Actions

Work Header

Zamanı Başa Sarmak

Chapter Text

 

 

 

Story Notes:

Stiles kaderle oynamanın iyi bir fikir olabileceğini düşünüyor. Dram, dram, kovalarca dram. 


 

 

Author's Notes:

Ölümle ilgili sıkıntılarınız varsa lütfen okumadan önce bir kez daha düşünün.

İyi okumalar diliyorum! 

 


 

18 Ekim 2018-

Stiles kendisini zorlayarak elindeki buz tutmuş kahveden bir yudum daha aldı. Kırk sekiz saattir uyku yüzü görmemiş bedeni kendisini yavaş yavaş kapatmaya hazırlanıyordu. Eğer uyursa çok önemli, geri alınamayacak kadar önemli bir şeyi kaçırabilirdi, elleri önlüğünün cebinde bir hemşire yaklaşarak Stiles'a;

-Lütfen beni takip edin, diye seslendi.

Stiles tüm gücünü toplayarak ayağa kalktı, birlikte hastane koridorunu geçip ağır, ruhu boğan türden, beyaz kapılı bir odanın önünde durdular. Hemşire içeriye girmeden önce;

-Beş dakikanız var, dedi.

Stiles başını sallayarak içeriye girmek için adımını attığında Melissa'yı bir anlığına oldukça andıran kadın anaç bir şefkatle Stiles'ın kolunu tutarak;

-Söylemek istediğin bir şey varsa ona şimdi söylemenin tam sırası, diye ekledi.

Bir daha fırsatın olmayabilir, söylenmeden kalsa da Stiles kadının ne demek istediğini anlayarak midesinde taş gibi bir ağırlık kadına bakmadan içeri girdi.

John Stilinski gözleri kapalı hâlde, bedeni ne işe yaradığı belirsiz borularla işgal edilmiş, tekdüze bir makinenin sesinden başka çıt çıkmayan odada yatıyordu. Stiles nefesinin kilitlendiğini fark ederek vücudunu gevşetmeye çalıştı. Bu son olabilirdi, ne olursa olsun bu anı kaçıramazdı. Yatağın yanındaki sandalyeye giderek babasının gevşek elini tuttu;

-Üzgünüm, dedi yavaşça. Bütün bunların hepsi benim hatam, çok üzgünüm.

Kısıtlı dakikalar bu cümlelerin ardından sessizlikle geçti. Stiles odadan çıkarken babasının yüzündeki yıllardır görmediği huzurlu ifadeyle alt üst oldu. Kapıdan çıktığında Isaac'i kendisini beklerken buldu. Kelimeler Stiles'ın boğazına hıçkırıklarla dizilirken Isaac Stiles'a sarıldı. Geriye yalnızca ikisi kalmışlardı.

 ...

Orada, hastanenin hasta yakınları için ayrılmış salonunda yanında Isaac'le oturmuş beklerken saniyeler Stiles'ın başının üzerinde Demokles'in kılıcı gibi sallanıyordu.

Tüm mesele birkaç kumu kaydırmak, zamanı birazcık geriye almakta, çok fazla değil, yalnızca birkaç sene.

Zihni birbirini harekete geçiren onlarca olayı birer birer taradı, zincirleme reaksiyonu başlatan şeye gelene kadar; Paige.

Paige'in o ağacın altında ölmesinin önüne geçebilirsem, Derek'i kurtarabilirim, Peter'ı, Hale'leri, Scott'ı. Boyd, Erica, Heather herkes, zamansız ölmüş olanların tümü diye düşündü Stiles karşı duvardaki koca saatin tik taklarını dinlerken. Yapmam gereken tek şey Paige'i yaşatmak, böylece herkes yaşayabilir, babam yaşayabilir.

 

-Yapmam gereken bir şey var, dedi Stiles ayağa kalkarak.

Isaac Stiles'a engel olmak isteyerek Stiles'ın kolunu tuttu;

-Şuan nabzının düzenli attığını duyabiliyorum ama her an her şey olabilir dedi.

Stiles Isaac'in tutuşundan silkinerek;

-Bu yüzden sen burada kalıp ona göz kulak olmalısın, geriye döneceğim, diye cevap verdi. Ertelemeden yapmam gereken bir şey var.

...

Bundan dört sene önce Deaton'la pratik yapmaya başladığı ilk günlerde, zaman ve onun değiştirilip değiştirilemeyeceği hakkında konuşmuşlardı. Deaton zamanın deneyimlenişinin çeşitli yöntemlerle üst üste bindirilebileceğini fakat orijinal kabul edilen ilk doğrultunun ya da çoktan yaşanmış olan diğerlerinin değiştirilemez biçimde sabit kalacağını söylemişti. Stiles'ın aklını annesine kanser öncesi Isırık verilmiş olsaydı kadının kurtarılıp kurtarılamayacağı fikri işgal ediyordu. Stiles üstelemeye devam edince Deaton tartışmayı bitiren bir ifadeyle Stiles'a dönerek;

-Isırık kanserin daha hızlı gelişmesine yol açabilir. Eğer geriye gidip annenin kanseri ortaya çıkmadan önce onu yakalayacak bile olsan böyle bir adımın neye yol açıp açmayacağını asla tahmin edemezsin.  Ya Isırık onu öldürseydi? Yiten yaşamları yeniden kazanamazsın Stiles, ölüleri huzur içinde bırak. Zaman ölülerimize kavuşmak için oynanacak bir oyun değil.  

Deaton bunu söylerken bile zamanın tam da bu iş kullanabileceğini itiraf etmişti, bilerek ya da bilmeyerek. O zamanlar Stiles Deaton'ı annesi konusunda haklı bulmuştu. Yapacağı şeyler yarardan çok zarara yol açabilirdi; annesini öldüren dış etkenler değil, genetiğin ağırlığıydı, kanser erken teşhise rağmen amansızca yayılmıştı ve Isırık niyetin tüm iyiliğine rağmen ondan çok kıymetli bir kaç senenin daha çalınmasına neden olabilirdi.

 Şimdi Stiles'ın elinde kâr zarar hesabı yapabileceği bir şey kalmamıştı, elinde yitirmekten korktuğu hiç ama hiçbir şey yoktu. İmkansız görünen her bir kaybın ardından Stiles kalanlara daha sıkı sarılmıştı ta ki geriye hiç kimse kalmayıncaya dek. Ne babası ne kardeşi gibi sevdiği Scott ne de Alfa'sı. Lydia bile... Isaac'le ikisi devam edemezlerdi, çok fazla kırılıp çok fazla yitirmişlerdi.    

Odasına çıkıp karoların altına döşediği Dağ Kül'ünü çıkararak, onunla geniş bir çember çizip kucağında Jennifer'ın özel eşyaları arasında bulduğu kitapla oturdu. Uğursuz bir enerji yayan kapağı açmak için odaklandı. Kitap direniyordu, Stiles avuçlarının yanmaya başladığını hissetse de kitabı elinden bırakmadı. Şakaklarına iğneler batmaya, avuçları alev almaya başladığında kitabı bırakmadı, bütün ev, bütün dünya alev alacak bile olsa kitabı bırakamazdı, sonunda kitap ağır, uğultulu bir sesle açıldı. Sayfalar ürkütücü şekillerle, tanımadığı adlarla, tekinsiz çizimlerle kaplıydı. Stiles kalın kitabın hangi sayfasında olduğunu bilmediği büyü için tek bir düşünceye odaklandı; Olanları değiştirmek istiyorum. Olanları değiştirmek istiyorum, Paige'in hayatta olduğu zamana geri dönmeliyim.   

Darach'ın büyüsü karanlıktı fakat aydınlık büyünün sunabileceğinden daha fazlasını vaat ediyordu. Stiles'ın ihtiyacı olan tek bir şanstı, yalnızca bir şans. Bana cevabı ver, bedelini ödeyeceğim, bana sadece cevabı ver.

Ellerinin altındaki kitap parmaklarını zorlayacak bir şiddetle ortadaki bir sayfaya açıldı.

Kara mürekkepten çizimlerin yanındaki karıncaları andıran harflerle anlatılan öyküde, bebeğini kaybeden bir cadının hikayesi geçiyordu. Kadın bebeğini ölümden geri almayı denediğinde tek yöne akan, aldığını geri vermeyen onu kapılarından geri çeviriyordu. Yaslı anne kederini kabullenmek yerine Kudretli Ağaçlar'dan yardım istiyordu. Stiles'ın parmağı korkunç bir yüze benzeyen meşe ağacının altına yazılmış; Adsum  yazısını takip ederek yukarıya ağacın yapraksız dallarının üzerine çıkarak Absum  kelimesinin üzerinden geçti.  Stiles aklının tam olarak başında olmadığını biliyordu, bahsedilen gücün temiz, lekesiz bir kaynaktan gelmediğinin farkındaydı ancak Ağaçlar'a giden cadıyı ondan daha iyi kim anlayabilirdi? Stiles her şeyini kaybetmişti. Takip eden sayfada ayrıntılı bir biçimde cadının, bir başkasını boğazlaması gösteriliyordu. Umarım bu büyü için insan kurban etmem gerekmiyordur. Ağaçların daha önceki büyülerinin bedeli, Jennifer'ın  işine gücüne bakan Beacon Hills ahalisini katletmesiyle ödendiği için Stiles bunun pekâlâ da mümkün olduğunu görebiliyordu. Derin bir soluk alarak büyünün istediklerine bir göz attı, tek bir element haricinde her şey hazırda vardı. Büyücünün Nefesi? Büyünün ne istediğini anlayamayarak kitabın anlattığı öyküye geri döndü. Birkaç dakikalık incelemenin ardından sonunda gördü, cadı bir başkasını boğazlamıyordu, cadı kendi suretini boğazlıyordu. Herkesi geri almanın bedeli, onlarla kalamayacak olmaktı, diğerlerini alabilmek için kendi nefesinden vazgeçmesi gerekiyordu. Neden şaşırıyorum ki? İroni ve trajedi, hayatımın değişmeyen iki teması. Öykünün sonundaki çizime yeniden baktı, cadının pelerinin kıvrımlarının altından minik bebeğinin yüzü seçilebiliyordu. Bir günlüğüne bile olsa onları yeniden görebilmek, yaşlanabilmeleri için onlara bir fırsat verebilmek için Stiles nefesinden vazgeçebilirdi.

Bu kadarı bana yeter, diye düşündü ufak tefek malzemeleri toparlayıp çemberin köşelerine yerleştirirken, ardından vakit kaybetmeden çemberin içinde diz çökerek sayfanın yanına dizilmiş kelimeleri alçak sesle tekrarlamaya başladı.

Dudaklarından dökülen her bir kelimeyle içini tuhaf bir sıkıntı kaplamaya başladı yine de inatla kelimeleri tekrarlamaya devam etti, paragrafın üçüncü kez sonuna gelmişti ki yüreğinin üzerinde korkunç bir sızı hissetti. Başında, kollarında inanılmaz bir ağrı dolaşıyordu. Stiles hissettiği acıyı bir yana iterek soluk bile almadan büyüyü biçimlendirmeye koyuldu, harfler peş peşe dizildikçe bileklerine bir ağırlık yapıştı, kulakları atmadığı bir çığlıkla çınlıyordu. Stiles artık geri alamayacağını bilerek son kez paragrafı okumaya koyuldu. Bilekleri bir kez daha karşı koyan bir kuvvetle karşılaşarak sızladı, ardından Stiles artık nerede olduğunu bilmeyerek kendisinden geçti.

...

Gözleri karanlık duvarlara açıldığında uzun süren bir rüyadan uyanır gibi sersem, Stiles sendeleyerek ayağa kalktı. Yattığı taş zemin kemiklerini dondurmuştu, üzerindeki kalın kürklü parkaya şaşkınca bakarak nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Dışarıdan yabancı, boğuk bir dilin yankıları geliyordu. Stiles ancak altı adım genişliğindeki odanın tahta kapısını açar açmaz on yaşlarındaki kırmızı yanaklı, çekik gözlü bir kız çocuğu Stiles'ın eline bir kase tutuşturdu. Stiles midesinin guruldadığını hissederek düşünmeden içinde ot yüzen kaseyi yudumladı; sıcak, lezzetli, yabancı. Avucunda kase çocuğu izleyerek içinde ateş yanan küçük bir gözden ibaret başka bir odaya girdi, odanın ortasında üç adam ve genç bir çocuk ağır kış koşullarının gerektirdiği türden etnik kürkler içinde oturmuş yüksek sesle tartışıyorlardı, Stiles'ın geldiğini duyar duymaz sus pus kesildiler. Stiles adamların düşmanca sayılabilecek bir tutum içinde olduklarını sezerek olduğu yerde durdu. Ancak o zaman odanın köşesindeki beşinci kişiyi fark etti, koyu kırmızı, uzun bir kıyafet içindeki yaşlı kadın, soğuğun yaktığı yüzüyle Stiles'ın yanına geldi. Stiles'ın eline bir kumaşa sarılmış, ağırca bir şey tutuşturduktan sonra genç adamı itti, bir yandan tavuk kışkışlarmışçasına git git işareti yapıyordu. Stiles itiraz etmeye kalkıştığında kadın kendisinden beklenmeyecek bir kuvvetle daha sertçe itekleyerek Stiles'ı zorla cümle kapısından dışarıya attı. Stiles evden doğruca diz boyu karın içine düştü, ayağa kalkar kalkmaz bulunduğu yeri görerek upuzun bir ıslık çaldı. Kelimenin tam manasıyla dağ başındaydı. Neyse ki yarım saat sonra fark edeceği üzere yanında bir tekerlek ekmek vardı.

...

-12 saat sonra-

-Alo?

-Alo? Baba? Baba!

-Stiles, Stiles, Aman Tanrım Stiles, nerdesin, nereden arıyorsun?

 Stiles en umutlu düşlerinin, en çılgın arzularının bile yanına varamayacağı gerçekle sarsılarak elinde telefon olduğu yere çöktü.

 -Stiles orda mısın? Stiles!

-Buradayım, baba.

-Tam olarak neredesin?

-Moğolistan?

Bir kaç saniyelik sessizliğin ardından babası yavaşça;

-Stiles, eve dönmelisin, dedi.

-Hemen, hemen. Bana bilet alabilir misin? Yanımda hiç para yok.

...

Stiles koltuğunun altında parka üzerinde kazakla on altı derecelik sıcakta herkesin şaşkınlıkla kendisine bakmasını görmezden gelerek California havaalanının yolcu bekleme alanlarından birine bırakılmış gazetelerden birini kaptı.

 

-Beacon Hills Journal-

Dağ aslanı terörü devam ediyor, belediye başkanı...   

Haberin hemen üstündeki tarihle beraber Stiles titreyerek olduğu yere çöktü;

21 Ekim 2018.

Zamanda geriye gitmemişti, Stiles kendi dünyasına ne kadar benzerse benzesin tamamen başka bir yerdeydi.

...

Stiles gelen yolcu kapısından çıkar çıkmaz babasını gördü. Burası başka bir yer olabilirdi ama bu kesinlikle babasıydı. Onu hastane odasında can çekişirken değil de canlı, ayakta görmek Stiles'ın yüreğine bir alev gibi saplandı. Baba oğul birbirlerine sarıldılar, bir beş dakika gelene geçene aldırmadan öyle sıkıca kucaklaştılar. Stiles annesinin ölümünden sonra ilk kez babasını böyle hıçkırarak ağlarken görüyordu. Dışarı çıkarken önünden yürüyen babasının ne kadar zayıf, ne kadar hasta göründüğünü fark ederek Stiles dişlerini sıktı, demek burada da işler yolunda gitmiyordu.Bunu sonra düşünürüm, önce nerede yanlış yaptığımı çözmeye çalışmalıyım. John'un park edilmiş hâldeki devriye arabasına ya da emektar cipe yönelmesini beklerken, adamın koyu camlı bir cipin yanına gittiğini görerek babasını takip edip yabancı aracın kapısını açtı. Yolculuk sessiz, çok sessiz geçiyordu. Stiles ne söyleyebileceğini ya da neyi söyleyemeyeceğini bilmediği için susuyor, arabayı kullanan babasına ara ara göz atıyordu, John'un gözlerinin altı mosmordu, yüzü balmumu rengindeydi. Beacon Hills'e sapmalarına beş dakika kala John arabayı sağa çekerek oğluna baktı;

-Stiles, dedi sesi acıyla dolu.

Stiles yüreği kötü bir önseziyle hızlanarak babasına baktı.

-Stiles, sana bir şey söyleyeceğim ama bir daha kaçmayacağına dair söz vermelisin, anladın mı?

Stiles John'un neden söz ettiğini bilmese de yavaşça başını salladı.

-Annenin ölümünün seni ne kadar etkilediğini biliyorum sen gittiğinde seni hiç suçlamadım, çok endişelendim, ama hiç suçlamadım.

John bir an yutkunarak parmağına bol gelen yüzükle oynadı;

-Beni bir daha terk edersen dayanamam. Bir daha olmaz, o, o da gittikten sonra olmaz.

John kelimeler ağzından zorla dökülerek devam etti;

-Üç gece önce Jarogniew ateşlendi, başlangıçta çok kötü değildi, bir kaç saat sonra Melissa'yı aradım Scott'ın annesi? Scott'ı anımsıyor musun? Jarogniew'in anaokulundan arkadaşı? Birkaç kez bize kalmaya gelmişti?

Stiles başı dönerek arabadan dışarı, görmeyen gözlerle yola baktı.

John ceset gibi bir ifadeyle Stiles'a dönerek;

-Jarogniew'in ateşini düşüremedik, doktorlar ne olduğunu anlamadılar bile.

John Stiles'ı zorla kendisine çekerek boğuk bir sesle;

-Eğer beni aramasaydın... Eğer gelmeseydin... Tanrım, annenden sonra onu da kaybetmek... Yalnızca senin için bekledim, eğer aramasaydın...

Stiles nefes alamadığının farkındaydı, boğuluyordu, fakat panik yapmak yerine zihni sakinleşti, geriye yalnızca bir tek görüntü kalana dek sakinleşti, kendi suretini boğan cadı.... 

...

Stiles odasında bütün dünyadan saklanmış yatıyor, işlediği korkunç suçların ağırlığıyla kendisini delirtmeye devam ediyordu. Biraz sonra odasının kapısı gıcırtıyla aralanarak üzerindeki örtü yavaşça açıldı, sekiz yaşındaki minyatür Scott'ın kahverengi gözleri Stiles'a bakıyordu;

-Annem Jar'ın gittiğini söylediğinde çok ağladım, dedi Scott yavaşça.

Stiles yüreği inanılmaz bir kederle kabararak yerinden doğrulup Scott'ı kucakladı;

-Ben de, dedi Stiles en yakın arkadaşını en son kollarında tuttuğu zamanı anımsayarak, parçalanmış, gençliği kırılmış, masumiyeti yitirdikleri yüzünden zedelenmiş fakat tümden kaybolmamış. Stiles tıpkı diğer hayat çizgisinde Scott kendi kanıyla boğulurken yaptığı gibi diğerinden biraz daha değişik olan bu yerde de Scott'ı sıkıca tutarak; üzgünüm çok üzgünüm, dedi.

Alfa'nın ormanda başıboş dolaştığı akşam seni dışarı çıkarmamış olsaydım, diye düşünmüştü o uğursuz, keder dolu akşam.

Yalnızca buraya gelmemiş olsaydım, diye düşündü en yakın arkadaşını kaybettiği için gözleri şiş Scott'ı avutmaya çabalarken.

...

Büyü Stiles'ı mükemmel bir biçimde bu dünyanın içine yerleştirmişti, Stiles bu derece güçlü, neredeyse kusursuz bir büyünün gerçekleştirilebileceğinden haberdar bile değildi. Bu evrendeki varlığı öyle pürüzsüz bir gözbağıyla mühürlenmişti ki belki bu kadar çok trajediye neden olmasa Stiles huşuya bile kapılabilirdi.

 O akşam Stiles ve hiçbir şeyden şüphelenmeyen John bir şişe Jack eşliğinde sızana kadar zavallı Jar için ağladılar.

John ikide bir durup durup Stiles'a sarılıyor;

-İyi ki buradasın, diyordu. İyi ki buradasın.

Sözler o kadar ironikti ki Stiles göz yaşlarına boğuluncaya dek gülmek istedi.

Eğer benim burada olabilmek için biricik oğlunu öldürdüğümü bilseydi diye düşündü, ne yapardı acaba?

 

...

 

End Notes:

Adsum (lat): (here) Burada.

Absum (lat): (Absent, not here) Eksik, burada değil.

 

Stiles'ın annesinin kanseriyle ilgili:

Kanserde erken teşhisin kanserle mücadelede çok önemli bir rol oynadığını biliyorum, öykünün mantığına uydurabilmek için erken teşhise rağmen hastalığın tedavi edilemediğini yazmak durumundaydım, böylece Stiles ne kadar erken döneme giderse gitsin annesini kurtarmak gibi bir seçeneği olmayacaktı. Yok eğer öyle bir seçeneği olsaydı sanırım Stiles Paige'e değil annesinin zamanına dönmeyi tercih ederdi. Bu da öyküyü içinden çıkılmaz hâle getirecekti. Söylemek istediğim hikayeye öyle uygun düşmüş olsa da, kanser erken teşhisle bile önüne geçilemeyen, her zaman, her şartta ölümcül olan bir hastalık değil, herhangi bir şekilde kanser hastası veya kanser hastası yakını olanlar varsa kusuruma bakmamalarını diliyorum. 

Kurgunun mantığı yavaş yavaş oturacak, şimdilik mantıksız gelen kısımlara biraz sabır göstermenizi diliyorum.

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

:) İyi okumalar!


 

Stiles gecenin bir yarısı, uyku tutmayarak evin içini dolaşmaya başladı, her şey yerli yerinde görünüyordu, koltuklar, babasının çalışma masası, annesinin çok sevdiği İngiliz işi çiçekli abajur bile. Ne var ki bu evde diğerinde olmayan bir oda daha vardı, içi küçük bir çocuğun anılarıyla dolu, hâlâ dağınık duran ufak bir yatağın bulunduğu, artık hiç kimseye ait olmayan bir oda. Stiles odanın eşiğinde durarak ay ışığı içinde yüzen yere baktı, iblis kurtların inlerine, cadıların çemberlerine, gece yarısı ifritlerinin ayinlerine giren ayakları bu yere girmeyi reddediyordu. Sudan çekinen Kanima ya da Dağ Külü'nce itilen Kurt Adam'lar gibi, belki de daha çok kutsal mabetlere ayak basması yasaklanmış şeytanlar gibi orada durmuş kıydığı masumiyetin son anısına yaklaşamıyordu. Babasının/ Jar'ın babasının adımlarını arkasında duyarak irkildi, adam elini Stiles'ın omzuna koysa da hiç bir şey söylemedi. Küçük oğlunun hatırası Stiles'la aralarında sürüp giden bir inilti gibi asılıp kalmıştı.

...  

Suçluluk insanı uyuşturan, hareketlerini kısıtlayan, düşüncelerini, duygularını hapseden bir kafesti. Stiles yıllarca annesinin ölümünden dolayı kendisini suçlu hissetmişti, suçluluğu tanıdığını zannetmişti ama yanılıyordu. Yaptığı şey bütün kabuslarının ötesindeydi, bir çocuktan hayatını çalmıştı, kendi hayatını mahvettiği için paralel akan bir başka hayattan onun rolünü çalmıştı. Şimdi olan olmuştu ve Stiles işgal ettiği bu yerle ne yapacağını bilemiyordu, orada öylece yatıp duvara bakmak dışında ne yapacağını bilemiyordu.

...

Stiles haftanın birbirinin aynısı geçen herhangi bir gününde uyanıp odasının kapısını açarak aşağıdan gelen seslere kulak kabarttı.

-Ne yapacağımı bilemiyorum, Stiles odasından çıkmıyor, doğru dürüst hiçbir şey yemiyor. Annesinin ölümünden sonra bir daha eve döneceğini zannetmiyordum, şimdi geldi, ama... Beni aradığında neredeydi biliyor musun? Kahrolası cehennemin ucunda Melissa, Moğolistan'da, buraya uçması neredeyse otuz saat sürdü. Odasından çıkmıyor ve ben ne yapacağımı bilemiyorum, bir oğlumu kaybettim, Tanrım, daha yatağı soğumadı... Diğeri de her an çekip gidecekmiş gibi hissediyorum, bu sefer nereye gideceğini kim bilir? Ne yapacağımı bilemiyorum Tanrım, ne yapacağımı bilemiyorum. 

Stiles göğsünde biçimlenen hıçkırığı yutarak gözlerini kapadı, keşke her şeyi geri alabilseydim. Neden sonra ne düşündüğünün farkına vararak kendi ahmaklığına acı acı güldü. En başta beni buraya getiren de tam bu düşünce değil miydi? Artık geriye dönüş yok.Diğer insanlar için kıymetli olan şeyleri çalmak yok.

Melissa yarım saat sonra evi terk ettiğinde John yukarı çıkıp kapıyı tıklatarak Stiles'ın yatağının başucunda durdu;

-Üzgünüm, dedi, beni suçladığını biliyorum, belki annen burada olsaydı ne yapılacağını bilirdi, ben...

Stiles yerinden doğrularak babasına sarıldı, onu babası olarak düşünmekten kendisini bir türlü alamıyordu;

-Senin hiçbir hatan yok, senin en ufak bir hatan yok dedi sesi titreyerek.

John Stiles'ın sözleriyle omuzlarındaki korkunç gerginlik bir parça gevşeyerek başını oğlunun omzuna koydu.

Stiles, John'un hak etmediği sıcaklığına sokulurken aklına tuhaf bir düşünce gelip saplandı;

Belki de bıraktığı dünyada babası komadan çıkmıştı, onun öldüğünü görmemişti öyle değil mi? O dünyada Stiles'a ne olmuştu acaba? Öylece ortadan kaybolmuş muydu? Belki de babası uyanmıştı ve... Şimdi ona geri dönmenin bir yolunu bulsa bile oğlunu öldürdüğü bu adamı nasıl bırakacaktı? Her şey, bütün hayatı/hayatları korkunç, çözülemez bir lanetin altında bozuluyor gibiydi.  

...

Evden çıkacağını söylediğinde John'nun ifadesinin nasıl karardığını görerek Stiles'ın yüreği burkuldu, babası hâlâ Stiles'ın kaçıp gitmesinden korkuyordu. John yine de yorum yapmadan;

-Benim de gidip işlere şöyle bir bakmam gerekiyor, dedi yavaşça.

Babasının üzerinde üniforma yoktu. Stiles nedeninin sormaya çekindi.

...

Stiles evin garajında yatan emektar cipin üstündeki tozlu brandayı açarak derin bir soluk aldı, arabanın anahtarları elinde ölü bir hayvan gibi yatıyordu.  Ne olursa olsun yapılması gerekenler vardı, Scott ve John hayattaydı, başka bir Stiles'a ait olsalar dahi hayattaydılar ve Stiles onları korumak için elinden geleni yapacaktı, onları bu sefer kaybetmeyecekti.

...

Stiles kasabanın sokaklarında ufak tefek birkaç değişiklik yakalasa da neredeyse her şey ötekinde olduğu gibiydi. Ev adresleri, telefon numaraları, insanlar, yine de bütün bunlar yüzünden diğer her şeyin de bu evrende aynı aktığı sonucuna varılamazdı. Ortada tahmine dayandırılamayacak kadar önemli şeyler vardı; burada da kurt adamlar var mıydı? Burada da tam bu mevsimde Sürü'lerle Avcı'lar arasında çekişme yaşanıyor muydu? Scott'ın daha önce anlatmış olduğu gibi Ennis burada da intikam işaretini çizmiş miydi?

En azından eski damıtım fabrikasına gidip etrafı bir kolaçan edebilir, işlerin burada nasıl yürüdüğüne dair ufak tefek fikir edinmeye başlayabilirdi. Cipi ıssız alanın kenarına çekip sessizce aşağı indi, çevrede doğanın kendi seslerinden başka ses yok gibiydi yine de elinden geldiğince sesiz ve dikkatli yürümeye başladı. Fabrika boştu, metal kapıda iz yoktu. Ya bu evren diğeriyle bazı bakımlardan ayrılıyordu ya da burada henüz Ennis intikam çağrısı yapmamıştı. Stiles kapıyı incelerken uzaktan işittiği bir çıtırtıyla gerildi. Birileri geliyordu. Stiles koşarak cipe atladı, eğer gelenler kurt adamlarsa burada birilerinin olduğunu bileceklerdi fakat bu yer büyük ölçüde terk edilmiş olduğuna göre işsiz güçsüz birçok kimseler burada dolanıyor olsa gerekti, ya da aşıklar, diye düşündü Stiles, Derek'le Paige'i anımsayarak, belki de gelenler onlardı, kim bilir?

...

Stiles yeni adresini kasaba kütüphanesi olarak belirledi, kendisine bir doğrultu çizebilmek için gazete arşivlerini karıştırmak niyetindeydi. Girişteki boş masayı atlayıp içeri geçmeye karar vermişti ki, ufak tefek, sevimli, genç bir kız yan taraftaki bir kapıyı açarak;

-Pardon, öğle arasındaydım, dedi sesi kelimenin sonunda incelerek.

-Önemli değil, arşivlere bakmak için gelmiştim.

Kız kütüphanede görmeyi beklediği son şeymişçesine Stiles'a bakıyordu, Stiles ufak bir kasaba için biraz tuhaf göründüğünü biliyordu ama o kadar da değil.

-Um, özür dilerim, arşivler arka tarafta, şu formu doldurursanız eğer...

Stiles gülümseyerek kızın masadan alıp kendisine uzattığı kağıdı gözden geçirdi.

-Kütüphane üyeliği on dolar.

-Tabii, dedi Stiles pantolonunun cebine uzanarak.

Üzerindeki pantolon ve ince siyah Henley babasının gençliğinden kalmış parçalardı. Pantolon o kadar dardı ki Stiles elini cebine zorlukla sokmayı başardı. Bu kıyafetlerle muhtemelen Punk çağından kalmış görünüyordu. Parayı çekmeye çabalarken kızın ağzı açık kendisini izlediğini fark ederek sırıtmaktan kendisini alamadı. Beacon Hills'in genç nüfusu moda dışı giyinen Punk'lardan hoşlanıyordu demek? Hayrete şayan! Genç kütüphane görevlisi utangaç bir tavırla parayla formu alıp Stiles'a arşivi işaret etti, gözleri nereye bakacağına karar verememiş gibi kaçamak biçimde Stiles'ın göğsüne, kollarına, omuzlarına kısa kısa takılıp duruyordu.  

...

 Görünen o ki bu evrende de dağ aslanı saldırıları, şüpheli ölümler, gazetelerin manşetlerini işgal eden cinayetler, intiharlar yaşanıyordu. Stiles altmışlı yıllara ait bir gazetenin üçüncü sayfasında aradığı şeyi buldu;

''Cinayetlerin görgü tanığı Mrs. Flo katilin iki metrelik tüylü bir canavar olduğunu, gözleri şeytan gibi parlayan yaratığın arabadan çıkardığı iki kişiyi pençeleriyle deşerek öldürdüğünü anlattı. Gazetemiz Mrs. Flo'nun kronik şizofreni teşhisiyle iki sene boyunca akıl hastanesinde yattığını...''

Kurt adamlar buradalardı.

...

Stiles rahatsız edici biçimde tanıdık Beacon Hills lisesinin park alanına cipini park ederek aşağı atladı. Derek'in Paige'le hangi ayda tanıştığını ya da Paige'in hangi ayda öldüğünü bilmiyordu, Peter herhangi bir zaman dilimine değinmemişti, Stiles öyküyü Derek'in ağzından dinlediğinde ona ayrıntıları sormaktan çekinmişti. Şimdiyse öğrenmek için çok geçti. Kulakları okul öğrencilerinin tasasız sesleriyle dolu, düşünceler içinde okul binasına doğru yürümeye başladı, nereden başlayacağını el yordamıyla bulması gerekiyordu. Yaş çizgisi Stiles'ın dünyasındakiyle paralel gidiyorsa, Scott burada sekiz yaşında olduğuna göre Derek on beş yaşında olmalıydı, ders listesinin asılı olduğu koridora doğru yürürken okulun penceresinden gözüne ilişen tanıdık bir görüntüyle durakladı. Camaro. Stiles kalbi tekleyerek arkası arabaya dönük duran siyah saçlı adama baktı. Sırtı belki biraz daha ince, yıllar sonra kazanacağı biçimden biraz daha uzaktı ama duruşu, bacaklarını açışı aynıydı, içini tam manasıyla doldurmasa bile üzerinde aynı siyah deri ceket vardı. Derek. Orospu çocuğu on beş yaşında bile model gibi görünüyordu, şanslı piç. Derek'in karşısında kendisinden bir kaç santim daha kısa bir kız duruyor, saçlarıyla oynayarak ışıl ışıl gülümsüyordu. Stiles Derek'in yarattığı etkinin yıllar önce de aynı olduğunu görerek kendi kendisine gülümsedi. Stiles'ın bütün dünya durmuş gibi orada, olduğu yerde çakılı bir hayalin ete kemiğe bürünmesini huşu içinde izleyişi maalesef göğsüne doğru hızla gelen bir basketbol topuyla yarıda kesildi. Stiles, Lacrosse'tan ve yıllarca süren Sürü mücadelelerinden kalan bir refleksle bakmadan topu yakaladı. Gözlerini camdan, camın ötesindeki elle tutulur, gözle görülür mucizeden almak istemeye istemeye topun sahibine döndü;

-Koridor bu iş için uygun bir yer değil, dedi sakince, önünde dikilen velede.

 -Top neredeyse orası bu iş uygun, diye cevap verdi çocuk geri adım atmayı reddederek.

Bu çocuklar kütüphaneyle müzik odasının dibinde böyle terör saçarken hocalar neredeydi acaba?

Stiles meseleye el koymak üzere gelen giden kimseyi göremeyerek, kendisini onlarca aydan sonra Derek'i yeniden yaşayanların diyarında izlemek zevkinden mahrum bırakan ufak soruna bir dakikasını ayırmaya değeceğine karar verdi.

Alternatif zaman çemberlerinde bile Beacon Hills kabadayılarının huyları değişiklik göstermiyordu anlaşılan. Bu çocuk illa ki Biff'i oynamak niyetindeyse yapılacak bir şey yoktu, hey bu durumda Stiles Marty McFly oluyordu değil mi? Muhtemelen birden fazla anlamda. Heh.

Stiles elindeki topu, tıpkı Berkeley kampüsündeki kızların aklını (işe yaramayan bir biçimde) almak için yaptığı gibi, parmağında hızlı turlar atacak biçimde döndürmeye başladı. Arkasındaki kalabalıktan güç alan tipik kabadayının şaşkınlıkla açılan kahverengi gözlerine acımasızca gülerek;

-Peki, bir anlaşma yapalım, topu benden al ve oynamaya devam edin, topu alamazsan bu topa uygun potaların olduğu spor salonuna gideceksiniz, adil mi?

Koridorun köşesinden bir kaç kızın kıkırdamasıyla beraber ıslık sesleri geldi.

Stiles'ın eğitimli gözleri çocuktaki hafif güvensizliği okusa da çocuk cakasını bozmak istemeyerek Stiles'ın elindeki topa atıldı, Stiles yavaşça, dalga geçercesine topu bir elinden diğerine geçirdi. Çocuk bir kez daha denedi, Stiles o daha hamlesini tamamlayamadan topu tekrar sol eline geçirdi. Çocuktan dalga dalga yükselen kızgınlığı adeta tadabiliyordu. Günlerdir içinde bulunduğu korkunç ruh hâlinden yavaş yavaş silkinerek bir yandan topu sektirip bir yandan kendi kendisine konuşmaya başladı;

Benim okuduğum dönemde de lise öğrencileri bu kadar küçük müydü acaba?

Sonra çocuğa biraz daha yüksek sesle;

-Kaç yaşındasın tanrı aşkına sen on üç mü? diye sordu.

Çocuk alev alev yanan bir öfkeyle Stiles'a bakarak;

-On beş, dedi nefesinin altından.

Stiles biraz ileri gittiğinin farkındaydı, çocuğu niye bu kadar silkelediğini kendisi bile bilmiyordu, belki de Beacon Hills Lisesi'nin yan etkisiydi kim bilir?

Üçüncü hamle Stiles'ın neredeyse görmediği bir hızla gerçekleşse de Stiles ani saldırılara yıllardan beri geliştirdiği alışkanlıkla gafil avlanmayarak topu kurtardı.

Topu sektirirken deja vu hissinin giderek ağırlaştığını fark etmekten kendisini alamadı, sanki bu anı daha önce yaşamıştı. Jackson 2.0 üzerindeki kareli gömleğin kollarını iterek, daha önce kurt adamlarda gördüğü türden bir kıpırtısızlıkla dikkatini Stiles'ın hareketleri üzerinde yoğunlaştırdı. Stiles içine ufacık bir şüphe kırıntısı düşerek topu durdurdu. Rakibindeki kararsızlığı sezen çocuk Stiles'a sorarcasına bir bakış attı, tam o sırada koridora düşen güneş ışığıyla birlikte Stiles'ı sorgulayan o hafif kibirli gözler koyu kahverengi gölgelerinden kurtularak yemyeşil aydınlandılar. Stiles sevimsiz bir hisle bir anda nerede olduğunu, kim olduğunu, ne için orada olduğunu hatırlayarak oyunu bitirdi. Ne halt ettiğini sanıyordu ki? Sekiz yaşındaki bir versiyonunu misyonu için kurban etmiş, büyük ölçüde kafayı sıyırmış yirmi iki yaşındaki bir adam lisenin koridorlarında bu çocuklarla ne yapıyordu Tanrı aşkına? Bu saçmalığı bırakıp Derek'i bulması gerekiyordu. İçindeki ışık yandığı gibi hızla sönerek yerini aynı umutsuz karanlığa bıraktı. Kendisine uzatılan topa temkinli bir ifadeyle yaklaşan çocuğa;

-Bazen kendimi kaptırıyorum, üzgünüm, beni dert etmeyin dedi yavaşça.

-Sorun değil, dedi çocuk Stiles'a epeyce tanıdık gelen kaşları kalkık bir ifadeyle.

Stiles arkasını dönüp yürüyen çocukları izlerken kulağına daha önce dikkat etmediği hafif bir ezgi takıldı. Koridorun gürültüsü müziği boğmayı bırakır bırakmaz notalar art arda akmaya başlamıştı. Oh hayır, hayır, hayır, hayır! Hemen sonra sessizliğe gömülen çello ezgisiyle yüreği neredeyse midesine düşerek Stiles müzik odasından çıkan kıza baktı.

-Teşekkür ederim, dedi kız tatlı bir ifadeyle gülümseyerek. Onların gürültüsü yüzünden on dakikadır nota kaçırıyorum, eğer sen yapmasaydın hadlerini ben bildirecektim, muhtemelen başarısız biçimde.

-Oh? diye karşılık verdi Stiles dehşetle.

Kız muhtemelen Stiles'ın yüzündeki ifade yüzünden şaşalayarak sorgularcasına kendisinden yaşça büyük adama baktı.

-Derek'e haddini bildirmeyi sana bırakmalıydım sanırım, dedi Stiles tebessüm etmeye çabalayarak.

Kız Derek'in adıyla beraber yanakları tatlı bir pembe renkle kızararak, kestane rengi gür saçlarını kulağının arkasına attı;

-Onu tanıdığını bilmiyordum, dedi yavaşça.

-Pek kötü bir tip değil aslında diye yanıt verdi Stiles ikna edici olduğunu umduğu bir sesle.

-Ne demezsin, diye cevap verdi kız omuzlarını silkip müzik odasına dönerken.

Stiles elleriyle yüzünü kapatarak mahvoldum ben diye düşündü.

...

 

 

 

 

 

 

 

End Notes:

Düzeltme yapmaya sabrım yoktu, umarım çok fazla hata yaparak okumak keyfini mahvetmemişimdir :) Bu iki bölümü art arda yazdım, geriye kalan böümler daha yavaş gelecek şimdiden affınızı diliyorum.

 

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

Umarım ilginizi canlı tutabiliyorumdur, iyi okumalar.

 


 

15 Kasım 2018

Stiles dükkanın kapısını açmadan önce, başını kaldırıp ahşap tabelaya kazınmış olan dükkanın adına bakarak iç geçirdi; Üç Meşeler.

Cadılar'la alış veriş yapmak, onlardan bir şey istemek her zaman beklenenden daha fazla bela demekti, Stiles bunu kendisinden biliyordu. Eh, bu tarafa yanında malzemeleriyle gelmediğine göre, gerekli olanları eninde sonunda bir yerden tedarik etmesi gerekiyordu, Beacon Hills'in altmış mil güneyindeki bu yer Stiles'ın şüphe çekmeyeceği kadar uzak, yokluğunda babasını meraktan öldürmeyecek kadar yakındı.

Stiles John'u kafasından uzaklaştırarak kapıyı açtı, içeriye adım atışı kapının üzerine yerleştirilmiş ufak bir çan tarafından zanaat sahiplerine çın çın ilan edildi. Görünür kısmı aşağı yukarı elli metrekareden ibaret, güneş görmeyen yerin köşesinden ufak bir közün parıltısı çakarak Stiles'ın gözünü aldı, Stiles duman ve kora doğru yürüyerek, yüzü ufak bir ateş halkasıyla aydınlanan dünyanın kendisi kadar yaşlı cadıyı gördü. Kadın dişsiz, safi dudaktan ibaret bir gülüşle önündeki alçak tabureyi işaret ederek;

-Otur, dedi.

Stiles kadının sözlerini ikiletmeden hemen oturdu.

-Çok uzun bir yol geldin, öyle değil mi, küçük kardeş?

Kadın muhtemelen Beacon Hills'ten buraya geldiği altmış millik kastetmiyordu.

-Öyle de denilebilir.

-Çok pahalı bir bilet satın almışsın, buradaki yolculuğun ödediğin bedele değsin umarım.

Kadının hemen yanındaki köşeden bir başka köz pırıltısı aydınlandı, Stiles'ın yeni fark ettiği ikinci kadın dişsiz ağzından piposunu çıkararak;

-Asla değmez, her zaman değer, dedi bir duman dalgasını Stiles'ın yüzüne doğru üfleyerek.

Stiles'ı pek şaşırtmayan üçüncü ses sol taraftan sahneye girdi;

-Bizden ne istemeye geldin? Yolculuğuna devam mı etmek istiyorsun? Bıraktığın yere dönmen artık mümkün değil ama seni başka yerlere yollayabiliriz, bedelini ödediğin sürece.

Stiles geri dönemeyeceği şüphesinin doğrulanışıyla yüreğine buz gibi bir his otursa da kendisini toparlayarak;

-Yakınlarda bulamadığım birkaç ot o kadar. Yolculuk etmekle ilgilenmiyorum.

-Ne istiyorsun? Yerini sağlam tutman için sana Sarı Sabır verebiliriz.

-Burada, yanımda bir liste var, dedi Stiles cebinden ufak bir kağıt çıkarıp cadılara uzatarak.

Kadın listeyi şöylece bir gözden geçirip arkasındaki cam şişelere istiflenmiş kuru otları ufak keselere doldurmaya başladı;

-Dünyaları söndürecek kadar Civanperçemi... Yangından çok korkuyorsun öyle mi küçük kardeş?

-Ne kadar tedbir alınsa azdır, diye yanıtladı Stiles sakince.

-Doğru, doğru, dedi kadınlar hep bir ağızdan.

 -Sen de bir aşığın eğilimi var ama yalnızsın, dedi ilk cadı başının hemen üstündeki rafta duran birkaç şişeyi yana itip ortadaki saydam renkli olanı ortaya çıkartarak. Birazcık gül yağı kullanabilirsin, kimse fark etmez, kulaklarının arkasına birkaç damla sür, gençliğin ölmeden onu kullan, yatağına gelmeleri çok almaz, belki üç gündönümü.

-İstediklerim bu yerde yatağa alınamayacak kadar gençler, diye yanıtladı Stiles, bir an kendisini kaptırarak.

-Ah, dedi cadı, öyle bile olsa bizleri boş bırakmaya gelmez, aklımız ne de çabuk zehirlenir, nasıl da aceleyle bozulur kalplerimiz.

Öteki kadınlar kovana uçan arılar gibi diğerini çevreleyip ona sarıldılar.

Cadılar biraz sonra birbirlerinden ayrılarak listeyi tamamlama işine döndüler. Yirmi dört parça tamamlanıp ağzı güzelce bağlandı, Stiles yüz altmış dolar tutan borcunu ödedikten sonra cadılardan ilki elindeki iki cam şişeyi Stiles'ın önüne sürdü.

Kadın sağdaki, boynu yeşil kadife bir bağla bağlanmış sıvıyı işaret ederek;

-Her gece içtiği suya bir damla damlat, kederinin bir kısmını alır, dedi.

Sol taraftaki boynu kızıl bağlı şişeyi Stiles'ın avucuna bırakırken;

-Zamanı geldiğinden kullanmakta tereddüt etme, içinde Tanrı'ları bile öldürebileceği söylenen Kara Mamba'nın zehrinden var, eğer daha fazla serpilip gelişirse düşmanında hepimizi öldürmeye yetecek kadar hainlik var.

 ...

 

 John'un arayıp Stiles'ın altı saattir ortalarda görünmediğini haber veren endişeli sesi telefonun ucunda susalı ancak iki dakika olmuştu ki Melissa'nın kapısı çalındı. Melissa'nın sezgilerini yanlış çıkarmayan bir biçimde karşısında elinde ufak bir paketle John'un büyük oğlu duruyordu.

-Scott için bir şey getirmiştim, dedi Stiles gülümseyip elindeki paketi işaret ederek.

-Scott çoktan uyudu Stiles.

Stiles'ın yüzü bir an şaşkınlıkla doldu, sekiz yaşındaki bir çocuğun akşamın dokuz buçuğunda uyuması çok beklenmedik bir şeydi sanki.

Bir an sonra Stiles kendisini toparlayarak;

-Elbette, dedi, ne düşünüyordum bilmiyorum, rahatsız ettiğim için çok üzgünüm.

Stiles, Beacon Hills'e döndüğünden beri bu Scott'ı üçüncü ziyaretiydi, dört sene evvel evi terk etmeden önce yalnızca bir iki kere gördüğü minicik bir çocuğa doğal olandan biraz daha fazla ilgi gösteriyordu.

Genç adam elindeki ışıltılı paketi Melissa'ya uzatarak;

-Geçerken gördüm, hoşuna gidebileceğini düşündüm, diye mırıldandı.

-Neden içeri girmiyorsun?

Stiles kararsız bir ifadeyle Melissa'ya baktı, sanki kadının gerçekten kendisini isteyip istemediğini anlamaya çalışıyordu. Sanki Melissa'nın onu evinde istememek için bir sebebi olabilirmiş gibi.

Stiles Melissa'yı mutfağa takip ederek ev sahibesinin kahve hazırlayışını dalgın bir ifadeyle seyretmeye başladı. Ara sıra bakışları yukarıya, Scott'ın uyuduğunu tahmin ettiği yere doğru dönüyordu, Melissa o sırada Stiles'ın çehresinde beliren kederli, özlemli ifadeyi gözden kaçırmadı.

İlk kez o dakika Melissa'nın kafasına dank etti, Stiles kardeşini evden millerce uzaktayken kaybetmişti, onun öldüğüne şahit olmamıştı, John'un söylediğine göre Jar'ın mezarını ziyaret etmeyi reddediyordu, belki de Jar'ın öldüğünü kabullenmek yerine Scott'ı küçük kardeşinin yerine koyuyordu.         

 

Kahve hazırlanıp Stiles'la Melissa karşılıklı koltuklara yerleştiklerinde Melissa yumuşak, dikkatli bir sesle;

-Baban senin için endişeleniyor, dedi.

-Biliyorum, ama bu sefer bir yere gittiğim yok, diye karşılık verdi Stiles ikna edici bir tavırla.

Oturma odasında birkaç dakikalık sessizlik oldu.

-Umarım Scott'ın hoşuna gider, dedi Stiles Melissa'nın masanın üzerine bıraktığı armağanı işaret edip ağır sessizliği bölerek.

-Stiles, diye başladı Melissa cümleyi nasıl kuracağını bir an düşünerek, Jar'ın ölümünün seni ne kadar üzdüğünü görebiliyorum ama Scott Jar değil.

O zararsız, kibar, zaman zaman fazla şaşkın çocuk, Jar'ın yaşasaydı gelecekte bürüneceği karakteri müjdeleyen o tatlı genç adam, bir anda ifadesi yabancı, soğuk bir ateşle karışarak;

-Bunun Jarogniew'le en ufak bir alakası yok, diye yanıtladı buz gibi, bu Scott'la ilgili, başka hiç kimseyle değil.

-Stiles...

-Melissa, dedi Stiles elinden kahvesini bırakarak ciddiyetle, Scott'ın Jar olmadığının farkındayım, sadece... Onu ara sıra görmeme müsaade et, bu beni tahmin edemeyeceğin kadar çok mutlu eder.

...

 

16 Mart 2016

-Melissa! Melissa! Lütfen kapıyı aç, lütfen!

Melissa'nın kapının arkasındaki hıçkırıklarını duymak yüreğini deşiyordu. Yarım saattir banyo kapısını açmaya kadını ikna edememişti.

-Melissa ne olur kapıyı aç, Scott kendini böyle harap etmeni ister miydi zannediyorsun? Ne olur kapıyı aç!

Banyo kapısı aniden açıldı, Melissa kan çanağı olmuş gözlerle Stiles'a baktı, yüzünde genç adamı görmeye bile katlanamadığını açıkça söyleyen bir ifade vardı;

-Seni evimde istemiyorum.

-Melissa lütfen, dedi Stiles yalvaran bir sesle.

-Seni bir daha görmek istemiyorum,anladın mı?

Stiles beklemediği bir anda babasının omzu üzerinde kapanan elinin sıcak baskısını hissetti;

-Stiles, sen eve dön, bundan sonrasını ben hallederim tamam mı?

Stiles Melissa'nın evinden çıkmadan önce son bir kez arkasına baktı, Melissa John'a canı pahasına yapışmış hıçkırıklara boğularak ağlıyor, bozulmuş bir plak gibi tekrar tekrar;

-John... Scott... Scott, diye sayıklıyordu.

...

 

1 Aralık 2018

-Anne, av korusunda bir adam var!

Talia, heyecandan nefesi tıkanan Cora'nın başını okşayarak küçük kızının hemen arkasından içeriye giren Paul'e baktı.

Paul deri ceketinin üstüne yapışmış çalı çırpıyı silkerek;

-Özel araziye girdiğini fark etmemiş olabilir, genç bir adamdı, dedi alabildiğine sakin bir sesle.

Talia, Cora'nın saçını kulağının arkasına sıkıştırıp yumuşak fakat otoriter bir sesle;

-Yukarıya çıkıp elini yüzünü yıka, Paul sen benimle gel, dedi.

Cora itiraz etmeyi aklına bile getirmeden merdivenleri sekerek yukarıya çıktı.

Talia çalışma odasının kapısını kapar kapamaz yüz ifadesi değişti;

-Avcı? diye sordu yavaşça. İki hafta önce Ennis'in sürüsünden genç bir Beta Avcı'lar tarafından vahşice öldürülmüştü, Peter'ın söylediğine göre açıklıkta Derek'in kaza kurşununa kurban gitmesine ramak kalmıştı.

-Cadı, diye yanıtladı Paul ellerini saçlarının arasından geçirerek.

-Sizi gördü mü?

-Zannetmiyorum ama varlığımızı hissetmiş olabilir, ben onun enerjisini iki mil öteden duydum.

-Orada ne yapmakta olduğuna dair bir fikrin var mı?

-Sadece uzanmış yatıyordu. Cadıların doğaya düşkünlükleri sır değil, belki de korunun doğal cazibesine kapılmıştır.

-Gözünü iyi aç, her kimse haberimiz olmadan daha yakına gelmesine müsaade edemeyiz.

...

 

3 Aralık 2018

-Koruda gezinen bir cadı var, dedi Talia Hale sesinde hem sorgu hem buyurganlıkla.

-Farkındayım, diye cevapladı göz alıcı renklerdeki bir yılanı muayene etmekte olan Gözcü/Arabulucu.

-Kim olduğunu biliyor musun?

-Belediye Başkanının oğlu.

-Ne düşünüyorsun?

-Kısmen zararsız sanırım, fakat rastgele hareket etmiyor, kısa zaman önce üç kasaba öteden stok tazelemesi yaptığına dair duyum aldım. Muhtemelen yolunuzun kesişmemesi herkes için daha hayırlı olur.

Talia Hale dikkatli, araştıran bakışlarla karşısındaki adamın gözlerini hapsetti;   

-Deaton, beni gölgede bıraktığını hissediyorum.

-Talia, bu incelediğim sürüngeni tanıyor musun? Bu güzel yaratık renkleri sebebiyle diğer bir çok zararsız akrabasıyla karıştırılabilen son derece zehirli bir Mercan Yılanı.

Deaton yılanın hareketsiz çenesini kaldırarak Talia'ya gösterdi;

-İşine karışılmadığı sürece uysal olsa da onu diğerleriyle karıştırmak kesin ölüm anlamına gelebilir Talia.

Yılanı dikkatlice yeniden muayene masasına yatırarak;

-Fakat bu basit ve ölümcül olabilecek hatanın da ötesinde aklımı kurcalayan ne biliyor musun? Renklerine bir bak, ne kadar solgun olduğunu görüyor musun? Amerikan Mercan Yılanı'nın klasik parlak kızıl sarı kara renklerinde değil. Bu masada yatmakta olan bu bölgeye ait bir tür değil Talia,    hatta şüphelerim doğruysa bu kıtaya bile ait değil, insan merak ediyor, öyleyse bu ağzına dek zehirle dolu büyüleyici yaratık Amerika'nın bu bölgesinde ne yapıyor?

-Cadı'nın bir misyonu var, dedi Talia yılanın göz kamaştırıcı kızıl kara sarı halkalarına bakarak.

-Kesinlikle, enerjisi saplantı hâlini almış bir fikirle yoğunlaşmış durumda, elinizden geldiğince yolundan çekilin, yanlışlıkla yoluna çıkmadığınız sürece size ya da diğer Sürü'lere zarar vereceğini zannetmiyorum.

-Bu derece tehlike arz ediyorsa onu böyle başı boş bırakmak doğru mu?

-Bana danışmaya geldin Talia, ben de sana diyorum ki yoluna gitmesine müsaade etmelisin.

Talia kaşları çatık birkaç saniyelik sessizliğin ardından;

-Şimdilik öyle olsun dedi, şuan istesem de bir cadının plan programına müdahale edemeyecek kadar elim kolum sürü ve avcı politikalarıyla dolu zaten. Deucalion seninle bir görüşme talep ediyor, ne düşünüyorsun?

...

 

End Notes:

Zamanın akışı konusunda diziyle hikaye arasında işime gelen biçimde değişiklikler yapıyorum, kusura bakmayın. Umarım hoşunuza gitmiştir.

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

Umarım zaman çizelgesi hikayeyi aydınlatmakta biraz olsun işe yarar.

 

 


 

Orijinal Evren'de gelişen olayların kronolojik sıralaması;

8 Şubat 2012-Scott McCall'ın Peter Hale tarafından ısırılması

8 Nisan 2015-Stiles Stilinski'nin on dokuz yaşına basması ve Scott McCall'ın Sürü'sünden dostça ayrılarak Hale Sürü'süne geçişi 

15 Temmuz 2015- Cora Hale'in aldığı ölümcül kurtboğan yarasından ölümü

24 Temmuz 2015- Peter Hale'in Alfa'sının izniyle Sürü'den ayrılarak şehri terk edişi

2 Mart 2016-Lydia Martin'in yasal olarak McCall Sürü'sünün gözcü/arabuluculuğuna yükselişi

20 Mayıs 2017- 21 yaşına basmasına üç ay kala Gerçek Alfa Scott McCall'ın eşi Allison Argent'ı savunmaya çabalarken başıboş bir Omega tarafından öldürülüşü/Omega'nın, güç transferine kalmadan Allison A. tarafından öldürülüşü/Scott McCall'ın Alfa mirasının insan eşi tarafından zapt edilip edilmediği bilinmiyor

2 Nisan 2017- Allison Argent'ın California'yı terk edişiyle McCall Sürü'sünün feshi

16 Ağustos 2017- Melissa McCall'ın Hale Sürü'sünün baş betasını evinden açıkça kovması, dağılmış McCall Sürü'sünün son üyesinin Alfa Hale ve Sürü'sünün arazisinden geçişini yasaklaması

20 Ekim 2017- Lydia'nın Martin'in lekelenmiş olan arabulucu sıfatını bırakması ve ülkeyi terk edişi

7 Kasım 2017- Derek Hale'in 29 yaşına basışı

1 aralık 2017- Derek Hale'in bölgesine izinsiz giriş yapan bir cadı tarafından evinde çıkarılan yangındaki ölümü

8 Aralık 2017-Hale Sürü'sü Baş Beta'sı Stiles Stilinski'nin fahri Alfa unvanıyla Hale Sürü'sünün mirasına sahip çıkışı

13 Ekim 2018-Hale Sürüsü üyesi John Stilinski'nin silahlı soygunda vurularak ağır yaralı vaziyette hastaneye kaldırılışı

18 Ekim 2018- Başlangıç/Bitiş noktası

 

Stiles Stilinski'nin çizdiği hâliyle Alternatif Evrende gelişen olayların kronolojik sıralaması

18 Ekim 2018- Bulunduğu evrende tarihi değiştirmeyi amaçlayan Stiles S.'nin Darach'ın büyüsüyle tarihte geriye gitmek yerine paralel bir evrende kendisini bulması/Jar'ın ölümü

21 Ekim 2018- Diğeriyle apaçık benzeşmeler gösteren alternatif evrende  Stiles S.'nin eve dönüşü/Stiles S. zamanda yolculuk yapmamasına rağmen, yeni evrenin orijinal evreni on iki yıl geriden takip etmesi sebebiyle çocukluğunda gelişen ve Hale/McCall Sürü'lerinin mahvına yol açan olayların ortasına düşer

1 Kasım 2018- D-P'nin engellenen ilk tanışması/S.'nin alternatif evrendeki D.'yi ilk görüşü

15 Kasım 2018- Ennis'in Beta'sının öldürülüşü/S. Üç Meşeler'de

1 Aralık 2018-S.'nin iki Hale tarafından (Cora ve genç bir cadı) H. Av Korusu'nda Alfa'sının yasını tutarken görülüşü

...

 

 

15 Aralık 2018

Deucalion Talia Hale'le yaptığı fikir alış verişinin ardından, kısa süreli hazırlıklarını tamamlayarak görüşmelerin yer alacağı eski damıtım fabrikasına doğru yola koyuldu. Güzel, umut vaat edici bir gündü, Alfa tedirginliğini bastırdı, eğer lider tökezlerse onu takip edenler ne yapardı? Diğer kurtlarla beraber buluşma yerine vardılar, tarafların bir araya gelişi yüzyıllardır beklenilen bir şeydi. Deucalion tarihi bir anı yaratmanın eşiğinde olduklarını iliklerinde hissediyordu. Kurt adam ve avcı, bıçağın iki yüzü sonunda bir araya gelmişti. Görüşme başlar başlamaz Deucalion bir terslik olduğunu sezdi, ne yazık ki ne olduğunu anlamaya kalmadan Gerard Argent transa girmiş bir tavırla yanındaki şarap vanasını parçaladı. Bu ateşkes gerçekleşmeyecek! diyordu bir yandan. Bir an içerideki bütün yüzler Argent'a döndü, Avcı'lar da Sürü üyeleri de eşit derecede şaşkın görünüyordu. Argent'ın beklediği her neyse gerçekleşmemiş olacak ki adam apaçık bir öfke nöbetiyle vanaya vurdu. Vanadan bir hayır gelmeyeceğini görerek göz açıp kapayınca dek kendisinden birkaç adım uzaklıktaki Deucalion'un üzerine atıldı. Yaşlı çakal planı bozulmuş olsa da belli ki verebileceği en ağır hasarı yaratmayı amaçlıyordu. Gerard, Deucalion'un önüne düşünmeden atılan Beta'larından birinin gırtlağını gözle kaş arası keserek Alfa'ya giden yolu temizlemeye davrandı, bıçağı öyle hızlıydı ki Beta'nın pençelerini kullanmaya dahi vakti olmamıştı. Deucalion'un Beta'ları Avcı'yı paramparça etmek için atılıp neredeyse yeni bir kan davasına sebep olacakken, Deucalion Gerard'ın adamlarına;

-Tanrı Aşkına tutun şunu, diye bağırdı.

Bir kurt adamın haklı sebeplerle dahi olsa Argent'a el sürmesi kan gölüne yol açabilirdi, bu işi Avcı'lar kendi aralarında halletmeliydi.

Zehirli bir akrep gibi kendi adamlarını biçen Gerard Argent sonunda domuz gibi bağlanıp yere bırakıldıktan sonra Alfa;

-Bu adam kanımızı dökerek ateşkes umudunu yıkabileceğini zannediyor, dedi şiddetin eşiğindeki topluluğa hitaben.

Yerde debelenen Argent'ı görmezden gelerek;

-Bir vizyon gördüm, barışın geldiğini ve düşmanların arasında yeşerdiğini gördüm. Biz barış fikrine yine de sadık kalacağız, diye devam etti, arkasındaki Beta'ların öfkeli seslerini bastırarak. Ölümüzü alıp burayı terk edeceğiz, böyle bir deli tarafından güdülmeyi arzu etmiyorsanız, yeniden buluşacağız.  

...

 

Stiles John'la yaklaşık bir saat kadar House of Cards'ın geç vakit tekrarını izledikten sonra esneyerek;

-Yatma vakti, diye mırıldandı.

Babası yorgun bir ifadeyle yerinden kalktı.

-Önce bunu içmeni istiyorum, dedi Stiles John'un önüne cam bir bardaktaki suyu sürerek.

-Bugün yeterince sıvı aldım, Stiles.

-Jack Daniels su değil, bunu sen de biliyorsun.

 John ayak direyecek gibi görünse de belli ki uğraşmaya değmeyeceğine karar vererek suyu alıp dudaklarına götürdü;

-Bunun içine bir şey mi koydun? Değişik kokuyor.

Cadıların karışımı hafif bir lavanta kokusundan başka bir koku taşımıyordu, John'un farkı algılamış olması bile şaşırtıcıydı, öte yandan babası her zaman detayları yakalamada başarılı değil miydi?

-Belki, sadece iç, olmaz mı?

 John daha fazla soru sormadan suyu bir dikişte içti.

-İyi geceler Stiles.

-İyi geceler.

John, Jar'ın ölümünden beri ilk kez o gece kederi bir parçacık olsun yatışarak neredeyse deliksiz bir uyku çekti.

...

 

John sabah uyandığında oğlunu garajda cipiyle uğraşırken görünce bir an gülümsemekten kendisini alamadı, büyük oğlu sonunda emektar cipten başka bir araca ilgi gösteriyordu, ne var ki birkaç saniye sonra Stiles'ın ne yaptığını fark ederek gülümsemesi yüzünde dondu. John Beacon Hills'in belediye başkanlığına seçildiğinde kısa süre kaynağı belirsiz tehditler almıştı, sonunda hepsinin içi boş çıksa da devlet tarafından kısa süreli standart bir anti-terör eğitiminden geçirilmişti. John, eğer eğitiminden kalanları doğru hatırlıyorsa, Stiles şuan babasının cipini olası bir bombaya karşı arıyordu. Çocuk babasının orada olduğundan habersiz aracın çevresini dolaştıktan sonra dört kapıyı açarak cipin içini gözden geçirdi, sistemli bir şekilde tek tek frenlerin işleyip işlemediğini, benzin deposunda sorun olup olmadığını, sinyal lambalarını, lastikleri, yedek lastikleri... John, oğlunun Moğolistan'da ne halt ettiğini bilmiyordu, burada yaptığını gördüğü şeyden sonra bilmek istediğini de zannetmiyordu. John Stilinski yüreğinin sıkışmasına aldırış etmeksizin, çıt çıkarmadan geldiği gibi odasına geri döndü.

...

 

Gerard'a karşı bir hamle yapmak hiçbir zaman hafife alınmaması gereken bir davranıştı, Stiles öteki yaşamında bunun kanıtlarına defalarca şahit olmuştu. Avcılar Gerard'ı yeterince süre hayatta bırakırlarsa yaşlı şeytan eninde sonunda suya düşen planındaki kör noktayı bulacaktı. Bulduğunda ne yapacağını ancak tanrı bilirdi. Belki de şimdiden Stiles'ın kokusunu almıştı, işlerin neden saat gibi tıkır tıkır yürümediğini belki şimdiden biliyordu. Ne yazık ki Gerard'ın da bilmedikleri vardı, derya gibi kinine ortaklık edecek bilgiyi örümcek gibi toplayan bu adam, Stiles'ı gelmiş geçmiş en iyi iki Argent'ın eğittiğini bilmiyordu. Stiles Gerard için şimdilik gizemini koruyordu, canavarın denklemini bozan, kusursuz yürüyecek korkunç planının içine eden bilinmez parçaydı yalnızca. Oysa Stiles Gerard'ı tanıyordu, ne de olsa onun oğlu ve torununun tedrisatından geçmişti. Eğitimi tamamlanmış bir Avcı'nın kabiliyetlerine sahip olmasa da sıradan bir adamdan daha fazlasını yapmaya muktedirdi, John'u ve Scott'ı, Hale'leri ve diğerlerini korumak için bir şansının olabileceğine inanacak kadar iyi hazırlanmıştı. John'un arabasını kontrol ettikten sonra sessizce eve geçerek kahvaltıyı hazırlamaya başladı. Babası mutfağa girdiğinde adamın yüzündeki solgunluğu hemen seçerek;

-İyi misin? diye sordu, gözleri endişeli bir biçimde adamın göğsüne takılmıştı.

-Sorun yok, dedi John Stilinski, kahvaltı yapmaya vaktim yok, seni akşam görürüm olur mu?

Stiles uysalca başını salladı, bir şeyler yolunda gitmiyordu, John'un soğukluğu Stiles'ın bir başka yer ve zamandan kalmış yaralarının kabuğunu kaldırıyordu, babasının kendisine güvenmediği zamanların, sabahları oğlunun yalancı yüzünü görmeye bile katlanamadığı için kahvaltıya kalmadığı zamanların.

Stiles bu adamın oğlu değildi, ne kadar çok dilerse dilesin, onun babası olduğu sanrısına ne kadar kapılırsa kapılsın bu adamın oğlu değildi, ama tıpkı geldiği yerde kendi babasına yaptığı gibi adamın elindeki her şeyi almaktan, ona yalanlar söylemekten, ondan sır saklamaktan çekinmiyordu.

Stiles yüzü ellerinin içinde, gözlerinin önünde bir hastane yatağında yatmakta olan babası, mutfak zeminine çöküp kaldı.

...

 

21 Aralık 2018

Melissa'nın gözetmenliğinde Scott'la geçirdiği bir saatin ardından Stiles portmantodan montunu alarak Melissa'yı yanağından öptü;

-Teşekkür ederim, dedi yavaşça kadına.

Scott'ı, özgürce nefes alıp verirken, bir yetişkinin, Gerçek Alfa'nın yükleriyle kör karanlıkta yolunu tayin etmeye çalışırken değil, yalnızca bir çocuğun sıradan tasalarıyla meşgulken izlemek öyle güzeldi ki!

Kapı arkasından ufak bir gürültüyle kapandı. Stiles gecenin serinliğini soluyarak caddeye park ettiği arabaya yürüdü, cipe girer girmez yolcu koltuğundaki karaltıyı görerek hatasını anladı;

-Merhaba Stiles, dedi son derece derin, ritmik bir sesle Deucalion.

Stiles yutkunarak aracın direksiyonunu kavradı;

-Benden ne istiyorsun?

-Yalnızca konuşmak.

Stiles adamın doğruyu söylediğini ümit etti, bu kadar dar alanda bir Alfa'yı mağlup etmesi imkansızdı. Geç bunları, Deucalion gibi bir Alfa'yı herhangi bir yerde alt etmesi imkansızdı. Alfa'lar ve onların önüne engel konulamaz kuvvetleri Stiles'ın derinden ilerleyen gücünden son derece farklıydı, daha kesin, daha çabuk, zaman zaman daha acımasız.

-Ne hakkında?

-Gerard'ın planını sabote etmenden başlayabiliriz.

Stiles inkar etmekte herhangi bir yarar görmeyerek;

-İki taraf için de öteki ihtimale göre evla sonuçlar doğurmuş olduğunu hesaba katarsak, sadece teşekkür edip gitmeni beklemek çok mu olur?

-Ne kadar minnettar olduğumu tahmin bile edemezsin Stiles, vanada kalıntısını bulduğumuz şey hepimizi öldürmeye yeterdi, ama sen zaten bunu biliyor olmalısın, onu sen boşalttığına göre, öyle değil mi?

-Gerard'ın hayal gücü John Kramer'le yarışır, öte yandan şuan hepimiz hayattayız öyle değil mi? Um, bu arada Gerard da hâlâ yaşayanlar kümesinde mi yoksa kendisinden beklenmeyecek kadar kolayca cehenneme yollandı mı?

-Gerard'ı iyi tanıyor gibi görünüyorsun, Stiles, dört yıldır evden uzaktasın, ona yolculuğun sırasında mı rastladın?

Stiles Deucalion'a dönerek dürüstçe;

-Eğer elimden gelseydi ona hiç rastlamamış olmayı dilerdim, dedi.

-Terliyorsun.

-Ne?

-Gerginsin, terliyorsun, kokusunu alabiliyorum, Stiles sana zarar vermeyeceğim.

Deucalion'u tanıma bahtsızlığına nail olduğu öteki evrende yaşadıkları düşünülünce Alfa'yla cipin içinde kısılı kaldığı için panik atak geçirmemesi bile şanstı. Tabii bunu Deucalion'a açıklamak maalesef imkansızdı.

-Size yardım ettim, ne kurt adamlara ne de avcılara zarar vermek niyetindeyim, beni kendi hâlime bırakamaz mısın?

-Karanlıkta kalmayı sevmiyorum...

Alfa'nın sözleri Stiles'ın burnundan çıkan somurtma/gülme sesiyle kesildi. Bir bilsen, diye düşünmekten kendisini alamamıştı Stiles, bundan ne kadar hoşlanmadığını bir bilsen.

-Sözlerim seni güldürüyor mu?

-Hayır, sadece sinir bozukluğu, ben...  Seni aydınlatamam, yapamam üzgünüm, istesem de yapamam. Size bir zararımın dokunmayacağını söylersem beni rahat bırakır mısın? Sürünüze karşı en ufak bir art niyetim yok. Aksine onun sağlıklı ve doğal bir biçimde gelişmesini arzu ediyorum.

Alfa vereceği kararı dikkatlice tartarmış gibi görünüyordu;

-Şimdilik öyle olsun, diye karar verdi.

Arabadan çıkmadan hemen önce Stiles'a dönerek;

-Gerard hâlâ hayatta, nasıl olduğunu bilmiyorum fakat Avcı'lar onu infaz etmek yerine hayalet bölge olarak adlandırdıkları bir yere sürme kararı aldılar. Bu bilgi seni rahatlattı mı?

-Ufacık bir yararı bile dokunmadı.

-Ne demek istediğini biliyorum, insanın Gerard gibi bir düşmanı olması korkunç, kurt adamlar bunu yıllardır biliyorlar fakat arkanı kollayan bir sürü olmadan onu düşman edinmek? Bize neden yardım ettiğini bilmiyorum Stiles ama Gerard'ın hayatta kalmaya devam ettiği her gün yardımın için daha fazla pişman olacağına inanıyorum, eğer olur da gereksinirsen beni aydınlatman karşılığında sana elimi uzatabilirim, bunu bir düşün.

Eh anlaşılan Gerard öncesi Deucalion, bu evrende Scott'ın anlattığı gibi Gerard sonrası Deucalion'la taban tabana zıt değildi, pazarlık delisi orospu çocuğu.

...

 

Stiles Beacon Hills lisesinin basketbol sahasının izleyici tribününe oturmuş seçeneklerini tartıyordu, oyuncuların ve seyircilerin bir kısmının kendisine merakla baktığını fark ederek; Tanrım bu evrenin Derek Hale'i benim, diye düşündü bir anda şok edici bir aydınlanma yaşayarak. Lise civarında takılan yirmili yaşlardaki tuhaf tip. İzleyiciler arasında olmak garipti, özellikle bir zamanlar Derek'in tam da benzer bir pozisyonda Stiles'la Scott'ın Lacrosse maçını izlediği düşünülünce. Derek 3 numaralı formayla oynuyordu, Paige şaşırtıcı bir biçimde müsabakayı seyredenler arasındaydı. Stiles'ın bir karar vermesi gerekiyordu, Paige ve Derek için bir şey yapacak mıydı yapmayacak mıydı? Stiles iki kişi arasında yeşerecek aşkın ötelenemez bir şey olduğunu düşünmüştü, Stiles on yaşındayken Lydia'yı, öğretmenin müthiş karmaşık sorusunu yanıtlarken duymasaydı da öyle ya da böyle ona aşık olurdu öyle değil mi? Görünen  o ki Stiles yanılıyordu, aşk için ilk anlar zannettiğinden önemliydi ve Paige'le Derek o sihirli anı kaçırmışlardı. Yine de denemeye değer miydi acaba? Stiles on yaşındaki Lydia'yı ilk kez gördüğü anın kendisinden alınmasını istemezdi ya da ormanda ilk kez... Stiles maçın bitişini müjdeleyen haykırışlarla kendisine geldi. Kış döneminin son maçı Beacon Hills'in kıl payı galibiyetiyle sonuçlanmıştı. Skorda, genç bir kurt adamın fazlasıyla isabetli atışlarının ağırlığı göz ardı edilemeyecek kadar hakimdi. Eh, bu dünyada adalet olduğunu kim iddia ediyordu ki zaten? Stiles köşede bir arkadaşıyla tatlı mısır atıştıran Paige'e gözü takılarak gülümsemesine engel olamadı, adaleti boş ver, Paige yaşıyor, belki de Derek'le o anı hiç yaşamadığı için.

 Paige'in güzel, zeka dolu gözleri Stiles'ın kendisine bakışını yakaladı, yeni yetme bir anda yanakları pembeleşerek elini salladı.

Stiles elini havaya kaldırarak gülümsedi ne var ki tebessümü kendisine delip geçermişçesine bakan bir çift göz tarafından bölündü, Derek takım arkadaşlarının taşkın neşesinin ortasında durmuş Stiles'a bakıyordu, gözlerini öfkeli bir ifade doldurmuştu. Belki de Paige, yine de yeni yetme kurt adamın yaşayacağı bir mucize olma olasılığını sürdürüyordu, Stiles yoldan çekilirse elbette, böylece Paige doğru kişiye gülümseyebilirdi.

Stiles yüreğinde duyduğu sebepsiz üzüntüyle yerinden kalktı, Derek'in gözlerini hâlâ üzerinde hissedebiliyordu. Kendisinden yedi yaş küçük bir çocuğun bakışları yüzünden, süngüsü düşmüş arkasına bakmadan tribünü terk etti.

Bundan bir süre önce kendisinden yedi yaş büyük olan bir diğer versiyonuyla da aynı şeyi yaşamıştı. Paralel evrenler ve deja vu, çok şaşırtıcı değil.

...

 

 

 

End Notes:

Gelecek bölüm: Stiles Stilinski VS Kate Argent!

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

Karşınızda Derek ve Paige, iyi okumalar! 

 

 


 

Derek, Hale arazisinin sapa patikalarından birinde yürüyordu, annesi kısa süre önce sürü üyelerinin tek başına dolaşmasını yasaklamıştı fakat Derek'in aklında çok fazla düşünce vardı, Peter'ın ya da Cora'nın kendisini bir dakika yalnız bırakmayan varlıklarından uzaklaşmalı, yalnız kalmalıydı. Avcılardan geçen sefer kıl payı kurtulmasına rağmen içinde korku duymuyordu, burası içindeki kurdun ve insanın ortaklaşa tanıdığı, yuva olarak kabul ettiği topraklardı. Yabani otların bürüdüğü tepeye doğru çıkmaya başladı, burası tüm arazi içinde Derek'in favori noktasıydı.Tam tepenin göbeğine tırmanmıştı ki ters esen rüzgarın sürüklediği beklenmedik kokuyla olduğu yerde donakaldı, yüreği dört nala atıyordu. Birkaç saniyenin ardından yatıştı, kaçmakla yabancı kokunun kaynağına gidip bakmak arasında kalmıştı, Alfa'sının takdir etmeyeceğini bilse de sonunda ikinci şıkta karar kılarak yabancının kim olduğunu görebilmek için yavaşça yürümeye başladı, burası Derek'in evi, Derek'in arazisiydi, araziye izinsiz girenin kimliğini bilmesi gerekiyordu. Çok geçmeden diğerlerinin de kokusunu alarak şaşırdı; Peter, Paul, Laura. Betaların kokusuna yönelerek oldukça geniş bir yabani dut ağacının gövdesine yapışmış üçlünün yanına vardı. Laura kardeşine dönerek işaret parmağını dudaklarına götürdü; sessiz ol. Derek ablasının omzundan kızın ilgiyle seyrettiği manzaraya baktı: Derek'e tanıdık gelen siyah kapüşonlu bir punk tepenin kuzeyindeki Tilkikuyruğu Çamına bir şeyler yapıyordu.

-Ne halt ediyor orada? diye sordu Derek gözlerini ilerideki tuhaf sahneden ayırmadan.

-Şişşş, bizi duyabilir, sessiz ol, diye cevap verdi Laura Derek'i daha sessiz olması için dürterek.

 Paul'ün fısıltı hâlindeki nazik sesi Derek'e beklediği yanıtı sonunda verdi;

-Büyü yapıyor, dedi yavaşça.

Derek abisine döndü;

-Onu durdurmamız gerekmez mi? Niye burada durup izliyoruz? diye sordu Derek kafası karışmış bir ifadeyle Paul'e bakarak.

-Lanetlenmek istiyorsan önden buyur, diye araya girdi Peter.

Derek Peter'ın ne zaman doğru ne zaman yalan söylediğini hiçbir zaman tam olarak çözememişti, şimdiki durum da istisna değildi.

Paul sonunda kardeşine doğru dönerek;

-Derek, sen Peter'a aldırma, bu cadının bizi lanetlemeyeceğine emin olabilirsin, dedi.

 Derek abisinin bakışındaki tuhaf, dalgın ifadeyi çözmeye çalıştıysa da Laura'nın uyarısıyla Paul'ü deşifre etme çabası yarıda kaldı.

-Annem, dedi telaşla kız.

Dört Beta oldukları yerde daha da büzüldüler.

Talia Hale her zamanki zarif fakat çevresine hakim tavrıyla cadıya doğru yaklaştı.

-İyi günler, genç adam, diye selamladı yaptığı işe dalmış cadıyı irkilterek.

Cadı belli ki yüreği hoplayarak elindekileri düşürdü.

-Um, merhaba?

-Öyle zannediyorum ki tartışmamız gereken bir mesele var, dedi Alfa'nın sesi.

Cadı cevap veremeden Talia Sürü üyelerinin saklandığı yüz metre uzaklıktaki yere dönerek;

-Laura,Derek, Paul, Peter, saklandığınız yerden çıkın.

Beta'lar gözleri önlerinde yavaşça ağacın arkasından çıktılar.

Cadı şaşırmış görünüyordu;

-Vay canına, o ağacın bu kadar çok kişiyi alacağını kim tahmin ederdi ki?

Derek yanındaki Paul'ün utançla kızardığını fark etti. Laura'yla Peter'ın utanç duygusuna sahip oldukları bile şüpheliydi.

Alfa her birine bunu daha sonra konuşacağız diyen bir bakış attıktan sonra;

-Ben bu genç adamla konuşurken siz de eve döneceksiniz, oyalanmayın, anladınız mı? Peter özellikle sana söylüyorum.

Derek Stiles'ın kendisine baktığını gördü, o gözlerde uzak, ışıltılı bir bilinmezlik oynaşıyordu.

Laura Derek'in bileğini kaparak;

-Hadi, dedi çocuğu beraberinde sürükleyerek.

Beta'lar arkalarına bile bakmadan ellerinden geldiğince çabuk eve yollandılar.

 

...

 

Laura aptal çiçekli elbisesi ve uzun hırkasıyla kapıyı ardına kadar açarak;

-Umarım iğrenç şeyler yapmıyorsundur, Derek, dedi.

Sanki Derek öyle bir şey yapsa haberi olmayacakmış gibi.

-Ne istiyorsun? diye sordu Derek yattığı yerden kalkmadan okuduğu kitabı kapatarak, ablası buradayken herhangi bir şey okuması imkansızdı.

Laura sırıtarak Derek'in karşısına oturdu;

-Ne düşünüyorsun?

-Hiçbir şey.

-Cadıyı düşünmüyorsun yani? Çünkü ben onu düşünüyorum, bence Paul da onu düşünüyor, Peter'ın kafasından ne geçtiğini bilmek bile istemiyorum, diye bitirdi lafını kız yüzünü iğrenç dercesine buruşturarak.

-Cadı filan düşünmüyorum.

-Yalancı, diye bağırdı Laura, kalbinin teklediğini duydum, sen de Peter gibi onu çıplak mı düşünüyorsun yoksa?

-Kes sesini, diye bağırarak karşılık verdi Derek başının altındaki yastığı ablasının suratına atarak.

Kız kolayca yastığı savuşturarak;

-Ondan etkilenmen gayet normal ufaklık, annemin bile ona; izinsiz bölgeme girdin fani yaratık  har har'ıyla davranmadığını düşünürsek.

Derek ufaklık yakıştırmasını duyar duymaz ablasına belli belirsiz sivrilmiş köpek dişlerini gösterdi.

-Çek şu süt dişlerini gözümün önünden Derek, dedi kız, kardeşinin tehditkar havasına aldırış etmeden.

Derek ablasına sabır göstermeye çalışıyordu, Laura Derek'ten daha hızlı, daha güçlüydü, kanında annelerinin Alfa mirasını taşıyordu ve bu da basitçe Derek Laura'ya saldırma ahmaklığında bulunursa temiz bir pataklanacağı anlamına geliyordu.

Laura Derek'in saçlarıyla oynayarak;

-Cadının zehirlemediği bir tek Cora'yla babam kaldı galiba dedi gülerek.

Cora adının geçmesini bekliyormuş gibi koşarak içeri daldı;

-Cadı sizi zehirledi mi? diye sordu gözleri kocaman açılarak.

-Juliette'in Romeo'sunu zehirlediği gibi Cora dedi Laura, Cora'yı aniden kucaklayıp yatağa atarak;

-Korkarım bunu anlamak için önünde daha uzun yıllar var ama merak etme kimseye bir şey olmayacak.

Derek açılan fırsatı yakalayıp ablasının dağılan dikkatinden yararlanarak yataktan kaçıp kapıya atıldı;

-Derek hepimizden daha fazla doz yemiş olabilir, nasıl kızardığına bir baksana, dediğini duydu ablasının arkasından, sonra Laura bütün evi yıkan bir sesle bağırarak malum tekerlemeyi söylemeye başladı;

-Derek'le cadı bir ağaca oturmuş,

 Ö-P-Ü-Ş-Ü-Y-O-R-L-A-R

Derek'in babasının alt kattan gelen sesi Laura'nın şarkısını böldü;

-Laura, kardeşinin yanında doğru dürüst konuş! Derek, buraya gelip bana şu cadıyı anlat!

  Derek içini çekerek merdivenleri inmeye başladı Laura'dan öyle çok nefret ediyordu ki!

...

 

Talia'yla konuşmasının ardından cadıyı uzun süre kimse ortalıkta görmedi. Alfa, eşiyle çalışma odasının ses geçirmez duvarları ardında konu hakkında konuşsa da, ilerleyen günlerde Laura'nın ısrarcı, Peter'ın sinsi ya da Paul'ün utangaç sorularına cevap vermedi. Derek annesine cadıyla ilgili hiçbir şey sormadı, onu düşündüğünde kendisini biraz tuhaf hissediyordu. Onu ilk gören kendisiydi, bu bilgiyi sır olarak saklamak midesinde garip bir his yaratıyordu. Sanki yalnızca kendisiyle cadının bildiği bu karşılaşma ikisini yakınlaştırıyormuş gibi.

...

 

Kış tatilinin bitmesine iki gün kala Derek cadıyla bir kez daha karşılaştı, yanında kız kardeşi vardı, Cora üzerinde sincaplar olan bir bardağa Derek'in dikkatini çekmeye çalışıyordu;

-Bu benim süt bardağım olabilir, dedi abisinin tişörtüne yapışarak.

-Bilemiyorum Cora, Laura sana yılbaşında bir tane hediye etti zaten.

Cora ısrarlı gözlerle bardağı süzmeye, Ahab'ın gemisinin güvertesinden Moby Dick'e baktığı gibi sincaplara gözünü kırpmadan bakmaya koyuldu.

Derek iç geçirerek bardağa uzanmaya karar vermişti ki, arkası kendisine dönük bir siluet gözüne takıldı. Derek'in yüreği cadının şeklini seçer seçmez içinde bir takla attı.

-Stiles, sadece bir paket, senin kıvırcık patatesine karşılık, bir paket pizza.

Orta yaşlardaki adam sıkı bir pazarlık yapmaya kararlı görünüyordu.

Cadı, Stiles,elini ensesine götürerek;

-Tamam, sadece bir paket, daha fazla donmuş gıda yok, dedi adama.

Peter'ın sesi aniden Derek'in kulağının dibinde biterek;

-O senin liginin çok dışında Derek, diye fısıldadı, sonra Derek'e marketin penceresinden dışarıyı işaret etti;

-Ama bak bu tam tamına sana uygun.

Pencerenin önünden Derek'in yaşlarında, kestane saçlı, mavi paltolu bir kız geçiyordu.

Derek bir an kızın güzel olduğunu düşündü, sonra Stiles aklına düşerek arkasına döndü, cadının yerinde yeller esiyordu. Cora'ya bardağı alıp dışarı çıktıklarında mavi paltoyu tekrar gördü, kız paltosuyla uyumlu beresini düzeltip başını kaldırdı, bir an ikisinin gözleri karşılaştı, kız gerçekten güzeldi.

-Paige yağmura yakalanacağız bin artık arabaya, diye bağırdı dört kapılı bir aile arabasından bir kadın başını uzatarak.

Paige gözlerini sonunda Derek'ten ayırarak kadının sözünü dinleyip araca bindi.

Derek şimdiden yaşıtları üzerinde yarattığı etkiye aşina, kendinden emin bir ifadeyle Paige'in arkasından sırıtarak Peter'ın arabasına bindi. Cadı bir süreliğine unutulmuştu.


...   

 

Kestane saçlı kız Derek'in okulundaydı, boyu bir altmış birdi, sol gözünün altında minicik bir beni vardı, Derek vücuttaki lekelerden ne kadar çok hoşlandığını Paige'in güzellik izine bakarken fark etmişti. Paige yalnızca güzel değildi zeki ve yetenekliydi de. Kısa süreli aşk/nefret takışmasının ardından bir cuma Derek sürtüşmeden bıkarak taktik değiştirip Paige'e sinemaya gitmek isteyip istemediğini sordu, böylece dört ay sürecek serüvenleri başlamış oldu.

Beacon Hills'in mısır patlağına boğulmuş bütün sinema koltukları, cappucino satan kahve tezgahları, genç aşıkların bütün tehlikelerine rağmen ısrarla takıldığı ıssız izbe mekanları Derek'le Paige'i bu dört ayda tanımış oldular.

Aylık dolunay molası haricinde her şey yolunda gidiyordu, ta ki Paige bir gün Derek'e;

-Benden ne zaman sıkılacağını merak ediyorum, diyene kadar.

Derek Paige'in sıkıcı olduğunu düşünmüyordu hem de hiç, fakat kızın neden bu soruyu sorduğunu içten içe biliyordu, Paige'in Derek'in içinde ulaşamadığı önemli, çok önemli bir parça vardı ve bu parça Derek'le Paige arasına bir sınır çizgisi çekiyordu.

Yine de kızı yalanladı, işlerin yokuş aşağı gitmeye başladığını hissetmesine rağmen.

 

...

 

Haftalardır birlikte vakit geçirmelerine rağmen iki yeni yetme yakınlaşma konusunda gayet yavaştılar. Beacon Hills'in ıssız yerlerinde dakikalarca öpüşmek, ara verip biraz gelecekten, mezuniyet sonrası planlarından bahsedip sonra tekrar öpüşmek haricinde pek bir şey yaptıkları söylenemezdi. Derek Paige'i düşünüyordu, onun çıplakken nasıl görüneceğini elbette merak ediyordu ama bütün gündüz düşlerinin ötesinde kendisini hazır hissetmiyordu.

Paige'in bilmedikleri Derek'i düşündürüyordu, ya kontrolü kaybedersem? Ya beni değişirken görürse?

Paige o kadar zarif ve kırılgandı ki Derek ona zarar verebileceği fikrinden bir türlü kendisini kurtaramıyordu, bu endişeler taze ilişkilerinin sonunun görünmesine yol açsa bile.

Ne var ki Derek'in içini burkan ufuktaki ayrılık yerine, Peter gerçekleşti.

 

...


Onu değiştirebilirsin, daha hızlı, daha güçlü olabilir, sonsuza kadar seninle kalabilir. Bir düşün Derek, yalnızca buradaki Alfa'lardan birinden bir iyilik istemen yeter. Onun gibi bir beta'yı hangi sürü istemez ki?

Derek Paige'i, öylesine güzel ve yetenekli Paige'i istemeyecek birini hayal edemiyordu ama çok fazla risk vardı, üstelik Derek Paige'le sonsuza dek beraber olmak kısmından emin değildi, aklının ufacık bir köşesinde başka biri takılı kalmıştı, muhtemelen hiçbir şartta orada olmaması gereken biri.   

 

...

 

Derek'le Paige Şişko Joe denilen, öksüz doyuran bardaklarda buzlu milkshake servis eden yerin rahat koltuklarına kurulmuş birlikte kimya sınavına çalışıyorlardı. Derek başını kaldırarak bir konuyu anlamaya yoğunlaşmış Paige'e baktı. Kızın pembe renkli dudakları hafifçe aralıktı, öyle güzel öyle tatlı görünüyordu ki. Derek onu değiştirebilirdi, birlikte ayın altında koşabilirlerdi.

Derek kendisine dikkatle yönelmiş bir çift gözü fark ederek Paige'le ilgili düşüncelerinden sıyrılıp başını kaldırdı, Cadı, Stiles arkadaki masada oturmuş, Derek'in kafasının içinden geçenleri okuyabiliyormuş, onun düşüncelerini duyabiliyormuş gibi keskin, altın rengi bir bakışla Derek'e bakıyordu.

Derek şaşalayarak aceleyle önünde kapalı duran bir kitabı açtı, Stiles'ın hâlâ kendisini izlediğini, içinde onlarca düşünce yüzen, Derek'in ruhunu saniyeler içinde çırılçıplak soyan o bakışların bir saniye olsun üzerinden ayrılmadığını hissedebiliyordu. Açık kitaptaki formüller Derek kendisini ne kadar zorlarsa zorlasın hiçbir şey ifade etmiyordu. Derek Stiles'ın önünde duran kahvenin tazelenmesini istediğini duydu, cadının sesi kulaklarına ulaşır ulaşmaz ensesindeki tüyler ürperdi. Paige bir terslik olduğunu fark ederek Derek'e soruyla dolu bir bakış attı. Paige'in arkası Stiles'a dönüktü, Derek ne zaman kıza bakmak içini başını kaldırsa gözünün ucuyla Stiles'ı seçebiliyordu.

-Yok bir şey, dedi Derek sesi gerginlikle incelerek.

Paige endişeyle erkek arkadaşını süzse de bir şey söylemedi.

Stiles üçüncü kahveden sonra toparlanarak oturduğu yerden kalktı, Derek cadı dışarıya çıkmak için yanından geçerken cadının vücudundan yayılan sıcaklığı neredeyse kaburgalarında duyabildiğini fark etti.

Bu öyle garip, öyle alışılmadık bir histi ki Derek boş milkshake bardağını tutan elinin zaman zaman dönüşmeden önce olduğu gibi titrediğini hissetti. Derek doğuştan kurt adamdı, bir Alfa'nın oğluydu, saniyeler içinde kendisine yeniden çekidüzen verdi. Yine de Paige, gözlerinde neler olduğunu bilirmiş gibi görünen bir ifadeyle Derek'e bakarak genç çocuğu şaşırttı, Derek dayanak noktasını yeniden yakalarken, Paige bir anlığına onun ne yaptığını anlıyormuş gibi Derek'in yumruk hâlini almış elini sıktı. Derek mantıksız düşünceyi bir kenara bırakarak elini kızın elinden çekti, Paige Derek'i anlayamazdı, isteseydi bile, anlayamazdı, mutsuz düşüncelere dalmış beta Paige'in kırgın bakışını ıskalayarak insan kabuğunun içine bir kez daha geri döndü.

 

...


Şaşırtıcı olmayan bir biçimde Derek Paige'in bütün yardımlarına rağmen salı günü Kimya sınavından çaktı.


...

 

Derek, Alfa'lar sonsuza dek burada kalmayacak anlıyor musun? Deucalion Ateşkes'i ilan eder etmez sürülerini de alıp çekip gidecekler. Sonra Paige'i kim dönüştürecek? Bu fırsat bir daha eline geçmeyebilir, görmüyor musun?

Sonunda onca direniş boşa çıktı, Derek Peter'ın mantığına teslim oldu.

Belki de Peter haklıydı, belki de Paige bir kere dönüşürse Derek'i anlayabilirdi, Derek'i bütün yanlarıyla sevebilirdi. Belki de Derek Paige'i tereddütsüz sevmekte serbest kalabilirdi.

 

  

 

End Notes:

Bölüm çok uzayınca Kate versus Stiles kapışması bir sonraki sefere kaldı, lütfen kusura bakmayın. Umarım hoşunuza gitmiştir!

Oy verme telaşı bitmek üzere, Sterek'i desteklemeyi unutmayın! :)

http://www.thebacklot.com/ultimate-slash-madness-championship-round/08/2013/

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

Paige Derek'in yanlış kararı sonucunda devasa, kötü kurtla karşılaştığında!

 


 

Beacon Hills lisesinin sessiz koridorlarının loşluğunda Paige çevresini dinledi, bir şeyler oradaydı, çocukken yatağının altında saklandığına inandığı türden bir şeyler.

-Derek?

Sesi çıplak duvarlarda yankılanarak kayboldu.

 Beacon Hills'te zaman zaman gözüne takılan, bazen meraka kapılmasına bazen korkmasına sebep olan şeyler vardı. Ailesinin ve çoğu insanın fark etmediği şeyler. 

-Derek?

Paige yüreği ağzında arkasını döndü ve onu gördü, yatağının altında saklananlardan çok daha korkunç olan dev gibi yaratığı.

Koş, koş, koş, kaç.

Zihni kaçıp kurtulmasının olanaksız olduğunu canavarı görür görmez anlamıştı ama bacakları birkaç saniyelik koşu sırasında tam tersini söylüyordu, hayatta kalabiliriz, biraz daha hızlı koş!

Paige dehşet içinde pençelerin temasını beklerken orada olmaması gereken bir şeye çarptı, kendisi gibi bir insanın, uzun, yetişkin bedenine. Eller şimşek gibi bir hızla Paige'i döndürdü, canavara karşı son sığınağa, kendi vücudunun arkasına sakladı.

Paige'in gözleri sımsıkı kapalıydı, bir bebeğin annesinin sıcaklığına yapıştığı gibi o sırta yapışmış adamın sesinin titreşimlerini vücudunda hissetti;

-Ennis, Alfa, geri döndürülemez bir hata yapmadan önce beni dinle.

Canavar'ın yaklaştığını duyabiliyordu, ikisini de öldürecekti.

Koridorda bir başkasının telaşlı adımları duyuldu;

-Paige!

Paige Derek'in sesini işiterek gözlerini açtı.

-Derek, olduğun yerde kal, dedi adam yaratığa yaklaşan Derek'e.

Yaratık kırmızı korkunç gözlerle üzerlerine yürümeye başladı, Paige'i arkasında tutan beden aceleci adımlarla Paige'i de hareket ettirerek gerilemeye koyuldu.

-Isırık Paige'te tutmaz, dedi adam devasa eller boğazından tutup onu havaya kaldırmadan hemen önce.

Derek koşarak Paige'in yanına geldi, gözleri doğal olmayan sarı bir ışıkla yanıyordu.

-Koşun! diye bağırdı adam gırtlağını sıkan kolları sıkıca kavramış, ayakları yerden bir metre yukarıda sallanır vaziyette, Paige onun yüzünü görür görmez daha önce okulda gördüğü çehreyi tanıdı.

Derek Paige'in elini kavrarken arkalarından gelen korkunç çarpma sesini duydular, canavar da adam da karşılıklı duvarlara çarpmışlardı, yaratık yerinden kalkarken adam duvarın dibinde yığıldığı yerde kaldı, irissiz gözlerindeki parlak beyaz renk yavaşça söndü.

Yaratık Paige'le Derek'e doğru döndü, yüzü Paige'in yüreğine oyulacak denli korkunçtu. Derek Paige'in çığlıkları altında hayvanımsı mahlukun üzerine atıldı, iki metrelik dev, oyuncak bir bebek gibi Derek'i bir köşeye fırlattı.

Paige canavarla arasında artık hiç kimsenin kalmadığını görerek korkuyla dondu, yaratık burnunun dibindeydi kaçacak yer kalmamıştı.

-Ennis, Kali'yi istediğini biliyorum, eğer bunu yaparsan Kali'yi de öldürmüş olursun.

Ennis'in bütün bedeni dondu, kan rengi gözleri yeniden adama döndü.

-Beni dinle sözlerime yalan karışmadığını dinle, on beş yaşındaki bir çocuğa ısırığı vermek sana Talia Hale'in desteğini kazandırmaz, Paige ısırığı alamaz, onun içinde kurt yok.

Ennis tırnağı çelik bir bıçak gibi uzun, tehditkâr işaret parmağını adama doğru uzattı;

-Kali'yi nereden biliyorsun cadı?

-Cadılar ve onların yöntemleri, dedi hâlâ duvarın dibinde yatmış, acıyla karnını tutmakta olan adam, sesi kesik kesik.

-Kali seni olduğun gibi kabul edecek, daha fazla güce ihtiyacın yok. Bunu yapmak için sebebin yok, Talia'nın lütfuna gerek duymayacak kadar güçlüsün.

Dev yaratık eğilerek adamın yakasını tuttu;

-Eğer beni tuzağa düşürüyorsan geri döneceğim cadı ve derini sen canlıyken yavaşça yüzeceğim.

Yaratık arkasına bile bakmadan ortadan kayboldu.

 

...

 

Derek silkinip yüzükoyun yığılı kaldığı yerden kalkarak Paige'e doğru koştu, birlikte el ele tutuşmuş vaziyette, yerde yatan adamın yanına gittiler.

Paige adamı görür görmez yeniden tepeden tırnağa titremeye başladı, kurtarıcılarının bedeni ince bir dal gibi ortadan ikiye kırılmış görünüyordu, kareli gömleğinde kan lekeleri vardı.

-Ambulans çağırmalıyız.

Adam hâlsizce gülümseyerek başını hayır manasında salladı;

-Derek, beni Deaton'a götürmelisin, dedi hırıltılı bir sesle kendisinden geçmeden hemen önce.

 

...

 

-Durumu nasıl?

-Kendisini elinden geldiğince hızlı onarmaya çalışıyor, hayati tehlikesi yok gibi görünüyor.

Talia Hale muayene masasında yatmakta olan genç adamın yanına yaklaştı;

-Buraya gelişinin bir şekilde bizimle ilgili olduğuna inanmaya başlıyorum.

-Mümkün olabilir.

-Laura için arabuluculuk yapabilir mi?

Deaton düşünceli bir ifadeyle bilinçsiz yatan hastasını baştan ayağa inceledi;

-Arabulucunun gri noktalarda gezinmesi görülmedik bir vaka değil, ne yazık ki Stiles kabul edilebilir olan sınırı çoktan ihlal etmiş durumda.

-Ne kadar derinde?

-Cadıların güçlerini aldıkları yeri uçsuz bucaksız bir orman gibi düşünebilirsin. Tahminime göre hiçbir zaman aydınlığın göbeğinde olmasa bile başlangıçta Stiles daha çok aydınlık ağaçların arasında geziniyordu. Zaman ilerledikçe içinde bulunduğu koşulların etkisiyle, bir çok cadının yaptığı gibi, o da ormanın daha sisli, sınırları daha az belirgin bölgelerine girmeye başladı, bu sırada kendi ölümünü bile tatmış olabilir. Muhtemelen baş etmesi gereken sorunlar o noktadan sonra çığ gibi büyüdü, ona danışmanlık yapan her kimse başarısızlığa uğradı, Stiles gidişatı kabullenmek yerine çözüm olarak gördüğü bir kestirmeyi kullanarak kendisini ormanın karanlık tarafına geçmiş buldu.  

-Kurtarılabilir mi yoksa merhametten doğacak ölümü için mi çağırdın beni? diye sordu Alfa bir pençesini cadının yattığı masanın üzerinde dinlendirerek.

-Henüz tamamen bozulmuş olduğuna inanmıyorum, ne var ki yüreği karanlık ağaçlara ödediği bedelle körleşmiş durumda. Dün gece belki bilerek belki de tamamen habersiz Alfa'ya karşı kullandığı gücü elini sürmemesi gereken bir kaynaktan çekmiş. 

Talia rengi uçup gitmiş cadının kırılgan bedenine bakmayı sürdürüyordu, çevresindekilere zarar verme olasılığına sahip bu çocuğu tam da o anda öldürmek öylesine kolaydı ki. Daha sonra yaratabileceği acıları baştan elemek. Ne var ki henüz işlemediği kabahatler için Talia onu cezalandıramazdı.   

-Talia, içinde henüz iyilik olan bir şeyi öldürmek cinayet olur, benim tavsiyem onu gözetim altında tutmanız. Daha önce bir sürünün üyesi olduğunu düşünüyorum, sürüsünün yarattığı boşluğu dolduracak bir şeylere tutunmaya nefes almak gibi gereksinim duyuyor olmalı.     

-Onu Sürü'mün içine sokmak telafi edilemez sonuçlar doğurabilir.

-Ya da beklenmedik bir iyiliğe yol açabilir.

Talia olasılıkları kafasında hızlıca tartmaya başlamıştı bile.

-Derek'in anlattığına göre dün gece okulda kendisini düşünmeden, son derece cesurca hareket etmiş.

-Cesaret onun eksik olduğu taraf değil.

-Öyleyse onun zaafı nedir?

-Öyle sanıyorum ki sadakat.

Talia kaşlarını çatıp cadının gencecik yüzüne bakarak;

-Sadakatsizlik değil ama sadakat...  Onu karanlık yolu tutmaya götüren Sürü'süydü.

-Bu genç cadı bana, Samuray'ların ahlak öğretilerini anımsatıyor, onların Efendi'lerine bağlılık ilkelerini. Efendi'ye bağlılık Talia, doğru olana ya da iyi olana değil. Tutmuş olduğu yol yüzünden artık benim öğrencim ya da Laura'nın arabulucusu olamaz. Stiles'ın ne yaptığını bilen bir Sürü liderinin Beta'sı olmaya ihtiyacı var.

-Eğer onu Sürü'mün yakınına sokmayı göze alacaksam daha fazlasını bilmeliyim.

-Uyandığı zaman onu görmek istediğini söylerim.

 

...

 

-Derek? Derek? Uyuyor musun?

Derek Laura'nın kapının dışından kendisine uzanan sesine karşılık vermedi.

Bütün gece gözünü bile kırpmamıştı, neredeyse sebep olacağı felaket aklına kıymık gibi takılıp kalmıştı. Eğer, eğer Stiles'ın söyledikleri doğruysa, Paige'in ölümüne Derek sebep olmuş olacaktı, onun açgözlülüğü, onun bencilliği.

Annesinin yatıştırıcı sözleri gecenin karanlığında kaybolup gitmişti, geriye kalan şey içinde yavaş yavaş büyümeye başlayan suçluluktu, suçluluk ve öfke. Suçluluk kendisine karşı, öfke, öfke O'na karşı.

Derek şafak sökerken ilk defa gözlerini kapatıp uykuya dalmaya çalıştı, Paige'in dehşete kapılmış ifadesinden kaçabilmek için, Stiles'ın çatlamış bir duvarın dibinde yatan kırık dökük bedeninden kaçabilmek için. Ne var ki göz kapakları örtülür örtülmez bir film karesinden çıkmışçasına canlı, Paige'i saklayan, Paige'i Derek'in hatasından koruyan yüz karşısında belirdi. Orada gün doğumunun ilk saatlerinin karanlığında Derek uykusuz gözlerini tavana dikerek Stiles'ın kendisine seslenişini anımsadı, adıyla.   

...

 

 

 

End Notes:

umarım çok kısa olmamıştır, umarım hoşunuza gitmiştir!

 

 

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

Stiles Talia Hale'in evinde!


 

 

Alfa Talia Hale yanında siyah saçlı, uzun boylu Beta'sıyla birlikte Tilkikuyruğu Çamına doğru yürümeye başladı. Akşamın yumuşak mavi ışığı kadının adımlarını aydınlatıyor, Alfa'nın giderek yaklaşan varlığı Stiles'ın yüreğinde huşuyla karışık bir korku uyandırıyordu.

-Alfa Talia Hale, dedi Stiles daha baştan boynunu hafifçe kadına eğerek, ıssız bir ormanın ortasında buluşmak için ne kadar güzel bir akşam.

Alfa, cadının boyun eğişini ciddi gözlerle süzdükten sonra;

 -Stiles, bana açık ellerle mi geldin? diye sordu.

Stiles aynı soruyu daha önce de duymuştu, cadı iki eli olmadan da gayet güçlü büyü bağlayabilen kimselerin var olduğunu bilse de ellerin yapılacak efsun için genellikle önemli olduğunu inkar edemezdi. Talia, düşmanlarını efsanelerde geçtiği üzere ellerinin imlediği işaretler ya da avuçlarından savurdukları gizli tozlarla öldüren cadıları kast ederek soruyordu. Özünde Alfa kendisinden silahsız olduğunu göstermesi için iki elini havaya kaldırmasını istiyordu.

Stiles iki elini yavaşça yukarıya doğru çevirip açarak;

-Ellerim boş ve açık, eğer dolu ve kapalı olsalardı bile size zarar vermek amacıyla olmazlardı, diye cevap verdi.

Talia Stiles'ın gözlerine, bir bıçağın tereyağını ortadan ikiye böldüğü gibi keskin, amansız bir bakışla bakarak;

-Bunu göreceğiz, dedi. Cuma gecesi bir yemek vereceğim, niyetin temizse sürümün oturduğu masaya oturabilirsin, niyetine en ufak bir şüphe karışmışsa cuma gelmeden şehirden ayrılırsan kılına dokunulmayacak.

-Memnuniyetle.

Talia tetikte bir tavırla Stiles'a arkasını döndü, Stiles'ın elleri hâlâ gökyüzüne bakar vaziyette açıktı.

 

...

 

Stiles hayatının hiçbir döneminde, hiçbir alanda liderlik rolüne soyunmamıştı, Lacrosse'ta yedek oyuncuydu, sosyal ilişkilerde arka plandaydı, sahip olduğu iki sürüde de Beta'ydı, Deaton'ın da, Chris Argent'ın da ikinci sıradaki öğrencisiydi. Stiles sadakati gereği üç yıl boyunca Scott'ı takip etmiş, dostundan kendisini ayırmak uzunca bir süre aklına dahi gelmemişti. Sonunda kaçınılmaz olarak Gerçek Alfa'nın Sürü'sünden koptuğunda yalnız kalmak, belki de kendi Sürü'sünü oluşturmak yerine, bir Alfa'dan diğerine yer değiştirmişti. Belki başlangıçta Batman olmanın çekiciliği hâlâ baştan çıkarıcıydı, karar veren ve uygulayan olmanın, günün sonunda en güzel kadını almanın, avdan en büyük parçayı koparmanın dayanılmaz cazibesi Stiles için de diğerleri için olduğu kadar ayartıcıydı. Ne var ki zamanla Stiles perdenin arkasındaki kimse olmanın kendisi için daha uygun olduğunu tartışmasız kavradı, planlar yapan, stratejiler geliştiren, Alfa'nın sağ kolu sıfatıyla sonuna kadar sadakatle giden kimse olmak onun için biçilmiş kaftandı. Hiçbir zaman beklediği ödüle kavuşamasa bile. Hiçbir zaman yürekten arzu ettiklerine sahip olamasa bile. Hayattaki, sürüdeki yerini kabullenmesi zor olsa da sonunda acı lokmayı yutmayı başarmıştı. Ta ki yol göstericilerini bir bir kaybedene dek. Derek'ten sonra geriye kalan ufak Sürü'nün liderliğini mecburen üstlendiğinde Stiles ilk defa tam olarak neden asla lider olmaması gerektiğini kavramıştı. Başlangıçta Scott da iyi bir önder değildi, hele Derek tam bir felaketti ama Stiles, Stiles bambaşka bir meseleydi.  Kendisine aydınlık olan yolu işaret eden ya da en azından tamamen karanlığa gömülmemesi için elinden tutacak biri olmadıkça Stiles kendisi için kıymetli olan herhangi bir şey için dünyaları yakıp yıkabilirdi. Ne yazık ki Stiles'ın kısa süreli fahri Alfa'lığı tam da bu nedenden neredeyse Peter'ınki kadar elim sonuçlanmıştı. İşte bu yüzden Talia Hale'in davetini duyduğunda Stiles yüreğinin patlayacakmış gibi içinde kabardığını duydu. Böylesi bir Alfa'dan iltifat görmek, onun küçük, kapalı Sürü'süne dahil olabilmek için bir fırsat yakalayabilmek o ana kadar düşünmeyi aklına bile getirmediği bir şeydi. Değil sonunda bir Sürü'ye, kendi elleriyle kırıp dökmediği bir yuvaya, kendisine yol gösterebilecek bir Alfa'ya sahip olmak, sırf ihtimalin varlığı bile Stiles'a Derek'in Sürü'süne dahil olduğu ilk günlerdeki sarhoşluğunu hatırlatmıştı. Talia Hale, tek bir sözü, tek bir jestiyle Stiles'ın daha sonra mahvettiği, parçaladığı o güzel zamanların hayaletini, kırık bir ayna gibi hüzün ve ümitle dolu yeniden cadının önüne getirmişti. Stiles geçmişte defalarca kez Alfa'larını hayal kırıklığına uğratsa da, böyle bir teklifi almayı hiç mi hiç hak etmediğini ta yüreğinde duysa da, kendisi bir lider olmadığı ,eninde sonunda kendisine yol gösterecek birinin varlığına gereksindiğini çok iyi bildiği için Alfa Hale'in davetine icabet edecekti.         

 

...

 

Stiles'ın cipi Hale arazisinin sınırından içeri girer girmez Sürü'nün beklenti dolu gerginliği neredeyse elle tutulacak biçimde katılaştı. Sürü'ye bir yabancının daveti pek nadirdi, Talia ve Sam'in konuyu kendi aralarında tartıştıklarına iki hafta boyunca bütün Sürü şahit olmuştu. Bütün tartışmalara rağmen son karar Alfa'nındı, Talia günler süren istişarenin ardından Stiles'ın Cuma akşamı evlerinde konuk edileceğini söylediğinde son noktayı koymuştu.  Laura masanın üzerindeki şarap kadehlerini bir kez daha düzeltirken babasının konuğunu içeriye davet ettiğini işiterek lise aşkından ayrıldığı son birkaç haftadır keder içinde yüzen Derek'e baktı. Kardeşi hiçbir zaman geveze tiplerden olmamıştı fakat günlerdir tek tük cümleler haricinde kimseyle konuşmaması onun için bile yeniydi. Derek'in anormal suskunluğu Stiles'ın yemeğe katılacağını duyduğundan beri olanaksız görünen bir biçimde daha da derinleşmişti. Derek ablasının bakışına karşılık vermedi, başı önünde düşünüyor gibi görünse de Laura kardeşinin omuzlarındaki stres dolu çizgiden, onun da kapıya kulak vermekte olduğunu fark etti.

Biraz sonra Stiles yanında Sam'le beraber yemek masasının kurulduğu salondan içeriye girerek başta Alfa olmak üzere aile üyelerini tek tek selamladı.

-Stiles, evimize hoş geldin, dedi Talia bir yandan yemek masasının başındaki yerini alıp cadıya sol tarafındaki boş sandalyeyi göstererek.  

-Teşekkür ederim Alfa, diye yanıt verdi Stiles kibarca kendisine ayrılan sandalyeye oturarak, bir yandan gözleri salondaki eşyaları hem hayranlık hem hüzünle tarıyordu.

 Laura annesinin yabancıyı olası bir tehlikeye karşı kendisiyle Paul'ün yanına konumlandırmasını aklına kazıdı, bir gün Alfa unvanını aldığında o da dışarıdan gelenlere böyle dikkatli davranacaktı, Cora cadıdan en uzakta masanın öteki ucundaki babasıyla Derek'in yanına yerleştiğinde sonunda yemek başladı.

Babaları son dakikaya kadar Talia'yı kararından caydırmaya çalışmıştı, cadının varlığını ciddi bir tehdit olarak algıladığı genç adamın üzerinden bir an olsun ayrılmayan gözlerinden okunuyordu.

Derek Cora'nın tabağına ufaklığın bayıldığı patates püresinden bir miktar aktarmak haricinde kılını bile kıpırdatmadan oturuyordu, Stiles kendisini selamlarken başını kaldırıp cevap bile vermemişti.

Derek'in aksine Peter'ın içi bin bir hinlikle parlayan gözleri cadıyı neredeyse rahatsız edici bir biçimde inceliyordu. Belli ki Talia'nın uyarıları bütün sonuçlarına rağmen kısa süreliğine kulak ardı edilmişti.

-Evi kolay bulabildin mi? diye sordu Talia Peter'a uyaran bir bakış attıktan sonra.

Stiles basit soruya düşünmeden;

-Evet, diye cevap verdi sonra bariz biçimde bocalayarak hayır, sonra Sam'in delici bakışlarını yakalayarak ince bir sesle; belki? Sorunla karşılaşmadım.

En azından akşam sıkıcı geçmeyecekti.

 

 ...

 

Stiles kendisine iştah açıcılardan oluşan ufak bir tabak hazırlasa da domuz rostosuna elini sürmedi, neyse ki domatesli bruşettasından fevkalade zevk aldığı ağzına doldurduğu birden fazla lokmadan belli oluyordu.  Laura şaşkınlıkla cadının yemek yerken neredeyse bir başkası olduğunu fark etti, hareketleri çocuksu, istekliydi.

Peter Stiles'ın tabağına bakarak;

-Rosto sevmiyor olmalısın, dedi cadıya.

Stiles ağzındaki lokmayı yutarak;

-Pişmiş etle pek aram yok, diye yanıt verdi.

Peter ailenin Talia'dan sonraki en zeki üyesi sıfatını sonuna dek kullanarak kim bilir cadının cevabından hangi varsayımlara ulaşmış soğuk bir tebessümle;

-Ne zamandan beri? diye sordu.

Stiles yüzü aniden düşerek Peter'a baktı, gözlerinde korku ve şaşkınlık vardı.

-Bir süredir, dedi yavaşça çatal hâlâ elinde olsa da yemek yemeyi bıraktığını herkes fark etmişti.

-Bize Alfa'ndan bahset, dedi Sam'in sesi Peter'ın açtığı yoldan ilerleyerek.

Stiles iyice şaşalayarak gözleri irileşmiş, Sam'e baktı.

-En azından geçmişte bir sürüye dahil olduğun bütün hareketlerinden okunuyor, diye açıkladı Sam tabağına bir parça daha rosto servis ederek.

Stiles şaşkınlığını silkerek;

-Öyle olmalı, diye cevap verdi.

Cadı söze nasıl devam edeceğini bilemiyormuş gibi bir masadaki porselen tuzluğa görmeyen gözlerle bir süre baktıktan sonra boğazını temizledi;

-Aslına bakılırsa benim iki tane Alfa'm oldu.

-İlk Alfa'nı neden terk ettin?

Yedi çift göz merakla Stiles'a dönmüş vereceği cevabı bekliyordu;

-İlk Alfa'm benim kardeşim gibiydi Alfa'm olsun ya da olmasın ancak o sıra diğer Alfa'nın bana daha çok ihtiyacı vardı ya da belki benim ona.

Başka soru gelmeyince cadı Sam'in hâlâ başlangıçta sorduğu soruya yanıt beklediğini fark ederek;

-Alfa'm son derece zor bir bölgede elinden gelenin en iyisini yapmaya çabalayan, cesur fakat talihsiz bir adamdı, dedi tabağındaki kuşkonmazı dürterek. 

 -Ona ne oldu? diye sordu Sam Stiles'a aman vermeden.

Stiles'ın beti benzi bir anda attı;

-Bir şey mi yanıyor?

Laura ayağa fırlayıp çaprazında oturan Peter'a;

-Peter, etlere sen bakacaktın, diye bağırdı.

Laura mutfağa koştursa da Peter konuğun tepkisini izlemekle meşgul yerinden kıpırdamadı.

Stiles, kapıdan girdiği andan beri dikkatle muhafaza ettiği serinkanlılığı uçup gitmiş, eli ölüm katılığında çatalına yapışmış titriyordu. Sam ve Talia aynı anda yerlerinden kalktılar. Talia yatıştırıcı bir sesle;

-Stiles, banyoyu kullanmak ister misin? diye sordu.

Mutfaktan hâlâ ağır bir yanık kokusu yükseliyordu.

Cadı çatal hâlâ elinde robot gibi ayağa kalktı, burnundan nefes almamak için ağzı açıktı, bedeninden inanılmaz bir gerginlik yayılıyordu.

-Laura camları aç, diye bağırdı Sam içeriye.

Stiles masadan ayrılıp iki adım atmayı becermişti ki başını kaldırıp annesinin biraz ötesinde dikilmekte olan Derek'in endişeli gözlerine baktı sonra da bütün ailenin gözü önünde ikiye bükülerek İran halısının üzerine kustu.

 

...

 

Stiles'ı kendisine gelmesi için verandadaki sofaya yatırdılar, cadı perişan vaziyetteydi. Paul biraz sonra elinde yarım kase çorbayla genç adamın yanına geldi;

-Bunu içersen kendini daha iyi hissedeceksin, dedi fısıltıyla.

Stiles kendisini zorlayarak kaseyi eline aldı;

-Tılsımın ne kadar hoş, dedi elindeki içeceğe bakarak.

Paul aldığı iltifatla hafifçe kızardı;

-İçinde ne olduğunu biliyorsun, lütfen iç.

Stiles bir şey söylemeden, her bir yudumla içindeki buz kesmiş yerleri ısıtan bir sıcaklık bularak çorbayı içti;

-Teşekkür ederim, dedi sonunda yatışmış bir ifadeyle Paul'e bakarak.

-Üzgünüm, diye yanıtladı Peter.

-Hiçbirinizin hatası değil, yalnızca benim, lütfen düşünme.

Cadının yüzü verandanın solgun ışıkları altında olduğundan kat be kat daha yaşlı görünüyordu, Paul Stiles'ın gözlerinin yüz yaşındaki bir adamın hüzünleriyle dolu olduğuna o akşam açıkça şahit oldu.

 

...

 

Stiles'ı evine bıraktıkları yolculuk boyunca ne Paul ne de Talia ağızlarını açmadılar.  

...

 

 

 

End Notes:

Umarım hoşunuza gitmiştir :)

 

 

Chapter Text

Birileri şehirden ayrılıyor başkalarınınsa Beacon Hills'e uzunca bir süre kazık çakmasının önü açılıyor :) İyi okumalar!

 


 

 

19 Mayıs 2019

Stiles adet edindiği sabah rutiniyle sabah altıda gözlerini açtı, zihni uyanık dünyanın ilk bilgilerini işlerken, evin içini bir örümcek ağı gibi saran büyüsünün yerinde durup durmadığını kontrol etti, efsunlarının tanıdık sıcaklığının olması gerektiği gibi bağlandığından emin olunca yatağından kalkıp odasından çıkarak ebeveyn odasının kapı eşiğine gece yatmadan evvel serptiği neredeyse görülmeyecek kadar ince Dağ Külü çizgisini bozup avucunun içine süpürdü. Yeterince azmetmiş bir kurt adam dilerse duvarı delerek de içeri girebilirdi fakat en azından Stiles böyle bir atağın gürültü patırtısıyla John'u korumak için uykusundan uyanacağından emindi. Cadı Deaton'ın kendisine öğrettiği maharetlerden Chris Argant'ınkilere geçerek, evin içini, garajı, John'un arabasını ve cipi hızlıca kontrol etti, tam 6:45'te mutfağa girip krep hazırlamaya başladığında Hale'lerin evinde yaşananlar bir anda olduğu gibi yüreğini oturdu. Sağ salim servis tabağında yerini alan kreplerden ilkini bir ikincisi izlerken cadı önceki gece olanları düşünüyordu. Hale'lerin evinde sahneye koyduğu trajikomedinin Sürü'ye dahil olabilme şansını sıfıra düşürdüğü tüm açıklığıyla ortadaydı. Belki de böylesi herkes için en iyisiydi, Talia Hale'i, sürüsüne kendisi gibi sepetin en altında kalmış çürük bir şeyi almaya ikna edebileceğini nasıl düşünebilmişti ki? Şimdi yalnızca John ve Scott vardı, gerçi John ve Melissa'nın tavırları bunun da çok uzun sürmeyebileceğini söylüyordu, işte o zaman Stiles ne yapardı bilmiyordu, bir kez daha yapayalnız kaldığında.Cadının karamsar düşünceleri John'un mutfağa girmesiyle bölündü;

-Kepekli un? Yine mi? diye sordu adam suratını buruşturarak. Bu kreplerin krep olduğuna bile emin değilim Stiles.

Stiles ani bir duygu dalgalanmasıyla elindeki servis tabağını mutfak masasına bırakarak John'u kucakladı;

-Lütfen, lütfen, benim için, dedi.

John Stiles'ın ağlamaklı sesini işiterek oğluna sıkıca sarıldı;

-Tamam, tamam diyordu bir yandan ağlamamak için dişlerini sıkarak.

Eğer Stiles'ı mutlu edecekse dünyadaki bütün kepekli unları, yağsız tuzsuz baharatsız yemekleri ömrünün sonuna dek yiyebilirdi.

 

...

 

Kapı kahvaltının ortasında çalındığında Stiles ayağa kalkarak;

-Ben bakarım, dedi, herhalde Julia gelmiştir? bir yandan ağzındaki devasa lokmayı yutmaya çabalıyordu.

-Bir gün bu saçma sapan yeme alışkanlığın yüzünden boğulacaksın Stiles, dedi John oğlunun yorumunu duymazdan gelip homurdanarak.

 Ne var ki Stiles John'a asılıp duran karşı evdeki taze dulu beklerken karşısında Paul'ü buldu.

-Paul?

-Stiles, günaydın, nasıl olduğuna bakmaya geldim.

John göz açıp kapayıncaya kadar kapıda biterek sorgulayan kaşlarını kaldırdı;

-Baba, bu Paul Hale, kütüphanede çalışırken tanıştık.

John elini sıkan genç adamın deri ceketiyle girişe park ettiği Camaro'suna bakarak;

-Öyle mi? diye sordu şüpheyle.

-Evet, diye yanıtladı Paul  tebessümle.

-Hale... Sam'in kardeşi misin? dedi John kaşları çatılarak;

-Hayır, hayır, oğluyum, diye yanıt verdi Paul aceleyle sanki Peter'la karıştırılmak başına gelebilecek en kötü şeymiş gibi, eh, belki de öyleydi kim bilir?

John'un yüzü biraz gevşedi;

-Tanıştığımıza memnun oldum, Paul, dedi sakin bir tavırla sonra Stiles'a dönerek;

-Ben çıkıyorum, bu akşam geç gelebilirim, bir yere gidersen haber.

Stiles başını sallayıp Paul'e bakarak;

-Krep var, gelmek ister misin? diye sordu.

Paul uysalca başını sallayıp içeri süzüldü.

 

...

 

-Vay canına, bu epey korkutucu bir deneyimdi, dedi Paul holde yürürken.

Stiles gülerek;

-Göründüğü kadar kötü değildir, inan bana, diye karşılık verdi mutfakta babasının yerini alan Paul'e.

-Hayır, dedi Paul, yani baban etkileyici biridir eminim ama demek istediğim, babanı ağzına dek büyüyle sarmışsın, ona yaklaşmak elektrik hattına girmek gibiydi.  

Stiles'ın Paul'ün tabağına krep servisi yapan eli havada kaldı;

-O kadar hissedildiğini fark etmemiştim, diye mırıldandı.

-Yürüyecek enerjinin kalması bile şaşırtıcı.

-Bir şekilde idare ediyorum işte, dedi Stiles omuz silkerek.

-Krep harika olmuş.

Kepekli unlu, tuzsuz kreplerin o kadar da lezzetli olmadığını bilen Stiles bir şey söylemedi.

Mutfakta Paul'ün tabağındakileri atıştırdığı birkaç dakikalık sessizliğin ardından;

-Alfa'mız seni her hafta düzenli olarak yemeğe beklediğini iletmemi benden rica etti, dedi Paul Stiles'ın gözlerine bakarak.

Stiles'ın bir an nefesi tutuldu, Talia beni istiyor,nasıl olur da beni ister, ama beni istiyor işte, diye düşündü ani haberle ne yapacağını bilemeyerek.

-Stiles?

Stiles cevap vermediğini fark ederek;

-Elbette, dedi, elbette gelirim.

Paul'ün yüzü aniden aydınlandı;

-Harika!

Havadan sudan konuştukları bir yirmi dakikanın ardından Stiles Paul'ü kapıya geçirmek için konuğunu holde takip etti. Paul'ün sırtına bakarken bir yandan okulun bahçesindeki ilk gün onu nasıl olup da Derek zannettiğini anlamaya çalışıyordu, evet deri ceket ve Camaro biraz kafa karıştırıcıydı ama bunun dışında Paul'ün Derek olmadığını adamın arkası dönükken bile anlayabilmeliydi. Karşısındaki cadının yapısı, duruşu Stiles'ın merhum Alfa'sından kalın çizgilerle ayrılıyordu. Derek'in tetikteki geniş omuzları, dik sırtı Paul'de yerini daha dar ve genç Peter'ın siluetine daha benzer ince bir üst bedene bırakıyordu. Aslına bakılırsa Paul'le Derek arasındaki tek belirgin benzerlik yüzlerini çevreleyen kuzguni saçlarla sınırlı kalıyordu. Belki bir parça da dudaklar, ama bunun üzerine hiç kafa yormamak muhtemelen Stiles'ın ruh sağlığı için daha hayırlıydı.  

Paul Camaro'nun kapısını açıp araca binmeden hemen önce, annesinden aldığı kahverengi gözlerinde uçucu, genç bir neşe belirerek;

-Haftaya görüşürüz Stiles, dedi.

Stiles genç adama gülümsemekten kendisini alamadı.

 

...

 

-Cadıyı sürüne katmak yolunda olduğunu duydum.

-Belki.

Deucalion eline aldığı kuru dalı kırarak;

-Onu başıboş bırakmak istemediğini tahmin ediyorum ama onun gibi birini kendini savunamayacak kadar genç beta'ların arasına sokmak çılgınlık.

-Tehlikeyi senin kadar iyi görebiliyorum Alfa.

-Talia, senin varlığın neredeyse bütün kıtadaki Sürü'ler için ilham kaynağı, sana ya da sürüne bir şey olması hepimiz için çok ciddi sonuçlar doğurabilir.

-Ne öneriyorsun Deuc?

Talia Deucalion'un kendisine ne önereceğini çok iyi bilse de sorusuna sakince yanıt bekledi.

-Ne önerdiğimi biliyorsun Talia, benim Sürü'm yeterince dengeli, Beta'larımın hepsi reşit, gerekirse cadıyı zapt edebiliriz, onunla ilgilenebiliriz, bizimle güvende olur.

Talia Stiles'ı özellikle Cora'nın ya da Derek'in yanında istemiyordu, doğruya doğru fakat bu tehlikeli emaneti başkasına devretmesi imkansızdı. Talia Deucalion'un iyi bir adam, iyi bir lider olduğunu biliyordu yine de Alfa'nın içinde Talia'nın zaman zaman sezdiği bir hırs, ruhuna gölge düşüren belli belirsiz bir leke vardı. Deucalion bir çok insanın başaramadığı biçimde bu olumsuz yanını doğru yere yönlendiriyordu, barışı getirmek hırsıyla yanıp tutuşuyordu, Talia'nın Alfa'da  takdir ettiği bir taraftı bu. Ne var ki iyi yolda kullanılsın ya da  kullanılmasın Deucalion'un hırsı Talia'nın Stiles'ı ona teslim etmesini imkansız kılıyordu. Talia Stiles'ın yaydığı enerjinin gerçek rengini görebiliyordu, bu kadar genç bir çocukta neredeyse bir ruh hastalığına dönüşmüş olan takıntıları. John Stilinski Beacon Hills caddelerinde arabasını sürerken yirmi mil mesafeden Talia onun üzerinden sel gibi akan büyüyü hissedebiliyordu. Böylesi bir adanmışlık korkunç hatalara yol açabilirdi, daha da kötüsü bir Alfa'yı yanlış kararlar almaya ayartabilirdi.  

-Stiles şimdilik bizimle kalacak.

 

...

 

20 Haziran 2019

 

-Derek? Konuşabilir miyiz?  Lütfen.

Derek kızın sesini duyar duymaz adımlarını hızlandırsa da üçüncü seslenişin sonunda pes ederek arkasına döndü.

Paige'in melekleri andıran masum yüzü Derek'e iki adım mesafe kala durdu;

-Sana ulaşmaya çalıştım ama telefonlarımı açmıyorsun.

Paige kızgın değildi, sesi kendisinden yaşça çok daha olgun birinin tonlamasıyla sakin çıkıyordu.

-Konuşacak bir şey yok.

Paige Derek'in beklemediği bir biçimde uzanarak beta'nın elini tuttu, parmakları tıpkı Derek'in hatırladığı gibi yumuşaktı.

-Derek o olaydan önce de senin benden farklı olduğunu biliyordum.

Derek şaşkınlıkla kıza baktı;

-Benden yine de hoşlandın mı?

-Seni sevdim, seviyorum.

Derek ne söyleyeceğini bilemeden nabzı kulaklarında çarparak Paige'e baktı.

-Sana ulaşabilseydim bunu daha önce söyleyecektim ama...

Derek nefesini tutarak inecek darbeyi bekledi;

-Ailem Julliards'ı zorlamamı istiyor.

-Ne zaman gidiyorsun?

Derek Paige'in küçücük parmaklarını kavramış bırakmak istemiyordu.

-Dört gün içinde yola çıkıyoruz, üzgünüm Derek, kalamadığım için üzgünüm ama burası benim için uygun bir yer değil, Beacon Hills'de kalamam.

Derek biliyordu, Paige New York'a sadece müzik konusunda yetenekli olduğu için gitmiyordu, aynı zamanda insan olduğu için gidiyordu.

Parmaklar ellerinden kayıp gittiler, Derek ilk aşkının sokağı geçişini, annesinin yanına dönmeden önce kendisine son bir el sallayışını boğazında bir yumruyla izledi.

 

...

 

O akşam Derek'in eve dönüp Stiles'ı verandada Paul'la sohbet ederken bulması işin tuzu biberi oldu.

Halıya kustuğundan beri Stiles ilk kez Derek'e dikkatini vererek yanından geçen çocuğa;

-Derek, günün nasıl geçti? diye sordu tedirgin bir tonla.

Derek Stiles'ın sesindeki ürkek yumuşaklıktan nefret ediyordu, sanki Derek'in ne yaşadığını bilirmiş gibi, belki de biliyordu, okulda aniden ortaya çıktığı gün olduğu gibi, Derek'in adını bildiği gibi, belki de Paige'in şehri terk etmeden önce Derek'e veda etmek istediğini de biliyordu, belki Derek'in kalbinin nasıl kırıldığını da.

Derek bir şey söylemeden geçip gitti, Stiles'ın endişeli gözlerinin ensesini delip geçtiğini hissedebiliyordu, ön kapıyı bütün evi sarsacak bir gürültüyle çarparak kimseye bir şey söylemeden odasına çıktı.

Birkaç saat sonra elinde ufak bir tepsiyle içeriye Talia girdi;

-Anlatmak ister misin? diye sordu Alfa Derek'i bir anda rahatlatan anlayışlı bir tavırla.

Derek cevap olarak başını olumsuz anlamda sallasa da annesinin getirdiği akşam yemeğine aynı tavrı göstermedi.

 

...

 


 

 

Umarım hoşunuza gitmiştir :) Kate adım adım yaklaşıyor, ayak seslerini duyabiliyor musunuz? :)

 

Not: Peter'ı Sam'in kardeşi olarak tanıttım çünkü Hale'lerin soyadının Sam'den geldiğini varsaydım (her ne kadar Talia soyadını kocasına verebilecek bir karakter gibi gözükse de :) Peter'ın da bu mantıkla Hale olabilmesi için Sam'in kardeşi olması gerekiyordu.

Chapter Text

2018 öncesi tarihlerin Stiles'ın daha önce yaşadığı evrenin zaman çizgisine ait olduğunu aklınızdan çıkarmayın lütfen :)

Herkese iyi okumalar diliyorum :) 

 


 

 

25 Temmuz 2019

 

 

Paul'la Stiles son haftalarda sık sık olduğu gibi Hale arazisine açılan verandada oturmuş sağdan soldan konuşuyorlardı, Stiles dalgın bir tavırla yanında duran sodasını devirdi, buz gibi sıvı tahta döşemeye yayılmaya devam ederken Stiles yüzünde samimi bir utançla;

-İnsan yıllar geçtikçe bazı şeyler değişir sanıyor ama eh, boşa çıkan bir umut daha, dedi.

Paul böyle anlarda birden Stiles'ın yetişkin bir adam olmadığını fark ediyordu, üstelik sonradan öğrendiği üzere Paul'den bir yaş küçüktü de.

Birkaç saniye sonra arazinin içinden yaklaşan bir araba sesi duyuldu, sürücü koltuğundaki Laura Paul'ün düşüncelerini bölen bir gürültüyle aracı verandanın önüne çekti. Laura'yla birlikte araçtan inen Derek sırtında çantası Stiles'la Paul'a ters bir bakış atarak yanlarından geçti, Stiles bilmem kaçıncı kez sorduğu her seferinde cevapsız kalan soruyu bir kez daha sordu;

-Hey, Derek günün nasıl ...

Derek soruyu duymazdan gelerek tırıs tırıs yürüyüp kapıyı arkasından çarptı.

Paul Derek'in arkasından bakan Stiles'ın gözlerinde, duruşunda, hafifçe aralık üzgün ağzında bir yenilgi, tarifsiz bir yorgunluk okudu. İşte bu yüzden Stiles'ın ne kadar genç olduğunu unutuyordu, cadı Derek'in arkasından kapattığı kapıya kısacık bir an daha bakmaya devam etti, sonra gözlerini kırpıştırarak sanki bir şeyi hatırlamış gibi yeniden Paul'a döndü.

Laura ikisini de selamladıktan sonra Paul'ün yanındaki basamağa çöktü;

-Siz ona aldırmayın, Post-Paige sendromu yaşıyor.

Stiles yavaşça başını sallayarak Laura'ya gülümsedi, Paul Stiles'ın Derek'le neden bu kadar ilgilendiğini anlayamıyordu, Stiles'ın, küçük kardeşinin tavırlarını bu derece dikkate almasını gerektirecek ne vardı ki?

 

... 

 

Derek öfkeyle spor çantasını bir köşeye fırlattı, yüreği uzun mesafe koşmuşçasına çarpıyordu. Üzerindeki ıslak kıyafetlere aldırmadan yatağının üzerine serildi, bu öğlen yedek koçun gözetiminde dört mil yüzmüştü ve sinirleri hâlâ ayaktaydı. Derek aşağı kattan dönerek gelen Stiles'ın sesinin kendisiyle konuştuğu, kendisi için konuştuğu hissini içinden bir türlü atamıyordu. Sanki yalnızca ikisinin bildiği bir şey aralarında büyüyüp duruyordu. Derek'i allak bullak eden, öfkelendiren, çaresiz bir şey.

Stiles devirdiği bardağı tazeleyeceğini söyleyerek Laura'yla Paul'ü bırakıp içeri girdi. Cadı'nın adımları sakin bir hızla mutfağa yöneldi. Derek kendisine hakim olamayarak yataktan fırlayıp üst katın sahanlığına koştu, birkaç saniye sonra aşağıdan Stiles'ın elinde içi buz dolu bir bardakla geçtiğini gördü, Stiles Derek'in kendisini izlediği yerin tam altından geçerken durdu. Derek eli merdiven tırabzanına yapışmış nefesini tutarak bekledi. Her an Stiles başını kaldırıp kendisini görebilirdi. Ne var ki Stiles başını kaldırmadı, cadı Paul'ün yanına geri dönerken Derek hayal kırıklığı ve kızgınlıkla dışarıdaki sesleri kapatıp kendi içine dönerek merdiven basamağına çöktü.  

 

...

 

Stiles yaklaşık yarım saat sonra diğerlerine veda edip cipine bindiğinde Laura'yla Paul sessizce içeri girdiler, Derek ablasının mutfaktan atıştırmalık bir şeyler çıkaran sesi kulaklarında aynadaki yüzüne baktı. Aynada bir çocuğun yüzü vardı, yeni yeni gelişmekte olan genç bir beden. Stiles eve gelmeye başladığından beri aralarında sessiz bir kıvılcım gibi parlayan o şeyden böyle anlarda kendisi bile şüpheye düşüyordu. Paul, Peter ya da Laura varken Stiles hangi mantıklı evrende kalkıp Derek'i tercih ederdi ki? Yine de oradaydı işte, elektrik, kıvılcım, ürperti oradaydı ve Derek ne yaparsa yapsın serpilip gelişiyordu. Cuma günü yenen yemeklerde  bir anlığına karşılaşan bakışlarda, Stiles'ın kendisine her selam verişinde, Derek odasında oturup kulak kabartırken Stiles'ın aşağıda Paul'la her konuşuşunda. Derek abisinin kızgınlıkla yükselmiş sesini duyarak aynada kendisini incelemeyi bırakıp aşağıya kulak vermeye koyuldu;

-Belki de erden yemini vardır, doğuda yetişmiş cadıların ilginç adetleri olabiliyor. Bazı cadıların büyülerini sağlam tutmak için bakir kaldıkları duyulmadık şey değil.

Laura kıkırdadı;

-Hâlâ ona sorduğuna inanmıyorum.

-Ben de inanmıyorum ama bir anda oldu işte.

Derek onların neden söz ettiğini anlar anlamaz kulaklarına kadar kızardı, Paul'la Laura Stiles'ın daha önce kimseyle yatmadığından bahsediyorlardı.

-Stiles aseksüel, dedi onlara salonda katılan üçüncü ses.

-Nereden biliyorsun?

-Laura, tatlım, Stiles'ın şu mükemmel yüze bir kez olsun ilgi göstermemesi onun aseksüel olduğunun en ciddi kanıtı.

Paul yüksek sesle somurtunca Peter devam etti;

-Peki öyle olsun, beni hesaba katmasanız bile, Hale'ler genetik açıdan birer mucize, bizimleyken tahrik olduğunu gören oldu mu hiç? Hayır. Bu ailede yetişkin bir erkeğin çekici bulabileceği her yaştan, her cinsiyetten olağanüstü görünen insanlar var, bu yaz mevsiminde çoğunlukla yarı çıplak gezen insanlar.

-Belki de demiseksüeldir, dedi Paul.

Konu aşağıdaki üçlü için böylece kapanmış oldu.

 

 

3 Ağustos  2019

 

 

Derek yüzme antrenmanından döndüğünde Stiles, Laura ve Paul'la birlikte salondaki koltuklara yayılmış pizza atıştırıyordu. Derek Stiles'ı görür görmez kaşları çatıldı. Laura kardeşinin yukarıya, odasına kaçmasına fırsat vermeden çocuğu yakalayarak Stiles'la aralarına oturttu;

-Birkaç dilim pizza formunu bozmaz, metabolizman canavar gibi çalışıyor zaten, dedi Derek'in eline üzerindeki mozzarrellanın ağırlığıyla ikiye bükülen büyükçe bir parça tutuşturarak.

Derek elinden sarkan pizza dilimine kendisine hakaret etmişçesine bir süre gözlerini diktikten sonra rahatsız bir edayla kaderine teslim oldu. Stiles Beta'nın yüzündeki tanıdık ifadeyle içi dalgalanarak bir an Derek'e sarılmak, çocuğun nefes alıp verişiyle teselli bulmak arzusuna kapıldı. Derek'in hemen dibindeki bedeninden yükselen klor kokusunu duyabiliyor, onun teninden gelen sıcaklığı hissedebiliyordu. Her hafta Derek'i görmek Stiles için mutlu bir işkence hâlini almıştı. Bu Derek, bu on beş yaşındaki çocuk, Stiles'ın Derek'i değildi, bunu biliyordu, yine de onda tanıdığı, yasını tuttuğu kimsenin izlerini yakalamak Stiles'ı sarsıyor, dengesini bozuyordu. Stiles elinde olmadan Derek'e, onun hafifçe renklenmiş yanaklarına baktı, Derek daha çocuktu Tanrı aşkına, Stiles onun aklını böyle karıştırdığı için cehennemin en alt katında yanmayı hak ediyordu.

Stiles kapının eşiğinde durmuş kendisini izleyen Peter'ı fark ederek, Derek'in nedendir bilinmez utançla parlayan gözleri eşliğinde ayağa kalkıp karşıdaki koltuğa geçti. Bu hayatta ya da bir öncekinde Stiles'ı her seferinde yakalayan onun ta içini gören hep Peter olmamış mıydı zaten?

 

...

 

 

10 Haziran 2015 (Orijinal evren)

 

 

Derek'in Stiles'a Paige'i anlatması Stiles Stilinski için bir milattı, mihenk taşı, ateşin bulunması, her neyse. Bundan tam bir sene önce Stiles'ın da (ufak da olsa) yardımıyla Derek Alfa statüsünü bir kez daha kazandığında Stiles cesaretini toplayarak Derek'e Paige'i sormuştu. Derek bir an sustuktan sonra şaşırtıcı bir biçimde Stiles'a anlatmaya başlamıştı. Ona Paige'in bağımsız ve zeki olduğunu söylemişti, Peter'ın öğütleriyle Paige'i değiştirmeye nasıl karar verdiğini. Trajik ve kısa bir hikayeydi, buraya kadar her şey beklendikti. Ta ki Derek Stiles'a, Stiles'ın çok nadiren şahit olduğu o yumuşak, gardı yalnızca bir anlığına düşmüş bakışıyla bakıp;

-Onu nasıl daha iyi anlatabilirim bilmiyorum, hayatıma giren tek dürüst kişi olması haricinde diyene dek. Sonra Derek ellerine bakarak, Paige şaşırtıcı biçimde sana benziyordu diye eklemişti.

Stiles'ın içindeki cevabı bulunamamış soru, bir türlü yerine oturmayan parça sonunda gürültülü bir biçimde, düşen bir kaya gibi ait olduğu yeri bulmuştu. Stiles neden bazı geceler gözüne uyku girmediğini, neden Derek'in yazgısına böylesine üzüldüğünü, neden geçen salı ortadan esrarengiz bir biçimde kaybolduğunda paniğe kapılmış halde gece boyu Derek'i Beacon Hills'in ürkütücü ormanlarında Isaac'le beraber aradığını anlayıvermişti. HASSİKTİR!    

Stiles kendi şok edici keşfinde kaybolmuştu, Stiles Paige'e Derek'in zannettiğinden çok daha fazla benziyordu!

Stiles takip eden on iki ayda bir kez görünür olunca artık üstü örtülemeyecek gerçekle yaşamayı öğrenmişti. Zaman zaman ağzı kendisini kaptırıp gittiğinde, dilinin ucuna gelen sözcüklere rağmen her şey kontrol altındaydı. Derek evde inadına terli ve yarı çıplak gezerken Stiles inanılmaz bir renk almayı başarsa da, Derek'le flört eden kadın ve erkekler sinirlerini zıplatsa da, her şey kontrol altındaydı! Kesinlikle. Belki de Derek buzdolabını Stiles'ın sevdiği üzümlü meyve suyuyla doldurmasa ya da zaman zaman Stiles'a o tuhaf, perdesiz bağlılık bakışıyla bakmasa her şey daha bile kolay olabilirdi. Stiles Derek'in kendisini o manada istemediğini biliyordu, Stiles'ın duyguları herkesin görebileceği şekilde her tarafa saçılmışken Derek hiçbir şey yapmamayı tercih etmişti ve Stiles bunu anlayabiliyordu, birlikte olabileceği bunca insan ağzına bakarken hangi mantıklı evrende Derek Stiles'ı isteyebilirdi ki? Trajikomik olan Derek'in Stiles'a güvenmesi ya da şaşırtıcı bir biçimde onunla sohbet etmeyi sevmesinin Stiles'a Lydia'nın kendisini on yıl görmezden gelmesinden daha çok acı veriyor olmasıydı.

Elbette bütün bu karmaşayı Peter'ın on beş dakikalık konuşması çözmeyi başarmıştı, sonunda Derek'in Stiles'a diğer herkesten daha çok hayatına nüfuz etme hakkını tanımasına rağmen neden romantik anlamda Stiles'ın kendisine yaklaşmasına müsaade etmediğini cadı hiç öğrenmemiş olmayı dilese de.

 

...

 

Stiles'ın gerçeği öğrenmesinin önünü açan olay elbette yakalarını bir türlü bırakmayan talihsizliğin eseriydi. Sürü, Derek'in av oyunu adını verdiği alıştırmayı yapmak üzere ormanda dağılmışken son zamanlarda etraftaki hayvanlara dehşet saçan ve kısa süre önce sabah koşuna çıkmış bir kadını öldüren Moroi'yle  karşılaşmıştı. Moroi efsanelerdekilere pek benzemiyordu, saçı başı darmadağın, vahşi bir hayvanı andırıyordu.

-Onun kadını bile isteye öldürdüğünü zannetmiyorum, dedi  Isaac köşeye sıkışmış yaratığa acımayla bakarak.

-Onun yaşamaya devam etmesine izin verirsek insanları bilmeden(!) kuruyana kadar içmeye devam edeceğine eminim Isaac, diye cevap verdi Peter Beta'ya alayla.

-Belki de ...

Derek'in sözü Moroi'nin üzerine atılmasıyla yarıda kaldı. Derek güçlü bir Alfa'ydı nispeten cılız Moroi'nin hakkından gelebilirdi ne var ki Stiles'ın büyüsü Alfa'ya kendisini savunması için fırsat tanımadan hayata geldi, rünlerle dağlanmış bıçağı Stiles'ın avucundan koparak yaratığın sırtına acımasız bir tak sesiyle saplandı. Her şey o kadar çabuk gelişmişti ki Stiles bile kendi eline bakakaldı. Moroi şaşkın gözleri fal taşı gibi açılarak sessiz bir iniltiyle yere yığıldı. Stiles çabuk davranırsa belki de yaratığı kurtarabilirdi fakat o dakika beklenmedik bir şey oldu. Moroi'nin eşi olduğunu tahmin ettikleri eşit derecede vahşi bir yaratık kan dondurucu bir çığlıkla eşinin bedenine doğru atılarak yaratığı kapıp ortadan kayboldu. Sürü birbirinin eşi şaşkın ifadelerle Moroaica'nın ortadan yittiği noktaya bakıyordu, Stiles hariç, o açık eline dalıp gitmişti.

Tuz biber ekercesine Peter'ın sesi Stiles'ın transını bozdu;

-Bu gerçekten gerekli miydi Stiles?

 Moroaica'nın feryatları üç gün boyunca duyulmaya devam etti, ta ki Derek onu bulup anılarını değiştirene, zorla ölü eşini ona unutturana, Deaton onu insanlara zarar vermemesi için büyüsüyle bağlayana dek. Stiles utanç, korku ve pişmanlıktan yüzünü gösteremiyordu, Moroaica'nın acısı kalbine bir bıçak gibi saplanmıştı, kurbanının acısı ve aynı durumda yine aynı şeyi eli bile titremeden yapacağını adı gibi bilmesinin dehşeti.

Derek Deaton'la beraber Moroaica'yı aramaya gittiğinde Peter doğruca Stiles'a gelmişti. Stiles Peter'dan kaçmak mümkün olmadığı için kaderine razı olarak adama salona geçip oturmasını söyledi. Peter'ın sürü içinde acılar içinde ölmesini gizliden gizliye ummadığı tek kişinin Cora olduğu hesaba katılırsa Stiles'ın ne derece büyük bir yanlış yaptığı apaçık ortadaydı. 

-Yeğenim asla akıllanmayacak, dedi Peter zorlama bir onaylamama ifadesiyle şaşırtıcı bir giriş yaparak.

Stiles kendisini tutamayarak;

-Ne demek bu? diye sordu, Peter'ın molotof kokteyli kazasını(!) hiç unutmadığını ve onu incitmek için fırsat kolladığını bile bile. 

-Yeğenimin sana Paige'e benzediğini söylediğini hatırlıyor musun Stiles?

Şaşırtıcı olmayan bir biçimde Peter her zamanki röntgenciliğine o özel anda da devam etmişti anlaşılan. Peter Stiles'ın yapacağı yorumu beklemeden;

-Ufak bir parçan gerçekten de o masum, zeki kıza benziyor Stiles, Derek bu konuda sana yalan söylemedi, ama sana gerçeğin tamamını da söylemedi. Yaklaşık iki yıldır sana karşı bir şeyler hissetmesine rağmen neden kendisini geri çektiğini hiç mi merak etmedin?

Stiles duyduklarına inanamayarak Peter'a baktı.

-Buna inanamıyorum, dedi adam mavi gözleri iblisler gibi ışıl ışıl. Buna inanamıyorum, farkında bile değilsin öyle mi?

Stiles'ın sözleri boğazına düğümlenmişti, bir yanı Peter'ın kendisini manipüle etmeye çalıştığını seziyor diğer tarafı söyleyeceklerini can kulağıyla dinliyordu.

-Derek'in sana karşı olan duyguları Scott ve Allison acıklılığına ulaşmış durumda Stiles, bana öyle bakma, doğruyu söylüyorum, istersen Isaac'e sorabilirsin, en zekimiz olmasa bile senin kadar kör olmadığı da ortada.

Stiles bir şey söylemeyince devam etti;

-Bu da bizi ilk soruma götürüyor, sana neden söylemedi? Gerçeği bilmek ister misin Stiles? Çünkü sen Paige'e benzediğinden daha çok Kate'e benziyorsun ya da yakın zamana gidersek Jennifer'a. Derek bunun farkında Stiles, Derek senin acımasız bir katil olduğunun farkında.

-Hayır, diye cevap verdi Stiles'ın hayaletimsi fısıltısı.

-Yine de Derek'teki ilerlemeyi takdir etmemek elde değil, en azından üçüncü denemesinde kendisine sadık bir sosyopat buldu.

Stiles başını deli gibi bir yandan bir yana salladı ama içinde bir yer çoktan Peter'a inanmaya başlamıştı.

-Kate'in Avcı'lığa sadakati için, Jennifer'ın intikamı için gözünü kırpmadan öldürdüğü gibi sen de senin için değer taşıyan tek şey için, Derek için kılını bile kıpırdatmadan öldüren bir katilsin. Derek bunu biliyor Stiles, onun tipi asla değişmiyor, kim bilir belki Paige de yetişkin olacak vakti bulsaydı o da sizin üçlemenize katılırdı?

-Paige hakkında böyle konuşma.

-Ama senin hakkında böyle konuşabilirim değil mi? Çünkü sen ve ben her bir cümlemin doğru olduğunu biliyoruz.

-Evimden dışarı çık Peter.

-Öyle olsun, dedi Peter kapıdan çıkarken; ama şunu unutma sen onun kurtarıcısı değilsin, başına gelen felaketlerin yalnızca bir devamısın Stiles.   

 

 

...

 

 

12 Ağustos 2019

 

 

Talia elinde klasik desenli Çin porseleninden fincanıyla salondaki geniş koltuklardan birine oturmuş pencereden dışarıyı izliyordu, birkaç dakika sonra büyük oğlunun yanına yaklaştığını duydu. Paul sessizce annesinin karşısındaki koltuğun ucuna tüneyerek yüzünü neredeyse on yaş daha genç gösteren endişeli, çocuksu bir ifadeyle;

-Anne, bunu yapmak zorunda olduğumuza emin misin? diye sordu.

Talia elindeki fincanı kahve masasının üzerine bırakıp aklını tutan düşünceleri bir kenara süpürdü, artık tüm dikkati Paul'ün üzerindeydi;

-Paul bunu seninle daha önce de konuşmuştuk hatırlıyor musun? Bir insanın gerçekten neden yapıldığını anlamak istiyorsan ona bunu gösterebileceği bir ortam yaratmalısın.

-Stiles şiddetten hoşlanmıyor, böyle bir şeyi kabul etmeye onu zorlamamalıyız.

Talia giz vermez bir tebessümle doğuştan romantik oğluna baktı, çocuklarının hepsinde bu romantik yapı kendisini gösteriyordu, ne var ki Paul ve Derek diğerlerinin hepsinden daha çok bu yanıltıcı zayıflığın kucağındaydı.

-Stiles seni istekliliğiyle şaşırtabilir.

Paul farkında bile olmadan başını olumsuz bir jestle salladı;

-Hiç zannetmiyorum.

Talia geçen bir buçuk ayda Stiles'ın kendine özgü bir mizahla ufak tefek göz bağlama numaralarıyla bitmek bilmez tuhaf muhabbetiyle yavaş yavaş Paul'ü kazanmasını izlemişti. Stiles verandanın merdivenlerinde oturmuş hevesle yeni Batman'in kim olacağını tartışırken, babası için türlü çeşit yeşilliği mutfağa yığarken, kendisine ters ters bakan Derek'e inatla gününün nasıl geçtiğini sorarken ya da Melissa McCall'ın oğluna bakıcılık ederken genç adamın taşıdığı tehlikeyi Paul nasıl görebilirdi ki? Oysa Talia Stiles'ın yüreğinin kayasına kurulmuş bu narin güzelliklerin altında derin ve karanlık bir kütlenin yattığını hissedebiliyordu. Genç cadı Paul'la birlikte tıpkı olması gerektiği gibi çocukça şeyler yaparken Talia, Stiles'ın kını içinde gizlenmiş bir avcı bıçağı olduğunu görebiliyordu. Kılıfın çekiciliğiyle gözleri kamaşan Paul'ün içindeki silahı da görmesinin vakti gelmişti.

-Paul bütün Sürü'nün fakat özellikle senin bu genç cadının yapabilecekleri hakkında iyi bir fikir sahibi olmanız gerekiyor.

-Onun bize karşı mücadele etmesini istemiyorum.

-Hayır, sen onun seni seçmemesinden, sana karşı mücadele etmesinden korkuyorsun.

Oğlunun çehresinde beliren ifadeye bakılırsa Talia on ikiden vurmuştu.

-Paul bunu tarafların mücadelesi olarak görmekten vazgeçmelisin, oyunlar ve eğitimler sürünün el sıkışması gibidir, birbirimizi tanımak ve zayıflıklarımızı görmek için ele geçmez bir fırsat. Stiles seni seçmezse bu hiçbir şeyi değiştirmez.

Paul yüzü asılarak annesine baktı;

-Bana büyüsünden herhangi bir şey öğretmeyi reddediyor, beni zayıf buluyor.

-Stiles'ın sana öğretmekten kaçınmasının sebebi öğrendiği şeylerle geçmişte bir çok hata yapmasından kaynaklanıyor. Stiles seni zayıf bulmuyor, sana gıpta ediyor Paul.

-Yine de...

Talia bu kadar tartışma yeter dercesine bir hareket yaptı;

-Dolunay küçülmeye başladığında Stiles bize nasıl bir genç adam olduğunu gösterecek, bunu dürüstçe yaparsa ben de onu Sürü'nün bir üyesi yapmayı düşünmeye başlayacağım. O zamana kadar bu konuyu kapatalım.

Paul annesinin kesin sözlerine rağmen itiraz etmek istermiş gibi ağzını açtı.

-Paul, bu Alfa'n olarak son sözüm, Stiles zamanı geldiğinde bu arazide bize katılacak, anladın mı?

Paul isteksizce başını sallayarak ayağa kalktı, Talia Stiles'la Paul'ün ilişkisine daha fazla dikkat kesilmesi gerektiğini not ederek kaldığı yerden bir parça soğumuş çayına ve kafasını meşgul eden düşüncelerine döndü. 

 

...

 

Dolunay geçen her geceyle birlikte dilim dilim küçülürken Sürü av gecesi için ufak tefek hazırlıklarını yapmayı sürdürdü. Vaktin neredeyse tamam olduğunu artık hepsi biliyordu. Talia Cuma günü Stiles'ı akşam yemeğine çağırdığında Hale'lerin her biri kendilerince tepki verdiler, Peter zamanını önüne gelene sataşarak geçirmişti, Paul odasına kapanmıştı, Laura düşüncelere dalmıştı. Genç Alfa adayı kardeşini salonda guguk kuşu gibi oturur bulunca düşüncelerinde sıyrılıp Derek'in yanına giderek;

-İçimden bir ses beni seçeceğini söylüyor, dedi.

Derek sesini çıkarmadan elindeki tenis topunu duvarlarda sektirmeye devam ediyordu.

Peter peşinde Cora'yla birlikte içeriye girerek tenis topunu yakalayıp yarı açık camdan dışarıya fırlattı;

-Merak etme Derek, eğer o kadar uzun dayanmayı başarabilirse gelecek yıl seni de seçeceğine eminim.

Derek öfkeyle kaşlarını çatmak haricinde tepki vermedi. Laura ilgiyle Peter'a dönerek;

-Kimin grubunda olacağını düşünüyorsun? diye sordu.

-Kimin grubunda olursam olayım eğleneceğimi bilirken kendimi bu saçma soruyla meşgul etmek niye Laura?

Cora Peter'ın pozuyla kıkırdadı;

-Gel tatlım, gereksiz işlerle uğraşmayı fanilere bırakalım, dedi Peter Cora'ya elini uzatarak.

Laura kaşları erkek kardeşininkiler gibi çatık;

-Yalan söylüyor, diye söylendi. Stiles onu seçmediğinde yüzünün hâlini görmek istiyorum.

Peter'ın karşılığını dış kapıdan duydular;

-Aklı varsa cadı beni seçmesi gerektiğini bilir, eğer benim yerime platonik aşığını tercih ederse yenilmeyi göze almış demektir.

Paul'ün odasında bir şeyin gürültüyle yere düştüğünü duydular.

Laura sırıtarak salondan çıktı, Derek her şey bu kadar hassas bir dengedeyken ablasını bu kadar eğlendiren neydi anlayamıyordu. Stiles'ın kimi seçeceğinin ne kadar önemli olduğunu göremiyor muydu? Derek'in oyuna dahil bile olamayışının ne demek olduğunu hiç mi anlayamıyor muydu?

 

...

 

 

23 Ağustos 2019

 

 

Her hafta olduğu üzere Stiles  masadaki yerini almış, iştahla önüne çektiği yemeklerden atıştırıyordu. Talia Cadı'yı konuk olarak aldığı günler ağır kokulu kızarmış et ikram etmekten kaçınıyordu, neyse ki Stiles'ın çiğ ya da haşlanmış etle bir sorunu yoktu. Stiles beklenmedik bir şekilde neşeli ikinci Porto kadehini dudaklarına götürdü, Hale'ler onu ilk kez bu kadar iyi bir ruh hâlinde görüyorlardı. Stiles özellikle Sam'in şüpheyle kendisini süzdüğünü görerek öksürdü;

-Bugün Scott'ın doğum günüydü, güzel bir gün geçirdim, dedi hafif, tuhaf bir sesle. Takip eden sözler ağzından neredeyse kendiliğinden döküldüler;

-İnsanın almayı başardığı her yaş kutlanmalı.

Masa düşünceyle ağırlaşmış bir sessizliğe gömüldü.

Talia Stiles'ın iri kahve gözlerine bakarak;

-Stiles, bize önceki Sürü'nden çok fazla bahsetmedin fakat merak ediyorum Alfa'nız sizi olası tehditlere karşı nasıl hazırlıyordu?

-Biz oyun oynuyoruz, dedi Cora araya girip herkesi şaşırtarak.

Stiles Cora'ya dönüp gülümseyerek;

-Bizim de bir çeşit oyun oynadığımız söylenebilir sanırım. Genellikle taktik ve planlamaya dayalı bir oyun.

Talia başını sallayarak;

-Geçmiş Alfa'nla taktiklerimiz benziyor, gelecek hafta benzer bir av oyunu oynanacak, katılmaya itirazın var mı?

Salondaki bütün yüzler Stiles'a döndü;

-Hayır, elbette yok. Tabii kuralların benim zamanımdakilerden marjinal bir biçimde farklı olmadığını umuyorum.

Peter Stiles'a sırıtarak;

-Sürü'ler sayıca eşit olmalı, Alfa'yı seçemezsin, konuğumuz olduğun için Sürü'nü belirlemekte ilk seçim hakkı senin. Derek ve Cora on altı yaşından küçük oldukları için oyuna katılmayacaklar.

Stiles kaşlarını çatarak;

-Bu oyunu bütün eğlencesi bir yana acil zamanlara hazırlık olarak oynuyoruz, öyle zamanlarda avcıların ya da rakip Sürü'lerin ya da cadıların Derek ve Cora'ya böyle bir şans vereceklerini zannetmiyorum.

-Derek ve Cora öyle bir zaman geldiğinde ne yapmaları gerektiğini gayet iyi biliyorlar, diye yanıt verdi Sam masanın öteki ucundan.

Stiles Hale'lerin akşam yemeklerine katılmaya başladığından beri ilk defa ciddi bir konuda fikir belirterek;

-Nereye saklanacaklarını biliyorlar ama bütün aileleri saldırı altındayken bunu yapıp yapamayacaklarını biliyorlar mı? diye sordu.

Sam öfkeli bir ifadeyle;

-Çocuklarımız bizim bütün çabalarımıza rağmen bu yaşa gelinceye kadar birden fazla badire atlattılar, Derek kısa süre önce bir Avcı'nın okuyla vurulmaktan kıl payı kurtuldu ve ne yapması gerektiğini tam olarak biliyordu, ona öğrettiğimiz gibi Peter'la birlikte güvenli yerde saklandı.

 -Benim Alfa'm bir günde fertlerinin neredeyse tamamı yeryüzünden silinen bir Sürü'nün üyesiydi. Her hatasında ona bakıp düşünüyordum; eğer ona daha iyisini öğretmiş olsalardı, eğer onu daha kötüsüne hazırlamış olsalardı...

Sam gözlerinde bir parça acıma ve bolca inatla genç adamın sözünü keserek;

-Alfa'n için üzgünüm fakat bizim Sürü'müz kuşaklar boyunca en kötü şartlarda bile ayakta kalmayı başardı, dedi. Talia bugünün Alfa'ları arasında eskilerin yeteneklerine sahip belki de tek Alfa, ona meydan okumaya kalkacak bir Avcı düşünemiyorum yine de her ihtimale karşı onun Laura'yı en iyi şekilde yetiştirdiğine emin olabilirsin.

-Bundan en ufak bir şüphem yok fakat bu dünya hiç kimse için güvenli bir yer değil, şahsi fikrim ne kadar küçük olurlarsa olsunlar bütün Sürü üyelerinin başlarına gelebilecek en kötü durumlara dahi hazırlıklı olmaları. Kendisinden liderlik beklenmeyen Beta'ların bile ne olursa olsun gelecekte bir gün Alfa olmaya hazır olmaları.

Sam sabrı tükenmeye yüz tutarak;

-Kaç yaşındasın sen? diye sordu. Karşımıza geçip bize en küçüklerimizi nasıl eğitmemiz gerektiğine dair akıl veriyorsun, Talia ve ben atalarımızın bilgelikle koyduğu kuralları takip ediyoruz. Bir Beta'ya vaktinden önce kaçmak yerine savaşmayı öğretirsen içgüdüsel olarak kaçıp kurtulmak yerine ahmakça savaşacaktır, işte bu yüzden erişkin olmayan Beta'ları oyuna almayız. Kanında Alfa kıvılcımı taşımayan bir Beta'ya Alfa'lık yapmayı öğretirsen kendisine düşmeyen işlere karışacaktır, bu masadaki her kurt adam bir Alfa'yı öldürüp sıçrama yapabilir ama gerçekte bir felakete yol açmak haricinde bu yaptığının hiçbir sonucu olmaz anladın mı? Bu yüzden Sürü'deki bütün Beta'larımıza liderlik dersi vermeyiz. Öne sürdüğün fikri geçmişte hayata geçirenler de çıktı, bu yenilikçiler on tane Beta birbirini yiyip Alfa'larının kanına girdiğinde yaptıklarını pişmanlık duydular genç adam ne var ki ortalıkta arkasından ağlanacak bir sürü dahi kalmadığında pişmanlık çok ucuzdur.

Stiles Sam'in son cümlesiyle gözlerini suçlu bir şekilde yere indirse de susup oturmak yerine;

-Geçen nisan yirmi üç yaşına bastım, dedi yavaşça. En yakın arkadaşım yasal olarak bira alabileceği yaşa bile gelemeden öldü, Alfa'm otuzunu bile göremedi. Bize zaaflarımızı işaret eden kimse olmadığı için el yordamıyla karanlıkta yolumuzu bulmaya çalışıyorduk, eğer bana bir şans verirseniz size neye ihtiyaç duyduğunuzu düşmanlarınızdan önce gösterebilirim.

Stiles dökülmemiş gözyaşlarıyla aydınlık gözlerini Sam'in gözlerine dikerek;

-Bana bir şans verirseniz çocuklarınızın her insanın hak ettiği gibi hayatlarını dolu dolu yaşadıktan sonra yaşlı ve huzurlu ölebilmeleri için öğrenmeleri gerekenleri onlara gösterebilirim.

 Talia Sam'e diğerlerinin gözünden kaçan kısa bir bakış attıktan sonra, Stiles'a;

-Bunun üzerine düşünmeliyiz, dedi.

Yemeğin ardından Talia ve Sam bir şey söylemeden masadan kalkarak kısa süreliğine ortadan kayboldular. Stiles bir kaç saniye sonra özür dileyerek ayağa kalkıp dışarı çıktı. Derek şaşkın ve kaygılı görünen diğerlerinden uzaklaşarak yuvası boş şöminenin karşısındaki koltuğa geçti. Oturduğu yerden ağabeyinin kararsız yüzünü görebiliyordu, Paul Stiles'ın peşinden gidip gitmemekte bir türlü karara varamıyormuş gibi sandalyesinin ucundaydı, sonunda cesaretini toplayarak genç adam cadının peşinden dışarıya çıktı. Paul'ün Stiles'la bu kadar yakından ilgilenmesi Derek'in canını sıkıyordu, belki birkaç yaş daha büyük olsaydı şimdi dışarı çıkıp Stiles'ı teselli etmek görevi Paul yerine kendisinde olacaktı. Gençliği beklenmedik bir biçimde Derek'e acı vermeye başlamıştı, kurt adamların kimi istisnalar haricinde son derece yavaş yaş aldıkları hesaba katılınca insan olan ağabeyinin aksine Derek'in önünde aşılması imkansız görünen bir mesafe vardı.  

Paul yanında Stiles'la beraber içeri döndüğünde Derek elinden kendisi için çok önemli olan bir şeyi kaçırmakta olduğu duygusuna kapılmaktan kendisini alamadı. Gözleri Paul'ün yetişkinliğe akan yüzünün üzerinde kıskançlıkla durakladı, böyle hissetmemesi gerektiğini biliyordu ama hissediyordu işte. Kendi düşüncelerinden utanarak gözlerini kaçırdığında Laura'nın inceleyen bakışlarıyla karşılaştı, ablasının kaşları hafifçe çatık, yüzü düşünceliydi. Derek birden yüreğinin korkuyla midesine düştüğünü duyarak ne yapacağını şaşırdı.

Derek'in paniğini içeri giren annesiyle babası böldü. Derek kendisini zorlayarak Laura'ya bakmadan hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalkıp masadaki yerine döndü.

-Derek ve Cora birebir mücadeleye girmemek kaydıyla oyuna katılabilirler, dedi Talia.

Laura ve Paul, Stiles'ın itirazının değerlendirilebileceğini belli ki hiç hesaba katmamış, şok olmuş bir ifadeyle annelerine baktılar.

-Konuğumuz olduğun için birlikte mücadele edeceğin üç kişiyi seçme hakkına sahipsin.

Stiles hiç düşünmeden;

-Laura, Derek ve Cora, diye yanıtladı.

Bir anlığına kimse konuşmayacakmış gibi göründü, Peter;

-Şaka mı bu? diye sordu.

Talia kararlı görünen Cadı'ya baktıktan sonra;

-Stiles seçimini yaptı, dedi Peter'ı susturarak.

 

...

 

Stiles kısa süre sonra iyi geceler dileyip cipine bindiğinde Peter yüksek sesle;

-Kayışı tamamen sıyırmış, kazanmak için en küçük bir şansı bile yok, dedi.

Laura omuzlarını dikleştirip;

-Belki öyle belki değil, diye cevap verdi sesinde bir miktar öfkeyle.

Sam hepsini içeri kışkışlarken Paul kapının eşiğinde öylece dikilmiş uzaklaşan cipi izliyordu.

 

...

 

Gece çöküp heyecandan zıp zıplayan Cora'da dahil olmak üzere herkes yatak odalarına çekildiğinde, Derek yatağında uyanık uzandı, Stiles'ın planına dahil olmak hem korkutucu hem heyecan vericiydi. Derek o gece önünde uzanması mümkün olayların vaadiyle gözünü bile kırpmadı, neyse ki Stiles'ı tanıdığı günden bu yana uykusuz kalmaya alışmıştı.

 

 

... 


 

 

Kate ortaya çıktı, yalnızca Stiles'ın bundan haberi yok :)

Gelecek bölümde görüşmek üzere.

Chapter Text

Av Oyunu başlasın! (Stiles'ın her şeyden önce iyi bir stratejist olduğunu unutmadınız umarım :) (Aksiyondan ziyade planlara, açıklamalara dayalı bir bölüm, umarım sıkılmadan okursunuz.)

İyi okumalar diliyorum!


 

 

4 Mayıs 2018 (Orijinal evren) - Derek'in ölümünden  151 gün 3 saat 32 dakika sonra

 

 

Stiles bir zamanlar kendisine ardına dek açık olan, şimdi küle dönmüş ufak yapının düşmeye hazır bir diş gibi eğrilmiş bahçe kapısında durdu.  Bahçedeki çiçekler köklerine dek yanmış olmalarına rağmen ilkbaharla beraber kıpırdanmaya başlamışlardı. Stiles bu yerin yeryüzünde, iyileşmeyen bir yara gibi daima çirkin ve kapkara kalacağını düşünmüştü oysa hayat trajediyi örtmek üzere çoktan harekete geçmişti bile. Sarmaşıklar harabenin ayakta kalan temel taşlarına sarılıyor, mayıs çiçekleri yavaş yavaş zift renkli toprağa yaklaşıyordu. Stiles gözleri yanmaya başlayarak olduğu yere çöktü, yas tutmayı, bu cehennemi yere gelmeyi aylarca reddetmişti, şimdi sonunda kabulleniyordu, Derek sonsuza kadar gitmişti, Stiles bir daha onun sesini duyamayacak, bu evi inatla ayakta tutmaya çalışmasına yardım edemeyecekti. Derek ne kadar sevildiğini bile bilmeden, art arda gelen onca kaybının ardından yapayalnız ölüp gitmişti.

Endişe içindeki Isaac üç saat sonra, fahri Alfa'sını bir zamanlar Derek'e ev sahipliği yapmış yıkıntının kapısında bulduğunda Stiles Beta'nın sarılışıyla hıçkırıklara boğularak; gitti demişti sesi kaybını pesten dillendirerek, gitti. Bir daha göremeyeceğim onu.

 

 

...

 

 

 

25 Ağustos 2019

 

 

Laura mutfağın sürgülü kapısını çekerek ses geçirmemesi için dizayn edilmiş odayı dışarıdaki kulaklara kapattı. Kırk beş dakika sürecek tartışma böylece başlamış oldu. Stiles yaptığı planı paylaşmayı reddediyor, Laura hakimiyeti bütünüyle ona kaptırmayı kesinlikle kabul edecekmiş gibi görünmüyordu.

-Laura, bana güvenmelisin, dedi Stiles, mutfak lambasının sarı ışığı altında yüzü olduğundan daha yorgun görünüyordu. İyi bir Alfa'nın en önemli özelliklerinden biri Beta'larına ne zaman gözünü bile kırpmadan güvenmesi gerektiğini kestirebilmesidir. Yıllardır onlarca problem için strateji belirledim, planın işleyişini bana bırakman Sürü'nün lehine olacak söz veriyorum.

Laura işin peşini bırakmaya henüz hazır değildi annesinin yokluğunda bu küçük Sürü'nün lideri, plan şekillendiricisi olmayı kendi hakkı olarak görüyor, Stiles'ın yarattığı ihlal fena hâlde kanına dokunuyordu;

-Ve bütün stratejilerin, bütün planlamaların başarıya ulaştı öyle mi? Bize planı biçimlendirme şansını bile tanımadığına göre.

Stiles'ın genç yüzünün feri bir anda söndü;

-Gerçek hayat nadiren zekayla dolu planların makine gibi tıkır tıkır işlemesine müsaade eder yine de sizin için elimden gelenin en iyisini yapacağımı söylüyorsam bana inanmalısın Laura. Peter sizinle aynı çatı altında yaşarken planı ikinizle paylaşmam bariz bir zaaf olur.

Derek Laura'nın sır tutamayacak bir çocuk yerine konulduğu düşüncesiyle içten içe öfkeden köpürdüğünü hissedebiliyordu, ablasının kızarmaya başlayan yüzünden, kız daha ağzını açmadan Cadı'nın bam teline basacağını anlamıştı;

-Alfa'n seni böyle başı boş...  

-Kendin için neyin iyi olduğunu bilecek durumdaysan Alfa'm hakkında tek bir kelime dahi etme, dedi Stiles, sesinde kederle tehdit iç içe geçmişti.

Laura mutfak kapısını ardına dek açıp öfkeli bir fırtına gibi esip gürleyerek gözden kayboldu. Stiles'ın Laura'yı takip eden gözleri yavaşça yeniden odaya dönerek karşısında oturan Derek'e kilitlendi. Stiles Derek'le baş başa kalmaktan özenle kaçınıyordu, Derek ona bakarken bundan emindi artık.Cadı'nın çehresindeki yorgunluk ve yas, bakışları Derek'in üzerinde duraklar duraklamaz yerini ak kor bir enerjiye bırakmıştı. Aralarına bir elektrik hattı çekilmiş gibi, ne zaman aynı odada olsalar Derek huzursuz, bitimsiz bir hissi paylaştıklarını duyumsuyordu. Stiles nerede olduğunu tamamen unutmuş gibi birkaç metre ötesinde ayakta dikilmiş, ışıktan bağımsız altın bir dalgayla renklenen gözleri Derek'in gözlerine kenetlenmişti. Derek tarifsiz bir sıcaklığın ayak bileklerinden dizlerine tırmandığını hissetti, Stiles'ın göz bebekleri Derek'in bedeninin verdiği tepkinin farkındaymış gibi büyüdüler. Derek ensesindeki tüyler ürpererek masanın üzerinden Stiles'a doğru bilinçsizce uzandığında tepelerindeki lamba kıvılcımlar saçarak patlayıp mutfağı bir anda karanlığa gömdü. Derek Stiles'ın gözlerinin bütünüyle karanlık tarafından yutulmadan önce son bir inatçı altın benekle aydınlandığını yakalayabildi. Bir an sonra mutfakta yalnızdı.

 

 

...      

 

 

 

30 Ağustos 2019

 

 

 

Laura'nın sonunda kızgınlığını yenip Cadı'ya tekrar yaklaştığında Stiles'tan planla ilgili koparabildiği tek cümle; ''en iyi plan, en basit şekilde hazırlanmış olandır'' olmuştu. Bunun üzerine Laura Stiles'ın ser verip sır vermeyeceğini artık kabullenerek uyanık her bir anını kendi komplo teorilerini üreterek geçirmeye koyulmuştu. Derek başlangıçta ablasının heyecanlı teorilerine katılıyor, iki kardeş kafa kafaya verip saatlerce Stiles'ın ne yapıp ne yapmayacağından, Oyun'u nasıl kuracağından bahsedip duruyorlardı. Dördüncü günün sonunda Derek bıkkınlıkla ablasının ayağının altından çekildi, evde hâlâ Laura kadar hevesli görünen diğer tek kişi Peter'dı. Peter Paul'ü esir almak konusunda Laura'nın Derek üzerinde gösterdiğinden daha fazla başarı kaydetse de Derek Paul'ün de tıpkı kendisi gibi giderek daha sık ortadan kaybolduğunu fark etmekte gecikmedi.

 

-Derek?

-Oyun hakkında daha fazla konuşmak istemiyorum, dedi Derek tam kapıdan çıkmazdan önce faka bastırılışına hayıflanarak.

-Peki, dedi kız nefesinin altından hayal kırıklığıyla dolu, Derek kapıyı arkasından kapatmadan hemen önce.

Derek kendisini dışarı attığında Paul'ün Camaro'sunun uzaklaşan gölgesini göz ucuyla görerek sırıttı. Kendisine ait bir arabası olmadığına göre Derek'e düşen, arazide yürüyüşe çıkmaktı, Derek Laura'nın kuyruğuna takılmaya karar vermesinden korkarak adımlarını hızlandırıp her zamanki yerine, kuzeye, tilki kuyruğu çamının biraz berisindeki yabani fundalıklarla çevrili tepeye doğru yöneldi. Aklında Stiles, Laura, Oyun dönüp duruyor zihni bir türlü rahata kavuşamıyordu.   

Derek kendisini tepedeki favori noktasına bırakır bırakmaz bedenindeki gerginlik çözüldü, önünde huzurla geçirebileceği saatler olduğunun bilinciyle Derek acele etmeden olduğu yerde uzandı. Bir yandan gözünün ucuyla güneşin yavaş yavaş tepeyi tırmanmasını izliyor bir yandan başının çevresinde esen rüzgarla oynaşan adam boyu otların hışırtısını dinliyordu. Gözleri Paige'in masum kahverengi gözlerinin anısıyla kapanırken uykuya sürüklendiğini fark etmedi bile. Paige'in cilalanmış bir çellonun gövdesini andıran pırıl pırıl kahverengi gözleri bir nefes içinde Stiles'ın gözleriyle yer değiştirdi. Derek şaşırarak karşısındaki Stiles'a baktı, Cadı keder dolu bir tebessümle bir elini Derek'in göğsünün üzerine koyarak;

-Derek gözlerimin içine bak, dedi.

Derek bir yağmur damlasının camda kayarak bir diğerini izleyişi gibi yer değiştirip duran gözleri büyülenmiş izlemeye koyuldu. Paige'in yumuşak tatlı gözleri yerini Stiles'ın derin, düşünceli gözlerine bırakıyor, bir an sonra Stiles'ın koyu gölgeli küreleri Paige'in aydınlık çemberlerinde kayboluyordu.

-Derek, daha dikkatli bak, dedi Stiles bir kez daha.

Derek dikkatini yoğunlaştırmaya çabalayarak bir kez daha Paige'in koyu kahverengi, gençlikle zeka pırıltılarıyla dolu gözlerine baktı, bu sefer değişim bir ezginin diğerine bağlanışı gibi yumuşak gerçekleşmedi.

-Bana iyi bak, dedi Stiles Derek'in yüreğine işleyen fısıltısıyla. Sana göstereceğim şeye iyi bak Derek. Uyandığında zaten hep bildiğin şeyi hatırla.

 Stiles'ın kapalı kapıları andıran gözleri bir okyanusun metrelerce yükseklikteki bir dalgayla yükselmesi gibi müthiş bir enerjiyle uğuldayarak açıldı. Derek aniden bir çukurun içinde olduğunu fark etti, Stiles mezarımsı çukurun tepesinden, aşağıdaki dehşete kapılmış Derek'e baktı, Cadı'nın gözleri ölülerin içinde yattığı soğuk toprağın rengindeydi. Derek çığlık atarak mezarından çıkmaya çabaladı, içinde yattığı çukur çığlığıyla bir anda kayboldu, Derek şimdi yabanıl bir ormanda Stiles'ın yanında duruyordu, Cadı ağaçların korkunç bir biçimde birbirine dolaşık kökleri arasında oturmuş, irisleri o ağaç köklerinden uzanıyormuşçasına kararmıştı, Derek elinde olmadan uzaklaşmaya çabalarken ayağı takılarak geriye düştü. Bu ormanda kendisini avlamaya gelen bir şey vardı, Derek panikle kuru yaprakların arasında metalik parlayan şeye doğru uzandı; 

-Sana bir şey hatırlattı mı? diye sordu Stiles'ın Derek'in elindeki silahın kabzasıyla aynı renkteki gözleri.

Derek silahı elinden fırlattı Stiles'ın gözleri kızgın bir demirin ısınışı gibi yavaş yavaş ısınarak altın rengi alevler saçmaya başladı, bir yangının alevlerini. Derek başının patlayacakmış gibi olduğunu hissettiği anda Stiles'ın acımasız, karanlık kahverengi gözleri yerini Paige'in serin, avutucu gözlerine bıraktı. Paige elini tıpkı Stiles'ın yaptığı gibi Derek'in kalbinin üzerine koyarak;

-Kalbini dinle Derek, dedi. O bana benzemiyor, bunu biliyorsun. Ondan ne olursa olsun uzak durmalısın, anlıyor musun?

 

 

...

 

 

 

20 Haziran 2014 (Orijinal evren)

 

 

-Dövüşmenin kuralı olduğunu mu zannediyorsun?

Chris Argent'ın ağır, siyah çizmesi Stiles'ın boğazına bastırıyor, çocuğun soluk almasını neredeyse imkansızlaştırıyordu.

-Dövüşmek bir sanat değil, kuralları olan bir oyun değil, dövüşün onuru ya da sınırı yoktur. Düşmanın ayakta sen yerdeysen kaybetmişsindir o kadar. Anladın mı?

Yüzü yavaş yavaş morarmaya başlayan Stiles gözlerini onaylarcasına kırptı. Chris ayağını sonunda Stiles'ın üzerinden kaldırdı;

-Bir daha deneyelim. Bana hedeflerini say.

Stiles bir yandan boğazını ovuşturarak kısık bir sesle saymaya başladı;

-Göğüs, boğaz, alın, çene, gözler, kulaklar, böbrekler, karın boşluğu, kasıklar, kaburgalar, dizler, dirsekler, bilekler.

-Amacın?

-En hızlı şekilde etkisiz hâle getirip topuklamak.

Stiles yerden kalkıp orta yaşlı adama saldırdığında Chris Stiles'ın darbeyi emen dirsekliğinden bile hissettiği bir yumruk patlattı;

-Ekipmanın üzerinde olmasaydı şimdi dirseğin kırılmıştı, iyileşme süreci altı ayla bir yıl arası. Böyle bir yaralanmayı kaldırabilecek durumda mısın Stiles?

-Sağ elimi çok önemli işlerde kullanıyorum dedi Stiles zonklayan parmaklarını sallayarak onsuz evde sıkıntıdan çıldırabilirim.

Chris öğrencisinin kafasının arkasına bir tane patlattı;

-Öyleyse yerdeki taşı kullanmaya neden zahmet etmedin?

Stiles yanına düştüğü taşı görmüştü ama onunla Chris'e saldırmak aklından bile geçmemişti.

-Tanrı aşkına, on beş yaşındaki romantik konservatuar öğrencisi değilsin sen! Allison'ın arkasını kollayacaksan daha çok çaba sarf etmelisin.

-Heyy! Müzikle ilgilenmenin hiçbir kötü yanı...

Stiles'ın zaten incinmiş olan dirseğine Chris bir darbe daha indirdi, Stiles gözleri yaşararak küfretmeye başladı.

-Hâlâ onurlu davranmamı, yaralı olan tarafına vurmamamı bekliyorsun. Bu ölmeyen saflığın ya kendininkine ya da kızımın canına mal olacak Stiles! Köşeye geç ve Allison'ın Krav Maga'yı nasıl yorumladığını izle.

Allison babasının karşısında yerini alır almaz adamın boğazına hamle yaptı, Chris ustalıkla darbeden kaçarak;

-Stiles'a neden en önce boğazımı seçtiğini açıkla, dedi.

-Çevrede seslenirsen yardımına gelebilecek bir gurubun olup olmadığını bilmiyorum, her ihtimale karşı ses tellerini iptal edersem yardım çağıramazsın.

-Doğru, aynı sebepten çok fazla insanı başımıza toplayabileceğimiz yerlerde silah kullanmıyoruz, tamamen yalnız olduğumuzdan emin olmadığımız sürece sessizlik esas.

Chris'in sözü bitmeden Allison ikinci kez bu sefer babasının göğsünün ortasına davrandı.

 

Allison tıpkı babası gibi kirli dövüşüyordu, onlara bu taktiğin Gerard yoluyla aşılandığı göz önüne alınınca ikisinin de böyle insafsız saldırması pek doğaldı. Stiles sızlayan dirseğini ovuşturarak iç çekti, iskeletor Gerard'dan yediği dayak dün gibi gözlerinin önündeydi.

 

 

...    

 

 

 

1 Eylül 2019

 

 

Stiles  Cora'yı almaya geldiğinde karşısında duvar gibi dikilen bir Laura buldu. Cadı sert, konsantrasyonla dolu yüzü bir an yumuşayarak Laura'nın gözlerinin içine bakıp sakin bir sesle;

-Ona asla zarar vermem, onu oyun için alıp saklanacağı yere götüreceğim, dedi.

-Biz de seninle gelmeliyiz, diye karşılık verdi Laura.

-Gerçek bir tehdit sırasında onun nerede olduğunu bilirseniz sizi konuşturmaya çalışırlar, sonunda itiraf etmeyecek bile olsanız size işkence ederler, bu yüzden bilmemelisiniz.

-Ya sen?

Stiles yüzünden karanlık bir ifade geçerek;

-Ben kendimi idare edebilirim Laura, şuan aynı Sürü'deyiz eğer bana güvenmezseniz bu iş asla yürümez, anlıyor musun?

Laura biraz düşündükten sonra arkasındaki Derek'e soran bir bakış attı, Derek Stiles'ı görünce bir adım gerilemek haricinde hareket etmemiş, heykel gibi dikiliyordu. Ablasının kendisine baktığını görerek Beta ağzı bir çizgi hâlinde sıkıca kapalı, sertçe başını salladı. Böylece Cora Stiles eşliğinde yanlarından ayrılmış oldu. Ne Laura'nın ne de Derek'in küçük kardeşlerinin nerede saklanacağına dair en ufak bir fikri yoktu. Stiles dört saat sonra sabırsızlıktan neredeyse deliye dönen Beta'ların yanına vardığında yorgun fakat hevesli görünüyordu, ellerini çırparak öyleyse başlayalım dedi çatık kaşlı Beta'lara.

 

 

...

 

 

Av gecesi

 

 

Paul ormanlık arazinin doğu ucundaydı, Peter'ın yakınlarda olduğunu biliyor fakat Beta'nın sesini işitmiyordu. Önünde yaklaşık on millik bir açık arazi uzanıyordu, Stiles ve diğerlerinin nerede olduğunu kestirmek imkansızdı yine de içinden bir ses çok geçmeden karşılaşacaklarını söylüyordu. Normalde av oyunları Sürü'nün işi çoğunlukla şakaya vurduğu, az strateji bol Sürü kaynaşması içeren şeylerdi. Talia'nın gücü öylesine güven verici bir şeydi ki Sürü üyeleri nadiren kendilerini tehdit altında hissediyorlardı. Son yıllarda Derek ve Peter'ın başına gelen olay haricinde doğrudan doğruya düşmanla karşı karşıya gelmemişlerdi bile. Stiles'ın varlığı bu güven havasını bozuyordu, oyunu değiştiriyor, onu oyundan daha fazlası hâline getiriyordu, Paul tedirgindi, bu gece avın diğerlerinden farklı olduğunu hepsi biliyorlardı. Bu gece oyun gerçeğe çok yakındı.

Düşünceler dikkatini dağıtmayı bir anda bıraktı, ağaçların nispeten daha seyrek olduğu ufak bir açıklıkta Derek hareketsiz uzanıyordu; ne biçim bir tuzaktı bu böyle? Ancak bir ahmak böylesi açık bir kapana kapılırdı.

Paul olduğu yerde kalarak gözleriyle etrafı taradı, etrafta hiç kimsenin enerjisini hissetmiyordu, bir anda nabzı kulaklarında atmaya başladı, etrafta kardeşi de dahil olmak üzere kimsenin aurasını hissetmiyordu. İlk tepkisi inkar oldu, böyle bir şey imkansızdı. Ne var ki Derek ağabeyinin düşüncesinin aksine kanıt oluşturarak ormanın ortasındaki bir taş kadar sessiz, enerjisiz orada yatmaya devam ediyordu. Paul'ün aklı bir anda Stiles'ın gözünü bağlayan çekiciliğini ağır bir perdeyi çeker gibi çekerek Paul'ün görmeyi reddettiği ufak tefek kaymaları bir bir gözlerinin önünde döndürmeye başladı. O genç, neredeyse çocuksu yüzde zaman zaman beliren acımasız, soğuk ifadeyi Paul bir anda anımsadı, bir katile ait olabilecek hesaplayan, bekleyen ifadeyi.

Paul artık hiç düşünmeden kardeşinin yanına koştu, yüreği yerinden çıkacakmış gibi hissediyordu, Derek'i omzundan tutup yüzükoyun çevirmeye kalmadan bir el şahdamarına bastırdı, Laura'nın fısıltısı;

-Sen öldün, dedi kulağına bir gülümsemenin eşiğinde.

Paul hareket bile edemeden ikinci sesi duydu;

-Sen de sevgili yeğenim.

Laura somurtarak kendisini Paul'ün yanına bırakırken ortalık bir anda karıştı, Stiles Beta hâlindeki Peter'a arkadan saldırmış fakat anlaşılan kurdu gafil avlayamamıştı. Paul, Laura ve yaşayanların arasına mucizevi bir biçimde dönmüş görünen Derek gözleri fal taşı gibi açık yattıkları yerden kavgayı izlemeye başladılar.

Stiles Paul'ün tahmin ettiği gibi büyü yapmıyordu, yalnızca dövüşüyordu. İnsan Stiles'a bakınca büyüsü olmadan Cadı'nın yetişkin yaşta sayılabilecek bir kurt adama karşı en ufak bir şansının olmadığını düşünürdü ve anlaşılan o ki acı bir şekilde yanılmış olurdu. Stiles Peter'ın gücünü adama karşı kullanarak dövüşüyordu, karanlıkta Paul diğerleri kadar net seçemese de Stiles'ın rastgele dövüşmediğini görebiliyordu, Stiles Peter'ın zayıf noktalarını seçiyor, darbeleri özellikle hayati noktalarda yoğunlaşıyordu. Her şey korkunç ve sessizdi, fazlasıyla sessiz, ataklar, temaslar, yerdeki yaprakları ezen hızlı adımlar ve birbirine karışan soluklar haricinde çıt çıkmıyordu.  Oyun çoktan Talia'nın çizdiği sınırları aşmıştı, kural yaralayıcı müdahaleyi yasaklıyordu, Peter'ın pençesi Stiles'ın sağ koluna yasağı delerek şimşek gibi indi. Stiles'ın yaralanışını henüz sindiremeden Cadı'nın daha önce hiçbirinin fark etmediği koyu renkli bir bıçağı Peter'ın boynuna dayadığını gördüler;

-Şimdi sen de diğerleri kadar ölüsün, dedi Stiles sessizce, bıçağı bir santim olsun kıpırdatmadan, anladın mı?

Peter başını sallayana dek Stiles duruşunu bozmadı, Peter başını salladığında temkinli bir ifadeyle geri çekildi fakat kurda arkasını dönmedi, her an Peter'ın oyun kurallarını vahşice ihlal edeceğini düşünür gibiydi.

Peter sonunda öfkeli bir ifadeyle kendisini yere bıraktı.

 

 

... 

 

 

Stiles Beta'ların yanına gelerek, Derek'e sol elini uzattı, Derek şaşkınlıkla kendisine bakınca;

-Sen hâlâ yaşıyorsun, dedi fısıltıyla.

 Sonra Derek'e hepsinin gözü önünde havada beliriveren ateş böceğine benzeyen bir şeyi işaret ederek;

 -Onu takip et, dedi.

Derek içinde birlikte kazandıkları zafer yerine yalnızca korkulu bir mutsuzluk duyarak başını sallayıp dikkat çekmeksizin ufak ufak parlayan ışığın peşine takıldı.

-Koluna turnike yapmalıyız, dedi Paul sonunda şoktan çıkıp yerinden kalkmaya davranarak.

Stiles yüzünde bomboş bir ifadeyle Paul'a dönüp;

-Sen ölüsün, dedi bir yandan tişörtünü yırtıp dişleriyle sıkıştırarak koluna turnike yaparken, artık bana yardım edemezsin.

Cadı inanılmaz bir biçimde yorgun görünüyordu, enerjisi tükenme sinyalleri veriyordu yine de Paul bu deliliğe karşı çıkmaya cesaret edemedi.

Ancak Stiles onları orada bırakıp gittiğinde Paul Peter'daki olağanüstü sessizliği fark ederek ona ''sen iyi misin?'' diye sormayı akıl ettiğinde Stiles'ın Peter'a ne yaptığını kavradılar, Stiles yardım çağıramaması için Peter'ın dilini bağlamıştı. Laura ve Paul birbirlerine eş birer dehşet hissederek el ele tutuşup oyunun sona ermesini beklemeye başladılar.

 

 

...

 

 

Oyun Stiles'ın Sam'i sahte boya mermisiyle göğsünden vurması ve Talia tarafından sonunda şah damarına dokunulmasıyla son buldu. Talia ve Sam Cadı'yla beraber Sürü'nün diğer üyelerini Stiles'ın bıraktığı yerde bulmaya geldiklerinde düşünceli, sessizlerdi. Peter sesini bulur bulmaz;

-Performansın etkileyiciydi, dedi Stiles'a. Beta'nın mavi gözleri intikam vaadiyle yanıp tutuşsa da Peter bundan öte yorumda bulunmadı.  

Stiles diğerlerinin (başından beri Stiles'ın ne yaptığından haberdar olan Talia hariç) bihaber olduğu hedefine doğru yürümeye başladı. Yirmi dakika içinde kurtlar Derek'le Cora'nın kokusunu almaya başladılar, otuz dakika dolmadan ormanın güneyindeki iki katlı terk edilmiş taş bir kulübenin önünde soluğu almışlardı. Stiles içeriye girmeden önce soluk soluğa kapıya yaslandı, birkaç saniyenin ardından sonunda kendisini toparlayarak diğerlerine duvarı işaret etti. Paul duvarın üzerine çizilmiş Rün'ü dikkatle inceleyerek;

-Bu duvar bir bankanın hazine odasından daha sağlam korunuyor, dedi Sürü'nün diğer üyelerine. Stiles konuşmaya mecali kalmamış bir tavırla Rün'ü baş parmağıyla silerek büyüyü kaldırdı. Büyü kalkar kalkmaz Sam içeriye girerek Cora'yla birlikte bekleyen Derek'i kucakladı. Cora'nın yanında spor bir çanta, önünde bir paket portakallı bisküviyle yeni bir çizgi roman duruyordu.

-Cora'nın beklerken sıkılabileceğini düşündüm, dedi Stiles kapıdan yavaşça.

Sam şaşkın bir ifadeyle dönüp Stiles'a baktı, onun yine de hâlâ çocuk saffetini koruyan bir parçası bulunduğunu bir geceliğine tamamen unutmuştu.  

-Neden bana saldırmayı seçtin? diye sordu Sam karşılık olarak.

Stiles bitkince gülümseyerek;

-Bütün gücümü bu duvarı sağlam tutmak, Derek'in enerjisini gizlemek, Peter'ın sessiz kalmasını sağlamak ve kendimi iyileştirmeye çabalamak arasında neredeyse tüketmemiş bile olsam Talia gibi bir Alfa'yı tek başına devirmem ancak bir mucize olurdu. Eğer Oyun gerçek olsaydı seni vurduktan sonra Talia tarafından öldürülmüş bile olsam eşi ölen Alfa kendisini toparlayana dek Derek ve Cora onlar için çizdiğim kaçış planıyla buradan sıvışmış olurlardı.    

-Sen buna kazanmak mı diyorsun? diye sordu Peter'ın alaycı sesi.

-Evet, dedi Stiles boğuk bir sesle, Derek'le Cora hâlâ hayattalar öyle değil mi? Um, size gücümün tamamını tükettiğimi söylemiş miydim? Eğer söylemediysem şimdi tam sırası.

Stiles sözünü bitirir bitirmez yere yığıldı.

 

 

...

 

 

Stiles'ı Deaton'ın talimatıyla istirahat etmesi için yukarıdaki misafir odasına yatırdıktan sonra Hale'ler salonda toplandılar.

-Ne düşünüyorsunuz? diye sordu Laura annesiyle babasına. Başarılı mıydı?

Talia cevap vermeden önce Stiles'ın Cora'ya bıraktığı çantayı yerden aldı. Cevabın bu geceden çok, bu orta boy sıradan Adidas çantada olduğunu düşünüyordu. Sürü yemek masasının çevresinde toplanırken Alfa çantanın içeriğini ahşap yüzeyin üzerine dökmeye başladı. Çantada bir tomar (muhtemelen sahte) para, üç mektup, üç kişilik koyu renk kıyafet, ayakkabı, iç çamaşırı, kadranı sıfırı gösteren bir kronometre, üç ufak cam şişe, ucuz bir telefon, bir şeffaf poşet, su ve enerji barları vardı. Talia üzeri yazısız mektuplardan birini alıp açtı, boş sayfanın bir köşesine bir banka hesap numarası olabilecek rakamlar not edilmişti.

-Stiles bize mektup bırakmış diye söylendi Laura mektuba annesinin omzu üzerinden bakarak. Direktifleri akıllıca öyle değil mi?

Talia kızına dönerek;

-Bu kağıtta ne görüyorsun Laura? diye sordu.

Laura soruya kaşlarını çatarak;

-Bir dizi direktif?

-Ben yalnızca rakamlar görüyorum, Derek sen ne görüyorsun?

-Stiles bize ne yapacağımızı madde madde yazmış, diye karşılık verdi Derek kağıda bakarak.

-Gözbağı, diye mırıldandı Paul, bu mektup yalnızca Derek'le Laura'nın okuması için olmalı.

-Cora tatlım bu kağıtta sen ne görüyorsun? diye sordu Talia küçük kızına mektubu göstererek.

-975367845-54778978...

-Yalnızca sayılar mı?

Cora başını salladı.

Talia mektubu Laura'ya uzatarak;

-Bize yüksek sesle oku, dedi.

Laura ve Derek,

Yapmanız gereken ilk şey kıyafetlerinizi çıkarmak. Böyle söyleyince kulağa pek hoş gelmediğini biliyorum ama üzerinizdeki her şeyden, her bir parçadan, kokunuzu emen en ufak bir şeyi dahi atlamadan tek tek kurtulmalısınız. Şimdi, çantanın önündeki küçük gözde her biriniz için hazırlanmış üç şişe duruyor. Şişedeki sıvıdan birkaç damla nabız noktalarına, (boynunuz, bilekleriniz, koltukaltlarınız, bacaklarınızın içi vs.) sürün. (Sonrasında kullanmak için bir kaç damla ayırmayı ihmal etmeyin!) Sizin için hazırladığım kıyafetleri artık giyebilirsiniz.  

Laura durup masanın üzerindeki rastgele yabancıların kokusuna batmış kirli kıyafetlere bir bakış attı.

Giyindikten sonraki ikinci işiniz yanınızdaki telefonlarınızı, kimliklerinizi, varsa kartlarınızı, paralarınızı çantanın içinden çıkacak poşete koymak. Poşeti ve kıyafetlerinizi bulunduğunuz yerin on beş metre ötesinde hazırladığım çukurun içine atmalısınız, çukuru kapatmadan önce şişede kalan sıvıyı üzerine boşaltmayı unutmayın. Artık yola koyulmaya hazırsınız. Ormanın doğusunu takip edin, on kilometre sonra ana yola ulaşacaksınız, yola çıkar çıkmaz benzin kokusunu almaya başlayacağınızı umuyorum, benzinlikte sizin için bıraktığım aracı bulacaksınız, polisle karşılaşmamaya özen gösterin, saat kaç olursa olsun arabayı alıp gidebilirsiniz,benzinlikte çalışanlar size karışmayacak.

Laura okumayı bırakıp hayretler içindeki Sürü üyelerine baktı, yalnızca Talia Hale şaşkınlıktan uzak mektubun devamını bekliyordu.

Peter Laura'nın duraksadığını görünce yüzünde ilgisini çeken şeylerin yarattığı o sırtlan ifadesiyle;

-Devam et, dedi, en azından içimizden bir kişinin oyunun gerçekten nasıl oynanması gerektiğini bilmesi hayranlık verici.

 Üçünüzün de sağ kaldığını var sayıyorum, bu da bizi çantadaki paraya götürüyor, mektubun altına not ettiğim ilk adres ulaşmanız gereken aracının adresi, o size yeni kimlik ayarlayacak. (Bu arada unutmadan: Yolunuzun  üzerinde karşılaştığınız kurt adamlarla kesinlikle ilişkiye girmeyin!  Talia Hale son derece güçlü, üstelik Sürü'ler arasında özellikle ünü olan bir Alfa, Talia daha sonra onları ödüllendiremeyecek bile olsa Sürü'ler sizin gibi tam gücüne kavuşmamış kurtları  öldürerek ucuz şeref kazanmak isteyebilirler. Olası karşılaşmalarda kimliğinizi mutlaka gizli tutmalısınız!)  (Bu arada klasik düşmanlarınızı da hesaba katmadan olmaz; Avcı'ların kurtlarla henüz ateşkese varmadıklarını aklınızdan çıkarmayın, bölgelerinde kimsenin hakkını aramayacağı üç kurdun ikamet ettiğini duydukları anda harekete geçebilirler, Beacon Hills'in ormanlık arazisinden şu andan itibaren uzak durun, Avcı'ların kalabalık Sürü'lerin seslerini taklit edebildiklerini unutmayın!) Nerede kalmıştık?  Aracı benim adımı duyduktan ve beni kişisel olarak tanıdığınızı kanıtlayan kısa bir tarifimi aldıktan sonra sizden kişi başı on bin isteyecek, ona hiçbir şey anlatmayın, yanında konuşmayın, yeni isimleriniz gerçek isimlerinizin ya da soyadlarınızın baş harfleriyle tutmamalı, yaşlarınızı bir parça büyütmeniz işlerinizi kolaylaştırabilir, Laura yeni kimliğinde mutlaka reşit gözükmeli! Aracıya paranın yarısını verin, işinde güvenilir bir adamdır, fakat standart süre olan 72 saat içinde olur da geri dönmezse aynı planı takip edeceğiniz bir başka adres ve isim aşağıda yazılı. Bu 72 saati adresini mektubun sonunda bulacağınız yol üstü motelinde geçirebilirsiniz, resepsiyona cömert ödeme yapmayın, kimliksiz oluşunuzu göz ardı etmelerini sağlayacak bir yüzlük yeter de artar bile. Şimdi yeni kimliklerinizi beklerken, peşinde güçlü bir Sürü'nün üyeleri  olan üç genç kurttan ibaretsiniz. Talia Hale'in Sürü'sünden geriye kimler  kaldı bilmiyorum, hepsi birlikteyse siz zaten bu mektubu okumaya muhtemelen fırsat bile bulamadınız. Talia ya da Sam öldüyse intikamdan önce Sürü mutlaka bir süre yas tutacaktır. Siz de bu arada ortadan kaybolacaksınız. Eğer  ben büyük bir hata yaptıysam ve Peter hâlâ hayattaysa, en kısa sürede ülke dışına çıkmalısınız, Peter düşmanlarınız arasında intikamının peşini hiçbir şekilde bırakmayacak olan tek üye.

 

Peter kibirli bir tavırla kendisine boş görünen mektubu süzerek;

-En azından bu kadarı doğru, dedi.

 

 Sam hayatta kaldıysa oğlunun kanını döktüğü için Laura'nın peşinden gidecektir, Derek ve Cora kan dökmedikleri için büyük ihtimalle bağışlanacaktır. Paul'dan büyük ölçüde korkmanıza gerek yok, onun alanına girmediğiniz ya da özellikle Cadı'yı kışkırtmadığınız sürece Paul sizin peşinize düşmeyecektir. Öte yandan plan doğru işlediyse Paul, Peter ve Sam ölmüş olmalı, eğer durum buysa Talia'nın gücünde ciddi bir biçimde azalma, ruh hâlinde de önemli derecede dengesizlik oluşacağını var saymak mümkün. Alfa'nın  peşinizden gelmesi ihtimal dahilinde, yine de iyi saklandığınız sürece güvenli bir mesafeden onun eşinin ve sürüsünün yasıyla kendi kendisini tüketmesini bekleyebilirsiniz. Peter'dan kaçıyorsanız sizin için belirlediğim ülke dışı adres aşağıda, diğer üyelerden saklanıyorsanız ülke içi adres de orada. ülke içindeki adreste kendilerinden bir iyilik satın aldığım bir cadı kovanının iki üyesi yaşıyor. Onların size ihanet etmeyeceğinden (az çok) eminim, yine de tetikte olun. Onlar size başlangıç için gerekli olan parayı ve ortamı sağlayacaktır, eğer durum böyle çıkmazsa, gittiğiniz kapıdan geri çevrilirseniz son çare olarak size vereceğim iki isme başvurabilirsiniz. Hâlâ hayatta olduğunu umduğum J. Stilinski/ M. McCall'un telefon ve adresleri aşağıda. Babama telefon açmaya karar verirseniz Stiles Stilinski 24 numara diyerek konuşmaya başlamanızı tavsiye ederim. Mektuplardan zarfı boş görünen babama ait, onu gördüğünüzde ulaştırmayı unutmayın. Umarım benim aksime hayatta kalmayı başarırsınız.            

-Bu...inanılmaz dedi Laura mektubu elinde çevirip gözden kaçırdığı bir şey olup olmadığını incelerken.

-İnanılmaz ve oldukça ürkütücü, dedi Paul kardeşine katılarak.

İlk mektup dikkatlice bir köşeye ayrıldığında hızlıca diğerini açmaya geçtiler, boş görünümlü mektubun içinde ne yazdığını okumaya kimse vakıf olamayınca mecburen onu okuduklarının yanına bırakıp üçüncü mektuba geçtiler. Laura şansını denemek için zarfı aldığında Cora;

-Üzerinde benim adım yazıyor, dedi mektuba uzanarak.

Laura annesine sorarcasına baktıktan sonra mektubu küçük kardeşine uzattı. Cora mektubu hevesle açıp ablasını başarıyla taklit ederek okumaya başladı;

 

Sevgili Cora,

Sana bıraktığım çantadan bir saat çıkacak, saatin ekranında sıfır yazdığında eğer Laura ya da Derek hâlâ yanına gelmemişse çantadaki telefona kayıtlı numarayı aramalısın. Karşına John Stilinski çıkacak, benim babam. Onunla bu tür durumlar için sürekli yenilediğimiz bir parola var, ona bu haftanın parolasını söylemelisin;  Stiles Stilinski 24 numara. Şuanda bulunduğun yere babamın ulaşabileceği en kısa tarif aşağıda yazıyor, ona adresi oku, başka hiçbir şey açıklamana gerek yok, seni bulacaktır, ona güvenebilirsin, sana geldiği zaman ona diğer iki mektubu ver, hangi mektubun kendisine yazıldığını biliyor olacak. Eğer babama ulaşamazsan vakit kaybetmeden aşağıdaki ikinci numarayı arayıp durumunu anlat, eğer o numara da karşılık vermezse polisi aramalısın tatlım. Her şey yolunda gidecek merak etme.

S.S

 

 

...  

 

 

-Bu kadar çok yasa dışı iş yapan insanı nasıl olup da tanıdığını bilmek istediğimi zannetmiyorum, dedi Sam homurtuyla Paul Cadı'nın çoktan iyileşmiş kolunu kontrol ederken fakat Talia'nın gözünden, kocasının Stiles'ı izleyen ifadesinde çocuğu tanıdı tanıyalı ilk kez bir yumuşama kırıntısı belirdiği kaçmadı.  Bu çocuk kendileri için bir felaket ya da paha biçilemez bir iyilik olabilirdi, Sürü'yü gelecekte hangisinin beklediği  muamma olsa da Talia bütün kalbiyle bunun iyilikle sonuçlanmasını diledi, eğer tersi olursa Stiles'ı Sürü'ye kabul etmek yaptığı hataların belki de telafi edilmesi en imkansızı olacaktı.

 


 

 

Sonunda Kate'e sıra geldi, bir sonraki bölüm: KATE!

Chapter Text

Sonunda Kate sahneye çıktı! İyi Okumalar :)

 


 

 

24 Ekim 2019

 

 

Derek odasında bağdaş kurmuş oturuyordu, ıslak eşyaları kapının yanına atılmıştı. Laura'nın yokluğunda ev gözüne bomboş görünüyordu. Aşağıdan babasının;

-Cora'yı okuldan almaya gidiyorum, Stiles burada, dolapta yemek var, diye seslendiğini duydu.

Derek'in kulakları Stiles'ın adıyla beraber dikildi, Cadı'nın evin içindeki varlığını duymamıştı, demek ki Cadı ya çalışma odasındaydı ya da mutfakta.

Beta Kurt Burnu'nda gördüğü rüyayı hâlâ unutmuş değildi, sadece gidip Cadı'nın neyle uğraştığına bir bakacaktı o kadar. Derek mutfağın açık kapısını görerek doğruca çalışma odasına yöneldi, ses geçirmeyen ağır kapıyı usulca açarak içeri girdi. Burası bodrumdaki sığınaktan sonra evin en geniş bölümüydü. Hale ailesinin yüzyıllık birikimi raflarda sıralanmış, Talia'nın geniş abanoz masasının yanında derin bir uykuyu paylaşarak açılıp okunmayı bekliyorlardı. Stiles odanın diğer ucundaki okuma koltuklarından birinin kolundan bacaklarını sarkıtmış kucağındaki kitaba dalıp gitmişti, Derek'in varlığını çocuk neredeyse burnunun dibine girene dek fark etmemişti bile. Derek teninin altındaki karıncalanmanın parmak uçlarında yoğunlaştığını hissetti, Cadı'ya uzanıp dokunabilecek kadar yakındı. Stiles önündeki kitabı kapatarak gözlerini Derek'e çevirdi;

-Bundan daha iyisini bildiğini sanıyordum, dedi Beta'ya.

Derek utançla kızardı.

Stiles iç çekerek oturduğu yerden kalkıp kitabı koltuğa bıraktı, bir bahane uydurmaya gerek dahi görmeden kütüphanenin kapısını utançtan titreyen on beş yaşındaki Derek'in üzerine kapattı.

Derek Stiles'ın kendisinden daha çok acı çektiğini bilse belki Stiles'tan bu kadar nefret etmezdi.  

 

 

...

 

 

2 Kasım 2019

 

 

Beacon Hills lisesinin yüzme takımı haftanın altı günü okulun kapalı havuzunda antrenman yapıyordu. Çocuklar okul sonrası soyunma odasında çoğunlukla birbirlerine sataşarak mayolarını giyiyor, yaşça büyük olanlar zaman zaman havuzdaki ya da yataktaki performansları konusunda iddialaşıyorlardı. Soyunma odasının son zamanlardaki favori konusu dört aydır Koç Lahey'in yerini dolduran Plata'ydı.

-Plata'ya ne dersin?

Son sınıftaki takım kaptanı boydan boya sırıtarak;

-En az dört saat, diye cevap verdi. Beni yatağa bağlamasına bile izin verebilirim.

Yüzme takımındaki diğer çocuklar kısa yüzme şortları, boneleri, gözlükleriyle önünden selamsız sabahsız geçip giderlerken Derek popülaritesinin yerlerde sürünüşüne katlanmak için derin bir soluk aldı. Bu çocukların içinde takıma seçilebilmek için dört yaşından beri düzenli yüzenler vardı, Derek'in çalışmalarda haksızca parlayan varlığı doğal olarak bütün takımın gözüne batıyordu. Paige'in taşınması ve ablasının mezun oluşuyla boğuşan Derek yeni dönemde basketbol takımını bırakmasıyla beraber kendisini bir anda yapayalnız bulmuştu. Alışılması zor bir değişiklik. Derek antrenmana geciktiğini fark ederek havuza yönelen adımlarını hızlandırdı, havuzun ağır klor kokusu burnuna dolduğunda yüzücüler ayrı ayrı kulvarlarda konumlanmış ellerini ayaklarını sallıyor, gözlüklerini düzeltiyorlardı. Derek üç numaralı kulvara koşarak başlangıç platformundaki yerini aldı. Sert bir ses;

-Hazır! diye emretti.

Düdük çaldığı anda Derek'in aklındaki bütün düşünceler kaybolup gitti. Su özgürlüktü.

Derek ilk turu tamamlayıp hızla ikincisine geçti, kasları önündeki hedefe yoğunlaşmış, çevresindeki her şey zihninde daralıp katılaşmıştı. Derek ikinci 500 metreyi bitirdiği an nefes nefese havuzun kenarına çıktı, Koç Lahey;

-Stilden yoksun ama bir köpekbalığı kadar hızlı, dedi Derek'e onaylar bir bakışla.

Yedek koçları Plata Derek'i baştan aşağı süzerek;

-Yaz boyu iyi mesafe kaydettin Derek, dedi.

Övgüsünde Derek'in tam adını koyamadığı kendisini utandıran bir şey vardı.   

Lahey saatine bakarak;

-Karımı hastaneye götürmem gerekiyor, dedi, bu işe yaramazların yirmi tur yapmadan gitmelerine izin verme Kate.

Kate kollarını göğsünde birleştirerek;

-Zevkle, diye cevap verdi, zevk kelimesini vurgularken Derek'e bakıyordu.

 

 

...

 

 

Derek antrenman çıkışında kendisini bekleyen Paul'ün Camaro'suna koştu, kapıyı açıp spor çantasını arka koltuğa atar atmaz ağabeyi gaza bastı. Derek Paul'a bakarak kaşlarını kaldırdı.

-Yok bir şey, dedi Paul saatte yüz yirmi kilometreyle şehir sokaklarında uçarken.

Derek'in hâlâ kendisine baktığını görünce;

-Önemli değil, diye ekledi, gelecekle ilgili bazı düşünceler sadece. Okul nasıl geçti?

-İyi.

 

 

... 

 

 

Camaro hızını saatte kırk kilometreye düşürerek Hale arazisine döndü, Paul aracı evin arka tarafında kalan garaja çekerken Derek eşyalarını toparladı, iki kardeş arabadan inerken tanıdık, kare gömlekli bir siluet görüş alanlarına girdi. Paul Stiles'ı görünce kavgaya hazırlanan bir tavırla sırtını dikleştirdi. İki Cadı'nın arasında son zamanlarda bir şeylerin döndüğünü herkes biliyor fakat kimse bunu dillendirmeye cesaret edemiyordu.

-Derek, merhaba, nasıl gidiyor? diye sordu Stiles yanlarına yaklaşarak. Cadı üzerindeki kareli gömlek, koyu renk khaki'yle ilk yılındaki bir kolej öğrencisinden daha büyük görünmüyordu.

Derek bir omuz silkişiyle yanıt verdi, Beta daha sonra sorguya tabi tutulmak istemiyorsa Stiles'a Sürü'nün önünde terslenmemesi gerektiğini öğrenmişti yine de Stiles illa ki cevap istiyorsa bu kadarıyla yetinecekti.

Stiles kaderine razı bir edayla Derek'e gülümsedikten sonra Paul'a döndü, gözlerindeki hafif tebessüm bir anda yerini amansız bir sertliğe bırakmıştı.

 -Biraz konuşabilir miyiz? diye sordu Stiles yanından geçip gitmek isteyen Paul'a.

Paul dişlerini sıkarak durdu;

-Sana kararımın ne olduğunu söyledim, konuşacak bir şey yok.

-Paul, lütfen.

Derek bu ikisinin arasında neler döndüğünden tamamen habersiz oluşunun verdiği öfkeyle Cadı'ları arkasında bırakıp burnundan soluyarak garajdan çıktı.

Beta birkaç metre sonra eve girmek istemeyecek kadar canının sıkkın olduğunu fark ederek adımlarını ağaçlık alana yöneltti. Yazdan bu yana Stiles evin bir parçası hâline gelmişti, Laura'nın kolej için evi bir süreliğine terk edişini yumuşatan belki de tek şey Stiles'ın Sürü'ye kattığı canlılıktı. Ne yazık ki bu enerji dolu ilave yalnızca görünüşteydi, Stiles Sürü'ye daima kol boyu mesafede duruyordu. Bu aman vermez engeli zaman zaman aşabilen tek kişi Talia'ydı. Stiles Alfa'nın otoritesini bir ele oturan eldiven gibi üzerine geçirivermişti.  Alfa Stiles'a geçmişinin üzerindeki sis yüzünden bütünüyle güven duymasa da Cadı'yla bir nevi uzlaşma yoluna girmişti, Talia Stiles'a özel sorular sormuyor, Stiles da buna karşılık kendisine yöneltilen genel soruları şaşmaz dürüstlüğüyle yanıtlıyor, kendisinden istenilenleri çoğunlukla sorgulamadan yerine getiriyordu. Derek bu mesafeli anlaşmadan neredeyse babası kadar nefret ediyordu.

Paul'la gizli gizli ne konuştuklarını kim biliyordu? Hiç kimse. Stiles Alfa'nın evine, kütüphanesine, Sürü'süne girebilecek kadar güven veren ne yapmıştı onu sadece Talia biliyordu. Derek kızgınlıkla önündeki kuru yaprak yığınını tekmeledi, çocuk yerine konulmaktan nefret ediyordu. Bir anda aklında Paul'la Stiles'ın belki de şuan evde kimsenin olmamasından faydalanarak sevişiyor olabilecekleri fikri çaktı. Beta'nın yüreğinde korkunç, fokur fokur bir duygu kaynamaya başladı, ormanda dolaşmaktan vazgeçerek yönünü eve çevirdi. Kafasındaki düşüncelerle o kadar meşguldü ki Peter bir anda karşısına çıktığında neredeyse amcasını yere serecekti.

-Ne? dedi sinirine hakim olamayarak.

Peter kurnaz bir gülümsemeyle;

-İkisini şuan rahatsız etmesen iyi olur, diye karşılık verdi Derek'in yolunu tıkayarak.

Derek içinde kızgın bir yağ gibi patlayan bir öfkeyle Peter'ı geçmeye çalıştı.

-Eve gitsen bile hiçbir şey öğrenemezsin ama ben bunun ne hakkında olduğunu biliyorum, istersen sana söyleyebilirim.

Derek duraksayarak Peter'a baktı. Peter ciddi bir ifadeyle Derek'in başının üzerinden sanki içeride olanları görebiliyormuşçasına evin doğrultusunda bakarak;

-Senin hakkında tartışıyorlar, dedi.

-Benimle kafa bulma.

-Sana yalan söylemiyorum.

-Benim hakkımda ne tartışıyorlar? diye sordu Derek yüreği utanç verici şüphelerle hızlı hızlı çarpıyordu.

-Paul Laura'nın yanına taşınmak istiyor, hem Laura'yı yalnız bırakmamak için hem de Stiles'tan uzaklaşmak için.

Derek sabırla Peter'ın sözüne devam etmesini bekledi. Peter Beta'nın merakının iyice artmasından aldığı zevkle bir kaç saniye sustuktan sonra;

-Stiles'ın benim için oldukça ilgi çekici olduğunu kabul etmeliyim özellikle Oyun'da sergilediği performanstan sonra. Ne yazık ki Stiles'ın benden pek hoşlandığını zannetmiyorum. Paul'ün seni yalnız bırakmasına benim yüzümden karşı çıkıyor, eğer Paul evi terk ederse, senin benim etkime fazla açık kalacağından korkuyor, diye devam etti.

Peter kaşlarını çatarak;

-Belki de haklıdır, kim bilir? dedi hiçbir şey söylemeden eve doğru yürümeye başlayan yeğeninin arkasından.

 

 

...

 

 

 Derek evin kapısını sessizce açtığında Paul Stiles'ın gömleğinin yakasından tutmuş;

-Her şey O'nunla ilgili değil, diyordu dişlerini gıcırdatarak.

Ağabeyi Stiles'ın bakışlarını takip ederek girişte dikilen kardeşini görünce sinirle Stiles'ın yakasını bırakıp evden bir hışım çıkıp gitti.   

Stiles yere bakarak;

-Geç oldu, diye mırıldandı, gitmeliyim.

Derek kafası eskisinden de beter vaziyette karışmış odasına çıktı, hiç ama hiçbir şey anlayamıyordu.

 

 

...

 

 

7 Kasım 2019

 

 

Stiles ve Paul'ün arasındaki gerginlik, Cora'nın okulda kendisinden büyük üç erkek çocukla girdiği ilk kavga, Paul'ün Laura'yla yaşamak üzere toparlanmaya başlaması, Talia'nın giderek kızışan Sürü politikalarına gömülüşü derken tarihin ne olduğu unutuluvermişti. Derek sabahın köründe sıcacık yatağını terk ederek giyinmeye başladığında, unutulduğunu çoktan biliyordu, kimse doğum günü için ne istediğini sormamıştı, okuldan sonra gidecekleri yer için program yapmak kimsenin aklına gelmemişti. Derek hayal kırıklığını bastırmaya çabalayarak aşağı indi, yetişkin olmak diğerlerine karşı anlayışlı olmak anlamına geliyordu, Derek on altı yaşına bastığına göre herhalde kendisinden beklenen bu duruma tepki göstermemesiydi. Derek aşağı indiğinde mutfaktaki babası, uykulu gözlerle sütlü mısır gevreği yiyen Cora'nın saçlarını düşünceli bir tavırla okşuyordu. Derek iştahının olmadığını fark ederek kahvaltıyı es geçip doğruca kapıdan dışarı çıktı, arkasından seslenen Sam'in sesini duysa da kulak asmadan kendisini bekleyen Peter'ın yanına geçti, bu aralar Derek'i Paul yerine amcası okula bırakıyordu.

Derek Peter arabayı sürerken belki de Peter'ın doğum gününü unutmamış olduğunu düşündü. Peter kelimelerin üzerinden dolaşıyor, tarihi bildiğini açıkça söylemese de dokunduruyordu. Derek bilmediği bir kabahatinin cezalandırıldığı hissiyle gerildi, okula varıp araçtan inmek, Peter'dan, herkesten bir süreliğine kurtulmak yeniden nefes almak gibiydi.

 

 

...

 

 

 -Bir tur daha, başlayın.

Takım yorgunluktan ölmenin eşiğinde kelebekleme 500 metreyi yüzmeye başladı, Derek arkasında kalan her bir metreyle beraber aklının sorunlarından uzaklaştığını hissediyordu. Yüzmek özgürlüktü, problemlerden kaçıp kurtulmaktı.

Takım yüzmeyi bırakıp gürültüyle şakalaşarak soyunma odasına geçtiğinde Derek havuzdan çıkmadı. İçinde bir şeyler çatırdayıp duruyordu, ne eski basketbol takımından ne de sınıf arkadaşlarından hiç kimse doğum gününü hatırlamamıştı. Geçen seneki tantana göz önüne alınınca Derek kendisini giderek daha çok berbat hissetmeye başlamıştı, önemli değildi biliyordu, sıradan bir tarih işte, büyütmeye gerek yoktu, yine de...

Derek on turun ardından sonunda havuzun kenarından çıkıp ayakları hâlâ suda sert mazgallara oturdu. Bonesiyle gözlüğünün çıkarıp yanına koydu, güya koleje eyalet içinde devam edecek olan Laura yaz ortasında fikir değiştirerek kalkıp ülkenin diğer ucuna  gitmişti, şimdi Paul da onun peşinden gidiyordu. Onların yokluğu yitirilen bir kol gibiydi neredeyse.

-Derek?

Derek ağlamanın eşiğinde olduğunu fark ederek kendisini toparlamaya çalıştı.

-Koç?

Koç Plata Derek'i baştan aşağı süzerek;

-Takım arkadaşların çıktılar, dedi.

Derek bir anda havuzun ikisi haricinde bomboş olduğunun farkına vardı. Koç Derek'i şaşırtarak şortunun ıslanmasına aldırmadan çocuğun yanına oturdu.

-Havuzu boş hâliyle seviyorum, dedi kadın boğuk, karakteristik sesi havuzun kenarına çarpan ufak dalgaların sesiyle birleşerek.

Derek Kate'in çok yakınına oturduğunun ayırdındaydı, kadının uzun, parlak saçları Derek'in çıplak omuzlarına değiyordu. Orada Kate'le birlikte sessizliği paylaşırken Beta özel bir an yaşadıklarını düşünmekten kendisini alamadı, Kate Derek'i anlıyormuş gibiydi, sanki Derek'in doğum gününde hatırlanmadığını biliyor, onun ne hissettiğini kavrıyordu.

Kate'in sıcak, olgun bedeni kendisine uzandığında Derek şaşırmadı, Koç'un kendisini izlediğini haftalardır biliyordu. Derek neredeyse refleksle Kate'e döndüğünde, kadının dudakları sert bir öpüşle Derek'in genç ağzına uzandı. Derek gözlerini kapatarak dudaklarını araladı, Kate Derek'in kendisine karşılık verdiğini fark eder etmez öpüşme bambaşka bir renk aldı. Kadının dili Derek'in ağzında ıslak ve ısrarlıydı, Derek kendi vücudundan taşacakmış gibi hissederek çekingen eliyle kadının belini tuttu. Kate bir parça geri çekilerek şeytani bir gülümsemeyle iz bırakmayacak kadar hafif Derek'in alt dudağını ısırdı. Derek bu konuda çaylaktı, elini nereye koyması gerektiğini, ne söylemesi ya da ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Kate'in ateş gibi öpüşleri, Paige'in ağzını bir kelebek gibi dolaşan öpücüklerinden o kadar farklıydı ki. Derek ereksiyon olduğunu gizlemek isteğiyle bir elini kucağına koydu, utançla heyecan birbirine karışmıştı. Her an yakalanabileceklerini bilmek inanılmaz derecede tahrik ediciydi, yanlış bir şey yaptığını bilmek ama aldırmamak, zaten kimse Derek'in varlığını umursamazken doğruyu yapmaya çabalamak niyeydi ki?

Kate öpüşmeyi sonlandırarak geri çekildi, Derek'in kucağındaki elinin üzerinde duraklayan gözlerinde yırtıcı bir ışıltı vardı. Derek'in pürüzsüz, çocuk yanağını okşayarak;

-Benden utanmana gerek yok, dedi. Seni anlıyorum Derek, yalnız olmanın ne demek olduğunu iyi biliyorum.

Derek içinde bir yakınlık büyüyerek yaşça büyük kadına baktı.

-Aylardır senin mutsuzluğunla mücadele etmeni izliyorum, dedi Kate Derek'e yumuşak sayılabilecek bir sesle. Senin yaşındaki birine yaklaşmamam gerek, bunu biliyorum, ama senin de tıpkı benim gibi kimsenin anlamayacağı zorluklarla bir başına yüzleştiğini düşünmekten kendimi alamıyorum. Bu duyulursa işimi kaybedebilirim ama seni böyle üzgün görmek...

Derek ikna edici bir tavırla;

-Kimseye söylemem, dedi başını sallayarak, sana zarar verecek bir şey yapmam.

-Biliyorum, diye karşılık verdi Kate Derek'in elini tutarak, yaşına göre o kadar olgunsun ki.

 

 

...  

 

 

Derek kasvetli gökyüzünün fırtınaya dönüşme emareleri gösteren kurşuni renkleri altında sallana sallana yürüyerek eve döndü. Kafası Kate'le dopdolu merdivenleri çıkarken Paul'ün kendisine seslendiğini duymadı bile. Odasına geçip yatağına uzanarak havuzda olanları tekrar tekrar zihninde oynatmaya başladı. Kate'in klorlu, keskin, kadınsı kokusu hâlâ Kate yanındaymışçasına tazelikle burnundaydı. Eli pamuklu eşofmanının önüne gitti, gözlerini kapayıp Kate'in sıcak ağzını düşünmeye başladı, duyduğu zevk yavaş yavaş tırmanırken başının altındaki yastıkta minik bir sertlik hissederek durdu. Homurdanarak gözlerini açıp yastığı kaldırarak davetsizce orada duran ufak kutuya bakakaldı. Süssüz, ahşap kutuyu merakla açıp içindeki uzun, neredeyse tırnak kadar ince şişenin yanında duran rulo hâline getirilmiş kağıdı çıkardı.

 

Derek,

Bütün cadılar talihle oynamanın son derece tehlikeli olduğunu bilirler, yalnızca içlerinden en talihsiz olanları onunla zaman zaman oynamak gerektiğini de öğrenirler. Derek, sana son derece ölümcül olabilecek bir armağan veriyorum,ona Talih Damlası deniyor, bu sıvının daha az popüler olan ikinci bir adı daha var; Ahmak Mıknatısı. Onu ancak gün gelir hayat sana rus ruleti için gözünde altı mermi olan bir revolver verirse kullan.     

Bu kutu hiç açılmadan seninle beraber yaşlanır umarım, nice yıllara.

S.

 

 

...

 

 

Derek cam şişeyi dikkatle kutudan çıkararak havaya kaldırıp içine baktı, şeffaf mahfazanın içinde altın bir damla cıva gibi gezinip duruyordu.  

Derek örtülerin altına girerek gözlerini sımsıkı kapadı, Kate'in sıcaklığını anımsamak istese de içinde yankılanan bir çalkantı haricinde hiçbir şey duymuyordu.

 

 

...

 

 

Ertesi akşam yemekte geçip giden tarih Talia tarafından anımsandığında herkes kendince hatayı telafi etmek telaşına kapıldı (Peter hariç). Derek omzunu silkerek kayıtsızca odasına çıktığında Paul onu takip ederek yorgun bir yüzle kardeşinin yatağına oturdu;

-Üzgünüm, dedi yüzünü ovuşturarak Paul.

Derek ağabeyinin üzüntüsünde içten olduğunu biliyordu;

-Önemli değil, diye cevap verdi söylediğini o an için gerçekten kast ederek.

-Senin için bir şey yapabilir miyim?

Derek soruyu bir süre ölçüp tarttıktan sonra ayağa kalkarak odasının yarı aralık kapısını kapatıp Paul'e dönerek;

-Eğer bir konuyla ilgili talihimin dönmesine yardım edebilir misin? diye sorsaydım, dedi kararsızca. Bunu yapabilir miydin?

  -Bu soru Paige'le mi ilgili?

Derek kolayına geldiği için başıyla onayladı.

-Derek şans çok tuhaf bir şeydir, bir adamı olduğundan daha şanslı ya da şanssız yapmak kaderle baştan başa oynamak demektir.

-Ama yapabilirdin? diye üsteledi Derek.

-Yapabilen kimseleri duydum, çok uzun zaman ve büyük yetenek gerektirse de, kaderle oynamak hem tehlikeli hem aptalca olsa da bu tür büyüleri yapanlar var. Fakat anlamalısın, böyle bir büyüyü gerçekleştirebilecek güçte olsaydım bile yapmazdım Derek. Senin için bile.

Derek'in buruşan yüzünü yanlış yorumlayan Paul ayağa kalkıp kardeşini kucakladı, birkaç saniye süren temastan sonra Paul bir adım geriye çekilerek;

-Bu tür şeyleri karaborsada satın alan milyonerler var, çoğunlukla sahte çıksa da, servetini talihlerinin dönmesi için bu tür büyülere yatıranlar var. Derek, inan bana çoğu, büyünün sahte çıkmasının bile büyük şans olduğunun farkında değil. Gayrı resmi tarihe göre Napolyon'un elinde bundan bir şişe vardı, ama sonunda ne oldu biliyor musun? Kader yine de ona karşı dönmenin bir yolunu buldu, er ya da geç, o bile Elbe adasına sürülüp iktidarını yitirdi.

Paul belli ki kaşları hâlâ çatık duran Derek'i yeterince ikna edemediğine kanaat getirerek bir elini kardeşinin omzuna koyup Beta'nın gözlerinin içine bakarak devam etti;

-Bu büyülerden belki de en çok bilinenine ne deniyor biliyor musun? Ahmak Mıknatısı. Eğer Paige'le bir şans istiyorsan onu ara, mail at, siktir et, eğer onu bir kez daha görüp şansını denemek istiyorsan seni bizzat ben New York'a götürürüm. Şuan eskisi kadar yakın olmadığımızın farkındayım ama sen benim kardeşimsin, her zaman da öyle kalacaksın. Eğer bir şans istiyorsan onu yaratman için sana her zaman yardımcı olurum ama bu şekilde değil, tamam mı?

-Tamam, dedi Derek ağabeyinin yarım metre ötesinde gizlenmiş kutuya gözlerinin kaymasını engelleyerek, tamam.

 

 

...


 

 

 

Plata: Gümüş (isp).

Umarım hikaye heyecan vermeye hâlâ devam ediyordur, okuduğunuz için teşekkür ederim :)

 

Bu bölümü attığımda henüz önceki bölüm onay bekliyordu, birlikte mi onay alırlar bilmiyorum, bir süre internete kolay ulaşamayacağım bir yerde tatil yapıyor olacağım, eksiklik ya da kusurlar maalesef bu süre içinde oldukları gibi kalacaklar. 

Chapter Text

12 Aralık 2019

 

 

-Zahmet edip verdiğim ödevi yapanları görebilir miyim?

Sınıftan birkaçı tereddütlü bir düzine parmak kalktı.

Mrs. Highbrow arkasındaki projektör düzeneğini çalıştırıp perdeye yansıyan La Belle et la Bête'in koca harflerinin önünden çekilerek küçük mavi gözleriyle sınıfı taradı;

-Daisy, senden başlayalım, öykü hakkında ne düşünüyorsun? diye sordu biraz sonra.

Yüzü adını andırırcasına beyaz, ufak tefek sarışın kız son bir kez göz gezdirdiği not defterini bir kenara bırakarak;

-Öykü klasik bir tema işliyor, didaktik bir eser olduğu söylenebilir, gerçi ben dönem başında okuduğumuz Karanlığın Yüreği'ndeki gerçekçiliği kesinlikle yeğ tutarım ama, Güzel ve Çirkin zaten peri masalı olduğu için inandırıcılıktan uzak olması pek sorun teşkil etmiyor, diye yanıtladı bir solukta.

Mrs. Highbrow öğrencisinin inci gibi düzenli tutulmuş notlarına takdirle bakıp başını salladı;

-Öyküyü neden gerçeklikten uzak bulduğunu bize söyleyebilir misin Daisy?

Kırk beş kilo çeken minicik Daisy öğretmeninin takdirini alabildiği için cesaretlenmiş devam etti;

-Yalnızca cadının laneti ya da öykünün zamanının belirsiz olmasından değil, ama kitaptaki Güzel'in böyle bir yaratığa aşık olması gerçek dünyada bence imkansız.

Projektörün perdeye yansıttığı slayt Daisy'nin haklılığını vurgularcasına Beast'in yaban domuzu benzeri bir canavar olarak resmedildiği özellikle dramatik olan bir tanesinde durdu.

-İçeride nasıl bir insan olursa olsun sence hiç kimse Canavar'ı sevemez mi?

Bütün sınıf yaratığın tüylü, hayvani çehresini inceliyordu. Arka sırada oturan Miley kusma sesi çıkarıp herkesi güldürerek;

-İmkansız, dedi.

Daisy Miley'e kulak asmayıp sözü tekrar alarak;

-Canavar zaten başlangıçta iyi bir değildi, cadı bencil ve kötü biri oluşu yüzünden onu büyülemişti, ayrıca Güzel büyü bozulursa onun yeniden insana dönüşeceğinden habersizdi, bence Güzel ancak kurgu evreninde Çirkin'e aşık olup hayatı boyunca böyle birisiyle birlikte olmayı kabul edebilir.

Mrs. Highbrow kemik çerçeveli gözlüklerini birazcık daha yukarı ittirerek;

-Bu yaşta bu kadar realist olman iyi mi kötü mü bilemiyorum Daisy, dedi hafif bir tebessümle. Öyküye gelince bence şunu unutmamalıyız ki... Derek, sen iyi misin?

Daisy'nin arkasında oturan çocuğun yüzündeki bütün renk uçup gitmişti.

-Dışarı çıkıp yüzünü yıkamak ister misin?

Derek yalnızca başını olumsuz anlamda sallayıp oturduğu yere daha da sinmekle yetindi.

Mrs. Highbrow ergenlerle uğraşmaktan neden nefret ettiği bir kez daha hatırına gelerek kaşları hafifçe çatık vaziyette yeniden Daisy'e döndü, Daisy'nin hevesli, çalışkan, sorunsuz hırsıyla uğraşmak Derek'in ne idüğü belirsiz dertleriyle meşgul olmaktan çok daha kolaydı.

 

 

...

 

 

31 Aralık 2019

 

 

Kate'in direksiyondan boşta kalan eli tembel bir tavırla Derek'in bacağında bir aşağı bir yukarı geziniyor, Derek'in yarı örtülü gözleri kadının gümüş bir yüzükle süslenmiş işaret parmağını aynı uyuşuk hisle izliyordu. Kate çok geçmeden ana yoldan ayrılarak Beacon Hills'in dışındaki boş arazilerden birine saparak motoru durdurdu. Derek'in nabzı Kate'in sürücü koltuğundan kendisine doğru eğilmesiyle tavana fırladı, genç Beta insan yüzünün hemen altında gezinen, baskın çıkmaya çalışan hayvani çehreyi hissedebiliyordu. Derek Kate'le birlikteyken kurdunu kontrol altında tutmak konusunda ciddi problemler yaşıyordu. Paige'le beraberken haddinden fazla heyecanlı fakat inkar edilemeyecek biçimde istekli olan kurt Kate'e ısınmakta isteksiz hatta şüpheciydi. Kurdun tedirginliği son zamanlarda öyle bir hâl almıştı ki Derek Kate'le buluşacağı zamanlarda migren benzeri ağrılar çekmeye başlamıştı. Durumdaki bütün tuhaflığa rağmen Kate Derek'teki değişimleri sezdiyse bile hiç yorumda bulunmamıştı. Derek'in burada, yanında olması Kate için yeterliymiş gibi görünüyordu, Derek ister insan isterse canavar olsun. Tıpkı Güzel için de olduğu gibi.

Kate ince, kürk yakalı montunu çıkararak Derek'in düşüncelerini dağıttı, kadının üzerinde omuzları açık mavi bir kazakla siyah bir pantolon vardı. Derek Kate'in rengarenk giyindiğini hiç görmemişti, Kate neşeli ya da mutlu bir kadın değildi, evet canlıydı, benzin kadar, üzerindeki mavi kadar canlıydı, fakat sıcak değildi. Yer altındaki az bulunur metaller gibi, hiç güneş görmemişçesine soğuktu ve yine de öylesine güzeldi ki insan onunla birlikte olduğunda sıcaklığı unutuyor, artık ona gereksinim duymuyordu.

Kate deneyimli, akıcı ellerle Beta'ya uzanarak çocuğu soymaya başladı, parmakları pantolonunun fermuarına uzandığında Derek'in yüzünde beliren hayrete;  

-Yeni yıl armağanın, diye karşılık verdi alayla karışık.

Derek başını arkaya yaslayarak gözlerini kapadı, Kate'in arzusuna güvenebilirdi, yaşıtlarının acımasızlığını Kate telafi edebilirdi. Dünyanın geri kalanı genç kurttan nefret etse bile Kate Derek'i istemek, onu anlamak konusunda ısrarcı çıkmıştı öyle değil mi?

 

...

 

Kate kucağında solgun bir yüzle tükenmiş yatan çocuğun başını okşayarak sordu;

-Derek, bana evinizden bahsetsene, seninle orada olduğumu gözümde canlandırabilmek istiyorum.

Derek pervasızlık ettiğini bilse de ona anlattı, odasını, kitaplarını, merdivenleri, mutfağı, mahzeni, her şeyi. Kimse Derek'in anlatacaklarını dinlemeye dahi değer bulmazken, kimse Beta'nın gerçek yüzünü görmenin fikrine bile katlanamazken, Kate'in ağzından çıkan her kelimeyi, her sözü yutarcasına dinleyişi, kendisine öyle arzuyla bakışı genç kurdu teselli ediyordu. Bencilliğiyle Paige'i kendisinden uzaklaştırmıştı, belki Stiles'ı ve ailesini de. Öyleyse Kate'e bilmek istediği her şeyi anlatabilirdi, Kate'den başka Derek'i böyle dinleyecek kimse kalmamıştı ne de olsa!

...

 

-Derek, nerede kaldın? Hepimiz sofraya oturmak için seni bekliyoruz.

Henüz akşamın altısı olmasına rağmen kış mevsiminin erken karanlığı çoktan sökün etmişti bile. Derek, saçları aldığı duşun etkisiyle hâlâ ıslak aceleyle üzerinden montunu çıkarıp girişteki portmantoya astı. Evin her köşesinden noel'e özgü kokular yayılıyordu; çam, tarçın, şarap, soğuk et. Yalnızca her sene şömine yuvasında sakin sakin çıtırdayan ateşin dumanlı rayihası eksikti, onun yerine de Stiles'ın çatısından ışık düşmeyecek kadar sık ormanları andıran kokusu eklenmişti.

-Havuza mı uğradın? Klor kokuyorsun.

-Birkaç tur yüzdüm, tatil yüzünden formdan düşmek istemiyorum.

-Saçlarını kurutup bize katıl, dedi Sam.

Derek dört başı mamur donatılmış sofradaki yerine geçtiğinde herkes kendi muhabbetine dalmış görünüyordu. Beta son zamanlarda giderek daha sık kapıldığı unutulmuşluk hissiyle Peter'ın yanındaki yerini aldı. Talia ve Sam yuvadan uçan Laura'yı ortalarına almış genç kızın hararetle anlattığı kampüs hikayelerini dinliyorlardı, Paul'un neşeli sesi arada kız kardeşininkine katılıyor ya da Laura'yı kızdıracak bir anıyla kızın sözünü yarıda kesiyordu. Uzaklaşmak Paul'a yaramıştı, bütün aile bu gerçeğin farkındaydı, genç adamın çehresine mutlu bir renk gelmiş, düşünceli, sıkıntılı hâli dağılmıştı. Arada sırada gözleri karşısında oturan Stiles'la karşılaşsa da onun etkisinden bağımsız bir ruh hâli içinde olduğu ayan beyan ortadaydı. Öte yandan Stiles da Paul'ün ilgisini kaybetmiş olmaktan üzgün görünmüyordu, aksine yüzünde rahat, sakin bir anlatım vardı. Derek kendisine alttan alta sataşan Peter'ı kulak arkası ederek en ufak bir iştah kırıntısı hissetmemesine rağmen önündeki baharatsız, soğuk etle yumruk büyüklüğündeki üzerinden dumanı tüten tatlı patatesten yemeye koyuldu. Peter Derek'ten beklediği tepkiyi bir türlü alamadığından olacak yanında oturan Cora'yla ilgilenmeye dönerek, küçük kızın üzerindeki leylak renkli, papatya yakalı kıyafete yeni baştan övgüler düzmeye koyuldu, yeğeninin akşam giysisini kendisi seçmişti, Cora'nın tenine en güzel gidecek tonu kalkıp, ta Los Angeles'tan bulup getirdiği sır değildi. Cora kendisinden memnun bir ifadeyle tabağındaki tavşan biçimi verilmiş havuçlu peynir topunu ısırdıktan sonra kafasını Peter'ın omzuna sürttü. Cora'nın alışılmadık sevgi ifadesi Derek'in içinde beklenmedik bir öfkenin kabarmasına yol açtı. Talia hız kazanan ateşkesin içine istemeden de olsa batmış, Laura'yla Paul evi terk etmiş, Sam'le Peter'ın gözü Cora'dan başka şey görmezken Derek'e ilgi gösterebilecek kim kalıyordu? Bu öğleden sonrayı Kate'in yanında geçirdiğini, Kate'i ilk defa tamamen çıplak gördüğünü Derek kime söyleyebilirdi? Derek bu bunaltıcı soruların orta yerindeyken bir anda ensesindeki tüyler ürpererek başını kaldırdı, Stiles masadaki diğerlerinin daldığı mutlu havadan ari, bir avcının okundaki keskinlikle kendisine bakıyordu, tıpkı Paige'den önce olduğu gibi. Derek bakışlarını kaçırarak Cora'yla Peter'ın sohbetine katıldı. Paul Stiles'ın sessizliğini sezmişçesine yalnızca kendisiyle Stiles'a doğru dürüst hizmet eden Porto'dan bir kadeh daha doldurarak Stiles'a uzattı, başlangıçta ince kesimli cam bardağa kararsız hatta isteksizce yaklaşan Stiles dakikalar ilerledikçe atmosferin de etkisiyle gevşemeye, aldığı her yudumla giderek daha çok kızarmaya koyuldu. Stiles'ı çakır keyif görmek Sürü'deki herkes için son derece şaşırtıcı bir deneyimdi. Genç Cadı'nın gözleri pırıl pırıl parlıyor, elleri sürekli bir şeylerle oynuyor, ağzı boş bir kaşığı kemirip duruyordu.

-Stiles, seni İtalya'nın eşi benzeri bulunmaz nimetlerinden böylesine zevkle yararlanırken görmek ne hoş, dedi Peter'ın sesi üçüncü kadehinin dibini gören Cadı'ya.

Stiles kadehini sil baştan dolduran Paul'a teşekkür ettikten sonra iplemez bir sırıtmayla Peter'a kadehini kaldırarak;

-İnsanlara ilham verici fikirler sunmaya devam edeceğin bir yıla içiyorum, diye yanıtladı.

Peter'ın kibirli, soğuk gözleri bir anlığına ışıl ışıl yanarak Derek'e doğru kaydı. Harika, şimdi Peter, Derek'in Stiles'a kendisini gammazladığını düşünecekti. Derek Paige'e ısırığı verme düşüncesini nasıl olup da benimsediğini kimseye söylememişti, annesine bile. Derek belki işin içinden utanç ve kalp kırıklığıyla sıyrılmıştı fakat Peter'ın olaydaki rolü bilinse reşit Beta'nın alacağı cezanın bu tür vicdani muhasebelerle kalmayacağı açıktı. Tam da bu sebepten Derek Peter'ın sırrını saklamıştı, ne yazık ki Peter'ın çelik gibi parlayan bakışları şimdi tersine ikna olmuştu.  Bir bu eksikti!  

-Teşekkürler Stiles, dedi Peter canı besbelli sıkılmış olsa da cakasını bozmadan.

Talia'nın ölçen gözleri bir anlığına Laura'dan ayrılarak Stiles'la Peter arasında gidip geldi, Alfa'nın Peter'ı daha sonra sorgulamak üzere kafasına bu anı yazdığı barizdi.

Fırının sayacından gelen uyarı sesiyle masada devam etmekte olan gerginlik bölündü, Sam gülümseyerek ayağa kalkıp bir iki dakikalığına gözden kayboldu, mutfaktan döndüğünde elinde genişçe bir porselen tabağa alınmış kocaman bir elmalı pay vardı. Stiles elmalı payı görür görmez;

-Ah! dedi, sanki aklına bir şey gelmişçesine.

-Elmalı pay sever misin? diye sordu Talia gülümseyerek.

Stiles dağılan dikkatini toplamakta belli ki zorlanıyordu, ancak bir süre düşündükten sonra;

-Elmalı pay'ı kim sevmez? diye cevap verdi. Gerçi benim favorim her zaman vişneli olan ama...

Cadı sesi birkaç ton alçalarak devam etti;

-Elmalı tanıdığım birinin sevdiği tek tatlı çeşidiydi.

Bu sözler üzerine masada herkesin paylaştığı ilginç bir sessizlik oldu, Sam payı dilimlere bölerken;

-Eh, ben çileklisine bayılırım doğrusu ama bu Laura'yla Derek'in favorisi, o yüzden bundan yapmakta karar kıldık dedi.

-Benim de öyle, diye atıldı Cora babasına tabağını uzatarak.

-Elbette, nasıl unuturuz Cora'nın da favorisi, gerçi geçen hafta balkabaklı olanı dünyanın en harika şeyi ilan ettiğine yemin edebilirim ama yaşlılık, karıştırıyor olmalıyım.

Cora babasının yorumuna pabuç bırakmadan kendisine uzatılan koca dilimi önüne çekip sıcacık tatlıya gömüldü.

Stiles yüzünde hafif bir tebessüm önündeki paydan yemeye koyuldu.

 

...

 

Sekiz buçuğu geçerek Stiles babasının evde kendisini beklediğini söyleyerek ayağa kalktı. Sarhoşluğu yarım saat kadar önce içtiği yeşil renkli bir sıvıyla beraber uçup gitmişti. Sofradaki kalabalık vedalaşmak üzere Cadı'yı geçirirken Stiles cebinden cep aynası büyüklüğünde yuvarlak bir nesne çıkartarak Talia'ya uzattı;

-Yeni yılınız kutlu olsun, dedi Cadı bir parça kızarıp bozararak.

Sürü yemek sırasında Stiles'a ihtiyaç duyduğu nadir bulunan bir Safran tohumu hediye etmişti. Anlaşılan Stiles da Sürü'nün ihtiyaç duyduğunu düşündüğü bir şeyle karşılık veriyordu; bir koruma halkasıyla.

-Giriş kapısının üstüne asarsanız iyi olur.

Sam ince ahşap tellerden örülmüş görünen halkayı karısının elinden alarak kapının üzerindeki ufak çıkıntıya konduruverdi.

Stiles bir an kapıdan çıkıp gidecekmiş gibi görünse de belli ki aklına unutmuş olduğu bir şey gelerek;

-Bir dakika başka bir şey daha var, arabada unutmuşum, hemen alıp geliyorum, dedi.

Bütün Sürü kapının önünde dikilmiş Stiles'ı bekliyordu, Cadı cipinin ön koltuğundan el büyüklüğünde bir şey çıkararak kaymamak için dikkatlice evin önündeki ahşap merdivenleri çıktı, dışarıda hafifçe serpiştiren kar verandada ince bir tabaka hâlinde tutmuştu. Şimdi hepsinin açık seçik oyuncak bir sincap olduğunu gördükleri şeyi Cora'ya uzatarak;

-Yeni yılın kutlu olsun, dedi Stiles.

Cora şaşkın bir hayranlıkla canlı gibi görünen oyuncağı aldıktan sonra Stiles'ı kendisine doğru çekerek çocuksu bir pervasızlıkla Stiles'ı yanağından öpüp içeriye kaçtı. Stiles mutlulukla gülümseyerek;

-Beğendi, diye mırıldandı.

-Emin olabilirsin, diye katıldı Talia anaç bir gülümsemeyle.

Cadı cipe binip gözden kaybolduğu anda herkes oyuncaktan konuşarak yavaş yavaş içeriye geçti. Yalnızca Derek gözleri Stiles'ın ayakkabılarının bıraktığı izlere takılı verandada kaldı. Genç Beta'nın yüzü dışarıdaki soğuktan yanıyor, nefesi kış gecesinde ılık bir buhara dönüşerek kayboluyordu. Orada dururken Derek'in gözünün önüne Cora'nın geçen kış kendisinden istediği sincaplı fincan geldi. Stiles Cora'nın sincapları sevdiğini biliyordu, Peter'ın Paige'le ilgili Derek'in aklını çeldiğini biliyordu, kimbilir daha neleri de? Derek yüreği oyularak Stiles'ın yemek sırasında kendisine nasıl da dikkatli, anlayarak, her şeyin farkında baktığını anımsadı.

Beta kapının üzerinden kendisine Stiles'ın bir yankısı gibi dikkatle bakan, suskun ve eski görünüşlü koruma halkasına gözü takılarak dışarıdaki soğuktan mı yoksa neden olduğunu bilmediği bir ürpertiyle titredi.

Stiles Kate'i biliyordu.

 

 

...   

 


 

 

Biraz aceleye geldi, umarım çok hatam yoktur, umarım zevkle okunmuştur, dilbilgisi ya da akışta hata yakalarsanız lütfen uyarın.

Yeni bölüm: Kate-Stiles kapışması!

Chapter Text

Kate VS Stiles! Sonunda! İyi okumalar!

 


 

 

14 Ocak 2020

 

 

Derek okuldan çıkar çıkmaz adımlarını hızlandırdı, yağmurun kokusunu alabiliyordu. Tam da korktuğu gibi daha sokağı dönmeden yağmur bastırdı. Çocuk montunun yakasını biraz daha kaldırarak koşmaya başladı, kendisini bekleyen arabayı gördüğünde sıçan gibi ıslanmıştı. Ortalığı saran karanlığa rağmen neredeyse anında Derek yanılgısını anlayarak Kate'in spor Mercedes'inin yerinde bir başka aracın durduğunu fark etti. Derek koşmayı bırakıp olduğu yerde dondu, araç sessizce hayata gelerek yavaşça Beta'nın yanına yaklaştı, sürücü koltuğundan uzanıp kapıyı açan Stiles;

-Atla, dedi, sırılsıklam olmuşsun.

 Derek söz dinleyerek yabancı araca bindi.

-Cip tamirde, diye yanıtladı Stiles Derek'in dile getirmediği soruyu, şimdilik bununla idare edeceğiz.   

 

...

 

Yol altlarından kayıp gidiyordu, Kate, Kate'in arabası şimdi kim bilir nerede kendisini bekliyordu, Derek'in cep telefonu cebinde bir kez daha kendisini hatırlatırcasına titreşti. Derek boğucu bir paniğin ruhunu yavaş yavaş sardığını hissediyordu;

-Eve kendim dönebilirim, dedi, eğer beni burada bırakırsan...

-Sen eve dönmüyordun ki Derek.

Derek dilini kedi yutmuşçasına bir sessizlikle camdan dışarıyı seyretmeye koyuldu.

-Bana anlatmak istediğin bir şey var mı?

-Anneme söyleyecek misin?

Derek sesinin kendi kulaklarına bile ufak bir çocuğunki gibi gelmesinden utanarak yumruklarını sıktı.

-Annen seni öyle çok seviyor ki Derek, bunu bilip bilmemek onun sana olan sevgisini değiştirir mi zannediyorsun?

-Anlatacaksın öyleyse, dedi Derek ihanete uğramış hissettiğini gizlemeden.

-Bence ona bunu sen anlatmalısın.

Derek'in telefonu cebinde kızgınlıkla, uzun uzun titreşmeye koyuldu.

 -Arabayı durdur.

Stiles şaşırmış bir ifadeyle Derek'e baktı;

-Ne?

-Arabayı durdur, anneme dilediğini anlatabilirsin ama gitmeme engel olamazsın.

Stiles Derek'in beklemediği bir şekilde arabayı yavaşlatıp kaldırıma yanaştı. Derek onun ısrar etmesini bekliyordu, belki gözünü korkutmasını belki de kendisine gitmemesi için yalvarmasını belki de, belki de  pazarlık etmesini. Stiles bunların hiçbirini yapmamıştı, ölüm sessizliğiyle olduğu yerde oturmuş önünde uzanan yola bakıyordu.

Derek kapı kolunu çekerek arabanın kapısını açtığında Stiles Derek'e bakmadan fakat yine de Beta'yı olduğu yere mıhlayan bir sesle;

-Derek, dedi.

Sağanağın sesi aniden arabanın içini doldurdu, Derek'in kot pantolonu açık kapıdan giren yağmurla ıslanıyordu.

 -Sana o yolun sonunda ne olduğunu bildiğimi söylesem bana inanır mıydın? Bir gün o yolu hiç gitmemiş olmayı dileyeceğini söylesem?

Stiles elini yavaşça, neredeyse korkuyla Derek'in koluna koydu;

-Derek, orada seni neyin beklediğini biliyorum, lütfen bana inan. Bu kez, bu kez bana güven olur mu?

Derek başını çevirip dışarıya, sonsuz ve karanlık görünen yola baktı, yüreğini buz gibi bir el sıkıyordu, şu dakika vereceği kararın hayati olduğunu sezerek kalbini dinledi, içindeki kurdu ve insanı. Beta kapıyı kapatıp kemerini takarak arkasına yaslandı.

Yanındaki Stiles gaza basmadan önce  gözlerini yumup derin, titreyen bir soluk aldı;

-Öyleyse gidiyoruz, dedi.

Derek içinde dalgalanan tuhaf bir hisle başını salladı. Telefonu işareti almışçasına aynı anda çalmayı bırakıp hareketsizliğe gömüldü.

 

...

 

 

17 Ocak 2020

 

Kate Argent bok gibi bir gün geçiriyordu, neyse ki her şanssızlık bir şansa dönüşmek potansiyelini içinde barındırıyordu.

Kate kadehin dibindeki son yudumu da yuvarladıktan sonra oturduğu yerden kalktı, ahşap bar tezgahına bir yirmilik bırakarak üzerindeki kıyafetleri düzeltti. Çevresindeki bir avuç yüz kendi hâlinde gölgeler içinde yüzüyordu. Loş barı yavaş adımlarla geçip saat üç yönündeki genç adamın masasına çarparak yarım litrelik iyi cins alman birasının ziyan olmasına yol açtı. Pantolonu baştan ayağa ıslanan çocuk bardağın yanında duran peçeteyle kurulanmanın kâr etmeyeceğini anlayınca Kate'i tamamen görmezden gelerek yerinden kalkıp tuvalete yöneldi, Kate arkasından;

-Hey çocuk, üzgünüm, diye seslendi, sana bir tane daha ısmarlayacağım.

Kate bir onluk çıkararak masanın üzerine bıraktı sonra da kimsenin ilgilenmediğinden emin olunca çocuğun peşinden barın tuvaletine giden daracık, köhne merdivenleri sessizce indi. Ceketinin yan tarafına pot yapmayacak biçimde gizlenmiş çok hafif kavisli, eline tam oturan bıçağını kılıfından kolaylıkla çıkartarak tanıdık ağırlığı elinde tarttı. Önündeki işi daha fazla geciktirmeden şaşırtmaca vermek isteğiyle bir tekmede kapıyı açtı. Kapı aralanır aralanmaz ufak bir gürültü duyuldu, şok tabancasından fırlayan akım talihsiz bir atışla Kate'in sol omzunu milimetrelik bir farkla ıskaladı. Kate pür refleksle aniden atılarak çocuğun koluna bir darbe indirdi. Şok tabancası onu tutan elden fırlayıp tuvaletin ıslak fayansına düştü, Kate bir tekmeyle tabancayı tuvalet kabinlerinden birine yolladı. Çocuğun sağ yumruğu aynı anda Kate'in kulağında patladı, Kate sersemleyerek arkasındaki uzun mermer lavaboya yaslandı, ikinci darbe dizine indi, Kate bacağının doğal olmayan bir açıyla altında büküldüğünü duyarak yere doğru kaydı, kancık dizini kırmıştı!Kate amansız bir darbeyle bıçağını savurdu, açı dardı, bıçak düşmanının baldırını es geçti.

Eğer bıçağı almak istiyorsan daha yakına gel it oğlu it.

Görünen o ki çocuğun bedeninin hayati noktalarını Kate'e daha fazla açmak gibi bir niyeti yoktu. Çanak yalayıcı dikilmekte olduğu yerden doğrudan Kate'in yüzünü hedef alan bir tekme atmaya girişti. Kate  başını hedefleyen hareketi iki eliyle birden yakalayarak lehine çevirdi, babası görse Kate'le gurur duyardı. Çocuk ıslak zeminde kolayca kayarak, rakibinin yarattığı devinimle havada yarım bir tur attıktan sonra çenesi üzerine sertçe düştü. Darbe o kadar talihli bir biçimde, öyle şiddetli gerçekleşmişti ki çocuk ölmüş bile olabilirdi. Kate yine de işi şansa bırakmayarak bıçağını düştüğü yerden alıp oturduğu yerden doğrulmaya bile kalkmadan çocuğun bacağına sapladı. Düşmanının vücudu şiddetli bir kasılmayla titredi, çocuk henüz acıyı hissedecek kadar ayık değildi, yine de bedeni aldığı darbenin farkındaydı.    

Kate müthiş bir çabayla lavaboya tutunarak ayağa kalktı, dizi tarife gelmez bir acıyla zonkluyordu. Cebinden telefonunu çıkararak ezberindeki numarayı tuşladı;

-Reddick, başımız sandığımdan biraz daha erken belaya girdi, yakınlarda mısın?

 

...

 

Reddick yirmi dakika sonra aşağı indiğinde Kate'le kurbanını tuvalet kabinlerinden birinde buldu. Şanssız piç bacağından bıçaklanmış, klozetin üzerinde kafası arkaya kaykılmış, bilinçsiz vaziyette oturuyordu. Kate'in bıçağı herifin boğazına dayalıydı, kadının o dizle tek ayak üzerinde duvara yaslanır hâlde yirmi dakika bekleyebilmesi takdire şayandı.

-Bu katta bir çıkış var, arabayı o tarafa çektim, kendi başına yürüyebilecek misin?

Kate sırıttı;

-Sen onu al yeter.

 

...

 

Kimseye görünmemeleri bir mucizeydi, Reddick ne olur ne olmaz diye herifi bir sarhoşu destekler gibi kolunun altına girerek arabaya doğru sürükledi. Adamın arkasından kırmızı bir leke uzanıp gidiyordu. Reddick çocuğu çalıntı arabanın arka koltuğuna boş bir çuval gibi attıktan sonra sürücü koltuğuna geçti. Kate tedbiri elden bırakmayarak kurbanın yanına oturmuştu, Reddick kadına torpido gözünden çıkardığı silahı uzatarak;

-Kaydı yok, temiz, dedi.

Kate;

-9x18, Rus işi, diye mırıldandı namluyu baygın adamın kafasına doğrultarak.

-Kim bu? diye sordu Reddick dikiz aynasından herife bakıyordu.

-Ne bileyim Teksas'taki Alfa'nın kancığı herhalde. İki gündür peşimde.

 

...

 

-Uyan!

Şiddetli bir tokat Stiles'ın yüzünde patladı.

Stiles kafası karman çorman başını kaldırdı.

Her şey bir anda açılan bir ışık düğmesinin saldığı aydınlık gibi kafasının içini doldurdu.Ah, Kate, Kate onu alt etmişti, Kate onu alt etmişti, şimdi Stiles'ın tanıdığı herkesin hayatı ipteydi. Kate'in bir doksan boyundaki, yapılı, muhtemelen ordudan çıkma yardakçısı Stiles'ın uyanık suratına bir tokat daha çarptı, Stiles burnunun ağzına doğru ılık ılık kanadığını hissedebiliyordu. Adam BlackBerry'sini Stiles'ın suratına doğru tutarak;

-Şunu izlemeni istiyorum, dedi.

Ekranda tanıdık bir ev vardı.

-Büyü yap, baban ölür, kaçmaya çalış, baban ölür, telefon burada açık kalacak, bir terslik olduğu anda adamımız babanı gözünü kırpmadan öldürecek.

-Ona yanlış fikirler verme, dedi Kate'in sesi odanın köşesinden.

Kate oturduğu sandalyeden kalkarak Stiles'a doğru yaklaştı;

-Çabuk ölüm her zaman merhametli ölüm demek değildir Stiles. Onu ağzı kapalı da olsa domuz gibi bağırtabilir, kancık oğlunun dönekliğini yalnızca birkaç dakika içinde ödetebiliriz.

-Daha önce çığlık çığlığa ölen bir ebeveyn görmüştüm Kate, söylemek istediğin şeyi iyi anlıyorum.

Kate Stiles'ın yorumunda kendisinin çözemediği korkutucu bir gerçek sezerek geri çekildi, babası yaşıyordu, bundan emindi, neden bahsediyordu bu it sevici?

Kontrolün başına geçen Reddick'e başıyla hafifçe işaret verdi, elektrik tellerden akarak piç kurusunun vücuduna aniden yayıldı. Çocuk yaklaşık on dakika sonra kusmaya başlayınca Kate;

-Voltajı düşük tut, sıradan bir homo sapiens'le uğraşıyoruz burada diye bağırdı Reddick'e.

-Stiles, şimdi soruma tekrar döneceğim, Hale'lerle ilgin ne?

Stiles vahşice kusmaya devam etmekten başka bir şey yapamıyordu.

Kate arkasındaki Reddick'e azarlayan bir bakış attı.

 

...

 

Stiles bazen kendisindeydi bazen değildi, gecenin şafağa döndüğünü biliyordu, adamların başında nöbet değiştirdiğinin farkındaydı, ama kendisine ne sorulduğunu anlayamıyordu, Kate orada mıydı, değil miydi onu bile ayırt edemiyordu.

Çok fazla şok vermişlerdi, kurt adamlara işkence etmeye alışık bu adamlar beceriksizlik edip Stiles'ı öldüreceklerdi. Bacağındaki yaraya doğru dürüst bakılmamıştı, Stiles adamlara sezdirmeden cesaret edebildiğince yarayı iyileştirmeye koyulmuştu yine de hasar büyük gözüküyordu.

Karanlık kafasının içini yeniden doldurmaya başladığında son düşündüğü şey ne babasıydı ne de Derek ya da Scott, Stiles her şeyi eline yüzüne bulaştırdığı şu umutsuz dakikada annesini düşünüyordu, kadının yüzündeki o sakin, şefkatli anlatımı. Her şey bitmişti, yine de belki ölüm bile her şeyin bitmesi değildi.

 


 

İşler pek yolunda gitmiyor. Hikayenin devamını hepimiz biliyoruz öyle değil mi?

 

 

 

Chapter Text

Başlığın da söylemiş olduğu gibi; Yangın.

Yangınla ilgili tasvirlere karşı şimdiden uyarmak istiyorum, bu tür şeylerden hoşlanmıyorsanız lütfen bu bölümü atlayın. 

İyi okumalar!


 

 

Kate birkaç adım ötede metal bir bastona dayanmış, dik dik Stiles'ın suratına bakıyordu;

-Canımı çok sıktığını bilmeni istiyorum, özel bir tarihi bekliyordum, anladın mı? Sen içine etmeden önce her şey yolundaydı, baban seni aramaya başladı Stiles, yakında Hale'ler de kokusunu alırlar.

Stiles içinde ufacık bir umudun kıpırdandığını hissetti. 

-Yapma lütfen, benim yoluma taş koyabileceğine gerçekten bir an olsun inandın mı?

Kate yaklaşarak, Stiles'ın çenesini tutup çocuğun başını kaldırdı;

-Rüzgarı lehine çevirmeyi bilmezse bir insanın hayvandan ne farkı kalır ki?

-Bunu yapma.

Stiles'ın sesi davul gibi şişmiş burnu yüzünden boğuk çıkıyordu;

-Sonunda ailenin felaketine sebep olacaksın.

Kate Stiles'ın büsbütün kapanmamış yarası üzerinde parmaklarını gezdirerek;

-Beni tehdit mi ediyorsun tatlım? diye sordu.

Stiles  kafasını hayır dercesine iki yana sallamaya çalıştı fakat başının fena hâlde döndüğünü fark edince vazgeçerek;

-Hayır, dedi, ama doğruyu söylüyorum, bunu yapma. Lütfen.

Kate'in gözleri tiksinti dolu bir ifadeyle buz gibi, Stiles'ı tepeden tırnağa incelediler;

-Geçen hafta Beacon Hills'e on dakika mesafede genç bir kızın cesedi bulundu, dostlarının çiğneyip tükürdüğü kız için de senin bana yalvardığın gibi yalvaran biri oldu mu acaba? Lütfen diyen birileri? Lütfen, kızımı öldürme.  Zavallı aile, sonunda onu bulduklarında çocuklarının bedeni çöp öğütücüsünden çıkmış gibiydi. Şimdi ne yapmalıyız sen bana söyle? Seni öldürmeli miyiz it yalakası?

Stiles yediği darbe yüzünden kendinden geçmeden hemen önce Kate'in sesi kulaklarına uzak kıyılardan gelirmişçesine yavaşça çarptı;

-Yoksa bu kadar çabanın ardından ölmüş olmayı dilemeni mi sağlamalıyız?

 

... 

   

Stiles önce ormanın sesini duydu, yakınlarda bir dalda bir puhu kuşunun uzun ötüşü yankılanıyordu. Gözlerini yavaşça açtı, batmakta olan güneşin turuncu ışıkları aralık bir pencereden düşermişçesine çam iğneleriyle örtülü yumuşak toprağa dökülüyordu. 

Bir an sessizlik içinde, bedeni arkasındaki ağaç gövdesine dayalı oturmaya devam etti, bulunduğu yerde ne aradığını ne bedeni ne aklı henüz kavrayamamıştı, Kate'in sözleri sonunda uyanık bilincinde kendilerini hatırlatarak yüzeye çıktılar. Stiles yüreği sıkışarak yerinden kalkmaya davrandı, ne var ki hareketi korkunç bir acıyla yarıda kesildi. Cadı delik deşik olmuş, kanla lekeli pantolonunu bir parça daha yırtarak yaranın vaziyetine baktı; bacağı kapkara kesilmişti. Kendisini iyileştirmesi gerektiğini biliyordu, eğer bacağından olmak istemiyorsa mutlaka bir şeyler yapmalıydı.

Zavallı bacağı için bir şeyler yapmaya fırsat bulamadan dayandığı geniş gövdeli ağaçtan sırtına bir karınca sürüsü gibi yürüyen büyüyü hissetti. Kendi büyüsünü. Hale'ler için ormanın bu tarafındaki ağaçlara civanperçemiyle kurduğu  büyüyü. Yangın başlamıştı öyleyse, Stiles'ın bütün çabalarına rağmen yangın yine de başlamıştı.

Cadı civanperçeminin, uzaktaki alevlere karşı yumuşak, soğuk şarkısını söyleyen sesini duyabiliyordu. Büyü koruyucu bir el gibi yangının sıçramasına, bütün evi sarmasına engel oluyor, gelebilecek herhangi bir yardım için Hale'leri hayatta tutmaya çabalıyordu. Stiles civanperçeminde cimrilik etmemişti, oysa belki de bunca yıldan sonra hâlâ hesaba katmayı öğrenemediği şey insanların dünyadaki bütün koruma büyülerini yutmaya yetecek kadar nefretle dolu olduklarıydı. Yangının şiddeti öyle zalimce bastırıyordu ki civanperçemi çok geçmeden kuruyup korkutucu bir biçimde yanık bir ekmek gibi kararmaya yüz tutmuştu. Stiles aileye dışarıdan gelecek yardımı beklemenin artık mümkün olmadığını anlayarak, tıpkı kendi ölümüne doğru dalarken olduğu gibi gözlerini kapattı. Göz kapakları örtülür örtülmez Cadı ayağına bağlanmış bir taşla batarmışçasına büyüye doğru hızla batmaya başladı.  

 

...

 

Stiles bir gelincik tarlasının ortasında gözlerini açtı. Gelincikler uzaktaki tepeleri doldurarak, kıpkızıl yüzleriyle sonsuza dek uzanıp gidiyor gibiydiler.Cadı temkini elden bırakmadan çevresine bakarak ne yapması gerektiğini kavramaya çalıştı. Gelincikler çatırdayarak, uğuldayarak yerden fışkırıyor, çoğaldıkça çoğalıyorlardı. Kızıl çiçek denizinin ortasında ellerine doğru bir kıvılcım gibi atlayan gelincikte Stiles bir anda gerçeği gördü. Stiles yangının ortasındaydı, devam eden, yayılan yangının tam ortasındaydı. Cadı eğilip bir çiçeğin boynunu kırdı, sonra onu koparmanın çiçeği yok etmeye yetmeyeceğini fark ederek gelinciği ağzına attı. Daha yutarken başarıya ulaştığını damarlarında hissetti, bunun üzerine hiç vakit kaybetmeden, her şeyi içine alarak bir anafor gibi büyümeye çalışan bir yangını yemeye çalıştığını bile bile Stiles, avuç avuç çiçekleri yemeye başladı. Her bir gelincikle beraber ellerinin üzerinde çiğ pembe yanıklar çizgi çizgi beliriyor, Cadı ne kadar çok çiçeğe uzanırsa on katı her yandan peyda oluyordu. Umutsuzluk, umutsuzluk taze bir kan gibi kalbinden akarak, bir köpekbalığını çağırır gibi ta uzaklardan çiçeklerin gidebileceği en son yerin kıyısından, ağacı çağırdı. Stiles'la beraber uyanmış olan, bozuk bir para gibi soğuk gövdesiyle o korkunç ağaç Stiles'ı işiterek; bir başına bütün bir tarlayı, yakıp yıkan, acımasız bir yangını yiyemezsin dedi. Bana gel, yeniden bana gel.  Cadı umutsuzlukla ağacın kör yüzeyine ellerini uzattı, Stiles teslim olur olmaz gelincik tarlası bir çığlık, hızlı bir nefes tutuş gibi gözden yiterek büsbütün kayboldu. Stiles yere yıkılmadan önce yüreğine bir okyanusun yaradılıştan beri gün görmemiş derinlikleri kadar karanlık ve soğuk bir gölgenin düştüğünü hissetti.

Bütün varlığı donuyordu, hayır, bütün varlığı yanıyordu.

 

...

 

Yangın başladığında Peter ve Cora üst kattaki Cora'nın odasında, küçük kızın isteği üzerine One Direction dinliyorlardı. Talia aşağıda, ses geçirmeyen çalışma odasında eşiyle, Ay Tutulması'nı geçirmeye gelecek, Mich, Rose ve çocuklarla ilgili istişare ediyordu. Yabancıların sesini çok geç oluncaya dek kimse işitmedi, kundakçılar son derece sessiz, oldukça iyi eğitilmiş katillerdi. Peter sonunda bir terslik sezerek müziği susturup Cora'yı kucağından yere bırakarak çevresini dinledi. Beta merdivenlerden uçarcasına indiğinde alevler giriş katını çoktan sarmıştı.

Kapıları deneyip Dağ Külü'yle mühürlendiğini gördüklerinde, cep telefonuna davrandılar, şebeke yalnızca acil aramaları kabul ediyordu, Sam itfaiyeyi tuşladığında boyunlarına dek boka battıklarını sonunda idrak ettiler, hat her denemede bağlanacakmış gibi oluyor fakat sonunda tamamen sessizliğe gömülüyordu. Bu keşmekeşin ortasında, yangında bir tuhaflık olduğunu ilk fark eden Talia oldu, alevler bir an yayılacakmış gibi parlıyor, sonra o cehennemi kıvılcımlar cesaretleri kırılmışçasına etrafa sıçramadan yerlerinde beklemeye devam ediyorlardı.

-Su, diye emretti Talia, Peter'a.

Ne yazık ki su boruları bir çölü andırıcasına kuruydu. Peter elinin altında eğilip bükülen musluğu bırakarak;

-Orospu çocukları, dedi, Orospu çocukları, bizi diri diri yakacaklar.

Sam gözleri korkuyla açılan Cora'yı kucağına alarak karısına baktı, Talia'nın gözleri ışıl ışıl yanıyordu;

-Alevleri söndürebiliriz.

Böylece hepsi ellerinde bulabildikleri battaniyeler, örtülerle alevleri söndürme işine giriştiler. Bu arada kundakçılar diledikleri yangını çıkaramadıklarının farkına varmış olacaklar ki mutfak camı bir şangırtıyla kırılarak içeriye bir alev topu düştü. Aynı anda yangın sonunda güçlenmeye ikna olarak Hale'lerin elinden taşıp perdelere sıçrayarak büyümeye başladı.  Talia ve Sam girişteki yangınla cebelleşirken Peter mutfakta kükremeye başlayan ateşle uğraşıyordu. Yenilgi alevler salona sıçradığında apaçık belli oldu.

-Sam, Cora'yı al, aşağıya, bodruma inmeliyiz.

Sam kızının minik, titreyen elinden tutarak çocuğunu alt kata giden merdivenlere doğru yönlendirdi. Her şey böyle bitemezdi, kızı daha çok, çok küçüktü, önünde yaşayacak uzun yılları vardı.

Bodruma indikleri anda Cora korkuyla babasına yapıştı, Sam peşlerinden gelen Talia'nın bir çıkış yolu aradığını görebiliyordu. Talia dileseydi bu evi taş üstünde taş kalmayacak şekilde yere indirebilirdi, buna gücü vardı, oysa Dağ Külü'ne karşı o bile çaresizdi. Yangının dumanı ve cehennemi sıcağı yavaş yavaş aşağıya sirayet etmeye başladığında Talia'nın bakışlarındaki delice parlayan ışık sönerek yerini teslimiyete bıraktı. Talia Sam'e özlem yüklü bir bakışla döndü, beraberce yaşlanacakları, çocukların teker teker yuvadan uçuşlarını izleyecekleri gelecek ellerinden kayıp giderken, Talia Sam'e sıkıca sarıldı, Cora'nın aralarında sıkışan bedenini ikisi de ölüme karşı muhafaza etmek istiyorlardı, ancak ellerinden bir şey gelmiyordu. Talia kocasının boynuna gençliklerindeki gibi sevdalı bir öpücük kondurdu, eli Cora'nın saçlarında dolaşıyor, çocuğun korkusunu kontrol altına almak için o güzelim saçları okşayıp duruyordu.  Demek Talia ölümü böyle kabulleniyordu, sevgilisi, yoldaşı, Alfa'sı.

-Peter nerede? diye sordu Sam, kardeşinin bu son yenilgi anında yanlarında olmasını arzulayarak. Onun yukarıda bir başına ölmesi katlanılamaz bir düşünceydi.

-Buradayım, diye yanıt verdi Peter öksürerek. Sağ yanağında korkunç bir yanık izi vardı.

-Ne yaptın? diye sordu Sam kardeşinin omzundan tutup çekerek.

-Yüzlerini görmeliydim Sam, eğer sağ kalırsak, eğer, eğer kurtulursak...

Alevlerin ağırlığı sonunda bodruma sızmaya başlamıştı, yukarıdan bir gümbürtü duyuldu.

Peter'ın gözleri deliliğin eşiğinde ağabeyinin gözlerine kilitlenmişti;

-İntikamımızı almak için ölümden bile geri dönerim Sam, diye tamamladı lafını.

Sam Peter'ın yaşamak ümidini kaybettiğini anlayarak kardeşini kucakladı.

İçerisi muhtemelen yüz dereceydi fakat kardeşi tir tir titriyordu.

Burada böyle korkunç bir ölümle yüzleşmek, çaresizlikle dolu, kucak kucağa, fakat yapılacak ne vardı ki?

Talia elini Peter'ın koluna koyarak çocuğun acısını dindirmeye başladı, bu son dakikada bile Alfa Sürü'yü düşünmekten vazgeçmiyor, eğer yapabilecekse Peter'ın acı çekmesini engellemek istiyordu.

Sam en azından Paul, Laura, Derek yaşayacaklar diye düşündü, Cora'nın gencecik yüreğinin yavaşlayan atışlarını dinleyerek. Kafası kaygılarını yatıştırırcasına fısıldıyordu; Laura'yı kuvvetli bir Alfa olması için yetiştirdik, bizsiz idare edebilirler.

Peter'ın sesi düşüncelerini böldü;

-Talia yukarıda bir şeyler oluyor.

Gerçekten de bodruma sıçrayan alevler zayıflamaya başlamıştı. Yangın başladığı gibi aniden söndüğünde Talia peşinde Peter'la birlikte merdivenlerdeydi.

Stiles'ı harabeye dönmüş salonda bulan Peter oldu. Çocuk orada, ateşin yalayıp yutarak çıplak ve kapkara bıraktığı döşemede gözleri kapalı yatıyordu.

 

  ...

 

 

Chapter Text

Sahne Hale'lerin ve Stiles'ın :)

 


 

 

Peter kucağında Stiles'la yukarı katın merdivenlerini tırmanarak Talia'nın kendisine açtığı kapıdan içeri, banyoya girdi. Stiles kollarının arasında bir ateş topu gibi yanıyordu. Beta Alfa'sının da yardımıyla cadının kavrulmakta olan bedenini soğuk suyun içine bıraktı. Stiles suya batar batmaz bir çığlık atıp kendisini dışarıya atmaya davrandı. Talia Stiles'ın omuzlarından tutarak çocuğu suyun içinde kalması için zorladı. Stiles'ın çırpınışları durmak bilmiyordu.

-Stiles, buradayız, buradayız, sakin ol.

Stiles yaralı bir kuş gibi kendisini Talia'nın baskısından kurtarmaya çabalıyordu.

Sam Talia'nın yanında belirerek;

-Bilincinin kapalı olması iyiye işaret değil Talia, dedi karısına.

-Stiles? Beni duyabiliyor musun?

Stiles'ın nabzı Alfa'nın sesiyle bir anda tavan yaptı, göz bebekleri kapalı göz kapaklarının altında hızlıca sağa sola gidiyordu.

-Talia, bileklerine bir bak.

Sam Stiles'ın pençeyi andıran beyaz elini tutup çocuğun bileğini yukarıya doğru çevirerek karısına dikkatini çelen izi gösterdi. İz yeni bir yanığın çiğ pembe renginde hafif bir buğuyla tütüyordu.

-Kıyafetlerini çıkarmalıyız, eğer yanıklar vücudunun diğer taraflarına da yayılıyorsa giysiler yaraları tahriş ediyor olmalı.

Talia Stiles'ın kazağına uzandığında çocuk  beklenmedik bir kuvvetle kadının bileklerine yapışarak anlamsız bir söz yığınını aceleyle dökmeye başladı.

-Sadece sana tepki veriyor gibi dedi Sam düşünceli, bir de ben deneyeyim.

Talia Stiles'ın ellerinden sıyrılıp yerini kocasına devretti, Sam aniden durgunlaşan Stiles'ı incitmemeye çalışarak epeyce ısınmış olsa da hâlâ bütün halde üzerinde duran ince siyah kazağı çocuğun başından çıkardı, pantolon için pençelerini kullanması gerekmişti. Stiles kendi kendisine anlaşılmaz fısıltılar tekrarlamak haricinde hareketsizdi. Cadı'yı anadan doğma yeniden küvete bırakırken Stiles'ın yaralarının ayaklarından omuzlarına dek çıktığını gördüler. Yanık izleri, normal yanık lekelerinden çok, Stiles'ın bütün vücudunu saran ince dallı bir ağacı andırıyordu. Stiles buz gibi suyun içinde ölü gibi yatıyor, baldırındaki yaranın üzerinde pıhtılaşmış olan kan küveti yavaşça kızıla boyuyordu.

-Sam, Deaton'a ulaşamazsak çocuk ölecek, dedi Talia, Cadı'nın bacağına endişeyle bakarak.

Peter cep telefonunu sallayarak;

-Şuan çekiyor, diye söze karıştı.

Evi ateşe veren katiller iletişimi daha fazla engellemenin gereği olmadığını düşünmüşlerdi belli ki, nasıl olsa şimdiye Hale'ler çoktan ölmüş olmalılardı.

-Deaton?

-Yoldayım.

-Korkarım Stiles'ı kaybediyoruz.

-Onunla konuşmaya devam et, seni duyacaktır Talia.

 

 

...

 

 

Sürü Deaton'ı beklerken Stiles'ın sinek kuşlarını andıran nabzı giderek yavaşlamaya, sonunda tek tük duyulur hâle gelmeye başladı.

-Talia!

Talia aracısının kendisine söylemiş olduğu gibi Stiles'la konuşuyor fakat sözleri Cadı'ya ulaşmıyordu. Alfa uzanarak elini çocuğun boncuk boncuk terleyen alnına koydu. Cadı'nın nabzı temasa tepki vererek yeniden hızlanmaya başladı. Stiles yaralı bir hayvan gibi inliyor, zorlukla aldığı nefesleri Alfa'yla boğuşmak uğruna boşu boşuna tüketiyordu. Bu yürek deşen karmaşanın ortasında beklenmedik bir ses işittiler;

-Baba! Anne!

Paul benzindeki bütün renk uçmuş, yukarıya tırmanır tırmanmaz banyonun girişinde kayıp bir ifadeyle dikilen kardeşini görerek Cora'ya sarıldı.

-Neler oluyor? diye sordu sesi titreyerek.

-Yangın, diye karşılık verdi Sam oğlunun omzunu tutarak, Laura da seninle beraber mi?

Paul başını salladı;

-Dağ Külü'nü bozmadan önce Laura'ya etrafı kolaçan etmesini söyledim, düşündüm ki...

Paul'un sesi bir anlığına düğümlendi;

-Evi böyle görünce... görmeseler iyi olur diye düşündüm...

Paul Cora'nın zayıf, çocuk omzuna elini koyarak sakinleşmeye çalıştı, gözleri bir yandan evdeki hasarın üzerinde dolaşıyordu;

-İtfaiye nerede kaldı? diye sordu şüpheyle. Şimdiye çoktan dumanı görmüş olmaları gerekirdi.

Sam çerçevesinde erimiş olan cama gözleri takılı, içinde giderek büyümekte olan kuşkuyu şimdilik bir kenara iterek;

-Şuan bunun bir önemi yok, diye cevap verdi oğluna.

 Paul yarı öfkeli yarı şaşkın babasına itiraz edecekti ki, eve giren Derek'le Laura'nın endişeli adımları, şok içindeki sesleri duyuldu;

-Derek mutfak kül olmuş, Derek.

-Anne? Baba?

İki kardeş birkaç saniye sonra yüzlerinde şoka uğramış bir ifadeyle banyonun eşiğinde durdular. Sam iki çocuğunu da kollarının arasına alarak göğsüne bastırdı. Çocuklar sonsuzluk gibi gelen bir anın ardından babalarının sarılışından sıyrılarak birbirlerine baktılar, başlarına gelen felaketi anlamakta zorlandıkları ikisinin de yüzlerinden ayan beyan okunuyordu. Bu arada hâlâ Paul'a yapışmış olan Cora abisinden koparak doğruca babasına koştu. Sam Cora'yı ortanca çocuklarından boşalmış olan kucağına alarak, kızını yüreğine bastırdı. Eğer, eğer Stiles, zavallı gencecik Sürü üyesi fedakarlıkta bulunup kendisini kurban etmeseydi... Sam Cora'nın is kokan saçlarına derinden gelen bir öpücük kondurdu.

Bu arada Stiles'ın yürek paralayıcı yalvarışları bütün bunlardan habersiz, bir saniye olsun kesilmeksizin devam ediyordu.

-Anne? Neler oluyor?

Talia yerine, Peter heykel gibi dikildiği köşeden cevap verdi;

-Avcılar evi kundaklamaya kalktılar.

Laura'yla Derek aynı anda Peter'ın yüzündeki yarayı fark ettiler, Laura'nın siması demiri andırır gibi sertleşti bu görüntüyle;

-Kuralları çiğnemedik, biz hiçbir şey yapmadık, dedi.

Laura'nın lafını Stiles'ın giderek yükselen sesi böldü, sözleri ilk kez apaçık anlaşılıyordu;

-Beni bırakın, onu hâlâ kurtarabilirim, lütfen, yalvarırım.

-Stiles'ın nesi var? diye sordu Derek, annesinin ellerinin altındaki Stiles'a kül gibi bir çehreyle bakıyordu.

Talia Stiles'la meşgul olduğu için, Peter gözleri Stiles'ın üzerinden bir saniye olsun ayrılmadan, bir kez daha cevap verdi;

-Bizi evle beraber ateşe verdiler... Yangını söndürmek için bir büyü yapmış olmalı, yangın söndü ama...

Stiles'ın heyecanlı sesi bir kere daha duyuldu;

-Isaac! Isaac! Onu görebiliyor musun?

-Sanrı görüyor, diye ekledi Peter, sonunda gözleri korkuyla dolu cadıyı izleyen yeğenlerine dönerek.

Talia nafile bir çabayla;

-Stiles, beni dinle, diyordu, yalnızca düş görüyorsun, bunların hiçbiri gerçek değil, güvendesin, güvendesin.

Stiles'ın çevresindekilerden habersiz vücudu bir kasılıp bir gevşiyordu, çektiği ıstırap, duyduğu katıksız endişe yüreğinin atışlarına dek sirayet etmişti.

Sam aşağıya kulak kabartarak karısına;

-Deaton geldi, dedi.

Arabulucu içeriye girer girmez Talia;

-Alfa'sının ölümünü yaşıyor, onu uyandıramıyoruz, diye açıkladı.

-Ne kadar zamandır bu durumda?

-Yirmi dakika.

Deaton elindeki ince yeşil dalı çocuğun içinde yattığı suya bırakarak Stiles'ın titreyen çenesini zorla açıp cadının ağzına berrak bir sıvı boşalttı.

Deaton'ın şifasının etkisini göstermesini beklerken kimseden çıt çıkmıyordu.

Stiles'ın Alfa'nın elleri altındaki bedeni derece derece soğuyarak, kabul edilebilir bir vücut ısısında sabitlendi.

Getirdiği malzemeleri bir kenara bırakan Deaton Stiles'ın gevşekçe sarkan elini tuttu;

-Stiles, ağaçları takip et, gördüğün düşten uyan.

Stiles Talia'ya gösterdiğinden bile daha güçlü bir reaksiyon vererek Deaton'ın elini sıkıca kavradı;

-İyi ağaç, aydınlık ağaç, bilge ağaç, Alfa'mı kurtar, Alfa'mı kurtar, sana dünyaları veririm, sana sürünün sadakatini veririm, sana içimdeki kıvılcımı veririm.

Laura'nın hayaletimsi sesi odada yankılandı;

-Büyüsünü vermekten mi bahsediyor? Tanrım, dedi Paul'e bakarak kız.

Paul başıyla onayladı; bir cadının kıvılcımı vermesi bir kurt adamın kurdunu vermesi gibiydi, yeri doldurulamayacak böylesi bir şeyden insan nasıl vazgeçebilirdi?

Stiles'ın yakarışları dehşet verici çığlıklara döndü.  

-Stiles Alfa'n burada değil, gördüklerin gerçek değil, dedi Talia cadıyı omuzlarından kuvvetle kavrayarak.

Stiles artık açık açık ulumaya başlamıştı, bir insandan bu tür hayvani bir üzüntü ünleminin çıkması tüyler ürperticiydi.

-Derek içeride, Alfa'm içeride yanıyor, Tanrım, Tanrım, aydınlık ağaçlar onu kurtarın!

Stiles'ın Derek'in adını anmasıyla içeride bir ölüm sessizliği hakim oldu.

-Derek'i Alfa'sı mı sanıyor? diye sordu Sam kucağındaki Cora'nın başı üzerinden küçük oğluna bakarak.

-Derek'in Alfa'sı olduğunu hatırlıyor, diye yanıtladı Deaton renk vermeden.

Derek yerin ayaklarının altından yavaş yavaş kaydığını hissediyordu.

Stiles bambaşka bir dünyanın kâbusumsu dekoru içinde bir çocuk gibi hıçkırarak;

-Baba, dedi, baba, ne olursun bir şeyler yap... Derek...

Odanın taş gibi ağırlığını bozan bu sefer Paul oldu, Stiles'a yaklaşarak, inanılmaz bir acı içinde olduğunu gördüğü genç adama;

-Stiles, diye seslendi.

Stiles bir an durdu.

-Stiles?

Stiles'ın hıçkırıkları bıçak gibi kesildi, her ne gördüğünü zannediyorsa yüzüne korkunç bir ifade gelip yerleşti.

Cadı'nın gözleri biraz sonra ak birer alev gibi açılarak Paul'ün üzerinde sabitlendi;

-Sen, dedi Stiles, sesi kelimenin vurgusuyla titreyerek odayı korkunç bir biçimde doldurdu, sen benden onu aldın, yeryüzünde yattığın yerin bir tek işareti dahi olmayacak, zavallı ailen senin yasını benim Alfa'mın yasını tuttuğum gibi tutacak.

Sözler prova edilmiş gibi, daha önce söylenmiş gibi düşünmeden, birbirini takip ederek çıkıyordu.

Paul korkuyla geriye çekildi. 

Stiles'ın gözleri yeniden kapandı, odayı iğne iğne batan bir gölge sarıyordu. Cadının uzun ince parmaklarının altındaki küvet taşı örümcek ağı gibi ipince, boydan boya çatladı. Evin, ta derinden, köklerinden bir yumruk yemiş gibi gümbürdeyerek sarsıldığını hissettiler, Stiles biraz önce kül olmaktan kurtardığı evi başlarına yıkacaktı.

-Talia, evi havaya uçuracak bir şeyler yap, dedi Peter duvarda yeni oluşan çatlağa bakarak.

Ev temellerinden oynuyordu, tavandan hepsini uyarırcasına bir toz sağanağı üstlerine döküldü.

Talia pençesini kaldırsa da Stiles'ı kendinden geçirecek bir darbe vurmaya cesaret edemedi, Cadı öylesine yaralı, öylesine ölümün eşiğindeydi ki!

Deaton Talia'nın kararsızlığından faydalanarak, Derek'i kolundan tutup Stiles'ın yanına getirdi;

-Stiles, Derek burada.

Stiles cevap vermedi.

Deaton Derek'in titreyen, buz kesmiş elini kararlı bir tavırla alıp Stiles'ın kolunun üzerine koydu.

-Derek burada, Alfa'n burada, ona geri dön.

Giderek büyüyen gölge hepsinin hissettiği kararsız bir dalgalanmayla odaya yayılmayı bıraktı.

-Derek, konuş onunla, dedi cesaretlendirircesine Deaton.

Derek boğazındaki düğüme rağmen şaşkın, korkmuş hâlde Stiles'ın soğuktan morarmış kolunu sıktı;

-Buradayım, dedi yavaşça. Beni kurtardın, Paige'i kurtardın, ailemi kurtardın Stiles, artık geri dönebilirsin.

 Stiles ışıklara yakalanmış bir tavşan gibi olduğu yerde donarak;

-Derek? dedi sorarcasına, inanmaya yüreği dayanmayacakmış gibi.

-Beni kurtardın Stiles, buradayım, yaşıyorum.

Stiles'ın kararsızlığı yalnızca bir an sürdü, Cadı'nın duygularındaki değişimi odadaki herkes devasa bir okyanus dalgası gibi hissetti.

Gölge Stiles'a doğru küçüldü, Stiles hâlâ trans hâlinde yanağını Derek'in kendisine uzanmış açık eline dayadı. Derek onun ıslak teninden, kırılgan çıplaklığından gözlerini kaçırarak, genç adamın yanağını okşadı.

Stiles hayattaki tek dileğine kavuşmuşçasına, Derek'in elinin çukuruna yüzünü bastırarak;

-Seni kurtardım, diye tekrarladı vecdle, hemen sonra da kendisinden geçti.

İçerideki herkes şok olmuş çıt çıkarmadan Stiles'a bakıyordu. Cadı ölü gibi beyaz ve çıplak, bütün sırları şimdiden mezarındaymışçasına yaşayanlar arasında ayan olmuş, huzurla dolu olduğu yerde yatıyordu.

Sessizliği babasının kucağında hıçkırarak ağlayan Cora böldü.

Derek yüreğinin içindeki bir şeyin, Cora'nın hıçkırıklarına karışan siren sesleriyle birlikte balon gibi büyüdüğünü duydu, nasıl olduğunu bilmese de yüzü gözyaşlarıyla ıslaktı.

 

 

...

 


 

 

Umarım hoşunuza gitmiştir :)

Chapter Text

Yangın sonrası...

 


 

 

Yangın, yarattığı devasa skandala karşın kasabanın günlük yaşantısını pek derinden etkilemiş sayılmazdı. Hayat, Hale'lere görüldükleri her yerde sempatiyle  geçmiş olsun demek ya da kasabanın genç kahramanına acımayla karışık cesaretlendirici tebessümler göndermek dışında her zaman olduğu gibi sürüp gidiyordu. Değişen pek bir şey yoktu, hayır efendim, Beacon Hills ahalisinin değişmeye hiç mi hiç tahammülü yoktu. Kimse burnunun dibinde işlenen nefret suçu hakkında oturup düşünmek istemiyordu. Bir takım zır deliler Beacon Hills'in köklü bir ailesine saldırmışlarsa bunda kimin suçu vardı ki? Üç hafta boyunca olayla cıncık cıncık uğraşan Beacon Hills Journal bile sonunda olanlara boş vermişti. Saldırganlar bir takım cahil ayak takımıydı, bu tür insanlardan her şey beklenirdi falan filan... Ötesini kim niçin merak edecekti ki? Mahkeme, davanın halka kapalı yürütülmesine karar verdiğinde Beacon Hills derin bir soluk almıştı, kurbanlar ve kundakçılar hakkındaki taze dedikodu bittiğinden beri durum herkese rahatsızlık veriyordu, şimdi mesele yalnızca onunla doğrudan ilgili olanlara devredilmişti, kasaba bir sonraki kan dondurucu suça kadar işine gücüne bakabilir, son derece meşgul zihnini etik kaygılar, ayrımcılık,toplumsal suçlardan başka konulara yorabilirdi.

 

7 Şubat 2020

 

-Derek?

Stiles yüksek sesle seslenmesine rağmen çocuk arkasını dönmeden yürümeye devam etti.

-Derek? diye seslendi bir kez daha Stiles çaresizce, çocuğun peşinden koşamayacağının tümüyle farkında.

Derek arkasını dönüp Stiles'a baktı, Beta'nın kuzguni saçları Stiles'ın hiç görmediği bir biçimde dağınıktı, çocuğun gözlerinin yeşili bile yüzüyle birlikte solmuş, donuklaşmıştı

-Dersim beş dakika içinde başlıyor, dedi Derek uzun süredir kullanılmamışçasına paslı bir sesle.

-Derek, lütfen, yalnızca bir dakika.

Derek belki de mecbur olduğunu düşünerek cipin kapısını açıp içeri oturdu, kolları önünde bağlı, kaşları çatıktı. Stiles'ın yüreği arabanın içine dolan, kabiliyetsiz insan burnu tarafından bile alınabilen ekşi kokuyla burkuldu. Derek belki de gecelerdir uykusuzdu; kemiklerine dek yorgun, utanç dolu.

Stiles konuşmayı başlatması gerekenin kendisi olduğunu biliyordu, çok kıymetli saniyelerini boşuna harcayarak nereden başlaması gerektiğini bulmaya çalıştı fakat sonuçta yine de aklına ilk gelenle işe başladı;

-Olanlarda senin bir kabahatin yok. İnan bana. Başkaları da var Derek, başka... Başka aileler... Sen olmasaydın, başka bir yolunu bulacaktı, öyle ya da böyle. Onun ne yapmak istediğini bilmen imkansızdı.

Derek kaşları öfkeli bir v şeklini alarak Stiles'a baktı;

-Öyle mi? diye sordu kopmaya hazır bir tufan gibi; Öyle düşünüyorsun ha?

-Derek, lütfen...

-Ben ailemin sırlarını verdim, onları bile isteye ona verdim! diye bağırdı Derek öfkeden titremeye başlayarak.

-Derek dedi Stiles gözlerinde anlayışla, sesi Derek'in hak etmediği bir nezaketle yüklüydü. Derek, anlamıyor musun? Sen daha çocuksun, bunların hiçbiri başına gelmemeliydi.

Derek içinde büyüyen tiksintiyi, kendisine çevrilmiş bıçak gibi keskin nefreti, kusmak üzereyken yutkunmaya çabalarmış gibi yutmaya çalıştı.   

-Seni dinlemek zorunda değilim, dedi sonunda.

Stiles saldırganlıkla söylenmiş bu sözlere Derek'in beklediği türden bir cevap vermedi, hatta neredeyse kılını bile kıpırdatmadı. Derek başını kaldırıp ona baktığında Stiles'ın kendisini teskin edici, şefkatle yüklü bir bakışla izlediğini gördü.

Stiles omzunu tutmaya kalkıştığında Derek genç adamın eline bakarak tehditkar bir havayla dişlerini gerdi;

-Dokunma bana! Sakın... Sakın bana dokunma...

Stiles fransız danteli gibi beyaz yanıklarla kaplı ellerini teslim olurcasına havaya kaldırdı, Beta arkasına bile bakmadan cipten çıkıp kapıyı arkasından öyle bir güçle çarptı ki Stiles bir an beyin sarsıntısı geçirdiğine kani oldu.

Derek'le konuşması gerekiyordu, onun arkasından gitmesi, ona kendisine eziyet etmemesi gerektiğini söylemesi gerekiyordu. Burada oturmamalı, bir şeyler yapmalıydı! Cadı kendi kendisine ekşi bir suratla somurttu, zaten normalde bile yakalayamayacağı Beta'yı, şimdi arkasından takip edebilmesi bile imkansızdı. Ne yapacaktı ki cipi okulun içine mi sürecekti? Derek'in okul çıkışını bekleyip Beta'yı daha çok öfkelendirmeyi göze mi alacaktı? Ne?

Böylece Stiles kös kös evine dönüp Derek'le konuşma fırsatını elinden kaçırmış oldu.

 

...  

 

 

 

 

12 Mayıs 2020

 

Sam direksiyonu sıkan elini zorlukla gevşeterek kontağı kapatıp haki yeşil dört çekerden dışarı çıktı. Beacon Hills lisesinin öğrenci popülasyonu güzel havayı değerlendirmek için dışarıdaki banklarda oturmuş gevezelik ediyordu. Sam kendi oğlunun aralarında olmayışıyla suçluluğun ve öfkenin geri döndüğünü hissetti. Derek'in neler yaşadığından haberleri bile olmamıştı, manipüle edildiğinden ya da istismar edildiğinden. Sam son zamanlarda edindiği bir alışkanlıkla farkında olmadan dişlerini gıcırdattı, düşünmeye bile katlanamıyordu, Derek, küçük oğlu... Elli bir yaşındaki adam okul binasına girmeden önce kendisine çeki düzen vermek için yumruklarını sıktı. Dedektifler Derek'le o kadın arasında bağlantı kurduklarından beri Sam kurdu baskılamak konusunda sıkıntı yaşıyordu. Çocuğunu böyle bir saldırıdan koruyamamış olmasının yarattığı aşağılanmışlık hissini insan yanı göğüslemekte sıkıntı çekiyordu. Öte yandan kurt pişmanlıkla ilgilenmiyordu, tehdit bir an önce savuşturulmalıydı. Sam kendisine eziyet eden düşünceleri o an için bir kenara bırakarak derin bir soluk alıp taş gibi sıkılı ellerini gevşetti;  elinden gelirse Derek'in cezasının azaltılmasını talep edecekti, bunu da ancak serinkanlı olursa başarabilirdi.

 Müdürün odası iki hafta önceki ziyaretinden bu yana hiç değişmemişti, Derek kaşları çatık, sus pus kendisine gösterilen köşede oturuyordu.

 Okul yöneticisi Littlefield Sam'e oğlunun karşısındaki boş koltuğu göstererek;

-  Lütfen oturun, dedi.

Sam kadının ses tonundaki aşırı nezaketle irkilerek Derek'in bu seferki kabahatinin diğerlerinden daha ağır olduğundan şüphe duymaya başladı.

Littlefield Derek'e dönerek aynı tonla;

-Derek, babana neler olduğunu kendin anlatmak ister misin? diye sordu.

Derek, gözleri yerde yalnızca omuzlarını silkmekle yetindi.

-Bakın Mr Hale, yaşananların Derek'i derinden etkilediğini biliyorum, bu yüzden şimdiye kadar elimden geldiğince sert tedbirler almamaya çalıştım, fakat bu sefer görmezden gelinemeyecek kadar ciddi bir vaka gerçekleşti.  

Sam sırtı gerginlikle kaskatı;

-Neler olduğunu söyleyebilir misiniz? diye sordu. Derek'in okuldan kovulabileceği endişesi yüreğine bir kaya gibi oturmuştu.

-Neler olduğunu tam olarak anladığımı söyleyemeyeceğim Derek olayı kendi tarafından anlatmayı reddettiği için yalnızca Miley ve görgü şahitlerinden öğrendiğim kadarını biliyorum. Görünüşe bakılırsa Miley Derek'ten yıl sonu balosuna kendisiyle gelmesini istemiş.

Sam, gözleri Derek'in giderek daha çok çatılan kaşlarıyla Mrs Littlefield'ın katı ifadesi arasında gidip gelirken başını devam edin dercesine salladı;

-Milly'e revirde ilk müdahaleyi yaptıktan sonra öğrencimizi hastaneye gönderdik, uzun süre ödevlerini yapabileceğini zannetmiyorum, bileği iki yerinden kırılmış.

Sam ne tepki vereceğini bilemeyerek Derek'e baktı, Derek başka bir öğrencinin bileğini kırsın? Avucunun içi gibi bildiği oğlu...

Sam, resmiyet içindeki odada, daha on sekizine bile basmamış oğlunun yüzünde ne zaman belirdiğini fark etmediği yeni bir ifade, dolmaya başlayan çizgilerinde çocukluğun taslağından çıkarak yetişkinliğe akan bir şey görerek sarsıldı. 

-Davanın hâlâ devam ettiğini biliyorum, diye devam etti Littlefield Sam'in sinirlerini ayağa kaldıran bir biçimde sesi yumuşayarak, okulumuzun da olayda ihmalinin olabileceğinin farkındayım, yüzme koçu...

Littlefield'ın sözü Derek'in yerinden fırlamasıyla kesildi, Derek iki otorite figürüne zırnık aldırış etmeden kapıyı arkasından gürültüyle çarpıp çıktı.

Kadın yüzü allak bullak Sam'e dönerek;

-Eğer, eğer yapmamız gereken bir şeyi yapmadıysak ya da yanlış yaptıysak ve Derek herhangi bir şekilde zarar gördüyse çok çok üzgünüm, dedi. Diğer aileyi uzun bir konuşmanın ardından Derek hakkında yasal işlem yapılmaması için ikna ettim, davayı gazetelerden takip ediyorlarmış, oğlunuzun durumunun hassas olabileceğini onlar da kabul ettiler. Dönem kaybetmemesi için Derek'in cezasını iki hafta okuldan uzaklaştırmayla sınırlandıracağım. Eğer Derek'in terapistinden memnun değilseniz, travma geçiren genç çocuklarla mucizeler yaratan bir doktor tanıyorum.

Kadın masanın bir çekmecesi karıştırarak Sam'e kirli beyaz kartviziti uzattı.

Sam kartvizit elinde, başını sallayarak ayağa kalktı, ebeveyn olurken başına böyle bir şeyin gelebileceğini, çocuklarından herhangi birinin başına böyle bir şeyin gelebileceği bir kez olsun aklına getirmemişti. O kadını, o canavarı polislerden önce bulursa...

 

...

 

  19 Mayıs 2020

 

Stiles yanında Melissa McCall'la hastane basamaklarını iniyordu. Hemşire Peter'dan pek büyük sayılmazdı, kaç yaşındaydı, otuz üç? Taş çatlasa otuz beş. Bağımsız, zeki, güzel, muhtemelen yatakta sıcak ve anaç. Melissa'nın memleketinde söyleyecekleri gibi; La mujer es una bomba!

İkili sohbet ederek hastanenin parkına doğru ilerlediler, konu her zaman olduğu gibi Melissa'nın küçük oğluydu; Scott. Stiles'ın Cuma akşamı Scott'la vakit geçirmek için kadından söz almasının ardından, vedalaşıp ayrıldılar, Melissa neden sonra arkasını dönerek Stiles'a ciddi bir tavırla hastane randevularına sadık kalması gerektiğini bir kez daha hatırlattı. Stiles kadına gülümseyip selam çakarak;

-Aye, aye captain! diye sataştı.

Melissa'nın ciddiyeti yarım bir tebessümle hafifledi, hemşire sonunda uzun mesaisine doğru uzaklaştı.

 Stiles'ın yüzü kadın yanından ayrılır ayrılmaz buruştu. Suratında ekşi bir ifadeyle yaklaşık on adım yürümüştü ki çabasından vazgeçerek durdu, boşta kalan sağ elini kalçasına götürerek okkalı bir küfür savurdu. Yanından geçen yaşlı çiftin eleştiren bakışlarıyla karşılaşınca çenesini hızla kapatarak bastonuna daha bir abandı. Çabalamaktan kızaran suratı ve tuhaf yürüyüşüyle Cadı kocaman bir yengeci andırıyordu. Aradan ancak bir kaç saniye geçmişti ki, Stiles cipin ön kaputuna yaslanmış Peter'ı görerek sırıttı;

-Kabullenmek iyileşmenin yarısıdır, dedi Beta'ya, psikiyatri kanadı B blokta.

Piç kurusu bundan sonra, elinden geldiğince hızlı topallayarak ortadan kaybolmaya çalışsa da bacakları artık çenesi kadar hızlı çalışmadığı için Peter Cadı'yı ensesinden yakalayarak aracın içine soktu.

-Evin onarımı pazar günü tamamlandı, Talia vereceği ilk akşam yemeğine seni de bekliyor.

Stiles'ın kaşları hafifçe çatıldı;

-Gelemem, dedi yavaşça.

Peter Stiles'ın sözlerinin arkasındaki dile getirilmemiş; babamı yalnız bırakamam, cümlesini duyabiliyordu.

-John'u her zaman davet edebilirsin biliyorsun.

Stiles yavaşça başını hayır manasında salladı. John'u Hale'lerle daha fazla yakınlaştırmanın, adamı açık hedef hâline getireceğine dair saplantılı bir inancı vardı.

-Gelemem, diye bir kez daha tekrarladı Stiles, sonra daha hafif bir sesle; Durumumu biliyorsun diye ekledi. Babamın yanında olmak zorundayım.

-Cipin nerede? diye sordu Peter konuyu değiştirerek.

-Ciple gelmedim.

Peter aracı çalıştırarak;

-Seni nereye bırakayım? diye sordu.

-Belediye binasına.

 

...

 

Peter, elinde kahverengi kesekağıdıyla belediye binasına yönelen John'u görür görmez planlarında ufak bir değişiklik yapması gerektiğini fark etti.

Aracı John'un yanında durdurup dışarı çıkarak;

-Merhaba John, dedi.

John olduğu yerde durarak Peter'ı süzdü, oğlunun Hale'leri zamanında uyararak, aileyi diri diri yanmaktan kurtardığını biliyordu. Bu arada Stiles'ın ciddi şekilde yaralanması bir sorundu, öte yandan Hale'lerde çocuğa zamanında müdahale de bulunarak  Stiles'ı acılı bir ölümün elinden almışlardı, yine de Stiles kundakçılardan biri kendisini bıçakladığı için şuan baston kullanıyordu. John sonunda Peter'ı selamlamaya değeceğine karar vererek başını salladı. Bu arada cipin yolcu kapısı açıldı ve Stiles bir parça zorlukla da olsa kendisini koyu camlı devasa arazi aracından kurtararak;

-Merhaba baba, dedi.

John yüzünü ellerine gömmemek ya da çocuğa bağırmamak için kendisini zor tuttu;

-Stiles neden evde değilsin?

 Stiles omuzlarını silkerek;

-Sana bakmaya geldim, eve beraber döneriz diye düşündüm, dedi.

John oğlunun stres sonrası travmasıyla boğuştuğunu biliyordu, fikir danıştığı terapistin söylediğine göre John oğlunun gözünde bir otorite figürüydü, Stiles yaşananlardan sonra ancak onun yanında kendisini güvende hissedebiliyordu. Jar'ın ölümünden sonra Stiles'la yakın olabilmek rahatlatıcıydı, büyük oğlunun sesini bile olsun duyabilmek John'un yüreğine soğuk su serpiyordu, fakat yangından beri neredeyse yapışık yaşamaya başlamaları John'u rahatlatmak yerine kaygılandırmaya başlamıştı. Stiles'ın eskisinden de endişeli, ürkek oluşu John'u kederlendiriyor, öfkelendiriyordu. Kundakçıların hepsini hapse tıkıp Stiles'a güvende olduğunu kanıtlayıncaya dek Stiles'ın bu ruh hâlinde olmasına alışması gerekiyordu belki de.

Peter araya girerek;

-Evin onarımı bitti, dedi, Stiles'la sizin evde yenilecek ilk yemekte aramızda olmanızı çok isteriz.

Hale'ler... John oğlunun Hale'lerde ne gördüğünü tam olarak bilmiyordu, başlangıçta Stiles'ın Paul'a duyduğu ilgi yüzünden aileye yakın olmaya çalıştığını düşünmüştü. Paul kız kardeşiyle kasabadan ayrıldığında Stiles'ın ilgisinde bir azalma olmamıştı, görünüşe bakılırsa Stiles Hale'lere ailece düşkündü. Belki de kendi dağılan ailesinin bıraktığı boşluğu bu geniş, sağlam aileyle doldurmaya çabalıyordu. Scott'ın varlığıyla umarsızca Jar'ın yerini doldurmaya çalıştığı gibi.        

Stiles'ın kendisinden başka da dayanabileceği kimseler olmalıydı. Önceki gece sol kolunda başlayan şiddetli ağrıyı anımsayarak John kaşlarını çattı. Eğer olur da John'a bir şey olursa, Stiles'ın kapısını çalabileceği birileri olmalıydı. John kendisinden cevap bekleyen Peter'ı süzerken, Hale'lerin bu işi üstlenmeye dünden razı olduklarını fark etti. Belki Stiles onları cehennemi bir sondan kurtardığı için, belki de John'un bilmediği başka sebeplerden.

Stiles'ın bahane uyduran cevabını kulak ardı ederek John;

-Yemek ne zaman? diye sordu.

-Perşembe günü.

-Perşembe akşamı görüşmek üzere öyleyse Peter, dedi John oğlunu susturarak.

Peter başını sallayarak;

-Sakin bir gün geçirmenizi umuyorum diyerek araca bindi.

Gözlerinin Stiles'ı alt etmenin zevkiyle yandığını hem John hem de Stiles fark etmişlerdi.

 

...

 

21 Mayıs 2020

 

John Hale'lerin bu kadar kısa sürede yapmaya kadir olduklarının karşısında şaşkınlığa kapılarak olduğu yerde durdu. Hale'lerin güzelliğiyle ünlü orman arazilerinin ortasında olanca görkemiyle yükselen ahşap yapı akşam güneşiyle aydınlanıyor, onarımı için kim bilir ne kadar emek harcanan daha iki ay önce harap hâldeki Batı kanadı, hiçbir şey olmamışçasına ormana bakıyordu. Ön kapı olmasa burada çok kısa süre önce dehşet verici bir kundaklama olayının yaşandığını kimse tahmin bile edemezdi.

-Yaşananların unutulmaması ve bir daha tekrarlanmaması için bizden sonraki nesillere ve kasaba halkına bir andaç bırakmak istedik, dedi Talia gözleri tek parça hâlinde fakat kapkara kapıya dikilmiş olan John'un yanına gelerek.

 -Hem kasaba halkı hem de kendi adıma bir kez daha geçmiş olsun, dedi John yavaşça.

 -Siz elinizden geleni yaptınız diye cevapladı kadın yüzü bir tebessümle yumuşayarak, Stiles gibi cesur bir genç adamı yetiştirmiş olmanız bizim için yapılabilecek en büyük iyilikti.

John yanındaki Stiles'ın iltifatla kızaran ensesinden tutarak gururla;

-Jar'la birlikte karımla yaptığımız en iyi şey, dedi içtenlikle.

Stiles'ın suratı görünür biçimde kırmızılığını yitirerek solgunlaştı.

Jarogniew'in adını duymanın dahi Stiles'ı bu kadar etkilediğini John bir anlığına unutmuştu.

-İçeri geçelim mi? diye sordu Talia nazikçe, Cora seni görmek için sabırsızlanıyor Stiles.

Stiles babasıyla Talia'nın önüne geçerek içeri girdi. John oğlunu takip edecekti ki dikkatini yarı aralık kapının üstünde duran yamuk yumuk bir nesne celp etti.

-Bu da nedir? diye sordu merakla, açık renk ahşaptan kapı kirişine gömülmüş duran kömür karası şeyi işaret ederek.  

-Bir koruma tılsımı, büyük oğlum evin yangına rağmen ayakta kalabilmesini bu ufak halkaya bağlıyor.

En ufak bir batıl inancı olmayan John elinde olmadan eğri büğrü ve incecik tılsıma dokundu. Tılsımdan minicik bir sıcaklık yayılarak parmağının ucuyla buluşunca John irkilerek geri çekildi.

-İnsan bazen mucizelere inanır gibi oluyor öyle değil mi? diye sordu Talia halkaya neredeyse yakın bir dostuymuşçasına bakarak.

John;

-Belki de, diye karşılık verdi, Claudia'nın ölümünü kendisine haber veren kadını kasvetle anımsayarak. Belki de onlara inanacak cesareti bulmak gerek.

 

...

 

Yemek John'un beklediğinden daha kalabalıktı, sofrada tamı tamına on dört kişiydiler; Hale ailesini yedi ferdinin yanı sıra, Talia'nın Nevada'da yaşayan kardeşi Mich'le onun karısı Rose ve iki çocukları, Celine ve Lucine, ayrıca John'un Hale'lerin aile dostları olduğunu öğrendiği, Deaucalion, son olarak da Stilinski'ler.

Yemek servisi John'dan başlamıştı, John bunun bir kısmının Beacon Hills'in belediye başkanı olarak Hale davasıyla ilgili elinden gelenin tümünü yapmasıyla ilgili olduğunu bilse de, kendisine verilen önemin en azından yarısının oğlundan kaynaklandığının farkındaydı. Anlaşılan o ki Stiles neredeyse diri diri yanmak tehlikesine gözünü bile kırpmadan atılmasıyla bütün ailenin kalbini kazanmıştı. Oysa Stiles'da sevdiği insanlar için bundan çok daha fazlası vardı. John daha derin gözlem yapmaya girişemeden Deucalion'un bir bardak şarap daha? diye başlayan sohbetine çekildi, böylece akşam adamın hiç ummadığı derecede ilgi çekici geçti. Görünüşe bakılırsa Deucalion son derece zeki bir adamdı, John'la birkaç hobiyi paylaşmalarının zararı da dokunmamıştı hani; beyzbol ya da nam-ı diğer San Francisco Giants.

 

...

 

Derek bu insanların arasında, Laura'yla babasının ortasındaki yerinde güvende olduğunun farkındaydı. Buradaki her yüz öyle ya da böyle Derek için tehdit oluşturmaktan son derece uzaktı. Yine de yalnızca kalabalığın kendisi bile Derek'in sinirlerini harap ediyordu, masadaki herkesin başına gelenlerden haberi olduğu fikrini kafasından bir türlü atamıyordu. Ebeveynlerinin gözünde kurbandı; mahkemede ifade verdikten sonra kayıtlara geçtiği şekliyle; hâlâ aranan sanıklardan birinin kanunsuz ilişki kurduğu reşit olmayan birey. Derek diğerlerinin ne düşündüğünü bilmiyor, öğrenmekten de korkuyordu.

Bir anda bacağında bir el hissederek Derek elindeki bıçağı yere düşürdü, elin Laura'ya ait olduğunu anlayıncaya dek geçen sürede kalbi öyle hızlı çarpmaya başlamıştı ki masadaki kurt adamları geçici bir süreliğine sağır etmişti herhalde. Sam masanın ucundaki ufak, ayaklı servislikten yeni bir bıçak alarak Derek'in tabağının kenarına bıraktı. Derek anne ve babasına hissettirdiği suçluluktan nefret ediyordu, Kate'le olanlar çorap söküğü gibi ortaya çıktığında babası salondaki dedektifleri bırakıp odadan çıkmak zorunda kalmıştı. Derek hayatında bu kadar çok utandığını anımsamıyordu, ona detayları sorduklarında;Kate'le ilişkiye girmişler miydi? Kate zor kullanmış mıydı? Derek'i incitecek bir şey yapmış mıydı? Derek fazla sıcak suda yıkanmış bir giysi gibi çektiğini, küçüldüğünü hissetmişti. Yine de annesi elini sıkıp Derek'e olanların hiçbirinin onun hatası olmadığını söylediğinde bir anlığına Derek yüreğinin ufacık da olsa hafiflediğini hissetmişti, ta ki dedektiflerin kendi aralarında bakıştığını göz ucuyla fark edene dek. Derek'in soluğu boğazında tıkanmıştı, bu yabancılar Derek'in Kate'e bile isteye yardımcı olduğundan şüpheleniyorlardı. Derek duygusal gerilime daha fazla dayanamayarak dedektiflerin gözleri önünde dönüşmüştü; köpek dişleri dudaklarından dışarı uğramış, pençeleri sivrilerek tehdide karşı dönmüştü. Derek önündeki şok olmuş kadını, tabancasını çekmeye çabalarken devirerek iki haftadır içinde yaşadıkları yedek binadan arkasına bile bakmadan kaçtı.

Talia onu saklanma yerinde bulduğunda öylesine korku ve utanç içindeydi ki insan hâline dönemiyordu. Derek'i karanlık oyuktan çıkarabilmek ailenin on saatini almıştı. Derek hiçbirini yanına yaklaştırmıyordu. Sonunda onu ikna eden Laura olmuştu;

-Derek, mahkeme biter bitmez seni yanımda götüreceğim, demişti ablası fısıldayarak, yalnızca ikimiz olacağız, buraya bir daha geri dönmek zorunda kalmayacaksın, annem ve babam bile olsa kimseyi görmek zorunda olmayacaksın.

Derek sabah ışırken Laura eşliğinde eve döndüğünde salondaki karmaşaya bakakalmıştı;

-Annem anılarını değiştirdi, merak edecek bir şey yok, demişti Laura kardeşini yukarıya, odasına yönlendirerek, yarın burayı düzenleyince hiç yaşanmamış gibi olur.    

Derek odasına çıkarken aklından annesinin kendi anılarını da silebileceği geçmişti, ne var ki hevesi anında kursağında kalmıştı, diğer herkes bilirken Derek'in olanları unutması yetersiz bir illüzyondan öteye geçmezdi, sonunda Derek belki kasaba halkı belki de aileden birinin bir anlık dikkatsizliği sonucu olayın şokunu ikinci defa yaşamak zorunda kalırdı olsa olsa. Tek bir çözüm vardı öyleyse; bir zamanlar yuvası olan bu yeri, bu insanları arkasında bırakıp gitmek.

Derek zihnine çivi gibi işleyen Cora'nın Peter'la konuşmakta olan sesiyle düşüncelerinden çıkıp masaya geri döndü; herkesi, herkesi öldürmesine neredeyse ramak kalmıştı. Buranın gerçek bir parçası değildi artık.

 

...

 

Stiles bir ağrı kesiciyi daha (güya) gizlice yuttuğu banyo ziyaretinden dönüyordu ki, bir el bileğinden kendisini çekti. Stiles neler olduğunu soramadan, Deucalion parmağını dudaklarına götürerek ses çıkarmamasını işaret etti, sonra da cebinden bir kağıt parçası çıkararak Stiles'a uzattı. Stiles koridordan yaklaşan adım seslerini işiterek kağıdı daha sonra okumak üzere ceket cebine attı. Deucalion başını hafifçe sallayarak, adımlar daha fazla yaklaşmadan banyoya geçip kapıyı arkasından kapattı, kapı kapanır kapanmaz da Paul gözüktü.

-Seni yalnız yakalamak istedim, dedi Paul fısıltıyla, bunu senin için hazırladım, akşama doğru bir kaşık alman yeterli, ağrılarını dindirir ama kafanı bulandırmaz.

Stiles küçük şişeyi Deucalion'un kendisine biraz önce vermiş olduğu kağıdın yanına koyarken;

-Teşekkürler, diye mırıldandı.

-Ne istersen, diye cevapladı Paul, sesi içten geliyordu.

Konuşmaları Deucalion'un kapıyı açmasıyla kesildi, Paul hiç bir şey olmamışçasına yürüyüp gitti. Deucalion'da bir şey söylemeden aynı yolu takip etti. Stiles Deucalion'un arkasından bakarken elindeki bastonu sallamaktan kendisini alamadı; hayat çok ama çok tuhaf diye düşündü, huh, belki de ben de bastonumun ucuna bıçak gibi bir şey yaptırabilirim.

Neden sonra Stiles gelen giden olmadığını fark ederek cebinden ikiye katlanmış kağıdı çıkartıp açtı, neredeyse  boş olan kağıttaki iki kısa, aceleyle karalanmış cümleyi görür görmez de baştan ayağa buz kesti;

Gerard'la ilgili!

Mutlaka konuşmalıyız.

 

 

...

 


 

 

Elbette yine, yeniden Gerard! O olmadan Teen Wolf eksik kalırdı :)

Chapter Text

Öykünün bir miktar keder/yas/hüzün içerdiğini hatırlatmak isterim.

İyi okumalar!

 


 

 

18 Temmuz 2015

 

Stiles Derek'in bir gün ortadan kaybolacağını biliyordu,  diğerlerine benzeyen o  gün de Cadı  yataktan kalkacak, kahvaltısını edecek, muhtemelen ötekilerden farklı olmayan bir kaç saat geçirecekti, ta ki O'nun gittiğini anlayıncaya dek. Alfa, Stiles'ın içten içe geleceğini bildiği o gün, Beacon Hills'ten Cora'yla birlikte yaptıkları gibi yeni bir hayata başlamak üzere ayrılmayacaktı, tamamen başka bir amaçla, yıkıcı, vazgeçişle dolu bir sebeple kasabanın sınırını geçecekti.

Cadı gözlerini kapatarak Derek'in kemerini elinde sıktı, Derek yakınlardaydı, Deaton'ın yapmasına yardım ettiği büyü öyle söylüyordu. Derek şimdilik yaşıyordu. Henüz Stiles'ı, Sürü'sünü tümüyle terk etmemişti.

Stiles cipi bir kez daha çalıştırarak gaza bastı, dikkatinin karamsar düşüncelerle dağılmasına müsaade etmemeliydi. Saatte altmış kilometreyle ana yoldaki yolculuğunun arasına kısa süre sonra beklenmedik bir trafik sıkışıklığı girdi.  

Önündeki araçlar tek sıra olmuş, kağnı hızıyla yol alıyordu. Cehennem azabı gibi bir on dakikanın sonunda trafiğin düğümlendiği noktadan geçerken Stiles'ın boğazı düğümlendi, yolun orta yerinde devasa bir erkek geyik yatıyordu. Stiles ölü geyiğin görkemli bedenine bakarken göz yaşlarını tutmaya çabaladı. Kötü bir işaret olarak yorumladı bunu, geyik değil de yolun ortasında ölen Derek'ti sanki.

Derek'i kırk saati aşan aramalarının sonunda Beacon Hills'in yirmi mil dışındaki bir yol kenarı motelinde  bulduğunda Stiles'ın yüreği yeniden çarpmaya başladı. Stiles cipini, yatay biçimde uzanan izbe binanın karanlık otoparkına, üzerine ölü tozu serpilmişçesine yatan Camaro'nun yanına çekti. Cipin ön camından çirkin ve korkunç otele bakarken aklına Scott'la California ölüm kapanında yaşadıkları kabus gibi gece üşüştü.

Cesaretini toplayıp araçtan iner inmez cep telefonu cebinde çalmaya koyuldu;

-Derek'in yerini buldum, dedi Stiles telefonu açar açmaz.

Isaac bir an ne cevap vereceğini bilemiyormuş gibi sustu;

-Peter ortadan kayboldu, ne yapacağımı bilemiyorum.

-Scott oralarda mı?

-Lydia'yla birlikte Peter'ı arıyorlar.

-Sen neredesin?

-Allison'la birlikteyim.

Stiles bir anlığına sustu. Isaac'in Scott ve Allison'la olan karmaşık ilişkisi iki Sürü'nün de dengeleriyle oynuyordu.

-Dikkatli olun, dedi Stiles yavaşça.

-Stiles... Derek'i alıp geri dönmelisin.

Stiles telefonu kapatmadan hemen önce Beta aceleyle ekledi; babanı merak etme.

 

...

 

Stiles iğrenç, koyu renkli perdelerin asıldığı birbirinin eşi camların önünde geçerken bütün bedeni titriyordu. Derek'in pusula görevi gören kemeri artık ona ihtiyacı kalmasa da hâlâ elindeydi, büyüyle ya da değil, Alfa'sının varlığını derisinin altında duyabiliyordu; ikinci kat soldan dördüncü oda, motelin yaydığı o korkunç havaya karışan keder ve yasıyla.Dışarıdan binaya bağlanan çirkin merdivenleri ikişer ikişer tırmanarak yukarıya çıktı.    

Kapı kilitli değildi.

Stiles çerçevesinde emanet duran tahta kapıyı açar açmaz Derek'i gördü. Alfa sırtı Stiles'a dönük, geniş pencerenin önünde duruyordu.

-Derek?

Derek, hiçbir şey işitmemişçesine sessiz ve kıpırtısız camdan dışarı bakmaya devam etti. Ailesinden kalan son masum anı, o son sıcaklık iki gece önce Cora'nın buz kesen bedeniyle beraber ölmüştü.

Stiles ayağının altında yeri hissetmeden Derek'e gitti. Alfa ölü bir ifadeyle yeni doğmakta olan incecik ay'a bakıyordu.

 Stiles ''üzgünüm'', demek istiyordu,'' bütün bunları hak etmiyorsun.. anlayamıyorum''. Cadı Derek'in üzerindeki kanla lekeli ince siyah kazağı fark ettiğinde sözler boğazında düğümlendi. Söyleyecek hiç bir şey yoktu, yalnızca... Buradalardı, kurt boğan mermisini tam göğsüne yiyen, soğuk, nabızsız Cora'nın aksine buradalardı işte.

Stiles hâlâ kıpırtısız, camdan dışarıya, dışarıdaki turuncu renkli aya bakan Derek'e arkasından sarıldı.

Derek Stiles'ın bedeninin yakınlığıyla önce kaskatı kesildi, sonra kederine eğilen, ona kendi yasıyla  yaklaşan genç adama doğru yavaşça döndü, Peter'ın yüzünde bıraktığı yara hâlâ iki gün önce olduğu gibi taze, zonkluyordu. Peter Derek'in suçlu olduğunu biliyordu, Derek'in kendisi de biliyordu bunu, ama Stiles... Derek kendisini cömertçe sunan omza başını gömdü. Cora...Cora...Laura...Sam...Paul...Talia...  Bir şansı daha olsaydı... Derek'in zihnine korkunç bir ağrı olarak saplanan adları Stiles'ın boğuk sesi böldü;

-Benimle kal, benimle kal...

 

 

...

 

10 Ekim 2020

 

Stiles geçmiş yaşamında neredeyse her Allah'ın günü yaptığı gibi veterinerin kapısından girip düşünmeden diz boyundaki tahta kapıyı geçmeye yöneldi, büyü bir anda suratına duvar gibi çarparak Stiles'ı itti.

Huh, diye düşündü Cadı geriye çekilip gözlerini şaşkınlıkla kırpıştırarak, kurt adamlar Dağ Külü'yle ilgili böyle hissediyor olmalılar.

Stiles beyninin içinde hâlâ çınlayan sesler yüzünden dengesini biraz yitirmiş, elindeki bastona sıkıca yapışarak, karşısında beliren Deaton'a baktı. Veteriner onun bu hâline hiç istifini bozmadan;

-Stiles, kusura bakma, seni yakın zamanda beklemiyordum, dedi.

-Bu kapının bu tür marifetlerini benim üzerimde göstereceği kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi diye karşılık verdi cadı, ufak kapıya kötü bir bakış fırlatarak.

-Lütfen içeri gel, dedi Deaton söz konusu kapıyı açıp içeriye giden yolu göstererek.

Deaton metal masanın üzerinde baygın hâlde yatan ufak bir kedinin bacağını kaldığı yerden sarmaya devam ederken;

-Sana nasıl yardımcı olabilirim Stiles? diye sordu.

-Uyumakta biraz zorluk çekiyorum, bana bir şeyler vermen mümkün mü diye soracaktım?

-Neden daha önce yaptığın gibi Üç Meşeler'e gitmiyorsun?

-Hadi ama, dedi Stiles elini saçlarının arasından geçirerek, meteliğe kurşun attığımı biliyorsun, satacak büyü yoksa para da yok.

Deaton kediyle işini bitirerek, Stiles'a uzun bir bakış attıktan sonra odanın diğer ucundaki bir dolaptan orta büyüklükte bir şişe çıkararak genç adamın yanına geldi;

-Kabusların ne alemde?

-Kötü, diye cevap verdi Cadı, kısık bir sesle, bacağım korkuluk koluna benziyor.

Bir eli bacağında altları morarmış gözlerle Deaton'a bakarak devam etti;

-En ufak bir tılsıma bile cesaret edemiyorum, beni arıyor, lanet olası ağaç beni gözünü bir an bile olsun kırpmadan, uyumadan, susamadan arıyor.

Deaton elindeki şişeyi Stiles'a uzattı.

-Teşekkürler, dedi Stiles gitmeye davranarak.

-Stiles... Alfa'lar benim gibi karşılıksız hediyeler vermezler.

Stiles olduğu yerde dönerek Deaton'a baktı;

-Deucalion ona verebilecek hiçbir şeyimin kalmadığının farkında.

Deaton ellerini göğsünde kavuşturarak;

-Sonunda değerini takdir etmekte başarısız olduğun kimi şeyleri senden isteyebilir. Enine boyuna düşünmeden onunla işbirliği yapma.

Stiles omuzlarını silkti.

-Alfa'ların Sürü üyelerini başkalarıyla paylaşmamak konusundaki inatlarını göz ardı etmemeni tavsiye ederim.

-Talia beni anlayacaktır.

-Belki de.

Stiles bastonu tutmayan elini baygın kediye doğru sallayarak;

-İşini bölmek istemem, dedi.

Deaton Stiles'ın sözüne aldırış etmeden;

-Elindeki zannettiğinden daha çabuk alışkanlık yapabiliyor, onu kullanmak yerine Derek'le konuşmayı deneyebilirsin.

-Bunun Derek'le ilgisi yok, dedi Stiles otomatik olarak.

Deaton Stiles'ın cam şişeye yapışmış, bembeyaz parmaklarına bakarak;

-Onunla konuşmak ikinize de iyi gelebilir, diye devam etti.

-Söylediğim gibi, dedi bir kez daha Stiles buz gibi bir sesle, bunun Derek'le ilgisi yok.

 

...

 

Babasının tok bir karınla sağ salim yatağına girdiğinden emin olduktan sonra Stiles Deaton'ın verdiği macunumsu karışımdan bir kaşık dolusu aldı. Babasına kederin yeniden musallat olduğunu sezebiliyordu, dibi görünen Üç Meşeler şişesiyle beraber bir süredir gözden ırak olan yas John'un bütün varlığına yeniden sirayet etmişti. Stiles'ın babasını, kayıplarının acısıyla dış dünyanın tehlikelerinden uzak tutabilmesinin önünde kocaman bir duvar dikiliyordu. Ne babasını, ne de Sürü'yü bu hâliyle doğru düzgün koruyabilmesi imkansızdı. Bütün bunların yanında iyileşmeyen bacağıyla cebindeki delik devede kulaktı.

Uyku güçlü karışıma rağmen ayağını sürüye sürüye geldiğinde Stiles Derek'i düşünüyordu, Beta'nın Laura'yla beraber evden ayrılması Stiles'ı korkunç bir karmaşa içinde bırakmıştı. Sadakati ikiye bölünmüş, iki tarafından çekiştiriyordu, babası, Scott ve Talia'yla kalması gerektiğini biliyordu, onlarla kalmak zorundaydı, ama Derek'i bırakmak, Derek'in ulaşamayacağı, koruyamayacağı bir yere gitmesi sonu gelmez bir endişe, pişmanlık kaynağıydı. Biraz daha erken davranmış olsaydı, her şeyi tek başına çözmeye çalışmak yerine Kate'in ne halt ettiğini Derek'e söylemiş olsaydı ya da Talia'ya... Ama şüphelenmelerine izin veremezdi, öyle değil mi? Derek'in bir başka hayatta kendisi için ne ifade ettiğini bilmelerine izin veremezdi. Şimdi oturup Derek'i yeniden görebilmek için Beta'nın eve döneceği kış tatilini beklemek zorundaydı.

 

...

 

Derek o sene ne kış ne de bahar tatili için eve dönmedi.     

 

...

 

1 Aralık 2020

 

-Stiles?

Kapının önündeki Stiles'ın üstü başı dışarıda yağan sağanak yüzünden sırılsıklamdı.

-Daha fazla üşümeden içeri gir.

Talia titreyen çocuğu yukarıya çıkarırken Peter odasından çıkarak merdivenin başında durdu. Beta'nın mavi gözleri Stiles'ın son birkaç ayda en azından beş kilo kaybeden bedeni üzerinde delikler açabilecek denli keskindi.

-Peter, Stiles'a giyebileceği bir şeyler verebilir misin?

Stiles üzerindekilerden kurtulup Peter'ın üzerine tam oturmayan kıyafetleriyle yanlarına indiğinde yüzünün nasıl da küçüldüğünü Sürü iyice idrak etmiş oldu.

-Babam bu gece gelemeyecek, seçimler yüzünden başı çok kalabalık, ben de belki burada kalabilirim diye düşündüm.

 -Elbette, dedi Talia, sana yukarıdaki boş odalardan birini veririz.

Alfa Stiles'ın yüzündeki ifadeyi görerek;

-İstediğin herhangi birini, diye ekledi.

Stiles öylesine solgun, öylesine üzgündü ki, utanacak hâli kalmamış gibi yalnızca başını sallamakla yetindi.

Gecenin sonunda Derek'in odasına gideceğini hepsi biliyordu.

 

...

 

Ev üç çocuğun gidişiyle küçülmüş gibiydi, Paul Idaho'da bir başka Sürü'nün yanındaydı, Derek kız kardeşiyle birlikte Oregon'daydı, Laura'nın söylediğine bakılırsa el değmemiş bir doğa ve tamamen yabancı bir çevre Derek'in durumuna epey yardımcı oluyordu.  

Bu durumda Stiles'la Peter arasında bir tür arkadaşlık gelişmesi son derece normaldi. Çoğu kimsenin anlamakta güçlük çekeceği bir türden olsa da Alfa'ya göre bu kadarı bile, ikisi için de hiç yoktan iyiydi. Stiles Talia'yla Peter'ın ortasındaki yerinde gözlerinde tuhaf bir ışıkla dakikalardır öylece oturuyordu. Peter yüzünde Cadı'nınkini tıpatıp andıran bir ifade kıpırdamadan Stiles'ın nefes alıp verişlerini dinliyordu. Stiles'ın put gibi sessizliğini uykusundan uyanıp Sam'le beraber aşağı inen Cora bozdu, Stiles'ı görerek şaşıran küçük kız Peter'ın kucağına tırmanarak, amcasının kulağına;

-Stiles'ın nesi var? diye fısıldadı.

-Alfa'sı için yas tutuyor, diye cevap verdi Peter lafı eğip bükmeden.

Stiles ikisinin konuşması içindeki bir şeyi tetiklemişçesine yüzünü avuçlarına gömdü, ağlamamak için insan üstü bir çaba sarf ettiği anlaşılıyordu.

-Eğer, eğer... yanından ayrılmamış olsaydım, belki de şimdi... dediğini duydular biraz sonra.

 Talia çocuğa sarılarak yatıştırmaya çalıştı;

-Stiles, yapabileceğin her şeyi yaptığına eminim...

Stiles Talia boş gözlerle bakarak;

-Bilseydin, beni affetmezdin, dedi yavaşça.  

Talia Stiles'ın saçlarını okşayarak;

-Affederdim, dedi tekrar tekrar, seni affederdim, ikimiz de affederdik.

Sam başını sallayarak Stiles'ın kemikleri çıkmış omzuna baktı acımayla.

 

...

 

Sam bir kez daha uyuması için Cora'yı odasına çıkarıp Talia, Stiles belki Peter'la konuşmak ister diye ikisini bir süreliğine yalnız bıraktığında iki genç adam uzun süre suskun kaldılar. Neden sonra Peter dalıp gitmiş olan Stiles'a;

-Olanların belki de O'nun hatası olduğu hiç aklından geçmedi mi? diye sordu.

Stiles soruya adeti olduğu üzere sert tepki göstermek yerine;

-O'nun hatası değildi, diye cevap verdi dikkati hâlâ başka şeylerde.

-Bana öyle görünüyor, dedi Peter birkaç dakikalık sessizliğin ardından, sesinde beklenmedik, alttan alta seçilen bir nefret vardı.

Stiles ilk kez gözlerini Peter'ın gözlerine dikerek;

-Böyle düşünmene şaşırmadım, dedi sesinde suçlama olmaksızın.

 

...

 

Stiles gece üçe doğru, yorgunluktan sallanır vaziyette Derek'in odasına yollandı. Beta'nın yatağına uzanabilmesi ancak yarım saatlik bir kararsızlık süresinden sonra gerçekleşebildi. Stiles yatağa yatar yatmaz Derek'in soğumuş kokusunu almaya çalıştı, hiçbir şey kalmamıştı, Derek'in burada yattığını gösteren en ufak bir iz bile. Stiles Derek'in şuan nerede, nasıl uyuduğunu hayal etmeye çalıştıysa da beceremedi, Derek yoktu, gitmişti...

Sürü, Stiles'ın sabahı Derek'in yastığına yapışarak karşıladığını bilmiyordu, Stiles ise içinin geçtiği çeyrek saatte Derek'in adını sayıkladığını.

 

 

...

 


 

 

Düzlüğe çıkmaya az kaldı! 

Chapter Text

Gerard'ı unutmadınız değil mi? Onun Stiles'ı unutmadığından emin olabilirsiniz.

 


 

 

10 Mart 2021

 

-Derek, lütfen, bu üçüncü gece, en azından bir dene olmaz mı? Benim için.

Derek Laura'dan fincanı alarak içindekine baktı, ablasının ısrarını artık kıramayacağını fark ederek ince beyaz porselendeki uçuk pembe, ılık içeceği kafasına dikti.

-Ne olduğunu anlamadan uykuya dalacaksın söz veriyorum.

-Rüya görmeyeceğimden emin misin?

Laura'nın kardeşinin yanağını okşamak üzere kalkan eli Derek'in omuzlarının gerildiğini görmesiyle havada asılı kaldı.

-Hiçbir şey olmayacak, sadece derin uyuyacaksın o kadar.

-Ne zaman tesir etmeye başlıyor?

-Yarım saatten çok olmasa gerek, bir duş al, çıktığında uyku sana gelmiş olur. Lane beni almaya gelecek, çok geçmeden dönmüş olurum, bir şeye ihtiyacın olursa Nora buralarda, tamam mı?

Derek başını sallayıp yukarıya tırmanan merdivenleri çıkmaya koyuldu. Öyle yorgundu ki ayakta zor duruyordu. Bütün ev kapağı örtülü bir göz gibi yumuşak bir karanlık içinde yüzüyordu. Beta odasının kapısını açarken üzerindekileri soyunmaya başladı, hızla yetişkin bir erkeğin hatlarına bürünen bedeni sanki her gün milim milim uzuyor, acelesi varmış gibi ağırlaşıyor, genişliyordu, öyle ki bir hafta üzerine olan kıyafetler ertesi hafta dar ya da kısa geliyordu. Derek körlemesine, açık dolap kapağına yürüyerek rastgele keten bir alt seçerek giydi, öylesine uykusuz öylesine yorgundu ki bedenini yatağa sürüklemek su altında yürümek gibiydi, Beta başını yastığa henüz koymuştu ki bir ses duyarak yıldırım hızıyla yerinden doğruldu. Pencerenin önündeki silueti fark eder etmez yüreği ağzına gelerek Kate diye düşündü, bizi buldu. Ne var ki siluet Kate'e ait olamayacak denli uzundu, neredeyse Derek'in kendisi kadar, Derek karanlık şeklin elindeki bastonu fark eder etmez nefesini tuttu;

-Stiles?

Stiles'ın hafif bir ay ışığıyla aydınlanan yüzü utangaç bir ifadeye bürünmüştü;

-Beni daha erken fark edersin diye düşünmüştüm.

Derek sıcaklığın boynundan başlayarak yüzüne tırmandığını hissetti;

-Çok yorgunum, seni fark edemedim.

Stiles gülümseyerek Derek'e doğru yaklaştı.

-Neden buradasın?

Stiles bir homurtuyla yatağın ucuna oturarak bastonunu yatağın kenarına dayadıktan sonra Derek'e döndü;

-İşler biraz karışmış durumda, iyi olduğunu kendi gözlerimle görmek istedim.

Derek'e fırsat bırakmadan ekledi;

-Kimseye bir şey olmadı, her şey yolunda, kalbimin atışını dinleyebilirsin, sadece seni görmek istedim.

Derek ne söyleyeceğini bilemeyerek Stiles'a baktı, bu yerde geçirdiği her gün kafasını yastığa her koyduğunda cadıyı yeniden gördüğünde ona ne söyleyeceğini düşünmüştü ve şimdi zihni bomboştu, Stiles'ın kalçasına hafifçe değen ayağından bütün bedenine yayılan tuhaf karıncalanma haricinde hiçbir şeye odaklanamıyordu.

-Uykuların ne alemde?

Derek yangından beri konuşkanlığını neredeyse tamamen yitirmişti, omzunu silkmekle yetindi.

Stiles Derek'in ne düşündüğünü anlamış gibi kaşları hafifçe çatılarak bir parça daha yaklaştı;

-Derek.

Stiles'ın tüy gibi hafif eli ince battaniyenin üzerinden Derek'in dizini hafifçe kavradı, cadının gözleri Derek'in yüzünde dolaşıyor, bütün değişimleri, kendisinden habersiz gelişen her şeyi kaydetmeye çabalıyordu sanki.

 -O kadar değişmişsin ki.

Derek'in yüreğine soğuk bir şey saplandı. Stiles Derek'in üzerindeki elini hafifçe aşağı yukarıya dolaştırarak;

-Düşündüğün gibi değil, dedi yavaşça.

Derek gözlerini kaçırarak yutkundu, Stiles zihnini, ruhunun en dibindeki köşeleri öyle kolaylıkla görebiliyordu ki.

Birkaç dakika sessizlik içinde, Stiles'ın eli Derek'in dizinden biraz yukarıda unutulmuş oturmaya devam ettiler.

-Laura dönmeden önce gitsem iyi olur, ziyaretimi açıklamakta biraz zorlanabilirim.

Stiles kalkmaya davrandığında Derek cadının bileğine yapıştı. Beta ''Biraz daha kal'' demek niyetindeydi, fakat sözler dudaklarını terk etmeden öldüler. Stiles bir şey söylemeden yeniden oturdu. Derek biraz daha kalacağını anlayarak yavaşça cadının bileğini serbest bıraktı.

-Rüyalarında ne görüyorsun?

Derek, seni demek istedi, fakat bu doğru değildi;

-Bazen yangını, bazen durdurmak için yetişemediğini ve herkesin öldüğünü, bazen O'nun geri döndüğünü ve bu sefer...

Cevabı Derek'i bile şaşırtmıştı, kimseye söyleyemeyeceğini düşünüyordu, kimseyle paylaşamayacağını.

-Senin için her seferinde orada olacağım, bunu biliyorsun.

Derek Stiles'ın üzerinde külçe gibi ağırlık yapan elini iterek;

-Benim için değil, dedi fısıltıyla, kimin için yaptığını biliyorum.

Stiles reddedilen elini kendi kucağına koyarak karanlık odanın içlerine doğru baktı;

-Anlamıyorsun...

Derek sırtı yatağın yüksekçe başlığına dayalı, Stiles'ın solgun profilini izliyordu, bu yüz onu gördüğü andan itibaren Derek'i aynı anda hem çekiyor hem de itiyordu, içini dondururken kanını kaynatıyordu. Beta garip bir cesaretle elini Stiles'ın yaptığı gibi, cadının dizine koydu. Stiles Derek'in elini tutarak içini çekti;

-Derek senin için her şeyi yaparım, o evin küle dönüp bir daha onarılmadığı dünyalarda ya da bunun gibi herkesin yaşadığı daha mutlu olanlarda, her seferinde seni bulacağımı, senin mutlu olman için çabalayacağımı göremiyor musun?

Stiles bütün vücuduyla Derek'e doğru dönerek elini genç adamın çıplak boynuna koydu;

-Bu sensin, her seferinde sensin. Ben senin için buradayım.

Derek'in yüreğinde sıkılıp duran his bir mendilin düğümü çözülürcesine gevşeyerek yerini başka türden bir duyguya bıraktı, Stiles ondaki değişimi sezerek Beta'ya doğru eğildi, birbirlerine aynı anda uzandılar, önce yavaşça, emniyetsiz, iki taraf da ustalıktan yoksun, Stiles'ın elleri Derek'in omuzlarında, Derek'in elleri neredeyse ölüm katılığında sıkıca Stiles'ın beline iki yandan yapışmış. Öpüşmenin kendine özgü sesi, altlarında gıcırdayan yatak, örtünün hışırtısı birbirine karışarak Derek'e doğru yükseliyor, Beta'yı inanılmaz bir biçimde tahrik ediyordu. Buraya geldiğinden beri kendisine dokunmamıştı, böyle giderse daha fazla dayanması mümkün değildi.

-Stiles.

-Biliyorum, biliyorum, diye karşılık verdi Stiles Derek'in üzerine tırmanarak, ben de.

Derek ne olduğunu anlayamadan odanın yavaş yavaş silindiğini, çevresinden kopmakta olduğunu hissetmeye başladı.

-Laura bana bir şey verdi, uyumam için, dedi Derek gözlerini açık tutmaya, Stiles'a, Stiles'ın bedenine umutsuzca odaklanmaya çabalayarak.

Stiles Derek'in boynunu öperek gülümsedi;

-Uyu, ben buradayım.

Derek Stiles'ın ağırlığıyla uykuya sürüklendi.

 

...

 

Uyandığında güneş çoktan yükselmişti, hemen yanından gelen sesi işiterek;

-Stiles? diye seslendi.

Cadıyı bulmayı beklerken karşısında ne söyleyeceğini bilemeyen bir Laura buldu, ablası sonunda Derek'i duymamış gibi davranmakta karar kılarak;

-Kahvaltı hazır, seni uyandırmak için gelmiştim, dedi sakin bir sesle.

-Üzerimi giyinip geliyorum.

-Doğru dürüst uyuyabilmene çok sevindim, çayın işe yarayıp yaramayacağından emin değildim, dedi Laura odadan çıkarken.

Derek yüreği gümbürdeyerek ayağa kalktı, çay gerçekse Stiles da gerçek olmalıydı. Ne var ki içeriyi koklaması gerçeği anlamasına yetip arttı, cadıdan en ufak bir iz yoktu, en ufak bir koku, hiçbir şey. Aşağı inerken düş kırıklığı içindeydi, söylenenler, sıcaklık, her şey öylesine gerçekçiydi ki.  

 

...   

 

12 Mart 2021

 

-Gece randevusu, harika, en azından bazı tuhaf klasiklerin modası hiç geçmiyor, buluşma yerimiz de... tek kelimeyle müthiş. Bu yere geçen yüzyıldan beri el sürülmediğine eminim. Opera'daki Hayelet'i izlemiş miydin?.. Tanrım, bu koku da ne?

Deucalion güvelerce yenmiş ağır kara perdeyi kaldırarak Stiles'a önlerindeki sahneyi işaret etti;

-Bu senin biletinin kesilişinin kokusu.

Eski tiyatro binasının yıkık dökük sahne arkasında, kolları iki yana açılmış vaziyette, bağırsakları deşilmiş genç bir adam yatıyordu.

Stiles temkinli bir edayla yaklaşarak kurbanın gövdesindeki geniş pençe izine baktı;

-Kim bu kadar aptal olabilir? diye sordu öfkeyle.

-Yaşlı iblisin satın aldığı ya da şantajla ikna ettiği zavallının teki.

-Ne kadar vaktim var?

-Kokunun kaynağı bugün ya da yarın ihbar edilir, en çok bir hafta diyelim.

Stiles ölünün karakteristik burnuyla kumral saçlarına daha bir dikkatle bakarak;

-Herhangi biri değil, öyle değil mi? diye sordu.

-Kate'in ikinci kuşak kuzeni.

Stiles bastonunu kızgınlıkla yere vurdu;

-Siktir... Buna cesaret edemez demek isterdim ama ne yazık ki bu kadar geç kalmış olduğu için bile şaşkınım.

 

...

 

14 Mart 2021

 

 

-Stiles sorumluluklarım var, lanet olsun, Beacon Hills'den bir bavulla elimi kolumu sallayarak çıkıp gidemem!

Stiles bahsi geçen siyah deri bavulu arabanın bagajına attıktan sonra babasının itirazını işitmemişçesine ön tarafa geçip aracın benzin göstergesini, farları kontrol etmeye başladı;

-Frenleri kontrol ettim, araba sağlam, gideceğimiz noktaya kadar seni ben götüreceğim.

John oğlunun tek bir hedefe kilitlenmiş ifadesi karşısında dişlerini sıkarak kısık sesle sövdü.

-Stiles, böyle olmaz, bana anlatmadığın şeyler olduğunu biliyorum ama, böyle olmaz, bunu oturup konuşmak zorundayız, seni bu kadar ürküten neyse...

Stiles bir eli aracın yeni kapattığı kaportasında, önüne bakarak;

-Baba, lütfen, dedi. Lütfen, lütfen.

John oğlunun zayıflığından yararlanarak çocuğa yavaşça yaklaşarak Stiles'ın omzunu güven verircesine kavradı;

-Stiles, bu şey her neyse birlikte başa çıkabiliriz...

Stiles beklenmedik bir biçimde babasının tutuşundan sıyrılarak;

-Seni bir kere kaybettim, diye bağırdı aracın kaportasına bir yumruk indirerek, bir kez daha olmaz.

-Stiles...

Stiles John'u korkutan sayrılı bir hâlle;

-Herkesin kaybına göğüs gerdim, benden her şeyi aldılar, yine de o kapağı açmadım, açmazdım, baba! Biliyorsun, açmazdım.

John Stiles'ın neden bahsettiğini anlamasa da oğlunu yatıştırmak için başını evet dercesine salladı;

 -Ama sıra sana geldiğinde... Bir kez daha yapamayacağımı biliyorum, benden nefret edersin, bilsen...

-Stiles, asla...

Stiles'ın kararlı gözleri John'a döndü, sesi sakinleşmişti;

-Olan oldu, ama bir kez daha yapamam ve sana bir şey olursa, benden bu kadar...

Stiles'ın yüzü kurduğu son cümleyle aniden değişerek ifadesi dipsiz bir korkuyla vahşileşti;

-Yaptığım şey yüzünden bana ne olacağını bilmiyorum... yani buradan sonra...

Çocuk bir an düşünceleri hangi korkunç ağa takıldıysa orada tıkanarak bomboş gözlerle babasına baktı, neden sonra kendisine geldi, John'un karşısında olduğunu fark eder etmez o dehşet verici boşluk eridi,  çocuk babasına sarılarak;

-Gitmeliyiz, dedi, hemen şimdi.

John oğlunun her Allahın günü yaptığı bedensel çalışmalara şahit olmasaydı, arabayı, evi arayışındaki, hareketlerindeki pratikliği, kan dondurucu ustalığı fark etmemiş olsaydı Stiles'ın aklını kaçırdığından tam şuanda emin olurdu.

Şimdiyse kalbi dört nala atıyordu;

-Seni bırakamam.

-Ben güvende olacağım.

-Nasıl? Nerede?

-Baba, bana güven, yalnızca birkaç hafta, bu problemi çözeceğim.   

John, oğlu ne kadar kendinden emin görünürse görünsün, Stiles'ın şüphe ettiğinin farkındaydı. Savaşmak, karşı çıkmak istedi, fakat John her zaman oğlundan daha zayıftı, Stiles'ın deliliğe kıl payı kalmış hâlini kışkırtmaktan çekinerek;

-Bu iş her neyse onu çözerken dikkatli olacağına söz ver, arkanı kollayacak birilerinin olduğunu söyle, seni de kaybetmeye dayanamam, dedi.

-Arkamı kollayacak birileri var, söz veriyorum bu işi olabilecek en hasarsız şekilde atlatacağız.

En azından bu sefer Stiles yalan söylemiyordu.

 

...

 

16 Mart 2021

 

Kapıyı açtığında Stiles burnundan soluyan bir Melissa'yla karşılaştı;

-Stiles, cuma günü hastanede olamayacağımı haber vermek için geldim.

-İçeri girsene, her şey yolunda mı? diye sordu Stiles sahte bir merakla.

-Bilmiyorum, bunca zamandan sonra Kyle, Scott'ı onunla görüştürmediğim için hakkımda şikayette bulunmuş.

Stiles duyduklarına inanamıyormuş gibi kaşlarını kaldırdı.

-Aynen öyle, üstelik telefonlarımı da açmıyor.

-Ne yapmayı planlıyorsun?

-Ne yapabilirim ki? Kapıma polisleri dayandırmadan bu işi çözmem gerek.

-Scott'ın okulu ne olacak?

-Bir hafta böyle idare edeceğiz, uçak biletleri ateş pahası, işten ne kadar zorlukla izin aldığımı Tanrı bilir! Hem de ne için? Stiles eğer ailen biriyle evlenme diyorsa evlenme tamam mı? Annem hâlâ her telefonumda ben sana demiştim diyor.  

Stiles bütün konuşma boyunca süren sahtekarlığının aksine, gayet içten, dürüst bir sarılışla kadını kucakladı;

-Her şey düzelecek eminim.

-Sen iyi misin? diye sordu Melissa çocuğun yüzüne kuşkuyla bakarak, John nerede?

-Seven Oaks'ta, bir konferensa çağırdılar, birkaç güne kadar döner herhalde.

-Yemeklerine dikkat etmelisin, çok zayıfladın.

Stiles kendisini bir anda beş yaş gençleştiren bir biçimde gülümsedi;

-Bazıları benim gibilerden hoşlanıyor Melissa, bu formu kaybetmesem iyi olur.

-Bilmez miyim? diye göz kırptı Melissa Stiles'ı şaşırtarak arkasını dönüp gitmeden önce.

 

...

 

18 Mart 2021

 

-Stiles, ellerine sağlık, mükemmel bir iş çıkarmışsın, dedi Deucalion şarap kadehini cadıya doğru kaldırarak.

Masadaki Beta'lar gerginlikten önlerindekine dokunmamışlardı, evin içinde ağır, beklentili bir hava hüküm sürüyordu. 

-Alfa, dedi Stiles kadehini yavaşça kaldırarak.

Şaraptan yarım bir yudum alarak yemeğin başından beri dokunmadığı kadehi yeniden yerine koydu.

Cenaze sessizliğini Deucalion'un çalan telefonu böldü;

-Her şey yolunda mı? diye sordu Alfa telefonu açar açmaz. Duyduklarından memnun kalmış olacak ki kısa keserek; Gözünüzü dört açın dedikten sonra konuşmayı bitirdi.

-Hale arazisinde herhangi bir hareket olmadığını bilmek içini rahatlatır umarım.

Rahatlamak için çok erken olsa da Stiles üzerindeki yükün birazcık da olsa hafiflediğini hissederek önündekilerden yemeye devam etti. Babası, Melissa, Scott, Hale'ler emniyetteydi, Paul bölgenin en güçlü Sürü'lerinden birinin yanındaydı, Stiles her ne kadar bizzat yanlarında olmak istese de Laura ve Derek için de durum benzerdi. Düşüncelere dalmış, bunun belki de son yemeği olabileceği kuruntusuyla üşenmeyip sipariş ettiği kıvırcık patateslerden birkaç tane daha ağzına attı. Karşısında oturan Beta'lardan biri Stiles'ın ağzındaki patateslere düşmanca bakarak;

-Burada oturmuş mezbahadaki koyunlar gibi boğazlanmayı beklediğimize inanamıyorum, dedi.

Sinir bozukluğundan genç adamın elleri titriyordu.

 -Jeff, yemeğini yemeye devam et, diye karşılık verdi Deucalion otoriter bir sesle, bekleyişimiz bitmek üzere, biraz daha sabredin ve hazır yapabiliyorken yemeğinizin tadını çıkarın.

 

...

 

 


 

 

Gerard'ın eli kulağında! Umarım bölüm hoşunuza gitmiştir.

Chapter Text

İyi okumalar!

 


 

 

18 Mart 2021

 

 

Derek uykusundan sıçrayarak uyandı. Sırtı terden sırılsıklam yatağından doğrulup karşısındaki karanlık duvara baktı. Kalbi gördüğü kabusun etkisiyle hâlâ dört nala atıyordu. Nabzı yavaş yavaş normal hızına dönerken yüreğinde tanıdık bir sızı hissetti, evini özlemişti, odasını, annesiyle babasını, küçük kız kardeşini özlemişti. Derek başını yeniden yastığına gömdü, kulaklarında korkunç bir uğultu vardı. Beta bir kez daha uykuya doğru kaymaya çalıştıysa da kesintisiz süren çınlama yüzünden gözlerini yumması bile mümkün olmadı. Rahatsız edici ses kafasının içinde çiviyle çakılırmış gibi giderek güçleniyordu. Beta ne olduğunu anlayamadan yataktan yere düştü, iki eli başının iki yanında gözleri sımsıkı kapalıydı. Delirtici frekansın içinden Laura'nın çığlığı kulaklarına ulaştığında ayağa fırladı, Beta kapıyı açar açmaz karanlıkta bir hareket seçti, kendisini savunmak için hamle bile yapamadan zifiri odada bir ışık parladı, Derek göğsünde hissettiği şiddetli acıyla sarsıldı, şok göğsünü delip geçiyor, bitmek bilmeyecekmiş gibi sürüyordu. Beta çenesi kilitlenmiş sinirlerini yakan elektriğin kaynağını bulabilmek için elini kaldırmaya çalıştı.

-Yeter, yeter, onu öldüreceksin, yapma!

Laura'nın aşağı kattan yükselen sesiyle hem uğultu hem de acı bıçakla kesilirmiş gibi kesildi. Derek yerde iki seksen uzanmış yatıyordu, vücudu istemsizce kasılıp titriyor, almaya çalıştığı nefesler boğazında kilitleniyordu.

-Derek, hâlâ orada mısın?

Derek kabuslarında sürekli konuşup duran alaycı sesle irkildi; bunun gerçek olmasına imkan yok, bu gerçek değil, kabus görüyorum.

 -Derek, tatlım, başını kaldırıp bana bakmanı istiyorum, yoksa aşağıdaki dişi canavarın canını yakmam gerekecek anladın mı?

Derek zonklayan kafasını kaldırdı, salyayla ıslak çenesine hâlâ tam hakim değildi, bedeni çürük bir diş, açık bir sinirmişçesine sızlıyordu.

-Tanrım, eğer böyle büyüyeceğini bilseydim...

Derek önünde bacakları açık duran kadına dişlerini gerdi.

-Eski tanıdıklara böyle mi davranıyorsun? diye sordu Kate Beta'nın yanında diz çökerek.

Derek boynunu nafile bir çabayla diğer tarafa çevirmeye çalıştı, şok öylesine sersemleticiydi ki, başı hâlâ fıldır fıldır dönüyordu.

-Hadi ama Derek, dedi çocuğun kulağına eğilerek avcı, birlikte yaptığımız eğlenceli şeyleri hatırlamıyor musun?

Laura'nın gürleyişi duvarlarda yankılandı;

 -Ona dokunma, seni delik deşik ederim, kardeşimden uzak dur!

Kate ayağa kalkarak Derek'in arkasındaki birine;

-Aşağı indir, diye komut verdi.

Derek kendisini omuzlarından kavrayan kollara direnmeye çalıştıysa da çabası nafile kaldı, kasları henüz cevap veremeyecek denli acının tesiri altındaydı. Yerde sürüklenirken birdenbire yoğun bir biçimde kan kokusu alarak midesi keskin bir takla attı. Derek'i sürükleyen devasa herif Beta'yı merdivenlerden indirip patates çuvalıymışçasına bir köşeye fırlattı. Beta'nın tam karşısında Laura elleri önünden zincirlenmiş, alnında ince bir kan sızıntısıyla duvarın kenarında yatıyordu.

-Derek? Derek?

Laura'nın endişeli gözleri kardeşinin üzerinde kilitlenmişti.

Avcı'lardan Laura'ya yakın duran üçüncüsü;

-Kes sesini dedi tiksintiyle.

Derek adamın elindeki kanı görebiliyordu;

-Lane nerede? diye sordu Beta kuşku içinde soğuk bir bıçak gibi çevrilerek.

Laura bir şey söylemedi, gözlerinde öyle dehşetle kederle yüklü bir bakış vardı ki bir şey söylemesine gerek kalmamıştı.

-Sana ne dedim? dedi odadaki Avcı Derek'in yanına yürüyerek, sana çeneni kapat dedim öyle değil mi?

Derek yüzüne yediği tekmenin şiddetiyle savruldu, kollarıyla başını korumaya çalışsa da muvaffak olamadı, art arda inen darbelere Laura'nın çığlıkları eşlik ediyordu, sonsuzluk gibi gelen  bir sürenin ardından acımasız tekmeler sonunda durdu.

-Ne diye yüzüne vuruyorsun? diye sordu Kate'in sesi yakınlardan bir yerden azarlarcasına.

-Yüzünü ne yapacaksın? diye sordu adam Beta'nın suratına tükürerek.

-Kes şunu, diye cevap verdi Kate, tehditkar bir sesle. Sana yüzüne dokunma dediysem dokunmayacaksın.

Adam yerde yatan Beta'nın karnına gülle gibi bir tekme geçirdi;

-Madem o kadar ısrarcısın.

Neden sonra Derek'i tümden bırakarak keyifle sırıttı;

-Yüzü nasıl görünürse görünsün, işimiz bittiğinde zavallı piç kurusu seni yalayamayacak kadar ölü olacak. 

Derek şişen gözünü zorlukla aralayarak Kate'in kendisine dikilmiş açık yeşil gözlerine baktı;

-İnsan eğlenmek için her zaman fırsat yaratabilir Thom, dedi Kate'in boğuk sesi.

Derek şiddetle kasılarak zemine kustu.

 

...

 

18 Mart 2021

 

 

-Cep telefonun mu çalıyor?

Stiles cebinde titreşen telefonu çıkartıp açtı;

-Baba?

-John şuan konuşabilecek durumda değil Stiles.

Stiles'ın yüzündeki bütün kan anında çekildi, Deucalion hemen yanı başında ayağa fırlamıştı, bütün masa alarm hâlindeydi.

-Babam nerede?

-Baban burada, hemen yanımda, şuan merhaba diyecek durumda değil gerçi.

-Baba! Baba! Baba, orada mısın?

-Evlatlar babalarını hafife almamayı ne zaman öğrenecekler bilmiyorum? Babanı  gerçekten tanısaydın oğlunun başı beladayken çekip gitmeyeceğini bilirdin Stiles. Onu almak öyle kolay oldu ki, tek yapmam gereken sana yardım etmek için onu bıraktığın yerden gerisin geriye dönmesini beklemek oldu. Melissa ve Scott'ı şehirden göndermeye niye zahmet ettiğini bilmiyorum, baban tuzağa düşmeye böyle dünden razıyken.

-Sana neden inanayım? Babamın seninle olduğuna neden inanayım?

Telefonda Stiles'a ufacık bir umut veren birkaç saniyelik sessizlik oldu.

-Mesajlarını kontrol et, çok iç açıcı bir görüntü değil ama sen istedin.

Stiles elleri titreyerek telefonu kulağından ayırıp yeni gelen görüntülü mesajı açtı, gayet aydınlık ve kaliteli bir fotoğraf John'u yakın plandan, ağzı tıkalı, gözleri kapalı, gömleği kanla lekeli gösteriyordu.

Stiles ağlamamak için dişlerini kıracakmışçasına sıktı;

-Yaşayıp... yaşamadığını nereden bileceğim?

-Ah, Stiles, baban yaşıyor, sen buraya gelmezsen fazla uzun süreceğine garanti veremem gerçi.

-Orospu çocuğu...

-Bana saygısızlık edersen bunu kim ödeyecek zannediyorsun?

Stiles anında çenesini kapattı.

-Böylesi daha iyi. Buluşma  yerini sana bildireceğim, yanındaki tüylü yaratıkları alıp gelmeyi düşünüyorsan yapacağım son şey bile olsa babanın kafasına bir kurşun sıkacağımı hesaba katmanı tavsiye ederim. Yasal güçler için aynı uyarıyı yapmama gerek var mı? Seninle olduklarını bilirim Stiles.

Telefonda bir silahın horozunun tanıdık metalik gürültüsünü işittiler;

-Stiles?

-Kimseyi almadan geleceğimi biliyorsun.

-Kurtların belki de en nefret ettiğim yönü ne biliyor musun Stiles?

Stiles yutkunarak;

-Nedir? diye sordu, cevabı beklerken bütün vücudundan soğuk bir terin boşandığını duyumsuyordu.

-İnsanların lafına asla kulak asmamaları. Eski şarap fabrikasında seni bekliyoruz, sana iyi şanslar Stiles!

 

...

 

Stiles telefonu kapatır kapatmaz Deucalion Cadı'nın omzundan tutarak;

-Seni yalnız bırakmayacağız, dedi, merak etme.

Stiles Alfa'nın kızıl renkte parlayan gözlerine bakarak;

-Tamam, diye yanıtladı titreyen bir sesle.

Oysa içindeki karanlık, sessiz ses başka türlü düşünüyordu;

''Başka çaren kalmadı''diyordu zifiri gecede yaşlı, tüyler ürperten Nemeton fısıltıyla. ''Bana bir kez daha gelmekten başka çaren kalmadı''.

 

...

 


 

 

Beni ''yeni bölüm yok mu'' diye yoklayan Aylak'a selamlar, yeni bölüm dermandan çok dert oldu sanırım :)

Chapter Text

İyi okumalar!

 


 

 

18 MART 2021

 

Kate Argent odanın ortasında dikilmiş çevresini dikkatli, en ufak ayrıntıyı dahi yutan gözlerle araştırıyor, gördüğü bir fotoğraf, basketbol topu ya da ekonomi kitabı için Derek'i bitmek bilmez bir alayla sorguya tutuyordu.

O yeşil, denizin dibinde sessizce bekleyip insanın ayağını boydan boya yaran kırık şişeler gibi acımasız gözler sonunda kaçınılmaz olarak Derek'in yatağına yöneldiler, Derek'in midesi korkuyla kasıldı, kadın bir kaşını kaldırarak;

-Neden tek kişilik? diye sordu. Senin büyüme hızındaki bir çocuk için bu küçük kutunun kısa zamanda kullanışsız hâle geleceğini kestirmek güç değil.

Derek oturtulduğu sandalyeden karşısındaki kadına baktı, şişliği hâlâ inmemiş yüzünde öfkeli bir anlatım vardı. Kate onun bu sahte cesaret gösterisinin gayet farkında olduğunu belirten müstehzi bir tavırla;

-Yatağı Laura mı seçti yoksa sen geldiğinde burada mıydı? Bu konu üzerinde düşünme zahmetine girdin mi hiç? dedi.

Derek yanıt olarak başını iki yana salladı.

-Bana sorarsan bu yatak, sürünün sana sessiz bir uyarısı.

Kate dağınık yatağın koyu mavi renkteki  çarşafında elini gezdirerek devam etti;

-Geçmişte yaptığın hatalardan memnun değiliz dediklerini neredeyse işitebilirsin.

Derek yastığında gezen elin görüntüsüyle midesi bulanmaya başlayarak sertçe yutkundu.  

-Kendine yüklenme Derek, sana diğerlerinden farklı olduğunu söyleyen güzel bir yüze aptalca kapılman çok olağan.    

Derek köpek dişlerinin bir düğmeye basılmışçasına uzadığını, dudaklarından taştığını hissetti. Kate gırtlağından gelen boğuk, neşesiz kahkahasıyla Derek'e yaklaşıp çocuğun çenesini tutarak;

-Eğer dikkatli olmazsan pişman olacağın şeylere sebep olmaya devam edebilirsin dedi.

Kadının kirli sarı saçları Beta'nın yüzüne sürtünüyordu;

-Uslu durup söylediklerimi yaparsan Laura'nın buradan sağ salim çıkmasını sağlayacağım.

Derek Avcı'nın yüreğinin hiç teklemeden sözlerine şahitlik ettiğini duyabiliyordu.

-Anlaştık mı?

Beta kadının pençesi içindeki başını salladı.

Kate, Derek yüzme havuzunda diğerlerini geride bıraktığı zaman nasıl gülümsüyorsa öyle gülümseyerek;

-İşte böyle, dedi memnuniyetini belirten bir tonla. Şimdi üzerindekileri çıkart.

Derek elleri titreyerek emre itaat etti. Üzerindeki yıpranmış eski tişörtü elinden geldiği kadar yavaşça çıkartıp ayaklarının dibine bıraktı. Kate'in merhametsiz bakışları çocuğun her hareketini izliyordu. Beta'nın parmakları aşağıdaki adamlardan birinin Kate'e seslenmesiyle basketbol şortunun belinde durakladılar. Kadın odanın açık kapısına ilerleyerek Derek'e sırtını dönmeden;

-Ne istiyorsun? diye karşılık verdi bağırarak.

-Aşağı in Argent, diye yanıt geldi soruya.

Avcı somurtarak Derek'e baktı;

-Neden daima kadınlar lider oluyor anlıyorsundur sanırım.

Derek olduğu yerde dikilmiş, ne yapacağını bilemez vaziyette bekliyordu, çıplak teni korku ve olacakları kestirememenin gerginliğinden buz kesmiş, pütür pütürdü. Kate kemerinde taşıdığı uzun ince bir bastona benzeyen şok cihazını çıkartarak aletin soğuk, plastik ucuyla Derek'in yanağına dokundu;

-Sandalyeye oturup kıpırdamadan beni beklemeni istiyorum. Döndüğümde seni çıplak hâlde oturmuş beni beklerken bulamazsam Laura'yı ikiye bölüp parçalarından yalnızca birini Beacon Hills'e gönderirim, anlıyor musun?

Derek rengi atarak;

-Laura'ya dokunma, dedi, istediğin her şeyi yaparım.

-Sözüne güvenmediğimden değil ama, dedi kadın cebinden çıkardığı ufak cihazı çalıştırmadan önce.

Cihazın korkunç uğultusuyla Derek dizleri titreyerek yere çöktü;

-Hazırlanmaya devam et, hemen geliyorum, diye karşılık verdi kadın merdivenlerde kaybolmadan.

 

...

 

Derek başının içinde uğuldayan, her an çürük bir dişin köküne dokunuluyormuşçasına sinirlerini ürperten sese direnerek yatağına doğru süründü. Bir şeyler yapması gerekiyordu, Laura'nın inatçı sesi son yirmi dakikadır kesilmişti, Derek bir şeyler yapmazsa bir daha o sesi duyamayacağından korkuyordu. Beta bir yandan içini kemiren şüpheler bir yandan kafasını oyan uğultularla mücadele ederek karyolanın altını yoklamaya giriştiğinde elleri öylesine titriyordu ki bir an başaramayacağını düşündü, ikisi de burada öleceklerdi, Laura aptallığı yüzünden ölecekti.  Birkaç saniyelik kör paniğin ardından parmakları sonunda ahşap gövdeye yapıştırılmış yabancı yükseltiyi ayırt ederek, minik şişeyi kavradılar. Beta bayılmamak için odaklanmaya çabalayarak cam şişenin ufacık boğazını kolaylıkla kırıp içindeki altın sıvıyı başına dikti. Büyü bedenine girdiği anda serbest bırakılmış bir sel gibi içinde akmaya başladı, Derek aceleyle kırık şişeyi yatağın altına iterek basketbol şortunu kalçalarından sıyırmaya girişti, bu işten sıyrılabileceklerini biliyordu, bu dünyada horozu kalkmış altı mermili bir revolverden Derek'le Laura'yı kurtarabilecek bir şey varsa, o da Stiles'ın verdiği bu altın renkli armağandı. Cadı Hale'leri bir kez kurtarmıştı, ikinci kez de yapabilirdi.

Kate geri döndüğünde Derek ellerini tahammül edilemez sesi bir parça olsun hafifletebilmek için sıkıca kulaklarına bastırmış, tıpkı kendisine söylenildiği gibi çırılçıplak, sandalyede oturuyordu.   

Kate sakin, soğuk gözlerle;

-Aferin, dedi, Derek'in işkencesine başladığı gibi aniden son vererek, şimdi başlayabiliriz.

 

...

 

Kate Derek'i ayağa kaldırıp yeşil göbekli sandalyeyi arkalığından tutarak yatağın yanı başına sürüdü.

Derek omuzları kendisini saklamak istermişçesine düşük, kadını izliyordu.

-Buraya gel, dedi Avcı.

Derek sessizce itaat etti, kadın Beta'yı şimdi neredeyse yatağa bitişik duran sandalyeye itti.

-Ellerini öne uzat, diye buyurdu, yatağın üzerine attığı siyah spor çantayı açarken.

Derek çantanın içinden çıkacak olan şeyin bilinmezliğiyle tepeden tırnağa ürperse de yumruk hâline getirdiği ellerini uzattı.

 Kate ince, dağcıların kullandığı türden renkli bir iple Derek'e uzanarak;

-Farkı birazdan göreceksin, dedi sakince, sesini çıkarırsan ne olacağını söylememe gerek yok herhalde. Hazır mısın?

Derek ip tenine değer değmez Kate'in neden söz ettiğini anladı.

-Kurtboğan'ın özel bir türü, seni öldürmez, bana güven.

Derek, Avcı'nın eğitimli nabzı ne derse desin kadının yalan söylediğinin farkındaydı, bilekleri şimdiden reaksiyon verip şişip kızarmaya başlamışlardı. Derek bastıran paniğe hakim olarak başını salladı. Büyü sabretmesini söylüyordu, düşmanına uymasını, devam etmesini.

 -Tanrım, sizinkiler seninle gurur duyuyor olmalı, şu işe bak, ne kadar büyümüşsün! Okuldaki kızların senin için çıldırdığına eminim.

Derek Kate'in dizkapağının biraz üzerinde bir aşağı bir yukarı giden elinden kaçıp kurtulmamak için çenesini sıktı.

-Ufak kaçamağımızdan sonra kimseyle birlikte oldun mu?

Derek başını iki yana salladı.

-Kızlar göründüklerinden daha zorlar değil mi? Bahse girerim sana sorup duruyorlardır; neden hiç gülmüyorsun Derek? Neden sürekli suratın asık Derek?

Kate'in sesi var olmayan kızların hayali taklidiyle incelmiş, alaycı bir tona bürünmüştü.

-Ama belki seni daha iyi anlayacak birileri vardır, öyle biri var mı Derek? Belki yaşça biraz daha büyük, herkesten biraz daha farklı...

Derek tepeden tırnağa buz kesilerek, yüzü allak bullak emin olmak istercesine karşısındaki kadının gözlerinin içine baktı.

Kate hedefini on ikiden vurduğunun bilincinde, biraz öncekinden daha tok, bir parça daha erkeksi bir sesle;

-Derek, dedi, olanlarda senin bir kabahatin yok.

Derek Stiles'ın sözlerini Kate'in ağzından duyduğu anda yerin ayaklarının altından kaymaya başladığını hissetti.

-Kimden bahsettiğimi biliyorsun, aferin. Normalde sessiz bir çocuk olduğunu biliyorum, ama şunu iyi anlamalısın, Laura'nın bu evi canlı terk edip terk edemeyeceği bu konuda ne kadar çok konuşacağına bağlı. Durumu şimdi kavramaya başlıyorsun. Cadı bu sefer sizi kurtaramaz, bunu yapmak için çok meşgul, sizi serbest bırakıp bırakmama kararı tamamen bana ait anlıyorsun değil mi?

Derek yüreği ağzında atsa da sesi titremeden;

-Aşağıdakilerin bizi öylece salıvereceğini hiç zannetmiyorum, dedi.

-Ah, Derek, aşağıda gördüğün adamlar çok katı bir eğitimden geçen çok özel adamlar, bu eğitimde ilk öğrendikleri şey ne biliyor musun?.. Hayır mı? Kadınlar kararları verir, erkekler emirleri yerine getirir. Eğer ben buradan gidebileceğinizi söylersem, kılınıza bile dokunmadan sizi bırakırlar. Tek yapman gereken bana anlatmak. Laura'yı buradan götürebilirsin söz veriyorum.

-Ne duymak istiyorsun?

Kate sabrımı zorlama dercesine Beta'nın omzunu sıkarak;

-Seni içine çektiğim plan gibi bir tanesini geliştirmek ne kadar zaman alıyor bir fikrin var mı Derek? Aylar... Aylar alıyor. Sonra tam her şey tıkır tıkır yürürken zavallı, hastalıklı bir tip çıkıp her şeyi bok ettiğinde ne hissettim zannediyorsun? Benim iki bacağımın arasına kıstırabileceğim bir kuyruğum yok Derek, ben Avcı olarak doğdum, sen pençelerini tanımadan ben yastığımın altında 44'lük Magnum'la uyuyordum. İyi avı her avcı sever, tuzağını bir kez bozarsan, bir tane daha kurar. Bu bizim kanımızda var.

Kate üzerindeki haki ceketi çıkartarak rahatça yatağa oturdu,

-İnsanları canavarlardan korumaya çalıştığım için kıçımda federaller ve bültenlerle saklanırken, hakkında adıyla Hale seviciliği dışında doğru dürüst hiçbir şey bulamadığım birini tuzağa düşürmeye çalıştığımı gözünün önüne bir getirmeye çalış. Piç kurusu neredeyse hiç var olmamış gibi. İnanılmaz!

Kadın acımasız bir sırıtışla öne doğru uzanıp parmaklarını Derek'in karnında gezdirerek;

-Vaktim var, anlat bana, dedi. Stiles Stilinski seni becerdi mi? O yüzden mi bekçi köpeği gibi peşinizden ayrılmıyor?

 

 

...

Chapter Text

İyi okumalar!

 


 

 

18 Mart 2021

 

Her şey Beta'larla Deucalion'un gözleri önünde olup bitti, direksiyondaki Leon dikiz aynasından başından beri güvenmediği Cadı'yı şüpheyle gözetliyordu. İçgüdüleri bu işin altından bir bokluk çıkacağını söylüyordu, tıpkı şarap fabrikasında olduğu gibi. Beta Alfa'sının tüm dikkatinin önündeki intikam fırsatına yoğunlaştığını biliyordu, onu Sürü'deki herkesten daha iyi tanıyordu, şu dakika Deucalion'un zihninde tek bir amaç vardı, ihanete uğradığı günden beri sabırla bilendiği tek bir hedef. Alfa'nın kafası Gerard'la öylesinde doluydu ki burnunun dibinde patlamak üzere olandan habersizdi. Uyanık davranma sırası Leon'daydı, şarap fabrikasında yerine getiremediği görevi şimdi ifa etmeliydi. Arabanın karanlığında Beta, Cadı'nın göz bebeklerinde garip, neredeyse seçilemeyecek kadar belirsiz bir ışık halesinin büyüdüğünü fark ederek gırtlağını yırtacakmışçasına hırladı. Deucalion Beta'sının tepkisini fark ederek şimşek gibi yanında oturan Cadı'yı kavradı. Cadı'nın gözleri Alfa'nın baskısından en ufak bir haberi yokmuşçasına kapandılar, araba bir kasırganın ortasındaymışçasına bir anlığına savrularak yoldan çıktı, Leon hızlı bir refleksle direksiyonu toparladığında Alfa'nın pençeleri boştu, Cadı ortadan kaybolmuştu.

Deucalion Cadı'dan kalan boşluğa bakarak;

-Orospu çocuğu, diye mırıldandı.

 

...

 

Stiles gözlerini yıldızsız geceye açtı, çevresini devasa ağaçlar sarmıştı. Cadı ormanın derin, neredeyse kara yeşili içinde, çarpık gövdelerin açgözlü birer parmak gibi gökyüzüne uzandığını görebiliyor, boğucu rüzgarda ağaçların kindar fısıltısını duyabiliyordu.

Ellerinde olsa bu ağaçlar geceyi çatır çatır, bir sıçanın akrebin gövdesini kırdığı gibi onu ortasından kırarak yutarlardı. Karanlığı yiyerek bir örümcek gibi inlerinde şişmeyi öylesine açlıkla arzuluyorlardı ki. Yılan gibi omurgasız bir akıcılıkla hareket eden kökleri Stiles'ın ayakları altında ıslak oynaşıyorlardı. Kendileri haricindeki her şeye düşman bu kadim ağaçlar Cadı'nın aralarındaki varlığını umursamıyorlardı, Stiles panik boğazında düğümlenerek ormanın tam göbeğinde olduğunu fark etti, çevrede başka hiçbir şey yoktu, yalnız sonu gelmek bilmeyen bir ağaç denizi, sonunda bu iğrenç yerin, bu cehennemin kalbine değin düşmüştü işte.

Ağaçlar Stiles'a aldırmıyorlardı, Cadı her şeyini yitirerek kendi biçimlerini aldığından, ruhu artık bu ormana ait olduğundan O'nu kendi dillerinde buyur ediyorlardı.

Stiles içinde uyanan dehşeti bastırarak ıslak köklerin arasından yürümeye başladı, buraya bir sebeple gelmişti, hızlı davranması gerekiyordu.

Doğru, diye çınladı ormanda Nemeton'un soğuk, kırılan camı andıran sesi, çok vaktin yok genç Cadı.

Stiles elinden geldiğince hızlı ilerleyerek, sesin kaynağına, Nemeton'un tanıdık, boş bir göz çukuru gibi karanlık gövdesine yaklaştı.

-Stiles, dedi geniş gövdenin üzerinde oturan tanıdık, yüzü sargılı suret, yılansı bir tıslamayla, gölgeni nereye sakladın?

Stiles bunun bir oyun olduğunu bilse de kendisini Nogitsune'nin bakışlarını takip etmekten alamayarak arkasına baktı, Tilki'nin de söylediği gibi gölgesi kaybolmuştu.

 Nogitsune bağdaş kurduğu yerden kalkarak Stiles'a doğru yavaşça yaklaştı, sargılardan açıkta kalan ağzı içindeki korkunç dişlerle metalik bir ışıltıyla parlıyordu;

-Herkesin sahip olduğu ve kimsenin kaybetmediği şey nedir, Stiles?

Stiles karşısındaki yaratığın tehdit edici varlığı karşısında gerilemeden, geçmişte bir kez daha cevap verdiği bilmeceyi yanıtladı;

-Bir gölge.

-Eğer onu kaybetmediysen gölgen nerede?

Stiles oyun oynamaya vakti olmasa da başka çaresi olmadığı için düşünmeye çalıştı, kahrolası gölgesi nereye gitmişti?

Nogitsune sorusunun cevabını beklerken yavaş yavaş yüzündeki sargıları açmaya başladı. Stiles bir dejavu hissiyle sargıların ardından çıkmakta olan yüze, kendi yüzüne,  içindeki tiksintiyi bastırmaya çabalayarak baktı.

-Vaktin tükeniyor, dedi Nogitsune, babanı kurtarma k istiyorsan daha hızlı davranmalısın Stiles.

Stiles olduğu yeri arşınlamaya başlayarak zihnini araştırmaya koyuldu; herkes sahipse Stiles da bir gölgeye sahipti, kimse kaybetmiyorsa gölgesi kaybolmamıştı, öyleyse nerede bu siktiğimin gölgesi?

-Cevap burnunun dibinde ve sen onu bile görmekten acizsin. Sefil, toy ruh!

-Seni yendim, bir kez daha yapabilirim, dedi Stiles serinkanlılığını korumaya çalışarak aklı hala cevabın peşindeydi.

Nogitsune dehşet verici bir ifadeyle güldü, gözlerinde cehennemin kendisi gibi bir ateş sessizce yanıyordu.

-Beni yendiğini mi zannediyorsun? Sen ve küçük, aciz sürün, benim gibi kadim bir ruhu, her yolu bilen, iğne deliğinden bile geçebilen tilkiyi öyle basitçe yeniverdi öyle mi?  

 -Seni yendik, sen düştüğünde oradaydım.

-Beni bizzat yaşlı Şeytan'ın kendisi yendi Stiles, sen ve zavallı sürün bir araçtı yalnızca.

-Buna inanmamı mı bekliyorsun? Seni başımıza musallat eden Nemeton'un kendisiydi, neden seni ortadan kaldırsın ki?

-Nemeton dal budak sardığı yerde kendisinden başka bir şeyin serpilip gelişmesine izin vermez.

-Madem ortadan kaldıracak ne diye zahmet edip bu kadar pisliği Beacon'a yığıyor?

-Her şeyin kendisine has bir doğası vardır Stiles, İblis'in elinde değil, leşin sinekleri çağırdığı gibi kötülüğü çağırıp duruyor.

Nogitsune iki elini sertçe birbirine çarptı;

-Sonra semirmelerine izin vermeden onları aynen bir sinek gibi eziyor. Beacon'ı bir sülük gibi sömürürken kendisine rakip çıkabilecek bir şeyin kök salmasına müsaade eder mi zannediyorsun?

Stiles yeni bilginin ağırlığı altında sersemledi.

Nogitsune sırıtarak arkasındaki ağaç gövdesine döndü;

-Sana ne yapacağını kestirebiliyor musun?

Stiles cevabı adı gibi bilse de bir şey söylemedi;

-Yarattığı bütün anomaliler gibi seni de kesip atacak, dedi Nogitsune bir kez daha Nemeton'un üzerinde bağdaş kurarak, tıpkı bana yaptığı gibi, Darach'a, Alfa Sürüsü'ne, Scott'a yaptığı gibi.

Stiles sessizce Nemeton'a doğru yürüyerek Nogitsune'nin karşısında bağdaş kurdu.

-Buraya ne seninle sohbet etmeye ne de oyun oynamaya geldim, dedi Cadı bir zamanlar bedenini çalan Tilki'nin cam gibi soğuk gözlerine bakarak.  

-Ben sorduğum her bilmecenin cevabını alırım diye karşılık verdi Tilki, sen buradan ayrılmadan önce bir kez daha soracağım, sonra yumruk halindeki avucunu Stiles'ın önünde açtı, parmaklar aralanır aralanmaz beş kıvılcım, ateşin yuvasından sıçrarmış gibi taşarak Nogitsune'yle Cadı'nın arasındaki boşlukta asılı kaldılar.

Stiles kıvılcımlardan birini avucuna aldı, kıvılcım elinin çukuruna değer değmez bütün bedenine güven verici bir sıcaklık yayıldı.

-Anlaşmanın şartları ne?

-Sana dur diyene dek kıvılcımları söndürmeni istiyorum.

-Bu kıvılcımlar ne? Diye sordu Stiles minik birer yakutu andıran ışıltılarını izlerken.

Nogitsune tavuk kümesindeki bir tilki kadar hesapçı, acımasız sırıttı;

-Fark eder mi?

Stiles hareket etmeden yutkundu;

-Bunlar başkalarının ruhları mı?

Tilki'nin sırıtışı genişledi;

-Hayır.

Stiles kıvılcımlardan ilkini avucuna aldı, bu kadarla tatmin olmak zorundaydı, daha fazla oyalanmak lüksü yoktu, korkusunu bir kenara bırakarak kıvılcımı yumruğu içinde boğma işine girişti. Kıvılcım beklenmedik bir yalımlanmayla avucunu kor gibi yaktı, acı müthiş bir şiddetle bedenine dağılsa da Stiles pes etmedi. Cadı dur duraksız titriyor, sırtından soğuk ecel terleri dökülüyordu, duyduğu acı daha önce tattığı hiçbir şeye benzemiyordu. Elinin içindeki yangın söndüğünde bütün vücudu buz kesmişti, Stiles yumruğunu açtığında parmaklarının kararmış olduğunu gördü, ruhu tarifsiz bir yitimin acısıyla paramparçaydı, öyle ki Cadı yere kapanıp hıçkırarak ağlamak istedi.

Tilki önündeki sahneyle kendisinden geçmiş Cadı'yı izliyordu.

-Babanı kurtarmak istiyorsan acele etmelisin, dedi Cadı'nın yavaş hareketlerini fark ederek, tik tak, Stiles, tik tak.

İki kıvılcıma birden uzanırken Cadı'nın eli bütün vücuduyla beraber zangırdıyordu.

Stiles acıyla sinirleri kavrulsa da yüreğini toplayarak kıvılcımı yumruğunun içinde hapsetti. Cadı'nın gözlerinin önünde henüz tanımadığı iki uzun siluet belirdi, bu silik soluk yabancılara Stiles'ın yüreğinden daha önce hiç kimseye duymadığı türden bir sevgi akıyordu, gözlerini yaşartan, kalbini çaresizlikle dolduran türden bir şefkat durmasını söyledi.

Ne kadar arzu etse de durmasına imkân yoktu. Annesinin genç yaşta ölümüne sebep olmuş biri için babasını kendi kabahati yüzünden yitirmek bütün korkuların, bütün sevgilerin ötesindeydi.

Stiles siluetlerin görüntüsüne bir an daha tutunmak, birkaç saniye bile olsun onlardan ayrılmamak istedi. Kıvılcımın sıcaklığı yerini yas dolu bir uğultuya bırakarak yitip gitti.

Fikrini değiştirmekten korkarak önündeki kan damlasını andıran kıvılcıma uzandı. Kıvılcım neredeyse kömüre dönen parmaklarının arasına sıkıştığı anda tanıdık bir ses kulaklarını doldurdu. Stiles'ın parmakları sesin şaşkınlığıyla bir parça açılsalar da Cadı kendisini toparlayarak, amansız bir mengene gibi, avucunun içindeki yaşanmamış hayatın vaatlerini ezmeye koyuldu. Stiles sözlerini seçemese de en son ne zaman duyduğunu anımsayamadığı o yumuşak, derin sesin vazgeçmesi için durmaksızın yalvardığını anlayabiliyordu, gözyaşları yanaklarından kaymaya başladı.

Kıvılcım söndüğünde bedeni çözülmesi imkânsız bir buz kütlesinin altına gömülmüşçesine soğuktu.

Son kıvılcım parmaklarına değer değmez bir meşale gibi tutuşup boyundan yukarıya yükseldi, Stiles kıvılcıma nasıl hâkim olamayacağını bilemeyerek alevleri çaresizce kucaklamaya kalktı, ateş bütün hararetiyle göğsüne değdiğinde babasının sesi bütün varlığında yankılandı.

‘‘Stiles''.

Nemeton'un istediği bedel buydu işte, Stiles'ın, yalnız uzaktan bir yankısını duyabildiği, solgun bir hayalini görebildiği hayatı. Görünüşe göre Derek'i, babasını ve başka yabancıları da barındıran ömrünün kalan yılları.  

‘‘Stiles, yalvarırım, dur!''.

 Stiles babasının yalvarışına karşı koyamayarak ateşten geri çekildi. Ellerinden kurtulan tek kıvılcım boşlukta, sönmekten korkarmışçasına bütün hararetiyle yanmaya devam ediyordu.

Nemeton'un en kadim mağaralardan bile yaşlı, güneş görmemiş sesi bir taşın gölde yarattığı halkalar gibi havada yayıldı;

‘‘Bu kadar yeter''.

Stiles kendisini henüz yasın bıraktığı boşluktan tamamen kurtaramadan, dağları yerinden sarsan depremleri, okyanusları çeviren hortumları andıran bir kuvvetin üzerine hücum ettiğini hissetti.

Orman kaşığın ters yüzü gibi Cadı'ya doğru eğiliyor, Nemeton dürtülmüş bir arı kovanının ürkünç vızıltısıyla Stiles'a doğru taşıyordu.

Stiles bütün varlığını bir ağ gibi gererek Nemeton'un kendisine bağışladığı gücü zapt etmeye çalıştı. Boğazına dek doluyken su içmeye çalışır gibi ağacın verdiği ne varsa yutmayı denedi. Çok geçmeden Nemeton'un kudretinin kendisini bir sel gibi boğacağını kavradı, bu türden ham bir güce bir insan sahip olamazdı.  Stiles güce sahip olmak istemiyordu oysa, yalnız onu kullanmayı arzu ediyordu. Cadı bir anda kendisini bırakarak gücü zapt etmeye çalışmak yerine ona teslim oldu. Nemeton'un kasırgası başladığı gibi aniden dinene dek kuru bir yaprak gibi o korkunç çekimin merkezinde durmak yerine çevresinde, onunla beraber döndü. Binlerce kuşun uğultusuna benzeyen ses, o tekinsiz dönüş bir anda kesildi.

Stiles ak gözleri ardına dek açık, Nemeton'un üzerinde ayakta duruyordu. Biraz önceki telaşından eser kalmamıştı, acele etmesine gerek yoktu, her şey yoluna girecekti.

Beklendiği yere gitmek için gözlerini bir kez daha kapattığında bir ses düşüncelerini böldü;

-Gölgen nerede?

Stiles bir elini havaya kaldırarak deliksiz mavi gecenin karanlığıyla mavi parmaklarına baktı;

-Gölgem burada, dedi Cadı yavaşça, ben kendi kendimin gölgesine dönüştüm.

 

 

...    

 


 

 

İki üç kez okumaya vaktim olmadı, lütfen mantık/dilbilgisi hatalarımı yazmaktan çekinmeyin.

Umarım bölümü beğenmişsinizdir!

Chapter Text

Sonunda biraz aksiyon! İyi okumalar!

 


 

 

18 Mart 2021 (Peter)

 

 

Talia içeri girdiğinde Peter odasının penceresinden alacakaranlığa gömülmüş ormanı izliyordu.

 

-Sessiz bir gece, dedi Alfa'nın derin, düşünceli sesi.

 

Beta'nın Alfa'ya dönen gözleri soğuk bir altın renkle çakıp söndüler;

 

-Arazimizi koklayan Deuc'un köpeklerinin çıkardıkları hışırtıları saymazsak sessiz.

 

Talia Peter'ın yanına yürüyerek, ışıksız topraklarının koyu sükunetini dinlemeye koyuldu;

 

-Bu gece uyumanı istemiyorum, gözün dışarıda olsun, evi bana haber vermeden terk etme.

 

-Cora?

 

-Aşağıda, Sam'in yanında, dedi Talia odadan ağır zarafetiyle sakince çıkarken.

 

Peter, bakışları ta ileride, sınırı belirsiz karanlığı tarayarak, beklemeye başladı.

 

 

...

 

 

 

Peter ormanın kuzey ucundan yaklaşan devasa silueti gördüğünde pencerenin kenarında oturduğu yerden sessizce ayağa kalktı. Peşinde sürüsüyle rakip Alfa iki metrelik bir hayaletmişçesine orman sisini delip geçiyordu. Peter ensesindeki tüyler diken diken, odasından çıkıp Talia'ya haber vermek için uçarcasına merdivenleri indi. Aşağıda Alfa'sı çoktan harekete geçmiş, izinsiz ziyaretçileri karşılamak üzere yüzü kapıya dönük, saplanmış bir bıçak gibi dimdik bekliyordu.

 

-Geliyorlar, dedi Alfa, kurdun boğuk, kan donduran sesiyle.

 

Birkaç saniye sonra yüzü hayvani bir gerilimle dolu Sam karısının yanındaki yerini aldı.

 

Beta pençelerini çıkardığında Talia'nın cehennemi gözleri Peter'a döndü. Alfa'nın sakinleştiren, dizginleyen aurası şimdi bir kırbaç gibi ruhlarına iniyordu. Alfa voltajı arttıran bir güç kaynağı gibi çalışıyor, Beta'ların potansiyellerini akla hayale gelmez bir biçimde katlıyordu. 

 

 

Dışarıdaki düşman Sürü'den geceyi saran ulumalar yükselmeye başladı, Talia'nın kurttan çok köpek balıklarını andıran köpek dişleri tehditkarca uzadılar. Alfa peşinde kendisini gölgeleyen Beta'larıyla kapıyı açmaya yöneldiğinde beklenmedik şey oldu; salonun ortasında bir ışık patlayarak Sürü'yü yerlerinden savurdu.  

Peter bir anda karşısında beliren Stiles'ın enerjisiyle birlikte Sürü'nün önüne geleni katıp götürmek üzere olan bir dalga gibi yükseldiğini hissetti.

 

Stiles etrafını hızlıca gözden geçirerek kurt adamlara yaklaştı, Peter Cadı'nın yürüyüşündeki tuhaflığı anında fark etti; Stiles topallamıyordu.

 

Ormandan, pencere camlarını çerçevelerinde titreten bir başka uluma daha koptu.

 

Stiles yaklaşan belanın müsebbibini sonunda kavramışçasına;

 

-Ennis, diye mırıldandı.

 

Talia daha fazla vakit kaybetmeden Cadı'nın Sam'in yanındaki yerini almasını işaret etti.     

 

 Stiles umulmadık bir biçimde Talia'nın sessiz buyruğuna uymak yerine Peter'a yaklaştı;

 

-Gitmeliyiz.

 

-Farkında değilsin sanırım fakat şuan biraz meşgulüz Stiles.

 

Stiles Peter'a yanıt vermek yerine Talia'ya döndü;

 

-Derek'le Laura'nın başı dertte.

 

Talia'nın taştan oyulmuş yüzü fırtına bulutu gibi karardı;

 

-Gidin! diye emretti Alfa.

 

Peter Stiles'ın kendisine uzanan elinden geriye çekilerek;

 

-Cora burada! dedi. O'nu bırakamam.

 

Cora'yı o ahmak eniği kurtarmak için burada bırakıp gidecek değildi.

 

Talia Peter'a dönerek kükredi, pençesi Beta'nın omzunu demirden bir kıskaç gibi kavramıştı;

 

-Gidip oğlumla kızımı kurtaracaksın Peter, dedi sürü lideri, istesen de istemesen de, sana Alfa'n olarak emrediyorum!

 

Talia Peter'ı bırakıp Stiles'a dönerek bir kez daha;

 

-Gidin! dedi.

 

Dışarıdaki ulumalar neredeyse kapının eşiğine varmışlardı.

 

Cadı beklenmedik bir kuvvetle kurt adamı kendisine çekti, bir anlık mutlak sessizlik içinde göğüs göğüse durdular, Stiles Peter'ın kulağına eğilerek;

 

-Bu sefer Kate'i öldürdüğünden emin ol, dedi.

 

Stiles anladığından emin olmak istermişçesine geriye çekilerek Beta'ya baktı, görmeyi umduğu ne varsa belli ki tatmin olarak Beta'nın iki bileğini birden kavradı. Cadı'nın süt aklığındaki gözleri Peter'ı yarattığı anafora doğru çekmeden hemen önce evin kapısı gürültüyle ardına dek açıldı, Beta gözlerini kapatmadan önce son gördüğü şey heyula gibi kapkara, Sam'in önünde neredeyse tavana ulaşan Alfa'sıydı.

 

...

 

 

(Kate)

 

 

-Beni tatmin etmek konusunda pek becerikli değilsin, öyle değil mi Derek?     

 

Kate düşünceli gözlerle Beta'yı süzdükten sonra Derek'in karşısında oturduğu yerden doğruldu;

 

-Aksi yöndeki tüm kanıtlara rağmen Cadı hakkında elle tutulur hiçbir şey bilmediğini düşünmeye başladım, eğer bana anlatmadığın bir şey varsa hemen dökülmeye başlarsan iyi edersin.

 

Kate'in deneyimli gözleri Beta kendini ele vermemek için ne kadar uğraşsa da gerçeği okudu; işe yaramaz piç kurusunun daha fazla söyleyebilecek bir şeyi yoktu.

 

-İşime yaramayacaksan seni ya da dişi köpeği neden canlı tutmak zahmetine gireyim ki?

 

Beta acınası bir biçimde yorgunluktan tamamlayamadığı diş gösterme işine giriştiğinde Avcı güldü;

 

-O canavarı hayatta bırakıp eniklemesine izin vereceğime gerçekten inanmış olamazsın!

 

Kate önemli bir şey itiraf edecekmiş gibi sesini alçalttı;

 

-Dünyayı kirletip sıçanlar gibi her yeri doldurmanıza müsaade edemem Derek.

 

Beta'nın bitkin ifadesi yavaş yavaş yerini ölümcül bir kabullenişe bırakmaya başlamıştı. Kate ölüme yatmaya hazırlanan bu ifadeye işkence ettiği yaratıklarda bir çok kez şahit olmuştu.    

 

Avcı yavaşça gözleri kapalı Derek'in kulağına eğildi;

 

-Derek tatlım, sanırım ön sevişme faslı bitti.  

 

Beta'nın ani omuz darbesini hissettiğinde Avcı kaslarının alışkanlıkla şimşek gibi hareket ettiğini duydu, tehdit unsuru ne kadar zayıf olsa da kendisini güvene alabilmek için ayağa kalkarak odanın ortasına doğru geriledi; bu saçma hamlenin bedelini öyle güzel, öyle yavaş ödeyeceksin ki!

 

Avcı'nın beklemediği, çekildiği yerde kendisini karşılayan şeydi, odanın kalbinde bir fotoğraf çekiliyormuşçasına, anlık, sessiz bir şimşek patladı. Pençeler boğazına uzandığında Avcı'nın attığı son adım henüz yere değmemişti.

 

-Senden bir özür beklemek sanırım zaman kaybı olur, dedi soğuk bir ses.

 

Pençeler boğazını deştiğinde Avcı'nın zihni bedeninin çoktan kavradığı şeyi idrak edemeyerek bocaladı.

 

Kadının gözleri ne oluyor dercesine fal taşı gibi açılmış, kendisini izleyen Derek'in kocaman yeşil gözlerine kilitlenmişti. Bir an sonra Avcı'nın dizleri boşaldı, Kate katilinin elinden kayıp yavaşça yere düştü, dünya yavaş yavaş kararırken kadının titreyen elleri boğazına uzanmaya çalışıyor, kapanan gözkapaklarının altında oynayan gözbebekleri hala çılgınca ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

 

...

 

Derek Peter bileğindeki bağları koparıp atarken;

 

-Laura, diye fısıldadı, bakışları kapıyı işaret ediyordu.

 

-Kaç kişiler? diye sordu Peter, elini ateşe tutmuşçasına yakan lanet ipi hışımla yere atarken.

 

Derek titreyen bacaklarla doğruldu;

 

-Üç.

 

Peter Kate'in başında dikilmiş hesaplayan bir ifadeyle kadını izliyordu.

 

-Ne diye seni bu kadar uzun süre hayatta bıraktı ki?

 

-Talih Damlası, dedi Derek bir yandan ip kesiği bileklerini ovuşturarak.

 

Peter'ın buz gibi ifadesi önce şaşkınlık sonra öfkeyle bölündü, neden sonra  kendisini toplayarak Kate'in yanında diz çöktü. Derek amcasının ne yapmak istediğini anlayamayarak Peter'a sorarcasına baktı.

 

Peter başını kaldırdı, Beta'nın Derek'e yönelen gözleri ince altın bir yüzük gibi son bir kez aydınlandılar, sonra Beta hiç düşünmeden pençelerini Kate'in göğsüne geçirerek bir hamlede Avcı'nın hala sıcak kalbini yerinden söküp çıkardı. Gözleri, Derek'in şokla açılmış altın gözlerini yeniden bulduğunda, yabancı, vahşi bir elektrik mavisiyle parlıyordu.  

 

''Şansa bırakmaya gelmez'', dedi Peter kendi kendisine, ayağa kalkarken, sonra yeğeninin yatağındaki örtüyü çekerek hala sıcak kan damlayan pençesini temizlemeye koyuldu.

 

İşi bittiğinde Derek'in dehşet dolu bakışına karşılık kılı bile kıpırdamadan başıyla kapıyı işaret etti;

 

-Önden buyur.

 

...

 

 

(Deucalion)

 

 

-Bu doğal değil, dedi Jeff alacakaranlığın içinde ardı ardına patlayan yıldırımları izlerken.

 

Şiddetli yağışa rağmen Leon'un kontrolündeki araç otobanda yağ gibi kayarak ilerliyordu.

 

-Bu geceyle ilgili hiçbir şey doğal, diye karşılık verdi Alfa, kızıl gözleri Beta'larının göremediği bir şeyi ararmış gibi dört dönüyordu.

 

-Sence kaçtı mı? diye sordu Jeff yanındaki Leon'a.

 

Hemen yanlarında patlayan korkunç yıldırımın gürültüsü Alfa'nın cevabını boğdu.

 

-Bu yıldırımlar bize bir işaret, diye bağırdı Leon Alfa'sına, dönmek zorundayız!

 

Deucalion'un kararlı gözleri dikiz aynasında Beta'sını buldular;

 

-Ayağını gazdan çekme, diye emretti Alfa.

 

Belki beş belki de on metre gitmişlerdi ki Leon gözlerini alan bir yıldırımla hayatın yavaşladığını hissetti. Kemiklerini titreten bir enerji dalgası yumruk gibi arabaya vurdu, Leon'un gördüğü son şey gecenin gündüz gibi aydınlanışıydı.

 

...

 

 

(Gerard)

 

 

-Buradasın, dedi Gerard, sesi boş bir hangarı andıran fabrikanın duvarlarında yankılandı.

 

Girişteki iki adamdan haber yoktu, Gerard kaybın pek öyle büyük olmadığı düşüncesiyle çevresini gözden geçirdi, bundan daha küçük savaşlarda daha fazlasını kaybettiği olmuştu.

 

Adamlarına arka kapıyı tutmasını işaret ederek deneyimli Avcı avının şaşırtmaca amacıyla yöneleceğini tahmin ettiği orta kanattaki kapıya yöneldi.

 

Stilinski tam da beklediği üzere yirmi saniye sonra kapıda belirdi.

 

Gerard'ın bıçağı yirmi birinci saniyede avının karnına saplanmıştı. Avcı soluğu kesilen genç adamın bükülmesini engellemek için omzunu kavrayarak Stilinski'yi zorla dikleştirdi;

 

-Yolun sonuna çabuk geldin oğlum, dedi hiç zorlanmadan tüy gibi hafif genç adamı ayakta tutarak.

 

Stilinski'nin bedeni aldığı darbenin yarattığı hasarla titremeye başlamıştı bile.

 

-Yazık, çok yazık, dedi Gerard başıyla adamlarından birine başıyla ufak bir işaret çaktı, sonra elleri altındaki çocuğun vücudunu açılan kapıya doğru hafifçe döndürdü, John oğlunu görür görmez bağlandığı sandalyeden kurtulmak için delice çırpınmaya başladı, ağzındaki bağın boğduğu bağrışları içerideki herkes duyabiliyordu; Stiles! diyordu adam boğazını yırtarcasına, Stiles! Stiles!..

 

Stiles gözlerinde kendi ölümüne atılmaya bekleyen sakin bir teslimiyetle babasına veda edercesine baktı, tutsak adamın haykırışları bu bakışla dişlerinin arasındaki bez parçasını delip geçtiler.

 

-Babalar evlatlarının öldüğünü görmek acısını yaşamak zorunda kalmamalı dedi, Gerard'ın onaylamayan sesi, sonra elindeki bıçak kurbanının karnını deşerek etin içinde yarım tur döndü.    

 

Stiles'ın kafası acı bir çığlıkla geriye gitti, bembeyaz uzun parmakları Gerard'ın omzuna kaskatı yapışmıştı.

 

Bıçak durduğunda çocuk zorlukla birkaç soluk aldı, ağzını açtı, dişleri taze kanla kıpkırmızı parlıyordu.

 

Gerard avının son sözlerini duyabilmek için bir parça eğildi;

 

-Ne? diye sordu? Ne diyorsun oğlum?

 

-En azından bu sefer yumruk atmıyorsun, dedi çocuk, terle kaplı yüzü kızıl bir gülüşle aydınlanmıştı.

 

Gerard ne kastettiğini anlayamayarak kaşları çatık Stiles'a baktı.

 

-Bilirsin işte, dedi av, kesik kesik anlatmaya çabalayarak, seksenlik bir orospu çocuğunun sağ kroşesiyle Foreman çekmek çok utandırıcı oluyor.

 

Gerard dişlerini sıkarak;

 

-Neden babanın ölümünü güçleştiriyorsun evlat? diye sordu. Adama yeterince sıkıntı vermedin mi sence? Her neyse, dedi erketede bekleyen adamlarına işaret ederek, daha fazla uzatmaya gerek yok, bu pis işi çabucak bitirelim gitsin.

 

Garip bir şekilde Gerard kendisiyle konuşuyormuşçasına çocuk onaylarcasına başını salladı;

 

-Haklısın, dedi, daha fazla uzatmaya gerek yok.

 

Daha sözü bitmeden Avcı'lar Gerard'ın aldığı darbeyle şaşkınca içini çektiğini duydular.

 

Avcılardan en atik olanı vakit kaybetmeden öne atılsa da, Gerard'a iki adım bile yaklaşamadan bir hortumun ortasındaki bir toz tanesiymişçesine hızla dönerek metrelerce yükseldi, sonra acımasız bir çatırtıyla betona çarptı.  

 

Diğer ikisi eğitimlerinin verdiği refleksle silahlarına uzandılar, adamların parmakları Glock 22'ye değemeden Cadı'nın avucunda bir ışık çaktı, hangar bir anlığına büyünün korkunç beyazlığıyla yıkandı, yakıcı aydınlık sönmeden önce, Cadı'nın yıldırımı iki dişli bir çatal gibi ayrılarak iki adamın zavallı bedenine havayı çatırdatan bir kuvvetle aktı.

 

Gerard'ın elleri Cadı'yı boğmayı arzuluyorlarmışçasına Stiles'ın yakasını kavradılar. Göz açıp kapayıncaya dek roller tamamen değişmişti, şimdi Avcı Cadı'nın yardımıyla ayakta duruyor, boğazına dolmaya başlayan kan sebebiyle hırıltılı bir biçimde, zorlukla nefes alıp veriyordu;

 

-Seni öldüreceğim, dedi ihtiyarın kin dolu sesi, seni öldüreceğim, babanı öldüreceğim, o canavarları tek tek geberteceğim.

 

Cadı gözlerine ulaşmayan bir gülümsemeyle Avcı'ya baktı;

 

-Şanslısın, dedi adama, kızın senin cehennemi boyladığına şahit olamadan öldü.

 

Gerard'ın gözleri sözlerin idrakiyle öfkeyle açıldığında Cadı'nın ışıktan bir yılanı andıran yıldırımı Avcı'nın yüreğine aktı.   

 

...

 

Gerard ayaklarının dibine düştüğünde Cadı hayatta kalanın coşkun zaferini, o taşkın neşenin kırıntısını duymadı. Hangarın köşesinden kendisini izleyen babasının bakışlarının ağırlığıyla sendeledi, ardında bıraktığı ölülerin sessizliği kulaklarında çınlıyordu.  

 

Biraz sonra bacaklarını zorla ilerleterek babasına yaklaştı, John'un irkilmesiyle yüreğine Gerard'ın bıçağının verdiğinden daha keskin, buz gibi bir acı saplandı. Stiles kendisinden bu son zevki çalmak istemeyerek elleri bağlı babasını kucakladı;

 

-Güvendesin, dedi yavaşça John'un yüzüne bakmadan.

 

Büyünün anaforu ikisinin yollarını ayırıncaya dek bir kaç saniyeliğine yanağını babasının omzuna yasladı;

 

-Hoşçakal, diye mırıldandı yavaşça.

 

Ne dediğini seçemese de, John'un vedasına karşılık kabul ettiği boğuk sesi büyünün dalgası içinde işittiği son şey oldu.

 

...

 


 

 

Bol şeker, bol kitap, bol öykülü bir bayram dilerim!