Actions

Work Header

SON

Work Text:

 

 

 

Story Notes:

Ivey:

 

 

 

 

Ervin: 

 

 

 

 

 

 

Resimler bana ait değildir. İkinci resimdeki yazı da doğal haliyle hikayeye uyduğu için hikayeme adını vermiş bulunuyor.

 


 

Author's Notes:

Hikaye Chuck Palahniuk'un Lanetli adlı kitabında alt yapısını kurduğu 31 Ekim'de cehennemden dünyaya inen lanetli ölüler fikri üzerine kurulmuştur. Sayfanın admini sevgili Erce'den rica ettiysem de Lanetli'yi fandom olarak kategorilere koymadığı için hikayeyi özgün olarak ekledim ancak eklenirse fandoma katacağım bilginize. Ancak şunu da belirtmek isterim hikayenin içinde italik yazılı kısımlar dışında kitaba dair bir şey yok. Bu yüzden kitabı okumak ve okumamak pek bir farklılık doğurmayacak. Okuyan herkese teşekkürler şimdiden. Ölüler bayramınız kutlu olsun:D


 

Ivey Gardner 1 Kasım sabahı sokağın köşesine doğru ilerliyordu ot satmaktan dönen arkadaşlarıyla. Tüm gece uykusuz kalmışlardı. Şeker mi şaka mı yerine ya eğlen ya da öl felsefesine bağlı küçük sevimli grubu ölüler bayramını eğlen ve öl olarak algılayan gençlerden bir ay yetecek kadar para topluyordu. Şeker paketlerine sarılmış esrarlar öyle hızlı kapışılıyordu ki kendilerine kafayı çekecek biraz bile kalmıyordu. Ancak Ivey bu defa zulasını yapmıştı ve her zamanki yerlerine gitmeden bayramın karışıklığından istifade yolda tüttürmeye başlamıştı bile.

 

Mekanları olmuş parka vardıklarında arkadaşlarından birinin düsturlu bir küfür salladığını duyarak banklarına baktı merakla. Uzun koyu renk trençkotlu bir adam yerlerinde oturuyordu. Soğuğa rağmen üşür gibi bir hali yoktu hatta içine giydiği ince gömleğin yakalarını bile açmıştı. Tüm umursamazlığına rağmen yanakları kırmızıydı. Bu ona inanılmaz karizmatik bir hava katmıştı. Ekipten biri adama doğru yürüken Ivey onu incelemeye devam etti. Elindeki büyüteçte ara verdi gözlemine. Hangi tür bir mantık ölüler bayramında Sherlock Holmes kılığına girerdi ki? Bu arada arkadaşı adama kalkmasını söylediğinde adam ikiletmeden kalkıp uzaklaştı. Ivey şaşkınca dikilirken herkes boş kalmış banka çökmüştü bile. Adam biraz ilerleyip parkın alçak duvarlarından birine oturdu. Gözü takılmasa yanındaki piç kurusu ot sigarasını elinden kapamayacaktı ancak Ivey şaşkınlıkla donup kalmıştı işte. Adam öylece oturmuş boş boş bakarken bakışları kesişti. Ivey ilk kez bir başka erkeğe aşık oluyordu ve o anda kafasının içinden geçen tek cümle “Ne lanet bir herif” oldu. Çoğunlukla gereksiz konuşurdu. Hatta hemen her zaman söylediklerinden kimse hiçbir halt anlamazdı ama ilk defa bu kadar isabetli konuşuyordu. Adamın nereden geldiğine çok yaklaşmıştı ve çok daha sonraları gerçekle tanıştığında bu ana geri dönecekti elbette. İşte  Ivey ‘in bu garip adamın peşine düşmesinin hikayesi buydu.





 


 

 

 

 

 

“Cehennemde bir saate ihtiyacınız var” demişti şeytanın kurgu karakteri Medison Spencer. “Hala dünyadayken mümkünse tarihi gösteren ve sonsuza kadar dayanacak olanlardan bir tane edinin ve her an ölme ihtimalinize karşı kolunuzdan asla çıkarmayın.” Ancak 1 Kasım sabahı için kimsenin tarihi olan bir saate ihtiyacı yoktu. Cehennemdekilerin en hareketli  olduğu lanetlilerin dünyaya inebildikleri tek gündü cadılar bayramının sabahı.  Ama konumuz bu değil. Konumuz sarkastik bir espri anlayışı olduğunu zanneden şeytanın koyduğu masalvari bir kuralı kullanan Ervin Griffiths adında bir lanetli. Diğer lanetlilerin gece 12’ye kadar dönmezseniz dünyada 1 sene geçirmeye mahkum olursunuz ikazını duyar duymaz intikam almayı kafasına koymuş bir adam. 1 Kasım sabahında herkes gibi geceki şamatayı paylaşmak üzere arkadaşını arayan Navaro’nun da fark ettiği üzere Ervin planını yapmış ve dünyada kalmayı seçmişti.

 

 





 


 

 

 

 

 

 

 

Ervin Griffiths kazara cehenneme düşmüş biri değildi. Hayır efendim. Neredeyse tüm sülalesi buradaydı yani lanetli bir iblis olmak onun kaderiydi. Genlerine kazınmış uğursuz bir kehanet. Daha küçük bir çocukken bile elleri arkadaşlarının çantalarındaki paralara kendiliğinden uzanırdı. O pişmanlık nasıl bir duygudur bilemeyecek kadar kötü yaradılışlı bir adam olarak doğmuş ve sadece alnında yazılana uymuştu. Cehennemle de bir sorunu yoktu aslında. Tek sorunu dünyada bıraktığı intikamıydı. Cehennemdeki ilk senesinde 31 Ekim akşamı dünyada serbestçe dolaşılabildiğini duymuştu. O andan beri kafasında oluşan düşünceyi gerçekleştirmek için karar vermişti. Dünyaya gidecekti. Ancak dımdızlak kalmamak için bilgi toplamalıydı. Dikkat çekmemeliydi. Böylece cehenneme gelen her insandan cehennem için hiçbir değer taşımayan paraları toplamaya başlamıştı. Ona yetecek parayı toplaması tam 3  31 Ekim sürmüştü. Saati olmayan biri için cehennemdeki süre sonsuzdu ancak Ervin 31 Ekimleri sayarak kendini hazır tutuyordu. Ve sonunda yani 4. 31 Ekim’de Sherlock Holmes kostümü ve paralarıyla dünyaya hazırdı. Ya da öyle sanmıştı.

 

 





 


 

 

 

 

 

 

 

Ivey esrarengiz adamın peşinden gidiyordu. Aylardır olduğu gibi yine takipteydi. Onu ilk gördüğü günden bu yana sürekli hareket halinde olan bu adamın neye bu kadar takılmış olduğunu bulmak istiyordu. Bir şeyler araştırdığı çok belliydi. Hatta edindiği izlenime göre bir yolculuğa gitmeyi planlıyordu. Nereye gittiğini falan merak ediyor değildi. Sadece hiç kimseye duymadığı kadar büyük bir ilgiyle peşinden sürükleniyordu. Adamın otomobil kiralama acentasına girmesini izlerken dönüp gitmek istedi. Ancak yapamayacağını biliyordu. Erkek ya da kadın hiçbir canlı bu kadar çekici olamazken sıkıcı hayatına dönmek anlamsız değil miydi? Bu adamın takipçisi olarak mutlu olabilirdi. Adam acentadan çıkıp kendisine kiralanan 67 model siyah mustang’e doğru yürürken Ivey de kararını vermişti.





 


 

 

 

 

 

 

 

“ Beyefendi bakar mısınız?”

 

Ervin kendisine doğru yürüyen deri eldivenli adama baktı ilgisizce.

 

“Sizi içeriden çağırıyorlar. Paranızın üstünü almamışsınız.”

 

Onu toplamak için yıllarını harcamış olmasa umurunda bile olmayabilirdi. Belki de insan olan Ervin paraya kıymet vermemiş olabilirdi ancak iblis olan Ervin’in insan olan Ervin’den bir farkı vardı. O kaltağı bulana kadar parasını idareli kullanmalıydı. Anahtarı avucunun içine hapsedip içeri yöneldi. Geride bıraktığı adamın yüzüne bile bakmamıştı.

 

Bir yanlışlık olduğunu söyleyerek onu geçiren sekretere bakmadan tekrar dışarı çıkarken gözleriyle acentanın park yerini taradı ancak deri eldivenli adamdan iz yoktu.





 


 

 

 

 

 

 

 

Ervin için insan olmak acı vericiydi. Tekrar nefes almıyordu belki ama yanından geçip gidenlerin zihinlerindeki bulanıklığı duymaya katlanamıyordu. Cehennemin fütursuzluğunu özlemişti. Korkuları olmayan lanetlilerin rol yapmaya gereksinimi yoktu çünkü. Ancak şu an düşüncelerini duyduğu her insan aldığı nefes miktarı kadar rol yapıyordu. Aklını insanların radyo frekansından çıkarıp önüne baktı. Araba asfalt yolda kayarcasına giderken bulması gerekeni bulmak için gaza bastı. uzun  bir süre Ivey’in onunla yolculuk ettiğini anlayamadı. Evet lanetli olmanın ona kattığı bazı insanüstü özellikler vardı. Ancak henüz onları kullanma konusunda acemiydi. Onu rahatsız eden hissin ne olduğunu anlayamadı. Ta ki benzin için bir istasyonda durana kadar. Ivey  mesanesine yenik düşüp kafasını bagajdan çıktı. Bu benzinciyle el işaretleriyle iletişim kuran Ervin’in dikkatini çekmediyse de tuvaletten ellerini bile yıkamadan hızlıca araca dönmeye çalışırken yakayı ele verdi. Onu hırsız sanan yeni aşkı, Ivey’i öyle kıskıvrak yakalamıştı ki gücüyle onu neredeyse arabaya çıkartma yapacaktı.

 

“Sen ne yaptığını sanıyorsun pislik”

 

Dünyaya geldiğinden beri ilk defa öfkesi kontrolden çıkıyordu. Ervin adamın arabasına dokunmasından irite olmasına sebep gösteremiyordu belki ama yine de bundan hoşlanmamıştı. İntikamını almasına engel olunduğu hissine kapılmıştı nedense.

 

“Seni izliyorum”

 

Adamın cevabı irkilmenin sadece sözlükte bir kelime olduğunu sanan adamı hazırlıksız yakalamıştı. Kollarının arasında kıpırdamadan duran adamı çevirip yüzüne baktı. Adam öyle çok mimik barındırıyordu ki ona bakmaktan başı döndü.

 

“Ne halt ediyorum dedin?”

 

Ivey soğukça söylenen sözcüklerle adamın mecaz olmayan sıcaklığı karşısında tepkisiz kalmaya zorladı kendini.

 

“Ölüler bayramından beri.”

 

Ervin sinirle kaldırıp onu benzin pompalarına doğru fırlatırken  Ivey “Çünkü sana aşık oldum!” diye bağırdı yere çarpmadan.

 

Ervin bunu duymadı ya da duymak istemediği için umursamadı bilmiyorum ancak hızla arabaya yürürken arkasındaki adamın kalktığını duyunca onu olduğu yere sabitledi. Bunu yapabildiğini bile bilmiyordu. Ama yapmıştı. Aşk mı? Lanet olası cehenneme gel seni ahmak! Orada aşk yüzünden çürüyüp giden aptallarla tanış!

 

“Seni polise şikayet ederim!”

 

Ervin sırıtarak adama döndü. “Şeytanla tanışmış biri için sinek sikletsin. Bırak peşimi seni takıntılı manyak.” Arabaya bindikten sonra onu durdurmayı başarmasa Ivey’i orada bırakıp gidecekti gerçekten.

 

“Onları peşine taktığım zaman intikamını nasıl alacaksın hiç düşündün mü?”

 

Ervin eli kontakta kalakaldı. Nereden biliyordu! Nefes almak için feda edeceği şeyler o kadar çoktu ki. Şöyle en kalitelisinden bir nefeslik oksijen zihnini kesinlikle açardı.

 

Sakince arabadan inip yeni keşfettiği gücüyle onu kendine çekerken zihni çalışmaya devam ediyordu. Burnunun dibine kadar gelmiş adamı korkutmaya karar verdi. “Ateşle oynadığını bilmiyorsun. Cehennemden gelen biriyle oyun oynayacak kadar cesur musun gerçekten?”

 

Ivey yine bol mimikli yüzüyle gülümseyerek “Isı yaymayı nasıl beceriyorsun?” dedi alakasızca.

 

Ervin bu defa gerçekten sinirleniyordu. “İntikam peşinde olduğumu nereden biliyorsun?”

 

Ivey serbest kalmış ayaklarıyla ona daha da yaklaştı. “Odana girdim. Her yerde aynı kelime yazıyor. İntikam. Ve eğer beni de yanında götürmezsen sana engel olmak için elimden geleni yapacağım.”

 

Onu öldüremeyecek olduğunu biliyordu. Zira bu yüzden cehennemin iğrenç zindanlarında fazladan zaman geçirmeye değmezdi. Ancak ondan kurtulmanın bir yolunu bulabileceğini düşünerek kolundan tutup onu arabanın yolcu koltuğuna oturttu zorla.

 

Kendin kaşındın diye söylenerek direksiyona geçti. Yolculuk devam ediyordu.

 

 





 


 

 

 

 

 

            Bir iblis ve bir insan uzun yolculuklarına devam ederken bir çok yerde durdular. Ervin adlı iblis bir çok defa Ivey adlı adamdan kurtulmaya çalışsa da başarılı olamadı. Onu uzakta tutmaya çalıştıkça adam arı reçinesi kadar yapışkan bir şekilde geri döndü. Ve artık daha fazla yakınlık istemenin zamanı olduğunu düşünerek onun yatağına girdi. Otellerden birindelerdi. Ve iblis bıkkınca ona arkasını dönmüştü. Ölülerin tatminle işleri olmadığını söyleyecek olanlar porno endüstrisinin cehennemden yönetildiğini bilmiyordur muhtemelen. Milyonlarca lanetlinin interneti kullanarak ulaştığı insanlara sanal servis uygulandığının bilincinde olmadıkları söylenebilir. Uzun sözün kısası Ivey Ervin’e sokulup ona arkadan sarıldı ve sabaha kadar kulağına onu ne kadar çok sevdiğini fısıldadı. Ervin kedi yavrusu sevecek potansiyelde şefkat barındıran bu adamdan tiksinse de yeniden cehennemdeki gibi özgür uyandı ertesi sabah.

 

 





 


 

 

 

 

 

            İki katlı bir evlerle dolu bir banliyöye vardıklarında Ervin hikayesini Ivey’e anlattı. Pisliğin teki de olsa üreme yeteneği bahşedilmiş bir insan olarak kız arkadaşını hamile bırakmıştı. Kız yani Emma çocuğu doğurmuştu. Ervin’in üvey annesi Emma’dan bebeği almak istemişti çünkü yaşlı kocası ona çocuk veremiyordu. Ervin’in arkadaşlarıyla serserilik ettiği bir akşam bebeği kaçırdıktan sonra genç kadını canlı canlı ateşe vermiş, kayıplara karışmıştı. Ervin’in babası da büyük olasılıkla planlı bir şekilde yangında öldürülmüştü. Tüm kanıtlar Ervin’i hapishaneye göndermeye yetince genç adam intikam dürtüsüyle öfkeli bir yaratığa dönüşmüştü.

 

Ervin hikayenin bu kısmında durmuştu. Ona öldüğünü söylemek istemiyordu. Güçlerini üstünde kullandığı halde Ivey de hiçbir şey sormuyordu zaten. Nasıl olsa 1 Kasım sabahı cehenneme dönecekti. Ve bu adamın mantıksız takıntısı bitecekti. Tüm bunları dinleyen Ivey “Kaltak iyi bir ayarı hak etmiş dediğinde gülümsedi ve bunun da son olduğuna ikna etti kendisini.

 

 

 

Arabadan indiler. Eve yürüdüklerinde Ivey Ervin’i durdurup “Onu öldürecek misin?” diye sordu. Ervin onaylar gibi başını sallayınca “Peki ya çocuk?” diye sordu tereddütsüz.

 

“Ona bakacak herkes annesinin katilinden iyidir.”

 

Ivey kafasını sallayarak elinden tutup ilerledi ve korkusuzca kapıyı çaldı. Kapıyı açan 5-6 yaşlarındaki erkek çocuğu su götürmez bir şekilde Ervin’e benziyordu.

 

“Annen burada mı ufaklık?” derken dikkatlice iblise bakıyordu insan. “Biz senin dayılarınız.”

 

Çocuk evet diyerek onları içeri aldığında Ivey çocuğu arabadan hediyesini almak bahanesiyle dışarı çıkardı ve Ervin’i üvey annesini öldürmek için yalnız bıraktı.  





 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ervin ellerini silerek evden çıkarken görseniz korkacağınızı garanti ederdim. Mutlu bir iblis. İntikam alırken aşkı tatmış. Ancak elindeki tüfekle Ivey’e nişan almış adamı gördüğünde Ervin’i görseydiniz mutlaka atınıza ederdiniz. Adamı durdurmasına fırsat kalmadan Ivey bedeninde koca bir delikle devrilirken oğlunu görmemesi için arabaya kilitlemeyi başarabilmişti sadece. Adamın beynini okurken onun üvey annesinin sevgilisi olduğunu ve üvey annesinin onu uyardığını anladı. Böylece adam. Zindanda birkaç yıl fazladan geçirmesine sebep olacak şekilde boynu kırık bir halde yere serildi.

 

 

 

İnsana koştu iblis. “Ivey?”

 

Ivey gülümsediğinde “Ölmeyeceksin değil mi?” diye sordu mantığı ona gülerken. “Ölüyorsan lütfen cehenneme git!”

 

 

 

“Hey yatakta o kadar kötü müydüm?” derken kan saçmaya devam etti. Ve iblis ona hikayenin devamını anlattı. Öfkesi yüzünden kodeste bıçaklanıp cehenneme gitmiş ve intikamını almak için öbür dünyadan dönmüş olduğu kısmını. Ivey ölürken “Hiç kiliseye gitmediğime bu kadar sevineceğimi düşünmemiştim” dedi son olarak. Ervin onun cesedine kapanıp hala duyduğunu bilerek “1 Kasım’da beni ilk gördüğün parka döneceğim bekle beni” diye fısıldayıp kalktı ve oğluna bırakabileceği güvenli bir yer bulmak için işe koyuldu.

 


 

End Notes:

Nasıl oldu bilmiyorum. Bana bayağı baştan savma geldi. Tek bölüm yazmayı beceremeyecek kadar ayrıntıcıyım ve itiraf ediyorum paslanmışım. Ama fikir hoşuma gitti ve yazmak için zorladım kendimi. Bu çifte daha güzel sehneler yazmak isteyebilirim gibi geliyor. Umarım zaman bulabilirim.

 

Okuyan herkese teşekkürler.