Actions

Work Header

Son Of A God!

Work Text:

 

 

 

Story Notes:

Yine ben, yine one shot... Merak etmeyin uzun bir öykü daha yazıyorum ama SPN fanfic değil. Neyse umarım eğlenirsiniz. Çünkü ben çok eğlendim ;)


 

 

Author's Notes:

*Aslında bu sarıyla turuncu arası bir öyküydü ama emin olamadım...Ayrıca evet bıktırana kadar Destiel yazıcam nihahahahaha. Castiel ya benim ya Dean'in!! Önünde yoğun geçecek bir sınav senesi olan yazarınız kendini yazın yazdığı öyküleri bitirip bir an önce yüklemeye adadı. Hadi yine iyisiniz ;)

 


 

 

 

            Dean Kansas’ta kiraladıkları evlerinin penceresinden sakin görünen sokağı seyrediyordu. Kim inanırdı ki yıllar önce orada iblislerin en pisliklerinden birinin gezindiğine. Dean Azazel’in sarı gözlerini hatırladıkça midesi kalkıyordu. Bu görüntüyü beyninden, hatta bilinçaltından atmak istercesine başını iki yana salladı.

 

            Biraz ara vermek, hatta tatil yapmak için koskoca Amerika’daki en son tatil yapılacak eyalete, Kansas’a dönmek hangi geri zekalının fikriydi ki?! Haa, doğru ya Dean’in… Bu kadar anıyla yüzleşmenin pek de iyi bir fikir olmadığına kanaat getirmesi çok zaman almıştı doğrusu.

 

            Salondaki kanepede huzurla uyuyan Sam’in düzenli nefes alıp verişini –hatta horlamasını- duymak Dean’i gülümsetmeye yetmişti. Ailesinin koruyabildiği tek üyesi işte orada yatıyordu. Rüyalar âleminde mutlu mesut şekilde geziniyor, gerçek dünyada ise horlamıyor, bildiğin ulusa sesleniyordu! Dean gözlerini devirerek Sam’in yastığını düzeltti. Belki bu onu rahat ettirebilirdi.

 

            Arkasında duyduğu kanat sesi bu defa onu ürkütmedi. İçten içe gelmesini de umuyordu aslında. İçini rahatlatmaya ihtiyacı vardı. “Merhaba Cass” dedi arkasını dönmeden. Mavi gözlerini Dean’in sırtına sabitlemiş olan melek konuşmayı Dean’in başlatmasına şaşırmıştı. Odaya “Merhaba Dean” diyerek girmeyi ve onu korkutmayı sevmeye başlamıştı. “Merhaba” dedi sessizce. Kanepede uyuyan Sam’e çevirdi bakışlarını. Dean’in aklını okumaya ihtiyacı bile yoktu bu durumda. Onunla zaman geçire geçire düşünce yapısını öğrenmiş sayılırdı.

 

            “Bela kim?” dedi Castiel. Ah, sonunda Dean ona bakmaya tenezzül etmişti! “Kaltağın teki. Neden sordun?” dedi sakince. “Sam rüyasında onu görüyor…” dedi Castiel. Dean’in açıklamasından pek de sevdiği biri olmadığını çıkarmıştı. Devamını getirip getirmemek konusunda bir an tereddüt etti. “…kıyafetsiz olarak “ diye ekledi başını öne eğerek. “Haa” dedi Dean bir anlık şaşkınlıkla. Sonra sırıtarak: “Seni seniii! Demek Bela’yı çıplak görüyordun?” dedi Sam’e bakarak. Dean Castiel’in “çıplak” kelimesini duyduğunda utanıp kızardığını fark etti. “Tanrım, beş yaşındaki çocuklar gibisin!” dedi gözlerini devirerek.

 

            Castiel yanlış bir şey yaptığını düşünmüştü. Dean yeni fark etmiş gibi: “Bir dakika! İnsanların rüyalarına girebiliyor musun?” dedi farkında olmadan sesini yükselterek. Sam’i göz ucuyla kontrol edip uyanmadığından emin olduktan sonra: “Benim rüyalarıma hiç girmedin değil mi?” dedi endişeyle. Dean’ın bazı rüyaları… Şey Castiel’i domatese çevirecek kadar “kıyafetsiz” olabiliyordu.

 

            Castiel Dean’le uzun zamandır konuşmak istediği bir şeyi konuşmak için gelmişti. Ama yine bulamamıştı o cesareti içinde. Odanın duvarları üstüne gelmeye başlamıştı. “İnsan vücudu ne garip!” demişti kendi kendine. Dean’i her gördüğünde giysi gibi giydiği bedenin kalbi gümbür gümbür atıyordu. Castiel bunun ne anlama geldiğini öğrenmişti. Dean’in bunu nasıl karşılayacağını aşağı yukarı tahmin ediyordu. Dean’in sorusunu cevapsız bıraktığını ve bir cevap beklediğini gördü. Kanat seslerinden başka bir iz bırakmadan odadan ayrıldı.

 

******************************

 

            Dean Sam’le ne avladıklarını bile hatırlamaz hale gelene kadar koşuşturmuştu o gün. Gerçekten çok kızgındı. Gördüğü ilk şeyin suratına yumruğu patlatmak istiyordu. Bu “şeyin” Sam olmaması için kaldıkları kiralık evin kapısından hışımla çıktı. Neden bulamıyorlardı ki bu yaratığı? Dean evin yakınındaki mısır tarlasına benzer alana daldı. Her yanı çizik içinde kalmıştı ama pek de umurunda değildi. Sonuçta Cehennem’den “el değmemiş bir bakir” olarak çıktığından beri yara edinmek için can atıyordu adeta! Aşırı derecede mazoşist ve narsistti, problem?

 

            Dean mısır tarlasının ortasındaki boş sayılabilecek bir alana geldi. Ne olabilirdi ki? Bu yaratığın kurbanlarını nasıl seçtiğini bile bilmiyordu! Tek bildikleri kurbanların ölmeden 3 gün önce bulabildikleri tüm ışık kaynaklarından kaçtıklarıydı. Dean gözlerini yumdu ve düşünmeye başladı. “Lanet olasıca Sherlock Holmes bile daha fazla ipucuna ihtiyaç duyardı!” diye bağırdı. Ve sonunda kendini tutamadan bağırmaya başladı.

 

            “Tek başına savaşmaktan yoruldum! Kurbanın hep Sam olmasından yoruldum! Sorumluluk sahibi büyük abi olmaktan yoruldum! Lanet olasıca Cas, sana dua etmekten yoruldum! Neredesin seni kıçı tüylü melek? Zaten beni bırakmayan bir sen vardın ve şimdi de dualarıma cevap bile vermiyorsun!!” dedi ve yere yıkılıp ağlamaya başladı. Gözlerinden akan yaşlar bile bu sıcak yaz havasını serinletmeye yetmiyordu. Koskoca mısır tarlasında ondan başka kimsenin olmadığını bile bile yüzünü kapatarak ağlıyordu. Egosu hala fazla büyüktü.

 

            “Merhaba De-“ Castiel Dean’in arkasına belirmişti ve ağladığını görmüştü. Sözleri yarım kalmıştı. İnsanının acı çektiği düşüncesi bile melek zihniyetini yitirmesine yetmişti. O an yaptıklarının hiçbirini “Tanrının Bir Meleği: Castiello” olarak yapmıyordu. Yalnızca “Cass” olarak hareket ediyordu. Elini Dean’in omzuna koyduğunda vücudunu, ruhunu taradı. Vücudunda ufak tefek yaralar olmasına rağmen hissettiği acı çok daha büyüktü. Ruhundaki yorgunluğu sezinlemek Castiel’i de yormuştu. Tabi bunların olması saniyeler sürse de Castiel’e yıllar gibi gelmişti ve emin olun Castiel’in geçirdiği pek çok yıllar olmuştu.

 

            “Cas?” diye sordu Dean. O olduğunu tabi ki biliyordu. Yalnızca “eski dostunun” paslı sesini duymak istemişti. Castiel ve Dean bir an için göz göze geldiler. “Yine yapamayacağım” diye geçirdi içinden Castiel. Gözü Dean’in kolunu kan içinde bırakan sıyrıklara takıldı. Dean içindeki güven duygusu da yerini yavaş yavaş öfkeye bıraktı. Castiel daha atik davranmıştı. “Cehennemden çıkmak sana verilen ikinci bir şanstı! Yeniden doğuş! Ve sen kendine zarar vermek için bu kadar heveslisin? Seni korumak için, hayatta tutmak için neleri verdiğimin farkında mısın Winchester?!” diye bağırmaya başladı Castiel. Trençkotu hışımla ayağa kalkmasıyla havalandı. Dean’in yakasına yapışmıştı.

 

            Dean’in öfkesi giderek büyüyordu: “Ya sana ne demeli melek bozuntusu herif! Güya koruyucumuzmuşsun! Her akşam sana o kadar dua ettim ki Cas, ve sen, kanatlarını kaldırıp gelmedin bile! Sana ihtiyacım vardı, hala da var! Ama Melek Bey dünyaya iyilik saçmakla meşgul, bilmediğin ne biliyor musun? İyilik dediğin sadece Cennet’te var Cas, dünya iyi bir yer değil ve nedense sahip olduğu bütün kötülüğü bana püskürüyor!” dedi ve Castiel’i itti.

 

            Castiel Dean’in yakasını bırakmadığı için Dean de onunla beraber düştü. Castiel bir saniyeliğine Dean’in üstünde yattığını fark etti. DEAN ÜSTÜNDE YATIYORDU! Castiel’in öfkesi yatışsa da Jimmy’nin pantolonundakiler yatışmak bir yana, hareketleniyordu. Castiel bu hisse tamamen yabancıydı. Dean ise değildi. Dengesini kaybedip Castiel’in üstüne düşmesi zaten yaşadığı en tuhaf şeydi. Şimdi de Tanrı’nın meleği altında sertleşiyordu. Castiel Dean’in ifadesinden bunu doğru bir şey olmadığını anlamıştı. Castiel bedenindeki bu rahatsızlık hissini geçirmek için ne yapması gerektiğini bilmezken Jimmy tüm gücüyle kızarıyordu.

 

             Dean toparlanıp ayağa kalktı ve beş dakika öncesine göre daha sakin bir yüzle Castiel’e elini uzattı. Kalkmasına yardımcı oldu. “Özür dilerim” dedi başını öne eğerek. “Sen iyi bir dostsun, bu kadar üstüne gelmemeliydim” dedi gözlerini kaçırarak. Castiel, Dean’in onu “dostu” olarak çağırdığını ilk defa duymuyordu. Ama ilk defa bu kadar canını yakıyordu. Dean’in ona gösterdiği her yakınlık Jimmy’nin içindeki meleğe üçlü taklalar attırırken şimdi böyle bir yakınlık derecesi neden onu bu kadar acıtıyordu.

 

Dean’e baktı. Özür dilemesi ve gülüp barışması gerekiyordu. İçinden gülmek gelmiyordu. Duvar gibi düz ifadesini korumaya devam ederek özür diledi. Sessiz bir mırıltı çıktı dudaklarından.

 

            Castiel gerçekten işleri batırmıştı. Dean’e ilan-ı aşk etmek için gelmiş ve onu dövmeye başlamıştı. Ne yapması gerektiği konusunda en ufak bir fikri bile yoktu! Anna veya Gabriel veya Balthazar olsa ne kadar rahat idare ederlerdi durumlarını. Aşk konusunda hiçbirinin kaybedecekleri bir şey yoktu. Hepsi gayet rahat bir şekilde ilan-ı aşk edebilirdi… Şey belki Anna hariç. Ama o Castiel’di, en tecrübesiz kardeş, saf, hiç aşık olmamış bir melek. Dean’in diyişiyle ”Trençkotlu bir bebek” Kendini çok yalnız hissetti. İçindeki büyük kudretten de eser yoktu.

 

            Umutsuzluk içinde babasına seslendi içinden. Cevap vermeyeceğini bile bile… Babasından umudunu gittikçe kesmeye başlamıştı zaten. Babasından gelip gelmediğini anlayamadığı bir cesaret doğdu içine. Söz konusu Dean olduğunda diledikleri gerçek oluyordu zaten. Babası hala oralarda bir yerlerdeyse bu konuda Castiel’e hassasiyet gösteriyordu. Küçük, tecrübesiz meleğinin ilk aşkına…

 

            Dean Castiel’in sessiz kalmasına bir süre katlandı. İçinde nelerle uğraştığını anlayabiliyor sayılırdı. En azından anladığını düşünüyordu. Durum tuhaflaşınca Dean de Cas’in pantolonundaki tuhaf olayı hatırladı ve gece karanlığında bile herkesin görebileceği şekilde kızardı. İlk defa bir erkekte bu etkiyi yaratıyordu. “O bir erkek değil, onun cinsiyeti bile yok. O Cas değil, Jimmy’nin sertliğiydi” diye geçirdi içinden.

 

            “Şey, konuşacaklarımız bu kadar sanırım” dedi Dean, titreyen bir sesle. Sesinin niye titrediği konusunda en ufak bir fikri yoktu. “Ben motele dönsem iyi olacak” dedi. Arkasını döndü. Attığı ikinci adımda Castiel sert bir sesle: “Hayır!” dedi. Dean hayretle arkasını döndü. Castiel’in yerden yavaş yavaş kaldırdığı pırıltılı mavi gözlerine dikti gözlerini. Gözlerinde gizemli bir pırıltı dolaşıyordu meleğin. “Efendim?” dedi Dean, sesindeki şaşkınlığı gizleyemeyerek. “Benim de seninle konuşmam gerekiyor” dedi Castiel.

 

            Dean merakla bekliyordu. Sanırım Castiel’le yalnız başınayken yaptıkları en uzun konuşmaydı bu. “Dean-“ dedi. İçindeki cesarete ulaşmaya çalışıyordu. “İnsan kalbi neden hızlı, gerçekten hızlı çarpar?” dedi. Aklına gelen ilk başlama yolu buydu. Dean aklına gelenleri sıraladı: “Korktuğunda, şaşırdığında, öfkelendiğinde, yorulduğunda ve…” duraksadı. Castiel merakla: “Ve?” dedi. Dean gözlerini kırprştırarak: “Ve aşık olduğunda” diye tamamladı cümlesini. Castiel’in hangisini yaşadığını merak etmeye başlamıştı. Gerçi bir iki ufak tahmini vardı ama…

 

            “Dean senden bir şey yapmanı rica ediyorum” dedi Castiel. Dean’in eline doğru hamle yaptı. Dean elini sertçe geri çekti ve: “Ne yapıyorsun?!” dedi. Castiel gözleriyle konuşuyordu: “Güven bana”. Dean aralarındaki o görünmez bağın kuvvetine kapılmıştı. Yine. Elini serbest bıraktı ve Castiel’in dediğini yaptı; ona güvendi.

            Castiel Dean’in elini Jimmy’nin kalbinin bulunduğu noktaya yöneltti. Eli göğsünün üstüne yerleştirdi. Dean: “Bu tuhaf” diye geçirdi içinden. Jimmy’nin ya da Castiel’in her neyse, kalbi normal bir insanınkinden çok daha hızlı atıyordu. “Belki içinde bir melek taşımak Jimmy’e çarpıntı yapıyordur?” dedi içinden. “Hayır, bu benim Jimmy’e yüklediğim bir yük değil” dedi Castiel sesli olarak. Dean bir an için sesli düşündüğünü sandı. Sonra hatırladı. “Aklımı okuyor” dedi içinden.

 

            Dean Castiel’e ait olduğundan bir süre sonra emin olduğu kalp atışlarını dinlemişti bir süre. Tuhaf bir şekilde huzur vericiydi. Bebeklerin annelerinin kalp atışlarıyla uyurkenki huzuru gibi. Dean de bir şekilde bu insanlara acemi melekten sorumlu olduğunu düşünürdü hep. Tabi ki annesi gibi hissetmiyordu! Sadece, Castiel bir kediymiş ve Dean de onu tüm dünyadaki kötülüklerden korumak, saf kalmasını sağlamak istiyormuş gibi.

 

            Castiel gözlerini açık tutmaya çalıştı. Dean’in yüzünü görmek, anlamak istiyordu bunu yaparken. “Bana ismimi söyler misin?” diye rica etti ondan. Dean bir an için gözlerine baktı. “Castiel” ismi ona hep fazla… meleksi gelmişti. Tanrı aşkına adam melekti zaten! Sesinin titrememesi için uğraşarak: “Cas” dedi.

 

            Sanki bunu söylemesi Castiel’de bomba etkisi yaratmıştı. Dean elinin altında gittikçe hızlanan kalp atışlarını duyumsadı. Castiel’in içindeki bando geçit töreni düzenliyor olmalıydı. Ya da belki Jimmy’nin içindeki melek oradan oraya zıplıyordu… Dean meleğin bu tepkisine anlam vermeye çalıştı.

 

“İstesem kör bir insanın görmesini sağlayabilirim, ama kalp atışlarımı kontrol edemiyorum…” dedi Castiel. Tüm maviliğiyle Dean’in gözlerine bakıyordu. Sözlerine devam etti: “…en azından senin yanındayken” dedi.

 

            Melek ve avcı kızarma konusunda adeta yarışıyorlardı. Dean’in bir tepki vermesi için adam öldürebilirdi. Şey, aslında öldüremezdi… En azından gereksiz yere. Dean ise gözlerini kırpıştırarak Castiel’in göğsüne bakıyordu. Elinin hala orada olduğunu fark etti. Elini geri çekti hızlıca. Öfkeyle karışık bir şaşkınlıkla Castiel’in yüzüne bakıyordu. Castiel bu bakışları yakalamıştı.

 

            “Dean, sanırım sana aşık oldum” dedi Castiel. Dean gözlerine bakamıyordu. Bu işin nereye varacağını bilmiyordu. Dean bir iki defa ağzını açıp kapadı ama bir türlü sözcükler dökülmüyordu dudaklarından. En sonunda Castiel konuşmaya devam etme ihtiyacı hissetti. “Biliyorum benim bir cinsiyetim yok ama Jimmy bir erkek” dedi. Sözcükleri çok dikkatli seçmeye çalışıyordu. “Senin dişilerle… Özür dilerim kadınlarla ilgilendiğini biliyorum. Bunu defalarca gözlemledim. Defalarca…” dedi. Bir anlığında dalıp gitmiş gibi göründü. Dean hala suskundu.

 

            Castiel: “Dean bana bakar mısın lütfen?!” diye yalvardı. Dean öfkesini saklamaya çalıştı. Neden öfkelendiğini bile bilmiyordu. Bakışlarını yerden Castiel’in mavilerine dikti. Castiel zaten ne zaman Dean’in yeşilleriyle buluşsa aynı çarpma hissini yaşıyordu. Her defasında. Aklında ne yapacağını toparladı ve bir an ortalıktan yok oldu. Şey, Dean bu itiraftan sonra mısır tarlasının ortasında yapayalnız bırakılmayı beklemiyordu. Aslını isterseniz neler olacağı hakkında da hiçbir fikri yoktu.

 

            Arkasında birden biri belirince irkildi. Arkasına döndü. Arkasında 1.80 boylarında, son derece muhteşem bir fiziğe sahip, sarışın ve güzel yüzlü bir bayan duruyordu. Ve bir de gözler vardı tabi… Castiel’inkinden –Jimmy’ninkinden de diyebiliriz- hiçbir farkı olmayan masmavi gözler. Kadın ağzını açıp konuşana kadar Dean ağzının suları akarak karşısındaki fıstığı seyrediyordu. Kadının sesi Castiel’in paslı sesiydi. “Bu Nora” dedi Nora’nın bedenindeki Castiel. “Jimmy Novak’ın kuzeni ve bir bayan” dedi. “Bayan” kelimesinin üstünde durmuştu. “İstersen bundan sonra bu bedende gezebilirim ve beni sevmen daha kolay olur?” dedi çocuksu bir neşeye sahip paslı sesiyle. İçindeki gizli endişeler sesine zerre kadar yansımamıştı.

 

            Dean Nora’yı süzmeyi kesti ve Castiel’le konuştu. “Aslını istersen Nora…” dedi. “Jimmy’le daha rahat konuşuyorum” diye devam etti Dean. Castiel şaşırmıştı ama Jimmy’nin bedeninde geri dönmesi göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşmişti. Dean şimdi kendini gerçekten daha rahat hissediyordu. Castiel’i, Cas’i bir başka bedende –bir kadınınkinde- görmek Dean’i sarsmıştı. Ama en azından artık ne istediğini biliyordu. “Cas, biliyorum sen de Jimmy’e alıştın. Bilmek istersen beni sevdiğini içten içe biliyordum” dedi sakince. Bunu zaten bildiğini Castiel’e söylerken fark etti.

 

            “Asıl bilmediğim benim seni sevip sevmediğimdi” dedi. Tuhaf derecede uzun süren bir sessizlik oldu. “Nora sağolsun ben de seni sevdiğimi fark ettim!” dedi damdan düşer gibi. “Cas, üstelik seni sen olduğun için seviyorum. Jimmy’nin veya Nora’nın hatta Sam’in bedeninde olman benim için fark etmez!” dedi çocuksu bir neşeyle. Gülümsemesi Castiel’in içindeki meleğin disko topu olmuştu. İçindeki melek şu an içeride kendi kendine dans ediyordu.

 

 Dean bir an surat astı: “Sam’in bedenini kullanma olur mu? Söylediklerimde ciddi değildim!” dedi. Castiel belki de uzun zaman sonra ilk defa gülümsedi ve Dean’in boynuna atıldı.

 

            “Ben Castiel’i seviyorum. İçinde bulunduğu bedeni değil. Sen Jimmy’le bağ kurduysan benim için sorun değil. Seni Jimmy’nin bedeninde de sevebilirim Cas!” diye fısıldadı kulağına. Dean Castiel ondan ayrıldığında etrafında bir sıcaklık dalgası hissediyordu. Kim bilir, belki de Castiel onu görünmez kanatlarıyla sarıyordu.

 

            Castiel daha fazla dayanamadı ve dudaklarını Dean’in dudaklarına bastırdı. Sanki Dean’in tadına bakmak istiyor gibiydi. Dean dudaklarında bir karıncalanma hissetti. Sanırım mutluydu. Castiel Dean’in dudaklarına iyice baskı uyguluyor, adeta ona doyamıyordu. Dean dilini Castiel’inkine değdirdiğinde meleğin bedeni titredi. Vay canına, Jimmy gerçekten hassastı! İki aşık sonunda nefes almak için ayrıldıklarında birbirlerini uzunca bir süre seyrettiler.

 

            Dean göz kapaklarının ağırlaştığını hissetti. “Şey, Cas… Umm… Sanırım yarın görüşürüz” dedi ve eve doğru yürümeye başladı. Sanırım utanmıştı. Birden havalandığını hissetti. “Neler oluyor? Bunu bana hangi o… çocuğu yapıyor?” diye bağırmaya başladı. Yukarı baktığında Castiel’i gördü. “Şey, seni odana kadar bırakmam gerektiğini düşündüm” dedi hafifçe pembeleşerek. “Neden? Sana iyi geceler öpücüğü verebilmem için mi?” dedi. Dean gülümsedi ve ekledi: “Çok düşüncelisin ama uçma fobim var” dedi. Castiel kollarındaki avcıya gülümsedi ve: “Teknik olarak uçma fobisi yoktur. Düşme fobisi vardır ve Dean ne var biliyor musun? Ben bir meleğim. Tüm meleklerin düşme fobisi vardır” dedi.

 

 

            Dean sırıtarak içinden: “Seni bilmiş o… çocuğu” diye geçirdi. Castiel’in aklını okuduğunu hissetti. Yanılmamıştı. “Bir şey daha Dean…” dedi. “…Babamın Tanrı olduğunu düşünürsek, bana bir daha o… çocuğu dememeni öneririm” dedi sırıtarak.

 

End Notes:

*Castiel haklı ne diyim :P Bu arada Dean'le Sam'in avladığı yaratık gölge canavarıydı. Canavar onları tehdit etmeye başlıyordu. İnsanlar da ışıktan kaçarak gölge oluşmasını engellemeye çalışıyorlardı. Tam her şey yoluna girdi herhalde diyip tekrar güneş yüzü gördüklerinde de avlanıyorlardı. Belki bundan da bi hikaye çıkar... Durun bakalım :D

*Bu arada okuyup geçmeyin, sadaka niyetine bir iki yorum da bırakın yahu ;)