Actions

Work Header

Having A Family

Chapter Text

Pharrel Williams – Happy

“Hayır Jack! Bekle! Islatma! Benim tabancam daha hazır değil! Haksızlık ama bu!”

Kahkahaların havaya karıştığı bahçede çocuğun sesi ortamı daha da neşelendiriyordu. Çocuğun bağırışlarına rağmen durmayan Jack onu kovalamaya başladı ve artan kahkahaların arasından:
“Elbette beklemeyeceğim! Geçen sefer ben sana aynısını söylediğimde durdun mu Brad? Hayır, değil mi? Hatta bir keresinde takım elbiseme saldırmıştın! En sevdiğime! O yüzden ben de durmayacağım!” dedi ama beklemediği ona dönen ve ıslatmaya başlayan Brad’di.

Görünüşe göre sonunda düzeltebilmişti tabancasını. Bir önceki seferde Jack’in keşfettiği üzere çocuk her an saldırabilmek ya da hemen karşılık verebilmek için tabancayı suyla dolu ve hazır bir şekilde bekletiyordu. Jack de bu seferlik aynı şeyi ona yaşatmak istemiş ve tabancanın suyunu boşaltmadıysa da ayarını değiştirmişti. Kendisininkini de hazır bırakmayı ihmal etmemişti elbette. Böylece Brad onu yine gafil yakalamak istediğinde işe yaramamış, sonrasında Jack’in ona karşılık vermesiyle her zamankinin tersine kaçmaya başlamıştı.

Şimdi şartlar eşitlendiğinde kahkahalar daha da artmıştı. Artık ikisi de hem kaçıyor hem de kovalıyordu ve böylesi kesinlikle en güzeliydi. Kuralları sular bitince oyunun da biteceği şeklindeydi ve muhtemelen az sonra sonlanacaktı. O arada Brad’in evinin kapısı açıldı ve babası seslendi:
“Brad yapmayacağını biliyorum ama en azından biz yokken Jack’e daha az iş çıkarabilirsin sanıyorum ki… Rica ediyorum, lütfen.”
Brad durup tam mızırdanacakken Jack cevapladı:
“Biliyorsun ki önemli değil Aden ben yanında olduğunda kendini sınırlaması gereken biri değilim. Ki Brad’den bahsediyoruz, zaten kimsenin yanında değişmeyecektir ve değişmemeli de elbette.” Bir yandan da Brad’in saçlarını karıştırıyordu. Brad elini itince de:
“Saçın zaten sırılsıklam, bozmam mümkün değil” diye isyan etti. İkisi bu sefer bir diğerinin elini engelleme çabasındalardı.

Aden’in yanına çıkmış olan James gülümseyerek laf atmadan duramadı:
“Bu ikisini bir arada ve yalnız bırakmamamız gerektiğini hala savunuyorum.”
“Baba! Neden öyle diyorsun?” Brad mızırdandı “Jack ona güvenmediğinizi düşünecek!” Babalarının ve Jack’in kahkahalarıyla devam etti “Baba, sende mi öyle düşünüyorsun? Ben Jack’te kalmak istiyorum.” Brad’in isyanına Aden cevap verdi:
“Hayır oğlum, öyle düşünmüyorum. Elbette Jack’le kalabilirsin ama biz döndüğümüzde eve geçeceksin. Daha fazla Jack’e yük olmak yok, tamam mı?” Bunun üzerine Brad’in;
“Söz veremem baba. Geç gelirseniz sizi bekleyemem. Siz keyfinize bakın, ben de keyfime bakayım” yanıtıyla yine kahkahalarını tutamadılar. Aden ise Brad’i içeri çağırdı:
“En azından biz gitmeden üstünü değiştirelim de Jack’in yükü biraz hafiflesin.”

Aden’le Brad’in içeri girmesinin ardından James Jack’e döndü:
“Sana zorluk olmadığını, hoşuna gittiğini biliyorum Jack ve çok da teşekkür ediyorum ama biliyorsun ki her seferinde böyle olmak zorunda değil. Bakıcısı da var, arkadaşları da. Ya da bırakabileceğimiz başkaları. Kendini zorunlu hissetmene, planın varsa iptal etmene gerek yok."

“Biliyorum James, öyle bir şey olsa söylerim zaten.” Jack’in yanıtına James de onaylayarak karşılık verdi:
“Böyle diyeceğini biliyordum zaten. Ama Aden bunları söylemek için çıkmıştı ve söyleyemedi. Bende söylesem iyi olur diye düşündüm sadece.”
“Sonra sorarsa ya da meraklanırsa ben söyledim diyeceksin yani.”
“Elbette öyle diyeceğim. Hatta bu kadar düşünceli olduğum için güzel şeyler talep edebilirmişim gibi geliyor. Evet aslında ben çok iyi bir insanım Jack, lütfen arada sana karşı ne kadar kibar ve iyi olduğumu Aden’in yanında belirt. Ve düşünceli olduğumu da elbette.”

Jack gülerek başını sallarken Aden’le Brad dışarı çıktılar. Onların gelmesiyle hep beraber evin önüne yürümeye başlayan dörtlüde Aden’le Brad önden yürüyordu ve görünüşe göre Aden ona yine ricada bulunuyordu. Brad ciddiyetle onaylayıp başını sallarken James büyük bir mutlulukla onları izliyordu. Bu manzara Jack’in istemsizce içini çekmesine sebep oldu. Farkında olmadan yapmıştı ama bu Aden'in duymasına engel değildi. Brad’i bırakıp onlara döndü. James de bunun ‘gitme zamanı’ demek olduğunu biliyor, Brad’in seviyesine çöktü. Onunla göz göze konuşmayı severdi zaten.
“Babanı dinle.” dedi gülümseyerek. Brad de ondan ve Aden’den aldığı mükemmel gülümseyişiyle başını sallayıp onayladı. Babası uzanıp başını öptüğünde de gülümsemesi daha da büyüdü ama kalkarken saçını karıştırınca homurdandı. Buna kahkaha atan James uzanıp Aden’in dudaklarına bir öpücük kondurdu ve ikisi kendi aralarında sessizce konuşarak yürüyüp arabaya bindiler. Arabaya binmeden ve yola çıkmadan ikisi de dönüp el sallamışlardı elbette.

Araba çıktıktan sonra Jack ve Brad geride kalmış, yan eve doğru yürümeye başladılar. Jack’i tanıyan birinin ona ait olduğunu hemen anlayacağı tondaki maviye boyalı ev büyük sayılmazdı ama tek kişiye fazla geldiği aşikardı. Kendisinin bile nedenini bilmediği bir şekilde maviyle arasında bir bağ vardı. Özellikle de bu ton… Hayatı bu ton ile döner gibiydi…

Daldığını Brad’in ona seslenmesiyle fark etti ve ona döndü:
“Efendim?”
“Az sonra acıkacağım Jack, ne yemek var?” Jack içi gri ve beyaza boyalı evde kapıyı kapatırken ona döndü:
“Makarna.” Bunu duyan çocuk sevincine engel olamayan bir coşkuyla sordu:
“Soslu mu? Domates soslu? Beraber yapacağız, değil mi Jack? Sana yardım edebilirim?”
“Sevindin mi? Yapmalı mıyız? Pizza da söyleyebiliriz istersen?”
“Pizza söyleyecek kadar yorgun musun?” sakinleşmiş hatta biraz üzgün bir tavırla sordu Brad. Suratının nasıl hızla şekil değiştirdiğini gören Jack şaka yapmaya devam edemedi:
“Hayır Brad, pizza söyleyecek kadar yorgun değilim. Makarna için yardım etmek ister misin?”
“Evet Jack, tabi ki yardım ederim!” Çocuğun gözlerindeki ışıltı geri dönmüştü resmen. Jack’in arada açık yeşilleri olan gri mutfağına geçtiler. Kocaman bir camı olan mutfak, duvarları gri olsa da rengarenk ve çok ferahtı. Her yerde farklı renklerde eşyalar, ışıl ışıl ve kullanılan, canlı bir mutfak olduğunu gösteriyordu.

Brad mutfağa alışık ve ne yaptığını bilen bir tavırla alt dolaptan makarnayı çıkarıp tezgaha koydu. Eline bir diğer dolaptan çıkardığı büyük plastik mor bir kase alıp buzdolabını açtı. Kaseyi eline yakın, dolabın içinde boş bulduğu bir yere koydu ve domateslerin olduğu çekmeceyi açarak Jack’e sordu:
“Dört tane domates yetiyordu değil mi Jack? Küçük olmadıkları zaman dört ya da beş tane yeter demiştin geçen sefer. O zaman beş tane mi çıkarmam gerek?” Brad artık bu işin uzmanı olmuş, konuşmaya devam ederken Jack’e döndü sorusunun cevabını almak için. Onun hala mutfağın kapısında durduğunu gördü. Kirişe yaslanmış, gülümseyerek kendisini izliyordu ama belli ki dalmıştı. Ama gülümsemesi her zamanki gibi değildi. Brad’in gözüne farklı görünüyordu. Galiba babasının hüzün dediği şeydi bu. O şekilde gülümsüyordu ama hüzün ve gülümseme birbirine ters şeyler değil miydi? Okulda öyle öğrendiklerini hatırlıyordu. Hayır. O mutluluktu ve üzgünlükte zıttı. Ama zaten insan mutlu olduğu zaman gülümsemiyor muydu? Aynı anda nasıl üzüntü olabiliyordu?

Brad anlamaya çalışırken farkında olmadan sağa eğdiği başını kaldırdı ve çıkardığı beş domatesi kasenin içine koyup buzdolabını kapattı. Eğer Jack ‘fazla olmuş’ derse yerine geri koyardı.Kase ağır gelmişti, tezgahın üzerine koymak yerine masanın üzerine koydu onu bu yüzden. Sonra da dönüp Jack’in yanına gidip onu dürttü:
“Jack, tencereyle tavayı da mı ben çıkarayım? Eğer zor geliyorsa yapmayabiliriz. Neden ‘yorgun değilim’ dedin? Pizza da yiyebilirdik." Pantolon paçasının çekiştirilmesiyle kendine gelen Jack bir an duraksayıp:
“Hayır Brad, yorgun değilim.” diye yanıtladı, “Sadece bir an daldım. Benim canım makarna istiyor, senle beraber yapmayı özledim. Ben üstümü değiştirip geleyim, oldu mu?”
“Daldığını fark ettim. Hatta bir de hüzünlüydün. İyi misin?”
Jack bu çocuğun dikkatini ve duyduğunu unutmamasını çok seviyordu zaten. Yanlış bir şey söylenmezdi bir çocuğa ama insan Brad’de risk almayı düşünmüyordu bile .
“İyiyim Brad. Hüzünlendim birden ama şimdi geçti. İnsanlar böyle olabilir bazen. Hadi gel sen domatesleri yıka ben üstümü değiştirirken.” Bunu söyleyip sandalyeyi lavabonun önüne koydu. Brad’in sandalyeye çıkmasına yardım ettikten sonra domatesleri de tezgaha koyup mutfaktan çıktı.

* * * *

“Hala oturmak istediğine emin misin? Mısırlar hazır, getiriyorum ama yarın okulun olmasa da artık yatabilirsin.” Jack salona girdiğinde lafı yarıda kaldı. Görünüşe göre Brad’in inadı buraya kadardı, daha fazla dayanamamıştı. Jack ağzından fırlayan gülüşe engel olamadı, odadan çıkalı çok olmamıştı yani Brad dalalı kısa süre olmuş olmalıydı. Nasıl kayıp o kadar komik bir şekilde yatabildiğini merak etti Jack. Elindeki mısırı sehpanın üzerine koyup Brad’e döndü, önce başını düzeltmeliydi. Başı zaten korkunç duruyordu, bir de o halde kucağına almaya çalışırsa çocuğun ne hale geleceğini düşünmek istemedi.

Çocuğun başını düzeltip kucağına aldı, içerideki odayı hazırlamıştı zaten. Brad’i açtığı yatağa koydu ve ayakkabılarıyla çoraplarını çıkardı. Elbette Aden Brad’i rahat edeceği şekilde giydirmişti, adam hakikaten mükemmel bir babaydı. İç çekti, gerçekten çok güzel bir aileydiler. Hep olmak istediği bir aile, kurmak istediği…
Jack her zaman çocuklarla iyi anlaşırdı, çok uzun zamandır da bir çocuk sahibi olmak istiyordu. Ama hep yanında biri vardı düşündüğünde. Tek başına aile olmak isteniyordu. Eğer çocuk sahibi olacaksa yalnız olmamalıydı, çocuğunun iki babası yanında olsun istiyordu. Ya da babası ve annesi, fark etmezdi. Ama bir türlü olmamıştı, zıtlıklar hep vardı ve bu da Jack’in artık vazgeçmesine neden olmuştu. Uzun zamandır sevgilisi bile yoktu, aile hayali kurmak fazla uzaktı ona. Neyse ki son zamanlarda Brad çevresindeydi ki bu onu normalde olabileceğinden daha mutlu bir adam yapıyordu. Ama bazen de hüzünlüydü sadece. Hep istediği aileye sahiplerdi. Çok güzellerdi ve bu Jack’i sadece mutlu ediyordu aslında. Hüznünün tek sebebi kendisinin de çok istediği bir şey olması ve bir türlü sahip olamayışıydı. Mutlulukları ve evliliklerinden başka aynı zamanda Brad’e sahiplerdi, kendi çocuklarına. Jack’in artık vazgeçtiği bir şeye. Ama Brad’leyken aklından çıkaramadığı bir şeye.

Hep merak etmiş ve istemişti ama son zamanlardaki merak ve isteği hiçbir zamankiyle kıyaslanamazdı. Ama bu tek başına yapabileceği bir şey değildi ve cesaret de edemezdi.

Bir de evlat edinme seçeneği vardı. Önceden çok nadir düşünürdü çünkü onu yapacak olsa da yalnız olmayacağına inanırdı ve birlikte çocuk sahibi olmak istediği biri olursa kendi çocukları olabilirdi zaten, evlat edinmek belki son seçenekti. Ama şimdi Brad’e bakarken anlıyordu ki bir çocuk istiyordu ve bunun için şu an elinde olan tek seçenek buydu; artık beklemek, yalnız olmak ve hüzünlü durmak istemiyordu.

Son düşüncesiyle gülümsedi ve karar verdiğini hissetti. Bir şey yapmalıydı, harekete geçmesi gerekiyordu. En azından birine söylemeliydi. Ayağa fırladı ve kapıya gitti. Sonra gülümseyip geri döndü ve Brad’in battaniyesini gereksizce düzeltip başını okşadı. Alnını da öpüp odadan çıktı. Kapıyı arkasından çekse de tam kapatmamıştı. Koridorun ve salonun ışıkları giriyordu odaya.

Aldığı kararın heyecanıyla hemen telefona ulaştı, anlatması ve onaylatması gerekiyordu. Ayrıca ne yapacağını da öğrenmeliydi. Çalan telefon sonunda açıldı, neşeli bir ses duyuldu:
“Jack! Bu akşam Brad yok muydu? Nasıl oldu da aklına geldim?"
"Armand, sana söylemem gereken bir şey var." Ciddi gelen sese karşı telefondaki kişi sessizce bekledi. "Yardımın gerek."
"Jack, ne oldu?"
"Evlat edinmeye karar verdim. Ne yapmam gerek?"
"JACK! Seni öldüreceğim! Neden basit şeyleri basitçe söylemiyorsun ki?!" Derin bir şekilde nefes alıp verdikten sonra biraz daha sakin bir şekilde devam etti: "Ne evlat edinmesi ayrıca? Bu nerden çıktı? Bir dakika bir dakika... Senle ne zamandır görüşmüyoruz? Bu arada birlikte çocuk sahibi olmaya karar vereceğin birini nasıl buldun? Hayır, bir dakika. Bulmadın. Bulsan bile -ki sanmıyorum. Bu kadar kısa sürede yapamazsın sen böyle bir şey. Uzun süreli desem o da mümkün değil. Benden saklayabilmen gibi bir şey söz konusu bile değil sonuçta. O zaman bir dakika, bulmadığında hemfikiriz. Bulsan bile evlat edinmek istemezdin ki sen, bu nerden çıktı asıl?"
"Biliyorum pek evlat edinebileceğimi düşünmüyordum ama Brad…"
"Ne Brad'i?! Brad'i mi evlat edinmek istiyorsun? Jack-"
"Hayır Armand! Brad'i falan evlat edinmek istemiyorum! Susup cümlemi bitirmeme izin verecek misin?!" Hat sessizdi, Armand onu bekliyordu. Jack ona hak vermeden edemedi; Brad varken bu saatte aramazdı, bir de söylediği şey onu iyice panikletmiş olmalıydı. Armand'ın paniklemesine sebep olması imkansız olsa da galiba başarmıştı. İlerde çocuklarına anlatabilirdi-çocuklar. Konuşma.

"Biliyorsun hep çocuk sahibi olmak istedim ama bekliyordum. Bugün Brad'le birlikteyken de..." bir an duraksadı ama Armand hala bekliyordu, devam etti: "Çok mutlu olduğumu ve kendi çocuğumla da böyle zamanlar geçirmek istediğimi fark ettim ama aynı zamanda hala tek başıma çocuk sahibi olmak mantıksız geliyor, o yüzden de evlat edinmeyi düşünmeye karar verdim. Ne diyorsun, yardım edecek misin? Ne yapmam gerek?"

"Ne yapman mı gerek? Ha-Evet, tamam. Tabi ki yardım edeceğim Jack, sorman hata. Ben.. Şey, çok mutlu oldum senin adına, eminim mükemmel sonuçlanacak. Şu an sadece ne diyebileceğimi ya da ne yapabileceğimizi bilmiyorum. O yüzden her şeyi öğrenip yarın yanına geleceğim, tepkilerimi birinci elden daha iyi verebileceğime inanıyorum. Senin için uygun mu?"

"Öğlen mi gelirsin yoksa daha sonra ofise mi?"
"İkisi de olabilir, işten çıkınca sana da gelebilirim. Evde tepkilerimi daha rahat verebilirim. Tamam, anlaştık. İyi geceler Jack, senin yüzünden erken uyuyacağım."
"İyi geceler, haberini bekliyorum." Jack gülümseyerek telefonu kapattı. Armand onu her zaman gülümsetirdi ama şu an her zamankinden daha mutlu hissediyordu. Ve rahatlamış.

Salonun dağınıklığını yarın toplamaya karar verdi ama en azından patlamış mısırları kaldırmalıydı. Bayatlamazlarsa yarın Armand'a bile verebilirdi. Yiyecek atmayı sevmezdi.Ama şimdi yatsa daha iyi olacaktı. Sabah Brad erken kalkabilirdi. Evine de gitse burda da kalsa Jack onun için erken uyanmalıydı.