Actions

Work Header

Final Goodbye

Work Text:

 

 

 

Story Notes:

İlk Dramonie denemem. Pek iç açıcı olduğunu söyleyemem. Ama ilk, ilk'tir. Sonrasında daha iyi bir şeyler çıkarabileceğime inanıyorum.

 

Başlık için çok kararsız kaldım. Şimdikinin hikayeyi yansıtıp yansıtamadığını bilmiyorum. 

 

Denediklerim;

 

Nobody Told

Unforgettable

The Black Rose

Revenge

Öç

On Sene

 

 

Final Goodbye'ın pek uygun olmadığını itiraf edebilirim, tekrar. :D 


 

 

Author's Notes:

Birkaç farklı son denedim, en çok içime sinen bu oldu -o derece, düşünün artık. :D -

 

İyi okumalar.

 

Rihanna - Final Goodbye (http://www.youtube.com/watch?v=gujdHQboago) ile yazdım,onunla okumanız tavsiye edilir.

 


 

 

 

     Temmuz’un ortalarındayız. Güneş tüm gücüyle dünyayı ısıtıyorken, ben öyle çok üş ü yorum ki… Her taraf aydınlıkken, içim, etrafım kapkaranlık. Yokluğun can ı m ı yak ı yor. Buna, gidişine alışmak ç ok zor.

 

     Karş ı mda durup sadece ‘Bittiğini’ söyledin. Söylemekle olmuyor işte. ‘Bitti.’ Dediğinde, bitmiyor. İzi kal ı yor, ac ı tıyor. Sana çok acı çektirdim. Mutlu olmayı hak ediyorsun ve ben sırf bu yüzden sana kızamıyorum.

 

     Ben bir Ölüm Yiyen’im. Sen, bunu bile bile beni kabul ettin. Benimle oldun, beni seçtin. Seçilmiş Kişi’yi veya onun Kanıbozuk arkadaş ı n ı değil. Onlara hakaret edişime k ı z ı p, bana bağ ı rman ı bile ç ok ö zledim. Sana alayc ı g ö zlerle bak ı p i ç ten i ç e ettiğim hakaretler i ç in ö z ü r dileyişimi de.

 

     Şimdi nerede olduğun hakk ı nda hi ç bir fikrim yok. Savaş hepimizi ç ok yordu. Ben, yolumdan dönemedim. Bitmeyen bu lanet olası savaş y ü z ü nden sana ulaşam ı yorum, Granger! Kahramanınız çok beceriksiz çıktı! Muhteşem Lord’un da ondan aşağ ı kal ı r yan ı yok. Hiçbir şekilde birbirlerini yenemiyorlar. 

 

     Biliyorum. Hiç kimse bunun kolay olduğunu s ö ylemedi. Ama bu kadar zor olacağ ı ndan da haberim yoktu.

 

     Lavanta kokan giysilerini, kabarık kahverengi saçlarını, kehribar rengi gözlerini ve onlara dalıp saatlerce seninle bakışmay ı ç ok ö zledim. Çok denedim. Gerçekten, denedim. Ama ya pam ı yorum, Granger. Seni onlarla mutlu mesut tablonuzda g ö rmeye katlanam ı yorum! Yan ı nda olan hangisi, bilmiyorum! Ama o ben olmal ı y ı m. Olmal ı yd ı m. Her şey, benim sa ç ma sapan bir hatam y ü z ü nden oldu ve şimdi sen yoksun. Ben de yokum.

 

     Ne olacak, biliyor musun? Bu aziz Malfoy, depreşen hislerinin etkisiyle yazd ı ğ ı mektubunu g ö nderemeyecek sana. İstersem, yan ı na bile gelebilirim. Ama ben bir Gryffindor değilim, Granger. Bunu yapacak kadar cesaretim yok. Sana bir yıldır yüzlerce mektup yazdım. Hiçbirini göndermeyi beceremedim. Gönderemedim. Bu da onlar ı n yan ı ndaki yerini alacak. Başka ç arem yok.

 

     Seni seviyorum. Bunu hiç dillendirmeyi başaramadım belki ama seni seviyorum. Her an, her dakika, her gün, her hafta daha fazla seviyorum. Unutmaya çalış ı yorum, olmuyor. Yapam ı yorum. Ben, b ö yle yapam ı yorum.

 

*****

 

    Hermione, yaşlı gözlerini silmeye gerek görmeyerek mektubu yerine koydu. On yıldır, aynı gün Draco’nun sandığını açıp yazdığı mektupları okurdu. Özellikle de son mektubunu.

 

    Son mektubu yazışından yalnızca üç hafta sonunda, savaş yeniden başlamıştı ve bu kez, iki tarafın da beceriksizliği yoktu. Yanlarında yalnızca şansları varken, Harry kendisinden beklenmeyen bir atakla Voldemort’u yenmeyi başarmıştı. Onunla beraber kendisini de yok etmişti. Çok sayıda kayıp vardı. Hermione’nin en önemli iki kaybı, Harry ve Draco’ydu. Olmayan Kardeşinin Yerine Koyduğu En Yakın Arkadaşı ve Canından Çok Sevdiği Sarışın Slytherin.

 

      O, şimdi Hogwarts’ın en beğenilen profesörü, Gryffindor Bina Başkanı ve aynı zamanda müdür yardımcısıydı. Eğitim gördüğü yıllarda göze batmayı başardığı iksir derslerine giriyordu.

 

     Her hafta sonu, eski okul arkadaşlarıyla toplanıp kaybettiklerini ve eski zamanlarını yâd ederlerdi. Harry’yi, Draco’yu, Luna’yı… Tüm kayıplarının acısını sanki ilk günmüş gibi yaşıyorlardı.

 

     Hermione, Luna’nın ölümünü aklından uzaklaştıramıyordu; Luna, Neville’in kendisine ettiği ilan-ı aşkın etkisiyle iki Ölüm Yiyen’e kafa tutuyordu, bir şekilde Yaxley’nin Hermione’ye attığı Öldüren Lanet’in önüne atlayıp onun hayatını kurtarırken, kendi hayatını feda etmişti.

 

     Neville benden nefret ediyor olmalı. Diye içinden geçirdi. Hayallerinin kızına kavuşma şansını benim yüzümden kaybetti. Hermione’nin iç çekişmesi bitmek bilmiyordu. Ya Draco? Onun suçu neydi? Bizzat kendi babası tarafından öldürülmesine sebep veren şey? Sonunda, kendini tutamadı,

 

“Sen, yanıldın.” Dedi, Dumbledore’a. Portresine bakmıyordu, hatta portresi etrafta bile değildi –yine geziyordur. Diye düşündü. Eh, sıkılıyor olmalı tabii.- ama bir şekilde kendini ona ifade edebildiğini biliyordu. “Sevginin hiçbir şeye yaradığı yok! Kimi sevdiysem, gitti!”  Gözünden akan yaşı sildikten sonra, devam etti. “En yakın arkadaşımı kaybettim. Sevdiğim adamı kaybettim!” Kazanan taraf olmaları umurunda değildi. İki taraf da kaybetmişti. İki tarafın da aileleri paramparça olmuştu.

 

*****

 

     Hermione, ağır adımlarla mezarlıkta ilerliyordu. Fred’in, Luna’nın ve çoğu kişinin mezarına, önlerinden geçtikçe, çiçekler bırakıyordu. En sonunda, görkemli mezarda durdu, konuşmaya başladı.

 

“Sonuna ailene kavuştun, Harry. Bu kadar erken olacağını düşünmemiştik, değil mi?” Alaycı sayılabilecek bir ‘Hıh’ sesi çıkardı. En yakın arkadaşına ihtiyacı vardı ve o burada yoktu. Mezarın etrafına bembeyaz zambaklar bırakırken, geçmişi anımsamadan edemedi.

*****

Flashback

 

Harry, kanayan yanağını hızlı bir hareketle sildikten sonra, karşısında yarı-ölü olarak yatan Lucius’a baktı,

 

“Oğlunu öldürmek…” diye mırıldandı. “Bu kadar şerefsiz ve adi olacağını düşünmemiştim, Malfoy.” Etraftakilere sakinleştiğini düşündüren birkaç adım attı. Sonrasında, ani bir dönüş gerçekleştirip, Lucius Malfoy’un kaburgalarını kırmak amacıyla bir tekme savurdu, “Oğlunu öldürdün! Adi herif! Eline ne geçti?! SÖYLESENE!” Lucius’un gözlerini kapayıp acıyla inlemesi, Harry’nin sinir katsayısını arttırmaktan başka bir işe yaramazken, Hermione, ona acımadan edememişti. Harry’yi uzaklaştırmak için, kolunu tuttu,

 

“Harry, bırak onu. Bir işe yaramayacak, bırak. Lütfen.” Harry, derin nefesler alarak Hermione’nin söylediğine uyup, geri çekildi. Kolunu tutan kıza sert bir hareketle sarıldı,

 

“En yakın arkadaşımsın, Hermione. Sen, benim kardeşimsin. Ne olursa olsun, bunu unutma, olur mu?” Hermione, bunun savaşın ciddiyetiyle alakalı bir konuşma olduğunu düşünüp cevap verdi,

 

“Unutmam. Savaştan sonra da bu böyle devam edecek.” Harry’nin yüzünden hüzünlü bir gülümseme geçti,

 

“Tabii.” Sonrasında, asasını sıkıca kavrayarak Hogwarts’ın içine dalarken, Hermione’ye bıraktığı mektubun bulunmasından başka umudu yoktu.

 

     Hermione, Lucius’a ters bir bakış fırlatıp, acımış olmasına karşın, onu ölüme terk etmeyi tercih ederken, iki Ölüm Yiyen’le birden baş etmeye çalışan Luna’nın yardımına koştu.

 

*****

 

     Mezar taşını özenle temizleyen Hermione, Harry’nin annesiyle babasının mezarına bıraktıkları çelengin aynısından orası için de oluştudu. Birkaç adım gerileyip, Harry’nin hareket eden fotoğrafına gözlerini dikti,

 

“Mektubu defalarca okudum, Harry. Sana itaat eden asayla zaten sana ait olan bir asadan çıkan büyülerin çarpışmasının ölümüne sebep olacağını biliyordun. Her şeye hazırlıklı olmamızı söylerken de biliyordun! Engelleyebilirdin, ama kendine güvenmedin. Voldemort’u şans eseri yendiğini kabullendin.” O an, belki de milyonuncu kez, Harry’nin gelip karşı çıkmasını diledi. Aniden sinirlenmesiyle sesini yükseltmesini, bağırıp çağırmasını istedi. Ama hiçbir şey olmuyordu. Hiçbir şey…

 

     Gözyaşlarını elindeki mendille sildikten sonra, Harry’nin beyaz mezarına tezatlık yapan simsiyah mezarın başında durdu, ismi okudu,

 

Draco Lucius Malfoy. Adının hemen altında, Hermione’ni eklediği cümle vardı,

 

Bir Gryffindor’dan daha cesur olan Slytherin… Gülümseyerek mezar taşını okşadıktan sonra, yanında getirdiği siyah gülü mermerin hemen üzerine bıraktı,

 

“Gizli sırrımızın işareti.” Diye mırıldandı. “Her gün için bir siyah gülüm var, Malfoy.”

 

*****

 

Flashback

 

     Draco Malfoy, belinden yakaladığı kıza uzun bir öpücük verirken, gülüyordu.

 

“Sonmuş gibi öpmek istiyorum.” Hermione, savaşın ciddiyetinin farkında olsa da, o an duygularına daha çok önem veriyordu,

 

“Hiçbir şey bunu sonlandıramaz, Malfoy.” Draco, kıza sarılıp burnunu saçlarına gömdüğünde,

 

“Banyo yapmayı unutmamalısın!” diye fısıldadı. Hermione, boynuna yasladığı başını kaldırmadan koluna vururken, “Şaka…” diyerek kendini savundu. “Seni her halinle çok seviyorum!” Hermione, başını kaldırıp, genç adamın saçlarını karıştırdı,

 

“Savaştan sonra, her şey güzel olacak, değil mi?” Draco, kendinde oldukça emin bir ifade takınıp,

 

“Evet, kesinlikle.” Diye cevap verdi. Kızı kendinden biraz uzaklaştırıp gözlerine baktı, “Son casusluk görevimi az sonra yapacağım. Sonrasında daima beraber olacağız.” Hermione, içtenlikle tekrar etti,

 

“Daima.”

*****

 

     Yaşanan o olaydan yalnızca birkaç saat sonra, Draco, bizzat babası tarafından canice öldürülmüştü. Gözlerinden akan yaşları silmeye gerek duymayarak, dizlerinin üzerine çöküp Draco’nun mezarına yaslandı,

 

“Artık dayanmaya gücüm kalmadı. Tam on yıldır yoksun ve ben sensiz yaşamaktan yoruldum.” Arkasından gelen çıtırtıların sahibinin de bir ölünün akrabasına ait olduğunu düşünerek, sese aldırmadı. “Sen yoksun… Buna alışmak zaman alıyor olmalı, çünkü ben daha alışamadım. Her gece, uyumadan önce, ölmeyi diliyorum, Draco. Belki yanın daha huzurludur diye. Ama olmuyor. Ben… Ben sensiz bir dünyaya da, okula da, yaşama da katlanabileceğimi sanmıyorum.” Arkasında hissettiği soğuklukla irkildi. Elini başına götürdü ve başının arkasına yaslanmış olan şeyin bir silah olduğunu fark etti. Bir yanı, belki de artık istediğinin olacağını düşünüp gevşemesini sağlarken, diğer yanı, bunu yapanın ahlaksızın biri olduğunu düşünüyordu. Silahın patlamasından ve kurşunun kafatasının arkasından girip önünden çıkmasından önce duyduğu son ses, Narcissa Malfoy’a aitti,

 

“Senin yüzünden oğlumu ve kocamı kaybettim, Granger. Bunu ödetmek için on sene bekledim!”.

 

     Draco Malfoy’un mezarı, Hermione’nin kanıyla kaplanırken, siyahlar içindeki orta yaşlı kadın, büyücü olmasının avantajıyla, kanıtları ortadan kaldırıyordu.

 

*****

 

Ertesi gün, Gelecek Postası

 

Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu’nun sevilen İksir Profesörü Hermione Granger, Godric’s Hallow’daki mezarlıkta ölü bulundu.

 

Mugglelar tarafından kullanılan bir silahla vurulan Hermione Granger’ı öldürecek derecede ondan nefret eden bir düşmanının olmadığı bildirildi.

 

Malfoy ailesinin son üyesi olan Narcissa Malfoy, yaptığı açıklamada, “Hermione’yi kendi kızı kadar sevdiğini ve ölümünün onu derinden sarstığını” bildirirken, cesedin Draco Malfoy’un mezarının başında olması, ilginçti.

 

 

Ayrıntılar için 9. Sayfaya bakınız.

 

End Notes:

Sonunda mutlaka Hermione'nin ölümü olacaktı. Beş ayda tamamladığım bu hikayeye verdiğim iki aylık aradan sonra, dün ve bugün son kısımlarını yazdım.

 

 

Unutmadan;

 

Bu aralar pek çok cinayet kitabı okumuş olmamın sonuna etkisi olmuş olabilir. :D