Actions

Work Header

Torn Between

Chapter Text

 

 

Sehun hem koşuyor hem de sevgilisine mesaj atıyordu. Çarpışana kadar önünde birisinin durduğunu fark etmedi.

‘Alfa.’ Diğerinin sarhoş edici kokusundan kesinlikle bir Alfa(hatta güçlü olan bir alfaydı) olduğunu anladı. İkisi de düşerken Sehun beline koruyucu bir şekilde iki güçlü kolun sarıldığını hissetti ve neyse ki Sehun’un altında kalan beden onu yara almaktan korumuştu.

 Altındaki beden sert yere çarpınca Alfanın dudaklarından alçak sesli bir inleme döküldü. Sehun tüm bu zaman boyunca gözlerini sıkıca kapatmış, yüzünü Alfanın boynuna gömmüş şaşırtıcı şekilde sarhoş eden, tatlı kokusunu içine çekiyordu. Diğerinin konuştuğunu duyunca gözlerini açtı Sehun.

“Kalk üzerimden, Omega.” Çok alçak bir tonla söyledi, sanki diğerlerinin duymasını istemiyormuşçasına daha çok fısıltı gibiydi. Ama Sehun’un duyacağı kadar sesliydi. İnsanlar arasında yaşıyorlardı ve çok azı kurt topluluğunu biliyordu.

Sehun başını kaldırarak diğerinin yüzüne baktı ve kalbi Jongin’in –hayır, kesinlikle Kai’di bu, sevgilisinin ikizi—görüntüsüyle tehlikeli bir şekilde tekledi.

“Kalk üzerimden.” Kai tekrarladı.

Sehun kalkmaya çalıştı ama belindeki kollar ona izin vermiyordu. “K-Kolların…” Sehun neden kekelediğini bilmiyordu. Muhtemelen Alfanın göz korkutucu aurası yüzündendi. Alfanın sıcak bakışlarından bir şey anlayamıyordu. Nedenini söyleyemiyordu.

O anda Kai hâlâ Omegaya sarıldığını fark etmiş gibiydi ve hemen kollarını çekti.

Sehun hemen ayağa kalktı. “Teşekkürler.”

“Yanlış kelime.” Kai de ayağa kalkarken mırıldandı.

“Huh?” Sehun Alfanın ne demek istediğini anlayamadı.

“Teşekkür yerine özür dilemelisin.” Kai sakin bir sesle cevapladı.

“Oh—Oh, özür dilerim ben önüme—“ Kai elini sallayıp topukları üzerinde döndü ve uzaklaştı. Kibirli pislik. Sehun burnunu kırıştırarak Alfanın koridorda uzaklaşmasını izledi ve o anda burnuna tanıdık bir koku geldi. Tam dönecekken zayıf beline bir çift güçlü kol dolandı. ‘Jongin.’

Sevgilisinin yumuşak öpücüklerini boynunda hissedince dudakları gülümsemeyle kıvrıldı ve tam sevgilisine doğru dönmek üzereyken bir çift kırmızı gözün uzaktan kendilerini izlediğini fark etti. Kurt süper güçleri sayesinde duyuları keskinleşti ve gözlerin kime ait olduğunu görmek için süper görüşünü kullandı. ‘Kai mi?’

Sehun diğerinin neden üzgün olduğunu merak etti. Kızgın mıydı yoksa? Tam emin olamıyordu ancak diğerinin duygularını kendi zihninde hissedebiliyordu nedense. ‘Çok garip. Kai'in ne hissettiğini nasıl ve neden ben de hissediyorum?’

Gizemli Alfaya odaklanmak istiyordu ancak sevgilisi boynuna kondurduğu ıslak öpücüklerle dikkatini dağıtıyordu. “Mmm Jongin—dur.” Sehun inledi ve Jongin bundan yararlanarak Omeganın kulak memesini nazikçe ısırdı. Sehun’un dudaklarından yeni bir inleme döküldü. Çok hassastı.

Alfa sevgilisinin bedenindeki tutuşunu sıkılaştırdı. “Üzerinde kardeşimin kokusu var.” Alçak bir hırlamayla söyledi.

“E-Evet, düşerken beni tuttu.” Sehun söyledi. Sevgilisi çok kıskanç ve sahiplenici birisi olmamasına rağmen kendini açıklama ihtiyacı hissetti.

Jongin hımlayarak Sehun’u döndürdü ve Sehun kollarını sevgilisinin boynuna dolayarak onu tutkuyla öptü.

“Gidin bir oda bulun.” Chanyeol’un sesi duyuldu. Beta ve Kai’in arkadaşlarından birisiydi. Sehun, Jongin’in evine gittiğinde ve kampüsteki gözlemlerine göre Kai’in kendisi bu kadar sessizken ve tek başına takılmayı tercih ediyorken nasıl böyle gürültücü birisiyle arkadaş olabildiğini hep merak etmişti.

“Çoktan bulduk.” Jongin cevapladı ve Chanyeol öğürerek uzaklaştı. Jongin dikkatini Omega sevgilisine verdi. “Bu sabah ne dersin var?” Sehun’un yanaklarını sevgiyle okşayarak sordu.

Sehun geri çekilip kol saatine baktı. “Aman tanrım! Tarih derim var ve ben geç kaldım.” Kıyafetlerini düzeltti.

Jongin kıkırdadı. “Benim de müzikal. Seni sınıfa bırakayım.” Sevgilisini çekiştirerek yürümeye başladı.

Sehun’un sınıfına varana kadar sohbet ettiler ve Jongin eğilerek dudaklarına yumuşak bir öpücük kondurdu. “Öğle yemeğinde görüşürüz.” El sallayarak uzaklaştı.

Sehun gülümseyerek sınıfa girdi.

“Oh Sehun! Derse başlamadan önce seni bekleyeceğimizi mi sandın?” profesör sordu.

Sehun başını eğdi. “Özür dilerim efendim, bir daha olmayacak.” Başını kaldırarak söyledi ama bakışları profesör yerine içgüdüsel olarak Kai’ye yöneldi. Nefesi tekledi, diğerini tarih dersinde hiç görmemişti ve bu dersi alıp almadığını merak etti. O mu hiç fark etmemişti yoksa bu ilk dersi miydi? Sehun bunu bilmiyordu.

“Yerine geç.” Profesör, Sehun’u transından çıkardı ve Sehun eğildikten sonra Kai’in önündeki sırasına oturdu. Otururken Alfanın arkasındaki bakışlarını hissedebiliyordu ama Sehun derse konsantre olmayı seçti.

“Hammurabi Kanunları konusunu özet geçmek isteyen var mı?”  profesör bir saat boyunca Hammurabi Kanunlarını anlatmayı bitirince sordu.

Sehun hemen elini kaldırdı; parlak bir öğrenciydi ve profesörün derste sorduğu her soruya cevabı vardı. Bu okuldaki çoğu öğrenci gibi varlıklı bir aileden gelmediği için ders çalışmak zorundaydı. Burada burslu okuyordu ve Sehun zamanını boşa harcamayı düşünmüyordu. Bir gün ailesine iyi bakmak için çalışmalıydı. Böyle zamanlarda Omega yerine Alfa olmayı diliyordu Sehun. Jongin’le çıktığı için bazıları onu parmaklarıyla işaret ediyordu, bazıları para avcısı olduğu için Alfayla beraber olduğunu söylüyordu ama Sehun, Jongin’i varlıklı aileden geldiği için sevmiyordu. Tüm kalbiyle Alfaya hayrandı ve âşıktı. O yüzden insanların dediklerini hiç umursamıyordu ve Jongin’in de kendisini sevdiğine emindi.

Profesör cevaplaması için başıyla işaret verdi.

“Hammurabi Kanunları M.Ö. 1750 civarında tarihin en eski yazılı kanunlarıdır. Babil Kralı Hammurabi farklılıkları birleştirmeye ihtiyaç duyar, idari ve ticari kurallar koymaya karar verir ve yargıçlar altında bir krallık vakfeder. Modern standartlara göre çoğu kanun oldukça serttir. Çoğu suç ölüm ya da uzuvların kopartılmasıyla cezalandırılır. Yine de bir hükümetin kanunlara dayalı olması fikrini tanıttığı için dikkat çekicidir ve—“ Sehun derin bir nefes aldı ve okuduğu diğer kısmı hatırlamaya çalıştı. Sonunda hatırladığında Kai onu bastırdı.

“Ve kanunların gizli ya da ilahi olanlara değil toplum kurallarına dayalı olması gerektiğini. Kanunların etkili ve yargıçlar tarafından adil uygulanması gerektiğini. Bunlar Bilgin Rachel Kleinsfeld Belton’ın kanun koymanın aslını bahsettiği ilkelerdir.” Kai onun adına bitirdi.

“Çok güzel. Şimdi Roma Kanunlarına gelelim.” Profesör yeniden sordu.

Bu sefer Kai elini kaldırdı.

“Çoğu bilgin Roma sistemini Batı Kanunlarını etkileyen en önemli gelenek olarak aktarıyor. Roma Kanunları, Atina Kanunları’ndan daha az eşitlikçidir çünkü ilk amacı aristokratları korumaktır. Ayrıca Roma Kanunları’nın yayılması hükümdarlık ve askeri baskınlığı ortaya çıkarmıştır. Yine de Roma geleneği kanunlara birkaç basit ilke aşılamıştı. Yargı süreci ve sivil kanun bilgilerini toplumun bilme ihtiyacı, kanunları değişmez olması, gelenek ve durumlara göre gelişmesi, uluslararası insan hakları gibi doğal hakların insan yapımı kanunlar için esas olması gerektiği gibi. Roma geleneği Bizans İmparatorluğu hâkimiyetinde devam etti ve zamanla Avrupa Kanunlarına dönüştü ve Kutsal Roma İmparatorluğu boyunca uygulandı.”

“Ona katılıyor musun, Oh Sehun?” profesör sordu.

Sehun hımlayarak başını salladı. Ancak Sehun, Kai’in bu kadar zeki ve aktif bir öğrenci olmasına çok şaşırmıştı. Tabii ki bunun aklını uzun süre kurcalamasına izin vermedi.

“Şimdi bunları öğrendiğinize göre modern Atina anlayışını açıklayabilir misiniz?”

Sehun elini kaldırdı ve profesör ona gururla gülümsedi. “Kanunların olduğu bölgede Eski Atina, M.Ö 399’da büyük filozof Sokrates’i vatana ihanet ve genç Atinalıları mahvettiği gerekçesiyle idam etmesiyle biliniyor. Ama bu dava genelde haksızlık olarak sunuluyor ve kanunları geliştirmekte Eski Atina’nın katkısını maskeliyor. Atina sisteminde, örneğin, yargıçlar ve jüri üyeleri halktan oluşan Meclis’ten kurayla seçiliyordu çünkü yargının birinin bakış açısına göre olabileceğine inanılıyordu. Tüm halk özel ve umumi konuları mahkemeye taşıyabilmek hakkına sahipti. Ticari kanunlarda Atina eşit halk arasında tutucu ve uygulanabilir sözleşme sunuyordu. Bu da kanunun ticari anlaşmazlıkları Atina bölgesindeki ticareti korumak için zorla yapılmadığını gösteriyordu. Kalabalık jüri o zamanlar sayıları beş bin olduğu için eleştirmenler tarafından sürekli alay ediliyordu ama Atina sistemi etkili bir şekilde işe yarıyor gibi görünüyordu ve halk bu yargısal sistemle korunuyordu. Eş düzeylere ve halkın eşitçe mahkemeye başvurmasına dayalı jürinin yargısı çoğu modern kanun sisteminin Atina Kanunları’nın karakteristik özelliklerini taşıdığını gösteriyor.”

Öğrencilerin geri kalanı Kai ve Sehun’a uzaylılarmış gibi bakıyordu. Bazıları ikisinin bunların hepsini nasıl bildiğini merak ediyordu.

Profesör memnuniyetler ellerini çırptı. “Mükemmel. İkiniz de çok iyi yaptınız. Bir grup projesi olacak ve sizleri eşleştirdim. Listeyi okulun internet adresinde yayınladım, hepiniz kontrol edip kimle eş olduğunuza bakabilirsiniz.” Profesör dersin bittiğini belli eden saat çalarken kitaplarını yerleştirdi. “Bugünlük dersimiz bu kadar. Proje sorularını sınıf başkanından alın.” Diyerek sınıftan çıktı.

Sehun hızla telefonunu çıkararak partnerine bakmak için okul sitesine giriş yaptı. “Kahretsin.” Partneri yazan yerde ‘Kim Kai’ adını görünce küfretti ve bakıyor mu diye Kai’ye döndü ancak boş sandalyeyle karşılaştı. İç çekerek önüne döndü ve Kai’in ellerini cebine sokmuş önünde beklediğini görünce ödü koptu. “Yüce İsa.” Sehun şaşkınlıktan telefonunu elinden düşürecekti.

‘Sakar Omega.’ Kai başını sallayarak düşündü.

Sehun başını kaldırarak hafif bir öfkeyle Alfaya baktı. “Bana sakar mı dedin sen? Birisine öyle sinsice yaklaşmamalısın. Bu çok ürkütücü.” Sehun biraz bağırdı. Kai’in gözlerinde Sehun’un anlayamadığı bir şey vardı.

“Ne dediğimi duydun mu?” nefessizce sordu Kai.

“Evet, bana sakar Omega dedin ve bundan hiç hoşlanmadım.”

Kai’in gözleri şokla ve inanamazlıkla kocaman açıldı. Bir şey söylemek için ağzını açtı ama hemen kapatarak arkasını dönüp Sehun’dan uzaklaştı. “Hey, dur! Nereye gidiyorsun? Proje ne olacak?” Sehun bağırdı ama Alfa ne durdu ne de arkasına baktı. Sehun iç çekti. “Gerçekten garip bir Alfa.” Mırıldanarak eşyalarını topladı. Sınıf başkanından çıktıları aldıktan sonra sınıftan ayrıldı.

Jongin’in duvara yaslanmış telefonuyla oynadığını gördü. Sehun gülümseyerek sevgilisine yaklaştı. “Selam.” Geldiğini belli etti.

“Oh selam tatlım.” Jongin telefonunu cebine atarak söyledi.

Öpüştükten sonra kafeteryaya yöneldiler. Varmak üzereyken Jongin’in telefonu çaldı ve diğeri gülümseyerek aramayı cevapladı. “Alo anne.” Dedi. Sehun sabırla Jongin’in annesiyle konuşmasını bekliyordu. “Tamam, olur. Orada olurum.” Diyerek aramayı sonlandırdı ve sevgilisine döndü. “Bebeğim—umm—üzgünüm ama gitmem lazım. Annem beni hemen görmek istiyormuş.” Özür dileyerek bakıyordu.

“Sorun değil.” Sehun gülümsedi çünkü sevgilisinin önemli olmasa gitmeyeceğini biliyordu. “Gitmelisin. Ben de gidip yemek yedikten sonra kütüphaneye geçerim.”

Jongin onu özür dilercesine yeniden öptü ve uzaklaştı.

Sehun iç çekerek kafeteryaya girdi. Giren çıkan çok fazla öğrenci vardı; hem kurt hem de insan. Onlara bakmadan direkt yemek almaya gitti ve boş bir masaya oturdu.

Yemeğini bitirdikten sonra projeye araştırma yapmak için kütüphaneye gitti. Kütüphanenin köşesindeki koltuğa oturdu, tek başınaydı. Bitirmesi yaklaşık altı saat sürmüştü ve kitapları aldığı yerlere koyduktan sonra kütüphaneden ayrıldı.

Akşam olmuş, hava kararmıştı ve derince iç çekerek çalılıkların arasında yürümeye başladı. Koşma ihtiyacı hissetti ve bunu yapmak için insanların geçtiği yollardan uzak durmak zorundaydı çünkü kurt halinin görünmesi riskini alamazdı. Yaklaşık yarım saat yürüdükten sonra değişmenin güvenli olacağına karar verdi.

Ancak gömleğinin düğmelerini çözerken tanımadığı üç Alfa bir anda yanında belirerek onu bir avmış gibi ablukaya aldı. Sehun ne olduğunu anlamadan içlerinden birisi onu agresifçe ağaca yasladı ve Alfa diğer eliyle gömleğini yırttı.

Bir Alfa, Omeganın kıyafetini yırttığında iyi şeyler olmayacağını bildiğinden Omega paniklemeye başladı ve çığlık attı. Alfa, Sehun’u bıraktı ve onu yere yatırarak bir eliyle ağzını kapatıyor, bir eliyle sabit tutmaya çalışıyordu. “Kaçmaya çalışma bile Omega. Benim dengim değilsin.” Sehun kurtulmaya çalışınca Alfa tehditkâr bir sesle uyardı.

Sehun güçlüydü ama bir Alfanın dengi olamazdı. “Becerecek bir Omegaya ihtiyacımız var ve sen kızışma döneminde olmasan bile çok güzel kokuyorsun. Çiftleşmemiş gibisin.” Dediğinde diğerleri durum komik olmasa da güldüler.

Alfa aniden zorla Sehun’un pantolonunu indirerek onu iç çamaşırıyla bıraktı. Sehun gözlerini kapatarak korkuyla titredi; hıçkırarak ve başını sallayarak Alfaya durması için sessizce yalvarıyordu. Ve bilinçsizce zihninden ‘imdat’ sinyalleri gönderiyordu. Sonunda çırpınmayı bıraktı ve durdu.

Diğeri yaklaşıp Sehun’un kollarından tutarken ilk Alfa iç çamaşırını çıkarmaya çalışıyordu. Sonra o geldi; kocaman gri/kızılkurt aniden belirerek üç Alfanın üzerine atladı ve üçü de yüksek sesle etrafa saçıldılar. Acıyla inliyorlardı.

‘Eşim! Kimse eşime dokunamaz!’ Sehun zihninde Alfanın konuştuğunu duydu.