu değil. Ben sadece özür dilemek istedim. Nik'i suçladığını biliyorum ve bende burada oturup sana daha fazlasını anlatmayacağım. Ben sadece... Caroline bak pek iyi anlaşamadığımızı biliyorum ama Klaus bunu hak etmiyor. Asırlar sonra ilk defa onu bir şey için çabalarken görüyorum biliyorum yeterli değil ama o çaba gösteriyor Caroline bunu görmezden gelemezsin, evet önceden hayatına giren hiç kimseye benzemiyor, Elenanın iplerini elinde çevirdiği Salvatore kardeşlere de benzemiyor ama bu senin için çaba göstermediği anlamına gelmiyor. Seni seviyor ve inan bana sen ortadan kaybolduğunda onu ilk defa kontrolünü kaybetmiş bir vaziyette buldum. O her zaman can sıkıcı soğuk kanlılığıyla övünür ve nasıl başarıyorsa bir şekilde olayları hemen çözümler, ama sen ortadan kaybolduğunda... O kadar korkmuştu ki mantıklı düşünemedi. İnan bana tek sebep bu...

 

Caroline: Rebekah teşekkür ederim ama eğer öyleyse bile bunu kendi başıma halletmek istiyorum.

 

Rebekah: Biliyorum. Yine de... Bana ihtiyacın olursa burada olacağım.

 

Caroline: Teşekkürler...

 

Rebekah Caroline'ın arkadaşlığını her ne kadar reddetse de onu en iyi anlayabilen ve asla sırtından vurmayacak kişinin o olduğunu bildiğinden Caroline'a bağlanmıştı. Tıpkı Klaus gibi...

 

 

 

***

 

 

 

Klaus hava kararmaya başlarken Marcel'in mekanından içeri girdi. Beklediği gibi Mikael de oradaydı... O gülümsemeyi çok iyi biliyordu, Mikael Marcel ile iş birliği yapmış muhtemelen ak meşe kazığını kalbine saplayabileceği en uygun anı bekliyordu.

 

Klaus: Bak sen... Birileri yine sevgili annemden yardım almış. Öyle sanıyorum ki Ben öldüğümde yarattığım tüm vampirlerin cehennemi boylayacağını biliyorsun Marcel, bu durumda annemin sana bir büyüyle yardımcı olduğunu sanıyorum.

 

Marcel: Öngörülerin her zaman doğru çıkıyor dostum.

 

Klaus: Fakat sevgili üvey oğlumun benim kadar yetenekli olduğunu söyleyemeyeceğim.

 

Mikael: Marcel her zaman kendisi için en iyi olanı seçti, tercihlerinde hiç yanılmadı tıpkı sen buradan kaçıp gittiğindeki gibi...

 

Klaus: Ah evet, şu ihanet... Biliyor musun Mikael senin de en az onun kadar zavallı olduğunu düşünüyorum.

 

Mikael: Demek artık bana ismimle hitap ediyorsun.

 

Klaus: Aslında daha nahoş hitap şekilleri deneyebilirdim ama bunca yılın hatrına ölmeden önce kalbinin kırılmasını istemezsin diye düşündüm.

 

Mikael korkunç bir kahkaha atıp oturduğu yerden kalktı.

 

Mikael: Peki, planın ne koca kurt?

 

Klaus: Söylersem bir eğlencesi kalır mı?

 

Ester: Niklaus!

 

Klaus: Ben de nerede kaldın diye meraklanmaya başlamıştım.

 

Ester: Beni ikinci kez öldürdün...

 

Klaus: Ve sende üçüncüye yetişmeye karar verdin.

 

Ester: Her zaman bu kadar sevimsiz değildin Niklaus.

 

Klaus: Evet beni bir canavara dönüştürmeden önce senin için oldukça zararsız ve sevimli olduğumu düşünüyorum. Özellikle yasak aşk meyven olarak sevgili kocan bana işkence ederken oldukça keyif almış olmalısın. Biyolojik babam seni terk ettiği için ve sanırım onun bir parçası olduğum için acı çekmem seni oldukça keyiflendirmiştir. Ama görüyorsun ya şimdi işler değişti, güç dengeleri de. Bu defa acı çeken taraf kim olacak hep birlikte göreceğiz.

 

Klaus'un yaptığı konuşmadan sonra Mikael'in yüz kasları iyiden iyiye gerilmişti.

 

Mikael: Bu kadar konuşma yeter!

 

Klaus: Beni öldürmek için 1000 yıl bekledin, Birkaç dakika senin için sorun olmamalı.

 

Mikael paltosunun iç cebinden çıkardığı ak meşe kazığını Klaus'un göz hizasına kaldırdığı anda Klaus müthiş bir baş ağrısıyla dizlerinin üstüne çöktü. Mikael başına gelip elindeki ak meşe kazığıyla durduğunda Klaus sinir bozucu bir kahkahayla gülmeye başladı.

 

Mikael: Bu kadar komik olan ne?

 

Mikael Klaus'un omzunun üstüne baktığını görünce başını çevirip arkasına baktı. Aynı anda Elijah ve Marcel Mikael'in üstüne kapaklanıp yerde hareketsiz kalmasını sağladı.

 

Klaus cebinden çıkardığı hançeri Esterin kalbine fırlatıp bedeninin yere yığılışını izlerken dizlerinin üstünde kalkıp balkonda duran Rose'a baktı.

 

Klaus: Koruma büyüsü için minnettarım.

 

Mikael: Bu da ne!!! Marcel bir anlaşmamız vardı!!!

 

Marcel: O anlaşma sen ve kaçık karın beni kandırmadan önceydi! Klaus öldüğünde ben ve bütün adamlarımda ölecektik öyle değil mi? Bana yalan söylediniz öyle bir büyü yok. Neyse ki Klaus beni zamanında uyardı ve bir anlaşma yaptık. Seni aydınlatmama izin ver;

 

 

 

 

 

 

 

Flashback: (3saat önce)

 

Rose ve cadılar ormanda ilerlerken tedirgindiler, tıpkı karşılarından kendilerine doğru ilerleyen Marcel ve adamları gibi.

 

Marcel: Klaus! Lanet olası! Burada neler oluyor?

 

Klaus: Öncelikle davetime geldiğiniz için minnettar olduğumu söylememe izin verin.

 

Rose: Klaus, neler oluyor?

 

Klaus: Sevgili üvey oğlum, babamla yaptığın anlaşmadan haberdar oldum ve tabi annemle de fakat eksik Birkaç nokta olduğunu belirtmem gerekiyor. Ama bana inanmayacağını biliyorum.

Sevgili Rose cadı meclisinin ne kadar zor durumda olduğunu biliyorum. Size yardım etmeyi teklif ediyorum, bu şehirde artık özgürce büyü yapabilecek ve vampir saldırılarına uğramayacaksınız.

 

Rose: Ne istiyorsun?

 

Klaus: Karşılığında sadece iş birliği.

 

Rose: Sana güvenebileceğimizi nereden bileyim?

 

Klaus: Rose iyi bir cadı olduğunu biliyorum, büyük annen de öyleydi. Bana söylemeni istiyorum ben öldüğümde yarattığım vampirlerin bana olan şeyin aynısını yaşamaması için bir yansıma büyüsü olduğu doğru mu?

 

Rose gözlerini kaçırdı.

 

Rose: Sen neden bahsediyorsun?

 

Klaus: Hadi ama annemin bu şehre gelir gelmez kendine yandaş olarak sizleri seçeceğinden o kadar eminim ki.

 

Rose: Biz birbirimize ihanet edemeyiz dengeyi korumak zorundayız.

 

Klaus: Öyle mi? Biliyor musun ben bu işten sen olsan da olmasan da zaten yırtacağım. Asıl soru şu siz ne istiyorsunuz? Bu şehirde, evinizde rahatça yaşamak? Ya da şimdi burada ölmek?

 

Rose: Aile işlerinize bizi bulaştırmayın.

 

Klaus: Çoktan bulaştın bile güzelim, şimdi söyle bana... bu mümkün mü? Ben öldüğümde yarattığım vampirlerin kurtulması mümkün mü?

 

Rose: Tanrım...

 

 

Klaus: Rose?

 

Marcel: Ona cevap ver yoksa tanrı şahidim olsun ki seni ben öldürürüm!

 

Rose: Bu mümkün değil, doğa bunu mümkün kılamaz. Dahası bu mümkün olsa bile hiçbir cadı bunu yapmaz bu bir kara büyü cennete gidip huzur bulmak isteyecek Ester'in cehennemi garantileyecek bu büyüyü yapması imkansız.

 

Klaus: Yani bu bir yalan?

 

Rose: Evet...

 

Klaus: Diğer cadılar evlerine dönebilir artık güvendesiniz, Rose... sana ihtiyacım var. Burada kalsan iyi olur. Size gelince... Sana şehrin hakimiyetini yeniden vereceğim ve adamlarını şu kurt sürüsüne karşı koruyacağım karşılığında istediğim tek şey ise...

 

Marcel: Unut bunu, asla olmaz. Ailen sana karşı kullanabileceğim tek koz sana asla güvenmem.

 

 

Klaus: Başka bir seçeneğin yok. Ben ölürsem sen de ölürsün.

 

 

 

 

 

****

 

 

 

 

 

 

 

Rose: Pekala burada işim bittiğine göre artık gidebilir miyim?

 

Klaus: Elbette canım.

 

Mikael: Piç kurusu!!!

 

Klaus ak meşe kazığını alıp son kez havaya kaldırdı.

 

Klaus: Sana yaptığın herşeyi ödetmenin daha acı verici bir yolunu bulmayı dilerdim ama inan bana seninle kaybedecek zamanım yok...

 

Mikael göğsüne batan ak meşe kazığıyla alev alırken Marcel Klaus'a baktı. Yüzünde karmaşık bir ifade vardı en önemlisi artık ondan korkmuyordu ve egolarına yenilmemişti.

 

 

 

Klaus Mikael'ın ölümünün ardından anne ve babasına bir cenaze töreni hazırlanması talimatını verip oradan ayrıldı. Marcel şaşkındı... Sözünü tutacağını düşünmemişti.

 

 

Klaus aracına binmek üzereyken arkasında hissettiği nefesle bir anda dönüp David'in boynunu kavradı.

 

Klaus: Gerçekten de aptalsın çocuk!

 

David: Lütfen, beni öldürmek istediğini biliyorum ama önce dinle sonra ne yapmak istiyorsan yapabilirsin.

 

Klaus derin bir nefes aldı, Caroline'ın söylediklerini hatırladı David hala yaşıyorsa bu Caroline'ın merhametiyle gerçekleşmişti, bundan emindi ve bunu mahvetmek düşüncesi bir an Caroline'ın hırsları hakkında söyledikleriyle bölündü.

 

Klaus: 30 saniyen var.

 

David: Hayley'in ailesi, ölümsüz kurt adamlar, büyülü... onlar... onlar Caroline için gelecekler...

 

Klaus: Nefes al ve doğru düzgün anlat şunu!

 

David: Çok tehlikeliler, Hayley onların lideriydi ve onu öldürdüğü için şimdi çok kızgınlar, Caroline'ı istiyorlar. En önemlisi şehre geri yerleşmek istiyorlar!

 

Klaus David'i itip aracına bindi ve endişeyle eve ilerlemeye başladı.

 

 

 

 

 

***

 

 

 

 

 

David bir iki adım attıktan sonra karanlık sokağa doğru ilerlemeye balşadı. Ancak arkasından duyduğu ses...

 

Rebekah: Demek hala yaşıyorsun?

 

David: Sanırım... senin sayende...

 

Rebekah ani ve beklenmedik bir hamleyle David'e yaklaşıp elini kalbine soktu...

 

Rebekah: Tanrı aşkına neden hep böyle oluyor? Aptal olduğum için mi? Merhametli olduğum için mi? Neden değer verdiğimde hep kaybeden ben oluyorum? Biliyor musun? Bu defa öyle olmayacak. Bu defa kaybeden ben olmayacağım!

 

Rebekah elini David'in göğsünden çıkarırken kalbini elinde tutuyordu.

 

Rebekah: Böyle olmam gerekiyorsa... onlara istediğini vereceğim.

 

End Notes:

Yorumlarınızı özledim, siz bir şeyler söylemeyince benim yazasım gelmiyor :(

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

2015 herkese güzellikler, mutluluk, sağlık, huzur getirsin :)

 


 

 

Klaus kapıyı sessizce kapatıp merdivenlere ilerlemeye başladı. Adımları o kadar yavaş ve sessizdi ki Caroline'ın geldiğini duyup yeniden uyuyor numarası yapmasını, bir gününün daha onsuz geçmesini istemiyordu.
Kapıda belirir belirmez Caroline'ın elindeki kıyafetleri hayava fırlatıp gözlerinin fal taşı gibi açılmasını zevkle izledi.



Klaus: İyi akşamlar...



Caroline derin bir nefes alıp işine devam ederken Klaus kaşlarını kaldırıp gülümsedi.



Klaus: Bana hala kırgınsın.



Caroline gürültülü bir şekilde dolabın kapağını kapatıp sabahlığını omuzlarının üstünden aşağı bıraktı. Saten kumaş bel oyuntusunu aşıp kalçalarına, oradan da ayaklarının dibine süzülürken Klaus yutkunup Caroline'ın beline sarıldı.



Klaus: Seni çok özledim...



Caroline tek kaşını kaldırıp omuz silkti, teslim olmamaya kararlıydı. Bunca şeyden sonra bu kadar ucuz kurtulamazdı dahası konuşmaları gereken binlerce şey vardı, hepsini kafasında tasarlamıştı ne derse desin onu alt edecekti, bütün cevapları hazırdı kurtulma şansı yokt... tanrım ne yapıyor böyle bu!?



Klaus parmak uçlarını Caroline'ın göbek çevresinde iç gıcıklatan bir ritimle döndürüp göğüslerine ulaştı, göğüsleri avuçlarını doldururken bir kez daha fısıldadı:



Klaus: Seni özledim...



Caroline dokunuşlarının yumuşaklığıyla bir an titreyip yoldan çıkacaktı ki, Klaus'un bu zayıflık karşısında küçük kahkahasıyla irkilip ellerinden kurtuldu.



Caroline: Konuşmamız gerekiyor.



Klaus: Ne diyeceğini biliyorum, suçumu da unutmuş değilim. Sadece zor bir gün geçirdim ve sana ihtiyacım var.



Caroline kollarını bağlayıp tek kaşını kaldırdı...



Klaus: Lütfen?



Caroline: Bu kadar kolay değil mi ne hissettiğimin senin için bir önemi yok, ne kadar kırıldığımın... seni nasıl özlediğimi biliyor musun? günlerdir bir şeyler yapmanı bekliyorum, bütün bunları unutturacak herhangi bir şey seninse tek yaptığın beni eve kapatıp...



Klaus: Konuşmak isteseydim bana izin verir miydin? Hadi ama yüzüme bile bakmıyorsun!



Caroline: Klaus ben... gerçekten çok yorgun hissediyorum.



Klaus: İşte yine aynısını yapıyorsun!



Caroline: Lütfen... yalnız bırak beni.



Klaus yavaş yavaş sinirlenmeye başlasa da kontrolden çıkmak istemiyordu. Tekrar denedi, yavaşça yaklaşıp sarıldı sıkıca Caroline kollarından sıyrılıp yatağa gitmeye çalışsa da bırakmadı.



Klaus: Caroline çocuk gibi davranıyorsun.



Caroline bir anda sinirlenip bağırmaya başladı.



Caroline: Lanet olsun sadece beni rahat bırakmanı istiyorum.



Bu ani çıkış ve sesindeki sert hatta "yüksek" ton Klaus'u sinirlendirmişti. Bir anda kontrolden çıkıp Caroline'ı duvara adeta çarpar gibi yasladı saçlarını parmaklarına dolayıp başını kendisine çevirdi. Caroline yaşadığı adrenalin patlamasıyla sarsılıp dişlerini çıkardı. Klaus'un bir anlık şaşkınlığından faydalanıp vücudunu Klaus'un vücuduna çevirdi. Gözleri simsiyahtı...



Caroline: Sırada ne var? Bana zorla sahip mi olacaksın? yapmadığın bir bu kaldı çünkü!



Klaus ciğerleri şişmişcesine acılı bir nefes aldı. Arkasını dönüp ani bir hızla odayı terk etti. Bu hareketi şaşırtıcı bir şekilde Caroline için yıkıcı olmuştu. Onunla konuşacağını, yumuşatmaya çalışacağını düşünmüştü bu kadar çabuk pes etmesi canını yakmıştı. İşin aslı bu kedi fare oyunundan o da sıkılmıştı. Bir anda kendisini bile şok eden bir hıçkırıkla yatağa yığılıp ağlamaya başladı dakikalarca öfkeyle içli içli ağladı. Yataktan kalktı aynaya baktı, hayır sakinleşemiyordu. Bu defa bir hamleyle kitaplığı yerle bir etti artık sinirden çığlık atıyordu nasıl oluyor da haklıyken onun karşısında yenilgiye uğrayabiliyordu. Onunla savaşmayı seviyordu aslında, ama bu defa değil. Bu defa gerçekten çok öfkelenmişti Klaus haklı mıydı? abartıyor muydu? şımarıklık mıydı bu?



Caroline: Ben bile kendimi suçluyorum lanet olsun!



Caroline hiç bir şey düşünemeyecek haldeydi odadan çıktığı gibi misafir odasının yolunu tuttu. Gelen yoğun alkol kokusundan orada olduğunu anlamıştı. Kapıyı sertçe açıp yatağın üstüne pişkin bir ifadeyle uzanan ve içkisini yudumlayan Klaus'a baktı. Klaus bu durumdan oldukça keyif almışa benziyordu. Sadist bir içgüdüyle sonlandırmamak için elinden geleni yapmak istedi bir an, Caroline ile aşkın her halini yaşamıştı ama bu derece heyecanlısını ilk defa tadacaktı.



Caroline yatağın başına ilerleyip Klaus'a baktı. Nefes hızıyla karşısına dikilen Klaus elindeki şişeyi Caroline'a uzattı. Şişeyi hiç düşünmeden kafasına diken Caroline büyük bir yudum aldıktan sonra şişeyi duvarda parçalarına ayırdı. İkisi de büyük bir öfkeyle derin derin nefesler alıyordu. Bu durum vücutlarındaki adrenalini yükseltiyor bir yandan da tutkularını körüklüyordu.



Klaus daha fazla dayanamadı. Caroline'ı saçlarından yakalayıp dudaklarını dudaklarına yasladı. Daha önce hiç bu kadar tutkulu öpüştüklerini hatırlamıyordu. Klaus'un öpüşleri o kadar kuvvetliydi ki her dil darbesinde Caroline'ın başı aşağı yukarı hareket ediyordu. Dudaklarıyla çenesinden aşağı yol çizdi. Vahşi bir hayvan gibi geceliğini parçalayıp iç çamaşırlarına ulaştı.


Dantel detayları sayesinde dişisel hazineleri en ince ayrıntısına kadar gözlerinin önündeydi. İç çamaşırlarının üzerinden dudaklarını bacaklarının arasına bastırdı. Caroline'ı ilk defa bu kadar kendinden geçmiş bir halde görüyordu. Bir bacağını omzuna atar atmaz Caroline'ın güçlü bir çığlık atmasını sağlayacak derecede sert bir hamleyle dudaklarını hareket ettirmeye başladı. Klaus'un kalın dudaklarını teninde hisseden Caroline sadece kendinden geçmiş bir halde inleyebildi...


Doruğa ulaşmak üzereyken Klaus dudaklarını aniden çekip Caroline'ın bacağını omzundan indirdi. Dudaklarıyla tekrar yukarı çıkıp Caroline'ın bedenini sarmaladı. Caroline yaşadığı zevk denizinde balıkken, aniden nefes alamayan bir insana dönmüştü. Klaus bilerek doyuma ulaşmasına izin vermemişti Caroline'ın bu vahşi halinden bir şey kaybetmesini istemiyordu. Onu biraz daha öfkelendirmek??? Neden olmasın??? Klaus gülümsedi. Caroline dişlerini Klaus'un dudaklarına geçirip onu sertçe öpmeye başladı. Klaus acı çekmek bir yana bundan oldukça büyük bir zevk alıyordu.


Bir hışımla Caroline'ı duvara doğru yaslayıp bileklerini kalçasının üstünde birleştirdi. Tek eliyle kemerini çözüp Caroline'ın bileklerini kemerle arkasında sıkıca bağladı. Caroline'ın bedenini duvara doğru yaslayıp pantolonunu çözdü kalçalarından yakalayıp sertçe kasıklarına çekti. Kalçası sert bir ritimle Klaus'un kasıklarına çarparken, içinde olmanın verdiği zevkle Klaus daha da vahşileşiyordu. Öyle ki verdiği zevk acıya dönmeye başlamıştı. Ama umurunda değildi Caroline ruhunu ve bedenini şeytana çoktan teslim etmişti. Klaus Caroline'ın bileklerini bağladığı kemere parmaklarını geçirip Caroline kendisine doğru daha sert çekmeye başladı. Caroline yüzünü duvara yaslayıp gözlerini kapattı. Şimdi kulaklarında sadece Klaus'un kendini kaybederken çıkardığı şehvet dolu sesler vardı. Özünü içinde hissederken başını duvardan kaldırdı, dizleri titriyordu kendisini geriye Klaus'un merhametine bıraktı. Caroline kollarına yığılır yığılmaz Klaus bileklerini çözüp yavaşça yatağa bıraktı. Hala oldukça istekliydi hala onu istiyordu.



Klaus: Gözlerini aç. Diye buyurdu...



Caroline gözlerini açıp üstüne eğilen adama baktı. Bacaklarını araladı hala zirveye ulaşamamıştı yorgundu ancak Klaus'un bir an önce içine girip ona zevki tattırmasını istiyordu. Öyle de oldu... Klaus içine yeniden girerken titreyip Caroline'ın göğsünü ısırdı. Lanet kadın onu nasıl bu kadar etkileyebiliyordu. Nasıl bu kadar zevk verebiliyordu.

Kollarını kalçasının altına geçirip bacaklarını sırtına dolamasını istedi Caroline bacaklarını sıkıca dolayıp kendisini ritme bıraktı. Klaus dudaklarını Caroline'ın boynuna gömüp hızlandı, Caroline bir an için cennetin kapılarını araladığını düşündü daha önce tatmadığı bir zevki tadıyordu doyuma ulaşmak için o kadar bekledikten sonra, her seferinde zirveye çıkıp istediğini alamadan döndükten sonra çok daha duyarlı bir hale gelen vücudu adeta Klaus'a itaat ediyordu.

Kendini yeniden kaybetti, kalp atışlarını neredeyse sırtında hissedebiliyordu, parmakları uyuştu, gözlerini açamıyordu. Klaus'un beline doladığı bacakları karıncalanmaya başladı. Aldığı zevk yüzünden benliğini yitirmek üzereydi.

İnlemeleri yalvarışları Klaus'un hızını ve sertliğini arttırmasına neden oldu. Caroline İlk orgazmını yaşarken Klaus'un omuzlarına geçirdi tırnaklarını. Bacaklarını iki yanına açıp titredi. Ancak bir sorun vardı, Klaus hiç durmadı aynı hızla devam etti Caroline bayılacağını hissettiği an Klaus'u içinden çıkması için göğsünden itti ancak Klaus durmadı, devam etti o sırada Klaus da doyuma ulaşmıştı.

Caroline vampir dişlerini çıkarıp Klaus'un şah damarını parçaladı. Klaus aldırmadan Caroline'ı yeniden doyuma ulaştırdı. Caroline titreyerek bacaklarını kendisine çekti. Bacaklarının arasından fışkıran şey de neydi? Zevk dolu bir çığlık attı. Zevk suyu Klaus'un üstüne fışkırmaya devam ederken kasıklarında hiç hissetmediği bir ağrı oluştu ama hala tadabildiği zevk acıyı sıfıra indirgiyordu. Daha fazla dayanamadı ve gözlerini kapatıp kendisini kollarının arasına alarak öpen erkeğinin kollarında uyuya kaldı.

Öfkesinden, adrenalinden eser yoktu... Klaus ile sorunları mı? Caroline kendini bile unutmuştu.

Şimdilik...



***



Caroline öğle sıralarında gözlerini açıp nihayet uyanabilmeyi başarmıştı. Kollarını iki yanına açıp iyice gerindi. Bir an dün gece geldi aklına, tanrım! neler yapmıştı öyle. Sonra küçük yaramaz bir kız gibi sırıttı. Klaus her zaman ki gibi yanında yoktu. Dün geceden sonra onunla uyanmamak kötü hissetmesine neden olsa da... bir dakika o da ne?


Caroline çarşafların üstünde hissettiği cisimlerin ne olduğuna bakmak için karma karışık yatağın üstündeki çarşafı araladı... Bunlar Klaus için hazırladığı dilek kartları değil miydi?


Üstlerinde bir şeyler yazıyordu... Caroline avucunun içine topladığı kağıtları kucağına bırakıp tek tek okumaya başladı:



"Beni affeder misin?"


Bir an için aptal aptal gülümsedi elindeki kadığı yanına koyup diğerini aldı:


"Beni sevmekten asla vazgeçme"


Daha bir kutu dilek kartı vardı okunacak ve Caroline şimdiden çok mutlu olmuştu... sonra bir an için bakışlarını yere çevirdi. Beyaz güller... Gülümsedi. Ayağa kalkıp gülleri takip etti, çok klasikti ama kesinlikle hoşuna gitmişti. Güller merdivenlere kadar devam ediyordu ve merdivenlerden aşağı ve...

 

 

Chapter Text

 

 

Caroline mutfakta yarı romantik, yarı erotik geçen beyaz güller arasında ki kahvaltı jestinden sonra Klausla küvete girip barışma seksini uzatmaya karar vermişti.


Klaus yüzünde büyük bir rahatlamayla göğsünde uzanan Caroline'ın alnına bir öpücük bıraktı.


Caroline: Artık yataktan çıkmamız gerektiğini biliyorum ama bu... tanrım bunu bütün gün tekrarlayabilirim.


Klaus: Bunun için çıldırıyorum...


Klaus Caroline'ın üstüne tırmanıp dudaklarını öptükten sonra başını yükseltip altında çırılçıplak uzanan kadınına bakarak;


Klaus: "Ama kız kardeşim bizi rahatsız etmeye çalışmaktan asla vazgeçmeyecektir." Der demez Caroline kaşlarını çatıp yataktan fırladı.


Caroline: Tanrım, onu hissetmedim burada olduğunu neden daha önce söylemedin!


Caroline iç çamaşırlarını giyerken Klaus keyifle gerinip çarpık gülümsemesiyle onu izlemeye başladı.


Klaus:"Şey sanırım hissettiğim anda seni..." diyip durdu ve iç geçirdi."Seninle sevişmekle meşguldüm."


Caroline kızarıp kıkırdadı.


Caroline: Çok edepsizsin Klaus...


Klaus: Bunu bir iltifat olarak alacağım.



***



Caroline ve Klaus nihayet giyinip el ele merdivenlerden inerken Rebekah bir çocuk saflığıyla gülümseyip onlara doğru yaklaştı.


Rebekah: "Hey... böldüğüm için özür dilerim Nik." dedi mahçup bir ifadeyle. Ardından gözlerini Caroline'a çevirip; "Ama sana şahane haberlerim var."


Klaus gözlerini devirdi.


Klaus: Ah işte başlıyoruz.


Rebekah: Kahvaltıyı bahçeye hazırlattım, hadi.


***


Caroline bir dilim salamı tabağına nazikçe alıp çatalıyla didiklemeye başladı. Dün gece olanlar aklına doluşunca bir an sırıtsa da Rebekah'ın çatalını fincanına vurmasıyla ikisinin de bütün dikkati ona çevrilmişti.


Rebekah: Pekala, Caroline sana bir haberim var.


Caroline: Meraklanmaya başladım Rebekah, neyi bekliyorsun?


Rebekah: Bu sabah gidip ikimizin kayıt işlemlerini halletim.


Caroline: Rebekah daha açık konuşur musun? Ne kaydı?


Caroline cevabını tahmin ettiği bir soru mırıldansa da bir yandan Klaus'un tepkisini ölçmeye çalıştığını fark etti. Bu kendisine kızmasına neden oluyordu. Pekala üniversiteye gitmek için ondan izin alacak değildi. Bu çoktan yapması gereken bir şeydi...


Rebekah: "Aslına bakarsan bir kaç ders kaçırdık ama telafi edebileceğimizden eminim." Dedi Rebekah göz kırparken.


Caroline gülümseyip kaşlarını kaldırdı.


Rebekah: Seninle aynı sınıfta üstelik aynı bölümde okumak gerçekten ilginç olacak.


Caroline: Bunu daha önce yapmadığını söyleme...


Rebekah: Pek çok bölüm okudum ama gazetecilik onlardan biri değildi.


Caroline gözlerini devirip gülümsedi.


Caroline: Demek aynı sınıfta...


Rebekah bir andan dizlerine bakıp mahçup bir ifadeyle başını kaldırdı. Bakışlarını Caroline'dan kaçırarak:


Rebekah: "Aslında senden özür dilemeye çalışıyordum." Dedi...


Caroline anlayışlı bir ifadeyle başını sallayıp:


Caroline: Senin hatan değildi, bu konuyu kapattık tamam mı bir daha asla açmamak üzere?


Tüm bu konuşma boyunca sessizliğini koruyan Klaus aniden elindeki fincanı bırakıp parmaklarını büyük bir ciddiyetle çenesinin altında kavuşturarak Rebekah'a baktı.


Klaus: "Özür dilemek yerine onu yeniden öldürmeye çalışacağın bir planı güzel başlayan bir sabahta masamıza dökmeseydin ve aklını biraz daha iyi şeyler için kullanabilseydin birazdan yaşacak olanların hiç birini yaşamamış olurduk." Dedi büyük bir öfkeyle yerinden kalkarken.Caroline ayağa kalkıp ağzını açtığı anda Rebekah bileğini kavrayıp sakince omzunun üstünden kendine bakmasını sağladı.


Rebekah: Caroline yapma buraya sizi birbirinize düşürmeye gelmedim. Nik günlerdir seni geri kazanmaya çalışıyor. Ben sadece...


Caroline: Hayatıma devam etmem gerekiyor Rebekah ne yapmamı bekliyor sonsuzluğumu onun korumaları arasında yatağında inleyerek geçirmemi mi?


Rebekah gözlerini umutsuzca devirip elinden bileğini kurtaran Caroline'ın arkasından bakmakla yetindi. Caroline iki kanatlı kapıyı büyük bir gürültüyle açarak kapatmaya bile gerek duymadan Klaus'un çalışma odasına ilerledi.


Caroline: Yüzüme bak!


Klaus: Caroline inan bana bunu yapmamı istemezsin.


Klaus'un gözleri harelenip bakır rengine dönmüştü, neydi onu bu kadar öfkelendiren?


Caroline: Bu konuyu konuşmadık bile ve sen çıldırmış haldesin! Neden?


Klaus ani bir hızla arkasına dönüp Caroline'ı bileğinden kavrayarak kendisine çekti dudakları küçük ve sıkı bir çizgi halini almıştı.


Klaus: Çünkü bir kaç gün öncesine kadar seni kaybetmenin eşiğinden döndüm, çünkü sen her zaman pervasız hareket edersin, çünkü yarım akıllı kardeşim seni korumaktan aciz, çünkü şu an hiç sırası değil özellikle de şehir bu haldeyken. Ve ben yüzündeki istek dolu ifadeyi gördüğüm andan beri çok sinirliyim, çünkü sen benim seni içine düşürdüğüm tehlikeler yüzünden hayatını yaşamaktan çok uzaksın. Seni buraya getirirken vaad ettiğim bu değildi ve seni mutsuz görmek, sebebinin ben olduğunu bilmek beni çıldırtıyor.


Bir nefeste içini boşaltan Klaus derin bir nefes alıp başını kaldırdı Caroline'ın gözlerine baktı, yaşlarla doluydu. Kahretsin!


Klaus: Senden sadece zaman istiyorum Caroline, söz veriyorum ne istersen yapmana izin verip seni mutlu etmek için elimden geleni yapacağım ama şu anda bensiz bu evden adımını dahi atmanı istemiyorum. Evi sadece vampirler korumuyor cadılar seni güvende tutmak için çok güçlü büyüler yaptı. Aşırı korumacı davrandığımı biliyorum. Nefes alamadığını biliyorum ben sadece sana bir şey olma düşüncesiyle çılgına dönmüş durumdayım. Ve seni korumak için seni üzmeyi bile göze alabilecek kadar çaresiz durumdayım.


Nefesi sıklaşırken yalvarır gibi Caroline'ın göz yaşlarına baktı.


Klaus: "Caroline sana bir şey olmasına dayanamam, bütün o şeyleri bir daha yaşamana dayanamam." sesi kısıldı. "Seni seviyorum..."


Klaus: Bir şey söyle...


Caroline: Ne söylememi istiyorsun? Senin gözünde ne kadar aciz olduğumu kabullenip söyleneni yapmamı mı? Benim güçlü olduğumu söylerken ciddi değil miydin? Bu beni etkilemek için..." Durup bir nefes aldı ve Klaus'un ellerini üstünden çekti. "Ya benim korkularım? Sana bir şey olması düşüncesiyle senden daha iyi boğuşuyorum inan bana seni hiç hayatından, kararlarından alıkoydum mu? hayatını seni ve umutlarını dört duvar arasına kapatarak elinden aldım mı? Şehri istediğini söylediğinden göze alabileceğin tehlikelerden ne kadar korktuğumu söylesem de senin kararına saygı duymadım mı? Yaptığın herşey için mantıklı bir açıklama arayıp seni desteklemedim mi? Neden sen de en azından bir kez benim için bunu yapmıyorsun? ne sanıyorsun burada kalırsam korunaklı olacağımı mı? beni korumak için yaptığın hiç bir şeyin düşmanların karşısında işe yaramadığını daha yeni görmedik mi? Bana zarar vermek isterlerse bunun bir yolunu bulabileceklerinden eminim. Madem seni bu kadar korkutuyor o zaman neden güç savaşını sonlandırmayı denemiyorsun? bu beni korumak için daha kolay bir seçenek olmaz mıydı? Ama hayır sen bu şehirden, krallığından vazgeçemiyorsun benim için bile, her zaman daha fazlasını istiyorsun! Benim güvenliğim ikinci planda bana ne olduğunu bu kadar umursasaydın daha fazla düşman kazanmak için çabalamaz sidik yarışına bir son verirdin!



Klaus'un gözleri hayretle büyüdü bu hayreti Caroline'ın odadan bir hışımla çıkıp yukarı yönlenmesiyle öfkeye dönüştü. Duyuğu kapı sesi son damla olmuştu. Sert bir çarpma sesi...Kapıyı açıp bir hışımla odaya girer girmez Caroline'ın banyodan gelen hıçkırıklarını duydu. Öfkesi bir anda yatıştı ve geriye sadece bir kalp ağrısı kaldı.


Klaus: Bebeğim, kapıyı aç...


Klaus aniden açılan muslukla sesini gizlemeye çalıştığını anladı.


Klaus: "Caroline şu an ne kadar kızgın olduğunu biliyorum" yutkundu. "Ve ne kadar haklı... ama benim de haklı olduğumu biliyorsun. Tek yaptığım seni sevmek ve seni korumaya çalışmak. Ne sanıyorsun krallığımdan vazgeçtiğimde uzaklara gidip kırlarda koşacağımızı mı? İnan bana ben geri çekildiğim anda güçsüz olduğumu düşünecekler ve bir yığın düşman arkamızdan kıçımı kovalamaya çalışacak. Eğer biraz daha sabredebilirsen sana hayal ettiğin dünyayı verebilirim ama böyle asilik yapıp sözümü dinlememeye devam edersen korkarım..." Durdu."Ben dönene kadar evde kal yoksa seni gerçekten eve kitleyeceğim."


Klaus ağır adımlarla kendini dışarı atarken Caroline yine hıçkırıklara boğuldu.




***




Evet son olarak parfüm... Her şey kusursuz görünüyordu. Uçuk pembe, tenine tamamen yapışan geceliği, hafif dalgalı saçları, doğal ama kışkırtıcı bir makyaj. Ellerinden aldığı destekle geceliğin sütyen bölgesini çekiştirerek dışarı fırlattığı göğüsleri. Masum, seksi... kusursuz görünüyordu. Klaus gergin bir havayla yatak odasına girip saçlarını fırçalayan Caroline'a baktı. Bu bakış elbette göz ucuyla gerçekleşmişti. Bir an sabah bıraktığı gözleri yaşlı kadını aradı aynada ama Caroline son derece parlak bir ihtişamla aynada kendini izliyor saçlarını tarıyordu.


Duşa gidip üstündekilerden kurtuldu ve kısa bir küvet keyfinin ardından sinirlerinin tamamen yumuşamış olduğundan emin olarak kot pantolonunu altına geçirip yatağa uzanmış bir halde kendisini bekleyen Caroline'ın yanına geçti. Yatağa yavaşça otururken gözleriyle Caroline'ın vücudunu tarayıp yutkundu. Yüzünde masum ve kırık bir ifade vardı.


Kendisine ciyaklamak için hazırlanmadığından emin olarak eğilip dudağının kenarına bir öpücük bıraktı.


Klaus: Merhaba...


Caroline: Merhaba.


Klaus: Sen iyi misin?


Caroline iki yana salladığı başıyla umutsuzca Klaus'a baktı. Bu uysal hali bir anda Klaus'a fazlasıyla uyarıcı gelmişti. Niyetini saklamaya çalışarak aklına gelen hınzır düşünceleri kovdu ve Caroline'ı kollarına çekip burnunu saçlarının arasına sürttü.


Klaus: Senin için yapabileceğim bir şey var mı?


Bir "Cık!" sesi duyuldu.


Klaus: "Bir şeyler atıştırdın mı?" dudağı kıvrıldı "Gerçek bir şeyler?"


Bir "Cık" daha geldi.


Klaus şah damarına nefes nefese bakan, yavaş yavaş gözleri kararan kadınına baktı.


Klaus: Buraya gel küçük vahşi kedicik.


Sırtını dikleştirerek yatağın başlığına yaslarken Caroline'ı kucağına çekip dudaklarına kısa bir öpücük bıraktı.


Caroline niyetini anlayıp gülümserken dişlerini, boynunu yavaşça kendisine sunan Klaus'un boynuna geçirdi. Klaus iç geçirirken pantolonundaki zorlanmayı hissetti. Caroline kanı damardan çekerken kendini kaybetmiş gibi kalçasını bir öne bir arkada hareket ettiriyor kollarını boynuna doladığı Klaus'un kasıklarına tatlı bir baskı uyguluyordu. Bir an geri çekilip dudağından sızan kanı elinin tersiyle sildi ve geri çekilirken yüzüne adeta renk geldi.


Caroline: Sıcak kanı özlemişim.


Klaus: Ciddi misin?


Bunu söylerken Klaus'un tek kaşı havadaydı. Şehvetle başını aşağı yukarı sallayıp kendisine bakan Caroline'a bir gülümseme gönderdi. Bakışları yavaşça kendisine doğru fışkıran beyaz dolgun göğüslere indi. Yutkundu, iç geçirdi...


Caroline dizlerinin üstünde emekleyip Klaus'un önünde durdu. Ellerini masum bir bakışla çıplak göğsüne yaslayıp yavaşça aşağı indi. Klaus gözlerini kapatıp bir inlemeyle karşılık verince ona biraz daha yaklaşıp bacaklarını iki yanına atarak kucağına geçti ve dudaklarını esir aldı. Klaus hiç itiraz etmeden kalçalarını avuçlayıp Caroline'ın iyice kendisine çekerek ağzının içinde inledi.


Caroline: Klaus sana ihtiyacım var...


Klaus: "Benim de sana... her zaman." Dedi ve Caroline'ı yatağa sırt üstü yatırıp dudaklarını yavaşça boynuna indirdi. Dili boynundan aşağı kayıp fışkıran göğüs çıkıntılarına indi ve sertçe emerek tekrar dudaklarına ulaştı.


Caroline: Klaus sana bir şey söylemem gerek.


Klaus arzuyla "Beklemek zorunda" dedi yada inledi?


Caroline: Klaus, lütfen...


Klaus emziğinden ayrılan bir bebek gibi acı çekerek başını kaldırdı ve Caroline'a baktı.


Caroline: "Beni ne kadar sevdiğini biliyorum ve korumaya çalıştığını ama güçlüyüm Klaus ve kendi başımın çaresine bakabildiğimi gördün. Risksiz hayat ölümlülerin dünyasında bile mümkün değildi. Riskler her zaman vardı ama ben avantajlıyım öyle değil mi?" Klaus'un kendisine algılamaya çalışır gibi baktığını görünce devam etti."Lütfen... lütfen gitmeme izin ver sen evet demediğin sürece asla gidemeyeceğimi biliyorum. Ama eğer evet dersen ben gerçekten çok mutlu olacağım."


Evet bu bir taktikti, Caroline cazibesini kullanmak bir kez daha kavga etmek yerine onunla kendisini gerçekten dinleyebileceği bir ruh halindeyken konuşmak istemişti. Gerçekten ne istediğini bilmesini istiyordu. Ve bir de yalan söylemişti. Belki de Klaus kontrolü elinde tuttuğunu Caroline'ın onun kararına uyacağını, sözünü dinleyeceğini düşünürse üniversiteye gitmesine göz yumabilirdi. Yumuşak başlı rolü yapmak hiç de zor değildi belki biraz ego için yaralayıcıydı ama söz konusu Klaus olduğunda egosunu pekala bir kenara koyabilirdi.


Klaus sözlerini sindirdikten sonra yavaşça kaşları çatıldı. Hala Caroline'ın üstündeydi. Caroline yılan gibi kıvranıp kollarını Klaus'un boynuna dolayarak tekrar öptü ve geri çekildi.


Caroline: Seni seviyorum... Klaus seni gerçekten seviyorum.


Klaus: Tamam.


Caroline: Ne?


Klaus: Tamam, gidebilirsin.


Caroline sevincini Klausu tekrar üstüne çekerek ve ateşli vampir melez seksinin ilk kıvılcımını körükleyerek gösterdi.


***


Güneş doğarken nefes nefese Klaus'un göğsüne yaslandı. Parmaklarını yavaşça göğsünde gezdirip yanağını terden kayganlaşan tenine sürdü.


Caroline: Klaus, gerçekten yorulmak nedir bilmiyorsun.


Klaus: Nasıl hissediyorsun?


Caroline: Bir seks tanrıçasıyla cennete ulaşmış gibi.


Klaus gülümseyip tatmin olmuş ifadesini daha da belirginleştirdi. Son zamanlarda birbirlerinden ayrı kalmaları yada kavgaları onları seks konusunda kesinlikle daha ateşli yapmıştı.


Caroline başını kaldırıp Klaus'un gözlerine baktı. Mutluydu... ancak bilmediği bu mutluluğu o kadar da uzun sürmeyecekti.


Klaus ayağa kalkıp duşa ilerledi. 10 dakika sonra belinde havlusuyla tekrar belirdi.


Caroline: Biraz daha kalamaz mısın?


Klaus: Gitmem gerek.


Yüzüne bakmıyordu?


Caroline: Klaus dün gece... yani sen.


Klaus: Seks konusunda övgülerini yeterince ilettin tatlım biraz daha konuşursan bakireler gibi kızarmaya başlayacağım.


Caroline güçlü bir kahkaha atıp ayağa kaltı ve sabahlığını üstüne geçirdi.


Klaus ona dönüp bir öpücük verdi ve bıraktıktan sonra tadını tam alamayan bir gurme gibi Caroline'ı kendine çekip daha tutkulu öptü. Pekala sıra ondaydı.


Caroline: Bügun Rebekah'ı arayıp onunla gerekli ıvır zıvırlar için dışarıya çıkmak istediğimi söyleyeceğim.


Klaus: "Bunu neden yapacaksın?" dedi. Sesinde derin bir alaycılık vardı.


Caroline: Üniversiteye başlayacağım, eminim bir kaç eksiğim vardır. Merak etme senin uygun gördüğün bir kaç korumayı da yanımıza alırız.


Klaus: Ne üniversitesi?


Caroline'ın gözleri bir anda fal taşı gibi açıldı.


Caroline: Gidebileceğimi söylemiştin?


Klaus ona dönüp kollarının arasına alarak hayretle aralanan dudaklarına bir öpücük bıraktı.


Klaus: Dün gece yaptığın şey gerçekten çok acımasızdı. Adil dövüşmeyi öğrendiğinde ödülünü alırsın Caroline. Beni seksle ikna etmeye çalışabileceğini düşünmen... sen gerçekten çıldırmış olmalısın.


Gülümsedi Caroline tek laf etmeden öfkeyle kaşlarını çatıp inanamayarak Klaus'a baktı.


Caroline: Ben seni kandırmadım, sana yalan söylemedim sadece istediğim şeyi söyledim çünkü kavga etmekten yoruldum ama sen bana yalan söyleyip benimle birlikte oldun! Lanet olsun Klaus bu çok berbat bir durum.


Klaus: Dün gece ben de aynen böyle hissettim. Beni bir şeylere ikna edebilecek tek kişi sensin Caroline ve manipüle edebilecek ama söz konusu senin güvenliğinken... üzgünüm ama hayatta olmana seni altımda inletmekten daha fazla değer veriyorum. Yine de dün gece kusursuzdun.


***


Caroline yanındaki peçete tomarından bir tane daha alıp gözlerini sildi. Saat 15:00'e gelirken ucuz paparazi programlarını izleyip, zırlamaktan başka yapacak bir şeyi olmadığını fark etti. Bir an Klaus'un gitmeden önce aşağıda verdiği talimatları hatırladı. "Telefon yok, dışarı çıkmak yok, Rebekah'ı içeri almak yok... onu çıkarmanın bir yolunu bulacaktır." Neydi bu? bir hücrede mi yaşıyordu? Klaus'un aşk hücresi. Tekrar hıçkırdı...



Kol: Bayan Mikaelson?


Caroline etrafına çil yavrusu gibi dağılan korumaları bir bir aşıp kanepenin diğer ucuna yerleşen Kol'a baka kalmıştı.


Caroline: Burada ne arıyorsun?


Kol: Bir merhaba yok mu?


Caroline telaşlanıp ayağa kalktı. Yerde boyunları kırılmış bir halde yatan korumalara bakıp...


Caroline: Klaus bundan hoşlanmayacak, buraya girmenizi yasakladı.


Kol: Vay canına durum sandığımdan daha vahim.


Caroline: Kol! ciddiyim gitmen gerekiyor.


Kol: Senin için buradayım Caroline.


Caroline: Ne? neden? içeri nasıl girdin?


Kol: Aslında Klaus ikinizden ve seçtiği korumalardan başka kimsenin içeri giremeyeceği bir büyü yaptırmış. Rebekah bana Klaus'un kontrol manyaklığının ne dereceye ulaştığını anlatınca buraya gelip yalnızlığını gidermek istedim. O piç kurusu imparatorluğunu kurarken burada göz yaşları içinde oturup çürümeni izlemek istemiyorum. Dahası bunu sana boçluyum. Demek istediğim... yaptığım şeyden sonra.


Caroline: Benden özür dilemeye mi çalışıyorsunuz bay Mikaelson?


Kol: Bu durumun sizi bu kadar eğlendireceğini bilseydim daha önce denerdim bayan Mikaelson. Sana arkadaşlık ederken can sıkıcı davrandığımın farkındayım bü yüzden eğlenceli bir arkadaşa ihtiyacın olduğunu düşündüm.


İçeri giren Rose çekingen bir gülümsemeyle parmaklarına baktı ardından saçlarının arasından bir gülümseme göründü.


Rose: Şey Kol ısrar etti, arkadaşın sayılmam biliyorum ama işte...


Caroline: Geldiğine çok memnun oldum Rose lütfen içeri gel.


Kol: Klaus'un yaptığı şu büyü konusunda içeri girmek için Rose baya yardımcı oldu. Sanırım senden hoşlanıyor. Sanırım benden de hoşlanıyor.


Kol kıkırdarken Rose gözlerini devirip karşı kanepeye geçerek oturdu.


Rose: Başına gelenler için üzgünüm.


Kol: Gidip size içecek bir şeyler getireyim.


Caroline: Teşekkür ederim Rose, beni ararken Klaus'a yardımcı olduğun ve diğer konuda onunla iş birliği yaptığın için.


Rose: Benim için zevkti derdim ama... Şey Klaus biraz fazla otoriter başka şansım yoktu ama bunun sana bir faydası olduğu için memnunum.


Caroline: Büyü konusunda ne yaptın?


Rose: Klaus buraya sadece senin, kendisinin ve yerde yatanların girmesi için bir büyü yaptırmış ben sadece ikimizin girebileceği kadar esnettim. Bu durum... demek istediğim rahatsız edici.


Caroline: "Biliyorum." dedi bir de bana sor der gibi... o gözlerini devirince Rose de gülümsedi.


Rose: Arkadaşların burada değil öyle mi?


Caroline: Evet... aslında onlarla çok yakın bir bağımın olduğu yada en azından sürdüğü konusunda da emin değilim artık.


Rose: Seni görmeye gelmiyorlar mı?


Caroline: Hayır. Sanırım Klaus dan çekiniyorlar.


Rose: Evet Mikaelson kardeşlerin belayı çekmek gibi bir alışkanlıkları var.


Kol: Belayla dans etmek desek daha doğru olur.


Kol beyaz şarabı açıp kadehlere döktü ve bayanlara uzatıp gülümsedi. Rose, geri çekilirken Kol'un attığı yakıcı bakışlarla kızarıp arkasına yaslanırken büyük bir yudum aldı.


***



Saatler ilerliyor, Rose ve Caroline'ın sohbeti derinleşiyor Kol 20 dakikada bir korumaların boynunu kırmaya devam ediyordu...


Rose: Kol, gerçekten yorulmuş olmalısın.


Rose ve Caroline kıkırdarken Kol alnında biriken teri silerek nefes nefese;


Kol: "Benim için bir zevk" Dedi.


Rose: Şey sanırım buraya gelerek Klaus'un kuyusuna bir taş atmış olduk eminim çok kızar ama aslına bakarsan buna değdi. Seni tanıdığıma çok memnun oldum Caroline.


Caroline: O memnuniyet bana ait Rose.


Rose: Sanırım burada da yeni arkadaşlıklar edinebilirsin.


Caroline: Bir tane edindim bile...


Caroline kadehleri toplarken Kol'a arkasından mutfağa gelmesini işaret etti.


Caroline: Vay canına demek sonunda onu tavladın.


Kol: Aslında onu hala yatağa atamadım...


Caroline elini havaya kaldırıp durmasını istedi.


Caroline: Çirkinleşme...


Kol: Ama yine de bu hoşuma gidiyor.


Caroline: Bana daha çok arkadaşlığına değer veriyormuşsun gibi geliyor.


Kol: Caroline Mikaelson kes şunu.


Caroline: Ben Caroline Mikaelson değilim Kol...


Kol: Abimin bunca gazabından sonra hala burda olduğuna ve onun tuhaf, sevdiklerini kutulara yada eve tıkma fantezisine katlandığına göre bir Mikaelson'sın. Nasıl hissettiğini biliyorum Caroline, inan bana biliyorum ama senin bizden daha avantajlı olduğunu düşünüyorum öncelikle onu seviyorsun, o da sana tapıyor ve seni asla incitmiyor seni boğmak dışında. Sevdiklerini gözünün önünde öldürmüyor yada... herneyse inan bana bizden daha avantajlı bir durumdasın. Ve bir Mikaelson kadınısın. Pes etmiyorsun...


Caroline: Bütün bunları beni korumak için yaptığını biliyorum.


Kol: Umarım bunu hiç aklından çıkarmazsın yoksa hayatın bu şekilde acı verici olacak.


Caroline: Hayatımın sonuna kadar sürecek bir şeymiş gibi bahsediyorsun. Bu geçici...


Caroline'ın gözleri büyüdü...


Caroline: Öyle değil mi?


Kol: Elbette. Gitsek iyi olur terminatör her an gelebilir.


Cevabı Caroline'ı tedirgin etmişti. Yine de güçlü durmaya çalışıp gülümsedi.


Caroline: Kol teşekkür ederim... gerçekten. İyi bir dostsun.


Kol karizmatik bir gülümsemeyle göz kırpıp "her zaman" dedi. Ardından bakışlarını heyecanla ayaklanıp şalını takan Rose'a çevirdi.


***


Kol ve Rose'ı geçirdikten ve sıcak bir duştan sonra yatağında düşüncelere dalan Caroline kafasında yankılanan seslerle boğuşıyordu.


"Umarım bunu hiç aklından çıkarmazsın yoksa hayatın bu şekilde acı verici olacak."


Hayatın bu şekilde acı verici olacak?Sonsuzluk böyle geçecek?


Caroline: Tanrı aşkına!


Başındaki zonklamayı ve odadaki ağır havayı dağıtmak için Caroline hızla Klaus'un çalışma odasına gitti. Pekala zebellahlar Kol tarafından etkisiz hale getirilmişti bu en az 20 dakikasının daha özgür geçebileceği anlamına geliyordu. Koşarak telefona sarıldı ve ilk çevirdiği numara annesininki olmuştu.


Caroline: Anne!


Liz: Ah bebeğim.


Caroline: Merhaba.


Liz: Seni çok merak ettim günlerdir aramıyorsun.


Caroline: Biliyorum. Ben... meşguldüm.


Liz: Herşey yolunda mı?


Caroline: Evet elbette, ben sadece seni özledim.


Ve daha fazla tutamadığı hıçkırıkları bir anda boşalmaya başlamıştı.


Liz: Caroline!


Caroline: Anne üzgünüm... bir şey yok ben sadece seni özledim.


Liz: Ben... hemen hava şirketini arayıp bir bilet ayarlamalarını sağlayacağım.


Caroline: Hayır, anne hayır. Bu tehlikeli...


Liz: Caroline! Seni göreceğim sen benim kızımsın. Tek kızım... ve bana ihtiyacın var.


Caroline: Anne ben geleceğim, burası güvenli değil. Söz veriyorum geleceğim.


Liz: Bunu en az 100 kere söyledin Caroline ve artık inandırıcı gelmiyor.


Caroline: Anne...


Liz: Caroline...


Caroline Liz'in hıçkırığını duyar duymaz inledi.


Caroline: Ah anne! ben üzgünüm gerçekten üzgünüm seni korkutmak, üzmek istememiştim ben iyiyim gerçekten.


Liz: O canavarın sana ne yaşattığını bilmiyorum ama ben kızımı tanıyorum sen mutsuzsun ve ben bu konuda hiç bir şey yapamayan aciz bir anneyim.


Caroline: Anne!


Pekala bu kadarı fazlaydı Klaus'un bütün bunları yaşatmaya hakkı yoktu.


"Annemi görmek istiyorsam bunu yapacağım. Benim yüzümden kendini aciz ve çaresiz hissetmesi dayanılmaz. Klaus bunu aşabilir, bunu aşmak için önünde uzun bir ömür var ama annem! ah. Ona bunu yaşatmaya hakkım yok."


Caroline içinden geçirdikleriyle bir an duraksadı. Klausla tartışmayı yada kilit altında tutulmayı bir kişi için göze alabilirdi. Tek bir kişi... Annesi.


Caroline: Anne, geliyorum. Bu gece orada olacağım.


Liz: Ne... ama sen?


Caroline: Beni dert etme, geliyorum.


Liz: Pekala tatlım, geldiğinde beni ara da seni hava alanında karşılayayım.


Caroline: Buna gerek yok, uykunu bölme ve iyice dinlen sabah kızınla kahvaltı edeceksin.


Liz'in mutluluğu nefes alıp verişlerine yansımıştı.


Pekala 10 dakikası vardı. Hızlıca yatak odasına dönüp üstüne bir jean ve salaş bir kazak geçirdi saçlarını at kuyruğu yapıp kısa topuklu çizmelerini geçirip kendisine küçük bir sırt çantası yaptıktan sonra uçar adımlarla aşağı inip kapının önünde durdu. Pekala bir not yazmalı mıydı? Klaus'un korumanın cebinde parlayan cevapsız aramlarını gördü. Lanet olsun!


Caroline: İşim bitti...


***


Kol Rosenin elini avucunda tutarken tekrar gözlerine baktı. Kol onu buraya, evine getirebilmek için uzun zaman harcamıştı. Belki de adaylar içerisindeki en uzun zaman. Ama biriyle uğraşmanın onu elde etmeye çalışmanın bu kadar zevk vereceğini düşünmemişti. Bu kedi fare oyunu ağzını feci şekilde sulandırmıştı. Pekala onu istiyordu... Ama ya o?


Bir kaç gün önce taktiğini yenilemiş ve Caroline'ın önerdiği taktikle onu anlamaya yada herneyse? onunla daha farklı bir şekilde temas kurmaya başlamıştı. Belki de doğru tanım, arkadaşlıktı. Kol ortalıkta seks makinesi gibi dolaşmadığı ve insanların sinirlerini bozmadığı zamanlarda oldukça renkli bir arkadaştı ve Rose ile aralarında yoğun bir çekim olduğu da aşikardı.


Kol şampanya kadehini Rose'nin elinden alıp sehpaya bıraktı ve konumunu tekrar düzeltip dirseğini kanepenin üst tarafına yaslayarak başını avucunun içine yerleştirip Rose'nin gözlerine bakmaya devam etti. Yanan şöminenin çıtırtısından ve Kol'un arzu dolu nefesinden başka bir ses yoktu artık. Yavaşça eğilip Rose'nin yanağına düşen bir perçem saçını alıp kulağının arkasına öteledi.


Kol: Kusursuz görünüyorsun.


Rose alaycı bir gülümsemeyle başını arkaya doğru yatırdı.


Kol: Ciddiyim öylesin. Bugün Caroline ile konuşurken seni izledim. Onu rahatlattın... Canavar kardeşimden bir anlığına da olsa soyutlanmasını sağladın.


Rose: O iyi biri, ondan hoşlanıyorum. Bu arada ona karşı sen de hiç fena değildin. Aslında bir pislik gibi davranmadığın zamanlarda gayet iyisin.


Kol: Sen az önce bana iltifat mı ettin?


Rose: Tanrım...


Kol: Sen az önce bana gülümsedin mi?


Kol Rosenin çenesini tutup kendisine bakmaya zorladı. Rose kıkırdıyordu.


Rose: Kes şunu.


Kol: Hadi ama. Bana bak, doğrudan gözlerime bakarken gülümsemeni istiyorum.


Rose dediğini yaptı, kısa bir süre birbirlerine bakıp gülümsediler. Ancak Kol'un bakışları yavaş yavaş Rose'nin dudaklarına kayıyordu.


Yavaşça ona doğru yaklaştı nefesini dudaklarına vererek gözlerine baktı, iznini ister gibiydi.


Rose: Bütün bu hengame, şarap, şampanya, kibar ve dost canlısı yaklaşım... hepsi beni yatağa atmak için öyle değil mi?


Kol başını yana eğip onayladı.


Kol: Sana yalan söylemiyorum Rose evet seni istiyorum. Seni yatağımda istiyorum. Bunu biliyorsun... bilmediğin bir şey değil ama eğer istemiyorsan yapmayız.


Rose: İşte bu yeni bir şey... Benim tercihimi gerçekten önemsiyor musun?


Kol: Elbette...


Kol durdu ve başını kaldırıp tekrar Rose'a baktı. Rose da onu inceliyordu koyu kahve saçları, kahve gözleri ve dağılmış gömleği. Fazlasıyla dağılmış, sıcaklamış ve şeytani düşünceleriyle gözleri parlayan çekici, güzel bir adama dönüşmüştü. Pekala piç kurusunun tekiydi, canını yakmak isteyeceğini yada onu kullanmayı bile bir şekilde başarabileceğini biliyordu ama iç geçirtecek derecede çekici görünüyordu. Nihayetinde Rose da rahibe değildi.


Rose: "Tamam" Dedi.


Kol'un gözleri ışıldadı, niyetini ölçmeye çalışır gibi tekrar yüzüne baktı.


Rose: Seninle birlikle olacağım. İstediğin bu... Ve şimdi ben de istiyorum. Yani bu bu kadar basitse ve sadece istediğin buysa...


Rose, Kol'un dudaklarını aralayıp şaşkınlıkla cevap vermesine fırsat vermeden hızla üstüne geçti. Dudakları dudaklarına yaklaşırken Rose'un hamlesini bekleyemeden Kol dudaklarını Rose'un dudaklarına sabitledi. Tutkuyla öpüşmeye başladılar... Kol ellerini Rosenin bedeninde dolaştırırken Rose boynuna dolanmış Kol'u tutkuyla öpmeye devam ediyordu.Ve Kol uzun zamandır planladığı bir inşaatın temel yapı taşlarını dizer gibi yavaş yavaş Rose'u soymaya başladı.




***




Klaus sıvadığı kanlı bileklerini açarken arka cebinden çıkardığı telefonu kaldırıp korumaları, evi... bir kez daha aradı... bir kez daha ve bir kez daha...


Marcel: Bu kadar ısrarla aradığın kişi adına gerçekten endişeleniyorum. Demek istediğim eve gittiğinde ona nazik davran.


Klaus: Elbette öyle olacak. Ne sanıyorsun ona zarar verebileceğimi mi? Dahası bunu seninle konuşmak istediğimi sana düşündüren ne?


Marcel: Eminim Kol ve küçük yaramaz cadı onu biraz rahatlatmak için korumaların canına okumuştur.


Klaus: Evimdeki koruma ve korunmaları bildiğine göre güvenliği ihlal girişiminde bulunduğun sonucunu mu çıkarmalıyım?


Marcel: Bunu yapmış olsaydım şu anda dizlerinin dibinde yığılan kafa taslarından biri bana ait olurdu. Sadece seni tanıyorum Klaus... Rebekah'a yaptıklarını hatırlayınca... Ve şimdi o küçük kıza bakışını... tanrı yardımcısı olsun. Ona kafa taslarından bir duvar öreceğine eminim.


Klaus: Çeneni kapa ve gözlerini açık tut bir kurt ordusunun daha geldiğini hissedebiliyorum bir adam daha kaybedersen canına okuyacağım.


Klaus cebine koymak üzere olduğu telefonu yeniden kaldırıp Kol'u aradı.


Kol: Demek evdesin.


Klaus: Henüz değil. Sana neler yapacağımı düşünmeye karar vermek için yoğun bir zamanlama. Bana sorduğun için evde olmadığını varsayıyorum Marcelden aldığım istihbarata göre küçük cadıyla Caroline'ın güvenliğini tehlikeye atacak bir oyun oynamışsın.


Kol: Dinle... o çok...


Klaus: Kes sesini! Şimdi kıçını kaldır ve o sürtüğü de yanına alarak Caroline'ın yanına dön. 10 dakika sonra orada olacağım ve eğer Caroline'ın kılına zarar geldiyse...


Klaus'un acı ve öfke dolu iç çekişi Kol'un paniğiyle kesildi.


Kol: Eminim iyidir.


Klaus: Caroline'ı tanımıyorsun, ne kadar başına buyruk olduğunu. Sen çıkarken korumalar ayılmış mıydı?


Kol: ...


Klaus: Kol!...


Klaus telefonu kapatıp bir küfür savurdu ve ona doğru, elinde kazıkla havada uçan kurt adamı öfkeyle boğazından yakalayıp ağacın gövdesine çarparak ortadan ikiye böldü...


Klaus: Şimdi...!


Ardından vampir saldırılarıyla karanlık kana boyandı.


***



Klaus öfkeyle kapıdan girerken Kol, Rose ve korumalar endişeyle ona bakıyordu.


Klaus: Caroline nerde?


Kol: Dinle... önce sakin ol.


Klaus: Caroline nerde!!!!!!!!!!!!!?


Rose o titreyen inilti benzeri sesin kendisinden çıktığından emin olamayarak cevaplama cesaretini gösterdi.


Rose: Gitmiş...


Klaus hiç uyanamadığı bir kabusta debelenir gibi iç geçirip ellerini saçlarının arkasına doğru sertçe iterek geri çekti.


Klaus: Buna nasıl cesaret edersin!


Kol:...


Klaus: Cevap ver bana!


O anda Klaus'un, kol'un çağırdığını tahmin ettiği Rebekah ve Elijah kapıdan giriş yaptılar.


Klaus işaret parmağını tehditle sallayıp Kol'a doğru öfkeyle haykırdı.


Klaus:"Bu defa seni ellerimden kimse alamayacak." Rebekah ve Elijah'ı işaret edip "Siz bile" dedikten sonra vakit kaybetmek istemediğinden evden çıkıp aracına atladı. Kulağına adeta 404 lenen telefonla talimatlar yağdırıyor gözlerine dolan öfke ve korku gözyaşlarını çektiği burnu sayesinde tutmayı başarabiliyordu. Ya yine kaçırıldıysa, ya kurtadamların canına okurken Marcel veya kurtadamlar bir tuzak kurduysa. "Aptal Kol... Daha da aptal ve dikkatsiz Klaus... Onu nasıl yalnız bırakırsın! ya bu defa geçen seferki kadar şanslı değilse? ya başına bir şey gelirse? ya..."


Kafasında ki karanlık ve boğucu düşüncelerden telefonuna düşen mesajla uzaklaştı.



*************************************************************
Gönderici: 458231
Alıcı: Klaus Mikaelson

Klaus üzgünüm... korumalar için üzügünüm ve haber veremediğim için... Ama bana sana haber verebileceğim herhangi bir uygar yol bırakmadığından ve vaktim kısıtlı olduğundan evden hemen çıkmak zorundaydım. Annemle konuştum ve sesi kötü gelince çok endişelendim oraya kendi başıma gitmeme izin vermeyeceğini biliyordum bu yüzden seni bilgilendirmedim. En azından uçak buraya inene dek... çıldırdığını tahmin edebiliyorum ve lütfen Kol'a yada Rose'a kötü davranma. Birazdan annemde olacağım bu telefonu engin vampir deneyimlerim sayesinde edindim. Herneyse... demek istediğim merak etme ben iyiyim birazdan annemle kahvaltı edeceğim.


Ve bir de buraya gelmenden yada anneme zarar vermenden korkuyorum. Tanrım lütfen kimseye zarar verme.


Kişisel not: Seni seviyorum ve bana kızma sakın. Beni korkutuyorsun. Belki de biraz ayrı kalmak ikimize de iyi gelir döndüğümde sakin olursan üniversite meselesini konuşmak istiyorum. Seni seviyorum, seni seviyorum, seni seviyorum.



*************************************************************



Klaus önce bir mesaj okuyup okumadığından emin oldu, sonra kendisini bir ergen gibi hissetmekten alıkoyan asıl duyguya Caroline'ın sağ sağlim ve hayatta olduğu duygusuna tutundu.


Klaus: "Yaşıyor..." Kendi kendine inanamayarak mırıldandı...


Klaus: Yaşıyor...


Bu küçük yaşama sevinci dolu, mutluluk patlamasını atlattıktan sonra kaşlarını çatıp tekrar telefonuna baktı. Korumaları hain kardeşiyle atlatıyor sonra onu orada bi başına bırakmalarına izin veriyor, telefon yasağını deliyor ve bir de haber vermeden evden kaçıyordu.


Pekala haber verip evden kaçan birini 1000 yıllık ömründe duymamıştı ama onun öylece arkasını dönüp gitmesi çıldırmasına neden olmuştu. Ya biri onu fark edip...


Klaus: Tanrı aşkına...


Aklından kötü düşünceleri tekrar kovdu ama öfkesi bakiydi. Dahası Caroline hala tehlike altındaydı sanki her an birileri evin etrafında pusu kurup Caroline'a zarar verecekmiş gibi aceleyle şoföre talimat verip seyir istikametini değiştirdi.


Telefonu kulağına dayayıp yaklaşık 15 dakika boyunca 100 arama gerçekleştirerek Caroline'ın açmasını bekledi.


Lanet olsun!


Başına bir şey mi geldi!


Klaus: Aç şu lanet telefonu!


Klaus sonunda pes edip sms atmaya karar verdi parmaklarını beceriksizce kullanıp nihayet mesajı cevapla butonunu bulup tıkladı. Lanet kadın!


*********************************************************************
Gönderici: Klaus Mikaelson
Alıcı: 458231


Caroline beni delirtmeye çalışıyorsan başardın. Şu lanet telefonu neden açmıyorsun. 10 saniye daha cevapsız kalırsam kasabayla beraber tüm şehrin canına okuyacağım!!!


***********************************************************************



Ve bir bip sesi daha! Klaus kulaklarından ateş çıkar gibi soludu. Bütün bu hengamenin üstüne çıldırmıştı ve Caroline ile bağlantı kurabildiği tek yol buydu!



************************************************************************
Göderici: 458231
Alıcı: Klaus Mikaelson


Korkuyorum. Sakinleşmeye niyetin var mı?


*************************************************************************



Bir bip daha...


Klaus: Ah!!!


Klaus gördüğü mesaj karşısında korkunç bir kahkaha attı. Çok sinirliydi.



**************************************************************************
Gönderici: Klaus Mikaelson
Alıcı: 458231

Evden kaçıp giderken gösterdiğin cesaret karşısında şu an korkuyor olduğuna inanmak zor. Oraya geliyorum.
***************************************************************************


Bir bip daha ve Klaus'un diş gıcırtısı!


****************************************************************************
Gönderici: 458231
Alıcı: Klaus Mikaelson

Hayır bunu yapma annemi ürkütmeni istemiyorum. Son kaçma çabamı hatırlarsan bana neler yapabileceğin düşüncesiyle kemiklerim zangırdıyor. Söz veriyorum kahvaltıdan sonra yola çıkacağım eğer şimdi gelirsem annem endişelenecek. Ve bunu istemiyorum.
******************************************************************************





*******************************************************************************
Gönderici: Klaus Mikaelson
Alıcı: 458231

Aklını mı kaçırdın? Ben sana zarar gelmesi düşüncesiyle çıldırmış haldeyken sence sana bir şey yapabilir miyim. Yaramazlığının bedelini daha sonra düşüneceğim. Şimdi... oraya geliyorum.
********************************************************************************




***




Caroline Annesi kanepede elinde kumandayla sızmış bir halde uyurken içeri girip sönen şömineye bir kaç odun attı ve bir battaniye alıp geldi.Annesinin üstüne örttükten sonra şahane bir kahvaltı hazırlamak için mutfağa döndü. Pekala güneş doğmak üzereydi ve annesi uyandığında mutlu olsun istiyordu. Klaus gelene dek vakti vardı. Sonrasını tanrı bilir?


Liz burnuna dolan kızarmış ekmek kokusuyla gözlerini araladı.


Liz: Care?


Caroline mutfaktan çıkıp Lizin kollarına koştu...


Liz: Tatlım, geleceğini sanmıyordum. Ah beni çok mutlu ettin.


Caroline seni asla bırakmam anne...


O anda kapı çaldı... Caroline yutkunup geri çekildi.


Liz: Birini mi bekliyoruz?


Caroline: Neden sen kahvaltı masasına geçip beni beklemiyorsun?


Caroline kapıyı açıp karşısında beklediği kişiyi, Klaus'u buldu.


Klaus: Günaydın Caroline.


Ah bu gülümseme hiç de hayra alamet değildi.


Caroline: Klaus... bak eğer...


Klaus: Saçmalama Caroline, bunu burada konuşmayacağız şimdi annenle güzel bir kahvaltı et ben arabada bekliyor olacağım işin bitince gelebilirsin. Ben sadece hayatta olduğundan emin olmak istedim.


Caroline: Klaus!


Klaus durdu ve arkasını dönmeden dinlemeye koyuldu.


Caroline: Özür dilerim...


Ve yürümeye devam etti.




***


Caroline Klaus'un tüm o uçak ve araç yolculukları boyunca sessiz kalışına şaşırarak ve bunun fırtına öncesi sessizliği olup olmadığını anlamaya çalışarak yüzüne baktı.


Klaus evin kapısı açılırken hızla içeri girdi.


Caroline: "Klaus..." Sesi kısık çıkmıştı "Bir şey söylemeyecek misin?"


Evet zamanı gelmişti, herkes eteğindeki taşları dökmeliydi.


Klaus koltuğa yığılıp ellerini başının arkasına geçirerek tavanı izlemeye başladı.


Caroline: Klaus.. dur artık kes şunu beklemek beni gerçekten çıldırtıyor evet kurallarını çiğnedim ve ne yapacaksan yap da bitsin bu eziyet!


Klaus kafasını kaldırıp şaşırtıcı bir sakinlikle Caroline'a baktı. Ardından ayağa kalkıp onu görmezden gelerek yatak odasına çıktı. Onu görmezden geliyordu. Bu sessizlik Caroline'ın sinirlerini iyiden iyiye yıpratıyordu. Ardından ilerleyerek odaya girdi Klaus yatağa uzanmış yine tavanı seyrediyordu.


Caroline: Klaus!


Yine bir tepki alamadı.


Caroline: Pekala ben dışarı çıkıyorum. Rose ve kol'un iyi olup olmadıklarını kontrol edeceğim.


Ve tabiyki bu bir blöftü... Ama eğer Klaus kalkıp onu durdurmazsa bunu gerçekten yapacaktı. Klaus daha fazla dayanamayarak önünde durup Caroline'a delici bakışlarla bakmaya başladı.


Caroline: Demek mumya canlandı.


Klaus: Bundan sonra benim iznim olmadan mutfağa dahi gitmeyeceksin ve son yaptığım ayarlamalar dahilinde yeni evimiz...


Caroline: "Taşınıyor muyuz!?" Dedi hayretle.


Klaus: "Her gün buradan çıkıp dehşetin merkezine giderken seni güzel bir atmosferde bırakıyorum. Benim muhtaç olduğum dingin, huzurlu, güvenli... Ve çoğu zaman sevgi dolu ama madem ki sen benim emirlerime itaat etmiyorsun, madem burası çok sıkıcı, madem heyecan istiyorsun o zaman kulağını aç ve iyi dinle. Evet buradan taşınıyoruz... Bundan sonra benimle orada yaşıyacaksın bir süreliğine Marcel'in kralcılık oynadığı yere, mabedime dönüyorum ve sen de benimle geliyorsun. Bundan sonra tek koruman benim nefes alırsan o nefes bana çarpacak, sıkılırsan yada hayatı fazla sıradan bulursan ki orada bu çok zor kaçabileceğin tek yer yatak odamız olacak." Ellerini öfkeyle gülerek iki yanına açtı. "İşte istediğin hayat"


Caroline'ın sesi titredi.


Caroline: Klaus bunu istemiyorum. Ben sana itaat etmek zorunda olan bir köle değilim senin sevdiğin kadınım.


Klaus: Öyle mi? Dün benden kaçarken bunu sevgimden mi yapıyordun? Bence itiraf et ve ikimiz de rahatlayalım sen benden kaçıyordun. Hevesin kaçtı, buraya gelirken sana sunabileceğim hayat kafanda çok farklı şekillerde canlanıyordu ama ben psikopat kontrol manyağı sana sırıl sıklam aşık orospu çocuğunun tekiyim ve bundan nefret ediyorsun. Sana turtalar, çiçekler ve sarı saçlı çocuklarla dolu o kafanın bir köşesindeki mükemmel hayatı veremiyorum çünkü kral olmakla meşgülüm. Ama sana o kadar muhtacım ki elimdeki tüm gücü senin tutmak için harcıyorum ve sen buna rağmen kaçmayı bir şekilde başarıyorsun ve bu beni deli ediyor. Caroline... Sana defalarca uzaklaşmanı söyledim ama gitmedin, gitmek istemedin. Ve artık gidemezsin... Bana bunu yapamazsın.Bu çocuk oyuncağı değil. Seni korumaya çalışırken seni incitmiş yada kafanın bir köşesindeki o mükkemmel adama uygun davranmamış olabilirim ama benim için savaşabileceğini söylemiştin...


Caroline: Öyle ama Klaus hiç bir şey yapamazken senin için ne yapabilirim? kendi kararlarımı bile alamazken benden nasıl böyle bir insiyatif beklersin! Haklısın çok bunaldım iki elini boynuma dolamış sıktıkça sıkıyorsun ve asla nefes almama izin vermiyorsun. Benim ölümüm düşmanlarının elinden değil senin elinden olacakmış gibi hissediyorum.



Klaus: Sana gerçekten böyle mi hissettiriyorum? Senin için yaptığım herşeyden sonra, senin için kendimden vazgeçtikten sonra ve şu an da kafanın algılayamadığı güç savaşını bile senin için verdikten sonra bana karşı hissettiğin tek şey bu mu?


Caroline: Benim için mi? Klaus ben senin gücünü istemiyorum. Sadece seni istiyorum. Turta istemiyorum tanrı aşkına ben çocuk sahibi bile olamam beyaz atlı prens istemiyorum seni karanlığında sevdim karanlık olmak için değil. Ben böyleyim ve sen de öylesin... bunu değiştirmeye çalıştıkça birbirimizi yaralıyoruz.


Klaus: Ben gücüm sayesinde seni kazandım, arkadaşlarından ve o leş kokulu köpekten, seni gücüm sayesinde korudum ve eğer seni hayatta tutmak istiyorsam daha fazlasına ihtiyacım var. Seni, Elijah'ı, Rebekah'ı hatta Kol'u. Bunu yapmazsam onları korumaya çalıştığım ailem dahil hepsi boğazıma çöker. GÜÇ OLMADAN BEN BİR HİÇİM. Neden anlamıyorsun!!! Buna mecburum...


Caroline: Sence ben seni güçlü olduğun için mi seviyorum?


Klaus hareketsizce bakışlarını kaçırdı. Ardından parmaklarını Caroline'ın beline yerleştirerek kendisine çekti.


Klaus: Gitmeyi aklından çıkar.


Caroline: Tanrı aşkına gitmeyi düşünmüyorum!


Klaus: İyi, şimdi bir kaç eşya al gerisini adamlar halleder buradan gidiyoruz.


Caroline: Nereye?


Klaus: Sana söyledim. Yeni evimize...




***




Caroline aradan bir hafta geçmesine rağmen bu eve, vahşi vampirlere, Klaus'un onlara olan acımasız tavırlarına ve Klaus'un burnunun dibinde bitip durmasına hala alışamamıştı.


Klaus: Caroline!


Ah yine aynı haykırış... Klaus Caroline gözünün önünden 5 saniyeden fazla kaybolduğunda her seferinde haykırarak onu yanına çağırıyordu. Caroline bu defa ortaya çıkmamaya karar verip yatağında uzanmaya devam etti. Bir an sonra vampirlerin bir o yana bir bu yana koşuşunu dinledi. Kıkırdadı bu işkenceyi biraz eğlenceli bir hale getirebilirdi. Kalkıp banyoya girdi ama kapı yarı çekiliydi Klaus'un haykırışına daha önce hiç cevapsız kalmadığından burada olabileceğini tahmin etmeyeceğinden emin olarak vampirin odaya girip kolaçan ettikten sonra çıkışı ve burada yok deyişi, Klaus'un öfkeli homurtusunun bütün evi sarışı sadece 2 saniye almıştı. Ardından ensesinde Klaus'un nefesini hissetti.


Klaus: Caroline! Bana neden cevap vermiyorsun!


Caroline omuz silkti.


Klaus: Bunu bir daha sakın yapma... sakın.


Caroline beklemediği bir sarılışla dengesini kaybederken aniden Klaus'un duygu durum değişikliğiyle kendisini çevirişini ve burnundan alevler çıkarmasını izledi.


Klaus: Burada ne yapıyordun? Benimle oyun mu oynuyorsun?


Caroline: Klaus tanrı aşkına gidebileceğim yerler yatak odası ve banyoyla sınırlı nereye gidebilirim yaptırdığın büyü yüzünden pencereye bile yaklaşamıyorum.


Klaus: Kaçmaman için.


Caroline: Klaus ben bir mahkum değilim senden neden kaçayım çocuk da değilim.


Klaus: Demek istediğim biri girip sana bir şey yapabilir.


Caroline: Sen gerçekten aklını kaçırdın.


Klaus: Konumuza dönelim, burada napıyordun?


Caroline: İşiyordum Klaus burada ne yapılır?


Klaus gözlerini devirip gülümsedi.


Klaus: Bu senin gibi bir hanımefendiye yakışmadı.


Caroline: Hanımefendiler işemez mi?


Klaus: Çok edepsizsiniz bayan Mikaelson.


Caroline: Ben bayan Mikaelson değilim, en azından tanrının huzurunda.


Klaus: Öyle mi?


Klaus bir kaşını kaldırıp Caroline'a baktı.


Caroline: Benimle cilveleşmeyi kes kilit altında tutuluyorum ve gerginim.


Klaus: Seninle cilveleşmiyorum, seninle cilveleşmemi mi istiyorsun?


Caroline: Klaus...


Klaus'un gülümsemesi bütün yüzüne yayılmıştı. Tekrar Caroline'a arkadan sarılıp aynadan yansımalarını izlemeye başladılar.


Klaus: Seninle ilk cilveleşmemizi hatırlıyor musun?


Caroline: Tanrım kes şunu, biraz ciddi ol.


Klaus: Pekala... hatırlıyor musun?


Caroline 1 saniyelik film şeridinin ardından gözlerini kapatarak kıkırdamaya başladı açtığında aynada belini sımsıkı kavrayan adam ona aşkla bakıyordu.


Klaus: Senin için çıldırıyorum la mia perla... Seni ölümcül bir aşkla seviyorum.


Caroline: Ölümcül bir aşk.



***



Klaus nefes nefese boğulan bir ağlama sesiyle yerinden sıçradı.


Klaus: Caroline!


Salise hızıyla üstündeki örtüyü atıp banyoya koştu. Kapıyı zorladı ancak kitlitliydi. Pekala Caroline da bu kilitlerin onu tutmayacağını biliyordu ama Klaus'un kan, kilit ve heyecan dolu çılgın hayatında burnunu çeke çeke ağlayabileceği bir alana ve yalnız kalmaya ihtiyacı vardı. 1 aydır Rebekah dahil Klausdan başka kimseyi 10 dakikadan fazla görmemişti annesiyle gerçekleştirdiği telefon konuşmaları dışında hayatla bağlantısı kesilmişti. Klaus'u seviyordu, deli gibi... ve başlarda dürüst olmak gerekirse kendisine olan sınırsız aşkı ve onu kilit altında tutacak kadar çıldıran koruma duygusu kendisini de tuhaf bir şekilde bir yandan cezbediyor bir yandan korkutuyordu. Pek çok kadının, vampirin yada kurt kadının hatta cadıların ona göz süzüşüne defalarca tanık olmuştu onca kadın arasından kendisini seçmesi ve kendisine bu kadar bağlanması gururunu okşasa da koruma iç güdüsü yüzünden Caroline'ı kısıtlama hali katlanılamaz bir boyuta ulaşmıştı. Ve bütün bunlardan gerçekten çok sıkılmıştı. Ağladı, ağladı ve ağladı... Klaus insafa geldiğinden mi yoksa onu öyle görmeye dayanamayacağından mıdır bilinmez kapıyı kırıp Caroline'a ulaşmadı. Kapıya yaslanıp onu dinledi, göz yaşlarının dinmesini dileyerek bekledi.


Nihayet saatler sonra dinen gözyaşlarının ardından kapının kilidini çevirdi ve dışarı çıktı. Klaus hiç bir şey demeden Caroline'ı göğsüne çekip sıkı sıkı sarıldı. Dinen ağlama krizi geri gelince Klaus Caroline'ı kucaklayıp yatağa götürdü ve kucağında sıkı sıkı sarıp yüzüne, omuzlarına, parmak uçlarına öpücükler kondurmaya başladı.


Caroline: Klaus nefes alamıyorum...


Klaus: Bu sadece zihninde, buradayım güvendesin, nefes al.


Caroline: Sorun da bu anlamıyosun, fazla güvendeyim. Yapamıyorum...


Klaus ani bir hareketle Caroline'ın ceketini giydirip kucaklayarak onu pencereden hızlı bir inişle sokağa çıkardı.


Caroline Klaus'un boynuna sardığı kollarını gevşeterek yavaşça kucağından indi. Eli hala Klaus'un elindeydi.


Klaus: Biraz yürüyelim...


"Biraz" olarak adlandırılan yürüyüş güneş doğana dek devam etti. Sonunda ıssız ve muhteşem güzellikteki ormanda, çiçeklerin arasında uzanıp dinginliği ve huzuru içlerine doldurdular.


Caroline: Klaus...


Klaus yan dönüp elini başının altına koyarak Caroline'a baktı.


Caroline: Bana karşı her zaman korumacıydın ama bu kadar olmadı hiç bir zaman olmadı. Sorun ne korktuğun şey ne?


Klaus gülmeye başladı ama gözleri korkusunu ele veriyordu.


Caroline: Klaus burada sen ve ben varız sadece ikimiz. Bana söyleyebilirsin. Bir şeyler var biliyorum... anlıyorum. Korkmak utanman gereken bir tepki değil bu tepkiyi vücudun veriyor.


Klaus: Endişelenecek bir şey yok seni korurum zarar gelmesine asla izin vermem. bunları düşünme.


Caroline: Klaus! pekala artık şu kartları açıp elimize bakma zamanı, bunca zamandır bana çektirdiğin şu eziyete sadece hissettiğim şey için katlanıyorum. Seni korkutan bir şey olduğunu biliyorum. Yoksa şimdiye kadar 50 defa kaçmayı deneyeceğimi biliyorsun.


İşin aslı Klaus'un korkuya tepkisi oyuncaklarını komşunun canavar çocuklarından saklayan bir çocuğunki kadar masumdu. Caroline düşündü...


Annesi olamaz... kaltak cehennemde.


Mide bulandıran kocası da ona orada eşlik ediyor.


Kurt adamları atlattı ve Marcelin koltuğunu sallayıp vampirlerin güvenini kazanarak yeniden kral koltuğunu kaptı.


Peki kim? Sorun ne?


Caroline: Klaus sorun ne? Eğer bana geçerli bir sebep vermezsen buna daha fazla tahammül edemem. Bunun ne kadar boğucu bir his olduğu hakkında en ufak bir fikrin yok. Beni anneme gittiğim için böyle cezalandırıyor olamazsın. Sorun ne! Bu soruyu son kez soruyorum...


Klaus sırtını dikleştirip doğruldu ve hala oturur haldeyken doğan güneşi izlemeye koyuldu. Fazla düşünceliydi...


Caroline: Lütfen...


Caroline: Pekala. Madem öyle istiyorsun bunu bir daha asla sormayacağım ama sen de bunu bana yaptığın sürece benden bir daha tek kelime duyamayacaksın.


Caroline ayaklanınca Klaus şaşkınlık içinde ona yetişip ardından eve doğru ilerlemeye başladı.



***



Geçen yaklaşık iki gün boyunca Caroline tek kelime etmeden pencerenin önüde oturup dışarıyı izledi. Vücuduna ne kan ne de herhangi bir yemek girmemişti. solgun ve halsizdi. Bu ömür boyu çekeceği bir hapis cezası mıydı yoksa her ikisini de tehlikeye atabilecek bir düşmandan sakınma şekli mi? Caroline düşünmeyi bırakmaya çalıştı...


Klaus odaya girip büyük bir kutu dolusu kan torbasını yatağa bıraktı. Elleri titriyordu, çaresiz görünüyordu.


Klaus: Hadi bebeğim seni yatıralım.


Caroline'ı çekiştirip cam bebeği yatağa yerleştirir gibi yavaş ve dikkatli bir şekilde üstünü örttü.


Yanına oturup elini avucuna aldı.


Klaus: Caroline bu beni öldürüyor yalvarırım bir son ver.


Caroline sabit bir noktaya bakıyor Klaus'un sattlerdir, gecelerdir gerçekleştirdiği yalvarışları her zamanki gibi etkisiz kalıyordu.


Klaus: Ne düşündüğünü biliyorum senin adına karar vermemden hoşlanmıyorsun, seninle hiç bir şeyi paylaşmamamdan nefret ediyorsun ve buradan çok sıkıldın ama bu geçici bir durum yemin ederim öyle...


Caroline yine tepkisizdi. Acı bir iç çekiş duydu ardından elinin üstüne damlayan göz yaşlarını hissetti.


Klaus'un sesi kısıldı. Göz yaşlarıyla savaştığı çok belliydi.


Klaus: Lütfen...


Sonunda Caroline de dayanamadı ve göz yaşlarını bıraktı.


Klaus o an Caroline'ı kollarına çekip hıçkırarak sarsılan zarif bedenini göğsüne bastırdı.


Klaus: Özür dilerim... Gerçekten.


Caroline: Böyle olmamı istemiyor musun istediğin bu... bana yaptığın bu ben dirensem de sonunda olacağı bu... Beni öldürüyorsun. Yavaş yavaş... bu ızdırap veriyor. Böyle yaşamak. Buna dayanamıyorum.


Klaus: Söyleyeceğim.


Caroline başını kaldırıp şaşkınlıkla Klaus'a baktı. Klaus yatağın ayak ucuna oturup sırtını Caroline'a verdi.


Caroline: Yüzüme bakmayacak mısın? göz yaşlarını benden gizlemene gerek yok... lütfen acı çekmeyi kes bu dayanılmaz.



Klaus: "Biyolojik babam, kurtadam sürüsünün başında o var, bunu sadece 7 haftadır biliyorum. Aracılarla bana bir mektup göndermiş. Günlerce onu okumadım." sesi inceldi "okuyamadım, aile konusunda çok da şanslı olduğum söylenemez içinden ne çıkacağını bilmiyordum."


Caroline: Benimle neden paylaşmadın?


Klaus: Yapamazdım. Sana güçsüz görünmekten nefret ediyorum.


Caroline iç çekerek ağlamaya başladı. Klaus'u bu kadar yalnız bıraktığını bilmiyordu.


Klaus: Sonunda açtım 3 kez okudum, tam üç. Benimle iletişim kurmak istediğini ve beni tanımak istediğini söylüyordu. Öylece güvenemezdim.


Caroline yavaşça yatağın ucuna ilerleyip arkadan Klaus'un beline sarılarak sırtına göz yaşları dinmeksizin öpücükler bırakmaya başladı. Durdu, devamını dinlemek istiyordu... Bu kadar mutsuz olduğuna göre işler iyi gitmemişti.


Klaus: Tarafsız bölgeye geldi, ona baktım. Gözleri donuktu, Mikael'ın gözleri gibi... o an anlamıştım. İstediği şey başkaydı. Bana Ester'in nerede olduğunu sordu. Gururula onu cehenneme gönderdiğimi söyledim.


Klaus'un başı dikti dudaklarında nefret ve korkunç bir gülümseme vardı ama gözleri hala küçük bir çocuktu. Gururlu ve paramparça olmuş bir çocuk.


Klaus: O an umurunda olmadığımı anladım. O Ester'i istiyordu... bir araştırma yapmış ve zayıf noktamı öğrenmiş.


Caroline: Beni...


Klaus onaylar gibi korkuyla gözlerini yumdu.


Klaus: Bana Esteri geri getirmek için 1 haftam olduğunu söyledi. Bu imkansız öyle olmasa bile bunu asla yapmam seni tehlikeye atmam. Bunu yeterince yaptım.


Caroline: Ona hala... demek istediğim. Onu seviyor mu? bu yüzden mi onu geri istiyor?


Klaus: Buna ihtimal vermem, oğlunu ve sevdiği kadını yıllarca başka bir adamın koynundan bile koparmaya aciz bir adamın bunca zaman sonra şeytani büyülerde usta bir kadını aşk için geri istediğini sanmıyorum. Ona ihtiyacı var çünkü tek başına beni yok edemez, tek başına kral olamaz Ester gelecek ve hepimizi yok edip doğaya hizmet edecek böylece kurtadamlar saltanatını ilan edecek.


Caroline Klaus'un omuzlarına sarıldı.


Klaus: Ona gittim ve ona krallığı vermeye hazır olduğumu asla problem çıkarmayacağımı gerekirse bütün vampirleri tek tek öldürmeye hazır olduğumu söyledim. Tek bir şey karşılığında Esteri geri getirmeye çalışmaktan vazgeçmesi...


Caroline bir an geçirdiği şoku atlatmaya çalıştı, Klaus krallığından öylece vazmı geçmişti?


Caroline: Anlamıyorum... Ester cehennemde onu nasıl...


Klaus: Bir yolu var bir büyü, benim ve onun ruhlarının değiştirildiği bir büyüyle ben cehenneme o dünyaya dönebilir.


Caroline'ın gözleri korkuyla büyüdü. Hayır ona bir şey olması düşüncesi tanrıya şükür ki her zaman uzak bir ihtimaldi ama bu defa değil... bu defa gerçekten değil!


Klaus: Ama bu büyünün gerçekleşmesinin tek yolu benim kabul etmem, kendi rızamla ruhumu şeytana satmam. Böylece Ester dünyaya dönebilir ve biyolojik babam yenilmez olabilir.


Caroline: Tanrım Klaus bunu bana nasıl söylemezsin ya sana bir şey olsaydı!


Klaus: "Beni buna ikna etmek için seni kullanacak ve... eğer kabul edersem" sesi kısıldı...


Caroline: Klaus! bunu nasıl söylersin! bunu tabiyki kabul etmeyeceksin asla!


Klaus: Eğer ben öldüğümde türümün yani senin de arkadamdan cehenneme gelmeyeceğini bilseydim kabul ederdim. Seni korumak için bir yol arıyordum, hala arıyorum bulana dek seni korumaktan başka bir seçeneğim yok!


Caroline: Tanrım kes artık! bu söylediğin asla olmaz seni kaybedersem ben de ölürüm. O zaman hayatımın ne değeri kalır!




***



Öğrendiklerinin etkisiyle ağlama krizlerine giren ve Klaus'a bir şey olması korkusuyla henüz yeni yüzleşen Caroline, 3 günün ardından kendini ancak toparlayabilmişti. Aslında toparlanmış sayılmazdı. Roller değişmişti ve 5 saniye etrafında göremediği anda Klaus'un adını haykırıp çığlığı basıyordu. Artık birbirlerine bir şey olma düşüncesiyle delirmiş nefeslerini bile birlikte alan bir çifte dönüşmüşlerdi.


Onun çığlığıyla Klaus'un aklı çıkıyor ve yanına koşuyor, ona bir şey olmadığını görmenin verdiği rahatlamayla Caroline'a sarılıyor, aynı şeyi Klaus yaptığında bu defa aynı durum Caroline'ın aklını kaçırmasına ve ona bir şey oldu düşüncesine neden oluyordu.










***








Caroline başında hissettiği müthiş ağırlıkla kalkmaya çalışıp kırık bileğinden destek alarak başını kaldırdı ve bir an etrafında ölü vampirlerden bir halı örüldüğünü gördü. Kanlı bir halı...


Caroline dikkatini biraz daha toplayıp ölü vampirlerin boyunlarındaki ısırıklara baktı. Kurtadam ısırıkları...


Caroline: Klaus!


Çığlık atmaya başladı...


Caroline: Klaus tanrım lütfen... lütfen... Klaus!!!


Caroline kafasını toplamaya çalıştı ne olmuştu. Dün gece Klaus'un kollarında usul usul uykuya dalarken ne olmuştu? hiç bir şey hatırlamıyordu? Tekrar sağına soluna baktı, Klaus şimdiye kadar gelirdi. İyiyse gelirdi... Kahretsin!


Caroline adını boğazının parçalanması pahasına defalarca haykırdı.


Caroline: Klaus!!!!!


Sonunda başını ellerinin arasına alıp nefesini tuttu ve Klaus'un nefesini duymayı dileyerek dinlemeye başladı... Onu kirpik diplerinden bile tanıyabilirdi.


Caroline: Klaus!


Evet, onu hissedebiliyor, duyabiliyordu! Mahzenlere doğru baktı. Kırık ayak bileğine aldırmadan ayağa kalkıp sürünerek mahzenlere ilerledi.


"Prenses uyandı!"


İri yarı bir kurt adam Caroline'ı yakalayıp içeri doğru çekiştirdi ve Klaus'un önüne attı.


"Ona ne yapalım."


Çirkin suratlı esmer bir adam atılıp: "Yavaşlayın beyler bence bir centilmen onu kurtarmak için gönüllü olacaktır." dedi.


Bir kadın Caroline'ı saçlarından yakalayıp havaya kaldırdı.


"Bu iş çok uzadı, baba bundan mutlu olmayacaktır. Yapalım şunu."


Caroline'ı Klaus'un ayak ucuna tekrar atıp geri çekildiler. Vücudunda yaşadığı acıya aldırmadan Klaus'un paçasına asıldı.


Caroline: Klaus sakın... seni çok seviyorum. Lütfen... sakın bana ölümünü izletme. Yalvarırım bunu yapma.


Caroline Klaus'u sarsmaya devam edip ses vermesini bekledi.


"Sakin ol aptal kız o yaşıyor sadece biraz fazla acı çekti."


Kadın; "Hey sevinmelisin, seni korumak için yaptı, eğer o bu halde olmasaydı sen muhtemelen ölmüş olurdun. Bir kaç kırırkla kurtulduğun için şanslısın. Ama bugün birnizden biri bu dünyaya veda edecek. Baba böyle istiyor. Kişisel algılama..."


Çirkin suratlı adam saçını okşayacak; "Tatlı Caroline Klaus'un seni koynunda saklayıp korumasına şaşmamak gerek. Tanrıya şükür Ester gitmeden bize yaptığı büyüyle bedenimizi onunkinden güçlü kıldı. Yoksa bu canavarla savaşmak gerçekten zor olacaktı. Ve şimdi geri gelirse daha fazla insanımız bu şansı yakalayacak dönüşmeyecek ve herkesten güçlü bir sürümüz olacak."


"Ve bingo, hiç vampir kalmayacak." dedi kadın kıkırdayarak.


"Bence bu fıstık için bir istisna yapabiliriz."


"Kızla uğraşmayı bırak çirkin."


Klaus derin bir nefes alarak ayıldı.


Klaus: Caroline!!!


Caroline: Buradayım...


Klaus: Caroline, iyi misin!


Klaus bunu sorarken burnundan kan damlıyordu. Caroline hiç kesmediği hıçkırıklarına devam etti.


Caroline: İyiyim Klaus, seni ne kadar sevdiğimi biliyorsun değil mi? Ve sana söylediğim herşey için ne kadar üzgün olduğumu.


Klaus: Başını yine belaya soktum. Ve bunu düzelteceğim güven bana Caroline kurtulacaksın.


Caroline: Sensiz asla!!!


Klaus: Şimdi gözlerime bak.


Caroline ikiletmeden, seve seve baktı Klaus'un güzel gözlerine. Fazla yeşildiler göz yaşlarıyla sılanmış kirpiklerinin altından bakan Klaus acı çeker gibi, yalvarır gibi konuşmaya başladı.


Klaus: Şu andan itibaren buradan kaçıp kurtulmak için elinden geleni yapacağına söz ver. Bana söz ver...


Caroline: Sensiz gitmem!


Klaus: Caroline! Bana söz ver sana yalvarıyorum!


Caroline gözlerini kapatıp hıçkıra hıçkıra başını iki yanına salladı.


"Hey hadi bu çok sıkıcı olmaya başladı salona gidip babayı bekleyelim."


Mahzen boşalır boşalmaz Klaus başını kaldırıp harap halde Caroline'ın gözlerine baktı.


Klaus: Bana bunu yapma! BEN SENSİZ BİR HİÇİM! Sakın yapma... aklından geçenleri unut. Buradan kurtulacaksın ve güzel bir hayat yaşayacaksın. Dünyanın sana sunduklarından keyif alacaksın ve aşık olacaksın.


Caroline: Asla! Asla senden başkasını sevmeyeceğim asla bunu nasıl söylersin senden nasıl öylece vazgeçerim sen benim son aşkımsın!


Klaus: Caroline sen hayat dolusun, sevgi dolusun, gülüşün, kalbin. Benim gibi biri için ölmene izin verebileceğimi mi sanıyorsun. Buradan çıktığında herşey çok daha güzel olacak. Özgür olacaksın.


Caroline: Beni bir sandığa bile kapatabilirsin umurumda değil sensiz olmak istemiyorum. Sensiz yaşayamam.


Klaus: Şimdi beni iyi dinle... Arkanda bir bıçak var onu alıp bileğimi kesmen gerekiyor, büyü akan kan sayesinde bir an için gevşeyecek ve kollarımı kurtarıp seni buradan çıkaracağım. Seni buradan çıkardığım anda arkana bakmadan koşacaksın.


Caroline: Beraber!


Klaus: Tamam beraber. Hadi yap şunu...


Caroline dikkatle yerdeki bıçağı alıp Klaus'un bileğine küçük bir çizik attı. Klaus aniden iki elini aşağı çekerek zincileri kopardı ve vampir hızıyla Caroline'ı yakalayıp mahzenden çıktı. Cesetlerle eğlenen kurt adamları büyük bir ustalıkla atlatıp dışarı çıktıklarında kollarında titreyen Caroline'a baktı.


Klaus: Ormana gidiyoruz. Nefes al, özgürsün nefes al...


Caroline Klaus'a daha sıkı sarılıp hızını saçlarında hissetti. Bir kaç dakika içinde ormanın derinliklerine ilerlediler.


Gün doğumuna çok az kalmıştı.. Caroline Klaus'un yanına uzanıp ağaca yaslanan başını göğsüne yasladı. Gözlerinde endişe vardı.


Caroline: Klaus iyi görünmüyorsun.


Klaus: Çok kabasınız bayan Mikaelson.


Caroline gülümsedi ancak ona dokunduğunda eline boca olan kanla gülümsemesi soldu.


Caroline: Yaraların... yaraların iyileşmiyor.


Başını biraz daha kaldırıp doğmaya başlayan güneşe doğru yer açtı ve Klaus'un vücuduna tekrar baktı.


Caroline: Klaus iyileşmiyor neden!!!! Tanrım! Klaus cevap ver!!!


Klaus yavaşça kaykılıp cebinden bir kutu çıkardı. Kutuyu açıp Caroline'a doğru tuttu... Caroline hıçkırarak ağlıyordu...


Klaus: Bana kızacaksın ama... eski günlüklerinden birini okudum. Yani o gün seni arabada beklerken. Hayal ettiğin şeyleri biliyorum ve onları sana verebilen kişi olmak isterdim ama sana acıdan başka bir şey vermedim. Bunu daha önce yapmayı planlıyordum ama işte güvenliğin için endişelendim.


Caroline titreyerek tekrar etti.


Caroline: Klaus yaraların iyileşmiyor...


Klaus: Bu güzelliği arkamda bırakmak acı verici olacak, Caroline Forbes bunu rahibin huzurunda söyleyecektim herhangi bir dinle ilgilenmiyorum ama senin hayalindeki buydu sana tam o defterdeki gibi bir düğün yaşatmak isterdim...Nefesi kesildi...

Caroline: Klaus!

Klaus: Seni ebediyen seveceğim Caroline... bu yüzük senin tanrının huzurunda "bayan Mikaelson" olduğunu bilmen için, sana seni daha önce hiç kimseyi sevmediği kadar seven kocan tarafından sonsuz bir mutluluk vaadiyle sunuluyor. Bu cümleler böyle değildi ama seninle daha fazla kalamayacağımı biliyorsun. Sana kalbimden ve bu yüzükten başka verebileceğim bir şeyim yok. Ama sen çok mutlu olacaksın ve aşık olup hayalindeki tüm o güzel şeyleri yaşayacaksın. Sevgi dolusun birini sevmek senin için asla sorun olmuyor. Sen şeytanı bile eğitirsin.


Klaus gülümseyip acıyla sarsılıp ağlayan Caroline'ın parmağına yüzüğü geçirdi. yüzüğün üstünde ince ve zarif bir pırlanta geçidi vardı. Kenarında da zümrütle yazılmış kibar bir "M" harfi.


Klaus: Bu yüzük senin sonsuz bir ızdırapla yasımı tutman için değil, özgür olman, mutlu olman için sana sululdu... Caroline Mikaelson. Mutluluğu asla ertelemeyeceksin ve kendini daima koruyup kollayan, seni seven insanların arasında olacaksın. Ve ben seni her zaman izleyeceğim, cehennemden bile. Sen benim çocukluğumsun, en masum yanım, en güzel yanım sakın bunu mahfetme. Sakın benim için kendini mahfetme. Bu benim tercihimdi...


Caroline: Bileğini kestim ve sen ruhunu şeytana sundun. Beni nasıl yalnız bırakırsın... sensiz nefes alamayacağımı bilmiyor musun? Lütfen Klaus bir yolu olmalı seni bırakamam sensiz olamam. Yalvarırım bir şey söyle sen ölümü kabullenemezsin bunu asla istemezsin.


Klaus: Sen benim tek varlığımsın Caroline her şey senin içindi... Bu benim tercihim ve bunun için kötü hissetme çünkü bu benim hayatta bencil düşüncelerimle gerçekleştirmediğim tek fedakarlık seni seviyorum. Sonsuza dek seveceğim ve bu sevgi sana ızdırap değil mutluluk versin. Sen mutsuz olursan inan bana bunu hissederim ve yok olurum. Evrende kalan tek zerreciğim bile senin yaşadığını hissetmeli. Gözlerime bak...


Caroline: Klaus beni bırakma.


Klaus: Şimdi git hadi... bunu izlemeyeceksin.


Caroline: Seni bırakmam. Bir yolunu bulacağım Rose'a gideceğim. Bir yolunu bulacağız seni taşırım.


Caroline hıçkırarak Klaus'a sarıldı.


Klaus: Bebeğim bunun başka bir çaresi yok bir kurtuluşu yok... olsaydı onu cehennemin dibine kadar girip bulurdum. Tıpkı seni kurtarmak için bulduğum gibi. Ama yok, bu yüzden ben daha kötüye gitmeden buradan gideceksin. Bunu izlemeyeceksin. Seni bulmaları an meselesi.


Rose: Klaus...


Caroline: Ah Rose yardım et o ölüyor.


Rose: Çok vaktimiz yok...


Caroline: Ne... ne yapıyorsun...


Rose ellerini Klaus'un kanına sürüp havaya kaldırdı.


Caroline: O ne yapıyor. Kurtaracak seni... sen kurtulacaksın...


Caroline sevinçle hıçkırıklara boğuldu Klaus ona solgun bir gülümsemeyle bakıp elini tuttu ve dudaklarına götürdü.


Klaus: Özür dilerim bu büyü seni kurtarmak için... Birazdan yok olduğumda...


"Yok olduğumda?"


Caroline Klaus'a sarılıp daha fazla ağladı.


Caroline: Yok olmana izin vermeyeceğim hayır!


Rose: Bu iş tamam, Klaus... Caroline çok üzgünüm bunu durdurma şansım yok. Bu çok ötesinde. Yapabileceklerimizin çok ötesinde. Klaus'a söz verdim ona bişey olursa sana da olmaması için köken etkisini kırıp seni ölümden kurtarmak için söz verdim. Yapabileceğim tek şey bu. Çok üzgünüm...


Elijah, Rebekah, Kol... Hepsi ağır adımlarla tepeyi tırmanıp arkalarında belirdiler.


Caroline umutla onlara baktı, yalvarır gibi...


Caroline: Lütfen yapabilecek bir şey olmalı...


Klaus: Seni seviyorum Caroline her zaman seveceğim. Benim güzel incim... Beni affet.


Şimdi Caroline'ın kollarında gümüş bir heykel gibi parlayan güzel yüzü ve Caroline'a aşkla bakan gözleri öylece donup kalmış, hayat sıfır noktasında durup Caroline'ın göğsüne bir hançer gibi saplanmıştı.

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

FİNAL

 


 

 

Caroline, öfkeyle büyüyen gözlerini kırpıştırıp bir kez daha haykırdı...


Caroline: Dokunma dedim!


Elijah ve Rebekah durumdan çok da etkilenmiş görünmüyorlardı. Kol saatlerdir Klaus'un gümüş grisi bedenine sarılıp delirmiş gibi bir öne bir arkaya sallanarak titreyen Caroline'a yaklaştı. Usulca eğilip göz hizasına indi.


Kol: Caroline... Nasıl hissettiğini görüyorum. Çok zor... biliyorum. Ama gitmemiz gerekiyor ve eğer bir mezarı olmasını istiyorsan onu şimdi bırakmak zorundasın.


Caroline adeta çığlık atar gibi haykırdı.


Caroline: Hayır dedim dokunma! Dokunma dedim!


Kol teslim olmuş gibi ellerini havaya kaldırıp geri çekildi. Rebekah umutsuzca başını salladı.


Rebekah: Caroline... lütfen.


Caroline: Defolun! hepiniz defolun!!!


Elijah: Caroline... nefes alman gerek. Sakinleş, lütfen seni geride bırakmak istemiyoruz.


Caroline: Kaçıyor musunuz?


Rebekah: Buradan gitmemiz gerekiyor, annem dönmeden kaçmamız ve seni bırakamayız seni bize emanet etti.


Caroline: Ben-hiç-bir-yere-GELMİYORUM!!!!


Caroline bir akıl hastası gibi Klaus'un başını kollarının arasında daha sıkı sarıp saçlarına öpücükler kondurmaya devam etti. Ve bir an korkunç bir şey olmuş gibi durup kocaman gözlerini başında bekleyen Elijah'a çevirdi.



Caroline: Bunu istiyordunuz değil mi? Onun ölmesini! ondan kurtulmayı...!



Kol: Ne dediğini bilmiyor...



Rebekah: Bu kadarı yeter, daha fazlasını dinlemeyeceğim.



Rose: Ona biraz daha anlayışlı yaklaşamaz mısınız?



Rebekah aniden eğilip Caroline'ın kollarını Klaus dan ayırmaya çalıştı.



Rebekah: Yeter artık Caroline! aklını başına topla bırak onu!



Caroline: Hayır... bırak dedim bırak!



Caroline ellerini Rebekah dan kurtarmaya çalışırken bir anda Elijah'ın ellerini boynunda hissedip çığlık attı... Caroline'ın bedeni Klaus'un yanı başına yığılırken Kol onlara hayretle bakıyordu.



Kol: Tanrı aşkına sizin sorununuz ne!



Elijah: Asla sakinleşmeyecekti. Gitmemiz gerekiyor.




***




Caroline boynunda hissettiği ağrıyla gözlerini açtı, bakışlarını hızla etrafında döndürüp nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Bir minibüsün arkasında elleri mineli iplerle bağlanmış halde uzanıyordu. Başını yanına çevirdiğinde süslü ve heybetli bir tabutla burun buruna uzandığını fark etti. Hıçkırıklarını ve gözlerine hızla dolan yaşları durduramadı.


Rebekah: Sanırım ayıldı.



Elijah: Öyle görünüyor.



Elijah'ın gözleri karanlıktı...



Kol: Ben hala onu Klaus'un tabutuyla aynı yerde km'lerce uzağa götürme fikrine karşı çıkıyorum.



Elijah: Eğer çeneni hemen kapatmazsan Rose'u arabadan atıp Caroline'a burada yer açacağım.



Caroline bir anlam veremiyordu, Klaus'un ölümünü geçici bir acı gibi kabullenip yatışsa da bir şekilde hayata dönebileceğini düşünüp kendini avutsa da içten içe bunun doğru olmadığını ve burada bir şeyler döndüğünü biliyordu.


Aniden dudaklarında ki kuruluğu hissetti, gerçek bir şeyler yemeyeli 2 gün olmuştu, teni iyiden iyiye solarken gözlerini kapatıp yaşlarla ıslanan yanağını yeniden araç zeminine indirdi.



***



Flashback;



Klaus, Elijah ve Rebekah'ın endişeli gözlerle kendisini izlediğini fark eder etmez gülümsedi. Elinde ki boya paletini yavaşça yere bırakırken arkasına döndü. Fırçası hala elindeydi.



Rebekah: Etrafında olmadığına göre iki seçenek var, Caroline uyuyor yada duş alıyor olmalı.



Klaus: İkisini de yapıyor olabilir, baya yorgun ama burada durmuş seks hayatımızı sizinle tartışmayacağım.



Elijah: "Rebekah'ın kabalık etmek istemediğinden eminim." dedi hoşnutsuzlukla. Sonrasında asıl amaca odaklanıp "Seninle konuşmamız gerekiyor." diye fısıldadı.



Klaus gözlerini kısıp elindeki fırçayı bırakarak koltuğuna yaklaştı ve gergin bir ifadeyle kendini bıraktı.



Klaus: Dinliyorum.



Elijah: Bir süredir, seni düşürdüğümüz durumdan beri...



Klaus: Caroline'ı tehlikeye attığınız aşk hayatlarınızı kastediyorsan evet anladım ve bu konuda konuşmaya pek hevesli değilim...


Klaus'un hoşnutsuz homurtusu odayı doldururken Rebekah devam etti:



Rebekah: Bir süredir birbirimizle ilgilenemiyoruz. Ve açık konuşmak gerekirse seni yargılamaktan öteye geçmedik. Biliyorum... Caroline'la pek çok şey değişti, farkındayım. Sen değiştin ve seni kaybetmek istemiyorum. Bir yanım bu hale gelmeni sağlayan kişi olamadığım için kendime kızgın ve diğer yanım bunu yapan Caroline olduğu için ona minnettar. Demek istediğim... Nik biliyoruz. Biyolojik babanın sana ulaştığını, ne istediğini ve Caroline için nelere göğüs gerebileceğini.



Elijah: Hayatının her döneminde sırtını bize dönüp tehlikeli olsun yada olmasın başına gelen herşeyi tek başına halletmeye çalıştın. Ve doğruyu söylemek gerekirse bunda başarılı oldun. Ama seni ilk defa bu kadar tedirgin ve korkmuş görüyorum. Ve bu beni de endişelendiriyor. Demek istediğim yardım etmek istiyorum. Rebekah ve ben her zaman yanında olacağız bunu bilmen gerekiyor.



Klaus: Gözlerim yaşardı.



Rebekah: Nik lütfen... saf niyetimizi görmek zorundasın.



Klaus gülümseyip onlara doğru bir hamle yaptı. Önünde bittiğinde Rebekah derin bir nefes alıp hiç kıpırdamadan durdu Klaus büyük bir dikkatle Rebekah'ın yüzünü inceledi.



Klaus: Size neden güveneyim?



Rebekah: Bizim onunla işbirliği yaptığımızı mı düşünüyorsun? Bu yüzden mi Caroline'ı görmeme izin vermiyorsun?



Elijah: Bizim bundan ne gibi bir çıkarımız olabilir?



Klaus temkinle gülümseyip kafasını iki yanına salladı. Elijah rahatlamış gibi gergin aldığı nefesi gözlerini kapatarak verdi.



Klaus: Haklısın. Pekala öneriniz ne?




Elijah: Bir önerimiz yok ama senin planını değerlendirmeyi umuyoruz.



Klaus: Caroline'ı korumaya çalışıyorum.



Elijah: Ve bunun için sonsuzluğunu onu bir yerlere kapatarak geçiremezsin.



Rebekah: Ayrıca elinde onu kurutmak için bir hançer ve içine tıkıp saklamak için bir tabutta yok.



Elijah: Rebekah...



Klaus: Bunu atlattığımızı sanıyordum.



Rebekah: Bazı şeyler iz bırakıyor.



Elijah: Rebekah!



Klaus: Nasıl bir iz?



Rebekah: Hayatından çalınan 500 yıl gibi.



Klaus: Seni dönüştüren ben değilim Rebekah bu öfkeyi hak eden kişiler ebeveynlerimiz. Kalan 500 yılı muhteşem geçirdiğini söyleyemezsin. Bence seni tehlikelerden uzak tuttuğum için bana minnettar olmalısın. Daha fazla kalp ağrısı yaşamadığından emin oldum, tek yaptığım buydu.



Rebekah: Sen kalp hakkında ne bilirsin ki?



Elijah: Bu konuşmanın amacından oldukça uzaklaştık öyle değil mi?



Klaus: Gerçek amacınızı bilmediğimden bu konuda bir değerlendirmede bulunamıyorum.



Elijah: Bu paranoyayla daha ne kadar yaşamayı planlıyorsun? Tüm ailen, sevdiğin kadın senden çok uzağa kaçmadan yada sen onları kutulara tıkıp kadınını etki altına almadan buna bir son vermek zorundasın. Yoksa gerçekten yalnız kalacaksın... Rebekah sadece yüzüne söylemek isteyip çoğu zaman senin cezalarınla bölünen konuşmasını tamamladı. Ve bu konu bir daha açılmayacak. Burada bulunma nedenimiz sensin. Senin ve Caroline'ın güvenliği... Ve bu doğrudan bizim güvenliğimizi de etkiliyor.



Klaus: Kol neden burada değil?



Elijah: Ne kadar gevşek ağızlı olduğunu biliyorsun. Onu bu işe karıştırmak istemiyorum ayrıca isteseydim bile Rose ile fazlasıyla meşgul.



Klaus tek kaşını kaldırdı.



Klaus: Pekala, öyleyse... Planımı beraber gözden geçirelim.



***



Caroline tekrar gözlerini açtığında Kol'un kucağında ilerlediğini hayal meyal fark etti. Rüyayla uyanıklık arasında gibiydi. Güneş sayesinde kısılan ve acıyan gözlerini kırpıştırıp ışığa alışmaya çalıştı.


Caroline: Klaus... o nerede.


Kol: Sakin ol tamam mı? Rose acele et!


Caroline: Kol lütfen... Beni nereye götürüyorsun?


Kol: Tamam mı?


Rose: Evet, bu biraz zor oldu ama başardım.


Kol: Ne kadar iyi.


Rose: İzimizi bulamayacaklarından emin olacak kadar.


Kol: Bu bize biraz zaman kazandırabilir.


Caroline: Neler oluyor! Klaus nerede!


Kol: Bunun için zaman yok Care, sadece gözlerini kapat ve sakinleş.


Rose: Ona söylemek zorundasın.


Kol: Güvenli bir yer bulmamız gerekiyor.


Rose: Şuradaki evi görüyor musun?


Kol: Ev mi? Orası bir ahır bebeğim.


Rose: Konumuz bu değil, güvenli görünüyor. Daha güvenli bir hale getirebilirim.


Kol: Tamam, şimdilik orada saklanabiliriz.


Caroline Kol'un kollarında çırpınıp tekrar hıçkırdı.


Caroline: Klaus'un bedeni nerede! Beni nereye götürüyorsun? Kimden saklanıyoruz?


Rose: Sanırım biraz kan alması gerekiyor. Kötü görünüyor.


Kol: Ona kan verirsem canlanır ve asla susmaz. Bırak da biraz kafamızı dinleyelim.


Rose: Kol!


***



Flashback:






Caroline yatakta gerinip diğer yanına, Klaus'un yattığı yöne doğru kolunu atıp onun vücudunu aradı. Tek gözünü açıp başını hafifçe kaldırdı.



Caroline: Klaus!


Bir kaç saniye bekledikten sonra Klaus'un kapıda belirdiğini gördü. Hızla yanına gelip endişeyle Caroline'ı süzen Klaus iyi olduğuna kanaat getirir getirmez yanına uzanıp kollarına çekti.


Klaus: Buradayım... sorun yok.


Caroline: Neredeydin?


Klaus: Biraz resim yapmak istedim.


Caroline'ın endişeli gözleri yumuşadı.


Caroline: Seni merak ettim.


Klaus: Sanırım gittikçe bana benzemeye başlıyorsun.


Caroline kıkırdayıp daha çok sarıldı.


Caroline: Yanına bile yaklaşmaz.


Klaus: Yorgun görünüyorsun... Uyuman gerekiyor ayrıca bugün hiç beslenmedin.


Caroline: Aslında aklımdan tamamen çıktı.


Klaus: Sana bahsetmemeliydim.


Caroline: Bunu benimle paylaşman gerekiyordu ve sakın pişman olma yoksa pişman olduğuna pişman ederim.


Klaus: Vay canına kulağa gerçek bir tehdit gibi geliyor.


Caroline: Öyle...


Klaus: Bana gülümsemeni seviyorum. Ve bunu kaybetmek istemiyorum.


Caroline: Sana her zaman böyle bakacağım Klaus bunu hiç bir gerçek değiştiremez. Seni seviyorum...


Klaus: Seni seviyorum.


Caroline yavaşça gözlerini yumarken kollarını Klaus'a daha sıkı dolayıp yanında olduğundan emin olmak ister gibi sarıldı. Klaus'a hissettirmemeye çalışsada çok huzursuzdu, korkuyordu ve onu kaybetmeye beş kala gibi hissediyordu.



***



Caroline dudağında demirimsi kan tadını hisseder hissetmez kan torbasına büyük bir açlıkla saldırdı.



Rose: Bu ona yetecek mi?



Kol: Yetmek zorunda... şimdilik başka bir stoğumuz yok.



Rose: Peki ya sen...



Kol: Benim için gönüllü olursun diye umuyordum.



Kol, Rose'a gülümsedi. Korkusunu görebiliyordu ve yersiz şakalarına gülümseyeceğini umarak yüzüne baktı. Caroline öksürüp dizlerinin üstüne kapaklanınca ikisi de yanına koşup onu geriye doğru yasladı.



Rose: İyi misin Caroline?


Caroline: Değilim Rose! Bana hemen şimdi cevap vereceksiniz neler oluyor daha da önemlisi Klaus'un bedeni nerede?


Kol: Bunu dinlemek acı verici olabilir.


Caroline: Kol!


Kol: Caroline... Önce bana söz vermen gerekecek.


Caroline: Ne için?!


Kol: Bu konuda fazla umutlanmayacaksın.


Caroline: Hangi konuda? tanrı aşkına çıldırmak üzereyim!


Rose: Hadi ama Kol, bu onu ne kadar yıpratıyor görmüyor musun?


Kol: Üzgünüm ben sadece işlerin daha kötüye gitmesini istem... lanet olsun! Caroline Klaus'u geri getirebileceğimiz bir yol bulmuş olabiliriz ama emin değiliz işe yaramayabilir.


Caroline: Tanrım! kol lütfen bana bir rüyada olmadığımı söyle?!


Caroline'ın mutluluk gözyaşları süzülmeye başlarken Kol yüzündeki mutluluğu saklamaya çalışarak:


Kol: Caroline söz verdin umutlanmayacaksın.


Caroline: Elijah ve Rebekah nerede? Tanrım onları mahvedeceğim!


Kol: Bu işi bana bırakmandan mutluluk duyarım.


Caroline: Ne demek istiyorsun?


Kol öfkeyle başını diğer tarafa çevirip ayaklandı. Bir o yana bir bu yana giderek homurdandı. Rose ona yardımcı olmak ister gibi anlayışlı bir tonla konuşmaya başladı.


Rose: Bu kulağa pek de inandırıcı yada hoş gelmeyecek biliyorum ama bütün bunları onlar planlamış.


Caroline: Ne? Neden? nasıl! tanrım... Klaus onlara asla güvenmemekte haklı mıydı? Bunu neden yapsınlar ki?


Rose: Cadı meclisine, Klaus vampirlerin başına geçtikten sonra büyük bir korku hakim oldu. Biliyorlardı, artık asla şehre sahip olamayacaklarını aslında herkes onların yarıştan korkarak çekildiğinden emindi. Ama öyle değildi...


Caroline: Ve sen bunu biliyor muydun?


Rose: Hayır! Tanrım hayır... Benim vampirlere olan yakınlığım onların her zaman dikkatini çekiyordu. Olumsuz biçimde...


Kol: Anladığımız kadarıyla Rebekah ve Elijahla pazarlık masasına oturmuşlar.


Caroline: Hala anlamıyorum, Rebekah bana karşı bazen oldukça kaba davranışlarda bulundu ama asla... asla bana zarar vermek istediğini hissetmedim. Beni daha çok şaşırtan Elijah... O nasıl... tanrım o Klaus'a o kadar bağlı ki bunu yapacağına asla ihtimal vermem.


Kol: Haklısın. Niyetleri de bu değildi... onu öldürmek değildi. Ama niyetleri... Demek istediğim onlar başlarına gelen şeyden sonra Hayley ve David meselesinden sonra özellikle Elijah yaşadığı bunca ihanet ve insani sıcaklıktan uzak deneyimden sonra akıllarını kaybetmiş gibi insanlıklarını kurtarmaya yöneldiler. Onlara göre tek yol, tekrar hayal kırıklığına uğramamak ve mutlu olmak için insanlıktı.


Rose: Ve cadılar her zaman ki gibi zayıf noktalar konusunda yeni bir girişimde bulundu.



Kol: Tıpkı bebek meselesindeki gibi, o zaman Klaus'u zayıf noktasından vurmuşlardı ve şimdi de diğer köken kardeşleri tekrar insan olabilme ihtimaliyle tanıştırdılar.


Caroline: Rebekah ve Elijah insan mı olmak istiyor?


Kol: Sadece kendileri için değil hepimiz için istiyorlar. Klaus ve ben bunu asla istemeyeceğim için bizi planın dışında bıraktılar.


Rose: Cadıların amacı köken vampirleri insana dönüştürüp onlarla birlikte türlerini de tedavi etmekti böylece şehrin tek hakimi olacaklardı.


Kol: Ama hesaba katmadıkları kurtadamlar bu fikirden hiç hoşlanmadılar. Ve yeni bir anlaşma doğdu...


Rose: Kurt adamlar ve cadılar arasında.


Kol: Elijah ve Rebekah'ın haberdar olmadığı bir anlaşma.


Rose: Kurtadam lanetini kaldırmak ve Esterin öteki tarafa gitmeden önce yasak aşkı için gerçekleştirdiği güç büyüsü karşılığında şehri onlara devredeceklerini söylediler.


Kol: Ama cadılar bu kadar güçlü değildi. Onlara bir yolunu bulmak için söz verdiler ve buldular. Klaus'un ve Esterin şeytanın huzurunda kendi rızalarıyla ruhlarını değiştirmesi durumunda Ester'in dünyaya dönebileceğini söylediler. Çünkü onu defalarca öldüren kişi Klaus'du. Büyünün bu şekilde gerçekleşmesi gerekiyordu.


Caroline anlatılanları algılamaya çalışarak şaşkınlıkla başını salladı.


Kol: Klaus Elijah ve Rebekah'a hiç güvenmedi, kendisinden taraf olduklarına hiç inanmıyordu. Ve yanılabileceklerinden herkesi tehlikeye atabileceklerinden emindi bu yüzden onları oyalayıp durdu senden uzak tutmaya çalıştı. Elijah ve Rebekah hepimizi insana dönüştürmeye çalıştıklarını zannederek cadıların talimatlarını yerine getirdiler. Ama cadılar sadece bizi dönüştürecek ve hepimizden kurtulup kurtadamların kendilerine bıraktıkları şehrin keyfini süreceklerdi.


Rose: Çünkü hepsi birer aptal... Kurtadamlarında onlara ihanet ettiğinden şehri ve tüm gücü kendileri için istediklerinden çok sonra haberdar oldular.


Caroline: Ve siz bu kadar şeyi nereden biliyorsunuz?


Rose: Cadılar son bir çare olarak canlarını kurtarmak için bize yardım etmeye karşılığında özgürlük istemeye ve bütün bildiklerini anlatmaya karar verdiler. Klaus öldüğünde Elijah aklını kaçıracaktı. Onu geri getirmek için Rebekah ile birlikte bir yol bulmaya çalıştılar ve sanırım buldular. Elijah sözüne güvenilecek bir adam buna güvenerek bizimle işbirliği yaptılar.


Caroline: Dur biraz peki şimdi neredeler Klaus onlarla mı?


Kol: Büyü konusunda bir şey yapacaklarını umuyorum. Sana bu yüzden daha erken söylemedik. Umutlanmaman için ama eğer onu döndüremezlerse yemin ederim bütün cadı ve kurtadamların canına okuyacağız.


Caroline: Ve bu onu geri mi getirecek?


Kol başını önüne eğdi.


Kol: Biliyor musun ailemden nefret ediyorum.


Caroline: Ben de... ve tanrı şahidim Klaus hayata döner dönmez onu bir daha asla göremeyecekleri kadar uzağa gideceğim. Onun sevgisini hak etmiyorlar... Asla hak etmediler. Ve aptal hayalleri için geldiğimiz durum ortada.


Kol: Biliyorum.


Caroline hıçkırıp dizlerini kendisine çekti.


Kol: Hey... bunu atlatacağız güven bana.


Caroline: Umutlanmamamı söylemiştin.


Kol: Şimdi tam tersini söylüyorum. Klaus'un ölebileceğine inanmak gerçekten olağandışı geliyor.



Kol durup Caroline'ın gülümsemesini yarıda keseceği bir endişeyle ayaklandı. Caroline'a bakıp fısıldadı:


Kol: Bunu duydun mu?


Caroline yerinden sıçrayarak kapıya koştu.


Caroline: Bu Rebekah'ın sesi.


Kol: Döndüler...!


Caroline büyük bir sevinçle ahır kapısından fırladı. Hafif kavisli tümseği aşıp karşısındaki diğer tümseğe baktı. Elijah'ın ve Rebekah'ın başlarını küçük iki nokta gibi zar zor görebiliyordu. Yaklaştıkça sadece iki kişi olduklarını gördü. Gözlerine inanmak istemeyerek tekrar baktı. Kol nefesini acıyla verip Caroline'ın elini sıktı. Caroline boşta kalan elini dudaklarına kapatıp hıçkırdı.


Caroline: Kol lütfen... bana onu gördüğünü söyle.


Kol Caroline'ın elini daha fazla sıktı.


Caroline: Lütfen...


Elijah ve Rebekah kireç rengine dönen yüzleriyle yaklaşırken kendilerine beklentiyle bakan Kol ve Caroline'a boş boş baktılar.


Kol: Nerede o?


Cevap gelmedi... Caroline dizlerinin kendisini taşıyamayacağından emin olarak Kol'un parmaklarına daha sıkı tutundu.


Caroline: Lütfen... lütfen bir şey söyleyin!


Artık emindi, Klaus...


Gitmişti.


İçini çekip tekrar hıçkırdı. Pekala hayat onun için bu kadardı. Buraya kadar!


Parmakları bir ölünün hissizliğinden farksız olarak Kol'un parmaklarından aşağı süzülerek kaydı. Sendeleyerek bir adım arkaya gitti. Kol endişeyle elini tekrar yakalamaya çalıştı.

Caroline kalbi göğüs kafesinden koparılıp atılmış gibi, hissiz ve ölü bir ifadeyle arkasına dönüp bir adım attı.
Adımı, kendisine yaklaşan bir bedenin hızıyla kesildi, yüzü göğsüne çarpar çarpmaz kokusunu aldı. Klaus onu göğüs kafesinin içine sokmaya çalışır gibi göğsüne bastırıyordu.


Caroline inanamayarak geri çekilmeye yüzüne bakmaya çalıştı. Klaus onu, kollarını etrafına daha sıkı sararak tekrar kendine yasladı.


Caroline: Yaşıyor musun?


Nihayet Klaus kollarını gevşetince başını kaldırıp yüzüne baktı. Klaus'un, yüzünün her yanına kondurduğu öpücükler sayesinde gözyaşları birbirine karışırken Caroline Klaus'a hala inanamayarak bakmaya çalışıyordu.


Caroline: Yaşıyorsun! Döndün!


Klaus: Seni bir daha asla... asla bırakmayacağım.


Caroline: Sakın bırakma! Beni öldürdüğünü biliyor musun? Hayatından vazgeçerken bana ne yaptığın hakkında bir fikrin var mıydı?


Klaus: Özür dilerim. Bunu bir daha asla yaşamayacağız herşey için özür dilerim... Sadece sen. Bundan sonra sadece sen... Hiç bir şeyin önemi yok. İstediğim hiç bir şey yok. Sadece sen...!


Bir an dünya sadece ikisi için varmış gibi diğer herkesi unuttular.


Birbirlerine inanamayarak bakmaya devam ettiler...


Birbirlerinin aldığı her nefes için tanrıya şükrederek bakmaya devam ettiler...


Bu ilahi bir duyguydu.


Her şey önemini yitirmişti...


İkisinden başka hiç kimse yoktu.




***




Caroline pencereden süzülen ışıkla gözlerini sıkıp Klaus'un göğsüne daha fazla sokuldu. Gözlerini yavaşça açıp ışığa alışmalarına izin verdikten sonra Klaus'un dudaklarına yönelip masum bir öpücük bıraktı. Klaus salise hızıyla gözlerini açıp Caroline'ı altına aldı.


Caroline: Klaus!


Caroline'ın küçük çığlığı ve onu takip eden kıkırdaması odayı doldururken Klaus aşkla bakıp yüzüne yayılan altın bukleleri öteledi. Tekrar eğilip dudaklarını dudaklarına örterken belli belirsiz bir "Günaydın" sızdı aralarından.


Caroline: Bana böyle günaydın demeni seviyorum.


Klaus Caroline'ın üstünden inip yataktan kalkarken gülümsedi.


Klaus: Biliyorum.


Caroline: Dün gece sana söyleme fırsatı bulamadım...


Klaus: Seni susturmayı seviyorum.


Caroline, Klaus gömleğini giyerken kıkırdadı.


Caroline: Ben de... ama bunu bilmen gerekir diye düşündüm. Kol ve Rose bu akşam bizi kutlamak için Paris'e geliyor.


Klaus: Rose'nin detayları öğrenmek için çıldırdığına eminim.


Caroline: Hey... o benim en iyi arkadaşım kes şunu.


Klaus: Düğün gecemizde seni arayıp herşeyin nasıl gittiğini sorması dışında beni rahatsız eden bir davranışı yok.


Caroline: Bana yaptığın sürpriz düğünün detayları konusunda sana yardımcı olduğunu sanıyordum.


Klaus: Evet, aslında baya işime yaradı.


Caroline: Bu yüzden ona karşı daha nazik olmalısın.


Klaus: Denerim.


Caroline aniden Klaus'un kollarında havalanıp tekrar Klaus'un dudaklarıyla buluşur buluşmaz bastığı çığlığı yutan öpücükle nefessiz kaldı.


Klaus: Ah bayan Mikaelson beni büyülüyorsunuz.


Caroline: Bay Mikaelson... sizin kadar değil.


Klaus: Korkarım benimle banyo yapmak zorundasınız.


Caroline: Korkarım bunun için çıldırıyorum.


Klaus: Seni Seviyorum Caroline... Ölümcül bir aşkla.


Caroline: Bunu söyleme.


Klaus bir anda rengi küle dönen Caroline'ı küvete bırakıp biraz sonra kendine yer açtıktan sonra tekrar kucağına çekti.


Klaus: Bunu unut... herşeyi unut. Sadece sen ve ben Caroline. Bir daha asla öyle hissetmeyeceksin. Buna asla izin vermeyeceğim. Birbirimizi kaybetmeyeceğiz.


Caroline: Sanki tanrının bana sunduğu sonsuzluğun bir nedeni varmış gibi hissediyorum. Ve sanki seni bulmamı istiyormuş.


Klaus: Sonsuzluğum seninle anlam kazandı Caroline...


Caroline: Sizi kendime kelepçeleyip, gözümün önünden bir saniye bile ayıramayacak kadar çılgın bir aşkla seviyorum bay Mikaelson.


Klaus: Bu benim için biraz ürkütücü bir teklif bayan Mikaelson. Bunu gerçekten yapmayı düşünmüyorsunuzdur umarım.


Caroline kıkırdayıp Klaus'un göğsünden inen parmaklarını dudaklarına götürdü. Bilmiş bilmiş bakıp: "Sen artık tanrının huzurunda benim kocamsın sana istediğimi yapabilirim." dedi.


Klaus: Ah bu gerçekten erotik bir tehdit gibi görünüyor.


Caroline Klaus'a biraz daha yaklaşıp "belki" diye fısıldadı.


Bu tepkisi kendisini zaten çok zor tutan Klaus için bir davet olarak algılanınca kahvaltı öncesi balayı seksi kaçınılmaz olmuştu.



***


Caroline Kol'un kadehe vurduğu bıçağıyla dikkat kesilip, Klaus'un gözlerinden zorla ayırdığı bakışlarını Kol'a yönlendirdi.


Kol: Sevgili misafirler bugün burada Klaus Mikaelson ve güzel eşi Caroline Mikaelson'un evliliğini kutlamak ve onlara mutluluklar dilemek için bir araya geldik. Caroline.... sen gerçekten büyülü bir kadınsın, kardeşimi mutlu edeceğini ve onu asla yalnız bırakmayacağını biliyorum. Ailemize kattıkların için sana minnettarım. Ve Klaus, sen Caroline'ı hak etmek için gerçekten uzun bir yol katettin ve onu gerçekten hak ettiğine hatta onu hak eden tek kişi olduğuna inanıyorum. Umarım sonsuza dek birbirinize böyle güvenle ve aşkla bakarsınız. Mutluluklar!


Kadehler havaya kalkarken "mutluluk" temennileri hep bir ağızdan tekrarlandı. Klaus bir yudum aldıktan sonra Caroline'ın kulağına eğilip fısıldadı.


Klaus: Ondaki değişim inanılmaz.


Caroline: Biliyorum. Bu Rose'nin etkisi...


Klaus: Senin de bir payın olduğundan şüphem yok.


Caroline: "Aslında o gerçekten iyi biri sadece kaybolmuş ve kendini göstermekten, olduğu kişiden hoşlanmıyordu. Sert bir kabuğu var tıpkı senin gibi ama sen..." derin bir nefes alıp yutkundu... "Senin öldüğünü sandığında yaptıkları, onu görmedin. Ne kadar üzgün olduğunu sana gerçekten değer veriyor."


Klaus gülümseyip Caroline'ın alnına bir öpücük bıraktı.


Klaus: Tanrı beni bu kadar sevmiş olamaz bu ödül çok fazla.


Caroline: Tanrım, nasıl iltifat edileceğini çok iyi biliyorsun.


Klaus: İltifat etmiyordum.


Caroline: Seni seviyorum.


Klaus: Seni seviyorum.


Rose Caroline'a sıcak bir gülümseme gönderip bir sandalye atladı ve yanına yerleşti. Düğün sonrası edepsiz kız dedikodusunu dinlemeye çok da meraklı olmayan Klaus dikkatini yanında kendisine muzip muzip kıkırdayan Kol'a verdi.


Kol: Vay canına...


Klaus: Ben de aynı şeyi senin için söylemek üzereydim. Tam bir centilmen gibi görünüyorsun.


Kol: Öyleyim.


Klaus: Birilerini deşene kadar...


Kol: Bunu birlikte yaparız diye umuyordum.


Klaus: Bu teklifi değerlendireceğim.


Kol: Hey dinle... Elijah ve Rebekah sizin için bir şey gönderdi. Bir düğün hediyesi. Caroline'ın bundan hoşlanmayacağından eminim bu yüzden önce senin fikrini almam gerek.


Klaus: Onlara hala çok kızgın ben de öyle sanırım bunu aşmak için zamana ihtiyacımız var.


Kol: Bu konuda aynı hisleri paylaşıyoruz. Yine de belki görmek istersin.


Kol cebinden çıkardığı kutuyu Klaus'a uzattı. Klaus kutuyu tereddütle açıp içine baktı. İhtişamlı fakat kibar "M" şeklinde iki kol düğmesi ve ince taşlarla bezenmiş, üstünde zümrütten zarif bir sonsuzluk işareti olan bileklik. Klaus notu alıp Caroline'a baktı.




*************************

"Gerçek mutluluğu hak ediyorsunuz.
Ve bunu paylaşmak biz çok mutlu eder.
Umarım bir gün affedersiniz"

Rebekah Mikaelson & Elijah Mikaelson

************************


Kol: Ne düşünüyorsun?


Klaus: Biliyor musun bana ihanet edenin sen olmaması büyük bir şaşkınlık ve büyük bir memnuniyet veriyor. Teşekkürler Kol...


Kol: Her zaman...





***




Caroline nihayet biten gecenin ardından odalarına dönmenin verdiği rahatlamayla kendisini yatağa bıraktı. Başını kaldırıp Klaus'un dağılan saçlarına ve parmağında salladığı papyona baktı.


Caroline: Çok ateşli görünüyorsunuz bay Mikaelson.


Klaus: Siz de sırılsıklam aşık görünüyorsunuz bayan Mikaelson.


Caroline: Ve kendini beğenmiş.


Klaus: Ve kusursuz.


Caroline: Ve iltifat etmeyi iyi bilen.


Klaus: Ve suçlayıcı. iltifat etmiyordum... Bu gerçek.


Caroline: Seni özledim...


Klaus: Ben her saniye özlüyorum. Bir gün beni, benim kadar sevdiğinde seni neden burnumun dibinden ayıramadığımı anlamanı dilemiştim. Demek hayaller gerçek olabiliyormuş.

Klaus yavaşça eğilip Caroline'ı öperken gömleğinin düğmelerini çözdüğünü hissedebiliyordu.


Klaus: Caroline... Bu gerçek olamayacak kadar muhteşem.


Caroline kıkırdadı.


Caroline: Neymiş muhteşem olan?


Klaus: Sensin, bana yaşattığın herşey. Sevildiğimi iliklerime kadar hissetmek. Bu benim tatmadığım bir duygu.


Caroline: Seni sonsuza dek seveceğim.


Klaus: Caroline bana her zaman böyle bak, yoksa gerçekten öleceğim.


Caroline: Sana her zaman aşkla bakacağım.


Klaus Caroline'ın dudaklarını esir almadan önce yanağından süzülen bir damla yaş Caroline'ın tenine indi. Klaus Caroline'ın telaşını görünce onu yatıştırmak için dudaklarına bir öpücük bırakıp geri çekildi.


Klaus: Mutlu olduğum için...


Caroline: Göz yaşların çok değerli ve sen eşsizsin...


Klaus: Seni seviyorum...


Caroline: Seni seviyorum...

 

End Notes:

Okuyan herkese teşekkür ederim :)