Actions

Work Header

You Are Beautiful Sezon 2

Work Text:

 

 

253 yolculu uçak Seul' e indi. Hava hala daha zifiri karanlıktı.

Genç kız uçaktan dışarı ilk adımını attı. Kore' ye, buradaki arkadaşlarına özellikle de yıldızına veda edeli tam bir yıl olmuştu.

''Bana çok kızmış olmalı.'' diye düşündü. Fakat sürpriz yapmak istemişti. Daha erken gelirse pek öyle sürpriz olmazdı ona göre. Ama şu anda sıkı bir sürpriz yapmış olacaktı.

Havalimanında bir süre bavullarını bekledi. Saat gecenin dört buçuğuydu.

''Havanın bu kadar karanlık olmasına şaşmamak gerek.'' dedi kendi kendine. Ama zaten yapacak daha çok işi vardı.

Bavullarını aldıktan sonra dışardaki karanlığa adım attı. Bavullar çok ağırdı. Birinden yardım istesem mi diye düşünürken bir taksi bulmayı başardı. Adresi verdi ve yol boyunca taksiciyle neşeli bir sohbete girişti. Bu geç saatte bu kadar genç bir kızın dışarda ne işi varmış, bir yıl boyunca Afrika' da ne yapmış ve daha buna benzer bir sürü soruyu ayrıntıya girmeden cevapladı. En sonunda eve vardıklarında taksiciye parayı ödedi, iyi dileklerini iletti. Ardından eve giden yolda yürümeye başladı.

''Ah, bu bavullarla kısacık bir mesafeyi yürümek bile işkence.'' dedi. Bir yandan da fazla mı erken geldiğini düşünüyordu. Tam her şey güzel giderken gece gece su içmeye kalkmış Hwang Tae Kyeong' a yakalanmak istemiyordu. Yıldızının onu yakalaması Tae Kyeong bir yana bütün evin uyanmasına sebep olacaktı. Ve bir yıl kendini zorlayarak buraya gelmemesinin bütün emekleri boşa gidecekti.

Afrika' da çok yıldız görmüştü. Bu da onun sürekli yıldızını hatırlamasına sebep olmuştu. Ve onun binlerce kilometre uzakta olduğunu bilerek onu hatırlaması kendini pek de iyi hissettirmiyordu. Sonuçta kendini aşırı derecede zorlayarak bir yıl beklemeyi başarmıştı ve ufacık bir hatayla bütün bunların boşa gitmesine izin veremezdi.

Eve giden merdiveni çıkarken uzaktan içeriyi kolaçan etti. Evde çıt yoktu. Anlaşılan herkes uyuyordu.

Evi yeniden görmek ona oradaki hatıralarını hatırlatmıştı. Anahtarı kilide sokup açarken çok dikkatli olması gerekti( anahtarı abisinden rica etmişti).Gerçekten de her yerde bir anısı var gibiydi. Mesela her sabah kahvaltı ettikleri o masada Tae Kyeong' ın ona verdiği ve şu anda saçına takılmış olan o tokayı kırıldığında yapıştırmaya çalışırken parmaklarını tutkalla yapıştırmıştı. Yine aynı masada gözü fotoğraf çekimi öncesinde morarmasın diye sürdüğü kremi kazayla gözlerine de sürdüğü ve gözlerinin felaket acıdığını hatırlıyordu. Bütün bu olaylarda ona yardım edenin yıldızı olduğunu da hatırlıyordu. Aslında o zamanlar o kadar huysuz olan yıldızının ona neden yardım ettiğine hiç kafa yormamıştı. Ama daha sonra hepsini anlamıştı.

Bavulları içeri sokmak hiç de sandığı kadar sessiz ve kolay olmadı. Belki de bavulların fazla ağır olmasından kaynaklanıyordu bu. Bir uçak bileti parası kadar para da fazla ağırlık için ödemişti. Çıkardığı büyük bir gürültünün ardından bir süre korku içinde durakladı. Onu hırsız sanmalarını ve kafasına bir sopa yemeyi hiç istemiyordu. Bir kere kafasına kazayla biblo düşmüş ve canını fazlasıyla yakmıştı. Herhalde bir sopa rahatlıkla beyin kanaması geçirmesine sebep olabilirdi.

En sonunda bütün bavulları içeri soktuğunda saat beşi çeyrek geçiyordu.

''Ah, hala çok erken.''

Yapması gereken çok şey olduğunu o da biliyordu. Ama gecenin dört buçuğunda inmek uykusunu getirmiş ve onu baya sersemletmişti.

''Şimdi uyuyamam.'' diye mırıldandı. Dışardaki karanlığa baktı. Bir sürü yıldız açık seçik görünüyordu. ''Acaba hala yıldızları göremiyor mu?''

Geçen yıl havuç ve ıspanağın gece körlüğüne iyi geldiğini öğrenmişti. Fakat yıldızı bunların en nefret ettiği sebzeler olduğunu söylemişti.

''Büyük ihtimalle yememiştir.'' dedi kendi kendine. İnsanlar nefret ettikleri şeyleri kolay kolay yemezlerdi.

''O zaman hadi pişirelim.''

Bir mutfak önlüğü yeterli olmalıydı.

''Burada benden bahsediyoruz.'' diye mırıldandı. ''Yürüyen bir afetten.''

En sonunda her şeyi hazırladığında saat yedi olmuştu.

''Hala çok erken.''

Ama biraz daha bekleyemezdi. Hava artık aydınlıktı. Bir süreliğine Dışarı çıktı. Jolie çoktan uyanmış, oraya buraya zıplıyordu tasmasının izin verdiği kadarıyla.

''Beni hatırlıyor musun Jolie?'' diye sordu uzanıp patisini tutarak.

Jolie' nin çıkardığı ses hiç de düşmanca değildi.

''Demek hala hatırlıyorsun.''

Daha sonra fazla oyalanmadan içeri girdi. Her şeyi kontrol etti. Tokasını omzuna kadar gelmiş saçlarına takmıştı. Kolyesi de boynundaydı.

Yavaşça bavulunu açtı. İçinden dört tane çalar saat çıkardı. Birinin üstünde yıldızlar vardı, birinin üstünde meyve resimleri. Abisiyle Shin Woo' ya nasıl bir şey alacağına karar verememişti.

Bu onları baya rahatsız edecekti. Çocukça bir şakaydı. Ama öbür türlü onu sesinden tanıyabilirlerdi. Belki de onu abisi sanırlardı. O uyandığında ise kimin geldiğini anlarlardı.

Saatleri tek tek yedi buçuğa kurdu. Sıra onları kapıların önlerine yerleştirmekteydi. Parmaklarının uçlarına basarak merdivenleri çıktı. Hepsini tek tek yerleştirdi. Sonra aşağı inip sofrayı düzenledi.

Yarım saat çabucak geçti. Saatler tek tek çalmaya başladı. Onları da mızıldanmalar takip etti. Odalar yavaşça açılmaya başlandı. Aşağıda gülmemeye çalışıyordu.

''Saat daha yedi buçuk. Kahvaltıya inmediğimi kaç defa söylemem gerekiyor?''

''Ah, bu saatte kalkmak zorunda mıyız?''

''GÜNAYDIN!''

Herkesin yüzündeki ifadeler görülmeye değerdi. Kendini gülmemek için zor tuttu. Hayalet görmüş gibilerdi. Sessizliği Tae Kyeong bozdu.

''Yakında ne zamandan beri on iki aya denk geliyor Domuz-Tavşan?''