Actions

Work Header

Welcome to The Family

Chapter Text

Author's Notes:

İşte final! Ah içimden ağlamam geliyor :(( onca ay yaz kurgula şimdide bitsin :( olsun ya sonu gizel oldu. Bu hikayeyi okuyan, yorum yapan, fikirlerini paylaşan herkese ve tüm desteklerine teşekkür ederim. Bana kalırsa bir hikayeyi birileriyle paylaşmak onlarla en gizli yerlerden biri olan hayal gücünüzü paylaşmaktır ve benim küçük hayaldünyams kurduğum küçük hikayemi okuduğunuz için hepinize teşekkür ederim :D

Close your eyes, give me your hand, darling 

Do you feel my heart beating 

Do you understand 

Do you feel the same 

Am I only dreaming 

Is this burning an eternal flame 

 

I believe it's meant to be, darling 

I watch you when you are sleeping 

You belong with me 

Do you feel the same 

Am I only dreaming 

Or is this burning an eternal flame 

 

Say my name sun shines through the rain 

A whole life so lonely 

And come and ease the pain 

I don't want to lose this feeling 

 

Parti bitipte herkes evine dağılmaya başladığında bahçemizde sadece birkaç adet sarhoş lise son sınıf öğrencisi vardı. Caroline üst katta üstünü değiştiriyordu. Elijah, ben ve Rebekah aile saadeti yaşıyorduk ki Stefan'da zil zurna sahoş bir şekilde sarhoş ergenlerle takılıyordu. 

"Bunca zamandır neredeydin?" dedim Rebekah'a. 

"Caroline ve Stefan ile New York'a kaçtık. Bunca zamandır oradaydık ama Caroline her şeyi garip rüyalarla hatırlamaya başlayınca ben evde yokken Stefan, Caroline'ı buraya getirdi." dedi Rebekah şampanyasından yudum alırken. 

Stefan daima evde kimse yokken bir şeyleri kaçırıyordu. 

Stefan bir sevinç narası atarak yanıma oturdu ve bahçe takımının üstündeki viski bardağını bir yudumda bitirdi. Bir vampir en fazla ne kadar sarhoş olabilir sorusunun canlı cevabıydı Stefan. 

Elijah ve Rebekah konuşmaya devam ederken üstüme garip bir his çöktü. Sanki bir şeyler ters gidiyor gibiydi. Caroline neredeydi? Şimdiye kadar gelmesi gerekirdi. 

"Ben Caroline'a bakacağım," deyip sanldayeden kalkıp eve döndüm. Evin salon penceresi alevler içindeydi. Salonda bir yangın vardı. 

Caroline diye düşündüm. Hala içeride. 

"Caroline!" diye bağırdım. 

Çığılığımın üstüne Rebekah ve Elijah ayağa kalktı ve ardındanda Stefan. Sarhoş olan Stefan bile durumun ciddiyetinin farkında ve dehşetindeydi. 

Eve doğru koştum fakat çok fazla kalmamıştı ki görünmez bir şeye takıldım. Artık alevler evin salonunu geçmiş ve mervidenlere tırmanıyordu. Ardından Caroline'ın çığlığı bütün bahçeyi doldurdu. Biraz ilerimizdeki partiden kalma sarhoş ergenler gözlerini kocaman açmış alevler içindeki eve bakıyorlardı. 

Yeniden eve doğru ilerlemeye çalıştım ama büyü vardı, geçemiyordum. Sarhoş gençlerden birisini aceleyle etki altına alıp Caroline'ı oradan çıkartmasını söyledim ama o da yapamıyordu. Çaresizlikle birkaç adım geriye gittim. Ateşler ikinci katı sarmıştı. Caroline'ı göremeiyordum, evde miydi yoksa çıkmış mıydı? Canlı mıydı?

Bakışlarım Caroline ile birlikte uyuduğumuz odanın penceresine kaydı, ateşler içeriyi kızıl bir renge boyamıştı. Sonra onu gördüm, Caroline'ı. Kanayan avuç içleriyle cama vuruyordu, kandan el izleri camda beliriyordu. Anlayamadığım bir şeyler söylüyordu.

Ne söylemeye çalıştığını anlamıyordum, bağırıyordu ama beynim durmuş gibiydi. Her şeyi ağırdan alıyordu, reflekslerim kesilmiş nefesim tükenmişti. Caroline ellerimin arasından kayıyordu. 

O korkuyla cama vururken sarı saçları yüzüne vuruyordu. O sırada ne demeye çalıştığını anladım, "çıkart beni buradan." 

İleri doğru bir adım daha attım fakat bariyeri geçemiyor, ona ulaşamıyordum. Nefesim soluk borumu tıkıyordu. Aşık olduğum kadın içeride ölürken ben burada onu izliyordum.

Camın yanında, Caroline'ın hemen arkasında bir silüet belirdi. Siyah bir takım giyen birisi kollarını Caroline'ın karnına dolayıp, onu camdan geriye çekti. Caroline boğuk bir çığlık attı. Adamın yüzünü görmüştüm, bu Caroline'ın baloda ona baktığını söylediği adamdı. 

İğrenç bir hançer, Caroline'ın göğsünü delip geçti. Bu kadardı, bitmişti. Gözlerimin önünde ölmüştü ve ben hiç bir şey yapamamıştım. Kıpırdayamıyordum bile. Beynim öylesine zonkluyordu ki geçen şu son elli saniye bana bir yıldan fazla gibi gelmişti. Herşey yavaştı. 

Sonra her şey yeniden eski hızına kavuştu ve sesleri duymaya başladım. Evin yanan tahtalarından çıkan çıtırtı, Rebekah ve Stefan'ın bağırışları, Elijah'ın beni sarsması... Hepsini farkına vardım ama aklım hala bir şeye takılmıştı; Caroline. 

Sanki bir rüyaymış gibi gözlerimi hızla açıp kapattım ama geçmiyordu. O cama vurup onu oradan çıkartmamı istediği an en ufak ayrıntısına kadar aklıma kazınmıştı. Kanayan avuç içleri şimdi sadece patlamış bir camdaki eski izlerdi. Cama yumruk atarken saçlarını ileri geri hareket etmesi, arkasından gelen o iğrenç hançerin göğsünü delip geçmesi... Bitmeyecek bir kabustu. 

Nihayet itfaiye gelip yangını söndürdüğünde Caroline'ın alevden kurtulan bedenini sedyeyle aşağı taşıdılar. Yanmamıştı, bembeyaz teni ve yarı açık mavi gözleriye öylece sedyede yatıyordu. Kalp atışlarını dinledim, yoktu. Nefes almıyordu ama hepsinden beteri bu seferki gerçekti. 

Caroline'ın yokluğunu yeni yeni kavrıyordum kalbim parçalanırcasına bir sızıyla sıkıştı. Boğazım düğümlenmişti, ağlamak istiyordum gerçekten ağlamak istiyordum ama gözümden yaş gelmiyordu. Rebekah ve Stefan'da en az benim kadar şoktaydılar. Rebekah karşıma geçip bana onu öldürenin insan olmasına sebep olan cadı tarikatından birisi olduğunu söylediği ana kadar çok sakindim ama o an nedenini bilmediğim bir şey içime ölmüştü. 

Caroline'ın öldüğümüş olduğu gerçekliği bir anda etrafımı sardı ve o iğrenç görüntü yeniden gözlerimin önüne geldi. Caroline cama vuruyor ve bağırıyordu. 

Ve ağladım. Hayatımda hiç olmadığı kadar çok ve acıyla ağladım. Karşı konulmaz bir şekilde canımı yakıyordu, duygularımı kapatırsam yardımı dokunacağı biliyordum ama bu Caroline'ı sonsuza dek kaybetmek demekti. İnsanlığımı kapatmamı engelleyen şey Caroline'ın anılarımdaki varlığına tutunmamdı. 

 

Üç gün sonra sabahın beşinde ormanda şelalenin yanında oturmuş hala Caroline'ın öldüğü gerçekliğini kavramaya çalışıyordum. Çok garipti, çünkü o hala anılarımda canlıydı, sesi, kokusu, gülüşü hepsi tam burada zihnimin içindeydi ama o burada değildi. Olması gerekenden erken batan bir güneş gibiydi, tek bir şeyin yokluğu diğer tüm iyi şeylerin varlığını geçersiz kılıyordu. Öğleden sonra saat ikide Caroline'ın cenazesi vardı. Dokuz saat sonra onu iğrenç bir tabutun içine koyup toprağın altında çürümeye bırakacaklardı. Benim Caroline'ımı. Sonsuza dek yanımda olacak olsa ona asla doymayacaktım ve şimdi ona veda etmem gerekiyordu hemde sonsuza dek. 

Nasıl veda edebilirdim ki? Daha onu sevmek için yeterli zamanım bile olmamıştı, daha ona veda etmeye hazır değildim. Hayır, kesinlikle hazır değildim ona ihtiyacım vardı, yokluğuyla başa çıkmazdım, çürürdüm. Yanımdayken bile özlediğim, asla yapmayacağım şeyleri yapmama sebep olan kadına veda edecektim. Ne yaparsa yapsın onu öldürmeye kıyamamıştım ama şimdi başka birisi gelip sanki bu dünyanın en kolay işiymiş gibi onu öldürmüştü. 

Uzaktan Rebekah'ın ayak seslerini duydum. Güneş daha yeni doğuyordu ve buradaki tepe noktası turuncu renge bürünmüştü. Rebekah yanıma gelip bana baktı gözleri yaşlanmıştı. Saçları biraz dağınıktı ama iyi gibiydi. 

"Hazırlanman gerek, bu gün onu gömüyoruz," dedi Rebekah titrek bir sesle. 

Cevap vermeden Rebekah'ı izledim. Rebekah da bir şey söylemedi. Bana sarıldı ve sonra çekip gitti. 

Arkamı döndüğümde beyaz bir parıltı gördüm, bir elbisenin etek ucu gibiydi. Gözlerimi yukarı kaldırdığımda Caroline karşımdaydı. O burada tam önümde, tam olarak hatırladığım gibi karşımdaydı. Gülüyordu, her zaman ki gibi mükemmel bir şekilde gülüyordu. 

"Ah, Caroline," dedim nefesimi verirken. "Ölmediğini biliyordum." 

Uzanıp elini tuttum ama hissedemedim. Eli görüntüsel olarak avucumun içindeydi ama hissedemiyordum. 

"Neden seni hissedemiyorum?" dedim hayal kırıklığıyla dolu bir sesle. 

"Çünkü bu bir rüya. Gerçek değil. Unuttun mu ben öldüm?" dedi gülümsemeye devam ederek. Soğuk katı gerçeklik yeniden etrafımı sarmaya başladı. "Bu senin rüyan Klaus, çünkü gerçek çok berbat. Çünkü ben öldüm ve sen yaşamaya devam etmek zorundasın." 

Caroline avcumun içinden bir kez daha kayboldu. Sanrı görüyordum. Bir kez daha gerçeklikle başbaşa kaldım. Yokluğunda delireceğimi söylerdim ona hep sanırım doğruydu. 

Gözlerimi yakan yaşların akmasına izin verdim ve öylece o tepe noktasında birkaç dakika daha dikilip eve dönmeye karar verdim. Eğee bunu yapacaksam adam gibi doğru düzgün yapacaktım. 

 

Saat 14.15 suları. 

 

Caroline'ın siyah tabutu onun için kazılmış çukurun hemen yanında duruyor. Herkes siyah giyindi. Rebekah yanımda ağlamamak için kendiyle savaşıyor, Stefan çoktan ağlamaya başladı. Annesi Liz susup sadece kızına veda ederken göz yaşlarını akmasına izin veriyor. Elena ve Matt tabutun hemen yanında ayakta duruyorlar ama gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuş. Damon'sa ondan hiç beklenmeyecek bir şekilde üzgün görünüyor. 

Bu kadar dedim şimdi burada hemen şimdi Caroline'a veda edeceğim ve onu unutacağım. Onu hem fiziksel hemde zihinsel olarak burada gömüp çıkacağım. Tıpkı hiç yaşanmamış gibi. Asla hatırlamayacağım. 

Etrafımda en az otuz kişi varken ağlamak istemiyordum ama Caroline'a veda ediyor olmak canımı öylesine çok yakıyordu ki onu bütün dünyadan sonsuza dek saklamak için onu tanıyan herkesi öldürmek istiyordum. Onu benden başka kimsenin hatırlamasını istemiyordum. 

Yapabileceğim hiç bir şey yoktu. Caroline'ın cesedi mezara koyuldu ve üstüne toprak atıldı. 

Herkes sırayla Caroline'ın ne kadar cesur ve sevgi dolu olduğunu anlattı. Buradaki insanların çoğu onu gerçekten tanımıyordu bile. En kötü anında yanında değillerdi, ya da onu birçok defa ölümden kurtarmamışlardı, ona aşık olmamışlardı, onun ölümünü izlememişlerdi. 

Sıra Rebekah'a geldi. Bir adım öne çıkıp bileğindeki bilekliği sıyırarak çıkarttı ve mezara tabutun üstüne attı. 

"Sen hayatımda tanıdığım en görkemli kızdın. Seni tanıyana kadar asla bu kadar muhteşem olacağını bilmiyordum ama sana teşekkür ederim. Hayatımın en iyi arkadaşlığını sunduğun için, beni daha iyi birisi yaptığın için ve buradaki herkesin hayatına iyi bir yönde dokunduğun için. Şahsen hayatına Caroline girdikten sonra hayatı daha da iyiye gitmeyen birisini tanımıyorum. Nerede olursan ol sen daima bizimle olacaksın." 

Stefan, Elena, Matt ve Damon konuştuktan sonra sıra Liz'e geldi. Kadın birkaç adım atıp yanıma geldi ve eliyle omzumu sıvazladı. 

"Bir anne asla evladını gömmemeli. Onun Dünya'dan göçüp gidişini izlememeli. Yarın sabah uyanıpta onun öldüğü gerçeğini kavrayana kadar her zaman kızım olacak. Artık bir anne değilim, artık bir kızım yok. Burada olmasa bile sonsuza dek seveceğim onu ama..." Liz sözlerini tamamlayamadı. Bunun yerine başını eğip yaşlarının akmasına izin verdi. 

Bana dönen bakışlardan sıranın bana geldiğini anlıyordum. Ama söyleyecek hiç bir şeyim yoktu.  

"Sanırım, Caroline bu Dünyada yaşamak için fazla güzeldi. Son iki yılımı paha biçilmez bir hale getirdiğin için teşekkürler, sevgilim. Her sabah uyanıp senin yanımda olmayacağın gerçeğiyle nasıl baş edeceğim bilmiyorum. Başına gelen onca şeye sebep olduğum için özür dilerim ama eğer şimdi olanları değiştirebilme fırsatım olsa hiç düşünmeden seni alır ve kimsenin bizi bulamayacağı bir yere giderdim. Yaşamayı senden öğrendim Caroline, seni tanıyana kadar hayatım bir hiçti. Onca yılı sadece seninle tanışmak için yaşamışım gibiydi. Boş ve önemsizlerdi, seninle tanışana kadar ne kadar geçiçi olduğumun farkında değildim. Sen başıma gelen en güzel şeydin. Yarın sabah olacak, güneş doğacak ama sen orada olmayacaksın. Her günümü yaşamama sebep olan o güzelliğinle beni kendine bir kez daha aşık edemeyeceksin. Sen herşeyimdin Caroline, sen sevdiğim her şeydin! Sana veda etmek o kadar zorki hatıralarımda hala hayattasın ama şimdi sana veda etmem gerekiyor. Öyleyse, elveda aşkım, seni bir daha görene kadar elveda." 

Caroline'ın tatlı sesiyle söylediği o cümle beynimde yankılandı. Rebekah'la bana çaktırmadan Katherine'i aramaya giderken söylediği sözler beynimi tırmalıyordu. "Elveda sonsuza dek demek değildir." 

 

21 Ağustos;

Ben siyah arabada arkama yaslamış hastanenin kapısından çıkıp bana doğru ilerleyen koyu saçlı koza bakıyordum. Gözlerini kocaman bir gözlükle kapatıyor ve koyu kahve saçları hafif esintide dalgalanıyordu. Arabanın kapısını açıp yolcu koltuğuna oturdu ve büyük çantasından bir dosya çıkartıp okumaya başladı. 

"Caroline Forbes, ölüm tarihi 10 harizan 2014. Ölüm sebebi; göğüse alınan bıçak darbesi. Yaşı; 20. Yazık olmuş." dedi karasız bir ses tonuyla. Başını bana doğru çevirdi. 

Gülümsedi ve bende eğilip dudaklarını öptüm. Hiç düşünmeden karşılık verdi. Geri çekildiğimde gözlerini kapatan güneş gözlüğünü çıkartıp çantasına tepti. 

Şu an mutluluktan ölebilirdim, cenazenin üstünden iki aydan fazla geçti ve ben bir haftadır ilk defa gerçekten mutluyum. Yeniden aşık olmak çok garipti, özellike bu kadar kısa zamanda. 

Yanımdaki kız narin beyaz ellerini koyu kahve saçlarının arasına atıp başını örten peruğu geriye doğru ittirdi. Biraz önceki koyu saçların altında tutam tutam sarı saçlar omuzlarına indi. Gözlüğünün arkasına saklanan mavi gözleri kırpıyor ve bakışını bana odaklıyordu. 

"Tekrardan hoş geldin, Caroline," dedim hayranlık dolu bir sesle. 

"Hayır, Caroline öldü, ben artık Valerina'yım hatırlasana." Caroline güldü. 

"Bana göre hep Caroline olacaksın," dedim onu yeniden öpmeden önce. Arabayı çalıştırdım ve Mystic Falls'dan çıkıp California'ya doğru sürdüm. 

Bunun üzerine Klaus ve Caroline iki yıl kadar California'da yaşadılar, sonrasında Avrupa'yı görmek üzere Amerika'yı terk ettiler. 

Caroline'ın ölümden geri dönüşü onu öldürmeye gelen cadı tarikatının bir ört pası olduğu çıktı. Yangına büyüyle kendisine benzetilen başka bir ölü ceset bırakıldı ve Caroline sahte cenazesinden iki ay sonra onu tuttukları mahzenden kaçmayı başardı. Klaus'u buldu ve ona her şeyi anlattıktan sonra Klaus sanki buna çok daha önceden karar vermiş gibi burayı terk etmeyi önerdi ve şehirden ayrıldılar. 

Şehirden ayrıldıktan sonra kimse Klaus'a ne olduğunu ya da nerede olduğunu öğrenemedi, kardeşleri onun Caroline'ın ölümüyle başa çıkamayıp delirdiğini düşündü ve yetmiş yılın sonunda onu aramaktan vazgeçtiler. 

Stefan, Caroline'ın ölümünden sonra Matt'le beraber bir geziye çıktı ve gittikleri yerde Matt'i bir vampire dönüştürdü. 

Elena ve Damon bu olaydan beş yıl sonra ayrıldılar, ve Elena kardeşiyle birlikte yaşamaya başladı. Damon ise Stefan ve Matt'e katılıp Amerika'yı gezip eğlendiler ve yirmi yıl sonra hepsi kendi yollarına gitti fakat görüşmeyi hiç bırakmadılar. 

Liz Forbes seksen yaşına kadar yaşadı ve karaciğer yetmezliğinden öldü. Hayatının son on yılını hastanede geçirdi ve gizli birisinin yardımlarıyla bütün masrafları karşılandı, Liz bunun Klaus olduğunu düşünsede ölmesinden bir önceki gece kızı Caroline baş ucuna gelip rüyasının arasında ona veda etti. Liz ölürken sanrı görüp görmediğinden emin değildi. 

Klaus ve Caroline ise Avrupa'dan döndüklerinde Klaus ona vampirlerin ihtiyacı olmasada evlenme teklifi etti ve Chicago limanındaki yatlarında kaptanları onları evlendirdi. Sonsuza dek birbirlerine ait olmak için nikahı gün batımında yaptılar. 

Caroline'ın kanındaki tedavi yok edildi ve Klaus onu vampire çevirdi. 

Klaus daima Caroline'ı (ya da Valerina'yı) kraliçem olarak çağırdı, ve ona bütün Dünya'yı gösterdi. Beraber bütün Dünya'yı geziler. Klaus her sabah uyandığında mutlaka Caroline'ı öperdi ve bundan asla hiç bir zaman sıkılmayacağını söylerdi. 

Caroline ise her zaman Klaus'a aşkla baktı, bir daha ona asla nefretle bakmayacağına söz verdi. Bu berbat hayatında onu en çok seven kişi olmak için Klaus'u her şeyiyle sevdi. Sonsuz hayatları boyunca birbirlerinden başka kimseye ihtiyaç duymadılar, onları birbirlerini uzun süre önce bulmuşlardı ve artık başklarına ihtiyaçları yoktu. 

Onların aşkı gerçek anlamında sonsuza dek sürdü, ne de olsa sadece bir vampir sonsuza dek sevebilirdi. 

 

End Notes:

Umarım sonunu beğenmişsinizdir :D hepinize çok teşekkürler :D