Actions

Work Header

Biraz Çılgın Bir Yaşam Ha?

Work Text:

 

 

 

Author's Notes:

Yazdığım ilk hikaye olduğu için lütfen eleştirilerinizi yazın.

 


 

 

“Lanet olsun!” Hangi salak evden kaçarken yanına sadece 10 LiraCIK alır ki. Sakın söylemeyin, BEN.

Uçak okyanusun üstünden geçiyordu. Artık yaklaşmıştık. Nerde kalacaktım? Ne bok yiyecektim? Bunların hepsi birer sorunken hostes yanıma geldi ve yeni bir sorun oluşturdu.

“Hanımefendi, sizi uçaktan indirmek zorundayız.” dedi. Kadına bir tokat atıp “Kendine gel kadın! Okyanusun ortasındayız nereye indiriyorsun!” diye bağırmak istiyordum. İstiyordum mu dedim? Pardon, yaptım diyecektim.

Tabi bunun cezasına ağır ödedim. Yanağında benim elimin izi olan kadın çok kızmıştı. Sırtıma paraşütü yerleştirdi ve uçağın kapısına zorla götürdü. Kapıyı açtı ve götüme tekmeyi basıp “Geber gerizekalı!” diye bağırdı. Elbette bunu yapmadı. Kapıyı açarsa bütün basınç içerideki insanları öldürebilirdi. Tek neden buydu. Beni itmesinin yasal olup olmadığı umrunda değildi.

Sinirini göstermemeye çalışarak ki bunu hiç beceremiyordu, devam etti; “Sizi indirmek zorundayız derken, aslında sizi indiremeyiz demek istiyorum.” Sağ olsun kadın her şeyi apaçık (!) yapmıştı.

“En azından okyanusa beni atmayacağın için mutluyum.” diye söylendim. Kadının içinden “Keşke yapabilsem…” dediğine yemin bile edebilirim.

“Şöyle ki hanımefendi; sizi uçaktan indirilmemenizle ilgili özel bir emir aldık.”diye devam etti. Kaşlarımı kaldırıp “Kim vermiş o emri şekerim?” dedim.” Uçak hava limanına inince size her şey açıklanacak hanımefendi. Şimdi lütfen yerinize oturun ve sakin olun. Bir daha da konuşmayın lütfen.” dedi.

Bu kadın iyice kaşınıyordu ama! Ona mı soracağım konuşup konuşmayacağımı canım! “Bir açıklama almadan şuradan şuraya gitmem!” Buradan sonrasında şunu anladım ki, kadın çenemi kapatmam konusunda haklıydı çünkü arkadan iki tane adam gelip beni tek bir dokunuşla koltuğa yapıştırdılar ve ağzımı bantladılar.

Kendime Not: Bir daha bu şirketi seçme!

Diğer yolculardan yardım istemeye çalıştım ama umurlarında değildim. Sanırım bu olayı daha önce çok yaşamışlardı. Sonra kendimi tutmaya çalıştım ve bütün yolculuk boyunca sustum –mecburen yoksa hayatta susmam-.

Uçak hava limanına indi. Hala inanamıyordum artık New York’daydım. Kesinlikle inanamadım şey, ağzımın bağlanması değildi. Böylesi şeyler başıma çok gelirdi. Ne kadar tuhaf şey varsa benim başıma gelirdi zaten.

Herkes indikten sonra hostes benim hala yaşadığımı hatırlayıp yanıma geldi ve bandı ağzımdan tüm gücüyle çekti. -Bir dakika ya ben de çıkarta bilirdim sonuçta ellerim açıktı! Bazen çok salak olabiliyorum…

“Birazdan polisler gelip sizi olayları anlatacak hanımefendi.”dedi. Bir dakika bir dakika polisler mi dedi? “Efendim?” dedim sesim sanki korkmuş gibiydi ki bu yalan da değildi.

Kadın sanki korkumdan zevk almış gibi cevap verdi;”Evet hanımefendi, polisler.”

İlk tepkim şu oldu; Kadına camı göstererek “Bak inek uçuyor!” dedim ve kadın ciddi ciddi baktı. Buna gülecek zamanım bile olamamışken yerimden fırladım ve kapıya kadar koştum. O olayı fark edene kadar çoktan kapıya varmıştım. Arkama dönüp “Görüşürüz, enayi!” diye bağırdım.

Uçaktan nasıl indim aşağıya hatırlamıyorum bile. Var gücümle koşuyordum. En sonunda içeri girmemle her şeyi yıkmam bir oldu. Bir tane kadın elinde çok fazla kâğıtla birlikte bana doğru geliyordu doğal olarak da ona çarptım. Üzerime gelirken ne bekliyordu sanki içinden sihirli bir şekilde geçeceğimi felan mı?

Kadın arkamdan bayağı bir küfür etti. En sonunda koşarken arkama dönüp “Kim dedi sana burada kâğıt taşı diye lan?” diyecektim ki cümleyi tamamlayamadan sütuna tosladım. Bu seferde kendime sayıklandım. “Kim dedi sana koşarken arkana dön diye lan?”

Hızlıca toparlandım, çok zeki bir şekilde, polislerden kaçarken, valizimi almaya gittim. Valizimi tam bulmuşken arkamdan biri “Hey sen!” diye bağırdı. Bende bulduğum ilk valizi adama fırlattım. Sonra fark ettim ki adam polis değilmiş ve üstelik bana da bağırmıyormuş.

O kadar kafasına güzel geçirmiştim… Tüh, yazık oldu.

İşte bu sefer başım cidden beladaydı sanırım çünkü adam, o harika vuruşumdan sonra, bayılmıştı. Bende barış işaretini yaparak “Barış!” diye bağırıp tavanları yağladım.

Şimdi arkamda polisler, kızgın insanlar ve baygın bir adam vardı -ki onun hiçbir halt yapabileceğini zannetmiyorum-.

En sonunda havalimanından çıkmıştım. Bir taksiyi durdurup bindim. Adam bana tip tip baktı ve “Bir yere gidiyorsun herhalde?” dedi. Açıkçası bir yere gitmiyordum. Ve aklıma gelen ilk şeyi söyledim;”Öndeki arabayı takip et.”

Tamam, farkındayım. Bu biraz salakçaydı ama ben yıllardır bunu söylemek için bekliyordum.

Öndeki araba biraz tuhaftı. Siyah bir araçtı. Plakası ayrı bir tuhaftı zaten. Ama daha Amerika’ya yeni gelmiştim. Plakaların tuhaf gelmesi çok doğaldı tabi ki. Öndeki araç ilerliyor, taksimetre gittikçe artıyordu. Bense o parayı nasıl ödeyeceğimi unutmuş ağzımı açmış bir şekilde etrafa bakıyordum.

En sonunda araç durdu. Kocaman bir evin önündeydik. Buraya ev demek hakaret olurdu, malikâne, köşk, saray… Arabanın içinden bir sürü adam indi. Hepsi siyah takım elbise giymişti. Birden hepsi içinde bulunduğum taksiye baktılar. Kendi aralarında anlaşmış gibi bana doğru gelmeye başladılar. Ne yani hiç mi güzel bir kız görmemişlerdi canım.

Taksici de en az benim kadar şaşırmıştı. Dışarı çıkıp ellerini kaldırdı ve “Beni o zorladı.” Diye bağırarak beni gösterdi. Ben ne yapmıştım ki şimdi!

Arabadan çıktım ve “Selam beyler! Gününüz nasıl geçiyor bakalım.” Dedim. O güzel sesimden etkilenmemişlerdi anlaşılan. Üstüme gelmeleri iyice hızlandı. Bu adamlar hiç de dost canlısına benzemiyorlardı. Üstüme bir anda hepsi atladı.

Bende abraya hızlıca girdim ve şoför koltuğuna geçtim. Sonuçta 18 yaşındaydım gerçi ehliyet almamıştım ama başım daha da belaya giremezdi zaten. Arabayı hızla ileri sürdüm. Onlarda çekilmek zorunda kaldı. Arkamdan bağırdılar doğal olarak ama hiçbir şey anlamadım. Aramızın baya açıldığını düşünüyordum. Artık biraz da rahatlamıştım.

“Araba sürmekte çok kolaymış.” Dememden iki saniye geçmemişti ki oraya nasıl geldiğini anlamadığım bir direğe çarptım. “Kim koydu bu direği buraya?!”

Arabadan inmek zorunda kaldım çünkü her yerinden dumanlar çıkıyordu. İleriye doğru yürümeye başladım ama çarpmanın etkisiyle başım çok dönüyor ve her yerim ağrıyordu.

Bir anda gittiğim yönden polis arabaları gelmeye başlamıştı. Gözlerimi pörtlettim ve hızla geriye doğru koşmaya başladım -o halde ne kadar hızlı koşabilirsem-. Oradan da polisler gelmeye başlamıştı. Sağ sola da gidemiyordum oralarda da tırmanamıyacağım kadar yüksek çit vardı. Beni kenara sıkıştırmışlardı…

Olumlu düşünmem gerekirse en azından taksimetredeki parayı ödemeyecektim

 

End Notes:

"Bak inek uçuyor!" olayını şahsen yaşamış biri olarak söylüyorum: size yapılına hiç komik olmuyor.