Actions

Work Header

So Jealous

Work Text:

 

 

 

Story Notes:

Bir anda pat diye çıkan bir hikaye oldu. Dedim Lilian James'i kıskansın, James'te boş durur mu bunu sonuna kadar kullansın. Bakalım beğenecek misiniz. İyi okumalar :) 

Önerilen Şarkı: Lisa Mitchell - So Jealous. 
İsteyenler için link; http://fizy.com/#s/1dlue0

 


 

 

“Günaydın Lilian.”

“Günaydın.”

 

Kızıl saçlı genç kız arkadaşlarına gülümseyerek yerine oturdu. Bakışları salonu tarayıp, gördüğü manzarayla James Potter’ın üzerinde kaldı. Her zaman gördüğü manzara bugün adeta midesinin takla atmasına sebep olurken, sinirle yutkundu. Hufflepuff olduğunu tahmin ettiği sarı saçlı kızın elini onun saçlarına atıp, bir kahkaha atmasını izledi. James’te genç kızla gayet neşeli bir şekilde flörtleşmeye devam ettiğinde, önündeki vişne suyundan büyük bir yudum aldı. Yanındaki Violet’in dürtmesiyle kendine geldi. larına atıp, bir kahkaha atmasını izledi. James

 

“Lilian? İyi misin? Hem sen nereye bakıyorsun öyle?”

 

Lilian başını hızla kızın konuştuğu tarafa çevirip omzunu silkti. Yanaklarının ısındığından yüzünün birkaç ton kızardığına emin oldu. Kahvaltısına dönüp, önündeki tostu öldürmek istercesine haşince bir ısırık aldı. Violet ilgiyle kızın sinirini izlemeye başladı.

 

“Sen James’i mi izliyordun?”

“Saçmalama. Onu niye izleyeyim ki? Şu aptal sarışınla flört etmesinin ilginç bir yanı yok. Hem o kızın saçları boya.”

“İyiki izlemiyorsun. Bir de izlesen, kızın atalarına kadar bilgi verecektin heralde.”

 

Lilian gözlerini devirerek önündeki tosta döndü. Birkaç dakika sonra Marie ile Lorenia yanlarına geldi. İki kız şaşkınlıkla Lilian’ın tostla resmen kavga etmesini izlediler. Ardından Lorenia usulca Violet’e fısıldadı.

 

“Kimi öldürüyor?”

“Ya James’i ya da şu Hufflepuff’lı sarışını.”

 

İki bakış ilgiyle o tarafa dönüp ilgili kişileri gördükten sonra yeniden Violet’e döndü. Genç kız omzunu silkip, yanındaki Lilian’a bir bakış atarak konuştu.

 

“James’i izliyordu.”

“James’i izlediğim yok. Kızdan nefret ediyorum sadece.”

“Ve izlememesine rağmen bana kızın saçlarının boya olduğunu söyleyebildi.”

 

Lilian üç kıza sinirli bir bakış atıp ayağa kalktı. Çantasını sertçe alıp bardağındaki vişne suyunu bitirdikten sonra sinirli adımlarla salondan çıktı. Kapının çarpılmasını duyan birkaç bakış ilgiyle genç kızın arkasından baktı. James’te bakışlarını kızların tarafına çevirince, üçü de bir şey bilmiyormuşçasına konuşmaya başladılar.

**

“Lilian? İyi misin?”

 

Genç kız önündeki otları öldürmek istercesine kesiyor, yine de hepsini düzgünce kesmeyi başardığında, yanındaki Marie’ye döndü. Kız anlayışlı bir ifadeyle gülümsedi, uzanarak otları kazana atıp birkaç tur karıştırdı. Lilian onu izliyor, usulca mırıldandı.

 

“Kötü gibi mi görünüyorum?”

“Kızgın görünüyorsun.”

“Değilim.”

 

Marie inanmasa da bir şey söylemeyip önüne döndü. Birkaç dakika sonra bir ot almak için Lilian’a döndüğünde kızın yine sinirle James’i izlediğini gördü. Kaşlarını çatarak Lilian’ın elindeki otları sinirle sıkmasını izledi. Ardından uzanarak genç kızı dürttü.

 

“Lilian. Otları sıkmayacağız, keseceğiz. Yenisini istememiz gerekiyor.”

“Ah, çok üzgünüm Marie. Dalmışım.”

“Yine James’i izliyorsun.”

“Nereden çıkıyor bu Potter saçmalığı.”

“Sabahtan beri onu izliyorsun.”

“O kızdan nefret ettiğimi söylemiştim.”

“Yanında başka bir kız var Lilian.”

 

Lilian bununla şaşkınlıkla o tarafa döndüğünde, Marie onun şaşkınlığına gülüyor, iyice neşelendi. Genç kız ona ters bir bakış atıp ot istemek için profesörün yanına ilerledi. Profesör onun geldiğinin farkında bile değil, genç kız boğazını temizledi.

 

“Profesör, kehribar otunu yanlış doğradım. Yenisini almam mümkün mü acaba?”

“Hayır Bayan Maurëll, burası sizin her hatanızda gelip yenisini isteyeceğiniz bir dükkan değil. İksiriniz yarım kalacak demekki. Üzgünüm.”

 

Lilian sinirle bir elini yumruk yapıp masaya doğru ilerledi. Önündeki otların hepsini çöpe atacakken,  James’in yanındaki kızın sesini duydu. Önce umursamamayı düşünsede Marie’nin bakmasını işaret etmesiyle döndndü.

 

“Bizde kehribar otundan fazla var. Verebiliriz istersen.”

 

Marie gülümseyerek olabileceğini mırıldanınca, Lilian ona ters bir bakış atıp başını iki yana salladı.

 

“Gerek yok.”

 

Ardından masasındaki otların hepsini temizleyip Marie’nin şaşkın bakışları altında çantasını topladı. Profesörden izin bile almadan sinirle dışarıya çıkıp kapıyı çarptı. Violet ve Lorenia şaşkınlıkla Marie’ye baktığında, genç kız omzunu silkti.

**

“Lilian, bizimle konuşmak ister misin?”

“James’ten hoşlanman kötü bir şey değil.”

 

Lorenia gözleri büyüyerek Violet’e bir dirsek attığında, genç kız acıyla suratını buruşturdu. Lilian yeniden sinirlenmiş görünüyor, iksir dersinde ortak olduğu kızla beraber oturan James’e bir bakış attı. Sabahki Hufflepuff’lı kızında sinirle onu izlediğini gördüğünde, suratını buruşturarak önüne döndü.

 

“Potter’dan hoşlanmıyorum.”

“Ama sürekli onu izliyorsun.”

“İzlemi-“

“Üçümüzde kör olamayız değil mi?”

 

Lilian onlara ters bir bakış atıp, önündeki kurbağaya döndü. Kurbağaya potansiyel bir çaydanlık gözüyle baksa da, onun çaydanlığa çevirebileceğinden emin olamadı. Birkaç denemesinde başarısız olduğunda kızların önündeki çaydanlıklara baktı. Homurdanarak birkaç kez daha denedikten sonra, James’in kendisini izlediğini fark etti. Genç adamın eğlenen ifadesiyle gözlerini devirip önüne döndü. Birkaç dakika sonra James’in yanına oturduğunu hissettiğinde, parmak uçlarının karıncalandığı hissini yok saymaya çalıştı.

 

“Yardım etmemi ister misin?”

 

Lilian onun masasındaki kusursuz çaydanlığa bir bakış atıp gözlerini devirdi. Bir cevap vermeden önündeki kurbayağa yoğunlaştı. Birkandeki kurbayağa yoğunlaştı. Birkaç dakika sonra hiçbir değişmemiş, homurdanarak önündeki kurbağaya lanet okudu.

 

“Gerek yok dersen inanmayacağım. İstemiyorum demen gerekiyor.”

“Çok konuşuyorsun Potter. O tatlı dilin bana işlemez.”

“Tatlı dilimin farkına ne zaman vardın merak ediyorum.”

“Kızların sana neden hayran olduğunu bilmediğini söyleme.”

“Senden duymak istiyorumdur belki?”

“Daha çok beklersin Potter. Yardım etmeyeceksen gidebilirsin. Sevgilin özler.”

“O benim sevgilim değil.”

“Ah, ne kadar merak ediyordum. Çok rahatladım.”

“Önce şunu dönüştürmene yardım edeyim.”

 

Lilian genç adamın elini tutmasıyla irkilirken, James ona bakmıyor bile, genç kıza asasını daha düzgün tutmasına yardım etti. Elini çekmeden, kızın omzuna yaklaşıp mırıldandı.

 

“Önündeki kurbağayı nasıl bir çaydanlığa çevirmek istediğini düşün. Ve ona yoğunlaş, önünde bir kurbağa değilde çaydanlık olduğunu farzet.”

“Seni nasıl bir kurbağaya çevireceğimi düşünsem?”

“Onu daha sonra başbaşa olduğumuzda düşünürsün.”

 

Lilian sinirle genç adamın karnına bir dirsek atmış, elinin üzerindeki eli yok saymaya çalıştı. Yine de nefesinin hızlanmasına engel olamamış, genç adamın ilgiyle kendisini izlediğini gördü.

“Yapamıyorum, olmuyor. Zorlamanın bir anlamı yok.”

“Yapabilirsin. Beni nasıl bir kurbağaya çevirmeyi planlıyorsan, kurbağayı da bir çaydanlığa çevirmeyi planla.”

“Kurbağaya acıyorum.”

“Bana acımıyorsun yani?”

“Kurbağa senin gibi bir sürü kızla çıkmıyor.”

“Kurbağa bir sürü kızla çıksa da umursayacağını sanmıyorum. Ama benim çıkmam seni neden rahatsız ediyor anlamadım.”

“Saçmalama, umrumda bile değil.”

 

Genç kız elini sertçe çekip çantasını toparladı. Önündeki kurbağaya ters bir bakış atıp sınıftan çıktı. James Violet ve Lorenia’nın bakışlarıyla omzunu silkip önündeki kurbağayı kolaylıkla bir çaydanlığa çevirdi. Ardından iki çaydanlığı da alıp profesörün yanına gitti.

 

“Lilian Maurëll ile benim çaydanlıklarımız. Kendisine yardım ettim. Biraz rahatsızmış, o yüzden aceleyle çıktı.”

“Tamam Bay Potter. Teşekkürler.”

“Önemli değil profesör.”

 

James’te çantasını alıp sınıftan çıktığında, kızlar iyice meraklanmış, önlerindeki çaydanlıklara döndüler.

**

2 Ay Sonra;

 

Lilian genç adamın kıskançlığını anlamasından rahatsız olmuş, kızlara da neden olduğunu bilmediği bir kıskançlık yaşadığını söylemiş, kızlarda onun üzerine gelmemeye özen göstermişlerdi. James aksine kızın üzerine gelip duruyor, sürekli gözünün önünde flörtleşiyordu. Lilian sinirle okulda kısa süreli terörler estirse dahi bu davranışından vazgeçmiyor, genç kız daha fazla sinirlendiğini hissediyordu.

 

Büyük Salonda oturdukları bir gün Lilian onun başka bir kızla konuştuğunu gördüğünde, sinirle homurdandı. James onun geldiğini gördüğünde uzanarak genç kızı öptü. Kız neler olduğunu anlamamış, ama bu öpücükten gayet memnun görünüyor, Lilian elindeki kitapları masaya bıraktı. Kendisine ilgiyle bakan James’in yanına sinirle yürüyüp, genç adamın kolunu tuttu.

 

“Yürü Potter.”

“Daha sonra konuşsak, Emily’i bekletmek istemiyorum.”

 

Lilian Emily’e ters bir bakış atıp, genç adamın önünde dikildi. Birkaç saniye sonra eğilerek genç adamı usulca öptü. James hiçbir şekilde itiraz edemezken, Emily şokla ikisine bakıyor, ayağa fırlayıp masasına geri gitti. Lilian genç adamın kolunu sert adamın kolunu sertçe sıkıp sinirle konuştu.

 

“Yürü Potter. Emily gitti, ne yazık değil mi?”

 

James hala şaşkın görünüyor, onu dinleyerek ayağa kalktı. Lilian onu kolundan sertçe çekiştirip salondan çıkardı. Hızlı adımlarla birkaç koridor boyunca genç adamı peşinden sürükleyip sessiz bir koridor bulduğunda usulca duvara dayadı. James ilgiyle küçük ama güçlü ellerin sahibine baktığında, Lilian sinirle güldü.

 

“Benden ne istiyorsun Potter?”

“Beni buraya getiren-“

 

Lilian onun ayağına sertçe basıp, eliyle omuzlarından biraz daha duvara dayayıp mırıldandı.

 

“Onu kastetmediğimi biliyorsun. Neden oluyor bilmiyorum ama 2 aydır seni deliler gibi kıskanıyorum. Ve sende bunu kullanıp okulu bana zindan ediyorsun. Ne istiyorsun benden?”

“Hoşuma gidiyor olamaz mı? Okulun en güzel kızısın, birçok erkek peşinden koşuyor ama hiçbirine yüz vermiyorsun. Ve birden bire beni deli gibi kıskanmaya başlıyorsun. Sence hoşuma gitmesi çok mu garip?”

“Bu hoş değil Potter.”

“Ne bekliyorsun peki? Sırf nereden çıktığı belirsiz bir kıskançlık yüzünden kimseyle çıkmamamı mı?”Ne bekliyorsun peki? Sırf nereden

 

Lilian bir şeyler homurdanarak genç adama uzandı. James’te gülerek genç kızın belini tutup onu kendisine çekerken, Lilian onun bilerek yaptığını anlamış, sinirle kurtulmaya çalıştı. Ama o denedikçe James genç kızı biraz daha sıkı tutmaya başladı. Lilian sonunda kendisini duvara yaslanmış bir halde bulduğunda itiraz etmeyi bıraktı. Genç adama izin verip, kollarını onun boynuna doladı. İkisi bir süre aralarında nefese dahi yer bırakmadan öpüşürlerken, Lilian parmak uçlarında yükseldi. Birkaç saniye sonra nefes almak için ayrıldığında, homurdandı.

 

“Bilerek yaptın değil mi? Senden nefret ediyorum.”

“Ama ben seni seviyorum.”

“Bu çok adice.”

“Ama işe yaradığı su götürmez bir gerçek.”

 

Lilian bir şeyler daha söylemek istese de genç adam tarafından bir kez daha öpüldüğünde susmak zorunda kaldı.

 

 

End Notes:

Umarım beğenirsiniz. Yorumlarınızı bekliyorum :)