Actions

Work Header

YaSaK aSk

Chapter Text

 

 

 

Author's Notes:

merhaba arkadaşlar. okuduğunuz bölümlerle ilgili yorumlarınızı paylaşırsanız çok sevinirim. lütfen çekinmedenyazın. iyi eglenceler.

 


 

Ufuk çizgisi sabahın ilk ışıklarıyla kızıla boyanmışken iki uğursuz şekil hiçliğin ortasında aniden beliriverdiler.  Kirli dumanları ağaçların çevresinde hortum gibi dolanıyor, etrafa karanlık saçıyordu. Etrafta ileri geri hızla uçuşan bu yoğun karanlık dumanlardan birinin içinde belli belirsiz bir yüz peyda oldu. Aradığını bulmanın verdiği hazla çarpıklaşan bir yüz. Asasından kirli sarı bir ışık patladı.

“Impractra!”

Aynı anda tiz kadın çığlığı ormanın sessizliğinde yankılandı “Vektim!” Eğer geri çevirme büyüsünü söylemekte bir iki saniye geç kalmış olsaydı, şimdi iç organları parçalanmış can çekiyor olacaktı.  Saklandığı çalının arkasından çıkan Hestia daha fazla kaçamayacağını biliyordu. Ölüm yiyenlerle yüzleşmek zorundaydı. Saklanamazdı. Buharlaşmaya yetecek gücü de kalmamıştı. Bunu bilen ölümyiyenler , Hestia’nın karşısında ete kemiğe büründüler. Şimdi asaları tetikte, göz çevreleri adrenalinden tedirgince kasılırken, genç kadının karşısında pis pis sırıtıyorlardı.

“Onu bize ver.” diye tısladı Alecto Carrow.

Hestia cevap vermedi. Yüzünde yorgun bir tebessüm vardı. Buradan canlı çıkamayacağını biliyordu ama giderken yanında bu pis sürüngenleri de götürmekte kararlıydı.

Kadının sessizliği  Amycus’u çileden çıkardı.  “Imperio!”

Hestia’nın savuşturma büyüsü zayıflamıştı. İki ölüm yiyen kan arzusuyla kudurmuş asalarından çıkan kızıl şimşekleri kadının üstüne yağdırdılar.  Hestia kendi asasıyla üstüne gelen şimşekleri savuşturmaya çabaladı. Biri sol dizini vurdu. Diğeri sağ omzunu. Nefes nefese kalan kadın acı içinde yere çöktü.  Zafer sarhoşu ölümyiyiciler aradıkları şeyi almak için kadının üstüne doğru yürüdüler. O anda  nefesini toplayan genç kadın son bir gayretle asasını salladı  “Avada kedavra maxima!”

Sevdiği onca kişiyi koruyabilmek için feda edeceği tek şeyi ortaya koydu Hestia, hayatını.

Üç cansız ceset sabah çiğinden ıslanmış yeşil taze çimenlerin üstüne yığıldı.

 

….

 

Aynı dakikalarda,Hogwards’da yoğun bir ders gününe daha gözlerini açan Hermione Jean Granger , huzursa yatakta kıpırdandı. Kabus görmüştü. Yine. Son bir aydır aynı kabusu görüyordu. Boğuluyormuşcasına nefes nefese uyanıyor, göğsü daralıyor, terden ensesi sırılsıklam oluyor ama uyandığında rüyasını bir türlü hatırlayamıyordu.  Bazı bulanık imgeler kalıyordu aklında, üstüne eski dilde rünler kazınmış yakut taşından narin bir pandantif,  ağaç dallarının gökyüzünü kapatarak ormanının içinde koridorlar oluşturan koyu yeşil karanlık bir patika, siyah cübbe içinde sırtı dönük bir erkek, yılan başı şeklinde oyulmuş bir baston… Yine keyfi kaçmıştı.  Yataktan çıkınca soğuktan ürperen bedeni güne başlamayı reddetse de pencereye doğru yürüdü ve kızıldan sarıya çalan günün ilk ışıklarını izlemeye başladı.

Kapısının çalınmasıyla irkilen Hermonie, zamanın nası geçtiğini anlamamıştı. Ginny onu ortak salona çağırıyordu. Hızla giyindi ve kahvaltı için arkadaşlarına katıldı.  Keyifli bir kahvaltı yapan Hermonie’ni  huzursuzluğunu unutmuş, her zamanki havasında etrafa bilgiçlik taslamaya başlamıştı. Birden Harry ile göz göze geldiler. Ne yaptığının farkına varıp sustu. Sonra hep birden gülmeye başladılar ve günün ilk dersi bitkibilim için Madam Pomona Sprout’un  bahçedeki serasına gittiler.

Profesör Sprout, gençleri , kıpkırmızı yanakları ve sevecen gülümsemesiyle karşıladı. “Günaydın bayanlar ve baylar. Bu sabah sizi sürpriz bir sınav bekliyor.” Tüm sınıftan endişeli bakışlar ve homurdanmalar yükseldi.  Profesör aldırmadan devam etti. “Kitaplarınızın 20. sayfasında verilen 5 farklı mantar türünün her birinden birer örnek bulmanızı ve sınıfa getirmenizi istiyorum. Doğru mantarları bulan takım 10 puan kazanacak. Hayır! Hayır Bay Neville! Adamotuna dokunmayın! Henüz yeterince olgunlaşmadılar!” 

Neville utanarak geri çekildi. 

Hufflepuff bu sene iyi performans sergiliyordu. Slytherin ise her zamanki gibi Gryffindor’u rakip görüyordu.  Takım arkadaşlarının önünde kral edasıyla dikilen Draco Malfoy, Harry’e sataşmaktan çekinmedi. “Pusula büyüsü yapmak ister misin Harry? Belki yolunu kaybedersin.” Slytherin kahkahalarla gülerken, Ron elini Harry’nin omzuna attı. “Boşver dostum, her zamanki Malfoy işte.”

Ve öğrenciler  ormanın yolunu tuttular.

Hermonie kendini işine kaptırdığında gruptan uzaklaştığını fark etmedi bile. Bir yandan elindeki kitaba bakıyor, bir yandan asasının ucuyla yaprakları kaldırıp altındaki mantarları inceliyordu.  Birden kaba saba bir el onu geriye itelediğinde dengesini kaybetti.

“Önüne bak pis bulanık!” bu Draco Malfoy’dan başkası değildi. “Arkadaşların yokken ayakta duramıyor musun?” Dengesini bulmaya çalışan Hermonie’nin elindeki asasını görünce korkuya kapılan Malfoy düşünmeden büyüsünü fırlattı “Sersemlet!”

Büyünün etkisiyle geriye fırlayan Hermonie bayırdan aşağı yuvarlandı. Kızın düştüğünü gören Vincent ve Gregory, Draco’yu kollarından çekerek, koşarak oradan uzaklaştırdılar.

Hermonie gözlerini açtığında kendini dik yamacın altındaki düzlükte buldu. Parlayan güneş direkt gözüne girdiği için hiçbirşey göremiyordu. Gözlerini kırpıştırdı ve düşmenin etkisiyle ağrıyan uzuvlarına aldırmadan yüzüstü döndü. O anda elinin buz gibi bir nesneye dokunduğunu hissederek şaşkınlıkla gözlerini açtı. Bu cesedi tanıyordu!

“Hestia Jones! Aman Tanrım! Oh hayır, hayır, hayır, hayır!” gözyaşları toprağa bulanmış yüzünde ince çamur izleri bırakarak süzülmeye başladı.  O anda olanın farkına varıp korunma içgüdüsüyle asasını çekti ve etrafa daha dikkatli baktı. Ve ölümyiyenleri gördü. Neler olduğunu anlayan Hermonie, gözyaşları içinde Hestia’nın yanıbaşına diz çöktü. Sarsılarak ağladı, kan kırmızı yakutun pırıltısı gözünü alana kadar. Elinin tersiyle gözlerini sildi ve daha yakından bakmak için pandantife dokundu…

Hermonie Jane Granger’ın etrafında yaprakları havada uçuşturarak esen rüzgar, yakuttan fırlayan ışıltıların solması ve genç kızın gözlerini açmasıyla, tamamen durdu. Hava yine o tatlı bahar havası olmuştu. Genç kız derin bir nefes aldı. Artık biliyordu ve Dumbledore da bilmeliydi.