Actions

Work Header

Cadilar, kurtlar ve digerleri

Chapter Text

 

 

 

Story Notes:

Yeni bir şeyler karalamak istedim, sonuçlarını göreceğiz.


 

 

Author's Notes:

Hikayede Derek otuz, Stiles yirmi dört yaşında, beraber OV denilen Olağanüstü Vakalar üzerinde çalışıyorlar. 

 


 

Stiles üzerinde basit bir tişörtle salonun ortasında duruyordu, olay yeri inceleme ekibi tarafından sarı şeritlerle kapatılmış mekanın içine elindeki kahverengi tozu dökerek bir şeyler mırıldandı. Maktul genç bir kadındı, Danny'nin söylediğine göre kısa süre önce Sürü'sünü terk etmiş bir Omega'ydı. Stiles olay yerini fotoğraflayan Matt'e işaret ederek;

-Hey Matt masa temiz mi? Dokunabilir miyim? diye sordu.

Matt Stiles'ın olay yerine müdahalede bulunmasından hiçbir zaman hoşlanmadığını gizlemeden;

-Devam et, dedi.

Stiles eldivenini çıkararak cebine attı. Dikkatini toparlamak için derin bir nefes aldıktan sonra önündeki iyi cilalanmış ahşap masaya avucunu koydu. İz bırakacak kadar derin bir öfke, iktidarla gururla dolu bir öfke tahtanın yüreğinden taşarak Stiles'ı ürpertti. Stiles başını kaldırarak düşüncelere daldı.

Üst rütbeli dedektif Lydia Martin hemen yanında belirerek mükemmel dudaklarıyla;

''Dikkatini çeken bir şey var mı Stilinski?''diye sordu.

Stiles omuzlarını silkerek;

-Kesin bir şey söyleyemem, dedi.

Lydia ironik bir ifadeyle;

-Yapma lütfen, sanki cadılar kesin bir şey söylerlermiş gibi! Halletmem gereken işler var, hemen ötmeye başla!

-Herhangi bir büyüye dair iz yok, içerinin enerjisi lekeli fakat onu lekeleyen şey doğaüstü bir şey değil cinayetin ta kendisi de olabilir. Katil muhtemelen oldukça öfkeli bir tip, güç ve iktidar hissiyle dolu, bilemiyorum, tipik kurt adam profiline uyuyor sanırım? Eğer kurt adamsa Derek geldiğinde daha kesin bir şey söyleyebilir.

-Kahrolası Alfa, neden burada değil?

Stiles omuzlarını silkti.

Yanlarında gelen Matt lafa karışarak beklenmedik bir şevkle;

-Derek'in karısını görmedin mi Martin? Her sabah o kadınla uyansaydım ben de işe biraz geç kalırdım, dedi.  

Lydia Matt'e ayağının altında ezmek istediği bir böcekmişçesine bakarak topuklularını tıkırdatarak yanlarından uzaklaştı.

 Stiles Matt'i görmezden gelerek eldivenini yeniden giydi. Matt Stiles'ın rahatsızlığını fark etmemiş görünüyordu, sırıtarak;

-Martin anlamasa bile seninle ben kadının neredeyse alev aldığını biliyoruz, değil mi Stilinski? Hadi ama kör bir adam bile görebilir bunu.

Stiles Matt'ten neden hiç hoşlanmadığını anında hatırlayarak sıkıntıyla sessizce iç geçirdi. Stiles Kate'i yalnızca bir kez yılbaşı partisinde görmüştü, kadın dominant tavırları ve üzerindeki siyah deri kıyafetiyle gecenin konusu olmuştu. Tanrım, insanlar Derek'in duyabileceğini bile bile Alfa'nın yatakta kırbaçtan, kendisine hükmedecek bir efendi'den hoşlandığı üzerine dedikodu etmeye başlamışlardı. İçerideki genç adamların birçoğu kıskançlıkla Hale'in talihine sövüyormuş gibi görünüyordu.Stiles Kate'in peşinde bir arzu dalgasıyla yürüdüğünün farkındaydı yine de Derek'in bu kadını seçtiğine inanamıyordu. Kate'in aura'sındaki itici, saldırgan, hatta belki de düpedüz çirkin denilebilecek şeyi seçmemek neredeyse imkansızdı. Kate bütün geceyi  Olağanüstü Vakalar'da çalışan neredeyse bütün dedektiflerle flört ederek geçirmişti, Stiles Lydia'yla beraber kadının cazibesine kapılmayan birkaç kişi arasındaydı. Lydia sarsılmış bir tavırla kolunda Jackson'la geceyi erkenden terk etmeden önce Stiles'la göz göze gelmişlerdi. Lydia'nın sararmış yüzüne bakar bakmaz Stiles Lydia'nın neden dağılmaya hazır göründüğünü anlamıştı. Kate tuhaf bir biçimde alttan alta Peter'ı andırıyordu, kolay kolay hiçbir şeyin sarsamadığı Lydia, gurunu elden bırakmadan küçük eli Jackson'ın kolunu sıkı sıkıya kavramış hâlde bir bahane uydurarak çekip gitmişti. Çakırkeyifliği arttıkça yırtıcı bir tavra bürünen Kate dikkatini Stiles'a yoğunlaştırdığında uzun süredir ortalarda görünmeyen Derek yanlarına gelerek kadını uzaklaştırmıştı. Stiles kadının dikkatinin başka yöne kaymasıyla ne kadar rahatladığını Derek'in onurunu kırmamak için gizlemeye çalışarak çifte iyi geceler dilemişti. O gece rüyasında Derek'in çıplak sırtındaki kanayan yaraları sardığını görse de uyarıyı göz ardı etti, bir cadının rüyalarını asla göz ardı etmemesi gerektiğini bile bile, rüyayı zihninde bir köşeye itti.   

Matt Stiles'ın kendisine asla vermeyeceği cesaretlendirmeyi bekleye dursun Dedektif Hale içeriye girerek Matt'in hevesini yarıda bıraktı. Derek'in varlığıyla neşesi anında buharlaşan Matt aceleyle yapmakta olduğu işe döndü. Konuşmayı muhtemelen işitmiş olan Derek'in yüzü ifadesizdi.

-Hey Derek, dedi Stiles Matt adına biraz utanarak.     

Derek bir şey söylemeden etrafı gözden geçirmeye başladı, içeriyi koklayarak mutfağa yöneldi, üst raflardan birine uzanıp ağır görünen bir ilaç kutusu çıkararak içindekilere karıştırmaya başladı, eldivenli eli kutuyu karıştırırken Stiles Derek'in koyu mavi gömleğinin altından hatları seçilen sırtına dalıp gittiğini fark etti. Gözlerini hemen Derek'in dikkatle etrafı inceleyen vücudundan ayırarak katil üzerine düşünmeye çalıştı. Derek'e zorunlu olanın haricinde bakmaması gerektiğini biliyordu, kurt adam'ların ne kadar hassas duyuları olduğunu Scott'la geçirdiği yıllar boyunca iyice öğrenmişti, üstelik Derek Alfa'ydı, duyuları Stiles'ın en yakın arkadaşından en iyi ihtimalle iki kat daha keskindi. Stiles bir kurt adamla çalışacağını öğrendiği anda (ne kadar isabetli davrandığını Alfa'yı görür görmez anlayacaktı) kendine has önlemlerini almış, Derek'le geçirdikleri bir buçuk yılda da ilgisini gizlemekte çok, çok dikkatli davranmıştı. Anlık kaymalar yüzünden sırlarının ortalığa saçılmasına müsaade edemezdi.

-Bir grup insan, kaç kişi olduklarını çıkaramıyorum, kokularında bir şey var.

Stiles Derek'in çatık kaşlarına bakarak Derek'in devam etmesini bekledi.

Derek yeşil gözlerini Stiles'a dikerek şaşkın bir ifadeyle;

-Kokularında seninkini andıran bir şey var, dedi.

Stiles ağzı bir karış açılarak Derek'e bakakaldı, bir saniye sonra jetonu düştü, piç kuruları profesyoneldi!

Stiles stresli olduğu zamanlarda yaptığı gibi bir sözcük seline başlamak için dudaklarını aralasa da sesi çıkmadı. Derek bir açıklama bekleyerek Stiles'a bakıyordu.

-Bunu dışarıda konuşabilir miyiz?diye sordu Stiles yavaşça.  

Derek durumun ciddiyetini kavrayarak başını sallayıp kapıya doğru yöneldi.

Yakınlardaki bir kahve dükkanına doğru birlikte yürümeye başladılar, Stiles cesaretini toplayarak gözleri önünde;

-Derek, cadıların da tıpkı kurt adamlar gibi gizliliğe düşkün olduklarını biliyorsun değil mi? Yani benim eğitmenimi tanıyorsun, Deaton'a havanın güneşli olup olmadığını sorsan sana Sfenks'lere yakışır bir bilmeceyle cevap verir, bunu biliyorsun değil mi?

Derek bir şey söylemeden yürümeye devam etse de Stiles Alfa'nın kulaklarının korkunç bir dikkatle Stiles'ın söylediklerini en ince ayrıntısına kadar kaydettiğini biliyordu.  

-Cadılar iki temel prensip üzerine çalışırlar, en azından Deaton beni eğitirken bu ikisini kullandı, ortaya çıkarmak ve gizlemek. Olay yerinde işimi nasıl yaptığımı defalarca gördün, ortaya çıkarmanın nasıl bir şey olduğunu biliyorsun. Öte yandan gizlemek...bir cadı iyi biçimde gizliyorsa onun bir şey sakladığını bilmezsin.

Derek'in duruşunda hafif bir değişme, ufak bir uyarı görerek Alfa'nın ne söylediğini anlamaya başladığını sezdi.

-Kokunu gizliyorsun, dedi Derek yüzü hâlâ ifadesizdi.

-Evet, dedi Stiles Derek'e bakmaya korkarak.

-Neyle?

Stiles yüzünü sıkıntıyla buruşturarak;

-Senin için kokunun ne kadar önemli olduğunu biliyorum ama inan bana benim hislerimin her an farkında olarak yaşamak istemezsin. Ben bile onların her an farkında olarak yaşamak istemiyorum.

-Demek benim için kokunun ne kadar önemli olduğunu biliyorsun öyle mi?

Stiles Alfa'yı hızla teslim alan öfkeye direnmeye çalışarak;

-Derek sana hiç dokunmadım, sana izninin dışında asla yaklaşmadım, kendim için aynı mahremiyeti istemem yanlış olamaz.

Derek Stiles'ın hiç beklemediği bir hızla Stiles'ın kolunu kaparak genç adamı kendisine doğru çevirdi;

-Madem sırlarımızdan konuşuyoruz, ben de sana bir tanesini söyleyeyim, her kurt adam bütün duyuları içerisinde bir tanesine dayanır, arkadaşın Scott'a hangisi kılavuzluk ediyor bir düşün.

Stiles Derek'in pençesindeki zonklayan kolundan aklını uzaklaştırmaya çalışarak;

-Bilmiyorum, dedi çaresiz bir sesle, bilmiyorum, hiç sormadım.

-Sormana gerek yok Stiles, dedi Derek sözcükler dişlerinin arasından çıkıyordu. Scott işiterek yolunu buluyor.

Stiles'ın aklına aniden Scott'ın, Allison'ın okulun dışından gelen kalp atışlarını, Jackson'ın binanın öteki ucundaki sesini duyuşu, en ufak gürültülere dahi olan duyarlılığı geldi, Scott'ın diğer duyuları o kadar keskin değildi, şimdi Derek'in söylediklerinin ışığında bunu açıkça görebiliyordu.

-Benimki ne peki Stiles? diye sordu Derek, hâlâ Stiles'ın kolunu bırakmamıştı.

Stiles kokusunu gizlediğini anlarsa Derek'in öfkeleneceğini biliyordu ama böyle bir tepki alacağı aklına bile gelmemişti doğrusu.

-Kafanı topla, benim rehberim hangisi? Ben hangi duyuyu kullanıyorum? Çevremde olanları hangisine göre yorumluyorum?

Stiles zorlukla yutkunarak Derek'in kıvılcımlanan gözlerine baktı;

-Koku, dedi fısıltıyla.

-Beni bile isteye kör bıraktın. Düşündüklerin, hissettiklerin konusunda beni özellikle yanılttın, dedi Derek  Stiles'ın kolunu bırakarak. Yüzünde düş kırıklığıyla üzüntü dans ediyordu.  

-Üzgünüm, bilmiyordum, Derek üzgünüm.

-Yarın işe geldiğinde kokunu gizlemeyi bırakacak mısın?

Stiles Derek'in bunu sormamasını umuyordu, bir şey söylemeden Derek'e baktı.

-Ben de öyle düşünmüştüm, dedi Derek arkasını dönüp Stiles'ı orada, sokağın ortasında bırakarak.

...

 

 

End Notes:

hoşunuza gitti mi? devam etmeli miyim?

 

 

Chapter Text

 

Author's Notes:

Her zamanki gibi işler karışıyor :)

 


 

 

-Stilinski, geçen hafta ölü bulunan Omega'nın terk ettiği sürünün sorgulanması gerekiyor, Derek'le ortalığı bir koklayın, unutma elimizde kanıt yok, sadece yoklama istiyorum daha fazlasını değil,  dedi Lydia nar çiçeği Louboutin'leriyle Stiles'ın masasının önünde dikilerek.

Stiles ayağa kalkıp sandalyesinin arkasındaki kareli mavi gömleğini tişörtünün üzerine geçirerek;

-Hemen yola çıkıyorum, dedi.

...

Stiles iskelenin üzerinden göl evinin arkasına doğru dolaşan Derek'i elinden geldiğince tetikte kalarak takip ediyordu. Stiles kendisini tutamayarak;

-Tanrım, bütün Alfa'lar illa ki bu tip yerlerde yaşamak zorunda mı? diye mırıldandı.

Derek cesaret kırıcı bir tavırla Stiles'a dönse de bir an sonra etrafı koklayıp gözleri alev gibi parlayarak ortağını duvara doğru itti. Patlayan merminin sesiyle gözleri şaşkınlıkla açılan Stiles Derek'in dizlerinin büküldüğünü görerek düşmekte olan Derek'i yakalamak için atıldı, Alfa'nın ağır vücudunu bir an kavramayı başarsa da hemen ardından Derek kayarak göle düştü. Stiles yıllarca eğitimini aldığı soğukkanlılığı yardımına çağırarak suya gömülen Derek'i bırakıp Alfa'ya ateş edeni bulmak için döndü. Tüfeğinin göbeğini açıp içindeki mermileri tazelemeye çalışan saldırganı tespit eder etmez adamı yerinde tutmak için bir büyü savurdu, lanet adama çarpar çarpmaz şanssız herif dizlerinin üzerine yıkıldı. Stiles daha fazla beklemeden suya, Derek'i kurtarmaya atladı.

...

Derek'in hareketsiz bedenini sağ salim karaya çıkarmak Stiles'ın neredeyse bütün gücünü kullanmasını gerektirmişti, üzerine ağır bir yorgunluk çökse de iskelenin üzerinde boylu boyunca yatan Alfa'yı bırakarak otuz metre ötede serilip kalmış saldırganın yanına doğru koştu. Güçlükle nefes alan adamın cephanesindeki mermilerden ikisini alarak;

-Ahmak, dedi öfkeyle, bir kurt adamı vurmaya yanında aynı türe ait birden fazla mermi taşıyarak geldiğin için teşekkür ederim.

Dili bağlı adamı bırakarak yeniden Derek'in yanına koştu. Derek'in yüzündeki bütün kan çekilmişti, göğsüne isabet eden çifte mermiler vücudunun ortasında geniş bir göçük yaratmıştı, Alfa hırıltılı, sığ nefesler alıyordu. Stiles Derek'in üzerindeki harap olmuş gömleği boydan boya yırtarak, ordu malı su geçirmez çakmağını cebinden çıkarıp kırdığı mermilerin içindeki kurt boğanı tutuşturarak açık yaranın içine soktu. Stiles gözünü kırpmaktan dahi korkarak endişeyle iyileşmeyi bekliyordu. Derek'in kararan göğsü Alfa'nın bedeninde spazmlar yaratarak sonsuzluk gibi görünen birkaç saniyenin ardından eski rengine kavuştu, Stiles artık Alfa'nın her an ayağa kalkmasını beklese de Derek solukları ağırlaşmış Stiles'ın bıraktığı yerde yatmaya devam ediyordu.

-Hadi ama, hadi ama, ayağa kalk, dedi Stiles. Ayağa kalk, nefes al, ayağa kalk!

Alfa'nın kıpırtısız bedeni Stiles'ın yüreğine korkunç bir ağrının saplanmasına sebep oldu. Stiles inatla elini Derek'in göğsüne bastırarak;

-Ayağa kalk, lanet olsun, diye bağırdı.

Stiles üzerinde ağır bir yük hissederek durakladı, Derek'in parmaklarının altındaki göğsü inip kalkmıyordu. Stiles ince, çok ince, çok sert, çok keskin bir ipi çekermiş gibi bütün gücüyle bilmediği, anlamadığı ağırlığı çekerek;

-Yaşa, diye bağırdı, yaşa!

Derek elektrik verilmiş gibi Stiles'ın eline uzanarak ayağa kalktı, Alfa yüzü küle dönmüş, derin soluklar alıp veriyordu.

Stiles gözlerini kapatarak deli gibi çarpan yüreğini kontrol altına almaya çalıştı, güçlü bir büyü uyguladığı nadir zamanlarda hissettiği gibi başı dönüyor, ciğerleri yanıyordu.     

...

Merkezi arayıp olayı haber vermelerinin üzerinden yirmi dakika geçmişti, Stiles'la Derek iskelenin üzerinde oturmuş, ne yapacaklarını bilemez hâlde, konuşmadan göle düşen güneş ışıklarını izliyorlardı.

Ölmek üzereydi, Derek ölmek üzereydi.

Stiles yanındaki adama duyduğu bağlılığın ne kadar derinlere gittiğinin açıkça farkına vararak paniğe kapıldı.

Bu aşk, Derek'e aşığım, belki insan olsaydı yine de bir şansımız olabilirdi. Eşini seçmiş bir kurda aşık olmanın hiçbir geleceği yok ve ben ona aşığım. Kalbini hemen yavaşlat yoksa bir şeyler döndüğünü anlayacak!

 Derek omzu Stiles'ın omzuna değecek kadar yakın, derin bir soluk aldı, Alfa aldığı nefesle birlikte durdu, bir nefes daha çekip şaşkınlıkla Stiles'a baktı. Stiles kaşını kaldırarak; ne oluyor? dercesine Derek'e döndü. Derek'in yüzünde karmakarışık bir ifade vardı.

Stiles bir anda bütün vücudunun göle daldığı anda ıslandığını hatırladı, Derek Stiles'ın maskelenmemiş, çıplak kokusunu alıyordu, Stiles ne söyleyeceğini bilemeyerek hayatının boktanlığına içten içe sövmeye başladı. Derek yavaşça;

-Stiles... dedi.

Neyse ki Alfa'nın lafını olay yerine ulaşan siren sesleri böldü, Derek'in yüzündeki yumuşak ifade anında kaybolarak yerini her zamanki profesyonel boşluğa bıraktı.   

Ekipler geldiğinde dedektif Martin silahı elinde yanında Isaac'le birlikte uçarcasına saldırganın yanına koştu. Bir an sonra Lydia yere serili adamı bırakıp silahını yerine koyarak dedektiflerine seslendi;

-Siz iyi misiniz?.

-Evet, evet, dedi Stiles kendisini ayağa kalkmaya zorlayıp Lydia'ya doğru yürüyerek bacakları fena hâlde titriyordu, elleri, ayakları her şey çok soğuktu.

-Sağlık ekipleri yolda, dedi Lydia gözleri Stiles'la Derek'i baştan ayağa tarayarak. Ne olduğunu anlatabilecek misiniz?

-Derek'e ateş etti dedi Stiles, ben de onu lanetledim.

-Öldürmekten başka çaren olmadığına dair bir ifade yazmalısın Stiles, anladın mı? Durumu ayrıntılı bir şekilde anlatıp...

-Neden bahsediyorsun, sadece kilitleme büyüsü yaptım, diye cevapladı Stiles yüreği korkuyla çarparak.  Mermileri almak için yanına gittiğimde yaşıyordu, yemin ederim soluk alıyordu.

Stiles kendisini tutamayarak yerdeki adama doğru yürüdü, adam, ceset, yüzü şiş ve mosmor, gözleri açık yatıyordu.

-Stiles, adam son yarım saattir ölü, dedi Derek sakin bir sesle.

-Ne demek ölü? Ben...

Stiles'ın lafı boğazında boğuldu.

Oh, evet sen,diye düşündü sen, Derek'i ölümden çekip alabilmek için büyü yaptın Stiles, ona yaşamasını emrettin, bir başkasının hayatını alarak.

Stiles rengi büsbütün atarak Derek'e baktı. Derek'in gözleri kavrayışla doluydu.

-Ben Derek'i iyileştirmeye çabalarken...

Lydia, zeki, mükemmel Lydia Stiles'ın cümlesini nasıl tamamlayacağını anında anlayarak;

-Stiles, sen ortağını vuran adama seni de vurmaya niyetli olduğu için bir lanet savurdun. Adam son derece kararlıydı, düşünmüyordun, yalnızca Derek'le kendini savunuyordun, lanet, adamı vurur vurmaz adam öldü, öyle değil mi?

Stiles cevap vermeden Lydia'ya baktı.

-Öyle değil mi, Stilinski? dedi Lydia sesi taş gibi sertti.

-Evet, dedektif Martin, dediğiniz gibi, dedi Stiles yavaşça.

-İyi, ben tutanağı hazırlatıyorum, siz de sağlık kontrolünün ardından ifade vermeye hazır olun, diye karşılık verdi Lydia, yakınlardaki genç bir dedektife parmağını şaklatarak.

...

 

 

 

End Notes:

gidişat herkesi memnun etmiştir umarım :)

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

Kate versus Stiles :)

 


 

-Stiles, Deaton'ın sana geri dönme izni verdiğini duydum, yeni bir cinayet var, bakabilecek durumda mısın?

Stiles telefon kulağında yattığı yerden zorlukla doğrularak saatine baktı 22.05;

-Evet, evet, ben iyiyim, dedi yavaşça.

Lydia vakanın ayrıntılarını verirken Stiles ufak bir tencerede kaynattığı suya bir parça dişbudak dalı atarak bekledi. Telefonu kapattıktan sonra soyunarak şahdamarının üzerine, bileklerindeki nabız noktalarına, kollarının ve bacaklarının içine sıvıyı sürdü. Kokusunu doğru düzgün gizlediğine emin olduktan sonra üzerine spor bir pantolonla tişört geçirip dışarı çıktı.

...

Derek'i almaya gittiğinde Alfa olması gerektiği gibi sokakta değildi, Stiles Derek'in evinin önüne park ederek beklemeye başladı. Tanrı aşkına, adamı on dakika önce yoldayken aramıştı, bunca vakit alan da neydi böyle?

Ne yazık ki cevabını bir dakika sonra üzerinde siyah bir gecelikle evin kapısını açıp cipin yanına gelen Kate'le almış oldu. Stiles arabadan aşağı inerek kadını selamladı, Kate'in saçları karmakarışıktı, geceliği üzerinden ilginç bir açıyla kaymıştı. Stiles Kate'in tatminle ışıldayan yüzüne bakarken yüreğine saplanan korkunç kıskançlık sızısını yutmaya çalıştı, ne bekliyordun ki? Kate'le Derek'in her akşam senin yaptığın gibi televizyonun başında uyuyakaldıklarını umacak kadar aptal olamazsın! Kurt adamların efsanevi libidolarını bilmiyormuşsun gibi. Scott Allison'la eşleştiğinden beri tavşanlar gibi sevişmekten seni görmeye bile gelemiyor. Tanrım! Bütün dünyadan nefret ediyorum!  

-Stiles, pek iyi görünmüyorsun tatlım, hasta mısın? dedi Kate gözlerine ulaşmayan bir gülümsemeyle.

Kate Stiles'ın son üç haftadır Kefaret sürecinde olduğunu biliyordu. Stiles'ın (güya!) savurduğu ölümcül lanet yüzünden ustası tarafından geri çağrılarak inzivaya çekilmeye mecbur bırakıldığından bütün dünya haberdardı. Kadın buna rağmen Stiles'la açıktan açığa alay ediyordu. Cadıların kefarette ne yaşadıkları kendileri dışındakilere sır olsa bile,her sağduyu sahibi insan/kurt adam/cadı/ifrit yüzleşmeden dönen bir cadıyla alay edilmemesi gerektiğini bilirdi. Stiles kurt adamların eşleri konusunda inanılmaz derecede koruyucu olduklarının farkındaydı yine de Kate, ortalarda bile görünmeyen Derek'e güvenerek bu kadar pervasız davranmıyordu. Kadının tavırlarında deliliğin kıyısında gezinen bir cesaret, kışkırtma, kapalı bir düello daveti vardı. Stiles'ın anlayamadığı şey Kate'in neden durup dururken kendisine meydan okumayı seçtiğiydi. Kadını en son gördüğünde cadıya açıkça kur yapmaktan başka şey yapmıyordu. 

-Gölde yüzerken biraz üşütmüşüm galiba Kate, sorduğun için teşekkür ederim, dedi Stiles yüzünde tebessümle.

Kate limon yutmuş bir ifadeyle her ne cevap vermek niyetindeyse sözü Derek'in yanlarına gelip Kate'e bir şey söylemeksizin öfkeli bir tavırla cipe binmesiyle kesildi. Stiles Kate'e hoşça kal diyerek sürücü koltuğuna geçti.

...

Stiles göl evindeki olayın ardından ilk kez Derek'i görüyordu, Alfa'nın üzerinde vücuduna sıkıca oturan koyu yeşil, ince bir üstle siyah bir pantolon vardı, Stiles meslekten gelen bir dikkatle Alfa'nın yakasındaki düğmelerin iliklenmemiş olduğunu fark ederek iç çekti. Kefaret sürecinden sağ çıkmayan cadılar vardı, Stiles hayaleti andırsa bile hâlâ hayattaydı fakat ne için? Derek'in gözleri üzerinde dolaştığında bir şey söylememek için karamsar düşünceler içinde arabayı çalıştırdı.

Derek birkaç dakikalık sessizliğin ardından;

-İyi misin? diye sordu.

Çocukça da olsa kendisi kefaret yüzünden ayakta zor dururken Derek'in karısıyla sevişmeye tam gaz devam etmesi içine çivi gibi batarak Stiles omuzlarını silkti;

-Neden olmasın? Bir cadının cehennemde geçirdiği üç haftalık tatilin ardından keyfinin yerinde olmadığı ne zaman görülmüş ki? diye cevap verdi.

Derek bir şey söylemeyince yollarına mezar sessizliği içinde devam ettiler.

 ...

Danny, Stiles'la Derek olay yerini dolaşırken son bilgileri veriyordu;

-Maktul yirmi dört yaşında, erkek, Moon sürüsünün en genç Beta'sı.

Derek arabadaki konuşmanın ardından muhtemelen Stiles'a biraz alan tanıyabilmek için cadıyı bırakıp üst kata, yatak odasını fotoğraflayan Matt'in yanına çıktığında Stiles Danny'e dönerek;

-Bir işe yarayıp yaramayacağından gerçekten emin değilim ama bırakılan enerjiye bir bakabilirim.

-Devam et, lütfen diye yanıt verdi Danny yanındaki koltuğu işaret ederek.

Stiles avucunu koltuğun kadife dokusuna yaslayarak bekledi, yarım dakikalık inatçı bir çabanın ardından sinirle elini geri çekerek öfkeyle parmaklarına baktı;

-Bir işe yarayacak hâlde değilim, hiçbir işe yaramıyorum, dedi dedektif Mahealani'nin duyabileceği kadar sesli biçimde söylendiğini fark etmeksizin.

-Stiles, dedi Danny elini cadının omzuna koyarak, enerjisinde Stiles'ın güçlükle algılamayı başardığı nezaketle acıma titreşiyordu. Kefaretten yeni çıktın, kendine bu kadar yüklenme, sen ne yapman gerekiyorsa onu yaptın. Olanlarda bir suçun yok, ne sebeple olursa olsun adamın Derek'i vurması affedilemez.

-Ne demek ne sebeple olursa olsun? dedi Stiles midesine bir soğukluk çökerek.

Danny'nin şaşkın bakışları yanlarında beliriveren Derek'e döndü.

Stiles sesi çatlayarak;

-Ne demek ne sebeple olursa olsun? Piç kurusu Alfa önce Beta'sını öldürüp sonra Derek'e saldırdı! diye bağırdı paniklemenin eşiğinde. Öyle değil mi? Lanet olsun, öyle değil mi?

Stiles Deaton tarafından yaptığıyla yüzleşebilmesi için alınıp götürüldüğünde saldırganın kimliği henüz açığa kavuşmamıştı yine de cadı en başından beri adamın Alfa olduğunu varsaymıştı. Önce Beta'sını öldürmüş sonra da yakalanacağını anlayarak Derek'i vurmuştu, Stiles'ın düşünebildiği mantıklı tek açıklama buydu, şuana kadar.

Stiles yüzünde yalvaran bir ifadeyle Derek'e döndü, gözleri cam gibi ışıl ışıldı;

-Derek, dedi sesinin öylesine muhtaç, kırık çıkmasından nefret ederek.

Derek Stiles'a uzanarak;

-Stiles, lütfen... diye cevap verdi.

Stiles Derek'in şefkatli, yumuşacık sesinde bütün bir yanıtı duyarak tepeden tırnağa buz kesmiş geriye çekildi;

-Siktir dedi, siktir, kimi?..

Sahneye orada olduğu tamamen unutulmuş bir ses girerek;

-Kurbanın erkek arkadaşını, dedi Matt üstü örtülü bir zevkle, kız arkadaşının intikamını almak için oradaymış.

Stiles göz ucuyla Derek'in Matt'i yıkacak kadar güçlü bir yumruk indirdiğini görse de tepki vermedi, zihni bomboş kapıdan çıkıp cipe atladı, arabanın yanına koşan Derek'in kendi adını çağıran sesini kulak arkası ederek gaza bastı, Tanrım, diye düşünüyordu bir yandan, Tanrım, Tanrım.

...

Stiles ofisinde, önüne yığdığı dosyaların ortasında kaybolmuştu. Okumayı bitirdiğinde, koskoca binada yalnızca Stiles'ın bölmesinin ışığı yanıyordu. Cadı, şafak çekingen ışıklarıyla ortalığı aydınlatırken sorusunun cevabını tüm ayrıntılarıyla almıştı. Derek'i vuran adam maktulün sevgilisiydi. Derek'in Omega'nın evinde bulduğu ilaçla dolu kutu mide kanseri olan adama aitti. Kadın öldürülmeden dört hafta önce tedavisi olumlu sonuç vermeyen sevgilisinin iyileşebilmesi için son çare olarak Alfa'sından erkek arkadaşına ısırığı vermesini istemişti. Kurt adamların insan hastalıklarına sık görülen yaklaşımıyla Alfa, hasta adamı değil Sürü'ye kabul etmek huzuruna almayı bile reddetmişti. Bunun üzerine kadın sürüsünü terk ederek erkek arkadaşıyla Omega durumuna düşmüş olan kendisini kabul edebilecek çevredeki sürülerin Alfa'larıyla temas kurmaya başlamıştı. Kadın öldürüldüğünde kurbanın erkek arkadaşı  sevgilisinin eski Alfa'sınca infaz edildiğini düşünerek  Alfa'nın kaldığı yere gitmişti. Silahlı hâlde gizlenerek Alfa'nın eve dönmesini beklerken Derek'i görmüş, onun aradığı kişi olduğu zannıyla sevgilisinin intikamını almak için Derek'i vurmuştu. Maktul Omega'nın eski Alfa'sı çapraz sorguda masum çıkmıştı. Kadının katili hâla bulunamamıştı.

Stiles'ın elinde birbiriyle bağlantılı görünen iki çözülememiş vaka vardı ki bu işin görece iyi kısmıydı. Demir paranın öteki yüzü daha karanlıktı; Stiles kim olduğunu bilmeden, düşünmeden Derek'in yaşamına karşılık olarak bir adamın hayatını almıştı. Henüz yirmi dört yaşındaydı ve şimdiden birçok büyücünün ömürleri boyunca kıyısına dahi uğramadıkları türden bir seçimi yapmakla cezalandırılmıştı. Üstelik kefaret ödeyen bir cadının iyi ününün olduğu pek az görülmüş şeydi doğrusu.

...

 

 

End Notes:

hikayenin sıkıcılaşmadığını umuyorum?

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

sonunda Kate'in varlığından (neredeyse) arınmış bir bölüm :)

 


 

 

Stiles eve dönüp birkaç saat uyuduktan sonra cinayetleri çözmeye odaklanmış hâlde işe doğru yola koyuldu, ofisine girdiğinde çalışma arkadaşlarının bir çoğu çoktan yerlerini almıştı. Stiles tanıdık bir kaç yüzü selamlayarak küçük, düzenli sayılabilecek bölmesine geçerek geçmişte işlenmiş benzer cinayetler üzerine araştırma yapmaya başladı. On buçuk civarı dedektif Hale üzerinde Stiles'ın daha önce hiç görmediği mürekkep mavisi bir gömlekle Stiles'ın yanına gelerek cadıya elindeki kahveyi uzattı. Stiles düşünmeden kahveyi kabul ederek kaldığı yerden son on yılın Beta cinayetlerine geri döndü. Ancak aradan on dakika geçmişti ki cadı birlikte çalıştıkları bir buçuk yıl içinde ortağının ilk kez kendisine bir şey alıp getirdiğini fark etti. Kahvenin aroması müthişti. Alfa her seferinde teşekkür niyetine kahve getirecekse Stiles birkaç defa daha Derek'in hayatını kurtarabilirdi.

...

Aradan geçen iki haftanın ardından cinayeti çözmeye daha önce olduğundan bir adım dahi yaklaşmış değillerdi. Umduğu ilerlemeyi kaydedemese bile Stiles Kefaretin etkilerini yavaş yavaş bünyesinden atarak eski hâline dönüşünün sinyallerini vermeye başlamıştı. Bu sürede halet-i ruhiyesi beklenmedik biçimde iyiye doğru giden yalnızca Stiles değildi.

Lydia, bölmesine uğrayan Erica'ya bir şeyler anlatmakla meşgul olan Derek'e inceleyici bir gözle bakarak;

-Hale'de bir şeyler var, dedi.

Stiles dedektif Martin'in bakışlarını takip ederek Derek'in sırtına gözlerini dikti;

-Farkındayım.

-Daha önce eşleşmiş bir kurt adamın kaçamak yaptığını hiç duymamıştım diye sözüne devam etti Lydia dudaklarını kıvırarak.

-Derek'in kaçamak yaptığını sana en baştan düşündüren ne? diye sordu Stiles sesinin birazcık sinirli çıkmasına engel olamayarak. 

-Yapma ama Stiles, yeni gömlekler ve günden güne dağılmaya yüz tutan karalar bağlamış hâlini bir yana bıraksak bile Derek'in her gün tıraş olma zahmetine girdiği gözünden kaçmış olamaz?

-Ofisin ses geçirmediği için dedikodu yapmaktan hoşlanıyorsun sadece Şef Martin, dedi Stiles lafın daha fazla uzamasını istemeyerek.

-Sen yalnızken Derek kendisine metres tuttuğu için kıskanıyorsun sadece diye cevap verdi Lydia şakayla.

Oysa kadının sözlerindeki gerçeğin ikisi de farkındaydılar.

Stiles omuzlarını silkerek Lydia'nın verdiği dosyayı alıp dışarı çıktı. Lydia Martin'i eleştirmenin bazı sonuçları olduğunu kabul etmek gerekiyordu, bir dahaki sefere Stiles çenesini tutacağına dair kendisine söz vererek yerine geçti.    

...

Lydia göl evinde yaşananların duyulmasından sonra ofiste hafife alınamaz bir huzursuzluğun hakim olduğunu biliyordu. Cadılar, özellikle Stiles gibi genç ve deneyimsiz gözükenler kolayca hafife alınabiliyordu, bu da genellikle söz konusu cadıların çoğunlukla işine gelen, hatta kimi zaman özellikle desteklenen bir yanılgıydı. Ne yazık ki Stiles'ın gençliği ve çenebazlığı cadının gerçek marifetlerini gizlemekte artık yetersiz kaldığı için OV dedektifleri son olayların ardından Stilinski'ye karşı korkunun tetiklediği bir isteksizlikle yaklaşıyorlardı. Sorunun çözülmesi en güç yanı, doğa üstü varlıklar arasında bile cadılara ya da genel olarak büyüyle doğrudan ilintili varlıklara karşı mesafeli hatta önyargılı denebilecek bir tavrın hakim olmasıydı. Lydia'nın iş konusunda en çok nefret ettiği şey otoritesini hiçe sayan, liderlik vasfına hakaret eden bu türden nefret ve peşin hükümlükle dolu davranışlardı. Lydia OV'nin başına ilk geçtiğinde yönetimi altındaki İncubus'a yapılanları hiç unutmamıştı, o zamanlar bu tür konularda yeterince tecrübesi yoktu, şimdi elindeyken Stiles'ın başına da aynı şeylerin gelmesine müsaade etmeyecekti. Dedektif Finstock'un yanında staj yapmakta olan çömez Greenberg'ün üzerinde çalıştığı olay beklenmedik bir hızla çözülmüştü. Lydia bu umulmadık fırsatı OV'deki olumsuz havayı tersine çevirmek için lehine kullanmak niyetindeydi.

...

Stiles işten çıkıp Uçan Hollandalı'nın yerine geldiğinde saat dokuzu geçiyordu. İçeri girer girmez bar tezgahının önündeki taburelerde oturan Derek'in sürüsünden iki Beta Erica'yla Boyd Stiles'a el sallayarak cadıyı yanlarına çağırdılar. Stiles neşeyle Beta'lara doğru giderek kendisine soğuk bir bira söyledi, üzerindeki kaymak gibi köpüğü midesine gönderirken Stiles'ın favorisi olan üçüncü Beta, Isaac aralarına katıldı. Stiles uzun süredir ilk kez kendisini bu kadar hafif hissediyordu,  sonunda Derek kapıda göründüğünde cadının neşesi iyice cilalandı. Sürü Alfa'nın gruba dahil olmasıyla mutlu, tamamlanmış bir hava yaymaya başlamıştı. Beta'lar görünmez bir işaret almış gibi iyice gevşeyerek Dolunay denilen kurt adamların bünyesi için özel olarak hazırlanan beyaz renkli içeceğe şevkle daldılar. Derek küçük kadehi havaya kaldırarak keyifli bir tavırla;

-Sağ kalmaya içelim, dedi, diğer dördünün kadehleri ( Stiles Sürü'nün seçimine uysun diye birayı tekilayla değiştirmişti) havaya kalktığında Alfa'nın gözleri Stiles'ın üzerinde kilitlendi. Derek içkiyi diktiğinde Stiles çakırkeyif bir hayranlıkla adamın çıplak boğazını izlemek zevkinden kendisini alamadı.

...   

Stiles iyiden iyiye sarhoş olduğunu kendisini Isaac'le küçük kardeşiyle konuşurmuş gibi konuşan Derek'i vecd hâlinde dinlerken yakaladığında fark etti; bu işin sonu senin için hiç iyi bitmeyecek, diye geçti aklından bir an, sonra bu düşünceyi oldukça alakasız bir diğeri takip etti; hey Derek'in gözlerinde kaç tane renk var böyle, dört mü?

...

Gecenin sonuna doğru Uçan Hollandalı'daki hemen herkes gürültüyle sohbet ediyor, açık saçık fıkralar anlatıp muhtemelen daha sonra utanacakları bir biçimde yataktaki performanslarından ya da geçen ay yakaladıkları beş metre uzunluğundaki Yeti'den/Dev'den/Orman Cin'inden bahsediyordu. Lydia Martin bile nişanlısının yanında yüzü hafifçe kızarmış, mutlu ve huzurlu bir biçimde sarhoştu. Daha da şaşırtıcısı Matt Daehler'in Danny'le açıktan açığa flört etmeye başlamış olmasıydı.

-Zıt kutuplar, dedi Stiles elindeki boş tekila kadehiyle Danny'nin mutlulukla ışıldayan yüzünü işaret ederek.

-Cennetin yedinci katından düşme Danny'nin Matt gibi bir cehennem yolcusundan hoşlanması tuhaf bile değil, sen ne dersin Erica?

Erica başını yasladığı bar tezgahından birazcık kaldırarak;

-Evet dedi, Alfa yüzünden duruma yeterince tanıdığız.

Isaac çocuk gibi kıkırdayarak başını salladı.

-Kate, dedi Stiles yüzünün birazcık düşmesine hakim olamayarak.

Gece boyunca Kate aklına bir kez bile gelmemişti, Stiles kadının varlığını bir kereliğine bile olsa unutmuş olmaktan öylesine memnundu ki Derek'in eşinin düşüncesiyle dahi neşesinin kaçması kaçınılmazdı.

-Kate'de nereden çıktı? diye sordu gözleri sarhoşluğunun etkisiyle kapanmaya başlayan Erica.

-Erica, dedi kızın saçlarını Stiles'ın daha önce görmediği bir şefkatle yavaşça okşayan Boyd, miden iyi mi?

Erica ufak bir horultu koy vermekten başka cevap vermedi.

Derek gururla (ve muhtemelen bol miktardaki viskiyle) ışıldayan Greenberg'e Stiles'la kendisi adına duble Scotch ısmarlayıp çocuğun bitmek bilmez tuhaflığına on dakika boyunca göğüs gerdikten sonra Sürü'nün oturduğu yere dönerek;

-Toparlanın gidiyoruz, diye emretti.

...

Aralarında bir tek Derek araba kullanabilecek hâlde olduğu için beşi birden barın önüne park edilmiş Camaro'ya sıkışarak yola koyuldular. Araba ağaçlarla çevrili alanda durduğunda Stiles omzuna girip kendisine destek olan Derek'e;

-Hey burası eski Hale arazisi, evi hâlâ canlı tuttuğunu bile bilmiyordum, dedi.

-Sürü'nün bir yere ihtiyacı var, ayda birkaç kere burada toplanıyoruz, diye karşılık verdi Derek.

Stiles Derek'in sol tarafına dayanılmaz bir sıcaklık yaydığının fazlasıyla farkındaydı. Durumdan yararlanarak ağırlığını biraz daha Alfa'ya verip mutlulukla iç geçirdi. Önlerindeki Beta'lar kapıdan içeri girer girmez merdivenleri tırmanmak için yarışmaya başladılar. Stiles yanında Derek'le Beta'lara kıyasla oldukça yavaşça da olsa yukarıya kendi ayakları üstünde ulaşmayı başardı. Alfa'nın yatak odası olan oldukça ferah odaya girer girmez Beta'ların üçünü inanılmaz genişlikteki yatağın üzerine serilmiş hâlde buldular. Isaac yatağın ortasında başı Erica'nın omzuna yaslı, yüzünde huzurlu bir ifadeyle iyiden iyiye uykuya dalmıştı bile.

-Sürü gecelerinde birlikte mi uyuyorsunuz? diye sordu Stiles merakla. Scott'la Stiles geçmişte çok nadiren aynı odada uyumuşlardı değil ki aynı yatakta.

-Bazen, dedi Derek yatağın boş kenarına oturup ayakkabılarını çıkarmaya başlayarak, sürü yakınlığı içgüdüsel olarak aradığımız bir şey.

Stiles'ın yüreği, kafasına o gece Derek'le beraber Derek'in yatağında yatacağının dank etmesiyle beraber tuhaf bir takla attı. Derek ilgiyle başını kaldırarak Stiles'a baktı, kaşları acele etmesini söylercesine kalkmıştı.

Stiles yalnızca biraz tereddütle yatağa yaklaştı. Derek bir avcının sabrıyla Stiles'a yer açarak bekledi, Stiles ayakkabılarının bağcıklarını çözüp başını yastığa bıraktı. Derek'in bedeni Stiles'ınkine değmiyordu fakat Alfa'nın yakınlığı Stiles'ın kalbinin bir kurdun inindeki tavşanın kalbi nasıl gümlerse tam da öyle gürültüyle atmasına sebep oluyordu. Stiles Derek'e sırtını dönerek derin bir nefes aldı, sonunda uykuya daldığında arkasındaki Alfa hâlâ uyanıktı.

... 

 

 

End Notes:

Umarım sizin için ilgi çekiciliğini koruyan bir hikaye yaratabiliyorumdur. :)

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

:) Bu sefer ipucu yok!

İyi okumalar

 


 

 

 

 

Stiles gecenin bir yarısı belli belirsiz bir ürpertiyle uyanarak yavaşça gözlerini açtı, bedenini hafif bir ateş dolaşıyordu, pantolonunu zorlayan penisini bacağının pozisyonunu değiştirerek rahatlatmaya çalıştı, iyileşiyorum, diye düşündü durumunu değerlendirerek. Yaptığı seçimle kaynağına çekilen büyüsü, özgürce akabilmek için geri dönüyordu. Stiles belki de bir daha asla eskisi gibi işleyemeyeceğine dair o korkunç şüphenin içinde hafiflediğini hissederek gözlerini tekrar kapadı, kıvılcım, ak alev, temiz ateş sayılamayacak kadar çok isimle adlandırılmış olan, Stiles'ın büyüsünün çekirdeğini oluşturan sıcaklık damarlarında kuvvetli bir atışla yürek gibi çarpıyordu. Birkaç saniye sonra cadı nefesini tutarak karanlıktaki ritmi dinledi, odada yankılanan her bir kalp atışıyla büyüsü alazlanıp parlıyor ardından sessizlikte sönerek bir dahaki işareti bekliyordu;  büyüsü yolunu kendi başına bulmamıştı, Sürü'nün, Alfa'nın doğal efsunu aracılığıyla yavaş yavaş sağaltılıyordu. Kurt adamlarla cadılar doğanın aynı şartlarına, temelde aynı kalan büyünün kurallarına bağlılardı. İkisi de aydan, doğadan, bitkilerden ve dönemsel değişikliklerden etkileniyorlardı. Stiles'ın büyüsü de görünen o ki uzak bir kuzeni selamlar gibi Sürü'nün kılavuzluğunu tanımıştı. Stiles Derek'in kendisini bu kadar mahrem ve kutsal olan bir bağın içine alışına şaşırarak Alfa'nın uykudaki yüzüne adlandıramadığı karmakarışık duygularla baktı. Yarı aralık pencereden giren ayın solgun ışığı Derek'in çehresinin yarısını aydınlatıyordu. Stiles Derek'i ilk kez bu kadar savunmasız, bu kadar açık bir ifadeyle görüyordu, beni sürüsünün içine, varlığının kucağına kadar getirdi diye düşündü Stiles durumun ciddiyetini kavrayarak. Cadı üzerini bir battaniye gibi saran, büyüsüne seslenen, onu cesaretlendiren Sürü'nün şarkısıyla şafağa kadar gözünü kırpmadı.     

...

Stiles birkaç saat sonra tekrar gözlerini açtığında yatakta yalnızdı, yerinden doğrularak hızlıca ayakkabılarını giydi, kıyafetleri üzerinde korkunç bir biçimde buruşmuştu. El yordamıyla yatak odasının çaprazına düşen banyoyu bularak ılık suyla hızlıca yüzünü, ensesini, boynunu, koltuk altlarını yıkadı, dişbudak yok, işe yarayabilecek bir parça karanfil bile yok, diye geçirdi içinden sağa sola bakıp tıraş köpüğüyle papatya özlü sabun haricinde Erica'nın kozmetik malzemelerinden başka bir şey bulamayarak. Bir an kuru sabunun muhtemelen maskelemekte kullanılabileceğini düşünse de dün Sürü'nün kendisi için yaptıklarından sonra bu kadar korkakça davranmanın hakaret manası taşıyabileceğini düşünerek vazgeçti. Aşağıya indiğinde Derek ve Beta'ları kahvaltıyı hazırlamış yerlerine oturmak üzerelerdi;

-Uyandığını duyduk dedi Isaac gülümseyerek.

 Stiles Hale arazisini gören pencerenin önündeki masaya yaklaşarak Alfa'nın sol tarafındaki boş sandalyeye yüzü hafifçe kızararak oturdu. Geleneksel olarak Alfa'nın sağ tarafı sağ kolunu temsil eder ve o tarafa sürünün baş Beta'sı otururdu, sol taraf Alfa'nın kalbini sembolize eder ve doğal olarak sol taraf Alfa'nın eşine ayrılırdı. Herhangi bir sabah kahvaltısının illa ki böyle ikircikli bir anlam taşıması gerekmiyordu, Stiles başını kaldırıp gerçekten de Derek'in baş Beta'sı olan Boyd'un masanın karşısında konumlandığını görerek rahatladı. İşleri olduğundan daha garip hâle getirmene gerek yok, diye öğüt verdi kendisine, özellikle Derek'in burnunun dibindeyken. Öte yandan Derek Stiles'ın içten içe yaşamakta olduğu krizi fark etmemiş görünüyordu, masanın ortasındaki kreple dolu tabağı alarak Stiles'ın tabağına, cadıya sormaya bile gerek duymaksızın (Stiles'ın iştahından işyerindeki herkes haberdardı) tepeleme krep yığarak tabağı sağ tarafındaki Isaac'e geçirdi. Stiles masada bir şeyler döndüğünü bütün hücrelerinde hissedebiliyordu, ortamda gerginlik ya da sıkıntı yoktu yine de cadının tam çıkartamadığı bir duygu etraflarında neredeyse katılaşmıştı. Stiles önündeki kreplere uzandığında üzerinde hayalet gibi gezinip duran hissi çıkardı, Sürü Stiles'ın bir şey yapmasını bekliyordu. Cadı, Alfa'nın ya da Beta'ların kendisinden ne istediğini anlayamayarak elindeki tek seçeneği değerlendirip tabağına gömüldü. İçerideki hava anında memnuniyete dönüşerek sessizlik yerini Erica'yla Isaac'in atışmasına bıraktı. Stiles ağzına üzerine bal sürdüğü koca krep parçasının tamamını tıkmaya çalışırken Derek'le göz göze gelerek şaşkınca adama baktı, inanılmaz, Derek Hale gülümsüyordu?  Stiles lokmasını zorla yuttu, kalbi yine garip şeyler yapmaya başlamıştı. Derek'in gülümsemesi çalan telefonla anında dondu, cebine uzanarak;

-Hale, dedi.

Stiles karşıdakinin ne söylediğini duyamasa bile kötü haber olduğunu bilmesiiçin müneccim olmasına gerek yoktu.

...

-Maktulün muhtemel ölüm tarihi iki hafta önce olarak tespit edildi, dedi Danny içerideki koku yüzünden kusmamaya çalışan Stiles'a.

-Neden bu kadar geç ortaya çıkmış? diye sordu Stiles taktığı maskenin altında sesi boğularak.

-İnsan mahallesi, kimse çürüme bariz hâle gelinceye dek kokuyu almamış.

Stiles kafasında ışıkların yandığını hissederek eldivenini çıkarıp elini duvara koydu, eskisinden biraz daha yavaş da olsa beklenmedik bir rahatlıkla ev cadıya fısıldadı;

Aynı gurur, aynı iktidar açlığı, aynı öfke.

...

Derek Stiles'ı, önceki gece barın bulunduğu sokağa park ettiği cipini alabilmesi için Uçan Hollandalı'ya bırakacaktı. Stiles yoldan gözünü ayırmadan;

-Derek, diye başladı, davayla ilgili bir şey dikkatimi çekti, yalnızca varsayım elbette.

Derek devam et dercesine başını salladı.

-Sanırım cinayetler kurt adam-insan ilişkileriyle ilintili olabilir.

-Mümkün yine de karar vermek için çok erken.

-Biliyorum ama...Kate ve sen benzer bir durumdasınız, dikkatli olman için söylemek istedim.

Derek Stiles'a dönerek tartarcasına cadıya baktı.

-Teşekkür ederim, dedi sonunda uzun bir sessizliğin ardından.

-Hey, cipi bu sokağa park ettiğime emindim, umarım bebeğimi çalmaya kalkışmamışlardır.

-Stiles, kimse cipini çalmadı araban çapraz sokakta.

-Kokusunu buradan alabildiğini söyleme, dedi Stiles şakayla.

Derek cevap vermeyince;

-Aman Tanrım diye bağırdı, bilmek istemiyorum.

...

Stiles eve gidip uzun bir duşun ardından ayaklarını uzatmaya karar vermişti ki aniden yılın hangi ayı ve günü olduğunu hatırlayarak midesi buz tutmuş hâlde yeniden cipine atladı. Çocukluğunu geçirdiği evin kapısını açtığında babasını elinde bir kadeh viskiyle salonda otururken buldu, John Stilinski Stiles'ı görür görmez ayağa kalkarak genç adamı kucakladı.

-Mezarlığa gidemedim, dedi Stiles suçlulukla.

-Yarın ziyaretine birlikte gideriz, diye cevap verdi Şerif oğlunu bırakmadan.

Geceyi birlikte sessizce televizyon izleyip geçmiş günlerden konuşarak geçirdiler.

Stiles babasını yatağına yatırıp yanında getirdiği badem çiçeklerini rahat bir uyku uyuyabilmesi için konsolun üzerine bırakarak odasına dinlenmeye çekildi.

...

Cumartesi sabahı Stiles eski yatağında uyanarak mutfağa inip kahvaltı hazırlamaya başladı, buzdolabı yumurta ve bir paket sosis haricinde neredeyse bomboştu. Karısının ölüm yıl dönümü John Stilinski'nin hâlâ ilk günmüş gibi yas tuttuğu, yemeden içmeden kesilerek geçirdiği bir zaman dilimiydi. Stiles boğazındaki yumruyu yutarak omleti çırpmaya başladı. Hâlâ yalnız olmamın sebeplerinden biri daha. Yaygın inanışa göre cadılar tutuldukları kimseleri kendilerine büyüyle sonsuza kadar bağlıyorlardı, bu yüzden bir cadının aşkına sahip olmak bir çoklarının arzu ettiği türden bir hediye değildi. Stiles bir gün bile olsun annesinin babasının iradesini, karşı komşunun şiddetle yas tutan John'u görerek ima etmeye cesaret ettiği gibi, bağladığına inanmamıştı. Babasının gönlünü bağlayan annesinin doğal varlığıydı fakat belki de bir cadı söz konusu olduğunda kast edilen büyü tam da buydu. Sırf cadı olduğu için kendisine bir şans tanımayan insanları nasıl suçlayabilirdi, babasını annesinin ışığını yitirdiği için yas tutarken gördüğünde Stiles da annesi gibi birine sahip olmaktan korkmuyor muydu? Birisi için annesinin babası için olduğu gibi olmaktan korkmuyor muydu?

...

Mezarlık sessiz ve huzurluydu, John'la beraber getirdikleri leylakları bıraktıktan sonra geldikleri gibi suskun ayrıldılar.

...

Hafta aman vermeyen temposuyla yeniden başladığında Stiles kendisinde dişbudakla uğraşacak takati bulamadı. Derek Stiles'ın ilgisini kokladıysa bunu geçen Cumartesi gecesi Stiles yatağında yatarken çoktan yapmıştı, üstelik Alfa Stiles'a Sürü'sünün en zayıf anına tanıklık etmesine izin verecek kadar açık gönüllü davranmışken cadı gizlenmeyi gururuna yediremiyordu.

İş yerine varır varmaz endişeli bir şekilde masasının başına geçerek çalışmaya başladı, tuhaf bir biçimde pantolonunu giymeyi unutmuş gibi hissediyordu. Derek'in aldığı kararı fark edince vereceği tepki ne olacaktı acaba? Ya da hiç tepki verecek miydi? Doğal olarak Stiles'ın evrensel şanssızlığı kendisini bu önemli günde hemen gösterdi. Stiles mesaisine başlayalı on beş dakika ancak geçmişti ki karşısında Deaton'ı görerek panikle yutkundu, Deaton öğrencisinin yüzünü apaçık okuduğunu gösteren bir tavırla;

-Stiles, dedi.

 Sesinde çömezinin okumaya pek hevesli olmadığı bir uyarı gizliydi.

Stiles ustasının oturabilmesi için hemen yanındaki sandalyeyi çekerek ağzını motor gibi çalıştırmaya başladı;

-Ben de tam orman cinlerinin ustalaştığı türden büyüler hakkında düşünüyordum, yani ne yapıyor olabilirler ki? Ağaçlara büyümesini mi söylüyorlar? Öyle değil mi?

Stiles'ın orman cinlerinin neler yapmaya kadir olduğunu çok iyi bildiğinin ikisi de farkındalardı. Deaton Stiles'ın zırvalamasını keserek;

-Dedektif Martin kısa bir iş için beni çağırdı, gördüğüm kadarıyla henüz burada değil, ben de o gelene kadar seninle burada beklemek niyetindeyim, elbette senin için bir sakıncası yoksa.

Deaton'ın herhangi bir buluşmaya erken gelmesi söz konusu değildi, bir cadının gitmek istediği yere ulaşması gerektiği saatte varması evrensel bir kanundu. Deaton erken gelmeyi seçmişti. Stiles içinden Derek'in işe varma iradesini kıracak bir büyü yapmaya başladığını fark ederek zihnini hemen susturmaya çalıştı, Deaton'ın yüzüne baktığı anda çok geç kaldığını anladı, ustası Stiles'ın ne yaptığını çoktan anlamış, çözülemez bir ifadeyle öğrencisine bakıyordu;

-Birini mi bekliyordun Stiles? diye sordu ustası.

-Hayır, ben...

Stiles'ın sözü son günlerde yeni yeni adet edindiği üzere bir bardak kahveyle Stiles'ın bölmesine gelen Derek'le kesildi. Derek Deaton'ı görerek şaşalamış vaziyette kahveyi masanın üzerine bıraktı;

-Kahve Stiles için mi? diye sordu Deaton sakin bir tavırla.

Stiles bu sesi çok iyi tanıyordu, bu ses Derek'le konuşuyor ona gizlediğini zannettiklerini bildiğini söylüyordu.

Derek'in gizleyecek neyi vardı ki? Altı üstü bir bardak kahve işte.

Anlaşılan o ki Derek Stiles'a katılmıyordu, Alfa yüzünde Stiles'ın daha önce hiç görmediği suçlu bir ifadeyle başını sallayarak;

-Sizi yalnız bırakayım diyerek, kendi bölmesine doğru hızla uzaklaştı.

Bir kurt adamı şaşırtmak (kokuyu, sesi ve görüntüyü sahne içinde fark edilmeyecek derecede eritmeyi gerektiriyordu) bir cadı için bile oldukça zor bir şeydi; Deaton, Derek'in buraya kadar gelmesi için varlığını gizledi, Tanrım, ustam büyü yapıyor, başım belada!

-Ah, sanırım dedektif Martin'de geldi dedi Deaton ayağa kalkarak, Stiles kahvenin senin için ne kadar zararlı olduğunu biliyorsun, sana tavsiyem o bardağa dokunmamandır. İyi bir gün geçir, öğrencim, eğer dişbudak stokun bittiyse benden istemeye gelebilirsin.

...

 

 

 

 

End Notes:

Umarım okumaktan keyif almışsınızdır :)

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

Üzgünüm ki yine Kate'in boy gösterdiği bir bölüm.

 


 

 

-Stiles?

Stiles uykusundan uyanarak;

-Scott, her şey yolunda mı adamım? Saat kaç ki? diye söylendi.

Yatağın yanı başındaki saatin dijital kadranı üç kırk sekizi gösteriyordu, Scott yedek anahtarını sabahın köründe kullanmayı seçtiğine göre başları belada demekti. Stiles gece lambasını yakarak çocukluk arkadaşının darmadağın saçlarına baktı.

-Scott?

-Allison hamile, çocuğumuz olacak, dedi Scott yüzü duygularının etkisinde hafifçe kurtla insan arasında oynayarak.

Stiles ne yaptığını düşünmeden kalkıp dostunu sıkıca kucakladı.

-Allison bana söylediğinden beri düşünmeden edemiyorum, ya kendi babam gibi bir ebeveyn olursam?

Stiles kollarını gevşetip arkadaşına bakarak;

-Scott...Benim en küçük bir şüphem bile yok, ufaklığın sahip olmaktan bir an olsun pişman olmayacağı bir baba olacaksın dedi.

Scott arkadaşının sözlerindeki doğruluğu duyarak gençliklerinden kalma yamuk gülüşüyle dostuna bir kez daha kısaca sarılıp kapıya yöneldi.

-Henüz kimse bilmiyor, öğrendiklerinde bir tür kutlama olacağına eminim, zamanı gelince sana haber veririm. 

Stiles suratında bir tebessüm ve yüreğinde sıcaklıkla gerisingeri yatağına döndü.

...

-Stilinski, ofisime, tanışmanı istediğim biri var, gelirken Hale'i de al.

Lydia sekiz santimlik ökçelerinin üzerinde leopar zarafetiyle salınarak yürüyüp gitti.

Stiles yorgun bir tavırla başını birbirine bağlamaya çalıştığı dağınık bilgi yığınından kaldırıp Derek'in çalıştığı masaya uğrayarak;

- Lydia, dedi.

Derek cevap vermeksizin yerinden kalkarak Stiles'ı Şef Martin'in ofisine takip etti.

Lydia yuvarlak metal masasında genç bir adamla karşılıklı oturuyor, sabahın ilk kahvesini içiyordu. Şefin yüzünde, baştan ayağa iş tavrına hafifçe sızmış Stiles'ın nadiren görmek şerefine eriştiği o flörtöz ifade vardı.

-Dedektif Stilinski, Dedektif Hale, sizi Arizona'dan gelen  bir meslektaşınızla tanıştırayım, Dedektif Ethan Price.

Derek'le başka bir sürüye ait olan Beta Price arasında kısa süreli bir gerilim yaşansa da Dedektif Price'ın neredeyse gözden kaçacak kadar hafifçe boynunu yatırmasının ardından ortalık duruldu, çabucak gerçekleşen selamlaşmanın ardından dedektifler ellerindeki işe odaklandılar. Dedektif Price kurt adamlara yönelik cinayetler konusunda uzmanlaşmıştı, özellikle sürü dışından gelen saldırılar konusundaki başarısı dikkat çekiciydi. Stiles Lydia'nın bu adamla neden ilgilendiğini anlayabiliyordu. Şef Martin eldeki son bilgilerin ışığında ortalığa gerekli direktifleri dağıttıktan sonra adamları azat etti. Stiles geçici bir süreliğine çaprazındaki bölmede çalışacak olan Ethan'a altını çizdiği bir kaç noktayı pasladıktan sonra işine geri döndü. Haftanın sonuna doğru kurt adamların diledikleri zaman son derece sosyal olabildiklerini çoktan öğrenmiş bulunuyordu. Dedektif Price kendi sürüsünden millerce uzakta, bir başka Alfa'nın muhtemelen tehditkar bulduğu varlığının gölgesindeydi. Çevresinde Lydia gibi bağışıklar, Danny gibi empatlar ya da Finstock gibi İncubus'lar varken (gerçi Finstock'un herhangi birinin seksüel enerjisiyle besleniyor olabileceği fikri pek inanılır gibi değildi ama) kendisini rahatsız hissetmesi normaldi. Bu yabancı ortamda Ethan kendisine en tanıdık gelen şeyle vakit kaybetmeden ilgilenmeye başlamıştı.

...

Stiles Cuma günü erkenden işe geldiğinde Ethan çoktan çalışmaya koyulmuştu, dedektifin masası alanları konusunda hassas olan kurt adamlara yakışır biçimde eşyalarıyla sürüsüne ait kimi nesnelerle özenle işaretlenmişti. Beta Stiles'ı görür görmez gülümseyerek masasındaki kutuyu işaret etti. Taze kruvasanları görerek ağzı sulanan Stiles elini hiç düşünmeden üzerinde Le Petit Croissant yazan paketin içine daldırdı;

-Buralarda Fransız pastanesi türü bir şey olduğunu bilmiyordum, dedi bir yandan ağzına çıtırdayan hamuru atarak.

Ethan masasının üzerinde duran iki orta boy karton kahve bardağından birini Stiles'a uzattı;

-Yolumun üzerindeydi.

Beta'nın gözleri cadıyı dikkatle izliyordu, hayatı boyunca kendisine bir kerecik olsun doğru dürüst kur yapılmamış olan Stiles bile ikinci günün sonunda Ethan'ın açık ilgisini fark etmişti, muhtemelen ofisteki  tüm öteki çalışanlarla birlikte.

Stiles alışık olmadığı davranış yüzünden biraz kızararak teşekkür etti. Tanrı bilir Ethan'a karşılık vermeyi istiyordu ama Derek'e umutsuzca aşık olmaktan henüz vazgeçebilmiş değildi. Belki bir kaç yıla kadar başkalarıyla denemeye yeniden hazır olurdu kim bilir? Gerçi Ethan gibi birinin bir daha karşısına çıkacağını zannetmiyordu ya! 

Stiles biraz laflamanın ardından yarı yarıya dolu bardağı alıp bölmesine doğru dönmüştü ki burnunun dibinde bitiveren Derek yüzünden beklemekten ılımış olan kahve üzerine boca oldu.

-Hassiktir, diye bağırdı Stiles istemsiz.

Derek'in ifadesi bir parçacık olsun değişmemişti, Stiles'ın boydan boya lekelenen turuncu-mavi çizgili tişörtüne bakıp;

-Benimle gel, dedi.

Stiles olanlara inanamıyormuş gibi mahvolan tişörtünü tutarak;

-Bu benim favori tişörtümdü Hale, beni duydun mu? Kurt adamların reflekslerinin bundan daha iyi olduğunu sanıyordum.

Derek kendisine ayrılan çalışma alanındaki çekmecelerden birine eğilerek içinden düzgünce katlanmış koyu gri bir tişört çıkarttı;

-Bunu giy, dedi sakince.

Stiles bir an şaşalasa da temiz kıyafeti Alfa'nın elinden kaparak sinirle lavaboya üzerini değiştirmeye yollandı. Döndüğünde masasının üzerinde Derek'in getirdiği yeşil flamalı kahvelerden bir bardak cadıyı bekliyordu. Öğle üzeri dışarı çıkarken Ethan Stiles'ı görerek yüzünü buruşturdu;

-Ötekini her koşulda tercih ederdim, üzerinde kahve lekeleri varken bile dedi cadının yanından geçerken.

-Eh, beklediğimden daha iyi durdu bence, diye karşılık verdi Stiles kendisini tutamayarak. Üzerinde emanet gibi dursa bile giydiği Derek'in tişörtüydü.

Ethan delip geçen bir bakışla Stiles'a baksa bile bir şey söylemedi.

...

Malum pazar günü gelip çattığında öğle üzeri Stiles babasını evden almak üzere cipe atladı, vardığında John çoktan dışarıya çıkmış oğlunu bekliyordu.

-Viskiyi aldın mı?

-Aldım, yanımda, diye cevap verdi John, hediye?

-Arkada dedi Stiles.      

 -Yola koyulalım öyleyse.

Scott'la Allison'ın önü geniş, bakımlı bir bahçeyle süslü evleri karşılarında gözüktüğünde ikindi civarıydı. Scott cipin yaklaştığını duyar duymaz barbekünün başından ayrılıp Stiles'la John'u karşılamaya çıktı. John Scott'ı kucaklayıp nostaljiye dalmış bir sesle baba adayını tebrik edip içeri geçerek bahçedeki hasır koltuğundan kalkıp kendisine doğru yürüyen Chris'le tokalaştı. Stiles Scott'ın heyecanı kendisine de bulaşarak yanında Scott'la cipin arkasından bebeğin hediyesini çıkarmaya uzandı.

-Stiles?

-Scott? diye karşılık verdi cadı dostunun sesini taklit ederek.

-Bu tişört senin değil, dedi Scott, yıkanıp katlanmış hâlde pazartesi Derek'e geri verilmeyi bekleyen gri üste bakarak.

-İş yerinde bir kaza oldu, dedi Stiles neden utandığını kendisi de tam bilmeden. Derek yedek tişörtlerinden birini bana verdi.

Scott bariz bir biçimde rahatlayarak Stiles'ın omzuna vurdu;

-Umarım bebek için işe yarayacak bir şey getirmişsindir.

Stiles bekle ve gör dercesine omuzlarını silkti.

Allison Scott'ın sözlerine gülerek kollarını açmış girişte Stiles'ı bekliyordu, karnı henüz belirginleşmemişti bile ama yüzünde yeni bir pırıltı, daha önce orada olmayan bir güzellik vardı.

...

Scott son yarım saattir barbeküyle cebelleşiyordu, yanında istifini bozmadan dikilip soğuk birasını yudumlayan Stiles'a sonunda patlayarak;

-Dostum şu işe bir el atsan, diye mırıldandı.

-Stiles, Scott'un hile yapmasına izin verme, diye seslendi arkalarından Melissa.

Stiles arkadaşının sessiz itirazına sırıtarak;

-Anneni duydun, dedi.

Scott kaşlarını çatıp sokağa doğru dönerek;

-Geldiler, diye fısıldadı gerginlikle.

...

Kate iğne topukluları ve incecik beyaz elbisesiyle bahçe kapısından girerek herkese soğukça selam verip doğruca yeğeninin yanına gitti. Derek hiçbir duygu belirtmeyen bir yüzle hemen arkasındaydı, karısınınkinden daha içten bir selamla birlikte karşılıklı oturmuş laflayan Chris, John ve Mellissa'nın yanındaki koltuğa oturdu. Scott elindeki biftekleri çevirmeye yarayan barbekü çatalını Stiles'ın eline tutuşturarak;

-Hemen geliyorum, dedi.

Kate'le Allison'ı yalnız bırakmak istemediği o kadar barizdi ki Stiles;

-Sakin ol, her şey yolunda gidecek diye fısıldadı.

Ne var ki Kate'in şimdiden Allison'ı çektiği köşede zehir saçtığını herkes görebiliyordu.

...

Sonunda kazasız belasız biftekler pişip tabaklara servis edildiğinde John, Chris ve Melissa sohbetin yükünü üstlenerek epeyce bir süre ortamı idare ettiler.

-Yine de şaşırmamak mümkün değil, dedi Kate, gözleri alaycı bir tavırla parlıyordu. Allison yanında oturan halasına ürkek bir tavırla sorarcasına baktı.

-Nasıl bir dünyada yaşadığımızı sen de biliyorsun, aramızda yaşayan gerçek canavarlar tatlım, nasıl oluyor da hâlâ bebek sahibi olmayı isteyebiliyorsun?

Kate'in madeni gözleri Scott'a çevrilmişti.

-Kate, dedi Chris sesinde kesinlik belirten bir tonlamayla.

Kate tartışmaya devam edecek gibi duruyordu, Stiles Allison'ın gözlerinin henüz dökülmemiş yaşlarla parladığını görerek yerinden kalkıp, eşini göğsüne çeken yumruğu sıkılı Scott'ın omzuna elini koyarak;

-Getirdiğim hediyeyi görmek ister misiniz? diye sordu.

Kurtuluşu görerek ikisi birden ayağa kalkıp Stiles'ı evin içine takip ettiler, kapıyı arkalarından kapar kapamaz Allison'la Scott birbirlerine sarılıp öpüşmeye başladılar. Stiles sahneyi görmezden gelerek salona geçti, birkaç dakika sonra çifte kumrular sakinleşmiş hâlde yanına oturdular. Cadı bir şey söylemeden Allison'ın elini alarak kızın avucuna yamuk biçimli, orta boyutlarda gümüş bir kolye bıraktı. Allison kolyeyi parmaklarının arasında sıkarak Stiles'a sarılıp ağlamaya başladı, Scott vakit kaybetmeden ikisine sarılıp daireyi tamamladı. Allison'ın küçük hıçkırıklarının dinmesini bekledikleri kısa sürenin ardından birbirilerinden kopar kopmaz Stiles birkaç adım ötede üçünü izleyen Derek'i gördü, Alfa'nın yüzünde açıklanamaz bir ifade vardı, yumuşaklıkla sertlik, şefkatle öfke birbirine karışmış gibiydi.

-Sizi bekliyoruz, dedi Derek yavaşça fakat arkasını dönüp gitmek yerine Allison'ın yanına doğru yürüyüp cebinden ufak bir paket çıkardı;

-Bulantılar için, annem küçük kardeşlerime hamileyken kullanıyordu, dedi.

Allison tebessümle;

-Teşekkür ederim, dedi.

Scott'la Allison sarmaş dolaş ön kapıya yöneldiklerinde arkada kalan Derek'le Stiles birbirlerine baktılar, sessizlik Stiles'ın adını koyamadığı inanılmaz, şiddetli bir şeyle yüklüydü. Kate'in bahçeden yükselen kahkahası aralarında bıçak gibi yükseldiğinde ikisi de bakışlarını kaçırarak dışarı çıktılar.

...

Son biralar da yuvarlanmaya başladığında akşam yıldızları gökte belirmeye başlamıştı. Melissa John'u eve bırakmayı teklif etmişti, Chris de bir kaç dakika sonra ayağa kalkarak kızını öptükten sonra peşinde Scott'la beraber dışarı çıktı. Derek içeride, telefonla konuşuyordu. Bahçede yalnızca Stiles, Kate ve Allison kalmıştı. Kate'in ruh hâli her zamankinden biraz daha bozuktu, kadının hırsını bir şeylerden çıkarmak istediği barizdi. Stiles kurbanın kendisi olacağını düşünse de Kate belli ki son anda yeğeninde karar kılarak Allison'ın üzerindeki pamuklu, beyaz tişörtün açıkta bıraktığı koluna bakarak;

-Tatlım, bari şu çirkin şeyi koluna yaptırmasaydın, dedi.

Allison halasının neden bahsettiğini anlayamamış gibi kadına baktı. Allison'ın kolunda Stiles'a son derece zarif ve güzel görünen halkalar halinde kolundan omzuna tırmanan bir dövme vardı. Kurt adamlar arasında evli çiftlerin bu tür sembolik dövmeler yaptırması bir nevi alyans takmak manasını taşıyordu. Stiles kocası ya da karısıyla eşleşmekten duyduğu gurur yüzünden çenesine ya da yüzünün görünür bir kısmına bile dövme yaptıran kimselerle tanışmıştı. Allison'ın dövmesi Scott'ın dövmesini tamamlayan eşsiz güzellikte bir işaretti, Stiles Kate'in bakışlarından kadının kendisine hiç mi hiç katılmadığını hemen anladı. Stiles Kate'in omuzlarında, sırtında, kollarında ya da bacaklarında işaret taşımadığını biliyordu, kadını ilk gördüğü andan itibaren Kate'in dövmeyi dekolteden görünmeyecek bir yerde taşıdığını varsaymıştı.

Stiles ağzının kontrolünden çıkarak;

-Senin dövmen yok mu? diye sorduğunu duydu.

Siktir.

-Tatlım, ben sana öyle basitçe damgalanmayı kabul edebilecek bir kadın gibi mi görünüyorum?

Derek kapıyı çarpıp yanlarına gelerek tartışmayı bitirdi. Karısını yanına alıp ayrılmadan önce Stiles Alfa'ya sorarcasına bakmaktan kendisini alamadı. Neden Kate? Eğer beni seçseydin senin işaretini gururla taşırdım, lanet olsun,belki Minesota'lı şu çatlak adam gibi ben de senin nişanını alnıma kazıtırdım?

Derek Stiles'ın ne düşündüğünü duymuşçasına gözleri kısacık bir an Stiles'ın üzerinde durakladıktan sonra yanında Kate'le Camaro'ya binerek gözden kayboldu.

...

 

 

End Notes:

Neden Kate? Çoğu insan Kate gibi psikopatların cazibesine kolayca kapıldığı için herhalde ya da belki de Derek için daha farklı bir durum söz konusudur kim bilir? :)

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

iyi okumalar!

 


 

Stiles'ın istediği fotoğrafları masaya bırakan Matt kata yeni ayak basan Derek'i baştan aşağı süzerek tiz bir ıslık çaldı;

-Benim esas merak ettiğim bu piç kurusu Kate'i nasıl bir tiple aldatıyor?

Stiles bir yandan elinde kahvelerle kendisine doğru yaklaşan Derek'e başıyla selam vererek, Matt'e görünüşte soğuk ve ilgisiz bir sesle;

-Daehler, ofisimden çıkıp başka bir yerde kendi kendine konuşursan sevinirim dedi.

Matt yüzünde acımasız bir sırıtışla Stiles'a dönerek;

-Derek'i gözlerinin önünde başkasına kaptırman çok acıklı Stilinski, belki sen de günün birinde bütün o cadı zırvalıklarına rağmen seni düzecek birini bulursun diye cevap verdi.

Kısa süreli sessizliğin ardından iki adam birbirine girmişti, Stiles yakın mesafe kavgalarında pek deneyimli değildi, yüzünü korumayı beceremediği için burnuna feci bir yumruk yiyerek masasına gerisingeri düştü, kendisini toparlayıp Matt'in üzerine körlemesine dalmak için ayağa fırladığında Danny'nin çehresi pancar gibi kızaran Matt'i hemen yanında beliren Derek'ten yaka paça uzaklaştırdığını gördü. Stiles kanayan burnunu peçeteyle silip bir yandan şevkle Matt'in yedi kuşağına saydırırken Lydia kınayan bir bakışla yaklaşarak;

-Derek, Daehler'in kafasını söküp atmak üzereymişsin gibi görünmeyi bırakırsan sevinirim, sen de Stiles dedi.

Lydia bir an beyaz, küçük elini alnına götürüp gözlerini kapattıktan sonra;

-Tamam, siz ikiniz, öğle tatiline kadar izinlisiniz, yatışmadan geri gelmeyin, ikinci bir kavga istemiyorum, anladınız mı? dedi tehditkar bir sesle.

 ...

Haftanın ilk gününün böyle boktan başlaması felaketti;

-Eve geri dönmek ister misin yoksa birlikte kahvaltı edelim mi? diye sordu Stiles zonklayan burnunu ovuşturup ağrıyı daha da beter hâle getirerek.

Derek Stiles'ın sorusuyla bir an gafil avlanarak otoparkın ortasında durup Stiles'a baktı;

-Kahvaltı, dedi hemen sonra Camaro'ya doğru yürüyerek.

...

Üst üste yığılmış kreplerle birlikte Stiles'ın keyfi birazcık yerine geldi, yine de morali önlenemez biçimde düşüşteydi, Matt en azından bir konuda yanılmıyordu, Derek'in hayatında kesinlikle bir şeyler oluyordu. Stiles karşısında oturan iş arkadaşına dikkatle baktı, Derek'le çalışmaya başladığından beri ilk kez adam bu kadar özenli giyiniyordu. Stiles, kafasını omletinden kaldırıp Derek'e;

-Alış veriş yapmaya ne ara vakit buluyorsun anlamıyorum, dedi düşünceli bir sesle.

Derek omuzlarını silkerek;

-O kadar da zor değil, diye yanıt verdi.

Yanlarına gereksiz bir sıklıkla gelen garson kız gülümseyerek Derek'e bir fincan kahve daha isteyip istemediğini sordu. Stiles Derek'le beraber gittikleri her yerde Alfa'nın gördüğü ilgiye artık alışmış olmakla birlikte garson kızın çok genç, çok tatlı olduğunu fark ederek suratını asmamaya çabaladı. Ne var ki Derek kızın umutla dolu küçük bir köpeği andıran sevimli tavırlarını fark etmiş görünmüyordu. Derek başını bile kaldırmadan düşüncelere dalmış bir hâlde kıza kısaca ''hayır''  demekle yetinerek Stiles'ın içinin çok kısa bir an rahatlamayla dolmasına neden oldu, ne yazık ki cadı hemen ardından keyifsizce Derek'in aklını dolduran her kimse bu kimliği belirsiz şahsın gayet iyi bir iş çıkardığını düşündü. Derek kızın fazladan açılmış düğmelerine bakmaya yeltenmemişti bile. Derek'in kalıp gibi giyinip düzenli tıraş olmasını sağlayan bu kaçamak acaba Stiles'ın tanıdığı biri miydi? Acaba Derek'in sürüsünden biri olabilir miydi? İmkansız! İşten biri? Bu kadar özen gösterilen kim olabilirdi acaba? Lydia? İmkansız, çok fazla iktidar mücadelesi. Danny? Belki ama o da şüpheli bir biçimde Matt'le ilgileniyormuş gibi görünüyordu. Goblinler üzerinde çalışan Sandy? O kız evli değil miydi? Her neyse büyük ihtimalle Derek Stiles'ın hiç tanımadığı biriyle birlikteydi, muhtemelen Emma Stone ya da Ryan Gosling'e benzeyen birileriyle ya da ikisiyle birden.

-Stiles?

Stiles Derek'in sesiyle kendisine gelerek toparlandı;

-Hemen geliyorum, dedi masadan kalkarken.   

...

Kahvaltı dükkanının lavabosundaki kocaman çirkin aynanın da bas bas bağırdığı gibi Stiles korkunç görünüyordu. Üzerindeki tişörtün yakasına kan damlamıştı, burnu yüzünün ortasına rastgele konulmuş bir patatesi andırıyordu. Stiles açık renkli kıyafeti kandan arındırmaya çalıştığı ölçüde lekeyi korkunç bir biçimde yaydığını kavrayarak sonunda pes edip yenik bir ifadeyle Derek'in yanına döndü. Hesabı ödeyen Derek dışarıda bekliyordu;

-Önce evime uğrayabilir miyiz? dedi Stiles üstündeki lekeyi işaret ederek.

Derek bir şey söylemeden araca binip motoru çalıştırdı.

...

Stiles kapıyı açarak Derek'i içeriye buyur etti, misafir beklemediği evin her bir köşesinden anlaşılıyordu.

-Bana on dakika ver, dedi Stiles karmakarışık oturma odasındaki ikili koltuğa oturan Derek'e telaşla.

-Sakin ol, vaktimiz var, dedi Derek çevresini ilgiyle inceleyerek.

Stiles aceleyle kendisini soğuk duşa atıp yıldırım hızıyla giyindi, anlaşılan bugün de dişbudak için vakit yoktu, Deaton bilse derimi yüzerdi. Cadı mutfağa koşturarak acısını hafifletici bir içecek hazırlamaya başladı. Derek'in yanına döndüğünde Alfa üzerindeki yeşil gömleğin kollarını kıvırmış rahatça arkasına yaslanmış şekerleme yapıyordu. Stiles ne yapacağını bilemeyerek tedirgince partnerinin yanına oturdu. Derek'le daha önce aynı yatakta yatmışlardı fakat o sağaltma amaçlıydı, şuan olan şey her neyse Stiles durumu büyütmemeye çalışarak demlediği çayı içmeye başladı. Fincanın dibine geldiğinde Derek'in yeşil gözlerinin kendisini izlediğini fark ederek eli ayağı birbirine dolaştı.

-Uyandın, dedi sesi çatlayarak.

Derek rahat bir tavırla gerinip bedeninin ön tarafındaki kasları bir kedi zarafetiyle sergileyerek gülümsedi. Stiles tahrik olduğunu fark ederek elindeki kupayı küçük kahve tablasına bırakarak ayağa kalkmaya davransa da Derek yerinden kıpırdamadı;

-Derek? diye sordu Stiles ne düşüneceğini bilemeyerek.

-Henüz vaktimiz var, dedi Derek kolundaki saate bakarak. Stiles tamamen kaybolmuş bir tavırla koltuğun ucuna yeniden oturdu, bir yandan göz ucuyla Derek'i izliyordu. 

Derek yeniden gözlerini kapayıp başını arkaya yasladı, boğazı açıktaydı, Stiles Derek'in adem elmasına bakarak yutkundu. Derek oturduğu yerde bacaklarını biraz daha açarak uyuklamaya devam etti. Tanrım, beni ödüllendiriyor musun yoksa cezalandırıyor musun?

Stiles yüreği gümbürdeyerek heyecandan terlemeye başladığını duyumsadı. Derek havayı koklayarak derin bir soluk aldıktan sonra sersemlemiş bir tavırla gözlerini açarak başını yavaşça Stiles'a doğru çevirdi. Stiles sessizliğe daha fazla dayanamayarak;

-Sakalını kesmemeni tercih ederdim, dedi. Harika, bugünün benim için unutulmayacak kadar utandırıcı olduğu artık kesinleşti.  

Derek binde bir gerçekleşen tebessümüyle Stiles'a gülümsedi. Stiles kalbinin uzun bir yolu koşmuşçasına çarptığını hissederek tepeden tırnağa kızardı.

-Stiles, dedi Derek yavaşça, neredeyse fısıltıyla. Sesinde cadının daha önce hiç duymadığı türden bir tonlama vardı, ricayla arzuyla doluydu.

Stiles'ın Derek'in herhangi bir ricasını geri çevirmesi söz konusu değildi fakat eğer şüphelendiği şey doğruysa bunu istemiyordu. Derek bir başkasıyla eşleşmişken değil. Stiles'ın hayatına daha önce kimse girmemişti, yirmi dört yaşındaydı ve ilk deneyimini evinin koltuğunda ilişki kurmasının olanaksız olduğu biriyle yaşamak istemiyordu. Neredeyse iki yıldır birlikte çalışıyorlardı, Derek ilk altı ay boyunca Stiles'a sabahları selam bile vermemişti. Stiles Derek'i kurtardığından beri Alfa'da bir değişiklik olduğunu biliyordu, minnet ya da şükran duygusu mu? Stiles sebep her neyse bu bir anda ortaya çıkan yakınlığa nasıl karşılık vermesi gerektiğini kestiremiyordu. Derek'le bir şansı olabileceği aklının ucundan bile geçmemişti şimdi fırsat altın bir tepside önüne sunulmuştu fakat Stiles bunu elinin tersiyle itmek zorunda olduğunu biliyordu.  Derek'e hayır demesi gerekiyordu, bunu böylece, önemsiz, değersiz bir şeymiş gibi hiçbir şey sormadan, hiçbir şey söylemeden kabul etmek her şey bir yana yıllarca aldığı eğitimi baş aşağı etmek anlamına gelecekti.

Stiles Derek'i ve kendisini ikna etmek için yüreğini toplamayı başaramadan Derek yavaşça, Stiles'ı kaçırmaktan çekiniyormuşçasına yanına yaklaştı. Alfa'nın bakışlarında temkinli, neredeyse ürkek bir ifade dolaşıyordu. Öğle güneşi tembel bir sıcaklıkla içeriye vurmuştu, bu ışıkta Derek'in gözleri camı andıran bir ışıltıyla parlıyordu. Derek acele etmeden Stiles'ın ağzına eğilerek, izin isteyen, yumuşak bir dokunuşla Stiles'ı öptü. Stiles için hayat bir an durdu, cadının büyüsü ufak bir kıvılcımla çakarak meraklı, daima arayan, bilmek isteyen doğasıyla Derek'i araştırmaya başladı. Stiles'ın bütün ruhu bir anda Derek'ten kendisine taşınan arzu, umut ve korkuyla doldu, cadı yaşamındaki ilk yakınlığın bu kadar keskin bir iz bırakmasını beklemiyordu. Büyünün açık ettiklerinin bunaltıcı baskısıyla Stiles durakladı, Derek Stiles'ın itiraz etmesini engellemek istermiş gibi nefes bile almadan Stiles'ın boynuna ıslak öpücükler kondurmaya başladı. Stiles ürpererek Derek'ten yükselen karmaşayı büyüsünün doğal ahengini bastırarak uzaklaştırmaya çalıştı, şiddetiyle kendisini felç eden duygudan kurtulup içinde bulunduğu ana odaklanmayı denedi. Derek'in elleri giderek cesaret kazanarak Stiles'ın üzerinde dolaşmaya başlamıştı. Stiles'ın kafası allak bullaktı, bedeni gördüğü ilgiyle hazdan kendisinden geçmek üzereydi fakat zihninin derinliklerinde bir yer; seni bırakıp gidecek, ruhunun ne kadar darmadağın olduğunu görmedin mi? diye fısıldıyordu, bütün bunların hiçbir önemi yok, yine yalnız kalacaksın.

Cadının ruhunda içten içe korkunç bir kasırga büyüyordu, bir tarafı Derek burada yakınındayken alabileceği her şeyi almasını haykırıyordu, her saniye önemliydi, Derek'in parmakları esnek bir acelecilikle Stiles'ın tişörtünü çıkarıp bir köşeye fırlattı. Alfa ateş gibi bedeniyle Stiles'ı bir kafesin içine alırmış gibi ağırlığını vermeden cadının üzerine çıktı. Stiles yüreğindeki karmaşanın paniğe doğru aktığını hissederek nefes almaya çalıştı, Derek Stiles'ın paniklediğini hemen fark ederek duraklayıp endişeli bir sesle;

-Stiles, dedi.

Stiles kendisini kontrol altına almaya gayret ederek Derek'i üzerinden atıp ayağa kalkmaya çabaladı, bacakları Derek'in bacaklarına dolanmış olduğu için başarılı olamayınca nefesi boğazında tıkandı. Derek soğukkanlılığı uçup gitmiş, boğulan Stiles'ı tutmaya çalışıyordu, bütün yüzünü korku dolu bir ifade kaplamıştı. Cadının büyüsü bu sefer bastırılmayı kabul etmeyerek, tıpkı çocukluğunda olduğu gibi denetiminden kaçıp delinmiş bir kaynaktan akan su gibi fışkırdı, büyünün kocaman bir gonga çarpan sert bir tokmak gibi Derek'e çarptığı anı Stiles kemiklerinde hissetti.

...

-Bir şey yaptım, yardıma ihtiyacım var.

Stiles'ın sesi öyle beter titriyordu ki söyledikleri zar zor anlaşılıyordu.

-Stiles, neredesin?

-Evimde, lütfen.

-Hemen geliyorum.

...

Deaton vardığında Stiles sokak kapısını açmış eşikte kül gibi bir yüzle oturmuş bekliyordu.

-Ne oldu? diye sordu büyücü elini Stiles'ın omzuna koyup çırağını konuşabileceği kadar sakinleştirerek.

-Derek...içeride yatıyor, ben yanına yaklaşamıyorum, iyi olup olmadığına bakabilir misin? diye sordu Stiles başı dizlerine gömülü bir ileriye bir geriye sallanarak.

 Deaton Stiles'ı bırakarak aceleyle içeriye girip koltukta baygın yatan Alfa'nın yanına yaklaştı, Tanrı biliyordu ya kurdu uyarmıştı!  

Stiles biraz sonra dışarıdan boğuk, umutsuz bir sesle seslendi;

-Derek iyi mi?

Deaton Alfayı baştan ayağa kontrol edip kurdun düzenli, güçlü bir patırtıyla atan kalbini dinledikten sonra Stiles'ın yanına döndü;

 -Çocuğum, Alfa sadece derin bir uykuya yatmış durumda biraz sakin ol, uyanma vakti gelince kendi kendisine uyanacaktır, endişelenmene değecek bir şey değil söz veriyorum.

Stiles Deaton'ı sessiz bir teşekkürle kucakladı.

-Şimdi senin büyünü düzgünce tımar edelim ki kendi evine girebilesin, dedi Deaton çırağının sırtını sıvazlayarak.

...

 

 

 

 

End Notes:

umarım hoşunuza gitmiştir?

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

İyi okumalar!

 


 

 

Derek yattığı yerden doğrulup üzerindeki ince örtüyü açarak nerede olduğunu anlayamamışçasına çatık kaşla etrafına baktı. Deaton oturduğu yerden kalkıp kafası karışmış görünen Alfa'ya doğru yavaşça yürüyerek, yumuşak bir sesle;

-Alfa Hale, kendinizi nasıl hissediyorsunuz? diye sordu.

Derek bir şey söyleyemeden karşıdaki koltuğa çökmüş, solgun bir yüzle kendisine bakan Stiles'ı gördü, Alfa rengi bir anda bir kaç ton atarak ellerini yüzüne kapattı;

-Ben...iyiyim, dedi yerinden doğrulmaya çalışıp beceremeyerek.

-Sizi isabet alan büyü zannediyorum ki şartların da etkisiyle epey etkili bir taneydi, sakıncası yoksa iyileşme sürenizi karşılıklı olarak birbirimizi bilgilendirmekle geçirebileceğimizi umuyorum.

Deaton'ın sesinde soru ifadesi yoktu.

Derek hâlsizce başını sallayarak oturduğu yerde Deaton'a doğru döndü.

Deaton Stiles'a uyaran bir bakış atarak;

-Stiles konuğuna hazırladığın çaydan biraz ikram etmenin zamanı sanırım dedi, sonra dikkati Derek'in üzerinde odaklanarak;

-Stiles uyanmanızı beklerken size iyi gelmesini umduğumuz eski bir tarif hazırladı diye ekledi sakince.

Stiles Derek'e bakmaya utanarak ayağa kalktı, başları çok fena beladaydı. Mutfağa geçer geçmez içeriden ustasının sesi kadife bir eldivenin içine gizlenmiş demir bir yumruk gibi hiç zaman kaybetmeksizin inmeye başladı;

-Alfa Hale, bir ustanın eğitimi tam olarak sona ermemiş çırağına karşı gösterilen böyle bir tavır karşısındaki  muhtemel tutumu ne olacaktır tahmin edebiliyor musunuz?

İçeride uzun bir sessizlik oldu, Stiles'ın tencerenin içindeki hindibayı tahta bir kaşıkla karıştıran eli titremeye başladı, Deaton söze kaldığı yerden devam ederek;

-Bizler uzun süre açgözlülükle esir tutulduk, güç peşindeki bir çok tür bizi acımasızca sömürdü, kurtlar bize art niyetsiz bağlansalar dahi, onların da cezbe kapılabileceklerini öğrenmekte gecikmedik. Cadıları, onların zaman zaman kuvvetli olabilen tesirlerini kullananlar bunu nasıl yaptılar biliyor musunuz Alfa Hale? Hiçbir zincir bir cadıyı bir ömür boyu bağlayamaz derler. Bir söz bu kadar yanılamazdı doğrusu, en kudretlilerimiz, en çok sevilenlerimiz baştan çıkarılıp ömürleri boyunca onları dilediklerince kullanan kimselere seve seve tutsak oldular.

Deaton'ın sesi yumuşak ve zehirli bir bıçak gibi Stiles'a batıyordu.

-Stiles uzun zamandır ruhuna dayanak olabilecek bir ağırlık merkezi arıyor, tıpkı kurtlarda eşleşmeden önce olduğu gibi, kullandığı kuvvet ona bunu dayatıyor, sizin de gayet iyi bildiğiniz gibi bu tür bir arayışın bir kimsenin iradesini zayıflatması son derece doğal. Bunu kullanmak isteyebilecek çok fazla adayın ortaya çıkmayışını cadılara duyulan uzun süreli korkuya bağlayabiliriz sanırım. Ne var ki korkunun ötesinde onlara vaat edilenleri görenler de var, elbette biz uzun asırlar önce, birbiri ardına düşen onlarca kardeşimizden sonra önlememizi aldık. Bir cadıya gösterilen ilgiyi bir çok göz görür Alfa Hale, eğer ilgi saf bir niyet taşımıyorsa gösterene ne olduğunu hiç duydunuz mu?

-Evet.

Stiles Derek'in Alfa tonlamasını kullandığını duyarak irkildi, Derek'in cevabı ne korkuyla ne de şüpheyle eğilmişti.

-Sizin durumunuzu biliyoruz Alfa, niyetleriniz, şüphesiz ki talihsiz bir kaderle sınırlandırılmış oldukları için, büsbütün saf olmamakla beraber Büyükler'in cezalandırmaya yanaşmayacağı türden, arayışınız keder verici, buna saygı duyuyoruz ancak bu akşam bu işi bağlamalıyız ki sizi ve çırağımı gelecekte yaşanması olası sıkıntılardan kurtarabilelim. Bunu ikinizin iyiliği için de yaptığımızı unutmayın...Stiles dinlemeyi bitirdiysen çayı ikram edebilirsin.

Stiles temkinli bir tavırla içeri girip Derek'e bakmadan hazırladığı içeceği sunarak ustasının sağ tarafına oturdu.   

-Alfa Hale size bir tek soru soracağım, açıklama veya itiraz istemiyorum, yalnızca evet ya da hayır, size uygun mu?

Derek taş gibi bir yüzle, sırtı dimdik oturuyordu;

-Devam edin.

-Hoşgörünüze sığınarak, Stiles'a işaretinizi vermeniz öngörülebilir bir gelecekte mümkün mü?

Stiles baştan aşağı kızararak kucağına baktı, umarım bu akşam kıyamet kopar, yarın Derek'in yüzüne bakmaktansa dev dalgalar yüzünden boğulmayı tercih ederim .

Derek gergin bir ifadeyle;

-Hayır, diye cevap verdi.

Stiles'ın utancı yerini baş döndürücü bir hızla korkunç bir soğukluğa, acıya bıraktı. Cevabı bilmekle onu duymak arasında belli ki azımsanamayacak bir fark vardı. Derek'in evet diyeceğini mi zannediyordun? Tanrı aşkına, kurtlar evliliklerine Viktorya dönemindekilerden bile daha sıkı bağlılar. Bugüne kadar boşanan bir kurt duydun mu? Boşanma avukatlarının olduğunu bile sanmıyorum ya da mahkemelerinin? Muhtemelen çıkan sorunları kısaca pençeleriyle çözümlüyorlardır.

Derek Stiles'ın yüzünün aldığı şekli görerek elindeki çayı bırakıp Stiles'ın ilk defa şahitlik ettiği allak bullak bir ifadeyle cadıya doğru kararsız bir adım attı. Söylemek istediği bir şey varmış gibi ağzını açsa da sessizce Deaton'a bakarak bir an sonra vazgeçti. Alfa'nın tavırlarında Stiles'ın en çok korktuğu bir hayalet gibi geziniyordu; pişmanlık. Derek biraz sonra kendisini sakin bir tavırla kapıya geçiren Deaton eşliğinde cadıya veda etmeden dışarı çıktı. Deaton'ın elinin çırağından çok Alfa'ya acıyormuşçasına Derek'in omzuna birkaç defa, bir çocuğu avutuyormuşçasına yavaşça, pat pat vurduğu Stiles'ın dikkatinden kaçmadı. Avutulması gereken Stiles'tı, ilk deneyimi baş aşağı giden, Alfa evine, Kate'e döndüğünde yalnız kalacak olan O'ydu. Derek acınmayı gerçekten hak ediyor muydu? 

...

Salı sabahı Lydia'nın öğle üzeri işten kaytarmalarını cezalandırmak amacıyla önlerine yığdığı dosyalarla başladı, Derek dokuzu on geçe kimseye selam vermeksizin doğruca masasının başına geçmişti,  aradan geçen kırk beş dakikada Alfa önündeki dosyalardan kafasını bir an bile kaldırmamıştı. Derek'in getirdiği, artık alışkanlık hâline gelmiş sabah kahvesinin yerinde şaşırtıcı olmayan biçimde yeller esiyordu. Stiles kendine acıma içinde boğulmaktan iş göremez durumdaydı. Önceki gün ortalarda görünmeyen Ethan saat ona doğru duruma mum diker gibi elinde bir paket kruvasan ve iki kupa kahveyle Stiles'ın masasında belirdi;

-Matt'le olanları duydum, sen iyi misin? diye sordu Beta cadıyı dikkatle inceleyerek.

 Boş ver dercesine elini salladı Stiles;

-Tipik sik kafalı işte, ondan daha beteriyle yıllarca aynı okula gittim, sorun yok. Şu bahsettiğin Fransız dükkanından değil mi? Umarım kruvasanlar bir aylık maaşım kadar etmiyordur.

Ethan çekici olmasına gayret ettiği her hâlinde belli olan bir tavırla cadıya gülümseyerek;

-Tadını çıkar, dedi.

Stiles ağzında büyüyen lokmayı çiğnemeye devam ederken bakışları Derek'in öfkeyle parlayan gözleriyle karşılaştı, harika, ilk sevişme deneyimim öyle başarılı sonuçlandı ki Derek beni öldürmek istiyor, müthiş ve bol kedili bir geleceğin kapıları benim için ardına kadar açık!

...

Kurt adam cinayetleri tam bir çıkmazdaydı, katil durgun döneme girmiş görünüyordu, Stiles son bir haftadır masasının başından ayrılmamıştı bile. Derek, olanlar hakkında tek bir kelime bile etmeden, cadıyla ilişkilerinin ilk altı ayındaki hâline geri dönmüştü.  Stiles çarşamba sabahı asansörde Derek'le karşılaştığında Alfa'ya olan kızgınlığı yerini merhamete bırakıverdi. Ortağı gözlerinin altında mor halkalarla dolaşıyordu, kıyafetleri, saçları, ışığı sönmüş görünen yeşil gözleri koca harflerle depresyon diye bas bas bağırıyordu. Stiles Derek'le konuşmayı istiyordu fakat doğru sözlerin ne olduğunu bilemiyordu, özür mü dilemeli yoksa kendisinden özür dilenmesini mi beklemeliydi? Bir yanı; Olup olacağı başarısız bir yakınlaşma denemesiydi, unutalım gitsin, demek istiyordu. Alfa Kate'e sadık değilse muhtemelen bütün California barlarındaki cana yakın, iyi görünümlü popülasyonu oldukça yakından tanıyordu, Stiles'la olanları bu kadar dert etmeye değer miydi gerçekten?  Stiles, asansör kapısına kurtarılmayı beklermişçesine yaklaşan Derek'in sırtına bakarak nefesini tuttu;  Derek'in sadece söylemesiyle ülke nüfusunun yarısı itirazsız adamın yatak odasına şilte olmayı kabul ederdi herhalde, bir kişi eksik ya da fazla ciddi bir fark yaratacağı yoktu. Öte yandan böyle bir bedenin beslediği egoyla birleşen Alfa'nın hükmetmeyi en doğal hakkı olarak gören doğası reddedilmeyi, hem de büyüyle bayıltılarak reddedilmeyi kolayca kaldıramayabilirdi. Stiles ne yapacağını bilemeyerek yerinde huzursuzca kıpırdanıp duruyordu, Derek Stiles'ın varlığını tamamen görmezden gelerek beş katı sessizce çıktı, ancak son dakika Stiles Alfa'nın sıkılı yumruklarını fark ederek boğazına bir yumrunun oturduğunu hissetti. Derek gururunu kırdığım için beni affetmeyecek öyle değil mi?   

Haftanın sonunda Alfa, zavallı Greenberg'ü çatık kaşları ve etkileyici dişleriyle neredeyse altına yapmanın eşiğine getirdiğinde bütün ofis dedektif Hale'in kötü ruh hâlinden yaka silkmişti.

...

-Hale'le aranızda neler oluyor? diye sordu cuma akşamı Lydia, muhtemelen rahatça sorgulayabilmek için cadıyı özellikle geç mesaiye bırakarak.

-Hiçbir şey.

-Hale'in son zamanlarda sana karşı tutunduğu medeni tutumdan ne kadar etkilendiğimi anlatamam Stilinski, bunu nasıl başardın bilmiyorum ama büyünü yeniden çalıştırırsan bütün ofis sana minnettar kalacak, Alfa bir yılın ardından mağara adamlığına geri döndü ve bundan hiç kimse memnun değil.

-Derek'in ne yaptığı umurumda gibi görünüyor mu Şef?

Lydia benimle alay mı ediyorsun? dercesine kibirle Stiles'a bir bakış atarak;

-Stilinski problem ne bilmiyorum ama sanırım Derek kaçamak yaptığı her kimse ondan ayrıldı, eğer sana kaba davrandıysa ya da garip bir şey yaptıysa üzerine alınmak yerine ona biraz merhamet göster, bu tür süreçler çok zordur, sen Derek'in partnerisin ona biraz destek olmalısın.

Stiles, Lydia'nın bu kadar genç yaşta eyaletin en iyi dedektifi olmasını sağlayan sezgilerinin muhtemelen yine Stiles'ın dikkatinden kaçan doğruyu yakaladığını fark etti. Cadı onun sözleriyle malum günü bambaşka bir ışığın altında yeniden gördü; Derek'in düşüşe geçen halet-i ruhiyesini nasıl kendisiyle ilişkilendirebilmişti ki? Hangi kanıta dayanarak? Tek bildiği mezar gibi soğuk Derek'in bir anda arzuyla kendisine yaklaştığıydı. Elbette durumun Stiles'la bir ilgisi yoktu, elbette!  Alfa sevgilisi tarafından terk edildiğinde herkesin yaptığı gibi teselli için kendisine en yakın her kimse ona, en kolay ava, Stiles'a yönelmişti.

Cadı içinde yükselen öfkeyi güçlükle yutmaya çabalayarak gözlerini bir anlığına kapattı.

 Stiles günlerce, haftalarca, aylarca Alfa'dan en küçük bir yakınlık görmeyi bekledikten sonra Derek umutsuz olduğu için Stiles'a gelmişti.  

Stiles gözlerini açıp kendisine tuhaf bir ifadeyle kendisine bakan Lydia'ya;

-Bu tür süreçlerin ne kadar zor geçtiğine dair hiçbir fikrim yok Şef, Derek ve hassas durumu dilerse kıçımı öpebilir, dedi.

Dedektif Martin'in yüzü bir anda savunmasız bir ifadeyle karıştı, Lydia her ne demek niyetindeyse Stiles dinlemeden hışımla Lydia'nın ofisinden çıktı.

Tanrım, ne düşünüyordum ki? Bu kadar aptal olmayı nasıl becerebildim?

...

 

 

End Notes:

Umarım hikaye hâlâ okunmaya değecek kadar ilgi çekicidir.

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

iyi okumalar!


 

 

Stiles ve Ethan Pazar günü oynanan Lakers maçını koridor boyunca tartışarak kendilerini bekleyen Şef'in odasının kapısını açtıklarında Lydia'nın kızgın sesinin;

-Sana söylüyorum Derek çok yanlış yoldasın! diye bağırdığını duydular.

-Bu seni hiç...

Alfa, sözü açılan kapıyla kesilerek hışımla içeri yeni girenlere doğru döndü, köpek dişleri tehditkar bir biçimde uzamış, yüzüne bol tüylü bir gölge inmişti. Lydia gergin bir hareketle önüne düşen bir bukle saçı geriye atıp dedektiflerine;

-Stiles, Ethan, lütfen oturun dedi.

Stiles huzursuzca bir sandalye seçerek oturdu, ofiste buz gibi bir hava esiyordu. Ethan, Derek'le arasında belirgin bir mesafe bırakmaya özen göstererek dikkatli bir tavırla Stiles'ın yanına geçti.

-Dedektif Hale, söylediklerimi iyi düşünün, şimdilik bu kadar, çıkabilirsiniz.

Derek sinirden dişlerini kıracağı izlenimi uyandırsa da itiraz etmeden dışarı çıktı.

Lydia öfkesini sonbaharlık Burberry'si gibi asıp profesyonel yüzünü hiç zorlanmadan yeniden giyerek; 

-Evet, işimize dönelim, Ethan kurbanlar arasında bir bağlantı kurmak konusunda yol kat edebildik mi? diye sordu.

...

Stiles günün geri kalanında Derek'i görmedi, mesainin bitimine doğru Ethan yorgun bir yüzle yanına gelip yüzünü sıvazlayarak;

-Nasıl gidiyor? diye sordu.

-Gözümden kaçan bir şey olduğunu biliyorum, cevabın burnumun ucunda olduğunu hissetmekten kendimi alamıyorum.

-Er ya da geç davayı çözeceğiz, o namussuzlar yakayı kolayca sıyıramayacak.

Stiles Ethan'ın sesindeki nefreti dinlerken adama sempati hissetmekten kendisini alamadı, öldürülen kurt adamların Ethan için kişisel bir anlam ifade ettiğini görebiliyordu. Stiles toparlanırken son olay hakkında birkaç kelime daha ettiler. Asansöre binerken karşılaştıkları Danny ikisine sevimli bir ifadeyle gülümseyerek;

-Hafta sonu OV'den birkaç kişi toplanıp içmeye gideceğiz, siz de gelin, dedi.

Stiles çalışmaya başladığından beri Danny'den ilk kez böyle bir teklif duyuyordu, ister istemez şaşkınlıkla Danny'e baktı, öte yandan Ethan vakit geçirmeden;

-Elbette geliriz, dedi, öyle değil mi Stiles?

Stiles omzunu silkerek;

-Tabi, neden olmasın, evde oturup Netflix'e takılı kalmaktan iyidir.

Ethan mutlu bir tavırla Stiles'a omuz atarak Danny'e;

-Biz varız, dedi.

...

Stiles haftanın ortasını bulduğunda dirayetli davranışına kendisi bile şaşırmıştı. Özellikle Derek'in Stiles'a ofis demirbaşıymış gibi davranıp ortağına tek bir kelime bile etmediği göz önüne alınırsa! Stiles Alfa'nın hödüklüğüne rağmen yetişkin bir insan gibi davranma arzusunu kaybetmiş miydi? Elbette hayır!

Gel gör ki bu olgun tavrı Lydia Martin tarafından takdir edilmiş miydi? Hayır! Stiles metaneti sebebiyle plaket alması gerekirken son kırk sekiz saatini, Lydia'nın hangi kulunun kafasına daha fazla yıldırım atacağına karar verememiş Zeus gibi, her biri kendi köşesinde inatçı sessizliklerini sürdürmeye devam eden iki dedektifine eşit miktarda  gönderdiği cehennemi bakışlardan payına düşeni yutmakla geçirmişti. Stiles'ı yerine mıhlayan bahse konu bakışlar Alfa'nın kılını bile kıpırdatmıyordu, Derek Hale'den nefret etmek için bir sebep daha!

Ne yazık ki Alfa'dan nefret etmek o kadar kolay değildi, Derek baston yutmuş gibi oturup kendisine sorulan sorulara tek kelimelik cevaplar verdiğinde ya da Ethan'a sebepsiz yere kaba davranırken bile.   Stiles Alfa'ya ne kadar kızarsa kızsın onu iş çıkışı bitkin, mutsuz, yenik hâlde gördüğünde Cadı'nın midesi, kalbi, ciğerleri nahoş taklalar atıp içini pişmanlıkla dolduruyorlardı.  Stiles Derek'in öğle arasına çıkan solgun yüzünü görür görmez kuvvetlenen midesinin ağrılarına rüşvet yedirmek niyetiyle iş yerinden dışarı çıktı. Sebepsiz yere aklına Derek'le yedikleri yemek geldi, doğal olarak kafası oradan o gün yaşananlara doğru yıldırım hızıyla pike yaptı. Derek'in bedeninin sıcaklığını hatırlayarak Stiles ürperdi. Alfa'nın varlığını kafasında çevirerek Cadı binadan çıktı, kaldırıma ayak basar basmaz da gümüş bir R8'e yaslanmış Kate'le yanındaki Derek'i seçerek durdu. Caddeden gelen geçen herkes bir film karesinden fırlamış gibi görünen çifti izliyordu, Kate çektiği ilgiden sonuna dek memnun bir tavırla kocasının gömleğinin yakasını olabilecek en erotik biçimde düzelterek adama başıyla arabaya binmesini işaret etti. Derek'i Kate'in yanında, onun arabasında, muhtemelen öğle yemeği için bir şeyler atıştırmaya çıkarken görmek Stiles'ın ısrarlı dönüşlerini devam ettiren zavallı midesine yediği bir yumruk gibiydi. Cadı derin bir nefes aldıktan sonra köşedeki Meksika yemekleri yapan küçük lokantaya girdi. Kate'le Derek beynine yapışmış hissi verirken Taco'nun yarısını bitirebilmesi bile büyük şanstı doğrusu.

...

İşe geri döndüğünde ruhu çoktan başka bir ülkeye taşınmış gibiydi, eğer önünde kurt adam davası olmasaydı çoktan yıllık iznini alıp ruhu her nereye yerleşmiş güneşle kumun tadını çıkarıyorsa ikiletmeden takip etmişti bile. Derek kendi molasının bitiminde ofise sessizce girdiğinde Stiles kurt adamın varlığını neredeyse derisinin altında duydu. Derek bir odaya girdiğinde Stiles'ın fark etmemesi imkansızdı, Alfa ne kadar sessiz ne kadar dikkatli olursa olsun Stiles'ın varlığının Derek'i gözden kaçırması mümkün değildi. Stiles kendisine öfkelenerek işine odaklanmaya çalıştı, belki bu yıl ya da gelecek yıl olmasa bile bir ara bu duygulardan kurtulacağı kesindi.

...

Stiles'ın beyni kaynama noktasındaydı, kurbanlar üzerine düşündükçe bir şeyi, ufak bir noktayı gözden kaçırdığına daha çok ikna oluyordu. Gerçek elinin altında bir yerlerdeydi sadece Stiles onlarca sayfanın, tonlarca analizin ortasında onun tam olarak nerede olduğunu göremiyordu. İşine çok fazla daldığı zamanlarda yaptığı gibi hararetle söylenerek bir kez daha kurbanların geçmişlerini içeren dosyaları tararken bir anda omzuna doğru eğilen gölgeyi fark edip sıçradı. Ethan hemen geri çekilerek;

-Stiles, üzgünüm, seni korkuttum mu? diye sordu.

Stiles rahatlayarak;

-Dalmışım, seni fark etmedim diye cevap verdi.

 -İşten çıkmadan önce hafta sonunu konuşmak için uğradım, Danny herkes hemfikirse yeni açılan bir Pub'a gitmek istiyor, sana uyar mı?

-Bilmem, eğer Uçan Hollandalı ayarında bir yerse neden olmasın?

-Eğer gitmeden önce görmek istersen bu akşam uğrayıp bir bakalım?

Stiles'ın lafı bir çatırtıyla yarıda kaldı, Derek Hale elinde kendisine ihanet etmişçesine baktığı ofis telefonunun yarısıyla bölmesinin önünde ayakta dikiliyordu, aletin öteki yarısının plastik parçaları dört bir yana saçılmıştı, Ethan'ın gözleri Beta'lara özgü bir sarıyla parlasa da yorum yapmadı, Stiles'a;

-Kurbanlardan birinin kız kardeşiyle görüşmeye gidiyorum, dönüşte seni alırım, dedikten sonra cevap beklemeden yürüyüp gitti.

 ...

Telefon kazasının gerçekleşmesinden bir buçuk saat sonra Şef Martin, etrafta alevler saçarak dolaşan Alfa'nın sinirlerini bozduğunu mırıldanarak Derek'i (zorla) görüşüne başvurulması gerektiğini söylediği tanıklardan birine yolladığında herkes derin bir soluk aldı. Derek'in huysuzluğu destansı boyutlardaydı, Alfa neye çatacağını bilemiyormuş gibi bütün günü göz hizasına gelme talihsizliğinde bulunmuş her şeye bakışlarıyla kahrolmasını haykırarak geçirmişti, Stiles hariç, Derek ortağına bakmaya hâlâ tenezzül etmiyordu.

Cadı dosyaları toparlayıp işten çıkmaya hazırlanırken Ethan ofise damlayarak;

-Hazır mısın? diye sordu.

Stiles yorgunca başını salladı, geçirdiği zorlu günün ardından dışarı çıkmaya pek hevesi kalmamıştı fakat yıllardan sonra sosyalleşmesine fırsat yaratan Ethan'ı da kırmak istemiyordu.

...

Irish Pub tam da hafta sonu gidilebilecek türden bir yerdi, taze üretilen biranın köpüğü bardağı kaymak gibi dolduruyordu. Stiles Kate'le Derek'i sonunda kafasından atarak Ethan'la hafif bir sohbet havası tutturdu. Ethan zeki ve espriliydi, Stiles'tan yalnızca iki yaş büyüktü, Cadı'nın ilgi alanlarının bir kısmını paylaşıyordu. Stiles Ethan'la iyi arkadaş olabileceğini görebiliyordu, eğer Derek'i düşünmekten vazgeçerse böyle bir şeye sahip olabilirdi. On buçuğa doğru Ethan'ın arabasına bindiklerinde Stiles çakırkeyifti. Stiles'ı evinin önüne geldiklerinde Ethan kötü bir şey koklamışçasına burnunu kırıştırdı. Stiles şaşkınca adama bakıp savunmacı bir tavırla;

-Heyy, o kadar da kötü kokmuyorum, dedi.

Ethan bir an sessizce önüne baktıktan sonra hızlı bir karara varmış gibi kontağı kapatıp Stiles'a dönerek ciddi bir ifadeyle;

-Stiles, bunun için çok erken olduğunu biliyorum ama buraya gelirken biraz da senin için geldiğimi bilmeni istiyorum, dedi.

Stiles'ın kaşları yüzünden bağımsız yukarılara hayretle tırmanarak ''Ne?'' diye sordular.

Ethan'ın ciddi ifadesi bir anlığına dağıldı, Beta gülerek;

-Senin böyle biri olacağını hiç tahmin etmemiştim, dedi.

-Neden? Nasıl birini bekliyordun ki?

-Bilemiyorum, daha az senin gibi birini.

Stiles'ın kaşları bir kez daha iletişime geçtiler.

-Lokal Alfa'yı kurtaran bir Cadı'dan bahsediliyordu. Ne beklediğimi ben de bilemiyorum, belki konuşması daha güç birini?

Stiles'ın kendisine inanmazlıkla baktığını görünce Ethan güldü;

-Kurt adamlar için kendi sürüleri haricinde kimse kılını bile kıpırdatmazken, genç bir cadının hiçbir zorunluluğu yokken bizden birini, toplum tarafından çoğunlukla hayvanlarla bir tutulan bir Kurt Adam'ı kurtardığı söylentisinin duyulmayacağını mı zannediyordun? Sürü'ler arasında bu kadar nadir gerçekleşen bir olay ışık hızıyla yayılır. Bağlılığı bulunmayan bir cadının bizden birini kurtarmak için öldürmesi kulak ardı etmek için fazla değerli bir bilgi.

Stiles son cümleyle gerilerek yerinde doğruldu, Ethan elini Stiles'ın omzuna koyarak;

-Cinayetleri çözmek için gelmediğimi söylemek yalan olur ama sadece onları çözmek için de gelmedim, dedi.

Stiles'ın Derek'i kurtarmak için birisini öldürdüğü gerçeğini bilmesine rağmen ya da belki de tam da bu yüzden Ethan'ın dokunuşundan ilgi ve gurur kıvılcımları fışkırıyordu.

Stiles bir anda geri dönen suçluluk ve acıyı derinlere iterek, ne söyleyeceğini bilemiyormuşçasına Ethan'a baktı.

-Cevap vermek için çok erken olduğunu biliyorum, aklını meşgul eden bazı şeylerin olduğunun farkındayım, sadece başka bir şey yapmadan önce bunu bir düşünmeni istiyorum. Olur mu?

Stiles arabadan çıkarken bütün çakırkeyifliği uçup gitmişti.

...

Stiles evinin kapısına geldiğinde Ethan'ın aceleciliğinin sebebini bir anda kavradı, Derek karanlıkta dikilmiş sessizce Stiles'ın kendisine yaklaşmasını bekliyordu.  Stiles bir şey söylemeden kapıyı açık bırakarak içeri girdi. Cadı Derek için yaptıklarının hayaletinin yüreğine dehşet verici bir biçimde yapıştığını duyuyordu, başkaları da biliyordu, Lydia ne kadar hasır altı ederse etsin, muhtemelen buradan Ohio'ya dek Stiles'ın katil olduğunu bütün Sürü'ler biliyordu. Stiles sonunda kendisini toplayarak arkasını dönüp salonun girişinde durmuş hareketsiz, gözlerini bile kırpmadan kendisini izleyen Derek'e döndü;

-Ne istiyorsun?

Derek'in yüzü Cadı'nın sesindeki sertlikle dalgalandı;

-Konuşmak için buradayım.

-Öyle mi? İş çıkışı kapımda belirmek yerine, ofiste varlığımı görmezden gelmeyip benimle konuşabilirdin.   

Derek bir anda öfkeyle parlayarak;

-Neden? Akşamı Ethan'la mı geçirmek niyetindeydin? Programını mı böldüm? diye sordu.  

-Akşamı kiminle geçireceğim senin derdin değil.

Derek bir anda Stiles'ın burnunun dibinde biterek;

-Sana ilk bakana böyle düşünmeden koştuğunu görünce Cadılar hakkında daha önce duyduklarımdan şüpheye düşmeden edemiyorum Stiles.

Derek Stiles'ın adını zehirli bir şeymişçesine dişlerinin arasında tonlamıştı.

-Son tahlilde Kate gibi bir psikopata koşmaktan iyidir dostum, dedi Stiles sesinde alayla.

Derek'in pençesi gürültüyle Stiles'ın yanındaki dolabın içine gömüldü;

-Çeneni kapat.

Alfa'nın gözleri korkunç bir alevle ışıl ışıldı, arenadaki bir boğanın kızgın nefesini andıran hızlı solukları Stiles'ın yüzüne değiyordu.

Stiles yumruğunu sıkarak yükselmeye başlayan büyüyü kocaman, acı bir lokmaymış gibi yuttu, öfke, korku, Derek'in yakınlığının uyandırmakta gecikmediği, bir türlü önüne geçemediği arzu her şey içinde bir yumruk olmuştu;

 

 -Evimden defol.

Alfa, Stiles'ı sıkıştırdığı köşeden kıpırdamadı, bakışları Stiles'ın dudaklarına kilitlenmişti. Stiles kontrol edemediği bir tikle dudaklarını yaladı, küçük bir kanaryayı takip eden bir kedinin gözleri gibi Derek'in gözbebekleri hareketi takip ettiler. Derek yüzünü, dişi ağrırmışçasına buruşturarak gözlerini kapayıp alnını Stiles'ın alnına yasladı. Stiles gözlerini sıkı sıkıya kapayarak Alfa'nın ateş gibi yanan ellerinin omuzlarını kavradığını hissetti;

-Bunu istemeye hakkım yok ama, hiç umut yok mu? diye sordu Derek fısıltıyla.

Stiles konuşmaya çalışıp boğazındaki yumru yüzünden başarısız olarak Derek'in bileklerini tuttu, istediği şeyi Derek'e nasıl verebilirdi ki? Saatler gibi gelen bir sürenin ardından Stiles, Derek'in üzerinden çekilen sıcaklığını hissederek ürperdi. Derek yenilgiyi kabullenmiş, kederli bir tavırla, Stiles'a bakarak başını veda anlamında bir kez sallayarak evi terk etti.

...

 

 

End Notes:

bölümün biraz durgunlaştığının farkındayım gelecek bölümde arayı kapayacağım söz :)

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

Bol bol Lydia&Derek, iyi okumalar. 

Bölüm sonu notlarında dizinin üçüncü sezonuyla ilgili olası spoiler var, izlemediyseniz bölüm sonu notlarını okumayın lütfen!

 


 

Cuma günü saat dört civarı Lydia ofis bölmelerinin arasından geçip her bir dedektifine özenle talimat yağdırarak Stiles'ın yanına yaklaştı;

-Stilinski, dedi kalem eteğinin üzerinde olmayan bir kırışıklığı düzelterek, şansın yaver gidiyor, konuşmaya epey istekli bir görgü tanığı bulduk, gidip onu dinlemeni istiyorum.

Cadı'nın yanıtını beklemeden, Stiles'la beraber gitmek için yerinden kalkan Derek'e dönerek;

-Sen değil, dedi. Los Angeles'tan buraya geçen işaretli bir Succubus var. Sen ve ben onunla ilgileneceğiz.

Derek'in itiraz etmek istermiş gibi görünen yüzüne kolaysa cesaret et diyen bir ifadeyle gülümseyerek devam etti;

-Ethan, Stiles'a sen eşlik ediyorsun, herhangi bir terslik olursa bana haber verin.

Ethan hemen ayağa fırlayarak Cadı'ya;

-Öyleyse vakit kaybetmeyelim, dedi.

 

...

 

 Ne yazık ki görgü tanığı, yirmi tane kediyle birlikte yaşayan yetmişli yaşlarda bir kadındı. Stiles yarım saat devam eden gevezeliğin ardından elini (güya) görgü tanığının elinin üzerine koydu. Tam da şüphelenmiş olduğu gibi kadın ilgi açlığıyla bir kez olsun kendisini dinleyecek birilerini bulmuş olmanın kıvancıyla doluydu. Bir saatin sonunda Ethan'ın da doğruladığı üzere işe yarayacak hiçbir şey görmemiş olduğu anlaşılsa da Stiles zavallı kadını öylece bırakıp gitmek yerine ikram ettiği limonatayla şaşırtıcı biçimde taze portakallı bisküviyi yiyip kendisine sırnaşan Kartopu'nun kulaklarının arkasını nazikçe okşayarak kadının yirmi yıl öncesine ait anılarını dinlemeye devam etti. Evdeki kedi sürüsü kendisinden ciddi biçimde sakınıyor gibi dursa da, Ethan da durumdan şikayetçi görünmüyordu, aksine sahibesinin mutfakta bir şeylerle meşgul olduğu bir andan yararlanarak masanın üzerinden kendisine pıhlayan kediye dişlerini gösterdikten sonra keyifle sırıtarak Stiles'a göz kırptı. 

Talihe bak ki herkesin günü bu kadar barışçıl bir ortamda geçmiyordu.

 

...

 

Lydia Martin iyi bir gün geçirmiyordu, kolunda açık bir pençe yarası vardı, kafasını çarptığı yer hâla zonkluyordu, üstelik Tom Ford ayakkabılarına kan bulaşmış, tırnaklarından ikisi dipleri görünecek şekilde kırılmıştı. Mermer zeminde katran renkli kanının içinde ölü yatan Succubus'tan kafasını çevirerek gözlerini yumdu. Succubus'un biraz ötesindeki dedektifinin karnında derin görünen yaralar vardı. Kendisini toparlayarak Derek'in yanına gidip diz çöktü;

-Sağlık ekipleri yolda, biraz daha dayanmanı istiyorum, tamam mı?

Derek acıyla inleyerek karnını tuttu, bir şey söylemeye çalışıyordu, Lydia adamın ne söylediğini duyabilmek için biraz daha yaklaştı. Derek kendisinden beklenmeyecek bir kuvvetle Lydia'nın sağlam kolunu kavrayarak zorlukla;

-Üzgünüm, dedi.

-Benden bir daha gerçekleri saklama, dedi Lydia, ikimizi de öldürmene ramak kalmıştı.

 

İki saat önce

 

Lydia, Succubus'un bulunduğu yerin haberi kendisine uçurulduğunda avını elinden kaçırmamak için çabucak, klasik sayılabilecek bir plan yapmıştı; Succubus'un bağlayıcı etkilerine bağışık bir ekip oluştur, hasarı minimumda tut.  Succubus'la baş etmek için ikiden fazla kişi götürmek önceden tahmin edilemeyen sonuçlara yol açabilirdi. Zaten dedektifleri arasında bir Succubus'un cazibesine bağışık çok fazla kişi olduğunu zannetmiyordu. Güvenli birer seçenek gibi görünen eşlerine son derece bağlı kimseler bile ayartılabiliyordu. Geçmiş deneyimler Succubus'un büyüsüne kadınların da dayanıklı olamayabileceğini gösteriyordu, bugünlerde güzel bir kadının cazibesine dayanabilecek o kadar az kimse vardı ki! Finstock'u götürmek güvenli olabilirdi, son birkaç haftadır beslenmekle ilgili ciddi sorunlar yaşamasaydı eğer! Stilinski eşleşmiş olsaydı onu götürebilirdi, bağlanmış bir cadı Succubus'la baş etmek konusunda son derece yararlı olabilirdi, eh Stilinski de listede olmadığına göre üçüncü şıkkı seçecekti; Hale. Gerçi son zamanlarda Derek biraz şüpheli davranıyordu ya, yine de Lydia'nın kurdun sadakatinin aksi yönünde ciddi bir kanıtı yoktu. Eşleşmiş bir kurt adamın bağını bir ordu dolusu Succubus bile kıramazdı, tabii bir ordu dolusu Succubus kurt adamı baştan çıkarmak yerine muhtemelen onu sinir sinir, hücre hücre doğrayıp yemeyi tercih ederdi. Zalim orospu çocukları.

 

Araba yolculuğu beklenenden de sessiz geçti. Hale yanında bir duvar hareketsizliğiyle otursa da Lydia dedektiflerinin her birini böyle numaralara pabuç bırakmayacak kadar iyi tanıyordu, Hale'in bir sorunu vardı, yine. Bitmek bilmez sorunlarından sonuncusunun ne olduğunu soracaktı ki cep telefonu kumaş ceketinin cebinde titreşti, Tanrım, işe bak Jackson benimle gerçekten evlenmek istiyor. Hah, senin diz çöktüremeyeceğin kimse yok Lyidia Martin! Gelinlik Vera Wang'dan olabilir. Ayakkabılar? Ahh, yapılacak o kadar çok iş var ki!

 

Göz açıp kapayıncaya kadar her yerinden lüks akan binaya varmışlardı bile. Succubus ve lüks, şampanya ve havyar gibi birbirinden ayrı düşünülemeyecek şeylerdi, düğün için  hangi şampanya markasını kullanmalıyız acaba?

 

Lobideki güvenliğe kimliklerini göstererek sessizce asansöre yöneldiler, asansör kabini kızıl ve kara renklerdeydi,  hiç şaşırtıcı değil,  Lydia çatı katına bastı, içeride baharatlı, ilginç bir koku vardı. Derek yüzünde garip bir ifadeyle Lydia'ya baktı;

-Ne var? Hale, söylemen gereken bir şey varsa hemen söylesen iyi edersin.

Derek kafası dağınık bir ifadeyle Lydia'ya odaklanamayan gözlerle dönse de karşılık vermedi. Lydia orada zemin düğmesine basıp geri dönmeliydi ama lanet olsun, bu işi bir an önce bitirip Jackson'ın beş kişilik yatağına geri dönmek istiyordu. Kapı geniş girişe sessizce kayarak açıldığında, Lydia kendisini karşılaşacağı problemi çözmeye odakladı. Yanındaki Derek bariz şekilde isteksiz olduğu anlaşılan bir biçimde beta hâlini aldı. Lydia ne oluyor Tanrı aşkına diye düşünse de tartışacak vakti olmadığı için dedektifinin ruh hâlini es geçerek;

-Miranda May, Succubus Miranda May,beslenirken yasal sınırların dışına çıktığın için seni tutuklama yetkisine sahibiz, direnmeden teslim olursan sana zarar gelmeyecek! diye seslendi.

Cevap yoktu. Bir kez olsun şu işler kusursuz yürüse olmazdı zaten!      

 

Etrafı kolaçan ederek yavaşça içeriye doğru yürümeye başladılar, koku onlar yürüdükçe güçleniyordu. Derek işaret beklemeden, Lydia'nın önüne geçerek koridorun sonundaki kapalı kapıyı açtı, Lydia karşısındaki manzaraya bir anlam veremeyerek şaşkınlıkla;

-Stiles? dedi.

Stiles odanın köşesindeki on sekizinci yüzyıl işi zümrüt renkli kadife kaplı görkemli bir koltukta oturuyordu.

-Açıklayacağım, lütfen oturun dedi cadı yavaşça ikisine.

Lydia temkinli bir tavırla odayı tarayarak hemen yanındaki Derek'le birlikte Stiles'ın işaret ettiği yumuşak kumaştan yatak pufuna huzursuzca oturdu.

-Her şey yolunda, dedi Stiles ikinin de gözlerine bakarak, bana güvenin, her şey yolunda.

Stiles'ın üzerinde Lydia'nın daha önce hiç görmediği, gözlerinin rengini altın birer küreye dönüştüren  ipekliden bir takım vardı.

-Stiles, neler oluyor? diye sordu Lydia endişelenmesi gerektiğinin farkında. Beyninin içindeki bir ses Stiles burada olamaz diyordu, onu tanıkla konuşmaya gönderdin ama Stiles buradaydı.

Derek Beta hâli çözülerek gözünü bile kırpmadan Stiles'a bakıyordu.

-Lydia sizi hiç bir zaman incitmem, neden bana güvenmiyorsun? diye sordu Stiles şurup gibi bir sesle. Derek bana güvenebileceğini biliyor, öyle değil mi Derek?

Derek tereddüt bile etmeden başını salladı.

-Onun için öldürebileceğimi biliyor, senin için de yapardım bunu biliyorsun değil mi?

Lydia elbette ki biliyordu, konu sevdiği kimselere gelince Stiles bir bekçi köpeğinden bile daha sadıktı, Lydia o listeye nasıl girdiğini bilmese de Alfa Hale'le beraber kolay kolay kaybetmeyeceği bir yere sahip olduğunun farkındaydı.

-Sana güveniyorum ama Succubus...

-Succubus'un icabına bakıldı, dedi Stiles Lydia'nın sözünü bölerek, ağır perdelerle kapalı pencereden süzülen ufak bir ışık dilimi yüzünün sol yarısında dalgalanıyor, koltuğun kolçağında duran uzun parmaklarında geziniyordu.

Dibinde oturan Derek'in gırtlağından açlıkla dolu neredeyse duyulamayacak kadar sessiz bir inilti çıktı.

-Derek, dedi Stiles gülümseyerek, gözlerinin içinde altın renkli bir gül açılıyordu.

Lydia'nın aklına hayaline gelmeyecek biçimde Derek kendisine seslenen cadıya ciddiyetle boynunu açtı. Lydia bir anda dedektifini yepyeni bir açıdan görerek haftalardır birbirini takip eden sevinç ve küskünlüğünün kendisinden gizlenmiş aslında apaçık ortada olan sırrına erdi.  Alfa boynu hâlâ eğik, huzursuz bir kıpırdanmayla Stiles'ı izliyordu.

Stiles yavaşça ayağa kalkarak Derek'e yaklaştı, Lydia kafasının içinde birbirinden kopuk düşüncelerin yüzdüğünü duysa da aklını bir türlü toparlayamıyordu. Bir zamanlar bundan çok daha gençken, Jackson da ölümün eşiğinden döndüğü bir gece o hırçın, geçit vermez karakterinden soyunarak  Lydia'ya böyle kendisini açmıştı işte. İnanılmaz, dehşet verici bir kabullenişle. Birkaç santim ötesindeki Derek'in doksan kiloluk cüssesiyle hummaya yakalanmış gibi titrediğini hissediyordu. Derek kendisine gelen Stiles'a uzanarak cadının beline sarıldı, Alfa'nın herhangi bir ortamda bir başkasından yarım santim bile aşağıda oturmaya asla razı olmayacağını, üstlerine bile çok nadiren üstünlüklerini teslim ettiğini bilen Lydia, Derek'in kendisini böyle sergilemesinden, Stiles'ın kendisine böyle tepeden bakmasına müsaade etmesinden şaşkınlığa düşmüştü. Kafasını temizlemesi gerekiyordu, burada mantık dışı bir şeyler vardı. Kurt adamlar özel hayatlarıyla ilgili o kadar kapalılardı ki sevişmelerini görmek için insanlar karaborsada servet döküyordu. Lydia inanılmaz derecede nadir olan şansını düşünmemeye çalışarak, dizlerinden yukarı tırmanan sıcaklığı geri itmeye çabaladı, Derek'in gürültülü nefesleri, Stiles'ın yavaş hareketleriyle beraber arzu dalga dalga karnından aşağı dökülüyor, kafasını giderek daha çok bulandırıyordu. Cadıyla kurdun amansız enerjisi her tarafını sarıyordu. Derek Stiles'ı öylesine sıkı tutuyordu ki cadıyı tüm olarak yutmak istiyordu sanki. Ayaktaki Stiles başı karnına yaslı Alfa'nın saçlarını okşayarak;

-Seni bırakabileceğimi nasıl düşünebildin? diye sordu.

Derek gözlerini kapatarak iniltiyle Stiles'ın göğsünü öptü.

Stiles Alfa'nın kucağına su gibi akan bir hareketle kusursuzca yerleştikten sonra;

-Derek, dedi içine ışık düşmemiş yanıp tutuşan bir sesle, seninle benim için her zaman umut var, Deaton'ın da, babamın da, Kate'in de, herkesin canı cehenneme, ben seninim.

Stiles, Derek'in başını kaldırıp yüzü ölüleri andıran bir huzurla kaplı Alfa'yı öpmeye uzandı.  

Lydia yanlarında oturmuş film gibi önündeki sahneyi izliyordu, Stiles ustasına ya da babasına yüz çevirecek? Olacak şey değil, dedi kafasındaki o küçük, inatçı ses öne çıkarak. Buraya ne için geldik hatırla? Succubus. Lydia durumu anlar anlamaz gözbağı kırılan bir ayna gibi dağılarak çözüldü, Derek'in kucağında bir kız çocuğu kadar ince figürlü, kızıl saçlı Miranda May oturuyordu. Siktir, Derek'in karısıyla bağı yokmuş, seni dalavereci orospu çocuğu!

Lydia Succubus'un ölümcül öpücüğünün önüne geçmek için Derek'in kolunu tutarak;

-Dur, dedi. Derek, dur. Bu Stiles değil.     

Derek yarı yolda kesilen öpücüğün öfkesiyle ateş parçasına dönmüş gözlerle Lydia'ya döndü;

-Derek bu Stiles değil, Stiles'ı Ethan'la birlikte tanıkla görüşmeye gönderdim, hatırla!

Miranda May akı kayıp kapkara gözlerini Lydia'dan Derek'e çevirerek;

-Neden herkes beni senden almaya çalışıyor? diye sordu.

Derek stresle Succubus'a daha da sıkıca yapıştı.

Lydia Derek'i sarsarak;

-Stiles Kate'i böylece bir köşeye atar mıydı sence? Bu gerçek Stiles değil.

Stiles bir anda otelin tekinde belirip Derek'e hayatlarında yeri olan herkesin cehenneme kadar yolu olduğunu söylesin? Absürt! Ancak geçen beş haftada dört kişiyi kurutarak öldürmüş Miranda May Derek'e bütün bunları vaat edebilirdi, Alfa'nın bunu görmesi gerekiyordu.

Belli ki bu söylenecek doğru şey değildi, Alfa Kate'in düşüncesine bile katlanamıyormuş gibi uzayan dişlerini göstererek Lydia'yı silkelemeye çalıştı.

Lydia'nın parmakları Derek'in kolunu sıkıca kavramış bırakmıyordu. Kafasının içine girilmesinden nefret ediyordu, illüzyonlardan nefret ediyordu, birini sevdiğini zannederken kandırılmaktan nefret ediyordu, Peter'dan nefret ediyordu. Miranda May Peter'ın bir başka yüzüydü ve Lydia buna katlanamıyordu, Derek'in yüzündeki teslim olmuş, çıplak sevgi ifadesine katlanamıyordu. Lydia öfkeden gözleri yaşararak Miranda May'i Alfa'nın kucağından atmaya kalkınca Derek düşünmeden şefinin koluna pençesini geçirdi. Lydia acıyla bağırıp ayağa fırladı. Odanın erotik bir kabusa yakışacak şekilde düzenlenmiş dekoruna doğru sendeleyerek;

-Derek, diye bağırdı, Derek Stiles senin beni incitmene izin vermezdi, bu o değil.

Derek Lydia'nın sözlerine kulaklarına tıkamaya çalışarak Succubus'u göğsüne biraz daha bastırdı.

-Gerçek Lydia olsaydın evet dedi Miranda May oyuncu bir sesle, Derek gerçek Lydia böyle davranmazdı, bence... bence o aradığımız Succubus olabilir, senden kurtulduktan sonra beni almasını istemiyorum, bir şeyler yap, lütfen.

Başı dumanlı bir hareketle Succubus'un göğsünü, boynunu, omuzlarını öpen Derek yerinden kalkmaya isteksiz görünüyordu, Miranda Alfa'nın omzuna başını yaslayarak mide bulandırıcı bir esneklikle kucağında ileri geri hareket etmeye başladı.

-Geçen seferi hatırladın mı? diye mırıldandı. Paniğe kapıldığım için üzgünüm, seni ne kadar istediğimi biliyorsun, bu sefer öyle olmayacak söz veriyorum, Derek Succubus'un kalçalarını tutunca Miranda gülümseyerek;

-Önce Lydia dedi, izlemesini istemiyorum.

Derek Miranda'yı yavaşça kucağından bırakıp Lydia'ya doğru yürüdü, isteksizce de olsa sonunda ödülüne kavuşabilmesi için mutlaka yapılması gereken pis işi tamamlamaya kararlı görünüyordu.

Lydia korkuyla duvara doğru sinerek kendisine yaklaşan Alfa'ya baktı. Derek son bir kez onay istercesine arkasına döndü, Miranda May ölümcül bir sükunetle cinayete onay verdi.

Lydia bir başkasının gözbağının kurbanı olmanın ne demek olduğunu biliyordu, ne kadar çılgınca görünürse görünsün o kişi için her şeyi yapmanın ne demek olduğunu biliyordu. Peter için bir ev dolusu insanı zehirlemişti, Peter birini öldürmesini söylese şüphesiz onu da yapardı. Eğer birini öldürmüş olsaydı Jackson'la inatçı, mücadeleci ruhunun diğer yarısıyla asla birlikte olamazdı. Hayır, muhtemelen bir akıl hastanesinde çürüyor olurdu.

-Derek, dedi sesi titreyerek Alfa'nın kalkmaya hazırlanan pençesinden gözlerini zorla ayırıp dedektifinin gözlerine bakarak, eğer eşleşmiş değilsen Stiles'la bir şansın var, lanet olsun, onunla gerçek bir şansın var, eğer bunu yaparsan Stiles'la asla birlikte olamazsın.

Derek duraklayarak Lydia'ya baktı;

-Derek, Stiles'la olabilirsin, gerçek olanıyla, böyle üçüncü sınıf acımasız bir taklidiyle değil.

Derek bir rüyadan uyanırcasına gözlerini kırparak şefinin gözlerine odaklandı.

Miranda May huzursuz bir tavırla kalkıp Derek'in yanına geldi;

-Derek, sabrım tükeniyor, beni istiyor musun, istemiyor musun?

Lydia Derek'in nasıl ikiye bölündüğünü görebiliyordu, yanı başındaki ayartıcı, hemen sahip olunabilir hayale karşılık, savaşmayı gerektiren gerçek. Lydia Derek'in ağır pençesinin kalktığını görerek panikle gözlerini kapadı fakat beklediği darbe inmedi. Onun yerine Succubus'un korkunç feryadı ortalığı doldurdu. Seni öldüreceğim, diyordu kinle, ikinizi de yavaş yavaş öldüreceğim, şimşek gibi Lydia'ya atıldı, Derek şefini uzaklaştırabilmek için genç kadını gerekenden biraz daha şiddetli biçimde itip kafasını duvara çarpmasına sebep oldu. Lydia'dan gelen çarpma sesi yüzünden dikkati dağılarak yeterince hızlı  dönemediği için küçük iblis kışın buz tutmuş ince dallara benzeyen pençelerini Alfa'nın karnına geçirdi. Miranda May bir anlık zaferle parlasa da Alfa korkunç bir öfkeyle kükreyerek ne çelik ne kurşun geçirmeyen Succubus'un büyülü göğsünü kendi korkunç pençeleriyle deldi. Miranda May'in gözleri korkulu bir şaşkınlıkla kocaman açıldı, sonra Succubus zarafetten uzak bir biçimde Alfa'nın pençesinden kayarak yere düştü.

 

...

 

Ekipler Lydia'nın yaralarını sarıp şefi olası bir kafa travmasına karşı yirmi dört saat müşahede altında tutacakları odaya yönlendirdiler. Görünen o ki dedektifi Lydia'dan daha erken taburcu edilecekti, yine.

 Endişeli yüzüyle yarım saat sonra Jackson koşarak Şef Martin'in yattığı odaya daldı;

-Lydia, lanet olsun, ne oldu?

-Birinci sınıf gözbağı yapabilecek kadar güçlü bir Succubus oldu, dedi Lydia keyifsizce.

Lydia'yı bağışık olmasına rağmen etkisi altına alabilecek pek az şey vardı, belli ki Jackson da Lydia'yla aynı şeyler aklına gelerek kızgın bir ifadeyle kızın elini tuttu.

-İyisin, dedi yavaşça.

Lydia sevgilisinin alışıldık, yumuşak karnını göstermektense öfkelenmeyi yeğleyen tavrına dudak bükerek;

-Mükemmelim, diye yanıt verdi.

Jackson yorum yapmak yerine hastane odasına aşağılayan bir tavırla baktıktan sonra yatağın yanındaki misafir koltuğuna oturdu.

Eh, Jackson'dan daha fazlası da beklenemezdi zaten.

-Düğün için Dom Perignon istiyorum, dedi Lydia çıplak beyaz duvara düşünceli gözlerle.

Jackson homurdansa da itiraz etmedi.

...

 

 

 

 

End Notes:

Teen Wolf'un son bölümlerini düşünüyorum da bence Jennifer Derek'i Succubus kadar beter manipüle ediyor. Kimseye güvenmeyen Derek'in Jennifer'ı bu kadar kolay kabul ettiğine inanmıyorum, arabasının önüne yığılma hikayesi falan bana Sterek'i anımsatıyor, sonunda Jennifer'ın Derek'i Stiles'la ilgili anılarıyla manipüle ettiği ortaya çıkarsa hiç şaşırmam hatta patlamış mısırımı alır sakince Sterek'i beklemeye devam ederim!

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

Lydia ve Stiles!

İyi okumalar!

 

 


 

-Lydia? Müsait misin?

Saat sekizi henüz kırk geçiyordu, Lydia binaya adım atalı ancak beş dakika olmuştu ve Stiles çoktan kapısına dayanmıştı bile;

-İçeri gel, dedi Lydia kahvesini çalışma masasına bırakarak.

Stiles gözlerinde endişe dolu bir ifadeyle şefinin yanına yaklaştı;

-İyi misin? Duyar duymaz hastaneye koştum ama, refakatçi haricinde kimseyi alamayacaklarını söylediler.

-Ben iyiyim, bir şeyim yok, Derek'le konuştun mu?

-Telefonlarımı açmıyor, dedi Stiles gözleri mutsuz bir ifadeyle dalgalanarak, Erica'yla konuştum, merak edilecek bir şey olmadığını söyledi.

-İkimiz için de kötü bir deneyimdi, kendisini toparlaması için biraz vakit ver.

Stiles'ın kaşları düşünceli bir ifadeyle çatıldı;

-Lydia, ikinizi birden nasıl gafil avlamayı becerdi? Duyduğumda inanamadım, olay mahallinin fotoğraflarını gördüm, başka birinin yardımını almadan bu kadarını nasıl becerdiğini anlayamıyorum.

-Birinci sınıf bir Succubus'un ne kadar güçlü olabileceğini tahmin bile edemezsin Stiles.

-Ama size gözbağı yapmadı öyle değil mi?

Lydia Cadı'nın bakışlarına yavaş yavaş yerleşen şüpheyi hissedebiliyordu, iyi bir dedektifin kuşkuculuğunu dedektiflerinin herhangi birinde görmek gizliden gizliye gururunu okşasa da Lydia bu oyunda Stiles'tan her zaman üstündü. Stiles Lydia'ya inanmak istediği için, ona güvenmeyi arzuladığı için her zaman da üstün olacaktı;

-Dedektif Stilinski bu soru benim bağışıklığımla mı ilgili yoksa Derek'in bağıyla mı?

Stiles Şefinin hitabındaki mesafeliliği duyar duymaz geri adım attı, Lydia'nın bağışıklığının kaynağı hakkındaki belirsizlikle ilgili hassasiyetini bir anlığına unutmuş olması Cadı'yı utandırmışa benziyordu;

-Sadece endişelendim, iyi olduğunu bilmek beni sevindirdi Şef.

Lydia konuya daha fazla yüklenmeyince Cadı kendisini toparlayarak Lydia'ya biraz daha yaklaşıp cebinden ufak bir paket çıkardı;

-Rahatsız edici rüyalar için... Succubus'un lanetine uğrayanların sıklıkla kabuslardan muzdarip olduğunu okumuştum.

Lydia gülümseyerek;

-Derek için de hazırladın mı? diye sordu Stiles'ın kendisine uzattığı pakete refleksle uzanarak.

Stiles'ın parmakları avucuna daha değmeden piç kurusunun ne yaptığını anladı fakat elini çekmekte geç kalmıştı.

Cadı'nın keskin gözleri anında Lydia'nın kruvaze ceketinin altında dikkatle gizlenmiş olan koluna dikildi. Lydia Cadı'nın zihninde hızla dönen çarkları, yerine bir bir oturan taşları neredeyse görebiliyordu.

-Stiles, beni dinle, herkesin iyiliği için söylüyorum, diye böldü Cadı'nın aydınlanmasını Lydia, bu üzerinde kesinlikle tartışılmaması gereken bir konu, May olayını kurcalamanı kesinlikle yasaklıyorum.

Stiles hâlâ aynı ısrarcı ifadeyle Lydia'nın koluna bakıyordu.

-Stiles! Sana ne dediğimi duydun mu?

Stiles yavaş yavaş toparlanarak;

-Seni ne kadar kötü yaraladı? diye sordu Lydia'ya bakarak.

Belki de aldığı ağrı kesici ilaçlardan Lydia'nın kafası durmuştu ya da Jackson'la sabah sevişmesinin etkisinden henüz kurtulamamıştı, ya da ikisi birden, inkar etmek, hiç olmadı susmak yerine Stiles'a koz vermesinin başka açıklaması olamazdı;

-Bilerek yapmadığını biliyorsun.

Stiles'ın yüzündeki sakin maskenin düşerek yerini tam bir şaşkınlığa bıraktığını görünce Lydia dilini ısırdı, Stiles Derek'in Lydia'yı yaraladığından emin değildi sadece olta atıyordu ve nasıl olduysa Lydia'yı düşürmeyi başarmıştı;

-Stiles...   

-Ne kadar zamandır biliyorsun? diye kesti sözünü Cadı.

Lydia yaptığı hatadan dönmesinin artık mümkün olmadığını fark ederek;

-Sence? diye sordu alayla. Tanrı aşkına! Şüpheleniyordum ama bilmiyordum tamam mı? Miranda May faciasına yol açıncaya dek ben de bilmiyordum.

Stiles'ın yüzüne bakmak sebep olduğu hasarı anlamasına yeter de artardı bile, Cadı'nın gözleri ışıl ışıl yanıyor, tuhaf bir biçimde Lydia'ya otel odasında kendisini karşılayan Succubus'u hatırlatıyordu.

 -Stiles,meselenin ne kadar ciddi sonuçlar doğurabileceğini sen benden daha iyi biliyorsun. Eğer şüphe uyandırırsa Derek'in başı ne kadar belaya girer ben de bilmiyorum.

Cadı Derek'in adı belayla aynı cümlede geçer geçmez biraz önceki hâlinde silkinerek kendisine geldi.

-Ofisimden çıkıp masanın başına gitmeni ve bütün bunlar hiç konuşulmamış gibi davranmanı istiyorum, anladın mı?

Stiles bir an ikna olmuş gibi görününce Lydia şansına inanamayarak bir parça rahatladı ta ki Cadı eli ofisin kapalı kapısında, duraklayıncaya dek;

-Lydia?

Lydia cevap vermeyince Stiles kapıyı bırakarak kadına döndü.

Lydia daha önce her seferinde işe yaramış olan ; ''Stiles! Beni çileden çıkarmak üzeresin'' ifadesini takınmıştı. Bu yıldırıcı ikaza rağmen Stiles gözle görünür bir biçimde yüreğini toplayarak;

-Lydia lütfen, tek bir şey, bilmek zorundayım, diye karşı koydu.

Lydia, Cadı daha ağzını bile açmadan onun ne diyeceğini biliyordu, Stiles durumu çözdüğü andan itibaren korkuyla bu soruyu bekliyordu.

-Kimdi?.. May'in Derek'in gözünü bağlamak için kullandığı kişi kimdi?

-Dedektifimin güvenine yeterince ihanet ettim, konuyla ilgili daha fazla detay veremem Dedektif Stilinski.

-Lydia lütfen...

Lydia Stiles'ın ne kadar yalnız olduğunu biliyordu, artık Derek'in de, zaten her şeyi batırmıştı bir kere, daha ne kadar zarar verebilirdi ki? Yine de bunu ifşa etmek ya da gizli tutmak Derek'in hakkı değil miydi? Lydia yılbaşı partisindeki Kate'in acımasız ifadesini, Derek'e karşı tutumunu, onu zevkle bütün daireye rezili edişini bütün canlılığıyla anımsayarak, belki de değildir diye düşündü. Belki birilerinin ufak da olsa bir şeyler yapmasının vakti gelmiştir.  

-Kim olduğunu sen de ben de biliyoruz Stiles, dedi Lydia, karışım için teşekkür ederim, Derek'e de aynısından hazırlamayı unutma.

Stiles'ın ağzı açık kendisine baktığını görünce sonunda sabrı taşarak genç adamı dışarı kışkışladı;

-Mesai çoktan başladı, üzerinde çalışacağın bir dava yok muydu Dedektif?

Stiles yüzünde ne yapacağını bilemez bir ifadeyle odadan çıktı, Lydia ses geçirmeyen kapıyı arkasından kapatmadan önce Cadı'nın sesi kulaklarına taşındı;

-Teşekkür ederim.

 

 

 

 

End Notes:

Biraz kısa ama, hikayeye kaldığı yerden dönmek isteyince böyle bir sonuç çıktı ortaya.

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

İyi okumalar!

 


 

Stiles Stilinski, arkasında yavaş yavaş uyanan OV'nin günlük telaşına tamamen kayıtsız, kulaklarında Lydia'nın sözleri, sekizinci katın penceresinden aşağıdaki karınca sürüsünü andıran kalabalığı izliyordu. İnsanlar, her yerdelerdi, daima bir yerlere gidiyor, bir şeylerle uğraşıyor, sorulara cevap verdiklerini, seçim yaptıklarını, bu seçimlere göre yaşadıklarını düşünüyorlardı. Kurt adamlar bir dayanak noktası yaratarak ayı kandırmaya, cadılar ördükleri büyülerle ölümden kaçmaya, insanlar günlük uğraşlarla boğularak her günü kazanan doğayı unutmaya çalışıyorlardı. Bütün türler kendilerince, çıplak oturdukları, örtüsü olmayan bir masada hile yapabileceklerini düşünüyorlardı. Stiles gözünü alan güneşe boynunu eğerek elleri cebinde alnını hâlâ soğuk cama yasladı, yaşamın kadim kuvvetleri Stiles'ın elini görmüş, onun kurnazlıklarını izlemiş, şimdi oyunu kapatıyorlardı. Stiles'a yeteneğini bağışlayan aynı kaynak vergisini eksiksiz istiyordu. Büyüsünün bir kıvılcım gibi sıçramaya hazır vaziyetine bakılırsa göz koyduğunu alması için çok vakit geçmeyecekti. Derek'in geçmiş akitlerini, sorumluluklarını, Stiles'ı geri çeken sebepleri Cadı'nın doğası bir çığ gibi çiğneyip geçecekti. Stiles işler bu raddeye varmışken onu kandırmaya çalışmanın manasız olduğunun farkındaydı, yalnızca suyun bildiği yönde akmasını usluca izleyip önüne katıp götürdükleriyle çok fazla ziyana yol açmamasını dilemek kalıyordu geriye.

Stiles sırtında bir ürperti hissederek koridorun karşısında açılan asansör kapısına döndü, Derek'in yeşil gözleriyle karşılaşır karşılaşmaz içinde bir anahtarın kilidine oturduğunda çıkardığına benzer bir yankı duydu. Derek asansör kabininden çıkarken Stiles, göğüs kafesine Derek'in heyecanlı nabzını taşıyan çelikten bir ip gerilmişçesine, Alfa'nın titreşimlerini yüreğinde hissetti.

Danny olanlardan habersiz, elinde mavi bir dosyayla araya girerek Derek'e bir şeyler anlatmaya başladı. Derek'in gözleri Stiles'tan isteksizce, yavaşça ayrılarak Danny'nin uzattığı dosyaya odaklandılar. Stiles farkında bile olmadan onların durduğu yere doğru yürümeye başladı.

-Söylediğim gibi eğer listeyi genişletmemize yardım edecek birilerini bulabilirsek...

Danny sözünü yarıda bırakıp yanlarına gelen Stiles'a bakarak kaşlarını sorarcasına kaldırdı;

-Stiles? Bir şey mi lazım?

Stiles Danny'e dönerek ciddi bir ifadeyle;

-Evet, dedi.

Garip bir sessizlik yaşandı.

Danny uzun sayılabilecek yaşamında bir çok tuhaf şey görmüştü yine de zaman zaman Stilinski tarafından gafil avlanmaktan kendisini alamıyordu.

Stiles Danny'e neye gereksindiğini açıklamaya lüzum görmemiş olacak ki, akvaryumdaki bir balık kadar kendi hâlinde, düşüncelere dalmış mermer zemini inceliyordu.

Neden sonra Cadı o kocaman kahverengi gözlerini Alfa'ya kaldırıp;

-Derek, dedi.

Sesi, ismi eski dualardan bir parçaymışçasına tonlamıştı, sanki Derek Hale'in adını söylemek özenle ele alınması gereken bir görevmişçesine.

Alfa olayı Danny kadar garip bulmamış olacak ki, Danny'nin daha önce duymadığı kadar yumuşak bir sesle;

-Stiles, diye selamladı Cadı'yı.

Stiles eline şeker tutuşturulan bir çocuğun mutluluğuyla gülümsedi;

-Başına gelenler için üzgünüm.

Stilinski'nin söyledikleriyle yüz ifadesinin uyuşmazlığına bakılırsa Cadı dün gece fena uçmuştu.

-Ben iyiyim, diye yanıtladı Alfa aynı yumuşak, ürkütücü tonla.

Aldığı kısa cevap çok fazla bilgi içerirmiş gibi, Cadı'nın yüzünü önce bir memnuniyet kapladı hemen ardından Stilinski'nin her mimiğinde bariz bir panik uyandı, çehresinin her köşesi; bütün bunlarla nasıl başa çıkacağımı bilemiyorum, Tanrım ne yapıyorum ben? diye sessizce haykırıyordu sanki.

OV'de canımın sıkılmasına olanak yok diye düşündü Danny Cadı'daki saniyelik değişimleri merakla seyrederken, bir gün Finstock, bir gün Stilinski.

Danny'i iyiden iyiye huzursuz eden bir sürenin ardından Stiles;

-Bir ara benim tarafıma uğramalısın, dedi boğuk bir sesle, kabuslar için...

Danny genç adamın cevabı beklerken soluğunu tuttuğunu hissetti, Derek olumlu yanıt verince Stiles'ın yüzündeki renk bir parça uçtu, yine de Cadı ciddiyetle başını sallayıp gülümsedi sonra ikisine de başkaca bir şey söylemeden çekip gitti.

Danny Cadı'nın arkasından bakarak;

-Bu da neydi böyle? diye mırıldandı.

Derek Danny'nin merakını paylaşıyormuş gibi görünmüyordu, aksine Alfa, yüzündeki kararlı ifadeye rağmen benzi korkutucu bir biçimde Stilinski'ninki gibi atmış, Stiles'ın bıraktığı boşluğa bakıyordu.

Bu ikisinin ne işler çevirdiğini ancak Tanrı bilirdi.

Danny derin bir soluk alarak işine döndü;

-Neyse, nerede kalmıştık? diye sordu sabırla Alfa'nın kendisine gelmesi için vakit tanıyarak. Dediğim gibi eğer listeyi genişletirsek...

 

...

 

Yarattığı sabah terörü yetmiyormuş gibi şimdi de Stilinski masasının başına dikilmişti.

-Bir şey mi istiyorsun Stiles? diye sordu Danny nezaketini muhafaza etmeye çalışarak.

Cadı omuzlarını silkerek;

-Sen Adhene'sin ve ben de gerginim, diye cevap verdi.  

Danny gözlerini önündeki bilgisayar ekranından ayırmadan burnundan bir soluk verdi;

-Stiles bana gelmek yerine insanları hafife almayı bırakıp icat ettikleri şeyleri denemeye başlayabilirsin.

-Ne mesela?

-Lustral, prozac, kırmızı şarap ne bileyim, seç birini. Ve ayağını yere vurmayı bırak lütfen.

Stiles kaşlarını çatarak;

-Hadi ama, dedi, buna ihtiyacım var.

Danny bu sefer kolayca teslim olacağa benzemiyordu;

-Mesai saatleri içindeyiz, Lydia seni burada çene çalarken yakalarsa derini yüzer.

Stiles pek ikna edici olmayan bir biçimde somurttu;

-Yapma, buna ihtiyacım var biliyorsun, masam ve sandalyem kullanılamayacak hâlde, o masayı severdim tamam mı?

Biraz önceki gürültü patırtı Greenberg'ten değil bizzat Stilinski'nin kontrolden çıkan büyüsünün etrafa sataşmasından geliyordu demek.

-Sadece ofis görevlileri bölmemi düzenleyinceye kadar? Hem birazcık burada takılmamın kime ne zararı var ki?

Danny aksi deliller göstermek üzere olduğunu belli edecek şekilde ağzını açınca Stiles araya girip onu bastırarak;

-Ben Cadı'yım sen de civardaki tek Adhene'sin! Sen alevin kendisinden yapıldın, biraz sorumluluk al diye tısladı.

Stiles daha çok kendi kendisine mırıldanırcasına devam etti;

-Bunu istemem garip mi şimdi? Cennetten düşmüş olman şaka bile değil...

Danny homurdanarak Stiles'ın lafını böldü;

-Stiles bunu konuşmuştuk...

-Neyi konuşmuştuk?

Danny fısıltıyla;

-Bak ben senin için uygun bir aday değilim dedi. Üstelik şimdi Matt de var.

Cadı gürültülü bir fısıltıyla karşılık verdi;

-Birincisi; Matt'le birlikte olduğunu tekrarlayıp durma lütfen, bu tuhaf gerçeğin fakındayım. İkincisi; yemin ederim adaylıkla filan ilgili değil.

-Büyünün dengesizleştiğini sen söyledin...

Stiles incinmiş bir edayla iki elini orada dur dercesine havaya kaldırdı;

-Bak o kadar da çaresiz değilim tamam mı?

Danny'nin şüpheli kaşlarını görünce Cadı'nın omuzları düştü;

-Ciddiyim, biraz soluk alıp kendime gelmeme izin ver, sadece yirmi dakika.

-Sadece yirmi dakika, Lydia görürse sen açıklarsın.

 

...

 

-Sen burada ne halt ettiğini zannediyorsun?

Stiles Danny'nin tesiri altında çeyrek saattir sürdürmeyi başardığı sakinlikten anında koparak silkindi, Danny Cadı'nın büyüsünün çevrelerinde hiç vakit kaybetmeden tehditkâr bir dalga gibi yükseldiğini hissetti.

-Yediğim haltları götüne sokmamı istemiyorsan siktir git...

Matt'in aniden değişen yüzü öfkeden kıpkırmızı kesildi.  

Danny bıkkınlıkla içinden bir bu eksikti diye geçirse de olası bir kavga başlamadan araya girerek Cadı'ya doğru hamle eden Matt'i kolundan çekti. Kuduran sevgilisini zapt etmeye uğraşırken bir yandan da Stiles'a işler büyümeden toz olmasını işaret ediyordu. Stiles beklenmedik bir şekilde Danny'nin hararetli tavsiyesini tutarak, arkasından yükselen sövgülere aldırmadan ortadan kayboldu.  

-Neyi var bu orospu çocuğunun? diye sordu Matt birkaç dakika sonra Danny sayesinde yatışarak.

-Bilmiyorum, diye dürüstçe cevap verdi Danny, her neyse yakında öğreniriz.

...

-Derek? Burada mısın?

Lydia Martin parmağını sertçe şaklatarak Alfa'nın dikkatini talep etti.

Derek'in afallamış hâline bakılırsa Stiles ofisteki konuşmalarının ardından hiç zaman kaybetmeden harekete geçmişti.

 Lydia Derek'in kendisine dönen çatık kaşlarına pırıl pırıl parlayan nar çiçeği bir dudak büküşle cevap verdi.

-Eğer transtan çıktıysan operasyon için hazırlanmamız gerek.

Derek'in solgun gözleri operasyon lafını duyar duymaz inatlaşmayı bırakıp belirgin bir dikkatin izleriyle keskinleştiler.

-İhbar biraz önce geldi, bu sefer kaynağımız sağlam. Vurucu ekip hazırlanıyor, Stilinski ve sen benimle geliyorsunuz.

Derek'in omuzları Cadı'nın bahsinin geçmesiyle gerildi. Lydia dedektifinin kendisini sorgulamanın eşiğinde olduğunu hissedebiliyordu; ona sen mi söyledin? Ona ne söyledin? Neden?

-Tüm dikkatini işe yoğunlaştırmanı istiyorum, ekibin burnu bile kanamamalı.

Derek'in gözleri Lydia'nın yeni yeni iyileşen koluna suçlulukla kaydılar. Lydia bu basit numarayla sorgu sualden kurtuluşuna içten içe gülerek ciddi bir biçimde;

-Gidelim öyleyse, dedi kapıya doğru yürüyerek.

 Peşinden gelen Alfa'nın sessizliği şahsi meseleleri bir yana bırakıp profesyonelliğe geri döndüğüne dair iyi bir işaretti.

 

...

 

 

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

İyi okumalar!

 


 

Lydia ekip aracının yağmur damlalarıyla ıslak camından adamlarının tek katlı, geniş binayı kurtlar gibi yavaş yavaş sarmasını izlerken tekinsiz bir önseziyle ürperdi. Yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Önündeki telsize uzanarak;

-Alfa, şefin konuşuyor, beni duyuyor musun? dedi.

Hale'in parazitlenen sesi hemen karşılık verdi;

-Duyuyorum Martin.

-Temkinli davranın, ters giden bir şeyler var.

-Etraf temiz görünüyor, içeride kalp atışı yok, girmek için izin istiyorum.

Telsiz hattındaki kısa süreli sessizlikten sonra Lydia'nın otoriter sesi bir kez daha duyuldu;

-İzin verildi. Gardınızı indirmeyin Hale.

-Anlaşıldı şef.

 


...

 


Stiles tepeden tırnağa sırılsıklam arkasındaki Danny'e;

-Bir şeyler ters gidiyor, diye mırıldandı.

Danny başını yağmur bulutlarıyla kaplı göğe kaldırarak;

-Biliyorum, dedi.

Binanın arka kapısında durup içeriyi dinlediler.

-Herhangi bir şey?

Stiles eli metal kapının üzerinde, birkaç saniyeliğine gözlerini kapayıp başını olumsuz manada salladı;

-İçeride kimse yok.

Danny kaşlarını çatarak telsizine uzandı;

-Şef, Mahealani konuşuyor, duyuyor musun?

Lydia'nın gergin sesi kopuk kopuk kulaklarına ulaştı;

-Dinle...me...de...

-Stilinski'yle yerimizi aldık Şef.

-İçeriden... yakaladınız mı?

-Tekrar edin Şef, anlaşılmadı.

-İçeriden bizim ekip dışında ... yakaladınız mı?

Danny'nin eli telsizin üzerinde kasıldı;

-Şef bizimkiler içeride mi?

-Olumlu... size ... 

Danny çabucak durumu kavrayarak telsizi indirip karşısındaki Cadı'ya baktı.

-Bizi tuzağa düşürdüler, dedi Stilinski'nin öfkeli sesi.

Danny yeniden telsize davranarak;

-İçeri giriş için izin istiyoruz, Şef, dedi.

Telsizden uzun bir sessizlik haricinde yanıt gelmedi.

-Şef! Giriş için izin istiyoruz!

Danny Stiles'ın kapıya uzandığını görerek genç adamı durdurmak için Cadı'nın koluna uzandı;

-Stiles ne yaptığını sanıyorsun? İçeride ne olup bittiğini bilmiyoruz, Lydia'nın komutunu beklemek zorundayız!

Lydia'nın kan dondurucu çığlığı bir anda havayı doldurdu, Stiles kararlı bir yüzle Danny'nin kolunu silkerek kapıyı açtı;

-Lydia'ya git, dedi Cadı karanlık siluetini yutarken. Kapı arkasından hafif bir metal gürültüsüyle Danny'nin yüzüne kapandı. Danny bütün gücüyle çığlığın geldiği yere doğru koşmaya başladı.

 


...

 



Stiles gözlerinin karanlığa alışmasını beklerken dikkatini ustasından aldığı eğitime yoğunlaştırdı. Deaton olsa ne yapardı? Nereye bakardı? Cadı elini soğuk duvara dayayarak derin bir nefes alıp zihnindekileri boşalttı, balıkçıların yaptığı gibi, Deaton'ın kendisine öğrettiği gibi büyüyle ince örülmüş ağını atarak peşine düşebileceği bir iz aradı. Sessizlik an be an büyürken Stiles zihninde bir bilmece duydu;

Nedir yağmuru peşinden getiren, bağları talan eden, kimdir Hanım'ın sözlerini taşıyan, düşmanları tuzağa düşüren?

Stiles bilmeceyi düşünerek boş koridorda yürümeye koyuldu, duvarlar hiçbir duygu taşımıyor, boş görünen bina en ufak sır vermeden Cadı'yı daha derinlere davet ediyordu. Stiles geniş, yuvarlak holün ortasında duraklayarak yukarıya tırmanan merdiven trabzanını kavradı. Ahşap yüzeyden tüylerini ürperten bir his ensesine yavaşça tırmandı. Cadı bir tuzağa doğru ilerlediğini bile bile kendisini basamakları çıkmaya zorladı, üçüncü katın sahanlığına ulaştığında boşluğun ortasında duvara yaslı duran metal dolabı fark ederek yaklaştı, dolabın boyu iki metre civarındaydı, lisedeyken soyunma odasında kullandıklarına benziyordu, göz hizasında beş şeritli bir açıklık vardı. Stiles daha iyi görebilmek için öne doğru eğildi, kendisine dikilen bir çift gözün akını seçtiğinde korkudan neredeyse arka üstü düşecekti;

-Beni çıkar, diye fısıldadı yalvaran ses.

Stiles dehşetle olduğu yerde donakaldı.

-Ne olursun beni çıkar! diye yalvardı ses bir kez daha dolabın içinden.

 -Anne?

-Lucjusz?

-Anne!

Stiles bütün gücüyle dolabın kapağına asılarak çekti, lanet şey sıkışmış açılmıyordu. 

-Kapıyı aç, kapıyı aç! 

-Yapamıyorum!

-Kapıyı aç!

Sonunda kapı Stiles'ın uyguladığı baskının şiddetiyle aniden ardına kadar açıldı. Stiles bomboş bir dolapla karşılaşarak kafası karışık daracık şeye doğru elini salladı, sanki parmakları biraz daha uzanırsa annesini yakalayacaklardı. 

-Nedir yağmuru peşinden getiren, bağları talan eden, kimdir Hanım'ın sözlerini taşıyan, düşmanları tuzağa düşüren? 

Stiles panikle arkasını döndü. 

-Nedir yağmuru peşinden getiren, bağları talan eden, kimdir Hanım'ın sözlerini taşıyan, düşmanları tuzağa düşüren? diye sordu bir kez daha bu sefer daha hızlı, daha sabırsızca.

Stiles karşısındaki varlığın dehşetiyle sırtı metal dolaba değinceye dek geriledi.

-Bilmeceye cevap ver!

Stiles dolabın kapağını kendi üzerine kapatarak gözlerini sıkıca yumdu, yaratığın aralıktan geçen hayvansı soluğunu yüzünde duyabiliyordu.Dolap zelzeleye tutulmuşçasına sallanmaya başladı;

-Cevap ver Stiles!

-Kitsune! diye bağırdı Stiles sonunda bilmeceye bir anlam vererek, yağmuru getiren, dağların sözünü taşıyan, talan eden ve tuzağa düşüren, oyunbaz tilki. 

-Biz tilkilerin tilkisiyiz Stiles, diye karşılık verdi dolabın deliğinden derin ve yaşlı ses. Biz karanlıkta avlanırız, biz Nogitsune'yiz, aydınlık akrabalarımıza benzemeyiz.

-Benden ne istiyorsun? 

-Bizi kapana kıstırabileceklerini zannettiler. Bizi! Kurduğu binlerce tuzaktan daha fazla tuzağı bozmuş olan bizi!

Stiles büyüsünün düzensiz titreşimlerini bastırmaya çabalayarak;

-Lütfen... dedi, lütfen...

-Senin yüzünü alacağız Stiles, sonra bizi oyuna getirmeye çalıştıkları için onları tek tek avlayacağız.

Etraflarındaki hava kıvılcımlanmaya, tekinsiz çatırtılar çıkarmaya başladı.

-Bizi incitemezsin Cadı, dedi Tilki havadaki bir kıvılcımı avucunda ezip söndürerek.Stiles acıyla bükülerek çığlık atmaya başladı.

-Kapıyı aç! dedi Tilki, bir başka kıvılcımı karanlığa gömerek. İntikamımızı alacağız, insan ayaklarını kapana kıstıracağız.

Stiles acıyla çırpınırken vargücüyle bağırmaya başladı;

-Derek! Lydia! Derek! 

-Duymuyor musun? diye fısıldadı Tilki. Burada seninle benden başka kimse yok, kimse yok Stiles. Yardımına kimse gelmeyecek, içindeki bütün kıvılcımları teker teker söndüreceğim Stiles ve sen orada küçük bir çocuk gibi, annenin ölümünü beklediğin gibi kendi ölümünü bekleyeceksin.

Bir kıvılcım daha Tilki'nin pençesinde söndü.Stiles duyduğu acıdan nefesi kesilmiş birkaç saniye soluklandı sonra Tilki'nin kendisini izleyen soğuk gözlerine bakarak aklını yitirmişçesine gülmeye başladı.

-Seni boş bir ev gibi bırakacağım Stiles, dedi Tilki sırıtarak, sadece baban daha fazla acı çeksin diye.

Stiles'ın acıyla dolu delice kahkahaları hıçkırıklara ve yumruklara dönüştü.

-Kapıyı aç Stiles!

Bir başka kıvılcımın karanlıkta kayboluşuyla Stiles'ın sırtından soğuk bir ter boşandı. Çok fazla dayanamayacağı sezgisiyle Cadı yaralı bir hayvan gibi dolabın köşesine çökerek olabilediğince büzülmüş gözlerini kapattı. Buz kesmiş ellerini koltuklatlarına sıkıştırarak beklemeye başladı, başı fıldır fıldır dönüyordu. Ölümün nasıl geleceğini bilmiyordu, Deaton'ın imalarından, izlemekten korkmayacağı birinin kılığında geleceğini kestirmişti, kişiliğinin güçlü bir parçası olan merak bu durumda dahi yüzeye çıkıp acaba nasıl olacak? diye sordu. Sorusunu duymuşçasına yanaklarında sıcak bir soluk duyarak Cadı gözlerini açtı.

 -Elbetteki sen, diye gülümsedi hâlsizce kendisine dikili yeşil gözlere. 

-Stiles çok fazla zamanımız yok, uyanmak zorundasın diye yanıt verdi Derek Alfa sesiyle. Stiles dolabın dışından gelen tehditlere kulaklarını tıkayarak yorgunca;

-Ben uyanığım, diye mırıldandı.

Bir kıvılcım daha karanlıkta gürültüyle infilak etti.Endişesiz bir uyuşukluk Stiles'ın dizlerinden yukarıya doğru tırmanıyordu. Stiles Derek'in yeri göğü inleten kükremesiyle kendisine gelir gibi oldu.

-Stiles! Uyan! Uyan!

Dolabın ortasında bir göçük belirdi;

-İnlerine gireriz, dedi Tilki ıslak tehditkar bir sesle, yavrularını boğarız, eşleriniz çalarız, kimiz biz?

Dolap Tilki'nin sözleriyle içeri doğru eğiliyordu;

-Kurtların avını boğazlarız, geceleri ineriz, karmaşada geliriz, avlarından sonra kurtları da boğazlarız, kimiz biz?

Derek'in yüzü Stiles'ın gözleri önünde saniye saniye korkunç, heybetli bir yaratığın çehresine büründü.

-Dönüştün! dedi hayretle Stiles. Sonunda başardın.

Alfa dolabın kapısına yüklendi, açılmayınca Cadı'ya doğru döndü, Stiles savaş bayrağı gibi kızıl kızıl parlayan gözlerin arkasında Derek'i seçerek;

-Kapıyı açmamı mı istiyorsun? diye sordu becerebildiği kadar alaycı. Bunun ne kadar aptalca olduğunun farkında mısın? Alfa'nın yüzünde aceleci bir ısrar belirdi.

-Peki, dedi Stiles, peki. Sözler ağzından çıkar çıkmaz kapı ardına kadar açıldı.


...

 


Metal dolabın kapısı açılır açılmaz Stiles ruhuna buz gibi soğuk, kadim bir şeyin yapıştığını duyumsadı, nefes alamıyordu, kıpırdayamıyordu, Nogitsune'nin varlığı üzerine sel gibi yürüdü, yakında benliğinden geriye bir şey kalmayacaktı, Tilki'nin kuklası olacaktı. Fikrin dayanılmazlığıyla büyüsü kendiliğinden, taşa sürtülmüşçesine hızlı, Tilki'nin hilebaz varlığından sıyrılarak kurda sıçradı. Alfa kükreyerek nereden geldiğini anlamadığı yalın alevle mücadeleye tutuştuğunda, ikisi üzerinde daha önce kimsenin yürümediği, Tanrı'ların yarattığı ilk ormanda buluştular. Cadı zapt ettiğini bilmediği bir güçle üzerine atılan kurdun dev cüssesini kucakladı. Alfa pençeleri ve dişleriyle direniyor, Cadı'nın saf ateşiyle amansızca boğuşuyordu. Cadı sonunda, en sonunda uzun süredir tuttuğu bir nefesi verir gibi, gizlenmiş olan kendisine apaçık malum olarak, Alfa boğazını parçalasın, etini yesin diye kendisini tamamen bıraktı. Kurdun kömür kadar karanlık tüyleri Cadı'nın sıcak kanıyla ıslandı, hayvanın sırtı Cadı'nın kıvılcımlarıyla tutuşmuş yanıyorlardı. Stiles bütün varlığının göbeğinden bir kancayla çekilir gibi Derek'e doğru çekildiğini hissediyordu. Derek'i teslimiyetle kuşatıyordu, kendisinden vererek varlığına yer açıyordu, önünde eğilirken kurdu dizleri üzerine çöktürüyordu. En kuytu köşeler, en derinlere gömülmüş sırlar, unutulmuş hatıralar açılıp düzleştiler, imkansız bir yakınlıkla iki ruh sonunda birbirlerini tanıyarak iç içe geçtiler. Cadı ve Kurt zamanın kendisi kadar ağır  bir kapının yerine oturuşunu, bütün bedenlerini titreten bir kesinlikle duydular.

 

Geriye döndüklerinde Stiles acıyan gözlerini yavaşça açtı. Tanıdık yüzlerin oluşturduğu bir çemberin ortasındalardı, Derek'in pençesi ensesine gömülmüştü, kurtadam biraz sonra kendisine gelerek keskin pençesini Stiles'ın solgun etinden çıkardı. Orada durmuş soluk soluğa birbirlerine baktılar;

-Zihnimdeydin, dedi Stiles olanları çabucak kavrayarak.

Derek başını kısaca sallamakla yetindi.

Stiles Lydia'nın etrafa emir dağıtan sesiyle kendisine geldi;

-Ne bakıyorsunuz? Yardım etsenize! 

 


...

 

 
Stiles doktor tarafından ses geçirmez odada muayene edilirken Lydia kontrollü bir sesle yaşananları kısaca dedektifine aktarmakla meşguldü.

-Banshee, diye mırıldandı Stiles hayretle.

Doktorun elleri Stiles'ın şaşkınlığını paylaşarak bir anlığına alnında durakladılar. 

-Evet, Stilinski Banshee, dedi Lydia doktora hızlı olmasını işaret ederek.

Doktor korkulu bir tavırla hemen işine döndü.

 -Peki ama neden şimdi? Daha önce bir sürü ölüme tanık olduğuna eminim.

Lydia Chanel ojelerini dikkatle incelerken;

-Banshee çığlığının kurbanlarla tetiklendiğini düşünüyorum, dedi. Nogitsune içine sıkıştığı bedenden çıkabilmek için adamı karnını ikiye yararak kurban etti. Sanırım bu da çığlığımı tetikledi.

Stiles nutku tutulmuş hâlde Lydia'ya baktı.

-Ne var? diye sordu Lydia sabırsızca saçını geriye atarak. Çevremiz her türden doğaüstü varlıkla doluyken Banshee olmama mı şaşıracağız?

Stiles doğru dercesine omuz silkti.

-Şimdi ne yapacağız?

-Katil ya da katiller ateşle oynuyorlar. Üstelik bu olayın kanıtladığı üzere doğaüstü varlıklar hakkında doğru dürüst bilgileri de yok, belki ellerinde bir kitap ya da öyle bir şey olabilir ama o kadar. Nogitsune'yi başlarına musallat ederken onun çağırıldığı bedenden çıkabileceğini bilmiyorlardı ya da çağırdıkları varlığın ne kadar güçlü olduğunu ve dilerse neler yapabileceğini.

-Adam kimdi?

-Fanatik bir kurtadam düşmanı, mükemmel şüpheli, akli dengesinin bozuk olduğuna dair raporlar var.

-Ne yani bu herifi yakalayıp Beta cinayetlerini bir köşeye mi bırakacaktık? Saçmalık! Nogitsune'nin kontrol ettiği bedenle elini kolunu sallaya sallaya herhangi bir hapishaneden ya da hastaneden çıkıp gidebileceğini düşünememiş olmaları delice.

-Ortalığı karıştırmak amacıyla yapmış olabilirler. Eğer Nogitsune seni ele geçirebilseydi dileklerine kavuşmuş olacaklardı.

 -Düşünmek bile istemiyorum, dedi Stiles Tilki'nin hatırasıyla hafifçe ürpererek. Doktor işini bitirerek geri çekildi;

-Düşerken başınızı çarptığınız için bu gece saat başı uyandırılıp kontrol edilmeniz gerek, bir terslik olursa hastaneye gelmelisiniz.

-Sorun değil, bu gece babamda kalırım, dedi Stiles ayağa kalkarken.

Gözucuyla Lydia'nın bir kaşını alayla kaldırdığını görerek;

-Ne? diye sordu

-Bu gece John'la kalacağını hiç zannetmiyorum dedi Lydia kapıyı açarken. Stiles hemen kapının dışında bekleyen Derek'le bakışları buluşarak yutkundu.

-Hale, Stilinski, yarın izinlisiniz, dedi Şef topuklarının üzerinde dönüp gitmeden önce. Yapacak çok iş var, iyice dinlenmeye bakın.

 

 
...

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

İyi okumalar!

 


 

Geniş, metalik asansör yağ gibi kayarak zemin kata doğru iniyordu. Stiles karşısındaki dijital panelden gözlerini ayıramıyordu, arkalarında bıraktıkları katları gösteren kırmızı rakamlarla beraber ılık bir his midesinden dizlerine doğru akıyordu, 8, 7, 6, 5... Bütün dünya nefes almaya korkarak geriye doğru sayıyordu sanki.

0.

Kapılar sessizce floresan ışıklarla aydınlatılmış koridora açıldılar.

Stiles yanında yürüyen Derek'i yalnızca göz ucuyla takip etse de, O'ndan başka hiçbir şey gördüğü yoktu. İki yıllık ortağı, gri, ruhsuz duvarların, hastane personelinin silik, uzak varlığının ortasında Stiles'a kendi elinin arkası kadar tanıdıktı.

Derek hastane çıkışındaki danışma masasında oturan orta yaşlardaki sarışın kadına;

-Hoşça kal Ann, dedi.

Ann'in gözleri Beta ışığıyla hafifçe parlayıp söndüler, kadın bankosundan;

-Dikkatli ol Hale, diye cevap verdi.

Derek'in omurgası bu mümkünse daha da dikleşti, parmakları Stiles'ın omzuna dokunarak Cadı'yı hastane çıkışına yöneltti. Stiles parmaklarının elektrik saçan sıcaklığını giysilerinin üzerinden hissedebiliyordu.

Şimdi ne olacaktı? Ne yapacaklardı? Lydia'ya veda ettiklerinden beri aralarında tek bir sözcük geçmemişti. Stiles konuşursa aralarındaki sessiz anlaşmayı bozacağından korkuyordu.

Cadı çenesini açmamaya kararlı, Derek'le hastaneden çıkarak, dışarıdaki açık otoparka doğru yürümeye koyuldu.  Dışarıdaki tek tük park edilmiş araçların kenarında bir eli cebinde tanıdık bir figür bekliyordu;

-Derek, diye hafif bir sesle selam verdi Isaac.

Derek sessizce Beta'sına yaklaştı.

-Hey Isaac,dedi Stiles gülümseyerek, güzel fular.

Isaac boynundaki vişne çürüğü fulara dokunarak  çocuksu bir biçimde gülümsedi. Sonra bir anda hatırlamışçasına Derek'e dönerek;

-İstediğin her şey içinde, dedi elindeki ufak, deri valizi Alfa'sına uzatarak.

Derek valizi aldıktan sonra Isaac elini arkadaki gözden kaçamayacak denli devasa araca doğru salladı;

-Cipi hemen buraya park ettim.

Derek etkilenmiş görünmeden, bir kaşını kaldırmış Isaac'i süzmeye devam ediyordu, Beta bir an kararsızlıkla Alfa'ya baktıktan sonra;

-Ah, dedi pantolonun cebinden anahtarı çıkartıp uzatarak, anahtarları burada.

Üçü birlikte siyah cipin önünde durdular.

Alfa'yla Beta'nın arasında Derek'in kaşlarını bol miktarda içeren bir konuşma daha geçtikten sonra Isaac;

-Evet, dedi, ön yolcu kapısından arkadakine doğru adım atarak, evet, elbette.

Stiles aracın önünde dikilirken günün hem bedensel hem zihinsel yorgunluğunun bütün yıldırıcılığıyla geri döndüğünü hissetmeye başlamıştı.

-Camaro'ya ne oldu? diye sordu Cadı koltuğa kendisini bırakır bırakmaz. İçerisi, kendisinin bile rahatlıkla alabileceği biçimde, yeni bir eşyanın kişiliksiz, soğuk kokusuyla doluydu.

Yanındaki Derek'in yüzünden garip bir ifade geçti;

-Artık bunu kullanıyorum, diye yanıtladı adam kontağı çalıştırırken, sesi Stiles'ı daha fazla soru sormaması için uyarıyordu.

 

...

 

Cip durup kapıları açıldığında Stiles hafif bir uyuklama halindeydi;

-Dikkatli olun, dedi Derek'in ciddi sesi.

Canlı, kendinden emin bir ses cevap verdi;

-Merak etme patron, yüceler yücesi kaltak arayıp öfkesini bizden çıkaramayacağını yakında anlar.

Derin, telaşsız fakat uyaran bir ses araya girdi;

-Erica.

-Ne var? Çok yakında her şey değişecek, o zaman bize yaptıkları için, Derek'e yaptıkları için pişman olacak.

Derek'in sesi Beta'sının kızgın bir kediyi andıran sesini böldü;

-Erica, yeter!  

Daha yumuşak, çekingen bir ses;

-Burada kalmayacağınızdan emin misiniz? diye sordu. Yeterince yer var, Boyd ve Erica...

Ses bir anda bir şaplak sesiyle kesildi;

-Erica, acıttın!

Stiles Isaac'in yarı çığlığıyla uykusundan sıyrılarak sıçradı.

Erica'nın sarışın başı hemen arabanın açık sürücü kapısından içeri uzandı;

-Hey Stiles, uyandın mı?

-Um... Evet.

Beta'nın yüzünde yaramaz bir ifade vardı, sapsarı gözleri Stiles'ın üzerinde bir misilin kilitlendiği kilitlenmişlerdi;

-Geçmiş olsun. Şimdi iyisin değil mi? Başın filan ağrımıyor? Bütün sistemler çalışır durumda.

Stiles Erica'nın tuzak sorusuna temkinli yaklaşarak;

-İyiyim, sanırım dedi.

-Harika, eğer büyün bozulmadıysa ve bu gece Alfa'mıza ünlü Cadı vudusunu yapmaya karar verirsen...

Erica'nın lafı kendisini araçtan çeken güçlü ellerce kesildi, hemen sonra Derek sürücü koltuğuna geçerek kapıyı kapattı.

Yapmaması gerektiğini biliyordu, muhtemelen yolculuğun geri kalanını oldukça rahatsız edici hale getirecek utandırıcı bir şey çıkacaktı altından yine de parmakları düğmenin üzerinde seyirdiler. Derek motoru çalıştırırken Stiles sonunda merakına yenik düşerek Boyd'la Isaac'in arasında kendisine dik dik bakan Erica'nın lafını bitirmesi için pencereyi açtı.

-Hepimiz yanındayız, dedi Beta'nın ciddi sesi.

Beta'ların üçü de savaşa hazırlanıyorlarmışçasına dik duruyorlardı, yüzlerinde son cümleye ihanet eden hiçbir şey yoktu.

Stiles boğazı kuruyarak başını salladı.

Pencereyi kapatmadan önce Isaac'in;

-İyi şanslar, dediğini işittiler.

Stiles Derek'in yüzünde hem Beta'larını hem Cadı'yı dişleriyle parçalamak istediğini haykıran bir öfke göreceğinden emin Alfa'ya baktı.

Derek'in yüzünde öfkenin emaresi yoktu, hayır, kurt adamın yandan görebildiği profilinde Stiles'ın çok iyi tanıdığı bir katılık vardı; seçimini yapmış, Sürü'sünün izleyeceği yönü tayin etmiş Alfa kararlılığını müjdeleyen o keskinlik.

Derek ikisinin de kaderini ellerine almış, kararını vermişti.

Stiles başını arkaya yaslayarak arabanın farları altında akıp giden beyaz yol çizgilerini izlemeye koyuldu.

 

...

 

Stiles yeniden uyandığında cip bir kez daha sessizliğe gömülmüştü, Cadı yavaşça kendisine gelip gözlerini kırpıştırarak, kendi evinin girişine baktı;

-Teşekkürler,dedi ne olup bittiğini bir an kavrayamayarak, sersemlemiş bir tavırla emniyet kemerini çözüp kapıyı açarak aşağı indi.

Derek somurtkan bir tavırla Cadı'nın ayılmasını beklemeden araçtan inip kapıyı kilitleyerek yanında yürümeye başladı.

Stiles sızlayan kafasını tutarak;

-Beni fena benzetti, diye söylendi, bir yandan beynini deşen ev anahtarlarının gürültüsüyle uğraşıyordu.

Derek uzanıp Stiles'ın elinden anahtarları çekti, Cadı'nın yarım saatlik şekerlemesi sırasında unutulmuş gerginlik bir anda varlığını duyurmaya başladı.

Derek kapıyı açıp ışıkları yakarken Cadı parmak uçlarına dek bütün vücudu sızlatan bitkinliğe rağmen bedenindeki adrenalinin bir savaşa hazırlanırmışçasına inatla tırmanmaya koyulduğunu hissetti.

Alfa kendinden emin bir tavırla holden geçip elindeki valizi bir köşeye bırakarak Stiles'a döndü. Cadı'nın gözleri bir an olsun adamdan ayrılmıyordu, önemli bir andı bu, o kadar zamanın ardından öylesine önemliydi ki, Stiles'ın bütün vücudu korkuyla kaskatı kesilmişti. Alfa hala kırışıp buruşmuş siyah iş kıyafetlerinin içinde kendisine doğru yürüdüğünde Cadı kaçmakla savaşmak içgüdüleri arasında kalmıştı. Kaçmalıydı ama nereye? Savaşmalıydı ama kiminle?  Derek'in yumuşak, yorgunlukla dolu sesi kulaklarına ulaştığında olduğu yerde kalakaldı.

-Stiles, ikimizin de dinlenmeye ihtiyacı var, dedi Alfa, yeşil gözleri sakin bir ifadeyle Cadı'yı izliyordu.

Stiles Derek'in yüzünün doğal olmayan beyazlığını, gözlerinin altındaki koyu rengi yeni yeni fark ederek;

-Elbette, dedi, yavaş yavaş sakinleşerek.

Cadı peşinde Derek'le merdivenleri tırmanırken zihni sonunda endişeden kurtularak kendi ihtiyaçlarına yoğunlaştı, nadiren Scott'ı konuk ettiği misafir odasının kapısını açarak;

-Çarşaflar yeni, dedi, duşu önce sen kullanabilirsin.

Derek bir şey söylemeden koridorun sonuna yollandı.

 

...

 

Stiles birkaç dakikanın ardından su sesi kesilip Derek misafir odasına geçtiğinde, yerinden güçlükle doğrularak kendisini kaynar suyun altına attı. Cadı derisini yakan suyun altında bile titriyordu. Bedeni, ruhu, iğrenç, yabancı bir şeyin anısıyla doluydu. Dakikalar yavaşça, suyun taştan seken, Cadı'nın bedenini temizleyen sesiyle akıp geçtiler, ta ki Stiles ayakta güçlükle durduğunu fark ederek musluğu kapatana dek. Odasında kurulanıp giyindikten sonra ışığı söndürerek serin yatağına yatmıştı ki kapının tıklatıldığını işiterek yarı doğruldu, yüreği hızlanamayacak denli bitap düşmüştü.

-Saat başı seni uyandırmam gerekiyor, dedi Derek'in sesi. Adamın kıpırtısız silueti holün turuncu ışığıyla hafif aydınlık kapının eşiğinde kıpırdamaksızın bekliyordu, burada seninle kalabilir miyim?

Stiles bütün vücudunun tükenme noktasında karıncalandığını duyabiliyordu. Neden kendisine yakın olmak isteyen tek kişiyi, yakın olmak istediği tek kişiyi dışarı atacaktı ki? Tek bir mantıklı sebep var mıydı bunun için?

Cadı yatağın diğer köşesine doğru kaydı.

Alfa davetten emin olmak istiyormuşçasına biraz gecikerek yatağa doğru yürüdü, Stiles adamın çıplak ayaklarının döşemede çıkardığı sesleri duyabiliyordu, biraz sonra yatak Derek'in ağırlığıyla çöktü. Stiles karanlıktaki nefes seslerini dinleyerek ürperdi, Derek'in ıslak saçları neredeyse burnuna değiyordu.  Cadı'nın vücudu ne yapması gerektiğine bir türlü karar veremiyordu, gözkapaklarının giderek ağırlaşmasını dinleyerek uyumalı mıydı yoksa direnip yanındaki muazzam sıcaklığın kaynağına mı yaklaşmalıydı?

Derek'in ağır, yumuşak eli Stiles'ın yanağını okşadı;

-Uyu, dedi adamın sesi.

Stiles dokunuştan taşan duyguların sıcaklığıyla gözkapakları ağırlaşmadan yalnızca bir an direnebildi.

...

 İlk saat başı yoklaması o kadar çabuk geldi ki Cadı daha şimdi gözlerini kapadığına yemin edebilirdi.

-Kendini nasıl hissediyorsun? diye sordu Derek'in karanlıktaki sesi.

Sessizlik bir kez daha zihnini sarmadan hemen önce Stiles mırıldandı;

-Uykulu.

 

...

 

Gecenin ortasına varıncaya dek Stiles benzer aralıklarla rüyalarından kopmaya devam etti.  Yorgun bedeninin uykuya olan ihtiyacı yüzünden bu kopuşlar son derece rahatsızlık vericiydi, üstelik giderek zorlaşıyorlardı yine de Stiles Derek'in çağrısıyla en derin, en mutlu rüyalarını bile terk edeceğini biliyordu, ne olursa olsun O'na dönmek isteyeceğini biliyordu. Her seferinde içi bu korkutucu rahatlıkla dolu kendisini uykuya bırakıyordu.

...

Cadı gözlerini sonunda kendiliğinden açtığında yatak odasını sabahın aydınlığı doldurmuştu, Derek yatakta yarı oturur vaziyette elindeki kitabı okuyordu.

-Hiç uyumadın mı?

Derek kitabı yatağın yanındaki ufak komodinin üzerine bırakarak Stiles'a doğru döndü;

-Bundan daha uzun süre uyanık kalmak zorunda kaldığım zamanlar oldu.

-Yine de şimdi ben uyandığıma göre artık biraz kestirebilirsin.

-Stiles, benim için endişe etme, kendimi yorgun hissetmiyorum.

Derek'in yüzü sözlerinin doğruluğunu onaylarmışçasına yorgunluktan uzak, içeriden gelen bir ışıkla parlıyordu.

-Aç mısın?

Stiles'ın midesi bizzat araya girerek gurultusuyla Derek'in sorusuna cevap verdi.

Derek yataktan kalkarak;

-Ben bir şeyler hazırlarım, dedi.

 

...

 

-Derek?

Derek omletin piştiği ocaktan başını kaldırarak Stiles'a baktı;

-Masayı bahçeye kursak olur mu?

Stiles çocukluk ettiğini biliyordu, fakat Derek'in arkadaki ufak bahçeyi görmesini istiyordu. Hala borcunu ödemeye devam ettiği bu evi o küçük bahçeyi gördüğünde seçmişti, Cadı'lar için toprakta yetişip büyüyen her şey kıymetliydi, Stiles bir zamanlar annesinin yaptığı gibi fırsat buldukça bakımını yapıp gözü gibi büyüttüğü bitkileri Derek'in de görmesini istiyordu. İçindeki küçük alaycı ses burun kıvırdı; güzel bahçen için takdir istemiyorsun, iyi bir eş olduğunu görsün istiyorsun, ellerinle çalışabileceğini, özen ve sabır gerektiren işleri yapabileceğini.

Stiles sürüp giden sessiz monoloğunun etkisiyle tepeden tırnağa kızardı.

Derek'in kaşlarını kaldırmış kendisine baktığını fark ederek;

-Ne? diye sordu savunmacı bir tavırla. Bahçe senin olayın değilse, istersen mutfakta da yiyebiliriz, benim için fark etmez.

Stiles'ın bariz yalanıyla Derek'in kaşları biraz daha yükselerek alnının sınırlarını zorlamaya başladı.

-Bugün içinde cevap vermeyi düşünüyor musun yoksa...

-Stiles, dedi Derek sabırla, ilk kez sorduğunda da evet, dedim, evet, bahçe benim için uygun ya da senin tabirinle bahçe benim olayım.

Stiles kafasını kaşıyarak güldü;

-Çeneni kapa ve omletini pişirmene bak tamam mı? Dün kafamı fena vurmuşum.

Derek bir şey söylemeden işine dönse de Stiles adamın omuzlarından güldüğünü anlayabiliyordu.

-Böyle devam edersen kahvaltını başka bir yerde yapmak zorunda kalacaksın.

Derek omuzlarını silkti;

-Yakınlarda iyi kruvasan yapan bir yer olduğunu duymuştum dedi oyuncu bir tavırla, omletimi yemek istemezsen dönüşte sana kruvasan getirebilirim.

Stiles Derek'e bakakaldı;

-Aman tanrım! Kapa çeneni.

Derek ciddi bir tavırla Stiles'a doğru döndü;

-Ama sanırım benim omletimin tadına bakmayı tercih edersin?

Stiles'ın ağzı balık gibi bir karış açık kalmıştı, gözleri korkunç bir an boyunca Derek'in açık gri eşofmanından belli olan şeyine takılı kaldılar. Anlaşılmaz bir ünlem dışında cevap vermeyi beceremediği kesinleşince Derek sırıtarak işine döndü;

-Bunu evet olarak kabul ediyorum. 

 

...

 

Derek, kahvaltıya oturmadan önce komşuların evlerinden sarmaşık kaplı duvarlarla ayrılan bahçeyi şöyle bir dolaştı. Stiles birbirine karışan bitki kokularının Derek'i rahatsız etmemesini umuyordu.

-Bu nedir? diye sordu Derek çimenlerin üzerindeki bir taşa sarılmış mor çiçekleri göstererek.

-Dianthus Capitatus.

Derek'in kaşları yine yükseldiler.

Stiles bahçe masasına dayanıp kollarını önünde bağlayarak kibirli bir poz takındı;

-Bildiğimiz karanfil Derek, dedi.

İkisi birlikte çalışmaya başladıkları ilk aylarda sıkça tekrarlanan sahneye aynı anda sırıttılar.

-Bu kadar gezinti yeterse artık oturalım, açlıktan ölüyorum.

Derek çevresini inceleyerek masaya geri döndü, gözlerinde Stiles'ın göğsünü kabartan takdirle dolu bir bakış vardı.  

 

...

 

Dışarıda hayat akıp giderken ikisi kendi muhabbetlerine dalmışlardı. Stiles içindeki tutuşmaya hazır kıvılcımlanmayı bir kez daha hissetmeye başlamıştı, büyüsü Derek'in en ufak hareketiyle fırlamaya hazır bir mermi gibi namlunun ucunda bekliyordu,yalnızca tutuşturacak bir şey lazımdı o kadar, bir an.

İçeriden yükselen telefonun sesi aralarına bomba gibi düştü. Stiles masadan kalkarak içeriye koşup, telefonu masadan kaparak açtı;

-Stiles?

-Scott?

-İyi misin?

-Evet?

-Seninle konuşmak için iş yerine geldim, Finstock sinek mantarına tebelleş olan bir sinek kadar hasta olduğunu söyledi.

Stiles kahkahasına engel olamadı;

-Sinek mantarı? Cidden?

-Stiles her şey yolunda mı? Yalnızsan gelebilirim?

Stiles düz bir cevap vermekten kaçınarak;

-Allison'ı yalnız bırakmaman gerektiğine eminim Scott dedi.

-Doğuma daha beş ay var Stiles, birkaç saatliğine gelmem sorun olmaz. Öğleden sonra izin alabilirim.

Stiles Scott'ın ciddi olduğunu fark ederek geri manevra yaptı;

-Scott cidden gerek yok.

-Ne dediğin umurumda değil, Lydia'dan izin kopartacak kadar hastaysan geliyorum.

-Derek benimle.

Telefonda uzun bir sessizlik yaşandı.

-Stiles...

Stiles salonun ortasında volta atmaya başlamıştı;

-Ne var Scott?

-Bir şeyler dönüyor değil mi? İkinizin arasında bir şeyler dönüyor?

Scott daha çok kendi kendisine mırıldanmaya devam etti;

 -Lanet olası tişörtten anlamıştım.

Stiles cevap vermedi.

-Stiles Argent'lar bu oyunu oynayamayacağın kişiler anladın mı? Allison ve Chris'i bir yana bırak, diğerleri... Bu işe bulaşmak istemezsin.

Stiles somurtkan bir ses çıkardı.

-Stiles babanı bu işe karıştırmak istemezsin.

Stiles'ın bütün bedeni korkuyla buz kesildi.

-Ona bir bok yapamazlar.

Somurtma sırası Scott'daydı;

-Victoria'nın düğünden önce beni öldürmeye çalıştığını hatırlıyorsun değil mi? Eğer yakalanırsanız her şeyi yapabilirler, inan bana Argent'ların sınırı yok Stiles.

 Stiles ellerini saçlarının içinden defalarca geçirerek volta atmaya devam etti;

-Ne yapacağımı bilemiyorum, diye fısıldadı sonunda.

-Stiles... Doğru olanı yapacağını biliyorum.

-Sen ne konuşmak için gelmiştin?

-Önemli değil, daha müsait bir zamanda konuşuruz, kendine dikkat et Stiles, dedi Scott telefonu kapatmadan önce.

 

...

 

Stiles elindeki telefona boş boş bakmaya devam ederken Derek'in içeriye girdiğini fark etmemişti, Derek yanında belirdiğinde telefonu elinden düşürdü.

-Siktir, dedi eğilip telefonu yerden alırken, neye küfrettiğini kendisi de bilmiyordu.

-Sorun ne?

-Her şey, hayatımdaki her lanet olası şey.

Telefonu bütün bu olanlardan sebebiymişçesine yanındaki bordo renkli koltuğa fırlattı.

Bugün, bu an çalıntıydı, Derek başka bir hayattan, daha önce verilmiş sözlerden, bir dolu sorumluluktan çalıntıydı.

İpin ucunda yalnız kendi hayatları yoktu; babasıyla Deaton, Derek'in sürüsü, belki Allison'la Scott'ın evliliği de şimdi hangi kararı vereceklerine bağlıydı.

Derek bu saniyenin kaderlerini belirleyeceğini sezmişçesine sessizce Stiles'ın elini tuttu.    

Temas avucunun içinden başlayarak sel gibi dağıldı.

Cadı yıllar yılı dokunuşuyla onlarca duygunun kendisine taşınışını hissetmişti; annesinin sıcaklığı, babasının şefkati, Scott'ın kardeşçe sevgisi, Deaton'ın serin gözetimi dayanak noktasıydı. Ne yazık ki OVA'da çalışmaya başladığından beri fark ettiği üzere her zaman bu güvenli sığınaklara çekilmesi  mümkün değildi, insanların nefret ve öfkesinin varabileceği boyutlar hayallerinin ötesindeydi, karşısına çıkan vakalardan yayılan soğukluk büyüsünün doğal sıcaklığını donduruyor, günlük, kazara gerçekleşen bağlantılarda yüzeye fışkıran insan bayağılığı beton bir duvar gibi üzerine yığılıyordu. Hayatında ilk defa bütün bunları yıkıp geçen bir şey hissediyordu. O kadar parlak, o kadar yaşam ve umut doluydu ki Stiles'ın soluğu kesildi. Kendisini bu uçurumdan attığında Derek'le havada karşılaşacağını şimdi anlıyordu. Derek'in savaşmaya değer olduğunu başından beri biliyordu, bilmediği şey O'nun kaybetmeye de değeceğiydi.

Derek'in ateş gibi yanan elini sıkarak, Cadı başını adamın boynuna gömdü.

Derek Stiles'ın ağırlığını tüy gibi kaldırdı, Stiles bacaklarını Derek'in beline dolayarak Alfa'nın boynundan dudaklarına ilerledi. Öpüşmeye başladıklarında Stiles'ın elleri Derek'in omuzlarını kavradı, içinde serbest salınan kıvılcım zincirlerinden boşanarak kurt adama doğru sıçradı.    

Alfa'nın bedeni bir ateş kütlesi gibi bir anda vücudunu sardı, Derek daha fazla taşıması mümkün değilmişçesine Stiles'ı koltuğa bıraktı.

 Stiles bacaklarının, Derek'e uzanan, Alfa'yı kendisine doğru çeken ellerinin titrediğini duyabiliyordu. Derek'i bir yandan öpüp bir yandan soyarken büyü bedeninden dalgalar halinde Alfa'ya doğru akıyordu. Derek'in üzerindeki gri atletle, pamuklu, yumuşak eşofman altı, hemen ardından da kısa slipi  yeri boyladılar. Stiles yeterince rahat hareket edemediğini fark ederek dar koltukta ikisini yuvarlayarak Derek'in üstüne çıktı, önce nereye dokunacağına, neyin tadına bakacağına karar veremiyordu. Alfa'nın altındaki bedeni kor gibi bir sıcaklık yayıyordu. Derek Stiles'a uzanarak soluksuz bir öpüşmenin daha başlamasına neden oldu. Alfa'nın parmakları bütün vücudunu dolaşıyordu. Derek'in elleri amaçsızca gezinmeyi bırakarak Stiles'ın üzerindeki kiremit rengi tişörtü çıkartmasına yardım ettiler. Stiles, Derek altındaki gri desenli siyah pijamayı kalçalarından sıyırırken nefesini tuttu. Derek'in yeşil gözleri bir an olsun üzerinden ayrılmıyordu.

-Emin olduğunu bilmek zorundayım, dedi Stiles, sesi titremenin eşiğindeydi. Benim için bu noktadan sonra geri dönüş yok.

Derek Stiles'ı boynundan kavrayarak kendisine çekti, burnunu Cadı'nın terle ıslak göğsüne sürterek derin bir nefes aldı;

-Göle düştüğümüz andan itibaren benim için geri dönüş yoktu.       

Derek'in sözleri bitmeden Stiles'ın öpücükleri vücuduna sağanak gibi yağmaya başladılar. Cadı'nın davranışlarında en ufak bir ustalık yoktu fakat en azından bariz çaylaklığını telafi edebilecek kadar şevkle doluydu.

-Kullanabileceğimiz bir şeyin var mı?

Stiles'ın parmakları heyecanlı birer örümcek gibi Derek'in tüylü bacaklarının içinde dolaştıkları yerde dondular;

-Um...Tam olarak ne gibi?

-Böyle yapamayız, kayganlaştırıcıya ihtiyacımız var.

Stiles bunun gündüz düşü olmadığını, rüyalarında ya da fantezilerinde olduğu gibi her şeyin kolayca gerçekleşmeyeceğini fark ederek yutkundu. Muhtemelen düşündüğü kadar iyi olmayacaktı değil mi? Canının acıyacağını tahmin etmesi için müneccim olmasına gerek yoktu.

-Stiles... Stiles, bana bak. İstemediğimiz hiçbir şeyi yapmak zorunda değiliz, tamam mı?

Stiles hemen itiraza girişti;

-Ama istiyorum!.. Sadece...

Derek Stiles'ın omzuna bir öpücük kondurdu;

-Evde zeytinyağı var değil mi?

Stiles'ın şaşkınlıkla baktığını görünce güldü;

-Latince okuyabildiğini biliyorum, hiç merak etmedin mi? Romalılar nasıl sevişiyorlardı?

Stiles Latince okumayı biliyordu çünkü temel büyülerin bir kısmı Latince'ydi, yine de okudukları arasında sevişmekle ilgili bir şeye rast gelmemişti, acaba o kadar bariz şekilde önündeydi de Stiles mı fark etmemişti? Mesele bu kadar ilgisini çekerken nasıl gözden kaçırmıştı ki?

Derek'in sırıttığını görünce gülmekten kendisini alamadı;

-Benimle dalga geçiyorsun değil mi?

Derek'in yumuşak parmakları yanağını okşadı, Alfa boğuk bir sesle;

-Zeytinyağı konusunda değil, dedi.

Stiles cesaretini kaybetmeden önce koltuktan kalkıp mutfağa yürüdü, heyecandan bacaklarını hissedemiyordu. Elinde koyu renkli cam şişeyle döndüğünde Derek elini uzatıp şişeyi alarak açtı, parmaklarına biraz döktükten sonra...

-Aman Tanrım!

Stiles olduğu yerde boşalmamak için gözlerini kapattı.

Parmakların kayarken çıkardığı sesleri duyabiliyordu.

Sakin ol, dedi kendi kendisine burnundan derin bir nefes vererek. Salonun ortasında çıplak dikilmiş Derek'in çıkardığı ufak sesleri dinlerken kendine hakim olmak için dehşet verici bir mücadele veriyordu.

-Stiles...

Stiles kendi isminin böyle şehvetle tonlanabileceğinden tamamen habersizdi, Derek'in sesinin böyle bir şey yapabileceğini kim hayal edebilirdi ki? Evet, tamam, belki hayal etmeye çalışmıştı ama gerçek...

Derek adını bir kez daha bu sefer sabırsızca seslendiğinde Stiles gözlerini açtı.

-Buraya gel.

Stiles'ın eli ayağı birbirine öyle bir dolaşmıştı ki koltuğa yuvarlanarak gitmemesi bir mucizeydi.

Derek Stiles koltuğa ulaşır ulaşmaz Cadı'yı üzerine çekti. Bu seferki öpüşmeleri daha kısa, daha vahşiydi, Derek birkaç kez Stiles'ın dudaklarını ısırdıktan sonra tatmin olarak geriye çekildi.

Stiles adamın ıslakça parlayan siyah tüylerine bakarken kendisine daha fazla hakim olamayarak derin bir inilti koyuverdi. Büyüsünün yüzeyde yüzüp durduğunu hissedebiliyordu, Cadı'yı şuan dengede tutan tek şey Derek'le kurduğu temastan yayılan güven hissiydi.   

Derek hareketlerini yavaşlatarak korkmuş bir hayvanı avutur gibi Stiles'ın sırtını okşadı.

Stiles bir parça sakinleşerek ürperdi, geçen sefer olduğu gibi Derek'i incitmek istemiyordu.

-İşte böyle, dedi Derek bacaklarını koltuğun izin verdiğince açıp Stiles'ı istediği pozisyona yerleştirerek yavaşça içine kaymasına yardım ederken.

 Stiles ağlamaya bu kadar yakın olmasa gülebilirdi.

Hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğine o kadar  uzun zaman emin olduktan sonra, şimdi Derek'in yanındaydı, Derek'in içindeydi.

Derek'in inanılmaz sıcaklığıyla sarılı kıpırdamaya bile korkarken, ikinci düşüncesi; Argent'lar beni öldürürse gözüm açık gitmeyeceğim, oldu.

Bir üçüncüsü takip edemeden Derek Stiles'ı kalçalarından tutarak kendisine doğru çekti. Stiles içine tamamen gömülürken Derek'in gırtlağından tarifi imkansız bir ses çıktı, sonunda der gibiydi! Sonunda!

Derek Stiles'ı hareket etmeye başlaması için ayartmaya niyetli görünüyordu. Stiles artık açıktan açığa inlemeye başlamıştı;

-Yapamam.

Derek'in yağla hala kaygan parmakları kalçalarında spiraller çizmeye koyuldular.

 -Derek, yapamam.

Derek'in hemen kulağının yanındaki ağzı sıcak bir nefes üfleyerek Stiles'ın kasılmasına sebep oldu;

-Neden? diye sordu Alfa bir yandan Cadı'nın kulağını yalayarak.

-En çok üç saniye dayanabilirim o da belki, dedi Stiles soluk soluğa.

-Bana iyi görünüyor, diye fısıldadı Derek.

Stiles bu kadar dayanmayı başardığı için madalyayı hak ettiğini düşünüyordu gerçi, yine de endişe içini kemiriyordu;

-Senin de iyi hissetmeni istiyorum, dedi Derek'in terle kaplı boynuna doğru, seninle ilgilenmek istiyorum.

Derek Stiles'ın başını hafifçe kaldırarak genç adamın gözlerine baktı;

-Benim bir yere gittiğim yok.

Stiles'ın direnci Derek'in sözleriyle kumdan bir kaleymişçesine yerle bir oldu, kalçaları kendi zevkini kovalayarak hareket ettiler, altındaki Derek orgazm olmak üzere olan kendiymişçesine sesler çıkartıyordu.

Stiles sonunda orgazmın bir gülle gibi vurduğunu hissederek bütün vücuduyla gerildi. Elleri Derek'in omuzlarını kavramışlardı. Bir an mutlak bir sessizlik oldu, sonra Stiles bu bir kaç saniye bütün enerjisini alıp götürmüşçesine, kendi ağırlığını daha fazla taşıyamayarak içi boş bir çuval gibi Derek'in üzerine düştü.

Uykuyla uyanıklık arasında Derek'in nefeslerini dinleyerek ne kadar süre hareketsiz yattığını bilemiyordu. Bildiği şey beklediğinin bu olmadığıydı. Büyüsü hala geri sayımdaki bir yüzücü gibi, parmak uçlarının üstünde atılmaya hazırlanıyordu.

Stiles kendisini zorlayarak yerinden doğrulup, Derek'in içinden çıktığında ikisi de memnuniyetsizlikle homurdandılar. Stiles Derek'i , Derek'in hala bekleyen vücudunu izlerken beklenmedik bir titreşimle dolmaya başladığını hissetti. İşe Derek'in boynunu öperek başladı, Derek boynunu Stiles'ın daha rahat ulaşabilmesi için bir şey söylemeden açtığında Stiles'ın ıslak öpücükleri şiddetlendi. Derek altında kıpırdanmaya başlayarak, ıslak sertliğini Cadı'nın karnına sürtmeye koyuldu. Stiles boynundan aşağıya doğru inmeye başladıkça Derek'in inlemeleri de giderek çaresizleşmeye başladı. Bütün bu bilinçsiz seslerin arasında netlikle seçilebilen tek kelime Stiles'ın ismiydi. Derek'in karnını ıslattığını fark ederek Stiles Derek'in bıraktığı ize dokunup Derek'in sıvısıyla ıslak parmaklarını ağzına götürdü. Derek'in bakışları Stiles'ın parmaklarını açlıkla takip ediyorlardı. Sonunda Stiles Alfa'ya acıyarak Derek'i ağzına aldı, yabancı tat dilinin altında kayarken Derek'in kasları gerildi, kalçaları istemsiz görünen bir hareketle öne doğru fırladılar. Stiles bir an soluk alamayarak geri çekildi, sonra Derek'in bir şey söylemesine fırsat bırakmadan sıcaklığın kaynağına geri döndü. Derek'in taşıdığı o güçlü koku en yoğun olarak buradaydı, dilinin hemen altında. Derek'i kalçalarından tutarak olabildiğince ıslak, dilini Derek'in üzerinde kaydırmaya başladı, eylemin öpüşmeyle olan benzerliği şaşırtıcıydı.

Derek ılık bir biçimde diline doğru akarken Stiles sonunda büyüsünün oktan fırlayan bir yay gibi yükseldiğini, kendisinden taştığını duyumsadı. Derek de aynı şeyi hissetmiş olacak ki hayretle;

-Stiles, diyebilecek kadar vakit buldu, sonra gözleri sıkıca kapalı, pençeye dönüşmüş elleri Stiles'ın başının iki yanında gelmeye başladı.

Stiles'ın büyüsü  kanatlar gibi açılıp Derek'i en soluksuz anında kucakladı. Derek'in bütün bedeni büyünün tesiriyle imkansız bir biçimde uzayan orgazmla titreyerek peş peşe kasılıyordu. Alfa'nın bacakları, elleri, karnı, ayakları aldığı zevkin şiddetine dayanabilmek için savaşıyor gibiydiler. Ta ki Derek Stiles'ın kolları arasında, daha önce yattığı yere düşünceye kadar.  

 Stiles ikindi güneşinin tembel ışıkları altında ağzında buruk fakat benzersiz bir tatla Derek'in üzerine uzandı. Elini Derek'in terle kaplı saçlarından geçirerek gülümsedi, artık ayrılmalarına imkan olamayacak denli bütünleşmişlerdi.

...

 

 

 

End Notes:

Umarım beklediğinize değmiştir, 4. sezon öncesi Sterek'siz kalmayalım istedim :)

Tekrar tekrar kontrol etme şansım olmadı, mantık ya da dilbilgisi hatası yakalarsanız lütfen haber verin :)

Ayrıca; Yaşasın Haziran! Yaşasın tatil!

(Dydia hakkında son günlerde bir sürü video gördüm, benim zavallı, hayalci kafam Sterek dışında bir şey kabul edemiyor, siz ne düşünüyorsunuz?)