Actions

Work Header

Because Of You

Work Text:

 

Blaine için bu günün önemi büyüktü. Yeni okulu Mckinley High'a başlayalı aşağı yukarı dört gün olmuştu ve dün girdiği Glee kulübü seçmelerinde büyük bir başarı elde ederek New Directions'a girmeyi başarmıştı. Bu gün ise ilk glee kulübü günüydü, büyük bir heyecanla koro odasına girdi. Anlaşılan o ki henüz herkes gelmemişti. Oda da sadece çekik gözlü bir kız ve yine çekik gözlü bir çocuk, hafif şişmanca siyahi bir kız, kahküllü kısa boylu kemerli burunlu bir kız ve tekerlekli sandalyedeki gözlüklü bir çocuk vardı. Kırmızı sandalyelere göz gezdirdi ve gidip birine oturdu.

 

 Oturur oturmaz kahküllü kız yanına geldi ve neşeyle "Merhaba! Ben Rachel Berry" dedi. Blaine merhaba demek için ağzını açacaktı ancak kız durmadan konuşmaya devam etti. "Bana Glee kulübünün Drama Queen'i derler ama bence sadece abartı. Ben daha çok Tinker Bell gibiyim yani yaşamak için alkışlara ihtiyacım var. Oh bu arada sen kimsin?"

 

"Ben Blaine" dedi Blaine sonunda konuşmak için fırsat bulduğuna sevinerek "yeni üy-"

 

"Ah evet!! Mr. Schuester bahsetmişti hepimiz seni bekliyorduk!" daha sonra Rachel odadaki diğerlerinğ tanıtmaya başladı "Bu Mercedes" dedi siyahi şişmanca kızı göstererek. Mercedes ona içten bir şekilde gülümsedi Blaine'de onun gülümsemesine karşılık verdi.

 

"Bunlar Mike ve Tina" dedi çekik çifti göstererek "gördüğün gibi ikisi de asyalı ve sevgililer" Daha sonra da Blaine'i adı Artie olan tekerlekli sandalyedeki çocukla tanıştırdı.

 

 Blaine onlarla uzun uzun sohbet etti. Onları sevmişti. Mercedes çok sıcak kanlıydı ve konuştukları konudan sıkıldığı zaman bile belli etmeyecek kadar kibardı. Mike biraz çekingen bir çocuktu ancak konular konuları açtıkça o da biraz açılmıştı. Tina da sıcakkanlıydı ancak kekeme olduğundan dolayı çoğunlukla sessiz kalmayı tercih ediyordu. Artie ise tekerlekli sandalyede bir çocuğa göre fazla hayat doluydu ayrıca Blaine onun rap müziğe bayıldığını da öğrenmişti. Tabiki en çok konuşan Rachel'dı, nefes almadan konuşuyordu.

 

 Daha sonra koro odasına gelenlerle de tanıştı. Sam adında sarışın alabalık dudaklı bir çocukla, Rory denen irlanda aksanlı bir çocukla, adı Finn olan ,aynı zamanda Rachel'ın sevgilisi olan, uzun boylu iri yarı ama sevimli bir çocukla, Quinn diye kısa sarı saçlı bir kızla ve başka iki amigo kızla daha tanıştı. Koro odası hemen hemen dolmuştu, Mr. Schuester içeri girdi ve odaya göz gezdirdikten sonra onlara döndü "Pekala millet bu haftaki konumuza başlamadan önce sizleri en yeni üyemizle tanıştırmak istiyorum. Finn davullar lütfen"

 

 Baterinin başındaki Finn sırıttı ve bir ritim verdi. "Blaine Anderson!" dedi Mr. Schuester neşeyle. Odada alkış koptu ve Blaine'in adının Puck olduğunu hatırladığı mohawk saçlı bir çocuk ıslık çaldı.

 

 O sırada koro odasının kapısı açıldı ve kapının önünde uzun boylu, alışılmışın dışında beyaz tenli kestane rengi saçlı ve mavi gözlü cheerios forması giyen bir çocuk belirdi. "Üzgünüm Mr. Schuester geciktim Koç Sylvester antremandan sonra benimle konuşmak istedi" dedi.

 

Mr. Schuester önemli olmadığını söyledikten sonra çocuk yavaş adımlarla sandalyelere yürüdü ve arka taraflarda bir yere oturdu. Yerine geçerken Blaine'nin varlığını farketmiş ve meraklı bakışlarla onu süzmüştü.

 

 Blaine nasıl olduğunu anlamamıştı ama çocuktan etkilenmişti işte. Gerçekten güzeldi. Porselen bebeklere benzeyen bir yüzü vardı.

 

 Zil çaldıktan sonra Blaine yerinden fırladı ve koro odasından dışarı çıktı. Sonraki dersi kimyaydı, kimya kitaplarını almak için dolabına uğradı. Kitaplarını aldı ve dolabın kapağını kapattığı sırada yanında biri belirdi. Bu Glee kulübündeki adı Finn olan iri yarı çocuktu.

 

"Hey" dedi Finn yarım bir gülümsemeyle.

 

"Hey" diye karşılık verdi Blaine. Blaine pek uzun boylu sayılmazdı ve Finn yakınlarındayken kendini iyice kısa hissediyordu.

 

Finn tek elini dağınık saçlarına geçirdi. "Şey bunu söylemem için beni yolladılar da"

 

'Neyi?' dercesine tek kaşını kaldırdı Blaine.

 

"İstersen öğlen bizimle yani glee'dekilerle yemek yiyebilirsin. Yeni geldiğin için sanırım pek arkadaşın yok" Finn bunu garip bir ses tonuyla söylemişti ama Blaine aldırış etmeden "Tabii olur" dedi.

 

 Finn kafasını salladı ve üzerindeki futbolcu ceketini düzelttikten sonra koridorda ilerleyerek gözden kayboldu. Blaine ise 'en azından tek başına kalmayacaksın' diye geçirdi içinden ve kimya sınıfına ilerledi.

 

 Kimya dersindens sonra günün geri kalanı Blaine için monoton geçmişti. Okula hala tam olarak alışamadığı için bir kaç kere kaybolmuştu, köşeye çekilip telefonuyla uğraşmıştı, bir tenefüs ise koridorda karşılaştığı Rachel ile sohbet etmişti. Ama asıl ilgi çekici şey ise şuydu,Glee kulübündeki Cheerio çocuğun kim olduğunu öğrenmişti.

 

 Adı Kurt Hummel'dı. Blaine'den bir yaş büyüktü, okuldaki tek erkek cheerioydu, Finn'in üvey kardeşi ve glee kulübünde olduğu halde okulda popüler olan nadir kimselerden biriydi. Ayrıca gaydi.

 

 Blaine bunları bir kaç kişi arasında konuşurken duymuştu. Daha sonra çeşitli kaynaklardan edindiği bilgileri bütün haline getirmişti. Blaine eşcinseldi yani en azından öyle düşünüyordu ama daha önce hiçbir erkekle ilişkisi olmamıştı. Yinede Kurt'ü ilk defa koro odasının girişinde gördüğünde tuhaf hissetmişti. Kafası dolu bir halde aptal tarih dersine girdi.

 

 

**

 

 

Sonunda beklenen an gelmişti. Öğle yemeği. Blaine kafeteryaya girdi ve etrafına bakındı. Glee kulübündekilerin nerede olduğunu bulması zor olmadı çünkü Rachel Berry ona büyük bir neşeyle el sallıyordu. Blaine hızlıca tepsisine yiyecek bir şeyler tepeledi ve onların yanına gitti.

 

Adının Brittany ya da Brittney gibi bir şey olduğunu hatırladığı bir kızın yanına ve Kurt'ün karşısına oturdu. Onunla göz göze gelmekten kaçındığından kafasını yemeğinden kaldıramıyordu Blaine. Bir süre sonra masadakiler koyu bir sohbete daldı. Rachel yeterince solo alamadığından şikayet ediyorken, diğer latin asıllı amigo kız ise ona öldürücü bakışlar atıyordu. Finn ve Puck'la birlikte futboldan bahsettiler. Futbol herzaman ilgisini çeken bir konu olmuştu. Bir süre sonra Blaine duyduğu bir şeyle kafasını çevirdi.

 

"Hey yeni çocuk" 

 

Blaine bunu söyleyenin Kurt olduğunu farketti ve boğazının düğümlendiğini hissetti. Kurt mavi gözlerini Blaine dikmiş, dudakları hafif aralık , ifadesiz bir suratla karşısında duruyordu. Kurt'ün ifadesiz suratı bir süre sonra minik bir gülümsemeye dönüştü. 

 

"Henüz tanışamadık" dedi "ben Kurt"

 

Blaine bir an duraksadı. Onun sesini daha önce de duymuştu ama bu kadar kadifemsi olduğuna dikkat etmemişti. Ya dudaklarına ne demeli. O kadar pesbembeydiler ki. Kurt çok çok güzel bir kızı bile kıskandıracak kadar güzeldi. Blaine, Kurt'ün ondan bir tepki beklediğini sonunda farketti ve kendi kendine NE BEKLİYORSUN ADINI SÖYLESENE SALAK! diye kızdı.

 

"Blaine!" dedi Blaine ve çocuğa bağırdığını farkedince kızardı. Kendini daha da rezil edebilir miydi acaba?

 

"Peki..." dedi Kurt gözleri hafifçe kısarak "papyonun sevimliymiş"

 

Blaine elini mavi çizgileri olan kırmızı papyonuna götürdü. "Şey teşekkürler seninde şeyin güzelmiş" hımm bakalım Kurt'ün neyi güzeldi. Kestane rengi yumuşacık gözüken saçları, porselen bebekleri andıracak kadar beyaz olan teni, gözleri, burnu, pembe dudakları, dikkat etmemiş olmasına rağmen güzel olduğuna adı gibi emin olduğu poposu "cheerios üniforman" dedi. Çok aptalcaydı ancak aklına söylenebilecek cinsten başka bir şey gelmemişti.

 

Kurt teşekkür ettikten sonra gözü saatine kaydı ve birden ayaklandı "Benim gitmem lazım millet antremanım var" 

 

Adı Santana olan latin amigo alayla ona baktı "Hayır aslına bakarsan antreman yok. Olsa bizim de haberimiz olurdu değil mi Britt?"

 

Brittany kafasını evet anlamında salladı. Adı Sam olan alabalık dudaklı çocuk lafa girdi "Hadi ama Kurt şöyle diyebilirsin 'benim gitmem lazım millet çünkü salak erkek arkadaşım Sebastian'la boş bir sınıfta kırıştırmam lazım' Bizden çekinmene gerek yok"

 

Blaine vücudundaki kanın çekildiğini hissetti. Kurt'ün erkek arkadaşı olduğunu yeni öğrenmişti. Üstelik adı Sebastian'dı. Ne sevimsiz isim diye düşündü.

 

 Kurt Sam'e kötü bir bakış attıktan sonra "Ne düşünürseniz düşünün ben gidiyorum" dedi ve gitti. Blaine ise bakışlarını tepsisine devirdi ve yemek boyunca konuşmadı.