Actions

Work Header

YaSaK aSk

Chapter Text

 

 

Hermonie, bütün içtenliğiyle baktı Draco’nun  aşkla bakan gözlerine.

“Draco Malfoy, kaderimizde ne yazılı olursa olsun, bu hayatta ve bütün hayatlarda, seni yalnızca seni seveceğime söz veriyorum.”

Draco sevgilisinin eline, pembe elmas yemin yüzüğünü zarifçe taktı. Hermonie de Draco’nun parmağına ejderha nefesi denilen, cin cücelerin ender işlediği metalik gri alyansı taktı.

“Gelini öpebilirsin.” dedi Sihir Bakanı.

Draco, Hermonie’nin duvağını kaldırdı. Kadını hiç bu kadar güzel görmemişti. Kadının ellerine dokunamasa rüyada olduğuna yemin edebilirdi. Titreyen gözlerini kapatarak eğildi ve Hermonie’nin yumuşak dudaklarını sevgiyle öptü.

O anda patlayan konfetilerin ani sesleriyle Hermonie olduğu yerde zıplayınca öpücükleri kesilen yeni evli çift keyifle kıkırdadılar. Draco, gelinini koluna takıp, beyaz güllerin bezediği kamelyanın süslü kemerden geçirdi, merdivenlerden  indiler ve tebrikleri kabul ettiler.

Hermonie, Narcissia’nın kendine sarılmasını beklemiyordu. Bu tatlı bir sürpriz olmuştu. Anne Malfoy, gelinine oldukça narin ve pahalı bir safir pırlanta gerdanlık hediye etti.

Arkadaşları Hermonie’nin etrafını sardığında, Draco sevgilisinin elini bıraktı ve gelinine tebrikleri kabul etmesi için izin verdi.

Ginny mutlulukla sarıldı Hermonie’ye. “Tanrım çok güzel görünüyorsun Hermonie. Tebrik ederim!”

“Teşekkür ederim Ginny, sen de çok güzelsin.”

“Bu tam bir sürpriz oldu Hermonie!”

“Biliyorum Harry..ben…”

“Sen yaptıysan doğru tercihtir. Mutluluklar.” Harry çaktırmadan fısıldadı, “Malfoy canını sıkacak olursa posta baykuşunu göndermen yeter.”

Hermonie sitemkar bir bakışla güldü bu sözlere.

Bakanlıkta çalışan ve çalışmayan, büyücü ve muggle bütün arkadaşlarının gelmesine izin vermişti Malfoy, hatta ısrar etmişti.  Düğünlerini bir hafta gibi kısa bir zamanda yapmaları herkesi şok etti. Bu dünya dursa bir araya gelemeyecek iki uzak insanın nasıl olup da böyle birbirlerine aşkla baktıklarına kimse anlam veremedi. Bazıları aşk iksiri diye düşündü. Ama kimin kime vermek istemiş olduğu konusunda karar veremediler. Hermonie ve Draco ilerleyen zamanda malikanelerinde verecekleri davetlerde yıllar boyunca aşk hikayelerini anlatmak zorunda kalacaklardı.

Hermonie, kalabalığın içinde kendine yaklaşan kızıl saçları gördüğüne inanamadı.

“Ron! Gelmişsin!”

Ron sitemkar sesiyle yanıtladı. “Merhaba Hermonie.”

“Merhaba Ron.”

“Malfoy ha?”

Hermonie utangaç gözlerle yere baktı. Ron kıskanç gözlerle genç kadının bedenini sararken beyaz ışıltılar saçan gelinliğine baktı.

Hermonie, Ron’un bedenini incelediğini görünce kızararak başka yöne baktı.

“Tanrım çok güzelsin Hermonie.” Ron, genç kadına yaklaşan bir adım attı.

 “Biliyorsun fikrin değişirse...”

O anda Draco’nun kolları, arkasından, gelininin beline dolandı. Genç erkek eğilerek sevgilisinin omzuna sahiplenen bir öpücük kondurdu ve Ron’a tehditkar gözlerle baktı.

Bir adım geri çekilen Ron, “mutluluklar çocuklar” dedi ve arkasını dönüp kalabalıkta kayboldu.

“Her arkamı döndüğümde sümsük Weasley’i sana sulanırken buluyorum. Bu oldukça sinir bozucu Bayan Malfoy.”

“Bunları ben planlamamıştım Bay Malfoy.”

Draco içtenlikle gülümsedi.

“Biliyorum sevgilim.” ve genç kadını düğün danslarını yapmak üzere pistin ortasına çekti.

……………………………

 

Aradan  seksen olaysız, mutlu, aşk dolu yıl geçti. Malfoy’ların çocukları oldu. Çocuklarının da çocukları oldu. Ve çocuklarının çocukları da birileriyle flört edecek yaşa geldi. Malfoy’larla tanışan herkes, her yaşlarında onlara gıpta ile baktılar. İkisi de sözlerini tuttu. Upuzun ömürlerinin her gününde, birbirlerini, hayat ne getirirse getirsin, bitmeyen bir aşk ve sadakatle sevdiler.

Artık yaşlanan Malfoy çiftinin kambur bedenleri aktif saha görevlerine dayanamıyordu. Birkaç yıldan beridir bazı özel mahkemelere bilir kişi raporu vermek veya davet edildikleri eğitim kurumlarına konuşmacı olarak katılmak dışında iş hayatından kendilerini çektiler.

Çocukları ve torunları arkadaşlarını da yanlarına alıp sık sık bu yaşlı şirin çifti ziyarete gelirdi. Mutlulukları virüs gibi etrafa saçılırdı her seferinde.

Son ziyaretinde, Hogwarts’ta okuyan en küçük torunları, Hogwarts savaşını okulda anlatmaları için onları eski şatoya davet eden bir mektup getirmişti.

Malfoy’lar bu teklifi mutlulukla kabul etti.

Yeniden Hogwarts’a dönmek, onlara tarif edilemez duygular yaşattı. Gençliklerinde, kaygı, keder ve bazen de sevinçle koşturdukları koridorlara özlemle baktılar. Kalpleri, eski günlerde yaşanan anıların heyecanıyla bir kez daha çırpındı. Birbirlerinin nemli gözlerini silerek, konuşma yapacakları ortak salona yürüdüler, ağır, yaşlı adımlarıyla.

Ortak salonda genç öğrencilere konuşmalarını yaptıktan sonra, bastonlarına dayanıp her zamanki  geleneklerini bozmadan el ele tutuştular ve bahçeye çıkıp temiz havanın altında banklardan birine oturdular. Çok geçmeden öğrenciler etraflarını sardı. Yine o meşhur aşk hikayelerini anlatmalarını istiyorlardı. Yaşlı Draco, kadınının gözlerine baktığında, yılların yaşlandırdığı çizgilerle dolu yüzünde hala o onyedi yaşındaki sevgilisinin güzelliğini görürdü. Sevgilisinin pamuk beyazı buklelerini geriye itip şefkatle gülümsedi. Hikayelerini bir kere daha anlattılar.

“Büyükbaba, derse yetişmem lazım, sizi bir saatliğine yalnız bıraksam olur mu?” diye sordu genç torunu. Gri gözlerini Draco’dan, karamel buklelerini de Hermonie’den almıştı.

“Elbette tatlım.” dedi Draco yılların yorduğu sesiyle.

Torunları, yaşlı çiftin dizlerine kırmızı kareli bir battaniye örterek ikisini de yanaklarından öptü ve dersine yetişmek için koşturdu.

İki yaşlı sevgili, aşkla birbirlerinin yorgun gözlerine baktılar.

“Sence zamanı geldi mi sevgilim?” diye sordu Draco.

Hermonie sıcacık gülümseyerek, içtenlikle, evet anlamında başını salladı. Birlikte uzun, çok uzun, muggleların kolay kolay yaşamayamacağı kadar uzun, mutlu bir ömürleri olmuştu. Çocuklarının ve torunlarının mutlu günlerini görmüşlerdi. Dostlarının ölümlerinde aşklarıyla teselli bulmuşlardı. Hayatları boyunca büyücülere ve mugglelara faydalı olacak bir çok büyülü icatları ve kanun çalışmaları olmuştu. Draco ve Hermonie, her günlerini dolu dolu yaşamışlardı. Zamanı gelmişti.Draco kolunu şefkatle kaldırıp kadının omzuna sardı. Hermonie başını Draco’nun omzuna dayadı. Birlikte, el ele tutuşarak gözlerini kapadılar bu hayata.

 

Taze kesilmiş yeşil çayırların üstünde hafif bir akşam rüzgarı esti. Rüzgarda uçuşan karamel buklelerini eliyle kulağının arkasına attı onyedisindeki Hermonie. Başını geriye çevirerek bal rengi gözleriyle sevgilisine baktı. Platin sarı saçları özenle taranmış, siyah takım elbisesinin içinde dimdik duran genç Draco’nun gri gözleri Hermonie’ye aşkla baktı.

Hermonie, Draco’nun düşüncesini duydu. “Sence zamanı geldi mi sevgilim?”

Hermonie’nin düşüncesi yüzündeki gülümsemeye yansıdı. “Evet aşkım.”

Genç kız,  Draco’nun uzattığı elini tuttu. Birbirlerine huzurla gülümsediler.

 

 Hogwarts gölünün üzerinden batan güne doğru ilerleyen saydam bedenleri akşamın son ışıklarıyla gözden kayboldu.

 


 

End Notes:

Sonuna kadar sabırla okuyan bütün okurlara teşekkür ederim. Bu ilk hikayemdi. Fikir, görüş ve önerilerinizi paylaşmanız beni mutlu eder.  

 

Hikaye bitmiş olmasına rağmen, eğer yeni okuduysanız ve beğendiyseniz  yorum bölümüne en azından bir    ":)"      göndermeniz bile yeter. bu sayede hem yazdığım hikayeyi değerlendirmeme yardımcı olur hem de beni mutlu etmiş olursunuz. 

 

Başka hikayelerde buluşmak üzere hoşçakalın:)