Actions

Work Header

Karanlığa Bağlanmak

Chapter Text

(Bütün hakları JK Rowling’e aittir.)

Harry

Merdiven altındaki süpürge dolabında karanlıkta uzanan küçük çocuk dizlerini iyice karnına çekip açlığını unutmaya çalışıyordu. Gözlerini sımsıkı kapatırken sessizliğin arasından ismini duyduğunda irkildi.

Harry

Aniden yatakta dik oturup etrafına merakla baktı. Küçük çocuk teyzesi ve eniştesinin gecenin bu saatinde onu uyandıracak kadar aç olmadığı düşündü. Kahvaltıyı saat beşte hazırlaması gerekiyordu ve eski kırılmış saati henüz üçü gösteriyordu.

Harry

Sesi bir kez daha duydu. Ancak sandığının aksine ses dışarıdan değil dolabın içinden geliyordu. Sanki biri kulağına fısıldıyormuş gibi... sanki biri aklının içinden konuşuyormuş gibi...

Harry... ben buradayım... Harry

Küçük çocuk ellerini kulağına bastırıp şaşkınlıkla gözlerini iri iri açtı. Ses kafasının içinden geliyordu. Dudley'nin çizgi filmlerinden birinde kahramanın kulağına sığınan arı gibi... beyninde konuşuyordu derin bir erkek sesi... Bir an için acaba rüya mı gördüğünü düşündü.

Harry... Ben buradayım... Zihnindeyim...

Küçük çocuk, Harry, ellerini kucağına indirip tedirginlikle sordu.

-          “Kafamın içinde ne yapıyorsunuz Efendim?”

Bir yetişkine ait olduğu belli olan ses kafasının içinde mahsur kalmıştı. Harry sese yardım etmek için kulağına bir şey sokup yetişkini dışarı çıkarabilir mı diye düşünüyordu. Zavallı adam beyninde sıkışmıştı.

Sesi gülüyormuşa benzeyen adam tekrar konuştu.

Maalesef Harry, beni kulağından çıkaramazsın, küçüğüm.

Harry sorulmamış sorusuna cevap alınca şaşırdı. Sonra kendi aptallığına güldü. Kafasının içindeki adam tabi ki zihnini okuyabilirdi.

-          “Size nasıl yardım edebilirim, Efendim, eminim oradan çıkmak istiyorsunuzdur.”  dedi Harry ince sesiyle. Altı yaşında bir çocuğun beynine sıkışmak bayağı sıkıcı olmalıydı.

Yardım etmek istemen ne güzel, küçüğüm. Ama beni senden uzaklaştıracak hiç bir yol yok. Hem seninle olmam çok mu kötü?

Harry bir daha yalnız olmamanın ne de güzel olacağını düşündü. Konuşacak birileri olurdu. Ona hikayeler anlatırdı. Ne de güzel...

-          “Hayır, efendim, benimle istediğiniz kadar kalabilirsiniz. Çok... sevinirim. “

Teyzesi ve eniştesi onunla hiç konuşmazdı. Bağırmalarını saymazsa. Kuzeni her fırsatta ona vurmayı ihmal etmezdi. Küçük Harry ailesinden sevgi gördüğünü hiç hatırlamıyordu. Dudley yüzünden hiç arkadaşı da yoktu.

Harry, arkadaşın olmamı ister miydin? Bir daha hiç yalnız kalmazdın.

Küçük çocuk kalbinin mutlulukla dolduğunu hissetti. Ilkkez bir arkadaşı vardı. Parkta oynayıp gezemezseler de en azından Dudley'in elinden alamayacağı arkadaşı olmuştu.

Beni senden kimse alamaz, küçüğüm.

Harry neşeyle gülümsedi. Sonra arkadaşının ismini sormadığını hatırladı. Hiç de iyi bir davranış değildi. İlk arkadaşını üzmeden hızlıca sordu.

-          “Adınızı öğrenebilir miyim, efendim? Daha önce sormadığım için kusura bakmayın.”

Sorun değil, küçüğüm. Benim adım Marvolo.

Harry ne kadar da özel bir isim diye düşündü. Kendi ismi çok basitti. Harry. Aynı kendisi gibi... marvolo... Daha önce böyle bir isim duyduğunu hiç hatırlamıyordu.

-          “Tanıştığıma çok sevindim, Marvolo. “

Ben de Harry. Ben seni tanıyalı uzun zaman oldu tabi...

Küçük çocuğun akli karışmıştı. Yeni arkadaşını daha önce tanıdığını hiç sanmıyordu. Marvolo acaba zihnine nasıl sıkışmıştı?

Ben hep buradaydım, Harry. Hem seninleydim.

Harry arkadaşının hep onunla olduğundan memnun olsa da kalbindeki burukluğa engel olamadı. Neden Marvolo daha önce konuşmamıştı?

Çünkü seninle konuşacak kadar güçlü değildim, Harry. Sen büyüdükçe sana ulaşacak kadar gücümü topladım.

Marvolo'nun açıklamasını duyan Harry utandı. Arkadaşının düşüncelerini duyduğunu unutmuştu.

-          “Üzgünüm, Marvolo.”

Önemli değil, küçüğüm.

Harry açlıktan karnının giderek daha fazla ağrımasıyla kollarını etrafına sarıp, dizlerini iyice karnına çekti. Vernon Enişte ortalıkta gezmemesini söyleyip, yemek yemediğini hatırlamadan dolabın kapısını kilitlemişti. Küçük çocuk keşke Eniştesi onu unutmasaydı diye düşündü. Kapı kilitli olmasa belki bir şeyler alabilirdi ama…

Harry… sana yardım etmemi ister miydin?

Harry arkadaşının teklifine gülümsedi. Ancak Marvolo’nun yapabileceği bir şey olduğunu sanmıyordu. Kafasına sıkışmışken ona yemek getiremezdi, değil mi?

-          “Sağol, Marvolo. Önemli değil. Kahvaltıyı hazırlarken bir şeyler alabilirim belki.”

Sana yardım edebilirim, küçüğüm. Sadece bir şartım olacak. Kabul edersen dolaptan çıkmanı sağlayacak bir yol gösterebilirim.

Harry’nin küçük kalbi heyecanla hızlandı. Marvolo ona yardım edebilirdi! Nasıl olacağını bilmiyordu ama arkadaşına güvendiğini hissediyordu.

-          “Elbette kabul ederim, Marvolo. Sen yeter ki söyle!”

Sana çok özel bir sır vereceğim, Harry. Bu sır sadece ikimizin olacak. Teyzen ve Eniştene söyleyemezsin. Anlaşıldı mı?

Sadece Marvolo ve ona ait bir sır… Harika! Daha önce hiç sırrı olmamıştı. Heyecanla gülümsedi.

-          “Evet, Efendim. Sırrımızı saklayacağım!”

Büyüye inanır mısın, Harry?

Harry kendine engel olamadan endişeyle büzüldü.

-          “Büyü diye bir şey yoktur, Marvolo. Vernon Enişte bu konuda konuşmamı yasakladı.”

Bana mı daha çok güveniyorsun, eniştene mi, Harry?

Çocuğun çok düşünmesine gerek yoktu. Vernon Eniştesinin aileden olduğunu, Marvolo ile yeni tanıştığını biliyordu ama… Marvolo onun ilk arkadaşıydı. Onunla konuşma zahmetine giren ilk kişiydi. Duyulmaktan korkarcasına sesini fısıldadı.

-          “Sana güveniyorum, Marvolo. Bence… bü- büyü… Gerçekten var.”

Bunu söyler söylemez elini ağzına kapatıp karanlığa gözlerini dikti. Teyze ve Eniştesinin uyanıp onu yasak konuyla ilgili konuşurken yakalayacağından korkuyordu.

Büyünün varlığına seni inandıran ne, küçüğüm?

Harry dağınık saçlarını gözlerinden çekip, düşüncelere boğuldu. Bir defasında Dudley ve arkadaşlarının “Harry Avlama!” oyunundan kaçarken kendini okulun çatısında bulduğunu hatırladı. Bir gün de hocanın saçlarının maviye boyandığını görmüştü. Herkes onu suçlamıştı. Bir defasında---

Görüyorum Harry… etrafında açıklanmayan bir çok şey olmuş, değil mi?

Harry meraklı bir ifadeyle başını salladı. Yaşadıklarının büyüden başka bir açıklaması yoktu. Aynı filmlerdeki gibi…

Sen bir sihirbazsın, Harry Potter…

Harry inkar etmek istedi. Yanılıyorsun demek istedi. Ama içten içe… doğru olduğunu biliyordu. Bedeninde gezinen garip dalgadan, tüylerini diken diken eden ürpertiden… sihre sahip anlıyordu. Yanlış olmasından korkarcasına sormaya gerek duydu. Ümitlerinin boş yere yeşermesinden korkuyordu.

-          “Ben gerçekten… büyü yapabilir miyim?”

Evet, küçüğüm… damarlarında pek çok kimseyi layık bulmayan özel bir güç dolaşıyor… sen özelsin, Harry…

Küçük çocuk o an gerçekten de büyük bir tutkuyla Marvolo’ya inanmak istedi. Ama kendinde özel bir şey göremiyordu. Dursleylerin “Ucube!” diyen seslerini bir türlü aklından silemiyordu.

Sen özelsin, Harry… Değersiz akrabalarının aksine… Ucube olan onlar… Senin gücünün farkında değiller…

Kalbinin atışları neredeyse küçücük dolabın soğuk duvarında yankılanıyordu. Hayranlıkla ellerine bakıyordu. Sanki dikkatlice bakarsa parmaklarında sihrin dolaştığını görebilecekmiş gibi… Ben bir büyücüyüm, diye kendi kendine fısıldadı.

Evet, küçüğüm… Sen bir büyücüsün… Sihrinle güç avuçlarının içinde…

Ellerine bakmayı bırakıp heyecanla sordu.

-          “Nasıl büyü yapabilirim, Marvolo?”

Harry, arkadaşının derin sesiyle hayallere daldı.

Gözlerini sıkıca kapatmanı istiyorum… Harry… Kelimelerimden başka hiçbir şey düşünme… Odaklan… Avuçlarını bir birine sür… Evet… Ellerin sıcak… Sağ avucunda bir mum ateşi hayal etmeni istiyorum… Küçük bir alev parçası… Elin gittikçe ısınıyor… Merak etme… Seni yakmayacak…  Evet… Aç gözlerini!

Küçük çocuk bir rüyadan uyanırmış gibi gözlerini usulca açıp avucunda yanan aleve baktı. Karanlıkta parıldıyordu. Tenine değmiyordu. Alevler duvara çarpıp dolabı aydınlatıyordu. Harry hayatında bundan daha harika bir şey görmediğini düşündü. Parmakların oynatırken alevler teninin biraz üstünde dans ediyordu.

-          “Oh! Marvolo! Harika! Bu… Bu… Muhteşem! Bu Sihir!”

Sihir damarlarında… İçinde korunuyor… Her şeyi yapabilirsin… Harry… Hayal ettiğin her şey…

Harry yerinde zıplamasına engel olamadı. Yatağın gıcırdamasına aldırış etmediğini fark etmedi bile… Sihir… Ne kadar da güzel bir histi.

Ateşin söndüğünü düşün… Ellerini birbirine sür… Hiçbir şeyin olmadığını hayal et… Evi yakmak istemeyiz, küçüğüm… Henüz…

Harry dikkatle Marvolo’nun talimatlarını uyguladı. Alevin söndüğünü zümrüt gözleriyle gördü. Sanki her an uyanıp, gecenin bir rüya olduğunu anlayacakmış gibi boş avuçlarına bakakaldı. Marvolo’nun sözleriyle donuk durumundan sıyrıldı.

İsteyince Sihir yapabildiğini gördün… Şimdi seni… bu lanet dolaptan kurtaralım, ne dersin?..

Harry “lanet” kelimesini duyunca kıkırdadı. Büyüklerin sinirlenince söylediği ayıp kelime, küçük çocuğa komik gelmişti. Hafifçe başını sallayıp tüm dikkatini Marvolo’ya verdi. Dolaptan çıkabilirse yemek de yiyebilecekti.

Ellini dolaba doğru tut… Odaklan… İste… Kapının açılmasını istiyorsun… Ardımdan tekrar et… Alohamora!

Büyülü kelimeyi tekrar ettiğinde, kapıdan gelen hafif çıt sesiyle başardığını anlayan Harry genişçe gülümsedi. Başarmıştı! Harika! Dolap kapısının gıcırdamamasına dikkat ederek minik adımlarla dolaptan çıktı. Yalın ayakları yerin soğuğunu alırken, Dudley’nin ona epeyi geniş olan tişörtü bacaklarından salınıyordu. Kırık gözlüğünü düzeltip buzdolabına doğru ilerledi. Sessiz evde duvar saatinin tik takları ve bir üst kattan Eniştesinin horlamaları duyuluyordu. İki parça ekmeğe yağ ve reçel sürdü. Gözleri merdivenlerde hızlıca yedi. Uzun bir açlıktan sonra yemeğin nefis tadı onu keyiflendirmişti. Marvolo’nun tavsiyesiyle birkaç meyve alıp dolabına yöneldi. Serin dolap meyvelerin bozulmasını engellerdi. Kapıyı yavaşça kapatıp tekrar kilitlemesini sağlayan büyülü kelimeleri söyledi. Sihrin harikalığına bakıp kıkırdarken meyveleri eski bir tişörte sarıp yatağın kenarına sakladı. Teyzesi dolabını kontrol edip kendini kirletmezken meyvelerin bulunacağını zannetmiyordu.

Gözlüğünü bir kenara yerleştirip yatağa uzandı. Gözlerini kapattı. Pamukları çıkmaya yüz tutmuş, rengi atmış bir oyuncak ayıya sarıldıktan sonra fısıldadı.

-          “Çok çok çok teşekkürler, Marvolo. İyi ki varsın. İyi geceler.”

İyi geceler… Harry…

 

 

 

Lord Voldemort’un ruhunun bilinmeden koparılmış yedinci parçası bilincini kazandığında kendini hareket edemez ve konuşamaz bulduğunda pek de şaşırmış sayılmazdı. Esas beden, ruhun ana parçası, Tom diyelim biz ona, anlaşılan oydu ki hortkuluk ayinini başarıyla tamamlamıştı. Kendini hareketsiz bulmanın pek de hoş bir deneyim olmadığı göz ardı edilirse ölümsüzlük yolunda attığı son adımı tamamlama hissi güzeldi. Ta ki bir bebeğin ağlama sesini duyana kadar…

Plana göre hiçbir değersiz yaratığın hortkuluğun yakınında bulunmaması gerekiyordu. Tom henüz yerleştirmemiş miydi? Ansızın acıktığını hissetti. Kafası karışmıştı. Bedeninin altında rahatsız eden bir ıslaklık vardı. Anne ve babası neredeydi?

Anne ve baba mı? Bu ne saçmalık!

Ağlama sesinin artmasıyla rahatsızlık hissi de arttı. Tom hareket edemeyip, konuşamasa da bedeninin kaldırılıp tutulduğunu fark etti.

Dur! Bir saniye--- Bu beden bana ait değil!

Zihnini bebekten ayırmayı başarmışken işler değişti.

Karanlık giderek aydınlanıp kendini yarı dev, aptal Hagrid’e bakarken bulunca şaşkınlıktan bütün dünyasının alt üst oldu. Ona “Harry” diye seslenip ağlayan paraziti dinlerken gerçekler bir bir rayına oturdu.

Hortkuluk bir şekilde lanet olası bebeğin, kehanete göre onu yok etme gücüne sahip olan tek yaratığın içine saklanmıştı. Karanlık sanatların en derinine daldığı hayatı boyunca böyle mucizevi bir sihre rastlamamış olması keyfini yerine getirecek kadar dikkatini dağıtamıyordu. Kesin olan şuydu ki Harry Potter ölmemişti ve Lord Voldemort’un ölümsüzlüğünün bir anahtarını içinde taşıyordu.

Lanet yaşlı keçi Dumbledore ve Mcgonagall’ın konuşmalarından anladığına göre sihir dünyası tarihin en kötü karanlık lordunun ölümünü kutluyordu. Saçmalık! Kudretli varlığının basit bir bebek tarafından sona erebilmesi mümkün değildi.

Harry Potter’a gelince… Ölümcül lanetin işlemediği bebek belli ki sıradan değildi. Hortkuluk, karar verdi. Düşmanının bedeninde gizlenirken, bebeğin gücünün sırrını çözmeye çalışmak en iyisiydi.

Günler aylara, aylar yıllara dönüştü. Değersiz muggleların yanında yetişen acınası kahramanı kontrol eden kimse yoktu. İnsan bile sayılamayacak Dursleyler, muggleların en kötüsüydü. Sefil bir hayat yaşayan zavallı düşmanına Lord Voldemort’un ruhu acımadan edemedi. Kendine bile kabul ettiremeyeceği bu acıma duygusu hortkuluğu harekete geçirdi.

Gizlendiği bedeni kontrol edecek ya da yönetecek gücü yoktu. Ancak bir süre sonra çocuğun sihir gücünün gelişmesiyle, kendi bilincinin de arttığını hissetti. Zihninde açtığı kapıyla uzun bir aradan sonra sefil çocuğa yardıma girişti.

Arkadaşsız, sevgisiz bir çocuğun dünyayı nasıl gördüğünü çok iyi biliyordu. Yetiştiği cehennem gibi yetimhanede açlık ve uykusuzlukla geçen geceleri, zorba çocukları hatırlıyordu. İstismara uğramak, görmezlikten gelinmek nedir tecrübe etmişti.

Kendi kendini esas amacının düşmanı inandırmak olduğunu söyleyerek konuşmaya başladı. Harry Potter’ın güvenini kazanıp, karanlık tarafa çekerse Dumbledore’un yüzünün alacağı ifadeyi hayal edip düşmanını sihir dünyasına davet etti.

Hiçbir iyi amacı olmadığını tekrar etti. Sadece manipülasyon! Başka bir şey değil!

Lord Voldemort’un acıması olmadığını söyledi. Altında ezilenlerin korkusuyla beslendiğini haykırdı.

Kendini kandırdı.

Böylece altı yaşındaki, kimsesiz öksüz Harry Potter, zihnine sıkışmış hayali Marvolo ile arkadaş oldu.

Sihir dünyasının kaderi o karanlık gecede değişti.