Actions

Work Header

... And Anybody Capable of Love, Is Capable of Being Saved

Work Text:

 

 

 

Story Notes:

-Melezlerin, vampirleri hamile bırakamaması gibi bir durum söz konusu değildir.

-Hayley Marshall karakteri bebeğin ölümünün ardından kökenlerin hayatında devre dışı kalmıştır.


 

 

Author's Notes:

Bu hikaye hayalini kurduğum bir The Originals bölümüdür. Umarım beğenirsiniz.. 

 

 


 

 

 

 

 

CAROLINE

 

 

 

 

 

 

Mutluydum. Çok mutluydum. New Orleans'teki gereksiz gösterişli yaşamımıza, sevgilimin karanlığına, hayatımızın tehlikelerle kurulu olan düzenine bir güneş doğacaktı. Bize huzuru getirebilecek bir güneş. Ve şimdi bunu en yakın arkadaşıma, şeytani kökene, dünyalar güzeli Barbie'me, kız kardeşime, Rebekah Mikaelson'a söylemiştim. Odada yankılanan sevinç çığlıkları ise beni hiç şaşırtmamıştı...

 

 

 

R: AMAN TANRIM CAROLINE FORBES! NE CÜRETLE YARIM SAATTİR BUNU SÖYLEMEZSİN?

C: "İlk tepkinin bu olacağını tahmin etmiştim Reb."

R: "Bu-bu.. bu muhteşem birşey Tanrım!" 

C: "Rebekah Mikaelson'da Tanrı inancı mı başlattım yoksa?" Sırıttım.

R: "Kes şunu.. hala inanamıyorum. Nasıl hissediyorsun, Nik ne tepki verdi, ismi ne olacak? RAPOR ISTIYORUM!"

C: "Sakin ol Rebekah... henüz Nik'e söylemedim." Utanarak kıkırdadım.

R: "Ne demek söylemedim? İlk ben mi öğreniyorum?"

C: "Evet. Ne tepki vereceğini bilmiyorum, belki sevinmez. Korkuyorum Reb."

R: "Caroline Forbes, sen hayatımda tanıdığım en aptal annesin!" İkimizde kahkaha atmaya başladık ve elimi karnıma götürdüm. 

C: "Hala inanılmaz geliyor ve 'anne' kelimesini duymak..mükemmel bir his." Rebekah'ın suratı asıldı. Lanet olsun!

R: "Keşke bende tadabilecek olsaydım.."

C: "Tanrım! Bu yüzden söylemediğimi biliyorsun. Hadi konuyu kapatıyoruz."

R: "Hayır, hayır saçmalama. En çok bu konuyu konuşmak istiyorum. Nik'e nasıl söyleyeceksin?"

C: "Mutlu olacağından eminsin öyle değil mi Reb? Ya sevinmezse.."

R: "Caroline, Hayley hamile kaldığında -anne adayını her ne kadar beğenmese de- çok mutlu olmuştu ve bebeği kaybettiğimizde yıkılmıştı. Şimdi ise sevdiği kadınla aileyi genişletme, baba olma, mutlu olma şansı var. Sevinmez mi sanıyorsun?"Keyfim yerine gelmişti.

C: "Haklısın sanırım." Kahkaha attık.

 

 

 

 

 

 

Rebekah beni mutlu etmeyi biliyordu. Önümüzde ki saat şampanya patlatarak, The Closer'ı büyük bir keyifle izleyerek, dedikodu yaparak hatta isim düşünerek geçti. Çok mutluydum ve eğleniyorduk. Ta ki hayatımın aşkı vampir hızıyla içeri girene dek.

 

 

 

 

C: "Nik, sevgilim hoşgeldin." Gülümseyerek kollarımı açtım ve ona yürümeye başladım. Arkadan Rebekah'ın kıkırtıları duyuluyordu. Ancak duvara fırlatılarak aldığım karşılıkla kıkırtılar kesildi.

 

 

 

 

 

 

 

***

 

 

 

 

 

 

Sert duvara çarparak acıyla yere yığıldım, elim istem dışı karnıma gitmişti. Rebekah'ın çığlığı odaya sardı. Vampir hızıyla Nik'e ulaştığını ve onu ittiğini gördüm.

 

 

 

 

 

R: "Niklaus, sen ne yaptığını sanıyorsun?" Bağırıyordu. Bu kavga kötü ilerleyecekti.

K: "Çekil önümden Rebekah! Çekil ki arkanda ki kaltağa gününü göstereyim!" Kaltak mı? Beni kastediyor olamazdı. Kesinlikle bir yanlışlık vardı.

R: "Caroline'dan bahsetmediğini umuyorum." 

K: "Onun adını bir daha ağzına alma!" Nik bana doğru bir hamle yapsa da Rebekah onu karşıdaki duvara fırlattı, bu sırada bende ayağa kalkabilmiştim.

R: "Nik ne yaptığını sanıyorsun?! Karşında ki Caroline, senin sevgilin benimse en yakın arkadaşım! Neler oluyor?"

C: "Nik neler oluyor? Beni kırdığının farkındasın öyle değil mi? Ne saçmalıyorsun, ne bu öfke?" Sinirliydim.

K: "Bana sakın bir daha Nik deme. Öldüreceğim seni Caroline Forbes. Yaptığının bedelini ödeyeceksin." Ne bedelinden bahsediyordu?

C: "Ne yapmışım ben?"

 

 

 

 

Klaus vampir hızıyla yanıma ulaştı ve bana tokat attı. Acıyla dudağıma dokundum, iyileşecekti ancak ya ruhumda bıraktığı yara? Ben ne yapmıştım ona? Rebekah hızla önüme geçti.

 

 

 

 

R: "Ne yaptığını zannediyorsun?! Ona bir daha elimi süreyi--" Rebekah lafını tamamlayamadan Klaus onun boynunu kırdı. Endişeyle çığlık attım. Rebekah'a dokunamadan saçımdan tutarak beni havaya kaldırdı.

 

 

K: "Başbaşa kaldık, ha sevgilim?"

C: "Çek ellerini üzerimden Klaus. Seni asla affetmeyeceğim bugün yaptıkların için."

K: "Bakalım ben seni affedecek miyim?" Beni boynumdan yakaladığı gibi duvara çarptı ve boğazımı sıkmaya başladı. Eli her geçen saniye daha da sıkılaşıyordu ve ayaklarım yerden kesilmişti. Nefes alamıyordum ancak endişelendiğim tek şey... bebeğimdi, bebeğimizdi.

C: "K-Klaus b-bı-bırak ben-i ne-nefes alamıyorum." Gözlerim Rebekah'a kaysa da hala yerde baygın yatıyordu. Ellerim karnıma uzandı, Klaus'un dikkatini bile çekmedi.

K: "Bunu bana nasıl yaparsın Caroline? Bu hayatta aileme bile vermediğim değeri sana verdim ben, gözüm senden başkasını hiç görmedi yıllardır. Kimse senin önüne geçemedi, kimse senin anladığın gibi anlamadı beni... Gülüyordum, eğleniyordum, mutluydum seninle. Peki sen ne yaptın? Düşmanım olduğunu bildiğin adamla, Marcel denen sokak faresiyle beni aldattın. Bu kadar mı önemsizdim senin için?" Gözlerinden yaşlar akıyordu. 'Hayır' demek istiyordum, 'Ben yapmadım öyle birşey' ancak nefes alamıyordum. Tek verebildiğim tepki hayır anlamında başımı sallamak oldu.

 

Eli daha da sıkılaştı ve ellerim titremeye, ayaklarım sallanmaya başladı. Sonum, hayatımın aşkı tarafından olacaktı. Boğazımı elleriyle parçalayacak ve aşkımın, aşkımızın katili olacaktı. Hıçkırarak ağladığını duydum, bana acı çektirirken asıl o çekiyordu. Ağlayarak, burnunu çekerek ve gözlerime son kez bakarak beni öldürüyordu.Ah sevgilim, yapma.

 

 

 

 

 

 

 

 

***

 

 

 

 

 

 

Tam bu sırada beklemediğim biri, Elijah Mikaelson vampir hızıyla odaya girdi ve Klaus'u odanın öteki ucuna fırlattı. Oksijen yeniden nefes boruma dolmaya başladığında ağlayarak ellerimi karnıma götürdüm. Hala canım yanıyordu, ruhumda ki yaralar çok derindi artık. Hızla yere düştüm ve duvara dayandım. Elijah ise önüme çömelmiş anlayışla bana bakıyordu.

 

 

 

E: "İyi olacaksın Caroline, ben herşeyi biliyorum." İçim rahatlamıştı. Ta ki Klaus Eiijah'a saldırana dek. İki kardeş ciddi bir kavga etmek üzereydi.

 

 

K: "Ne hakla yaptıklarıma karışırsın Elijah?!"

E: "Sonsuz yaşamın boyunca vicdan azabı ve acı duyacağın birşey yapmana müsaade edemem Niklaus."

K: "Senin hiç birşeyden haberin yok! Bu sarışın kaltak beni en büyük düşmanımla aldatıyor! Sence vicdan azabı çeker m--"

E: "Kes sesini ve beni dinle!" Elijah Klaus'u tam karşımda ki duvara fırlattı. O ise karşılık vermek yerine duvara dayandı ve acı dolu bakışlarını benden, Elijah'a yöneltti.

K: "Konuş."

E: "Caroline seni hiç aldatmadı. Bunu nasıl düşünürsün, aklım almıyor. Gerçekten Hayley denen arkamzıdan iş çeviren kurt'a inandın mı? Bunun sana kurulmuş, ailemize kurulmuş bir tuzak olduğunu anlamadın mı?" Bir saniye, bir saniye... Hayley mi? 

K: "Demek sende biliyordun. Caroline'ı koruduğuna göre."

E: "Niklaus saçmalamayı kes, derhal! Az önce kız kardeşimizin boynunu kırdın ve hayatın boyunca gerçekten değer verdiğin tek kadını, Caroline'ı öldürmeye çalıştın. Sana neler oluyor, kardeşim? Değiştiğini sanıyordum. Ona bu kadar mı güvenmiyorsun?"

K: "Yanılıyorsun Elijah, ben bu hayatta ondan başka kimseye güvenmemiştim. Ancak bundan dolayı pişmanım, aldığım karşılık düşmanımla yatan bir kaltağa dönüşmesi oldu."

 

 

 

Olduğum yerde nefes almaya çalışmak ve titremekten başka birşey yapamıyordum. Bedenim felç olmuş gibiydi.. 

 

 

 

 

E: "Caroline'a daha fazla 'kaltak' dediğini duymak istemiyorum. Seni aldatmadı, bu bir iftira diyorum niye inanmıyorsun?"

K: "Sen bunun bir iftiradan ibaret olduğunu nereden bilebilirsin?"

E: "Çünkü 7 ayımı o hain kıza aşık olarak geçirdim ve emin ol Hayley'i senden iyi tanıyorum."

K: "Elinde ki tek kanıt Hayley'i iyi tanıyor olman yani." Sinirle kahkaha attı.

E: "Hayır, elbette değil. Elimde ki kanıt, aptal bir kurttan çok daha değerli. Elimde ki kanıt, şu gözlerinde birikmiş gözyaşları, elimde ki kanıt şu an Caroline'ın gözlerinden akan yaşları ne kadar durdurmak istediğin, elimde ki kanıt hala beni dinliyor olman, elimde ki kanıt yıllardır bir tek Caroline'ı sevmiş olman, elimde ki kanıt yıllardır ondan başka hiçbir şeyi gözünün görmemesi... Elimde ki kanıt Tyler Lockwood'un, Elena Gilbert'ın, Damon Salvatore'un, Hayley'nin hala yaşıyor olması, elimde ki kanıt Kol ve Finn'in intikamını almamış olman, elimde ki kanıt Mystic Falls'ta sırf Caroline için kalmış olman, elimde ki kanıt krallığından daha çok istediğin tek şeyin Caroline olması, elimde ki kanıt ölümsüzlüğünü Caroline'ın ağzından dökülen iki kelime için feda edebilecek olman, elimde ki kanıt... bebeğin." 

 

 

 

 

 

 

 

***

 

 

 

 

 

 

Endişeyle başımı Elijah'a çevirdim. Nasıl bilebilirdi? Nereden öğrenmişti? Bakışlarımı Klaus'a yönelttiğimde duyduklarının, hislerinin yoğunluğu üzerine gözlerinden durmadan akan yaşlardı. Ağzından zar zor bir cümle çıktı.

 

 

 

K: "Ne dedin sen?"

E: "Dinle Niklaus, dinle." Klaus bakışlarını bana yöneltti, yüzünde ki ifadeyi anlayamıyordum. Gözlerimden akan yaşları umursamadan bakışlarımı onunkilere kilitedim. Ağzı "o" şeklini almıştı.

 

 

 

 

 

 

 

***

 

 

 

 

 

 

 

KLAUS

 

 

 

 

 

 

Pıt pıt pıt. Düzenli bir ritim. Bir-bir kalp atışı, kimden geldiği görünmeyen.. sevdiğim kadının pamuk elinin altında ki bölgede inip kalkan minik bir nokta.

 

 Bu nasıl olabilirdi? Elijah'ın sözlerinin gerçekliğinin üstüne, hissettiklerim çok yoğundu ancak... bu bambaşkaydı. Daha önce hissettiklerimden de öteydi. Caroline'a baktım, olduğu yerde korkarak bana bakıyordu -ki bu gördüğüm en tatlı hallerindendi- titriyordu ve eli karnının üzerindeydi. Vereceğim tepkiyi bekliyordu. Ona inandığımı bilmek istiyordu. Gözlerinden akan yaşları dudaklarımla durdurmak istedim... Bakışlarımı Elijah'a yönelttim ve duyduklarımın, hissettiklerimin tercümanı oldu.

 

 

 

 

E: "Niklaus, Caroline senin çocuğunu taşıyor. Sizin çocuğunuzu."

K: "Ne?"

E: "Seni aldattığını düşündüğün kadın sana hiç ihanet etmedi Niklaus, sadece seni seviyor ancak sen ona inanmak yerine beş dakika önce onu öldürmeye çalışıyordun. Peki ya şimdi? Hala ölmesini istiyor musun?

 

 

 

Başımı 'hayır' anlamında salladım. İstemiyordum. Elbette istemiyordum. Caroline'ı kaybetmeyi, ölmesini nasıl isteyebilirdim? Ben onsuz yapamazdım. Ne yaparsa yapsın, ne kadar sinirlenirsem sinirleneyim asla onu nefessiz bırakmanın ötesine gidemezdim. En başından beri hiç onu öldürmek istememiştim ki... Onsuz sahip olacağım melezler, içinde yaşayacağım krallık, sonsuz yaşamım, kardeşlerimin desteği, göğüs kafesimin içinde atan kalp, sadakat, aşk, herşey önemsizdi, anlamsızdı ve değersizdi. Benim tüm hayatım Caroline'dı ve onu bugün böylesine incitmiş olduğuma hala inanamıyordum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

***

 

 

 

 

 

 

Vampir hızımla yanına ulaştım, kısık bir çığlık attı ve yaslandığı duvardan daha geri gitmeye çalıştı. Sana zarar verebilir miyim ben? Elijah'ın da bana doğru bir hamle yapacağını hissettim ancak Caroline'ın yanına oturup onu kucağıma çekmemle kıpırdamadı.

 

 

Kucağıma onu çektiğimde inmek için dirense de güçlü kollarım onu bırakmıyordu. Bırakamazdı, hiç bırakmamıştı ki... Elimi onun elinin üstüne, karnının üzerinde koyduğumda korkuyla gözlerime bakıyordu. Karnına dokunmam ve kalp atışlarını elimin altında hissetmemle, görüntü değişti.

 

 

 

 

 

 

"Arabamdan iniyordum, eve doğru yürüyordum. Avladığımız kurt sürüsü nedeniyle beyaz gömleğim kanlar içinde kalmıştı. Evin kapısından içeri girdiğimde melekleri kıskandıracak güzellikle ki sarı bukleli, okyanusun mavisini andıran mavilere sahip gözleri olan, dünyalar tatlısı bana doğru koşmaya başladı. Üstümde ki kan lekeleri, avladığım masum insanlar, öldürdüğüm kurt sürüsü ya da başka birşey... umrunda bile değildi. Yargılayan bakışların aksine en güzel gülümsemesiyle koşmayı sürdürdü. Hızla onu kucağıma aldım. 

Yumuşak yanaklarını ne kadar öpersem öpeyim, saçlarını ne kadar koklarsam koklayayım ona doyamıyordum ve bu his içimi gıdıklıyordu. Daha önce tek biri bana böylesine huzur vermişti o da... Caroline'dan başkası değildi. Sahi o neredeydi?

 

 

E: "Baba nerede kaldın? Annem sana olan özleminin acısını benden çıkardı! Bana koskoca iki gün borçlusun!" Baba demesi ile içime huzur doldu. Bir saniye anne kimdi?

K: "Uzun sürdüğü için üzgünüm, prenses. Annenin yaptıklarını anlatta uygun bir ceza düşünelim." Kıkırdamaya başladığı sırada güneşim, hayatımın aşkı olan kadın sinirli bakışlarıyla bizi tarayarak yanımıza ulaştı.

C: "Elise Mikaelson, ne cüretle benim dedikodumu yaparsın?" Kahkaha attım.

E: "Yalan mı anne? Canıma okudun. Bıktım sizin aşkınızdan." 

C: "Elise, derhal susuyorsun. Böyle şeyleri erkeklere anlatırsan egolarını okşamış olursun ve şu anda babana öyle kızgınım ki egosunu okşamak istediğim en son kişi o."

K: "Ben hala buradayım bayanlar, belki taktiklerinizi ben yanınızda yokken paylaşmak istersiniz?"

 

 

 

Elise kahkaha atarak, kucağımdan atlar ve salona yönelirken, Caroline sinirli bir şekilde bana bakıyordu. Benim, yeri doldurulamaz huysuz Kraliçem!

 

 

 

K: "Merhaba, sevgilim."

C: "Niye geldin? Hiç gelmeseydin." Kahkahalarımı bastırmaya çalışsamda beceremiyorum.

C: "Hiç komik değil, Nik."

K: "Biliyorum, biliyorum sevgilim."

C: "O zaman gülmeyi kes!" Zorlukla da olsa gülmeyi kesiyorum ve ona bakıyorum. Hala huysuz.

C: "Benden iki gün ayrı kalmak senin için önemli olmayabilir ancak benim için önemli." Onu belinden yakalıyorum ve sıkıca bedenime yaklaştırıyorum.

K: "Senden ayrı kalmak benim için mi önemli değil? Seni ne kadar özlediğimi Elise uyuduğu zaman göreceksiniz Bayan Forbes." Ve dudaklarımı onunkilere örtüyorum, kıkırtıları eşliğinde bana karşılık veriyor.

C: "Seni özledim... çok özledim."

K: "Seni seviyorum... herşeyden çok seviyorum."

 

 

 

Meleğimizin kıskanç homurtuları salondan kulağımıza kadar geliyor ve öpücüğümüz bölünüyor. Caroline ile birbirimize göz kırpıp vampir hızıyla salona ulaşıyoruz. Bir o yana, bir bu yana kaçıyor. Kahkahalarımız evi sararken ne kadar mutlu olduğumu hissediyorum. 1000 sene boyunca hiç böyle mükemmel birşeye sahip olmadığımı anımsıyorum ve bir kez daha gülümseyerek hayatımın aşklarına bakıyorum, ne kadar şanslı bir erkek olduğumu hatırlamak için...

 

 

 

 

 

 

 

***

 

 

 

 

 

 

CAROLINE

 

 

 

 

 

 

Gözleri benimkilere kaydı ve mavilerimiz buluştu. Onun kucağından kalkmaya çalıştıkça güçlü kollar beni daha sıkı sarıyor ve eli karnımın üzerini daha sıkı tutuyordu. Sahiplenircesine.. Gözlerinde daha önce hiç görmediğim bir duygu vardı; umut. 

 

Elijah'ında gördüğünü biliyordum. Bana onu affetmemi haykıran bakışlar atıyordu ancak yapamazdım. Asla olmazdı. Başını iki yana sallayarak dışarı çıktı ve Klaus ile beni birazdan alevlenecek kavgamız için yalnız bıraktı. Başımı yeniden kaldırdım ve Klaus'a acıyla baktım. Yaklaşan kavgamızın farkında olduğu için, karnımı daha sıkı sardı ve başını omzuma yerleştirdi. Kokumu içine çektiğini hissederken, üstüne bir de boynuma bıraktığı minik, masum öpücük geldi. Ah Tanrım... bana yardımcı ol. Ondan ayrılmam için güç ver. Beni ondan kurtar. Acımı sonlandır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

***

 

 

 

 

 

 

C: "Klaus, bırak beni."

K: "Hayır." Tek cevabı buydu. Lanet olsun!

C: "Lütfen, bu işi zorlaştırma."

K: "Hayır dedim, Caroline. Şu an tek istediğim şey sana sarılarak güzel bir uyku çekmek."

C: "Bunu yapmayacağımı biliyorsun. Şimdi ellerini çek üstümden."

K: "Bence beni zorlamamalısın."

C: "Asıl sen beni zorlamamalısın! Çek o lanet ellerini üstümden!" Çığlık atarcasına bağırdım ve tüm gücümle ellerini ittim. Sinirlenmiştim. Hızla ayağa kalktım, arkamdan kalktığını bilsem de umursamadan kapıya yürüdüm. 

K: "Nereye gittiğini sanıyorsun?"

C: "Nereye olabilir? Eşyalarımı toplamaya elbette." Soğukkanlılığımı korumaya çalıştım. Ancak yüksek sesle attığı, odayı inleten kahkahası ile yerimde sıçradım. Ellerini dudaklarında birleştirdi ve gülmeye devam etti.

K: "Eşyalarını toplamaya gidiyorsun? Burayı, beni terk edeceksin?"

C: "Aynen öyle Klaus."

K: "Caroline, sevgilim espri anlayışına gerçekten hayranım."

C: "Espri yapmadığımı sende biliyorsun. Bunu benim için zorlaştırma. Bittiğini biliyorsun. Artık yürütemeyiz." İçime dolan bu cesarete, ben bile şaşırmıştım. Suratı bir anda ciddi ve öfkeli bir ifadeye büründü. 

K: "Bitti ha? Buna asla izin vermeyeceğimi, seni asla bırakmayacağımı biliyorsun. Hele de karnında çocucuğumuzu taşırken seni bırakacağımı mı sandın?"

C: "Senden izin almıyorum. Ne istediğinde umrumda değil. Bitti dedim. Bugün yaptıklarından sonra, bana olan güvensizliğinden sonra... asla seni affetmeyeceğim."

K: "Az önce yaptıklarım için en içten özürlerimi sunuyorum Caroline. Gerçekten. Sana hiçbir koşulda zarar veremeyeceğimi, kıyamayacağımı biliyorsun. Hayley'den duyduklarımdan sonra kendimden geçtim, sinirlerime hakim olamadım ve kendimi kaybettim. Bir daha tekrarlanmayacağını biliyorsun. Ancak şu bitirme mevzusunu bir daha açma lütfen, sevgilim."

C: "Klaus, bitti dedim."

K: "Hayır bitmedi, asla da bitmeyecek!" Adeta kükredi. Yeniden titremeye başladım, ağır adımlarla yanıma ulaştı ve eliyle nazikçe çenemi kavradı, gözlerime baktı.

 

K: "Seni kaybetmeye dayanamam. İşte o zaman beni öldürmüş olursun. İstersen yüzüme bakma, ama bu evden gidemezsin. İzin vermem. Sen, ben ve çocuğumuz bir aile olacağız Caroline. Bunu sakın aklından çıkarma." Çok açık ve net konuşmuştu. Cevap vermemi istemiyormuş gibi bende daha ağzımı açmadan dudaklarıma uzun, up uzun bir öpücük kondurdu. Karşılık vermedim ancak kendimden uzaklaştırmam gerektiğini bilecek kadar zekiydim. Sonra arkasını dönüp gitti. Öylece gitti.

 

 

 

 

 

 

 

***

 

 

 

 

 

 

3 AY SONRA...

 

 

 

CAROLINE

 

 

 

 

3 ay boyunca onunla doğru düzgün konuşmamıştım. Her seferinde bir adım atıyordu ancak benden ters cevaplar alıyordu. Üzüldüğünü, içinin yandığını biliyordum ancak affedemiyordum. Ona yeniden sarılmak için, öpmek için, sevişmek için herşeyimi verirdim ancak unutulmuyordu. Geçmiş geride bırakılmıyordu. Bu süreç içinde karnım belirginleşmişti, tamamen büyümese de gören biri hamile olduğumu söyleyebiliyordu. Rebekah ve Elijah hep yanımdalardı ancak Hayley'de olanların aynısının olacağını düşünmesin diye, eski korkuları başlamasın diye Elijah ile mesafeliydim. Klaus'a kızgın olsamda, aile konusunda ki hasasiyetine asla kıyamazdım. Bunu anladığı için her seferinde anlayışla gülümsüyordu, benden aldığı karşılık ise donuk bakışlar, sessiz dudaklardı...

 

 

 

 

 

 

 

3 aydır her sabah olduğu gibi yatağımızda tek başıma uyanmıştım. Geceleri gelip beni kontrol ettiğini ve bir süre yanımda uzandığını hissediyordum ancak uyandığımda yanımda olmadığı duygusu aylardır beni yıkıyordu. Düzeltmek elimdeydi biliyordum ancak yapamıyordum işte... Rebekah'nın kapıyı çalmadan odaya dalması ile dikkatim dağıldı. 

 

 

 

C: "Günaydın Reb." Gülümsemeye çalıştım.

R: "Günaydın hamile Barbie, hadi aşağı gel. Sütün ve meyven hazır."

C: "Çok teşekkür ederim canım." İyi ki yanımdaydı...

R: "Peki ya kan? Yeğenim kan torbasından kan içmeye devam edersen içini kemirecek."

C: "İnsanlara zarar veremem Reb, duramadığımı biliyorsun."

R: "Pekala, hamile ve deşici Barbie... Zorlamıyorum. Ben aşağıdayım" Gülümsedi ve aşağı indi. Onu gerçekten çok seviyordum. Sahip olduğum en harika arkadaştı.

 

 

 

 

Kısa şortum ve askılı body'imin üzerine yün bir hırka geçirdim. Çıplak ayaklarımı soğuk mermerlere değdirmemeye çalışarak parmak uçlarımda mutfağa indim. Kahvaltım beni bekliyordu ve başımı çevirdiğimde saygın kökenimiz Elijah ile hayatımın aşkının karşılıklı ölümcül şekilde bakışarak kitap okuduklarını gördüm. Tanrım, hala çocuk gibilerdi. Klaus bakışarını bana, karnıma ardından da bacaklarıma yöneltti. Rebekah ise bambaşka alemlerdeydi;

 

 

R: "Caroline, Davina bugün buraya Elijah'ı ziyarete gelecek, o sırada cinsiyeti öğrenmeye ne dersin?" Klaus koltukta doğruldu. Konu dikkatini çekmişti.

C: "Neden olmasın? Eminim Davinayı küçük bir büyü ile yorabiliriz." Gülümsedim.

R: "Harika!" Yeniden kahvaltıma yöneldim.

R: " Ah buarada unutmadan, bu akşam çok görkemli bir davet var. İstemeyeceğini bildiğimden davet etmiyorum ancak Elijah ile ben katılıyoruz. Uzun zamandır şehirde boy göstermedik, göz dağı vermenin vakti geldi." Elijah ise arkası dönük şekilde konuştu.

E: "Elbette, nazik bir göz dağı. Bizim yokluğumuz sürecinde Niklaus burada seninle kalmak istedi Caroline." Göz bebeklerim büyüdü ve öksürmeye başladım. Klaus gülümsüyordu.

C: "Bu-buna hiç gerek yok. Ben yalnız kalabilirim. Sende git Klaus."

R: "Sorun değil Nik kalab--"

K: "Madem Caroline yalnız kalabilir, o halde bende katılıyorum. Kendime bir eş bulsam iyi olacak. Afiyet olsun Caroline." Eş mi? Seni öldürürüm Klaus! 

C: "Teşekkürler."

 

 

 

 

 

Ve holden konuşmasını duydum.

 

 

"Merhaba, bu akşam bir davete katılmam gerekiyor ve Caroline hamileliği nedeniyle çok halsiz.. Benimle katılmak isteyeceğini ummuştum, Camille?"

 

 

 

 

 

 

 

***

 

 

 

 

 

 

 

Klaus'un Camille denen kaltak barmen ile davete katılacağını duyduğumdan beri keyifsizdim. Hem beni öldürmeye çalışarak aşkımızı mahvetmişti, hemde beni evde yalnız bırakmayı hemen kabul ederek Cami ile davete katılacaktı... Beni kırmak ona zevk mi veriyordu? Onu sevdiğimi biliyordu ve affetmem için uğraş göstermeyi çoktan bırakmıştı. Bu sırada kapım tıklatıldı, Rebekah, Elijah ve Davina içeri girdiler ve gülümsediler.

 

D: "Merhaba, sen Caroline'sın. Klaus'un karısı?"

C: "Ah yakında öyle olacak, tatlım. Memnun oldum."

D: "Bende, sanırım küçük bir Klaus yoldaymış. Bizi çok zorlayacak." Kahkaha attım.

C: "Sizi mi yoksa Klaus ile beni mi?" Gülümsedim. "Elijah ve Reb'in bahsettiğini sanıyorum, bebeğin cinsiyetini öğrenmemiz mümkün mü?"

D: "Elimden geleni yaparım." 

 

 

 

 

 

 

Yatağın üzerine uzanmıştım ve Davina içinden bir büyü mırıldanıyor, elini karnımın üzerinde gezdiriyordu. İyi bir kızdı. Klaus ona özgürlüğünü verdiği için memnundum. Gözlerini hızla açtı ve bakışlarını bana indirdi.

 

C: "Ne oldu?" Gülümsedi.

D: "Bir kız olduğunu sanıyorum." Rebekah sevinçle çığlık atarken Elijah daha önce görmediğim şekilde gülümsüyordu. Bir kızdı.. bir kızımız olacaktı. Bunu Klaus'a kendim söylemek isterdim...

 

 

 

 

 

 

 

***

 

 

 

 

 

 

Reb ve Elijah baloya gitmek için hazırlanmış, kapıda Klaus'u bekiiyorlardı. Bende eşiğe yaslanmış gülümsüyordum. Yalnız kalacak olmak üzücüydü ancak yine de mutluydum. Elimi karnımdan bir an olsun çekmiyordum, kızım sıcaklığımı hissetsin diye. Tam bu sırada Klaus merdivenlerden ağır adımlarla indi, çok yakışıklı olmuştu. Onu öpmek ve hiç gitmemesini sağlamak istedim ancak yapmayacaktım. Elijah ve Rebekah kapıdan çıkarken, bana döndü. 

 

 

K: "İyi akşamlar Caroline."

C: "..." Arkasını döndü ve yürümeye başladı. 

C: "Hey, Klaus bekle!" Umutla arkasını döndü.

C: "Be-ben sadece bilmek isteyeceğini düşünüyorum.. Sanırım bir kız.

 

 

 

Yüzünde çok nadir gördüğüm bir gülümseme ile baktı, sadece dudakları kıvrılmamıştı, gözleri de gülüyordu. Bu hali öylesine tatlıydı ki, içinde ki insaniyeti unuttuğum zamanlarda görmemi sağlıyordu. Arkamı döndüm, tam gidecekken güçlü kollar beni sıkıca çekti ve dudaklarımı onun dudaklarıyla birleştirdi. Neye uğradığımı şaşırdım ve onu itmeye çalışmıştım ancak mutluluğu öylesine büyüktü ki buna izin vermedi. Geri çekildiğinde ciddi bir ifadeyle baktı.

 

K: "Bunu yapmam gerekiyordu." Ve sonra gittiler.

 

 

 

 

 

 

 

***

 

 

 

 

 

 

Uyandığımda oda karanlıktı ve donuyordum. Sanki Kuzey Kutubuna askılı bir elbiseyle gitmişim gibi... Bebeğim tekmeliyordu ve acıyla çığlık attım. Canım yanıyordu. Ellerimi yatağa koyarak doğrulmaya çalıştım ancak parmaklarımı hissetmiyordum. Her yerim karıncalanmıştı, ayaklarımı uzatarak kalkmaya çalıştım ancak kıpırdayamıyordum. Felç olmuş gibi gibiydim. Gözyaşlarım korkudan akmaya başlamıştı. Korkuyordum evet, çok korkuyordum. Birinin duyamayacağını bildiğim halle bağırmaya başladım.

 

 

C: "Rebekah! Elijah! Klaus... biri yardım etsin yalvarırım." Ağlamaya başlamıştım, kendimi yorgunca yatağa geri bırakırken başımda hızla beliren yüz, yine oydu. Beni bırakmıyordu. Gelmişti. 

C: "K-Klaus?"

K: "Buradayım Caroline, sakin ol." 

C: "Na-nasıl? Gitmiştin?"

K: "Davette kapıdan geri döndüm. Seni bırakamıyorum ki iyi ki bırakmamışım, son 2 saattir baygın gibi yatıyordun." Bir yandan beni ısıtmak için kollarımı, sırtımı, bacaklarımı, ayaklarımı ovuyordu. Arada öpücüklerde konduruyordu, daha iyi hissettirse de hala çok üşüyordum. Nedensiz yere. Ellerimi avuçlarına aldı ve sıcacık nefesini içlerine üfledi, öptü.

K: "Tanrı Aşkına! Donuyorsun Caroline..." Haklıydı, titremeye başlamıştım. Ve o an onu ne kadar özlediğimi anladım. Gözlerinin içine bakıyordum. Onu çok özlemiştim. Yanımda istiyordum

C: "Böyle ısınamayacağım açık.." İmalı bir bakış attım. "Zahmet olmayacaksa?" Şaşkındı ve ne tepki vereceğini şaşırmıştı ancak "evet" anlamında başını salladı ve üzerinde ki gömlekten, pantolondan hızla kurtuldu. İkinci kez düşünmeme fırsat vermeden yorganın altına girdi ve kollarını etrafıma doladı. Sıcacıktı ve bu iyi geliyordu. Başımı göğsüne yasladım ve ellerimi kaslı karnına yerleştirdim. 

K: "Daha iyi mi?" Gülümsediğini hissettim.

c: "Çok daha iyi." Küçük ayaklarımı onun bacaklarının arasına yerleştirdim ve kendimi teninin ısısında uykunun kollarına bıraktım.

 

 

 

 

 

 

 

***

 

 

 

 

 

 

Gözlerimi açtığımda onun kucağına çıkmış, üstüne yayılmış şekilde yattığımı fark ettim. Uzun zamandır böyle huzurlu görünmüyordu. Kolları etrafıma adeta bir sarmaşık gibi dolanmıştı. Bu iyi hissettiriyordu. Uykusunda hazırlıksız ve savunmasızken olduğu kişiden çok uzaktı.. Aşık olduğum adamdı. Ellerimi yanaklarında, dudaklarında, göğsünde, yumuşak saçlarında gezdirdim. Uyanmıyordu, mutlu olduğu açıktı.

 

 

C: "Klaus. Klaus uyan." Onunla konuşmam gerekiyordu. Ama aldığım tek cevap homurtularıydı.

K: "Rahat bırak ve Caroline ile ilgili olmadığı sürece rahatsız etme beni Rebekah." Kıkırdamaya başladım, onun için gerçekten bu kadar değerli miydim? Kulağına yaklaştım hemen altına bir öpücük kondurdum, sonra yanağına, burnuna, gözlerine, göğsüne ve dudaklarına. Hızla gözlerini açtı. Öfkeliydi.

K: "Şehirde ki erkekleri elden geçirdin şimdi de ensest'e mi sardın Re-- Caroline?" Kahkaha atmaya başladım. "Ah afedersin ben uyuya kalmışım. Isındın mı?"

C: "Yeterince değil."

K: "Tanrım Davinayı aramamı ister misin?" Başımı iki yana salladım. Hala ne istediğimi anlamamıştı. "Caroline ne yapacağız, bebek iyi mi? Davinayı arayacağım" Ayaklanacağını anladığımda onu tuttum ve çektim. Beklemeden dudaklarına yapıştım. Ne yapacağını şaşırdı, beklemiyordu. Şaşkınlığından arındığı anda tutkuyla karşılık verdi. Ağzımı açtım ve dillerimizin birleşmesine izin verdim. Tanrım, tadını öylesine özlemiştim ki...

 

 

Dudaklarını ayırdı ve şaşkın gözlerle bana baktı.

 

K: "Caroline emin misin?"

C: "Hiç olmadığım kadar." Diğerine nazaran daha sertçe, özlemle, aşkla öptü beni. Daha ne olduğunu anlayamadan altındaydım. Dudaklarımızı ayırarak yanaklarımdan boynuma doğru bir yol çizdi, dilini ustaca kullanıyordu. Başını kendime bastırmaktan kendimi alıkoyamadım. Hızla üstümde ki body'den kurtuldum ve dudaklarını göğüslerimde hissettim, adeta sömürüyordu. Bunun verdiği zevki özlemiştim. Dudaklarını, bedenini, ruhunu vücudumda hissetmeyi özlemiştim.

 

Göğüslerimden karnıma doğru indi, bunu yaparken ikimizde sırıtıyorduk. Bebeğimizin olduğu noktaya masum, yumuşak öpücükler dizdi. Mükemmel bir baba olacağına emindim.. Ellerimi saçlarından içeri geçirdim. Hızla doğruldu, gözlerini gözlerimden bir an olsun ayırmadan altımda şortu çekti ve çıkardı, ardından iç çamaşırımı. Bunları yaparken gözlerimiz birbirine kenetlenmişti. Boxer'ından kurtulduğunda, onun sıcaklığını, sertliğini, ateşini içimde hissettim. Bu his mükemmeldi, beni tamamlıyordu. Aylardır hasret kaldığım bedeni yeniden benimkine karışıyordu. Dudaklarımı birleştirdi ve göğsüne göğüslerimde, ellerini ellerimde, karnını karnımda hissettim. Vücut ısılarımız birbirine karışıyordu. Bacaklarımı daha da araladım ve onun kalçasında birleştirdim. Olabildiğinde derinlere gitmesini, tamamen onu hissetmek istiyordum. Sırıttı ve temposunu arttırdı. Artık çığlıklarım, haykırışlarımız ve inlemelerimiz evi sarmıştı. Başını boynuma gömdüğünde, aynı anda doyuma ulaştık. Nefes nefes üstüme yığıldı. Ellerimi sırtında birleştirdim, özlemle sıkıca sarıldım. Kulağıma fısıldadı.

 

 

K: "Artık ısınmışsınız Bayan Forbes"

C: "Ah kesinlikle ısındım, Klaus. Kesinlikle ısındım."

K: "Bana artık Klaus deme."

C: "Neden?"

K: "Bana artık Klaus demiyordun, Nik derdin."

C: "Seni hala affetmedim. Ama çok özledim." Sırıttı.

K: "Kullanıldığımı hissetmeye başlıyorum."

 

 

 

 

 

Kollarımı yeniden ona sardım. Hiç düşünmeden beni üstüne aldı. Öylece uyuduk...Tutkuyla, umutla, huzurla, aşkla uyuduk.

 

 

Uykuya dalmak üzere olduğunu anladığımda kulağına eğildim ve fısıldadım;

 

 

C: "Seni her halinle, her hareketinle, her yaptığınla, her yapacağınla çok seviyorum. Sana aşığım. Sensiz yapamam, bunu biliyorsun."

K: "Bu kadar kolay affedilebileceğimi düşünmemiştim doğrusu. Yaptığım şeyi nasıl unutabildin? Seni neredeyse öldürüyordum."

C: "Bana aşık olduğunu biliyorum."

K: "Ve sevebilen herkes, kurtarılabilir." Diye tamamladı.

 

 

 

C: "Beni hiç bırakma, hiç vazgeçme. Çünkü ben seni sevmekten hiç vazgeçmeyeceğim,  Nik..."

 

End Notes:

Evet, tek bölümlük hikayemizin sonuna geldik. Olmasını istediğim The Originalskarşınızda canlarım. Bu bölümü çok yoğun hissettim. Umarım sizde beğenmişsinizdir. Yorumlarınızı bekliyorum :')