Actions

Work Header

Zamanı Başa Sarmak

Chapter Text

Sonunda biraz aksiyon! İyi okumalar!

 


 

 

18 Mart 2021 (Peter)

 

 

Talia içeri girdiğinde Peter odasının penceresinden alacakaranlığa gömülmüş ormanı izliyordu.

 

-Sessiz bir gece, dedi Alfa'nın derin, düşünceli sesi.

 

Beta'nın Alfa'ya dönen gözleri soğuk bir altın renkle çakıp söndüler;

 

-Arazimizi koklayan Deuc'un köpeklerinin çıkardıkları hışırtıları saymazsak sessiz.

 

Talia Peter'ın yanına yürüyerek, ışıksız topraklarının koyu sükunetini dinlemeye koyuldu;

 

-Bu gece uyumanı istemiyorum, gözün dışarıda olsun, evi bana haber vermeden terk etme.

 

-Cora?

 

-Aşağıda, Sam'in yanında, dedi Talia odadan ağır zarafetiyle sakince çıkarken.

 

Peter, bakışları ta ileride, sınırı belirsiz karanlığı tarayarak, beklemeye başladı.

 

 

...

 

 

 

Peter ormanın kuzey ucundan yaklaşan devasa silueti gördüğünde pencerenin kenarında oturduğu yerden sessizce ayağa kalktı. Peşinde sürüsüyle rakip Alfa iki metrelik bir hayaletmişçesine orman sisini delip geçiyordu. Peter ensesindeki tüyler diken diken, odasından çıkıp Talia'ya haber vermek için uçarcasına merdivenleri indi. Aşağıda Alfa'sı çoktan harekete geçmiş, izinsiz ziyaretçileri karşılamak üzere yüzü kapıya dönük, saplanmış bir bıçak gibi dimdik bekliyordu.

 

-Geliyorlar, dedi Alfa, kurdun boğuk, kan donduran sesiyle.

 

Birkaç saniye sonra yüzü hayvani bir gerilimle dolu Sam karısının yanındaki yerini aldı.

 

Beta pençelerini çıkardığında Talia'nın cehennemi gözleri Peter'a döndü. Alfa'nın sakinleştiren, dizginleyen aurası şimdi bir kırbaç gibi ruhlarına iniyordu. Alfa voltajı arttıran bir güç kaynağı gibi çalışıyor, Beta'ların potansiyellerini akla hayale gelmez bir biçimde katlıyordu. 

 

 

Dışarıdaki düşman Sürü'den geceyi saran ulumalar yükselmeye başladı, Talia'nın kurttan çok köpek balıklarını andıran köpek dişleri tehditkarca uzadılar. Alfa peşinde kendisini gölgeleyen Beta'larıyla kapıyı açmaya yöneldiğinde beklenmedik şey oldu; salonun ortasında bir ışık patlayarak Sürü'yü yerlerinden savurdu.  

Peter bir anda karşısında beliren Stiles'ın enerjisiyle birlikte Sürü'nün önüne geleni katıp götürmek üzere olan bir dalga gibi yükseldiğini hissetti.

 

Stiles etrafını hızlıca gözden geçirerek kurt adamlara yaklaştı, Peter Cadı'nın yürüyüşündeki tuhaflığı anında fark etti; Stiles topallamıyordu.

 

Ormandan, pencere camlarını çerçevelerinde titreten bir başka uluma daha koptu.

 

Stiles yaklaşan belanın müsebbibini sonunda kavramışçasına;

 

-Ennis, diye mırıldandı.

 

Talia daha fazla vakit kaybetmeden Cadı'nın Sam'in yanındaki yerini almasını işaret etti.     

 

 Stiles umulmadık bir biçimde Talia'nın sessiz buyruğuna uymak yerine Peter'a yaklaştı;

 

-Gitmeliyiz.

 

-Farkında değilsin sanırım fakat şuan biraz meşgulüz Stiles.

 

Stiles Peter'a yanıt vermek yerine Talia'ya döndü;

 

-Derek'le Laura'nın başı dertte.

 

Talia'nın taştan oyulmuş yüzü fırtına bulutu gibi karardı;

 

-Gidin! diye emretti Alfa.

 

Peter Stiles'ın kendisine uzanan elinden geriye çekilerek;

 

-Cora burada! dedi. O'nu bırakamam.

 

Cora'yı o ahmak eniği kurtarmak için burada bırakıp gidecek değildi.

 

Talia Peter'a dönerek kükredi, pençesi Beta'nın omzunu demirden bir kıskaç gibi kavramıştı;

 

-Gidip oğlumla kızımı kurtaracaksın Peter, dedi sürü lideri, istesen de istemesen de, sana Alfa'n olarak emrediyorum!

 

Talia Peter'ı bırakıp Stiles'a dönerek bir kez daha;

 

-Gidin! dedi.

 

Dışarıdaki ulumalar neredeyse kapının eşiğine varmışlardı.

 

Cadı beklenmedik bir kuvvetle kurt adamı kendisine çekti, bir anlık mutlak sessizlik içinde göğüs göğüse durdular, Stiles Peter'ın kulağına eğilerek;

 

-Bu sefer Kate'i öldürdüğünden emin ol, dedi.

 

Stiles anladığından emin olmak istermişçesine geriye çekilerek Beta'ya baktı, görmeyi umduğu ne varsa belli ki tatmin olarak Beta'nın iki bileğini birden kavradı. Cadı'nın süt aklığındaki gözleri Peter'ı yarattığı anafora doğru çekmeden hemen önce evin kapısı gürültüyle ardına dek açıldı, Beta gözlerini kapatmadan önce son gördüğü şey heyula gibi kapkara, Sam'in önünde neredeyse tavana ulaşan Alfa'sıydı.

 

...

 

 

(Kate)

 

 

-Beni tatmin etmek konusunda pek becerikli değilsin, öyle değil mi Derek?     

 

Kate düşünceli gözlerle Beta'yı süzdükten sonra Derek'in karşısında oturduğu yerden doğruldu;

 

-Aksi yöndeki tüm kanıtlara rağmen Cadı hakkında elle tutulur hiçbir şey bilmediğini düşünmeye başladım, eğer bana anlatmadığın bir şey varsa hemen dökülmeye başlarsan iyi edersin.

 

Kate'in deneyimli gözleri Beta kendini ele vermemek için ne kadar uğraşsa da gerçeği okudu; işe yaramaz piç kurusunun daha fazla söyleyebilecek bir şeyi yoktu.

 

-İşime yaramayacaksan seni ya da dişi köpeği neden canlı tutmak zahmetine gireyim ki?

 

Beta acınası bir biçimde yorgunluktan tamamlayamadığı diş gösterme işine giriştiğinde Avcı güldü;

 

-O canavarı hayatta bırakıp eniklemesine izin vereceğime gerçekten inanmış olamazsın!

 

Kate önemli bir şey itiraf edecekmiş gibi sesini alçalttı;

 

-Dünyayı kirletip sıçanlar gibi her yeri doldurmanıza müsaade edemem Derek.

 

Beta'nın bitkin ifadesi yavaş yavaş yerini ölümcül bir kabullenişe bırakmaya başlamıştı. Kate ölüme yatmaya hazırlanan bu ifadeye işkence ettiği yaratıklarda bir çok kez şahit olmuştu.    

 

Avcı yavaşça gözleri kapalı Derek'in kulağına eğildi;

 

-Derek tatlım, sanırım ön sevişme faslı bitti.  

 

Beta'nın ani omuz darbesini hissettiğinde Avcı kaslarının alışkanlıkla şimşek gibi hareket ettiğini duydu, tehdit unsuru ne kadar zayıf olsa da kendisini güvene alabilmek için ayağa kalkarak odanın ortasına doğru geriledi; bu saçma hamlenin bedelini öyle güzel, öyle yavaş ödeyeceksin ki!

 

Avcı'nın beklemediği, çekildiği yerde kendisini karşılayan şeydi, odanın kalbinde bir fotoğraf çekiliyormuşçasına, anlık, sessiz bir şimşek patladı. Pençeler boğazına uzandığında Avcı'nın attığı son adım henüz yere değmemişti.

 

-Senden bir özür beklemek sanırım zaman kaybı olur, dedi soğuk bir ses.

 

Pençeler boğazını deştiğinde Avcı'nın zihni bedeninin çoktan kavradığı şeyi idrak edemeyerek bocaladı.

 

Kadının gözleri ne oluyor dercesine fal taşı gibi açılmış, kendisini izleyen Derek'in kocaman yeşil gözlerine kilitlenmişti. Bir an sonra Avcı'nın dizleri boşaldı, Kate katilinin elinden kayıp yavaşça yere düştü, dünya yavaş yavaş kararırken kadının titreyen elleri boğazına uzanmaya çalışıyor, kapanan gözkapaklarının altında oynayan gözbebekleri hala çılgınca ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

 

...

 

Derek Peter bileğindeki bağları koparıp atarken;

 

-Laura, diye fısıldadı, bakışları kapıyı işaret ediyordu.

 

-Kaç kişiler? diye sordu Peter, elini ateşe tutmuşçasına yakan lanet ipi hışımla yere atarken.

 

Derek titreyen bacaklarla doğruldu;

 

-Üç.

 

Peter Kate'in başında dikilmiş hesaplayan bir ifadeyle kadını izliyordu.

 

-Ne diye seni bu kadar uzun süre hayatta bıraktı ki?

 

-Talih Damlası, dedi Derek bir yandan ip kesiği bileklerini ovuşturarak.

 

Peter'ın buz gibi ifadesi önce şaşkınlık sonra öfkeyle bölündü, neden sonra  kendisini toplayarak Kate'in yanında diz çöktü. Derek amcasının ne yapmak istediğini anlayamayarak Peter'a sorarcasına baktı.

 

Peter başını kaldırdı, Beta'nın Derek'e yönelen gözleri ince altın bir yüzük gibi son bir kez aydınlandılar, sonra Beta hiç düşünmeden pençelerini Kate'in göğsüne geçirerek bir hamlede Avcı'nın hala sıcak kalbini yerinden söküp çıkardı. Gözleri, Derek'in şokla açılmış altın gözlerini yeniden bulduğunda, yabancı, vahşi bir elektrik mavisiyle parlıyordu.  

 

''Şansa bırakmaya gelmez'', dedi Peter kendi kendisine, ayağa kalkarken, sonra yeğeninin yatağındaki örtüyü çekerek hala sıcak kan damlayan pençesini temizlemeye koyuldu.

 

İşi bittiğinde Derek'in dehşet dolu bakışına karşılık kılı bile kıpırdamadan başıyla kapıyı işaret etti;

 

-Önden buyur.

 

...

 

 

(Deucalion)

 

 

-Bu doğal değil, dedi Jeff alacakaranlığın içinde ardı ardına patlayan yıldırımları izlerken.

 

Şiddetli yağışa rağmen Leon'un kontrolündeki araç otobanda yağ gibi kayarak ilerliyordu.

 

-Bu geceyle ilgili hiçbir şey doğal, diye karşılık verdi Alfa, kızıl gözleri Beta'larının göremediği bir şeyi ararmış gibi dört dönüyordu.

 

-Sence kaçtı mı? diye sordu Jeff yanındaki Leon'a.

 

Hemen yanlarında patlayan korkunç yıldırımın gürültüsü Alfa'nın cevabını boğdu.

 

-Bu yıldırımlar bize bir işaret, diye bağırdı Leon Alfa'sına, dönmek zorundayız!

 

Deucalion'un kararlı gözleri dikiz aynasında Beta'sını buldular;

 

-Ayağını gazdan çekme, diye emretti Alfa.

 

Belki beş belki de on metre gitmişlerdi ki Leon gözlerini alan bir yıldırımla hayatın yavaşladığını hissetti. Kemiklerini titreten bir enerji dalgası yumruk gibi arabaya vurdu, Leon'un gördüğü son şey gecenin gündüz gibi aydınlanışıydı.

 

...

 

 

(Gerard)

 

 

-Buradasın, dedi Gerard, sesi boş bir hangarı andıran fabrikanın duvarlarında yankılandı.

 

Girişteki iki adamdan haber yoktu, Gerard kaybın pek öyle büyük olmadığı düşüncesiyle çevresini gözden geçirdi, bundan daha küçük savaşlarda daha fazlasını kaybettiği olmuştu.

 

Adamlarına arka kapıyı tutmasını işaret ederek deneyimli Avcı avının şaşırtmaca amacıyla yöneleceğini tahmin ettiği orta kanattaki kapıya yöneldi.

 

Stilinski tam da beklediği üzere yirmi saniye sonra kapıda belirdi.

 

Gerard'ın bıçağı yirmi birinci saniyede avının karnına saplanmıştı. Avcı soluğu kesilen genç adamın bükülmesini engellemek için omzunu kavrayarak Stilinski'yi zorla dikleştirdi;

 

-Yolun sonuna çabuk geldin oğlum, dedi hiç zorlanmadan tüy gibi hafif genç adamı ayakta tutarak.

 

Stilinski'nin bedeni aldığı darbenin yarattığı hasarla titremeye başlamıştı bile.

 

-Yazık, çok yazık, dedi Gerard başıyla adamlarından birine başıyla ufak bir işaret çaktı, sonra elleri altındaki çocuğun vücudunu açılan kapıya doğru hafifçe döndürdü, John oğlunu görür görmez bağlandığı sandalyeden kurtulmak için delice çırpınmaya başladı, ağzındaki bağın boğduğu bağrışları içerideki herkes duyabiliyordu; Stiles! diyordu adam boğazını yırtarcasına, Stiles! Stiles!..

 

Stiles gözlerinde kendi ölümüne atılmaya bekleyen sakin bir teslimiyetle babasına veda edercesine baktı, tutsak adamın haykırışları bu bakışla dişlerinin arasındaki bez parçasını delip geçtiler.

 

-Babalar evlatlarının öldüğünü görmek acısını yaşamak zorunda kalmamalı dedi, Gerard'ın onaylamayan sesi, sonra elindeki bıçak kurbanının karnını deşerek etin içinde yarım tur döndü.    

 

Stiles'ın kafası acı bir çığlıkla geriye gitti, bembeyaz uzun parmakları Gerard'ın omzuna kaskatı yapışmıştı.

 

Bıçak durduğunda çocuk zorlukla birkaç soluk aldı, ağzını açtı, dişleri taze kanla kıpkırmızı parlıyordu.

 

Gerard avının son sözlerini duyabilmek için bir parça eğildi;

 

-Ne? diye sordu? Ne diyorsun oğlum?

 

-En azından bu sefer yumruk atmıyorsun, dedi çocuk, terle kaplı yüzü kızıl bir gülüşle aydınlanmıştı.

 

Gerard ne kastettiğini anlayamayarak kaşları çatık Stiles'a baktı.

 

-Bilirsin işte, dedi av, kesik kesik anlatmaya çabalayarak, seksenlik bir orospu çocuğunun sağ kroşesiyle Foreman çekmek çok utandırıcı oluyor.

 

Gerard dişlerini sıkarak;

 

-Neden babanın ölümünü güçleştiriyorsun evlat? diye sordu. Adama yeterince sıkıntı vermedin mi sence? Her neyse, dedi erketede bekleyen adamlarına işaret ederek, daha fazla uzatmaya gerek yok, bu pis işi çabucak bitirelim gitsin.

 

Garip bir şekilde Gerard kendisiyle konuşuyormuşçasına çocuk onaylarcasına başını salladı;

 

-Haklısın, dedi, daha fazla uzatmaya gerek yok.

 

Daha sözü bitmeden Avcı'lar Gerard'ın aldığı darbeyle şaşkınca içini çektiğini duydular.

 

Avcılardan en atik olanı vakit kaybetmeden öne atılsa da, Gerard'a iki adım bile yaklaşamadan bir hortumun ortasındaki bir toz tanesiymişçesine hızla dönerek metrelerce yükseldi, sonra acımasız bir çatırtıyla betona çarptı.  

 

Diğer ikisi eğitimlerinin verdiği refleksle silahlarına uzandılar, adamların parmakları Glock 22'ye değemeden Cadı'nın avucunda bir ışık çaktı, hangar bir anlığına büyünün korkunç beyazlığıyla yıkandı, yakıcı aydınlık sönmeden önce, Cadı'nın yıldırımı iki dişli bir çatal gibi ayrılarak iki adamın zavallı bedenine havayı çatırdatan bir kuvvetle aktı.

 

Gerard'ın elleri Cadı'yı boğmayı arzuluyorlarmışçasına Stiles'ın yakasını kavradılar. Göz açıp kapayıncaya dek roller tamamen değişmişti, şimdi Avcı Cadı'nın yardımıyla ayakta duruyor, boğazına dolmaya başlayan kan sebebiyle hırıltılı bir biçimde, zorlukla nefes alıp veriyordu;

 

-Seni öldüreceğim, dedi ihtiyarın kin dolu sesi, seni öldüreceğim, babanı öldüreceğim, o canavarları tek tek geberteceğim.

 

Cadı gözlerine ulaşmayan bir gülümsemeyle Avcı'ya baktı;

 

-Şanslısın, dedi adama, kızın senin cehennemi boyladığına şahit olamadan öldü.

 

Gerard'ın gözleri sözlerin idrakiyle öfkeyle açıldığında Cadı'nın ışıktan bir yılanı andıran yıldırımı Avcı'nın yüreğine aktı.   

 

...

 

Gerard ayaklarının dibine düştüğünde Cadı hayatta kalanın coşkun zaferini, o taşkın neşenin kırıntısını duymadı. Hangarın köşesinden kendisini izleyen babasının bakışlarının ağırlığıyla sendeledi, ardında bıraktığı ölülerin sessizliği kulaklarında çınlıyordu.  

 

Biraz sonra bacaklarını zorla ilerleterek babasına yaklaştı, John'un irkilmesiyle yüreğine Gerard'ın bıçağının verdiğinden daha keskin, buz gibi bir acı saplandı. Stiles kendisinden bu son zevki çalmak istemeyerek elleri bağlı babasını kucakladı;

 

-Güvendesin, dedi yavaşça John'un yüzüne bakmadan.

 

Büyünün anaforu ikisinin yollarını ayırıncaya dek bir kaç saniyeliğine yanağını babasının omzuna yasladı;

 

-Hoşçakal, diye mırıldandı yavaşça.

 

Ne dediğini seçemese de, John'un vedasına karşılık kabul ettiği boğuk sesi büyünün dalgası içinde işittiği son şey oldu.

 

...

 


 

 

Bol şeker, bol kitap, bol öykülü bir bayram dilerim!