Actions

Work Header

The End of the Tenth's Song

Work Text:

 

 




Genç kız arkasını dönüp uzaklaşmaya başladı. Yüzünde bir gülümseme, yeni yılın gelişiyle birşeylerin farklı olacağına dair umudu vardı. Kendi bedenini samış kolları, düşmemek için karın üzerinde dikkatlice yürüyordu. Arkasından gelen inlemeyi duyduğunda merakla döndü.

"İyi misin dostum?"
"Evet."


Cevap gayet net olsa da genç kızın içinden gelen ses adamın hiç de iyi olmadığını söylüyordu.

"İçkiyi fazla mı kaçırdın?"
"Onun gibi bir şey."
"Belki eve gitmenin zamanı gelmiştir."
"Evet ."
"Neyse."
"Mutlu yıllar."
"Sana da."


Genç kız arkasını dönüp ilerlerledi. Tuhaf bir adamdı. Genç adam kızın arkasından seslendi.

"Hangi yıldayız?"
"Vay!  Ne kadar içtin böyle? İki bin beş. Bir Ocak."


Genç kız gülümsedi.

"İki bin beş..."
"Bak ne diyeceğim..."
"Bahse girerim bu yıl senin için çok güzel geçecek."


Gerçekten de tuhaf bir adamdı.

"Görüşürüz."

Genç kız son kez arkasını dönüp uzaklaşırken bu yılın genç adam için de iyi geçmesini dilemişti.

*************************

"Gitmek istemiyorum…"

Karşımda duran Odd'u gördüğümde zihnimde yankılanan düşünce buydu. Belki ölmeyecektim, ama bu dünyaya, bu gözlerle, son bakışımdı bu… Sevdiğim her şeye veda ediyorum. Tanıdığım, bildiğim, her dokunuşa, kokuya ve tada…

Rose'un dudaklarını düşündüm… Ilık ve yumuşak… Genç kızın sıcacık sarılışı, her maceranın bitiminde bana huzur veren. Her korktuğunda boynumu saran kolları… Bad Wolf koyunda onunla vedalaşırken belki de en çok üzdüğüm insan olduğunu biliyordum. Ben de üzgündüm... Boğazımı yakan kelimeleri söyleyemediğim için. Sonra onu bir kez daha görmüştüm. Aynı koyda... Genç kız bana, boğazımı yakan kelimeyi sordu. Ve ben yine söyleyemedim. Ne fark edecekti? Yine onu kırık kalbiyle o koyda bırakacaktım. Sustum. Dudaklarımdan kaçmasına izin vermeden yuttum o kelimeleri.

Martha… Belki onun istediği gibi sevememiştim genç kızı.. Ama kendime göre seviyordum işteÂ… Şimdi onun mutlu olduğunu görmek, bilmek huzur verici. Arkamda her zaman yıkım bırakmadığımı bilmek… Dokuz yüz altı yıl boyunca pek çok yoldaşım oldu. Benimle beraber tüm evreni, tüm zamanı gezdiler. Birine elimi uzattığımda...
Gözlerimi yakan yaşlar umrumda değil. BittiÂ… Şarkım burada sona eriyorÂ… Her ne kadar aynı adam olsam da değişeceğim. Ve ben, bu bedeni seviyordum. Bu sıska, ama zeki bedende koşuşturmak yaşlı ruhuma iyi geliyordu…

Bilirsiniz, belki her yağmurun ardından fırtına gelmez… Ama her fırtınanın ardından bir yağmur olurÂ… Dünyada bir noel günü, bu bedende gözlerimi açmıştım. Şimdi yine dünyadayım. Yeni bir noelin habercisi kar, Cardif caddelerini beyaza boyamakla meşgul. Tıpkı Odd'ların kehanetlerini söyledikleri gezegende olduğu gibi.

Zorlukla düştüğüm yerden doğrulurken Odd'un elinden belki de hiç bırakmadığı küresinin yandığını gördüm.

"Senin için şarkı söyleyeceğiz doktor. Evren sen uyuyana dek şarkı söyleyecek. Belki bu şarkı burada bitiyor. Ama bu hikaye asla bitmez."

**************

Zorlukla ilerleyip yüzyıllardır evim olan Tardis'in kapısını araladım. Benimle birlikte birçok kez tehlikenin göbeğine düşmüş, yol arkadaşlarıma ev sahipliği yapmış, görenleri şaşkınlık ve hayranlık içerisinde bırakan yaşlı kızın da benim kadar üzgün olduğunu hissettim.

En az benim kadar yorgun pardösümü çıkarıp attım.
Onunla tanştığımda çok gençtim. Küçük bir yolculuğa çıkmak için insanlarımdan çalmıştım onu. Kontrol masasında ilerleyip kolu çektim. Kızım genelde benim istediğimi yapmazdı. Ama uysalca bana uyduğu zamanlarda olmuştu tabi.

Piston yukarı aşağı hareket etmeye başladığında bu kez bana itaat ettiğini gördüm. Bu gözlerle son görüşümdü. Dünyayı bir kez daha ardımda bırakıyordum. Yeryüzünde kurtardığım milyonlarca hayat o an benim öldüğümden habersiz yaşamlarını sürdürüyordu.

Tardis uzayın derinliklerinde ilerlerken ben de kontrol panelinden uzaklaştım. Göğsümün iki tarafını dolduran kalplerim delicesine atıyordu. O anın geldiğini biliyordum. Göğüs kafesim şişmiş, patlayacağını düşündüm. Acıdan değil, çaresizlikten. Yeniden doğuşu bir kez kandırmıştım. Bir kere daha yapamayacağımı, böyle bir şansımın olmadığını biliyordum. Boğazım düğüm düğüm olmuş, göğsüm hızla inip kalkıyordu.

Odd'u gördüğümde aklımdan geçen düşünce bu kez dilimden kopup gitti.

"Gitmek istemiyorum…"


Nefes almak güçleşirken göz pınarlarımın boşaldığını hissettim. Birkaç dakika önce ellerimden yayılan enerji tüm bedenimi kaplamadan önce gözümden bir damla yaş süzüldü. Enerji gittikçe artarken tüm bedenimi sarı bir ışık halesi sarmaya başladı.

Elimi kaldırıp enerjiye baktım. Artık enerji kabına sığmıyor taşıyordu. Diğer elimde en az onun gibiydi. Nefes alamıyordum. Son anlarımı yapayalnız TardisÂ’e geçireceğimi hiç düşünmemiştim. Regenerasyon tamamlandıktan sonra bana kim çay verecek? Yutkunmak zorlaşırken nefes alış verişim güçleşti. Enerji patlamasıyla birlikte başım yukarı kalkarken kollarım yana doğru açıldı. Yeniden doğuş başladığında artık hiçbir şey yapamayacağımı biliyordum. Kendimi enerjinin akışına bıraktım.

*******************

"Doktor!"

Genç kız feryat edercesine haykırmıştı ismini. Onu bir kez daha ölürken izliyordu. Ve çok geç kalmış olmaktan korkuyordu.  Hemen arkasında duran yarı insan yarı Zaman Lordu adam genç kızı kolundan tutup çekti. Regenarasyona engel olamazdı ama zarar görebilirdi.

Rose kendini kurtarmaya çalışırken bir kez daha haykırdı.

"Doktor! Sakın beni bırakma. Seni yine kaybedememÂ…"

Genç adam Rose'u kollarından tutarak kendine çevirdi. Mavi gözleri, göz yaşlarıyla sulanmış genç kızın saçlarını yumuşak bir hareketle kulağının arkasına itti. Yanağına tüğ gibi bir dokunuştan sonra dudakları alnını buldu. Bu kez daha baskılıydı o dudaklar.

Rose onun ne yaptığını anlamıyordu. Genç adam ona güven veren gözleriyle baktı. Gözleri adeta özür diliyordu. Genç kız bir anda kollarının serbest kalmasıyla sarsıldı. Genç adam Doktor'a yürürken Rose kıpırdayamıyordu.

Doktor yeniden doğuşu gerçekleşmek üzereyken birinin ona dokunduğunu hissetti. Enerjinin yoğunluğundan kim olduğunu göremiyordu. Şakalarını kavrayan eller enerjiyi çekerken arındığını hissetti. Neler oluyordu?

Genç adamın aldığı enerji yarı insan bedenine şimdiden ağır gelmişti. Ellerini çekmek, oradan kaçmak istiyordu. Fakat dayanmalıydı. Rose için sabretmeliydi. Enerji Doktor'un bedeninden ona doğru akarken kalbinin daha fazla dayanamayacağını biliyordu. En başından beri biliyordu. Genç kızın ağladığını duyup uyandığı geceden beri biliyordu.

Rose bir şey hatırlamıştı. Doktor'la geçirdiği yıllar içinde aklına asla gelmemiş bir şeyi. Genç adamın kolları arasında ağlarken Doktor'u hatırladığını söylemişti. Doktor ölüyorduÂ…

Genç adamın bildiği bir şey varsa o da zamandı. Rose belki unutmuş olabilirdi. Fakat o beş yıl önce genç kızı ziyaret etmiş olsa kesinlikle hatırlardı. Doktor kendi zaman çizgisinde geriye gitmiş ve Rose'la vedalaşmış olmalıydı. BOYUT TARDIS'ini bir an önce tamamlamalıydı.

Şimdi aradan geçen bunca zamanın sonunda, kendi yaptığı Tardis ile önce boyutlar arasında seyahat etmişler, sonra da geçmişe giderek Doktoru bulmuşlardı. Genç adam tüm enerjiyi emdiğinde ikisi birlikte yere düştü.

Rose koşarak yanlarına geldi. Birbirinin aynısı, fakat birbirlerinden bir o kadar da farklı iki adam yerde yatıyordu. O ise ikisinin ortasında durmuş çaresiz bakıyordu. Gözyaşları sel olmuş akarken dizlerinin üzerine çöktü. Yumuşak bir hareketle Doktor'un elini kavrayarak dudaklarına götürdü. Sonra diğer tarafa dönerek Klon Doktor'un elini kavradı.

İkisini de kaybetmişti.

******************

Rose ne kadar süredir ağladığını bilmiyordu. Doktor'un regenerasyonunu engelleyerek ölümüne sebep olmuştu. Ve onu kurtarmak için klonun hayatını da heba etmişti. Doktor'u kaybettikten sonra alternatif bir evrende onunla baş başa kalmışlardı. Daha ilk günden Doktor'u ne kadar severse sevsin klonuna aynı hisleri beslemediğini anlayarak yıkılmıştı.

Doktor ona aynı insan olduklarını söylese de görünüşleri birbirlerinin kopyası olan iki adam birbirlerine bir o kadar yabancılardı. Klon ona ne kadar yakın davranırsa davransın Rose giderek ondan uzaklaşmış ve içine kapanmıştı. Bir Noel günü Doktor'un onu ziyaret ettiğini hatırladığında yanında Klonu bulmuştu. Hıçkırıklarına hakim  olamıyorken genç adam ona sarılmış ve uykuya dalana kadar saçlarını okşamıştı.

Rose kaybettiklerine ağlarken yanında kıpırdanan bedeni fark etmedi. Doktor nefes almak ciğerlerini yakıyorken gözlerini zorlukla araladı. Rose hemen yanı başında ağlıyordu. Dudaklarının arasından zorlukla bir kelime döküldü.

"Rose…"