Actions

Work Header

Once Upon a Time

Work Text:

 

 

 



 

Once Upon a Time

 

Genç kadın elinde tuttuğu beyaz kâğıdı titreyen ellerle açarken gözünden yuvarlanan bir damla yaş beyaz kâğıdın üzerine düştü. Bir meleğin son dileği bu kâğıdın içindeydi. Düşmüş bir meleğin... Düzgün bir el yazısı ile dünyanın hiç bir yerinde bulunmayan bir mürekkeple yazılmış satırlar genç kızın gözyaşları ardında adeta oynaşıyordu. Derin bir iç çekerek okumaya başladı.


Evren yaratılmadan çok önce yaradılmıştık biz. Saflığın ve ışığın kaynağı olan yerde yaşıyorduk. Her efsane farklı anlatır burayı. Her din her inanış farklı isimler koymuştur burası için. İlk biz gelmiştik. Cennet Bahçeleri sadece bizim içindi. Eşsiz bir uyum içinde adeta bir orkestranın melodisinin yayıldığı Cennet Bahçeleri’ndeydik.

Seviyorduk, seviliyorduk, sıcaktık, rahattık.  Dengemiz ve uyumumuz bizden sonra yaratılanlara birer örnek olmuştu. Gökkubbe her zaman bizi aydınlatır ve sarardı. Hiç bir şeye ihtiyaç duymadan yaşıyorduk. Eğer yaşıyor olsaydık...

Ne zaman ışığımız soldu bilmiyorum. Ama ışığımız titremeye başladığında içime, üzerime çöken ağırlığı tarif etmem için kelimeler yetmez. Bahçelerimiz kirlenmişti. Kardeşlerim şaşkındı. Neler olduğunu anlamaya çalışıyordum. Bir kısmı bahçelerden gönderilmişti. İşte ilk kez o zaman yasak koyulmuştu. Ve o yasaklar koparmıştı bizi birbirimizden. Bölünmüştük.. Bütünler yarım olmuştu.

Yeryüzünde yürüyen tek canlılar bizlerdik. Âdemoğlundan önce bizler basmıştık adımımızı. Öfkeli bir topluluk oraya sürgün edilmişti. Saflıklarını yitirmiş kanatlarını kaybetmişlerdi. Kirlenmişlerdi... Onlara dokunmamız yasaktı. Konuşmamız... Ara sıra atılan devriyeler dışında yeryüzüne inmemiz...
Onu ilk gördüğüm an...
Hırçın öfkeli... Benden nefret eden... Belki de o an bende nefret etmeliydim. Edebilmeliydim.  Sinsice arkamdan yakşamıştı. Sebep... Bana dokunup saflığımı kirletebilmek. Gurur duyacaktı kendisi ile. Ve hepsi ona saygı duyacaktı. Bir meleğe dokunacak cesarete sahip olduğu için.

Onu kollarından kavradığımda şaşırmıştı. Bir melek tarafından dokunulmayı beklemiyordu. Kızıl ışıklar saçan kahve saçları ve tıpkı bahçelerimiz gibi yeşil gözleriyle bana öfkeyle baktı. İstediği dokunulmak değildi. O kirletmek istiyordu. Saflığımla yıkanmak değil.

Tüm nefretini yüzüme haykırırken ben büyülenmiş gibi onu izliyordum. Kususrsuz yüz hatlarıyla sanki bir masaldı. Yasak olduğunu bile bile onun yanında duruyor kıpırdayamıyordum. Sadece onun haykırışlarını dinliyor ve hala kollarından tutuyordum.

Yeniden gökkubbeye döndüğümde herşey farklıydı. Eskisi gibi bahçelerden yükselen müziği duyamıyordum. Nereye baksam onun yansımasını görüyordum. Düşünmek istemiyordum. Düşünmemeliydim. Ama kendime hâkim olamıyor, onu aklımdan çıkaramıyordum. Eşsiz bir haz oluyorum onu düşündüğümde. Yeniden görmek için her saniye can atıyordum.

Yasak olduğunu bile bile onunla olmak istiyordum. Gözlerim her kapandığında uçuşan saçlarnın kokusu burnuma doluyordu. Bir sonraki devriyemin gelmesini iple çekiyordum. O gün geldiğinde içim kıpır kıpır yeryüzüne indim.

************************************

Yeryüzünün etrafımızda şekillenmesini izlemek tarif edilemez bir duyguydu. Yoktan var olan dağlar, gürül gürül çağlayan ırmaklar. Bitki örtüsü yeni oluşurken renkleri ve kokusu etrafımızı sarıyordu. Yeryüzüne her inişimde şaşırıyor, gördüklerime hayran kalıyordum.
Bir önce ki inişimde yerleri kaplayan yeşilliklerin kokusu burnuma dolarken bu kez renklerle bezenmiş bitkiler görüyordum. Tarifi imkânsız bir görüntüydü. Benim ise görmek istediğim bunlar değildi ki... Gözlerim tek bir şeyi arıyordu... Kalbim tek bir şeyin heyecanıyla çarpıyordu...

Devriyemin dolmasına sadece dakikalar kalmıştı. Saatlerce onu görebilmek umuduyla dolaşmıştım. Tam bir hayal kırıklığıydı. Göğsüme bir ağırlık çökmüştü. Artık etrafımda yaşanalar gözümde ki muhteşemliğini yitirmişti. Anlamı var mıydı? Yoktu... Bu güzelliği kimle paylaşacaktım ki? Yine gök kubbeye çıkacak ve orada yalnızlığımla kalacaktım. Çevremi dolduran ırkımla dolu yalnızlığa...

Onu görmeden önce sesini duydum. İlk önce irkilmiştim. Sessizliğin içinde bir patlama etkisi yaratmıştı bende. Sesin geldiği yere döndüğümde onu karşımda gördüm... İsyankâr muhteşemliği ile tam karşımdaydı. Benimle konuşmuyor bana sataşıyordu.

Devriye değişimi için gelen melek, yanımda onu gördüğünde işlerin ne kadar karışabileceğinden habersizdim. Kollarından tutulup sürüklenirken bana okuduğu lanetler değildi yüreğimi yaralayan. Gözlerinde ki ihanet edilmiş ifadesiydi. O cehennemde bir kafese kapatılarak cezalandırılırken, ben onsuz bir cennete mahkûm oldum...

*******************

Cennetin kralı olmak düşünüldüğü kadar iyi bir şey değildi. Bazı kararlar almak, bunları sorgulayanlara karşı dik durmak gerekiyordu. Castiel cennetin kralı olduğunda bu işin bu kadar zor olduğundan habersizdi. Binlerce yıldır tek başına ayakta durmaya çalışmıştı. Tek amacı ise dünyayı daha bir yer haline getirmekti. O uğruna dünyaları bile feda edebileceği bir şeyini kaybetmişti. Yerine hiçbir şeyi koyamamıştı.

Cennetin kıralı, olan bitenin içine öyle bir gömülüştü ki kafeslerin varlığını unutalı binlerce yıl olmştu. Önüne getirilen dosyaya bakarken birbirinden kopuk birkaç düşünce geçmişti aklından.

“Bu nedir?"
“Kafeslerden biri. Dünyanın yaradılışının hemen sonrasında hazırlandı. İlk asilerin dışında milyonlarca yıldır yeni mahkûmu olduğunu duymadım. İlginizi çekebilir diye getirdim."

“Demek istediğin milyonlarca yıldır bu kafeslerin hiç açılmadığımı?"

“Evet efendim."

“Çıkabilirsin!"

Birkaç saniye geçmemişti ki ani olduğu kadar hızlı uygulanan bir kararla Castiel gök kubbenin en üst katını terk etti.

Cehennemin kapıları meleğin saflığıyla yıkanırken daha fazla karşı koyamayarak ardına kadar açıldı. Korkuyla kaçışan küçük şeytanların dışında kalan birkaç aptal, yoluna çıkmaya kalksa da meleğin gücü karşısında yapacakları bir şey yoktu...

İşkence odalarını geçerken içerden gelen bağırışlar kulaklarını tırmalıyordu. Her ne kadar hak etmiş de olsalar ruhların bu şekilde acı çektiklerini görmek onu rahatsız ediyordu. Ama yapabileceği hiçbir şey yoktu... Buraya belirli bir amaç için gelmişti. Yolunu kaybetmiş ruhlar için sesli bir dua mırıldanırken tüm işkence odalarının kapıları gürültüyle kapanıyordu.

Birkaç küçük şeytan duaların etkisi ile yanmaya başlarken Castiel hedefine ulaşmak için bir saniye bile duraksamadan ilerlemesini sürdürdü. Cehennemin unutulmuş bölümlerine geldiğinde karşısında duran kilitli kapıları açmak için zorladı. Onlara dokunmuyordu. Zaten dokunmasına da gerek yoktu. Kapılar açılmayı reddettiğinde gözlerini kapatıp birkaç saniye bekledi. Gözlerini açtığında kanatları da beraberinde açılmıştı.

Saf ışıktan yaratılmış kanatlar cehennemin olağanca karanlığına aydınlığı getirirken bu kez ruhların yerine şeytanlar inlemeye başlamıştı. Castiel umursamıyordu... Kapılara daha fazla dayanamayarak sarsıntıyla açıldığında Castiel elini uzatarak, binlerce iblisin arasından aradığını bulup dışarı çekti.  Zavallı yaratık binlerce yıldır yaşadığı karanlıktan koparılırken gözleri parlak ışığın etkisiyle göremez olmuştu.

Neredeyse ayaklarının üzerinde duramayan genç bedeni kucaklayan Castiel bileğinde bıraktığı kırmızı izden habersiz onu cehennemden çıkardı. Cehennemin kapıları bu kez arkasından kapanırken şeytanlar daha önce hiç ihtiyaç duymadıkları huzurun varlığıyla biraz rahata ermişlerdi.


************************

Milyonlarca yıl önce, bir melek ve bir şeytanın ilk karşılaştıkları bölgeye kurulmuş küçük kasabanın yeni misafirleri vardı. Kasaba kendi içinde günlük hayatını devam ettiriyorken cennetin kralını ağırladığından habersizdi.

Kasabanın hemen dışındaki yol üzerinde bulunan bir motel odasında, ne kadardır kendinde olmadığı bilinmeyen bir genç kız huzur içinde uyuyordu. Kendine gelmek üzere olduğunun emaresi olan göz kapaklarındaki hareketlilik aniden durduğunda genç kız yattığı yerden hızla fırladı.

Nerde olduğunu kavramaya çalışıyordu. Daha önce hiç bulunmadığı-ki çok uzun bir zamandan beri kim olduğunu bile unutmuştu- bir yerdeydi. Etrafındaki tuhaf şeylerin ne olduğunu kavramaya çalışırken yatağın yumuşak dokusunu inceledi. Üzerine hafifçe basınca yaylanan yatak onu korkutmuş olmalıydı ki hızla yerinden fırlayıp irileşmiş gözlerle yatağı süzmeye başladı.

Dışardan hızla geçen bir aracın çıkarttığı gürültüyle daha da korkan genç kız duvarda bir köşeye sinerek korkuyla başını dizlerine kapatmıştı. Gecenin karanlığı çökene kadar, saatlerce o şekilde bekledi. Bekledi... Ağrıyan kasları artık isyan etme derecesine geldiğinde, araba seslerine alışmış, dışardaki far ışıkları ve ara sıra otel odasından geçen insanların kahkahalarını önemsemez olmuştu.

Castiel onu odada bu halde buldu...

Uzunca bir süre boyunca öylece onu izledi. İkisi de birbirinin varlığını hissediyordu. Dakikalar sonra genç kız merakına yenilip başını kaldırdı. Karşısındaki adamı bir yerlerden tanıyordu. Üzerinde gördüğü trençkot ona bir şey ifade etmese de içinde başka bir varlığın yaşadığına emindi. Onu öldüresiye kızdıran bir varlık...

“İyisin!"

Genç kız onun çıkardığı anlamsız sesleri bir süre dinledi. Onu taklit etmek için boş yere ağzını bir iki kez açıp kapattı. Sonunda pes ederek başını yeniden dizlerine gömdü.

********************

Bir hafta boyunca Castiel her gün onu ziyarete gelmiş ve tek kelimelik yargısı “İyisin" den başka bir şey söylememişti. Genç kız ise onun gelip gittiği süreler dışında yeni dünyayı incelemişti. Odayı inceledikten sonra köşede küçük bir sehpa üzerinde duran televizyonu keşfetmişti. Bu küçük kutuya insanları nasıl sığdırdıklarını düşünürken arkasına herhangi bir delik aramıştı. Televizyon onun için eğlendiricilikten öte bir amaca hizmet etmişti. Saatlerce karşısında kalıyor önceleri ona anlamsız gelen konuşmaları dinliyordu. Gittikçe genişleyen kelime haznesini kimsenin duymaması için sadece içinden tekrarlıyordu.

Castiel odada belirdiğinde genç kızı pencereden dışarıyı izlerken buldu. Perdeyi tutan eli bir anda bembeyaz kesilmişti. Onda bir değişim olduğunu sezen Castiel bu kez farklı bir sözcük seçti.

“İyi misin?"

Uzunca süren sessizliğin ardından genç kız ağzını açtığında dudakları arasından titrek bir hece döküldü.

“Ely..."

Castiel şaşkın bekledi. Genç kız perdeyi bırakıp ona döndüğünde, tıpkı milyonlarca yıl öncesinde olduğu gibi bir öfke taşıyordu gözlerinden.

“Ben- Ele-nia"

Castiel beklenmedik gelişme karşısında nutku tutulmuş öylece bekliyordu. Elenia devam etti.

“İyi de-ği-lim... Sorumlu... Her-şey... Sen!"

Castiel acı gerçekle sarsıldı. Elenia kafeste tutulduğu yılların sorumlusu olarak onu görüyordu. Haklıydı da...

“Nefret! Sen... Nefret!"

Cennetin kralı olduğundan beri üzerine binen ağırlığın kat be kat ötesini ifade ediyordu bu kelimeler.

“Üzgünüm..."

Castiel, son bir kez Elenia’nın gözlerinin içine baktıktan sonra hayal kırıklığı ve vicdan azabını da beraberinde götürerek motel odasından ayrıldı. Elenia’nın dudaklarının kenarında tarif edilmez çarpık bir gülümsemeyle “Üzgünüm" kelimesi döküldü.

*******************

Onun hala hayatta olduğunu duyduğum anda içimden bir parça koptu. Belki de sadece benim yüzümden yıllardır azap çekiyordu. Tek bir ışığa, tek bir huzura muhtaç... Artık ona yardım edebilecek kudreti elimde bulundurabiliyorken, beklememin hiçbir anlamı yoktu.

Cehennemin lanetli havası içerisinde onu bulduğumda o kadar zayıftı ki... O kadar narin, o kadar zayıftı ki kırılacağından korktum. Onu incitmemek için yavaşça kucağıma alıp, ilk karşılaştığımız coğrafyada bir sığınağa götürdüm. Yatağa yatırdığımda öylesine savunmasızdı ki kolunda bıraktığım el izini gördüğümde başucunda ağladım. Benim yüzümden bir kez daha yaralanmıştı. Kendine gelene kadar günlerce başında bekledim. Bir saniye bile ayrılmadan. Sonunda zayıf bedeninde hissettiğim dinginlik dağılırken beni görmemesini sağladım.

Hissettiği korkuyu hissediyor, unutturmak için ona sarılmak istiyordum. Ama onu ürkütmekten korktuğum için yapamadım. Orda olmadığımı sandığı her anda onun yanı başındaydım. Araştırıp öğrenmesini, ilgiyle etrafını incelemesini izledim.

Ondaki değişimi sezdiğim gün bana cevap vereceğini anlamıştım. Ve o bana benden nefret ettiğini söyledi. Haklıydı. Onu unutmuştum Belki de o kafese kapatılması benim suçum değildi. Ama onu unutmak tamimiyle benim suçumdu. Kendimi dünyaya adayarak onu unutmaya çalışmıştım. Ve onu unuttuğumu fark ettiğimde yaptığım hatanın inanılmaz derecede büyük olduğunu kavradım.

Onu feda ederek, onu unutarak geldiğim bu yerin benim için hiçbir anlamı yok artık. Benden nefret ettiğini bildiğim bir dünyada yaşayabileceğim en az ömrün insanınki olduğunu biliyorum ve bunu seçiyorum. Onu her an görebilecekken nasıl bu krallıkta varlığımı sürdürebilirim.

Sevginin anlamını bilmeyen Elenia’ya söylemek istediğim iki kelime var. Belki bir gün ne demek istediğimi kavradığında beni affeder.

“Seni seviyorum."

*****************

Düşmüş bir melek ne yapar? Daha önce yaşam için hiç mücadele etmemiş biri... Daha doğrusu kendi yaşamı için savaşmamış biri bu dünyada nasıl yaşar? Elenia bunu bilmiyordu. Elinde tuttuğu iki sayfadan oluşan mektup milyonlarca yıl önce taşlaşmış yüreğini dağlamıştı. Bu mektupları ona getiren neydi bilmiyordu. Belki de asi olmasını istedikleri Tanrı’nın işiydi bu... Bilemiyordu.

Bildiği tek bir şey vardı. O da ne yapması gerektiğiydi. Aylardır kaldığı motel odasını terk ederken yüreği daha önce hissetmediği bir duyguyla çarpıyordu. İnsanlar buna ne diyordu? Ümit...
**************

Küçük dükkânı dolduran onlarca antika saat Castiel’e çok uzun zamandır yaşadığını hatırlatır gibiydi. Ama her ne olursa olsun o bu işi yapmayı seviyordu. Yıllar önce birilerinin dokunduğu bu saatler artık onun tek dünyası olmuştu. Saatlerin tik takları azalan ömrünü hatırlatmak istercesine kulaklarından içeri doluyordu. Castiel umursamıyordu...

Kendini işine kaptırmış, küçük bir cep saatine tüm ilgisini vermişken, alışkın olduğu tik taklara bir zil sesi eklendi. Başını kaldırmadan gelen müşteriyi karşıladı.

“Nasıl yardımcı olabilirim."

Müşteri cevap vermemeyi tercih ediyor gibiydi. Birkaç saniye süren sessizliğin sonunda, Castiel sesi kendisinin uydurduğunu düşünmek üzereyken başını kaldırdı ve onu gördü. İsyankâr muhteşemliği ile tam karşısındaydı. Onunla konuşmuyordu. Ama gözlerinden yuvarlanan damlalar çok şey anlatıyordu. Dudaklarını araladığında bu kez faklı bir kelime duydu Castiel...

“Seni seviyorum..."