Actions

Work Header

Beta

Chapter Text

 

Story Notes:

Hikayeyi anlamak için illa ki Pacific Rim'i izlemeye gerek yok sanırım. (Her ne kadar izleyenler için kurgu daha anlamlı olacak olsa da).

Guillermo del Toro'nun yönetmenliğini yaptığı 2013 tarihli Pacific Rim'in Mecha'lardan, yaratıklardan, bilim kurgu soslu kıyamet filmlerinden hoşlananlar için gayet eğlenceli bir seyirlik olduğunu eklemeliyim.

 


 

 

Author's Notes:

Jaeger: (Alm) Avcı.

Kaiju: (Jap) Devasa canavar.

 

Genel Bilgi;

Kaiju'lar; Pasifik Okyanusunun dibinde meydana gelen bir tektonik kırılmayla ortaya çıkan gediği (boyutlar arası geçiti) kullanarak dünyaya çıkan devasa boyutlardaki, yıkım kuvvetleri inanılmaz uzaylılar. Kategorileri birden beşe kadar derecelendirilmiştir, 1 ve 2 önemsiz sayılabilecekken 3'ten 5'e kadar son derece büyük ve tehlikeli yaratıklara işaret eder.

Bilinen ilk Kaiju saldırısı 10 Ağustos 2013'te gerçekleşmiş. San Francisco'ya çıkan Kaiju günlerce süren bir mücadelenin sonucunda beş şehri haritadan silmesinin ardından yok edilebilmiş, bunun üzerine insanlar tarafından savunma silahı olarak Jaeger'lar üretilmiştir.

Jaeger: Sinir yükünü tek bir pilot kaldıramadığı için en az iki pilot, bazen de üç pilotla yönetilen dev boyutlardaki savunma/saldırı makineleri. 

Sürüklenme: İki ya da üç pilotun bir akımı paylaşarak anılardan, düşüncelerden oluşan bir aktarım yaşamaları.

(Bunlar benim yorumlarım, lütfen daha fazla ve doğru bilgi için filmi izleyin ya da internette ufak bir gezinti yapın).

İyi okumalar!

 


 

2020 Mayıs

 

Yamarashi Los Angeles'a bomba gibi düştüğünde Triskele oradaydı.

-Derek, Cora, zıplayın, hemen, Yarık'ta hareketlilik var.

Cora homurdanarak gözlerini açtı, ranza erkek kardeşinin hareketlenmesiyle sallandı, Derek'in ayakları üstteki ranzadan atlamadan önce boşluktan aşağı sarktılar.

-Her Allahın cezası sabah bu ayakları görmek zorunda mıyım ben? diye sordu Cora kardeşinin ayaklarını dürterek.

Derek ayaklarını kızın suratına doğru hafifçe ittirip kızın ayağına vurmasıyla gülerek ranzadan atlayıp yüzünü yıkamak için köşedeki ufak lavaboya seğirtti.

Hale'ler sade fakat kullanışlı odanın içerisinde zamanla kazandıkları bir düzenle hızlıca üzerlerini giyiniyor, ayakkabılarını bağlıyor,ara ara birbirlerine sataşıyorlardı.

Her biri kapıdan çıkmadan önce, her seferinde yaptıkları gibi kapı çerçevesinin hemen yanına astıkları fotoğrafla kendilerince vedalaştılar, öndeki Laura; ''Anne, baba, amca, Miriam, Lola, yakında görüşürüz'' diye fısıldadı,Cora adeti olduğu üzere ölülerin çerçevenin içinden gülümseyen sakin yüzlerini selamladı, Derek'in parmakları annesinin yüzünün üzerinden birer hayalet gibi geçip gittiler.

Hale'ler boş terminalde yürürlerken her birinin kafasından benzer şeyler geçiyordu, Sürüklenmek öyle bir şeydi ki zamanla Jaeger'i paylaşan pilotların düşünceleri makineyi terk ettiklerinde dahi senkronize olmaya devam ediyordu.

-Günaydın efendim!

-Harekete hazır mısınız Sam?

Sam adını duyduğu anda kıpkırmızı kesilerek;

-Evet, efendim, diye bağırdı.

Laura ciddi bir ifadeyle selam verip yoluna devam etse de arkasından gelen Derek'le Cora onun durumla içten içe eğlendiğini biliyorlardı.

Ana terminale ayak basar basmaz Jaeger mühendisleri Hale'lerin çevresinde dönmeye başladı. Ekip pilotlara zırhlarını giydirip son kontrolleri yaparken Cora;

-Onu rüyamda gördüm, dedi ancak diğer ikisinin duyabileceği bir sesle.

 Laura işittiyse de renk vermedi, Derek kardeşine yan gözle bakıp başını salladı.

Hale'ler yabancıların arasında konuşmazlardı, eski düşmanlıklar şimdi bir yana itilmiş olsa da maziyi hâlâ unutmamışlardı. Savaş başlamadan önce Hale ailesi anomaliden başka bir şey değildi, kodda bir hata, düzende bir bozukluk, Avcı'ların avladığı birer yaratık. Şimdi her şey farklıydı. Kurt adamların Sürü içgüdüsü sayesinde mükemmel birer pilot olabildiği keşfedilmişti, Sürüklenmek onlar için doğuştan gelen bir yetenekti. İnsanlık şimdi bu zavallı yaratıkların soyunu böyle alttan alta, vahşice tüketmemiş olmayı diliyordu muhtemelen.

Savaş insanları tümüyle değiştiremese de onları Hale gibilerle işbirliği yapmaya zorlamıştı, yetenekleri önünde eğilmeye ve hatta gerektiğinde bu mükemmel pilotların kibirli kıçlarını öpmeye. 

İnsanlar hayatta kalmak istiyorlardı, bunu o kadar çok istiyorlardı ki diğer sorunlar bir kenara itilmişti, uluslar eski husumetleri bir yana bırakıp bir araya gelmişleri, İran'la Amerika anlaşabildikten sonra İnsan'la Kurt Adam neden anlaşamayacaktı ki?

Derek ve Laura yan yana duran konsollarına geçtikten sonra Cora orta arkadaki yerini aldı.   

-Günaydın Hale'ler, diye söze girdi Finstock; bir saatten daha kısa bir süre içinde buradaki hava kuvvetleri dünyanın dört bir yanındaki diğerlerine katılacak.Ve siz insanlık tarihindeki en büyük...

-Yine mi Kurtuluş Günü'nü alıntılıyor, dedi Cora gözlerini kapatıp burnundan nefes alarak, bunu bir kez daha sonuna kadar dinlemek zorunda kalırsam savaşabileceğimi zannetmiyorum.

-Ne kaçırdığını bilmiyorsun minik kurt!

-Günaydın Bobby.

- Hey, Laura, dün CNN'de ortalığı yakıyordun.

-İstediğin zaman sen de benimle gelebilirsin.

Finstock'un kahkahası üç pilotun da kulağında aynı anda patladı;

-Dünyanın buna hazır olduğunu zannetmiyorum kurt kız, ama sen bir zamanlar Madonna'nın olduğundan bile ünlüsün, Tanrı aşkına, İsa'nın kendisinden bile daha ünlü olabilirsin biliyorsun.

Yeni bir ses Bobby'nin heyecanını yarıda kesti;

-İnişi başlatın Finstock.

-Hemen Şerif.

-Triskele iniş için hazır.

-Pilotlar arası protokol başlasın.

Derek iniş başlarken tanıdık adrenalinin damarlarına pompalandığını hissetti. Arkadan Cora;

-Sonunda diye bağırdı.

-Triskele hazır, Şerif.

-Pilotlar ben Komutan John Stilinski, nöral selamlaşmaya hazırlanın.

Laura'nın kendisine güvenli sesi hepsi adına karşılık verdi;

-Biz hazırız Şerif.

-8...7...6...5...4...3...2...1...

-Nöral birleşim başladı.

Akım, bir kurdun zarif fakat yıldırım gibi koşusuyla başladı, Laura'yla Derek görüntünün Cora'nın rüyasından geldiğini biliyorlardı. İkisi nefes alır gibi rahatça sürüklenerek Cora'nın kurda kollarını açışını izlediler;

-Anne!

Görüntü kaybolarak yerini salonun ortasında ağlayan sekiz yaşındaki Derek'e bıraktı;

-Onu bana ver! diyordu çocuk bir yandan hıçkırıp bir yandan ablasının tişörtünü sündürerek, Laura çocuğu iterek;

-Önce ben oynayacağım, dedi.

Talia kucağındaki Cora'yla yanlarında geldiğinde sahne yeniden değişti.

Dumanı tüten enkazın önünde Derek dizleri üzerine çökmüş ağlıyordu, Cora kardeşine arkasından sıkıca sarılmış bırakmıyordu, ayaktaki Laura'nın gözleri elindeki kararmış gümüş kolye ucunda sabitlenmiş olsa da Derek'e uzanan sesi yumuşacıktı;

-Senin hatan değildi Derek, senin hatan değildi.

 

-Nöral birleşim sağlam Şerif.

Hale'ler güçlü bir sarsıntıyla anılardan çıkıp gerçek dünyaya döndüler, konsollarda hareketlilik başlamıştı.

 -Triskele, misyonunuz Kaiju'nun şehrin içlerine yaklaşmasına fırsat bırakmadan düşmanı ortadan kaldırmak.

-Anlaşıldı Şerif.

-Dikkatli olun Triskele diye araya girdi Bobby'nin sesi; bu canavar üçüncü kategori!

-Ona neyin çarptığını anlamayacak bile.

-Anlaşıldı küçük Hale.

 

 

Los Angeles River, Bölgesel Saat: Sabah 04.00

 

 

 Üç kollu, üç pilotlu Jaeger iki buçuk ton çeken doksan metrelik cüssesiyle düşmanının ilk darbesini karşılamak için hazırlanıyordu.

-Tahmini uzaklık 3000 metre.

-Bu avladıklarımızın en büyüğü olacak.

-Üç yönünden geliyor, üç yönünden geliyor, pençeyi savurmaya hazırlanın!

Laura, Derek, Cora tek bir zihin gibi, birlikte yaratığın kanaldan çıkan kafasına kuvvetli bir yumruk savurdular. Yamarashi dört gözü ve yassı bir yarık gibi görünen burnuyla cehennemin ta kendisinden çıkma bir yaratıktı. Canavar biraz sarsılsa da hiç vakit kaybetmeden saldırdı, Kaiju'nun darbesi Triskele'e sağ taraftan isabet etti, darbenin kuvvetiyle Triskele yalpaladı.

-Sol tarafına, sola!

Triskele'in on metrelik mühendislik harikası pençeleri Kaiju'nun sol tarafına, canavarın boş bıraktığı boynuna yakın bir yere saplanıp canavarın geri çekilmesiyle yeniden hür kaldılar.

Kaiju yaralanmış bir hayvanın saldırganlığıyla başı öne eğik üzerlerine atıldı.

-Şimdi, diye bağırdı Laura'nın sesi.

Triskele'in üçüncü kolu öne uzandı, Kaiju bütün gücüyle kendisini bu kola bağlı bulunan pençelere geçirerek korkunç bir gürültüyle yıkıldı.

Cora'nın hissettiği rahatlama bir anda Laura'yla Derek'in zihnini doldurdu;

-Görev tamam efendim, dedi kızın zafer ifade eden sesi bağlantıya, Kaiju'yu temizledik!

-Kaiju'yu kontrol...

Laura'nın sesini Şerif'in sert komutu böldü;

- Laura, Gevşemeyin, Kaiju hâlâ hayat belirtisi...

Şerif sözünü tamamlayamadan Yamarashi'nin darbesi Triskele'in arkasında patladı.

Derek'in acı çığlığı kontrol panelinin başındaki adamların kanını donduracak kadar korkunçtu.

-Şerif, dedi Finstock önündeki panele bakarak; Sol taraf gücünü yitirdi, Derek oyun dışı.    

-Cora hadi vur şunu, diye emretti Laura dönüp, Kaiju'yu kavrayarak.

Cora atış için açık bir boşluk ararken Kaiju'nun on beş metrelik ön ayağı içeri dalarak saniyeler içinde Laura'yla tam arkasındaki Cora'yı konsollarından kopardı. Derek'in haykırışları arasında ailesinden kalan son fertler Triskele'in göğsünden ölüme çekildi.

Bütün sistemler çevresinde acil sinyali verirken Derek Triskele'i parçalara ayıran canavara son kuvvetiyle saldırdı, Cora'nın başaramadığı ateşleme mucizevi bir biçimde Kaiju'nun göğsünde bir delik açarak canavarı sonunda yıkmayı başardı. Yamarashi elektrik mavisi bir akıntıyla suyun dibini boylarken Derek çok uzakta olmayan kıyıya doğru Triskele'den geriye kalanı sürüklemeye başladı. Her şey bitmişti, her şey son bulmuştu, Laura ve Cora ölmüştü...

 

 

....

 

End Notes:

Triskele: Üçlü Sarmal. 

Yamarashi: Oklu Kirpi.

Umarım kolay anlaşılabilir bir giriş olmuştur. Zor bir dönem geçiriyorum, zihnimi biraz dağıtabilmek için bir şeyler yazayım istedim ortaya bu çıktı, umarım hoşunuza gider.