Actions

Work Header

Everything worth it

Work Text:

 

Story Notes:

Bu hikaye keyword kapsamında yazılmıştır. :)

 

Keyword:Kimlik. 


 

 

 Beyaz kapı açıldı ve dışarıya sarışın, beyaz tenli ve yaklaşık 20-25 yaşlarında görünen bir kadının kafası uzandı.

‘’Sıra sizde.’’ Diyerek kahverengi, parlak, omuzlarına kadar saçları olan adama seslendi. Adam onaylayarak kafasını salladı. Yavaşça oturduğu kırmızı koltuktan kalktı, beyaz kapıya doğru ilerledi. İçeri girer girmez odayı incelemeye başladı. Mavi perdeler, mavi bir koltuk, duvarda kocaman bir deniz tablosu, beyaz masa, dosyalar… Gözleri en sonunda yüzünde hayattan aldığı tecrübelerin kırışıklıkları, seyrek saçlı, gözlüklü doktoru buldu. Doktor kafasıyla uzanacağı koltuğu işaret edince genç adam gitti ve koltuğun ucuna oturdu. Zaten kırışık olan yüzü daha da kırışarak gülümsedi ve yumuşak bir sesle konuştu.

‘’Lütfen, rahatlayın ve uzanın.’’

 Genç adam pek rahatlayamamış olsa da uzandı. Doktor da o sırada karmakarışık dosyalar arasında biraz aramadan sonra, gözlerinden minik bir zafer parıltısı geçerek, kahverengi kapaklı dosyayı eline aldı.

‘’Evet, Bay Winchester. Burada gerçek dışı şeyler gördüğünüz yazıyor. Doğru mu?’’ Sam onaylayıcı bir ses çıkardığında doktor da elindeki dosyadan birkaç sayfa daha geçti. Gördüğü bir şeyle merakla kaşlarını kaldırdı.

‘’Ve gördüğünüz şeyler derin bir baş ağrısıyla geliyormuş.’’ Sam bir kez daha onayladı ve doktor kendi kendine ‘’Hafızasını kaybetmiş bir adamın geçmişi hatırlaması gibi.’’ Diyerek mırıldandı. Birkaç sayfa daha çevirdi, gördüğü şeylerin birkaç örneğini okuyunca, sadece hafızasını kaybetmiş bir adam olma seçeneğinin üstüne koca bir çizik attı. Dosyayı elinden bırakarak kendisine bakan adamın gözlerine baktı.

‘’Bay Winchester-‘’

‘’Lütfen. Sam.’’

‘’Peki, Sam. Bana her şeyi anlat. En başından.‘’

 Sam derin bir nefes aldı ve anlatmaya başladı.

‘’Normal bir gündü. İşten eve gelmiştim. Eşim ve iki kızımla akşam yemeğine oturmuştuk. Meleklere duamızı ettik, birden beynimde şimşekler çaktığını hissettim. Bilirsiniz birisi kafanıza vurmuş gibiydi. Sonra bayılmışım ve o sırada bazı-‘’ Sam duraksadı, nefesini dışarı verdi ve cümlesini tamamladı. ‘’Bazı şeyler görmüştüm.’’

‘’Ne gibi şeyler Sam?‘’

‘’Deli olduğumu düşüneceksini-‘’

‘’Anlatmazsan sana yardım edemem.’’

‘’İlk gördüğümde bir kardeşim vardı. Benden biraz kısa, yeşil gözlü. Babam kayıptı, babamı aramaya çıkmak için beni ikna etmeye çalışıyordu. Çok garipti çünkü kız arkadaşım Jessica ile oturduğumuz evdeydik ve her şey doğruydu. Tek yanlış olan şey bir kardeşim olması çünkü ben ailemin tek çocuğuyum. Ama o sırada kardeşimin olması da… Bilirsiniz, tuhaf gelmiyordu. O anı yaşamış ve tekrar izliyor gibiydim. Sonra yola çıktık ve bir hayalet yok ettik. Evet, yok ettik! Delice değil mi?’’ Sam dikleştirdiği başını geri yatırdı ve devam etti. ‘’Sonra ben geri dönmek istedim ve döndüğümde Jessica ölmüştü. Ama normalde olduğu gibi bir trafik kazası değildi. Tavandaydı, yanıyordu. Gördüğüme göre annem de öyle ölmüştü.’’ Diyerek yutkundu Sam. Doktor gördüğü şeylerin ona gerçekmiş gibi acı çektirdiğini yüzündeki ifadeden okuyabiliyordu. Nasıl bir hayal acı çektirecek kadar gerçekçi olabilirdi ki?

‘’Sam, bunların hiç birinin gerçek olmadığını biliyorsun değil mi?’’

‘’Biliyorum, biliyorum. Annem ben çok küçükken elektrikten çıkan bir yangından ölmüş. ‘’

‘’Peki baban? Nasıl öldü? Öleli ne kadar oldu?’’

‘’2-3 yıl oldu. Kalp krizi.’’ Ölümünün üzerinden kısa süre geçtiğini öğrenen doktor aklındaki soruyu sormak için tam vakti olduğunu düşündü. En başından beri şüphelendiği şeyi en sonunda test edebilirdi.

‘’Ölümüne dair bir anıların nasıl peki?’’

‘’Nasıl?’’

‘’2-3 yıl gibi kısa bir süre önceki bu acı olayı net hatırlaman gerekiyor. Olayları tamı tamına hatırlıyor musun?’’

‘’Aslına bakarsanız…’’Beynini yokladı. ‘’Üzüldüğümü hatırlıyorum. Diğer kısımları net değil.’’

‘’Tam da tahmin ettiğim gibi.’’ Diye düşündü doktor. Hafıza kaybı yaşamış bir hastanın özelliklerini gösteriyor. Ama hafızasını kaybetmemiş. Daha çok beyninden belirli yerler alınmış gibi. Bu doktorun kariyeri boyunca aldığı en tuhaf hastaydı.

‘’En son net olarak neyi hatırlıyorsun?’’ Kaşlarını çattı ve düşündü Sam. Cevabın netliğiyle kendisi de şaşkınlığa bürünmüştü.

‘’Bir ay kadar önce.  Eşim Jen’in yanında uyandığımı hatırlıyorum.’’ Doktor da olayın açıklanamazlığıyla gittikçe daha çok meraka düşüyordu. Bu olayı anlayana kadar seansı bitirmeyeceğe benziyordu.

‘’Anlıyorum. Gördüğün şeyleri anlatmaya devam eder misin lütfen?’’ Sam düşündü, en son kız arkadaşının öldüğünü anlattığını hatırlayarak devam etti.

‘’Babamızın peşinden gittik. Günlerce aradık. Bu sırada da bir sürü doğaüstü yaratık yok ettik, insanlar kurtardık. Sonra babamı bulduk. Annemi öldüren şeyi bulmak ve intikam almak için gitmişti. Ne olduğunu öğrenebilmiştik.’’ Sonraki kelimeler neredeyse bir fısıltı şeklinde döküldü Sam’in dudaklarından. ‘’Sarı gözlü iblis.’’ Gözlerini doktordan çekip ellerine odaklayarak devam etti. ‘’Daha sonra araba kazası oldu. Ağabeyim öldü ve bir hayalete dönüştü. Fakat babam onu kurtarmak için sarı gözlü iblisle bir çeşit anlaşma yaptı ve kendisi öldü.’’ Bunları çabuk atlatmak istermiş gibi bir solukta sıralayıvermişti kelimeleri. Ve sonra durdu. Doktor devam etmesini bekledi ama o devam etmeyince merakla sordu.

‘’Peki daha sonra?’’

‘’Hastane odasında gözlerimi açtım ve bir süre boyunca baygın kaldığımı öğrendim.’’

 O sırada Sam’in de doktorun da göremediği takım elbiseli esmer adam yavaş adımlarla Sam’e yaklaşmaya başladı. Anlattıkça iyileşeceğine dair içinde bir parça daha umut beliren adama uzanıp iki parmağının ucunu değirdi alnına hevesle. O anda Sam acıyla ikiye kıvrıldı, koltuktan inip dizleri üzerine çöktü. Acı dolu inlemeler bazen yükseliyor, ufak çığlıklara dönüşüyordu. Adamın parmaklarını çekmesiyle hızlıca havayı içine çekti Sam. Onun kesik kesik nefesler almasını ve az özce gördüklerini sindirmeye çalışmasını izleyen adam tatmin olmuş, gülümsedi. Görevini tamamlamış adam, evine gitti ve ilk işi kardeşini ziyaret etmek oldu. Parmaklıklar ardındaki mavi gözlü melek kardeşine öfkeli bir bakış attı. Dudakları aralandı ‘’Neden?’’ sözcüğü çıkabilmişti sadece yorgun meleğin dudaklarından. Kardeşi gülümsedi ve kafese bir adım daha yaklaştı.

‘’Çünkü güçlerinle istediğin insanın hafızasını silip mutlu mesut yaşatamazsın Castiel. Evrenin bir düzeni var.’’

‘’Ama neden acı çektiriyorsunuz? Neden Dean’i cehenneme yeniden gönderdiniz? Neden, Jehudiel?

 Nedeninin Samandriel’i öldüren Castiel’in sevdiklerini kaybetmenin acısını tüm bedeninde hissetmesini istemesi olduğunu söylemedi Jehudiel. Sadece ‘’Çünkü tanrı öyle emretti.’’ Dedi ve kayboldu. Castiel yine soğuk duvarlarla baş başa kaldı. Ve her şeyi yapma nedeni olan adamı bir kere daha görmeyi hayal etti…

 

    1 ay önce…

 

Dean, kardeşinin artık karısıyla mutlu bir hayat süreceğinden emin olmuş, lavaboda artık ihtiyaç olmayan Sam’in sahte kimliklerinin üzerinde canlanan ateşe baktı. Buruk bir gülümseyiş oluştu yüzünde. Meleğin gözlerinin içine baktı. Artık sadece bir kişisi kalmıştı ama kardeşi hak ettiği hayata kavuştuğu için de mutluydu. Mutluydu ve bunu melek de hissediyordu.

‘’İşte bu mutluluk her şeye değer.’’ Diye düşündü melek.

 

‘’Her şeye değer.’’