Actions

Work Header

Aynasızlar

Chapter Text

 

 

 

Story Notes:

Aynasızlar'ı yazmaya başlayalı yaklaşık 3 sene oluyor. İlk bölümlerdeki acemiliğimi lütfen maruz görün. :)


 

 

Author's Notes:

Umarım burada da yorum sıkıntısı yüzünden Aynasızlar'ı yarım bırakmak zorunda kalmam. Herkese merhaba ve iyi okumalar! :)

Bölüm 1

 


 

The Pretty Reckles – Miss Nothing

 

And I don’t know I’ve been

And I don’t know what I’m into

And I don’t know what I’ve done to me

And as I watch you disappear into the ground

My one mistake was that I never let you down

 

 

 

 

 Sarışın genç adam, bilmem kaçıncı katta asansöre binen kimsenin olmadığı halde açılan kapılarla bir kez daha inler, ona yabancı gözlerle bakan çalışanlara kendini zorlayarak gülümserken kapıların tekrar kapanmasıyla saçlarını karıştırmaya başlayıp derin bir nefes alır.

 

New York gökdelenleri ne zamandan beri bu kadar yüksektir?

Genç adam saçlarının en uzun katını burnuna değdirirken gülümsemesine engel olamadan tekrar yazar soruyu hafızasında.

Ya da ne zamandır bir asansörün çıkacağı kata gelmesinden bu kadar heyecan duyuyordur?

Aslında kendisi de bilmiyordur ya cevabını. New York'a neden döndüğünü, San Diego'yu bırakıp neden geldiğini ve neden birilerini delicesine özlediğini...

Aradan geçen üç yılın ardından, birinin hayatı tekrar tersine döndürülebilir midir?

Biçimli dudaklardaki gülümseme, yerini asansörün istediği kata geldiği haberini veren kapı ziliyle bembeyaz dişlere bırakırken genç adamın fısıltısı geniş asansör kabininde yankılanıyordur.

"Döndürülecek olan hayat Hermione Granger'ın ki ise, evet."

Bir gökdelenin 30. katındaki Kriminal Laboratuvarda, idari kısma doğru ağır adımlarla yürüyen bir çift ayak, efsanenin geri döndüğünü haykırıyordur mermer fayanslara. Az ileride, kendisini bekleyen sondan San Diego'dan gelen bir telefonla haberdar olmuş Laboratuvar Amiri Dedektif Harry Potter, koltuğunda bir ileri bir geri sallanırken önündeki makaronları renklerine ayırıyordur.

Aslında sorun mavi makaronların yeşillerden daha fazla olması değil, bu haberin Hermione Granger'a nasıl ulaşacağıdır. Zira kendisi birçok görevi üstlenebilmiş ve karşısına çıkan zorlukların altından başarıyla kalkmayı bilen bir amir olmasına rağmen, genç kadının gazabından korktuğu kadar hiçbir şeyden korkmuyordur.

Açıkçası, Draco Malfoy'un New York Kriminal Laboratuvarı'na atanması için gereken imzayı bizzat kendi elleriyle atmışken kendini çok da şanslı hissetmiyordur.

Kapı tıklatılmaya bile tenezzül görülmeden ardına kadar açılırken siyah saçlı genç adam lisedeki en büyük düşmanın, üniversitedeki en büyük sırdaşının içeri girmesini bekler oturduğu yerden sakince. Kolları hāla iki yanında, yüzünde kocaman bir sırıtışla Draco Malfoy, yeşil gözlere diker kendilerininkini kurnazca.

"Granger'ım nerede?"

Harry küçük bir gülümsemeyle masadan destek alarak kalkarken eşitliği bozan mavi makaronu sarışın genç adama doğru fırlatır.

"Bu ne hız böyle Malfoy?"

Genç adam kendisine uçan makaronu sağ eliyle yakalayıp ağzına atarken masanın iki yanındaki siyah deri koltuklardan birine kurulur.

"Özledim."

"Ah, emin ol ki haberi olsa şuanda seni boğmak için laboratuvarın altını üstüne getiriyor olurdu."

Draco masadaki makaron kutusunu önüne çekip bir tane daha alırken sorar.

"Haberi yok mu?"

"Oradan varmış gibi mi duruyor?"

Sarı saçların arasından iki kaş yukarı kalkıp inerken siyah saçlı genç adam, karşısındaki arkadaşının son üç yıldır hiç değişmediğini düşünüyordur gülümserken.

Beraber büyümüşlerdir onlar.

Harry, Hermione, Draco, Ginny, Ron, Blaise ve Pansy.

17 yıldır hiç ayrı düşmemiştir yolları. Ta ki mezun olup iş hayatına atılana kadar.

"Dört göz?"

Harry Potter, daldığı anılardan sıyrılıp koltukta elinde neredeyse bitmek üzere olan makaron kutusuyla oturan arkadaşına döner dolan gözleriyle.

"Ampul kafa?"

İki koca adam, kocaman sırıtışlarla birbirlerini kucaklarlarken eski günler canlanıyordur hafızalarında.

17 yıldır, hiç eskimeyen eski günler...

 

***

 

Laboratuvar bölümünde ise slikon vücuda, elindeki Desert Eagle krom kaplama silahla 3.şarjörü boşaltan genç kadın içindeki sıkıntıyı bir türlü atamamaktan şikayet ediyordur.

"Kötü hiçbir şey olmayacak." diye geçirir, o kötürüm duyguya karşı Hermione Granger içinden.

"Kötü hiçbir şey olmayacak."

Kumral genç kadın silahın şarjörünü yenilemiş, kapının açılmasıyla doğrulttuğu silahla birlikte arkasını dönerken karşısındaki kızıl saçlı genç adam ellerini havaya kaldırır, ikisi birbirlerine gülümserlerken içeri giren genç elindeki dosyaları sallar.

"Hey, sadece dosyalarını getirdim."

"Dosyaları yavaşça yere bırakıp arkanı dön Weasley."

"Hermione-"

"Dediğimi yapmazsan kafanı uçururum, üstelik sadece saniyeler içerisinde."

Genç adamın içini hafif bir panik dalgası kaplar fakat belli etmezken dosyaları yere bırakıp arkasına döner.

"Beni öldürecek misin Granger?"

Hermione sırıtarak elindeki silahı bırakıp içi boş olan bir başkasını alır, genç adama doğrultur yavaşça. Az önce çektiğini duymamış olmasını umarak boş tetiği çekerken dudaklarını ısırır.

"Yapamaz mıyım?"

Boş salonu tetiğin sesi doldururken Ron Weasley, gözleri fal taşı gibi açılmasına engel olamadan genç kadına döner hızla.

"Hermione! Aklını mı kaçırdın sen?!"

Genç kadın gülümseyerek elindeki tabancayı genç adama yerden fırlatırken arkadaşının saflıklarıyla onu derinden güldürebilen tek insan olduğunu kabul ediyordur bir kez daha.

Üstelik her durumda ve umarsızca.

"Yapma, Ronald! Seni vuracak halim yok ya?"

Kızıl saçlı genç adam yerdeki dosyaları kucaklayıp genç kadının masada duran klasörüne sıkıştırırken hala arkasını kolluyordur.

"Öyle tuhaf bakıyordun ki ne düşüneceğimi bilemedim."

Hermione slikon mankende açtığı deliklerin aralıklarını hesaplayarak çizelgesine işaretlerken cevaplar.

"Merak etme, seni vurmam.”

 

 "Daha önce Malfoy'u vurmuştun ama.

 

She Wants Revenge - Up In Flames

 

Genç adam ne söylediğinin farkına sonradan varırken hemen bu odadan çıkması gerektiğine inanıyordur. Aksi takdirde az önce boş olan o şarjör, birazdan dolacak ve şuanda genç kadının önünde duran vücuttan kendisininkinin bir farkı olmayacağını hissediyordur tüm benliğinde.

Hermione Granger, bıraktığı silahı tekrar alarak içine tıka basa kurşun doldururken zaten delik deşik olmuş slikona bir kez daha nişan alır.

"Sen, Malfoy değilsin Ron."

Salonun içi art arda kurşun sesleriyle dolarken genç adam kulaklıksız, sağır olduğundan emin, koşarak dışarı çıkar. Hızlı adımlarla merdivenlerden inmeye başlayıp sağa dönerek kafeteryadan içeri girerken hemen önündeki masada büyük bir iştahla bir tostu götüren Blaise Zabini'nin karşısına oturur.

Kıvırcık saçlı genç adam tostunun yarsını bir peçeteyle sararak arkadaşına uzatırken geriye kendisine kalan kısımdan bir ısırık alır sakince.

"Hayalet görmüş gibisin yine. Ne oldu?"

Kızıl saçlı genç adam elindeki tostla bütünleşmiş, ne kadar çok yerse Hermione'nin siniri o kadar çabuk geçecekmiş gibi ağzındaki bitmeden kocaman bir lokma daha alırken cevaplar.

"Hermione'ye Malfoy'u hatırlatacak birkaç şey söyledim farketmeden. Zaten gergindi günlerdir, benim sözlerimde fitili daha çok ateşledi sanırım."

"Umalım da olay yeri polislerinden falan çıkarır hırsını. Yoksa hiç şansın yok Weasley."

İki genç adam uzun süren bir sessizlikten sonra tostlarını bitirip kalkarlar. İdari kata doğru asansörle çıkarlarken Blaise, yanındaki genç adama kısa bir bakış attıktan sonra sessizlikten sıkıldığını belli edercesine boğazını temizler.

"Bugün fazla sakiniz sanki. Ne dersin?"

Ron çenesini hafifçe kaşıyarak başıyla onaylar.

"Kesinlikle."

Açılan asansör kapılarıyla aynı anda idari kata adım atarlarken siyah bir fırtına önlerinden koşarak geçer, Ron kıl payı çekilebilmiş, derin bir nefes alırken uzaklaşan genç kadının arkasından bağırır.

"Hey!"

Blaise başını iki yana sallayıp cık cık'larken arkadaşının kolundan tutar ve tekrar yürümesi için yönlendirir.

Vazgeçmiştir, her şey aynıdır.

Özellikle, Pansy Parkinson aynıdır.

Kahverengi kapının kolunu çevirip iki arkadaş hāla az önceki olayı konuşuyorlarken içeri girerler. Kıvırcık saçlı genç adam kapıyı ayağıyla kapatmış donakalırken Ron, henüz koltukta oturan adamı görmemiş, dosyalara ilerler.

Bir tanesini alıp Draco Malfoy'un karşısına otururken açar. Yavaşça karşısındaki insanı görebilmek için başını kaldırırken dosyayı elinden düşürür.

Gözlerini açar kapar, açar kapar fakat sonuç değişmez.

Draco Malfoy, tam karşısında oturuyordur.

Blaise kapıya zamkla yapışmış gibi sarılmış, hatta olay yeri inceleme bantlarıyla odayı sarmayı düşünüyor, Hermione'nin eğer Draco'nun burada olduğunu öğrenirse ne yapacağını bilmiyor, bilmeyi bırak tahmin etmeyi bile istemiyordur.

O sırada kapı birkaç kez kızıl saçlı genç kadın tarafından zorlanır ama arkasındaki genç adam yüzünden açılmazken dışarıdan seslenir.

"Şu kapıyı açacak mısınız artık?"

"Weasley." Der Draco gülümseyerek.

"Hāla sabırsız, hāla tahammülsüz."

"Ve hāla sevgilim." Der Harry, endişeyle ayaklanıp kapıya bakarken.

"İçeri girerse, Hermione'ye haber vermesi sadece 5 dakika."

Blaise zorlanan kapıyla bir ileri bir geri gelip giderken ellerini çekip omzuyla direnmeye başlar.

"Bir çözüm bulun! Yoksa Harry, sevgilin kapıyı kıracak."

Draco son derece rahat, oturduğu koltuktan milim kıpırdamazken saçlarını düzeltir.

"Haydi ama. En fazla Granger'a söyler, değil mi?"

Odadaki diğer üç delikanlı, bunun çok normal bir şeymiş gibi bahsedilmesinden hoşlanmazken Blaise, Ginny'nin nasıl bu kadar güçlü olabileceğini dişlerini sıkarak soruyorken yüz üstü yere kapaklanır.

Açılan kapıyla birlikte gücün sadece Ginny'den değil, yanında ekstra olarak Pansy'den ve birde temizlik görevlisinden geldiği anlaşılır.

Ginny bilindik, Pansy beklendik ama temizlik görevlisi dört genç adamı da şaşkına çevirirken siyahi tombul adam, utançla yerdeki sileceğine eğilir.

"Ben, şey efendim- Miss. Weasley içeride kilitli kaldığınızı söyledi. Bende-"

"Tamam." der Harry, elini aşağıyı yukarı sallayarak.

"Sorun yok Tom."

Görevli adamın çekilmesiyle nihayet kapı aralığı genişlemiş, Ginny ve Pansy içeri dalarlarken kıvırcık saçlı genç adam yerden kalkarak üzerindeki tozları temizliyordur.

"Kapıyı kırmanıza ne gerek vardı? Açacaktık!"

"Açacaksan niye önünden çeki- TANRIM!"

Kızıl saçlı genç kadın bütün bu olanlara rağmen hāla istifini bozmadan o siyah koltukta oturan genç adamı görünce bütün beyin fonksiyonları durur, bitkisel hayata geçer.

"Tanrım, Tanrım, TANRIM! Hermione'nin haberi var mı?"

Sarışın genç adamın yüzünde hain bir sırıtış oluşurken Harry, masanın etrafından dolaşarak genç kadına arkasından sarılır, bırakmaz.

"Hayır, yok. Ve sen söylemezsen olmayacak."

Ginny güçlü kolların arasından kurtulmaya çalışır fakat başaramazken bağırır.

"Ne demek sen söylemezsen olmayacak?!"

Bir an sakinleşip durulurken devam eder.

"Sadece bir süreliğine mi geldi?"

"Hayır kızılcık. Sonsuza dek burada, seninleyim." Der Draco, parmaklarını dizlerinin üzerinde tıpırdatarak.

Ginny sinirle genç adamın tam bir baş belası olduğunu ilan ederken Harry'e döner.

"Onu sen mi çağırdın?"

"Kendisi gelmek istedi."

"Yani sende izin verdin!"

"Ginny-"

"Lanet olasıca Harry! Hermione'ye ONU SENİN ÇAĞIRDIĞINI söyleyeceğim ve ilk SENİN CANINI OKUYACAK!"

"Tamam, sakin olalım." Der Blaise, iki sevgilinin arasına girip yeterince mesafe açtığına emin olduktan sonra derin bir nefes alır.

"Ne yapacağız ve Draco'nun geldiğini kim söyleyecek?"

"Ben söyleyeceğim! Benden önce yetiştiren olursa onu öldürürüm!"

"Ginny olmaz." Diyerek cevaplar Ron, olayın başından beri süren sessizliğini bozarak.

Çenesini dikleştirerek odadaki herkesle teker teker göz göze gelir ve devam eder.

"Ginny'le iyice körüklenir, köpürür."

Draco bacaklarına vurarak ayaklanırken cevaplar.

"Tamam. Öyleyse, ben konuşurum."

Ginny gözlerini kısarak ayağa kalkan genç adama bakarken tıslar.

"Asla."

Harry çenesini kaşırken onaylar.

"Bencede en iyisi Draco'nun söylemesi."

Kızıl saçlı genç kadın kollarını yoklar ama hāla kendisini kavrayan eller gücünü bir gram eksiltmemişken mavi gözler Pansy'e doğru kapanır. Zaten kapının ağzında olan arkadaşı o bakışın ne demek olduğunu biliyordur, koşmaya başlar.

Blaise argh'layarak arkasından yetişmeye çalışırken genç kadının güzel fiziği, uzun bacakları onu hızla asansöre yetiştirir. Kıvırcık saçlı genç adam, merdivenlere mi yoksa asansöre mi daha çabuk ulaşacağını hesaplamaya vakit bulamaz, asansöre yönelirken önündeki genç bayanı bluzundan yakalar, beraber asansöre sürünerek giriş yaparlar.

"Bırak beni Zabini!"

"Asla!"

İkisi aniden ayaklanır, tuşlara birer üçer basarlarken kapılar kapanır.

 

 

 

 

 

 

 

Paramore-Hallelujah

 

Got nothing but time on our hands

 

Amir odasında genç kadını iki kaslı genç adam zaptetmeye çalışırken Draco Malfoy, ağır adımlarla odadan çıkıp merdivenlere yönelir. Bir kat aşağı inip aramaya başlar. Antrenman odası, yüzme havuzu derken sarışın geç adam, koridordaki son kapıya uzanır.

Çevirip açarken kahverengi bukleleri görmesiyle sırıtır. Yanındaki kutudan bir kulaklık alıp kulaklarına takarken ağır adımlarla genç kadına yaklaşır.

"Merhaba Granger."

Hermione, kurşunların arasından duyduğu sesle aniden durup gözlerini kapatır. Eli hāla havada, orta parmağı tetiği hāla kavrıyor, şarjör hāla iki mermi dolu, nefesini bırakır.

"Sadece sana öyle geldi." Der içinden.

"Bu odada yalnızsın, sakin ol Hermione..."

"Haydi ama Bayan Çok Bilmiş, bir hoş geldin bile demeyecek misin?"

Genç kadın yutkunarak gözleri hala kapalı arkasına döner. Derin bir soluk daha alıyorken tabancasını, karşısındaki genç adama doğrultur.

Kahverengiler, mavi-grileri 3 yıl sonra tekrar delip geçerken cevap verir aynı güçlü ses.

"Seni de görmek güzel Ampul Kafa."

Draco, elleri istemsizce havaya kalkmış, genç kadının gücünü biliyor, onu daha önce tattığını tekrar hatırlıyorken başını dikleştirir.

"Beni vuracak mısın?"

Kumral genç kadın silahını kendi sağına, genç adamın soluna, yani kalbine nişan alırken kaşlarını kaldırır.

"Sence yapamaz mıyım?"

"Yaparsın." Der, Draco. Ve devam eder;

"Daha önce yaptın."

Anılar, barut kokan odada iki genci 5 yıl öncesine götürürken Hermione Granger biliyordur.

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak değil, aslında her şey eskiye dönüyordur.